kitap alıntıları
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
başlık "mesteral" tarafından 08.11.2020 11:05 tarihinde açılmıştır.
1521.
“insanın boşluğunu kapatacak bir cümleye ihtiyacım var şimdi. insanın boşluğunu ne doldurur?”
mevsim yas
mevsim yas
devamını gör...
1522.
görünen o ki , insan büyüdükçe korulukları tahrip edilen zihnine, her geçen yıl daha az düşünce uğruyor.
zihnimizin korulukları lüzumsuz hırs yangınlarını harlamak için satılmış yahut odun değirmenlerine yollanmış ve kala kala düşüncelerimizin tutunabileceği ince bir dal parçası kalmış geriye. bizimle birlikte bir şeyler yaratıp üretmeyi çoktan kesmişler.
henry davıd thoreau- yürümek sayfa-50
zihnimizin korulukları lüzumsuz hırs yangınlarını harlamak için satılmış yahut odun değirmenlerine yollanmış ve kala kala düşüncelerimizin tutunabileceği ince bir dal parçası kalmış geriye. bizimle birlikte bir şeyler yaratıp üretmeyi çoktan kesmişler.
henry davıd thoreau- yürümek sayfa-50
devamını gör...
1523.
hafızamızın, biz yaşlandıkça fazla yük taşımak istemeyen huysuz bir yük hayvanı gibi attığı ağırlıklar en sevmediği yükler midir, en ağırları mı, yoksa en kolay düşenler mi?
syf. 123
kara kitap, orhan pamuk.
devamını gör...
1524.
1525.
devamını gör...
1526.
" sizi aklı başında sanmalarını sağlamanın en iyi yolu bayağı pişkin olmaktır. iyiden iyiye pişkinseniz mesele yok,o zaman artık hemen hemen ne yapsanız yeridir, ne isterseniz,çoğunluk sizden yanadır ve kimin deli olup kimin olmadığına karar veren de çoğunluktur . "
louis ferdinand celine, gecenin sonuna yolculuk.
louis ferdinand celine, gecenin sonuna yolculuk.
devamını gör...
1527.
"... burası bizim yuvamız değil. biz, yer çekimiyle dünyaya zincirlenmişiz. kim bilir nereden kovulduk? cennet mi? hiç sanmıyorum! hem de hiç!"*
devamını gör...
1528.
zaten bir başkası olmak için yanıp tutuşan bütün mutsuzlar için, hikâye anlatmak, kendi sıkıcı gövdeleri ve ruhlarından kurtulabilmeleri için bir hileydi.
kara kitap, orhan pamuk.
devamını gör...
1529.
okumak aynanın içine bakmaktır; aynanın arkasındaki 'sırrı' bilenler öteki tarafa geçerler, harflerin sırrından haberdar olmayanlar ise bu dünya içinde kendi yüzlerinin yavanlığından başka bir şey bulamazlar.
syf. 320
kara kitap, orhan pamuk.
devamını gör...
1530.
vakti geldiğinde rabb'in sana gönlündekini verecek ve seni hoşnut kılacak ..i
duha / 5
duha / 5
devamını gör...
1531.
insanlar her gün, her gece, defalarca başka biri olarak doğabiliyorlar, başka biri olarak yaşayabiliyorlardı.
ahmet altan/ son oyun/ s/ 39
ahmet altan/ son oyun/ s/ 39
devamını gör...
1532.
binlerce yıl önce, birisi ateş yakmayı keşfetti.
herhalde insan kardeşlerine ateş yakmayı öğretti diye, o ateşte yakmışlardır onu.
ayn rand- hayatın kaynağı/ s/ 600
herhalde insan kardeşlerine ateş yakmayı öğretti diye, o ateşte yakmışlardır onu.
ayn rand- hayatın kaynağı/ s/ 600
devamını gör...
1533.
'sevinç, insanın yetkinliğinin daha düşük bir seviyeden daha mükemmel bir seviyeye geçişidir.
keder, insanın yetkinliğinin mükemmel seviyeden daha düşük seviyeye geçişidir.
geçiş diyorum, çünkü sevinç hakiki yetkinlik değildir. ınsan geçtiği bu yetkinlikle doğmuş olsaydı, sevinç duygusu yaşamadan da
bu yetkinliğe sahip olurdu; zaten bu durum sevinç duygusuna karşıt olan keder duygusundan rahatça anlaşılır. çünkü keder daha düşük yetkinlik değildir, daha düşük bir yetkinliğe geçiştir, buna kimse itiraz edemez; dolayısıyla bir insan yetkinliğe katılmaktan dolayı kederlenemez. kedere daha büyük bir yetkinlikten yoksunluk da diyemeyiz, çünkü yoksunluk hiçbir şeydir, oysa keder duygusu bir edimdir ve sadece insanın daha düşük bir yetkinliğe geçiş edimiyle, yani insanın etkileme gücünün azalması ya da kısıtlanması edimiyle mümkün olabilir.'
spinoza-etika
etika; okumayı,anlamayı en çok istediğim kitaplardan birisi. daha önce birkaç sefer başlasam da bitiremedim. hem tam anlamıyla odaklanamadım hem de donanım yönünden de eksik olunca bitiremedim. bu sefer daha çok odaklanmaya çalışıyorum, donanımım yine eksik kalsa da. ılk 2 bölümden* üçüncü bölüme* gelince farklı bir kitaba geçmiş gibi hissettim gerçi ilk 2 bölüm daha çok aşina olduğum kısımlardı. bir filozofu kendi cümlelerinden okumakla;başkalarından dinlemek veya onun üzerine yazılan başka kitapları okumak çok farklı şey gerçekten. tabii en güzeli orijinal şekliyle yani latincesini okuyabilmek olurdu.
bazı hocalardan falan duyduğum kadarıyla spinozanın dili açık,sade ama yine de ayrı bir karmaşıklığı var bana göre ve bu şekilde de belirten spinoza üzerine uzmanlaşmış insanlar var. az yazıp çok fazla şey anlatan filozof bana göre. beni özellikle etkileyen zihin,duygular,özgürlük gibi konularda bahsettiklerinin bilimsel anlamda da karşılığının olması ve gerçekten çok fazla şey anlatmış.
spinozayı anlamaya çalışırken geçmişte edindiğim bilgilerin yol gösterici yanı var elbette ama bir yandan da kısıtlayıcı yönü de var gibi geliyor.
devamını gör...
1534.
1535.
giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak
kurtardım ceylanı avcının elinden
ama daha baygın yatar, ayılamadı
kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı
oldum yıldızlarla haşır-neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı
çektim kuyudan suyu
ama bardaklara konulamadı
güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı
sevdalara doyulamadı
giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak
kurtardım ceylanı avcının elinden
ama daha baygın yatar, ayılamadı
kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı
oldum yıldızlarla haşır-neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı
çektim kuyudan suyu
ama bardaklara konulamadı
güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı
sevdalara doyulamadı
giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak
devamını gör...
1536.
devamını gör...
1537.
''nef'î efendi, bütün hayatı boyunca gözünü budaktan, dilini dudaktan sakınmayarak yaşamıştı. istanbul halkı, en küçüğünden en büyüğüne kadar o'nun dilinden pek kurtulamıyordu. ''sihâm-ı kazâ'' adlı kitabı baştan sona yergilerle doluydu. bu kitabın sayfalarında yer alan isimlere bakılınca ''murat'' çağının önde gelen adamlarının, devletlû olsun, halktan yahut sanatçılardan olsun, bir geçit resmi yaptıkları sanılabilirdi. kendisine kızıp ''- a boşboğaz köpek!'' diyen tâhir efendi'ye verdiği;
''bize tâhir efendi kelp demiş
iltifâtı bu sözde zâhirdir
mâlikî mezhebim benim zirâ
i'tikâdımca kelp tâhirdir.''
cevabı milletin hâfızasına o kadar yerleşti ki artık insanlar birbirlerine küfrederken köpek diyemez oldular.
ünlü şeyhülislâm şâir yahya efendi'nin o'nun hakkında düzenlediği şu kıt'a, güyâ o'nu över sözler gibi şiir meclislerinde birkaç günler okunup sanki toplu intikam alınırcasına gülündüydü:
''şimdi hayli sühanverûn içre
nef'î mânendi var mı bir şâir
sözleri seb'a-i muallâka'dır
imreü'l kays kendidür kâfir''
''şimdiki söz ustaları içinde nef'î gibi bir şâir daha yoktur. çünkü o'nun sözleri ''yedi askı'' şiirleri gibidir ve kendisi de imrü'l kays sayılır.'' gerçekten de ilk bakışta çok mâsum bir övgü gibi görünen bu dörtlüğün altında gizli bir yergi vardı. bir defa bu sözler bir müftünün ağzından çıkmıştı. eh, bir müftü de birisine ''kâfir!'' derse istediği kadar över görünsün, bu söz o kişinin dinden çıktığını gösterir. üstelik o'nun sözlerini de ''yedi askı'' şiirlerine benzetiyordu ki bu şiirler câhiliye devrinde söylendiği için birer küfür sözü sayılırdı.
nef'î efendi buna bir kıtayla cevap verince bu sefer herkes şeyhülislâm yahya'nın ardından gülmeye başladı. cevap şu idi:
''bana kâfir demiş müftü efendi
tutalım ben diyem o'na müselmân
vardıkta yarın rûz-ı cezâya
ikimiz de çıkarız onda yalan''
yergileriyle herkesi çileden çıkaran nef'î'yi bir gün sadrazam bayram paşa'nın adamları sille tokat hırpalayarak götürdüler. sarayın odunluğunda bayram paşa'nın emriyle cellât arap osman tarafından boğulup cesedinin sarayburnu'ndan denize atıldığını istanbul zariflerinin ağzında dolaşan;
''gökten nazire indi sihâm-ı kazâ'sına
nef'î, diliyle uğradı hakk'ın belâsına'' beytini işitenler anlayabiliyordu.
o'nun hiciv merakını göstermek için olsa gerek, sonradan halk arasında bir söylence dolaşmıştı. güyâ nef'î efendi ölüme giderken harem ağası o'na:
'' - istersen senin için sultan'a bir arzuhâl yazayım da kelleni kurtaralım!'' demiş. elleri bağlı nef'î ne desin, râzı olmuş. zenci harem ağası bir kâğıt alıp kamış kalemini hokkaya bandırmış. birkaç satır sonra kalemin ucundan bir damla mürekkep, yazılan kısmın üzerine düşüp yazıyı bozunca nef'î yine kendini tutamayıp:
'' - efendim, mübârek teriniz damladı!'' yollu şaka yapınca güyâ harem ağası:
'' - var a köpek, sen gebermeyi hak etmişsin!'' diyesiymiş.
''ey dîl hele âlemde bir âdem yoğ imiş
var ise de ehl-i dîle mahrem yoğ imiş
gâm çekme hakikatte eğer ârif isen
farz eyle ki el'ân yine âlem yoğ imiş.'' nef'î
anlamı: ''ey gönül! hele şu dünyada adam gibi bir adam yokmuş. var ise de gönülden anlayan bir sırdaş bulunmuyormuş. eğer bilge isen şu dünya için asla gam çekme ve tut ki dünya diye bir şey de zâten yok imiş.'' (prof. dr. iskender pala'nın ''bâbil'de ölüm istanbul'da aşk'' romanı'ndan)
''bize tâhir efendi kelp demiş
iltifâtı bu sözde zâhirdir
mâlikî mezhebim benim zirâ
i'tikâdımca kelp tâhirdir.''
cevabı milletin hâfızasına o kadar yerleşti ki artık insanlar birbirlerine küfrederken köpek diyemez oldular.
ünlü şeyhülislâm şâir yahya efendi'nin o'nun hakkında düzenlediği şu kıt'a, güyâ o'nu över sözler gibi şiir meclislerinde birkaç günler okunup sanki toplu intikam alınırcasına gülündüydü:
''şimdi hayli sühanverûn içre
nef'î mânendi var mı bir şâir
sözleri seb'a-i muallâka'dır
imreü'l kays kendidür kâfir''
''şimdiki söz ustaları içinde nef'î gibi bir şâir daha yoktur. çünkü o'nun sözleri ''yedi askı'' şiirleri gibidir ve kendisi de imrü'l kays sayılır.'' gerçekten de ilk bakışta çok mâsum bir övgü gibi görünen bu dörtlüğün altında gizli bir yergi vardı. bir defa bu sözler bir müftünün ağzından çıkmıştı. eh, bir müftü de birisine ''kâfir!'' derse istediği kadar över görünsün, bu söz o kişinin dinden çıktığını gösterir. üstelik o'nun sözlerini de ''yedi askı'' şiirlerine benzetiyordu ki bu şiirler câhiliye devrinde söylendiği için birer küfür sözü sayılırdı.
nef'î efendi buna bir kıtayla cevap verince bu sefer herkes şeyhülislâm yahya'nın ardından gülmeye başladı. cevap şu idi:
''bana kâfir demiş müftü efendi
tutalım ben diyem o'na müselmân
vardıkta yarın rûz-ı cezâya
ikimiz de çıkarız onda yalan''
yergileriyle herkesi çileden çıkaran nef'î'yi bir gün sadrazam bayram paşa'nın adamları sille tokat hırpalayarak götürdüler. sarayın odunluğunda bayram paşa'nın emriyle cellât arap osman tarafından boğulup cesedinin sarayburnu'ndan denize atıldığını istanbul zariflerinin ağzında dolaşan;
''gökten nazire indi sihâm-ı kazâ'sına
nef'î, diliyle uğradı hakk'ın belâsına'' beytini işitenler anlayabiliyordu.
o'nun hiciv merakını göstermek için olsa gerek, sonradan halk arasında bir söylence dolaşmıştı. güyâ nef'î efendi ölüme giderken harem ağası o'na:
'' - istersen senin için sultan'a bir arzuhâl yazayım da kelleni kurtaralım!'' demiş. elleri bağlı nef'î ne desin, râzı olmuş. zenci harem ağası bir kâğıt alıp kamış kalemini hokkaya bandırmış. birkaç satır sonra kalemin ucundan bir damla mürekkep, yazılan kısmın üzerine düşüp yazıyı bozunca nef'î yine kendini tutamayıp:
'' - efendim, mübârek teriniz damladı!'' yollu şaka yapınca güyâ harem ağası:
'' - var a köpek, sen gebermeyi hak etmişsin!'' diyesiymiş.
''ey dîl hele âlemde bir âdem yoğ imiş
var ise de ehl-i dîle mahrem yoğ imiş
gâm çekme hakikatte eğer ârif isen
farz eyle ki el'ân yine âlem yoğ imiş.'' nef'î
anlamı: ''ey gönül! hele şu dünyada adam gibi bir adam yokmuş. var ise de gönülden anlayan bir sırdaş bulunmuyormuş. eğer bilge isen şu dünya için asla gam çekme ve tut ki dünya diye bir şey de zâten yok imiş.'' (prof. dr. iskender pala'nın ''bâbil'de ölüm istanbul'da aşk'' romanı'ndan)
devamını gör...
1538.
"yanlış bir şey yapmadığımı biliyorum; çünkü cennetin isteği, kanatlarımı kesip yerlere kapanmam, gözlerimden hayatın kanları akarken başımı kollarımın arasına alıp, 'demek ki benim payıma düşen de bu, hayatta.' demem değildi. cennet günlerimi, geceleri acı içinde 'tan vakti ne zaman gelecek?' ve sonra tan vakti geldiğinde 'güneş ne zaman göğü terk edecek?' diye sorarak geçirmemi istememişti. şu adamın mutsuz ve perişan olması istenmemişti, çünkü onun içinde mutluluk isteği yaratılmıştı, çünkü bir insanın mutluluğuyla yücelir allah. işte benim öyküm, cennetin ve dünyanın önündeki isyanım bu. şarkı söyleyeceğim, öykümü anlatacağım, ama insanlar kulaklarını kapatıp duymayacaklar, çünkü kendi ruhlarının isyan etmesinden ve toplumlarının sallanıp başlarına yıkılmasından korkuyorlar. "
halil cibran - asi ruhlar
(avrupa yakası yayınları, 1. baskı, s.73)
halil cibran - asi ruhlar
(avrupa yakası yayınları, 1. baskı, s.73)
devamını gör...
1539.
"despot karşısında herkes eşittir, yani sıfıra eşittir."
devamını gör...
1540.
sevginin kesintisiz bir şey olduğuna inanmıyordum. sevgi doğuyordu. sonra bir gün ölüyordu. ölünce hiç doğmamış gibi oluyordu.
yeşil peri gecesi, ayfer tunç.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103