981.
büyük anam şöyle derdi hep: «tanrı hiç kimseye çekemiyeceği kadar acı ver­mez» . bir gün büyük anama: «tanrı niye acı versin ki insanlara?» dedim, «acıyı in­sanlar verir insanlara».

syf. 172
ölümün ağzı, irfan yalçın.
devamını gör...
982.
bir insan ister altın, ister akıl yönünden varsıl olsun, bunlardan yoksun olanlarla konuşurken çok dikkatli olmalıdır.

syf. 47
afrikalı leo, amin maalouf.
devamını gör...
983.
"elbette yedi milyar insanın yedi milyar gündemi var ve daha önce de belirttiğim gibi büyük resim hakkında kafa yormak, görece nadir rastlanan bir lüks. gecekondu mahallesinde tek başına iki çocuk büyütmeye çalışan bir annenin derdi bir sonraki öğünü nasıl çıkaracağı, akdeniz’in ortasında şişme bir botla yol alan göçmenlerin derdi karaya nasıl ulaşacakları, büyük şehirdeki kalabalık bir hastanede ölüm döşeğinde yatan adamın derdi kalan son gücüyle bir nefes daha alabilmek. hepsinin küresel ısınma ya da liberal demokrasinin içine düştüğü krizden çok daha mühim sorunları var. tüm bunların hakkını vermeye hiçbir kitabın gücü yetmez ve benim elimde de böyle dertlerle boğuşan insanlara verebileceğim bir ders yok. onlardan ders almayı umabilirim sadece."

yuval noah harari
21. yüzyıl için 21 ders
devamını gör...
984.

toplumun kabul ettiği davranış biçimlerinden sapmanın dışlanmayla cezalandırıldığını daha önce defalarca yaşayıp öğrenmişti.

van gogh
devamını gör...
985.
-aşk da var bardamu!
-arthur aşk denen şey, sonsuzluğun kanişlerin uzanabileceği bir düzeye çekilmesidir. benimse bir onurum var!

-gecenin sonuna yolculuk, louis ferdinand celine.
devamını gör...
986.
noel ve yılbaşı üzerimize doğru geliyor yine. o mide bulandırıcı ikili. televizyon mağaralarından çıkan bütün o kalabalık. aile toplantıları. hiçlik, sahte sarhoşlar, sahte gülümsemeler, sahte insanlar. bir şekilde atlatırız umarım, bir kez daha.

bukowski
devamını gör...
987.
hayatta çok fazla mantık aramak insanı mutsuz eder.

son dilek - harika ikili / iffet oral
devamını gör...
988.
.... rastlantıya inanmaktadır. fakat rastlantı acımasızdır.

bir yaz öyküsü

bilinmeyen bir kadının mektubu / zweig
devamını gör...
989.
''peregrini hâlâ aynı heyecanla bağırıyordu:
_ ya kinler, nefretler, boğuşmalar, didişmeler, vahşetler... onları bir fenâlık, allah'ının bir eseri olarak kabul etmek lâzım değil mi ?
vehbi dede:
_ hayır... hepsi aynı nurun gölgesi, hepsi aynı ilâhi ressamın kullandığı başka başka boyalar...
_ o halde sen dede, ayrı ve ferdi bir ruha inanmıyorsun ?
dede omuzlarını silkti:
_ kaynağına dönen damla, güneş'e dönen ışık parçası ayrı mıdır, değil midir? ben, sadece hepimizi içine alan muazzam bir vahdetin parçası olduğuna imân ettim. bundan ötesini, perdenin bu tarafında kimse idrak edemez.
_ o halde?
_ o halde bu kadarı yeter, ondan ötesi... bütün varlık, yerler, hatta gökleri dolduran güneş manzûmeleriyle bile birer gölge, geçici bir gölge oyunu!
peregrini'nin gözleri yumuşadı, şevki'nin çatık kaşları birbirine girdi ve vehbî dede fârısî bir kıt'ayı müterennim bir sesle türkçe okudu :
_ meyhâneler sâkini ol; iç, mihrâbları yak, kâbe'yi ateşe ver. fakat ey insan! benî nev'ini incitme! '' (sinekli bakkal - halide edip adıvar)
devamını gör...
990.
"senden kaçtı çünkü seni ne kadar çok sevdiğinin farkına vardı. senin yanında olmaya gücü yetmedi."
dostoyevski "budala"
devamını gör...
991.
kadın ve erkekler, doğalarının derin taraflarını bulmak için mücadele etseler de, birtakım gerekçelerle, çoğunlukla da çeşitli hazlar yüzünden akıllarının çelinmesi tesadüf değildir. bazıları bu hazlara bağımlı hale gelip sonsuza kadar orada sıkışıp kalır ve işlerine asla devam edemez.
syf. 143

başka bir deyişle, herkesin psişesinde saptırıcı, hilekâr ve enfes öğeler vardır. bu öğeler bilinç karşıtıdır; şeyleri karanlıkta ve heyecan verici bir halde tutarak gelişir. bazen ışığın vereceği heyecan için tüm bunlara katlandığımızı kendi kendimize hatırlatmamız zordur.
syf. 145

eğer bir kadının ikili doğası gözden kaçırılır ve kadın sadece göründüğü biçimiyle değerlendirilirse, insan büyük bir sürprize hazır olmalıdır, çünkü kadının vahşi doğası, derinlerinden yükselip kendini göstermeye başladığında, çoğu zaman daha önce ifade ettiklerinden tamamen farklı ilgi, his ve fikirleri olduğu görülür.
syf. 147


kurtlarla koşan kadınlar
devamını gör...
992.

uzun saçın kadına "özgü" bir şey olduğunu o denli kanıksamışız ki, neden bir kadının saçlarından oluşan tacı o kadar beğendiğimiz halde çinlilerin atkuyruklarını beğenmediğimizi açıklamak güç.


syf. 74
kadınlar ülkesi,c.p. gilman.
devamını gör...
993.

saat akşamın altı veya yedisinde yatıyorum tavuklar gibi. sabahın saat birinde beni uyandırıyorlar, saat sekize kadar çalışıyorum. sekizde, bir buçuk saat daha uyuyorum. sonra hafif bir şeyler yiyip bir fincan şekersiz kahve içiyorum, saat dörde kadar çalışıyorum... akşam yemeğinden sonra yatıyorum. birkaç ay bu tempo ile yaşamalıyım ki taahhütlerimin altından kalkabileyim.

çalışma hayatıma yeniden başladım. yemeğimi yer yemez, saat altıda yatıyorum. gece yarısına kadar uyuyorum. auguste önüme bir fincan kahve sürüyor, o hızla kafam öğleye kadar durmadan işliyor. müsvedde götürüp provaları almak için matbaaya gidiyorum, vücudumu da hareket ettirmiş oluyorum. ya, küçük kardeş! on iki saat içerisinde ak üzerine epey kara konulabiliyor işte. bir ay bu biçimde yaşarsan, epey iş çıkarırsın...


h.d.balzac.

*
insanlık komedyası külliyatı böyle ortaya cıkmış demek ki.

*
devamını gör...
994.

anneliğe dayalı temel ayırt edici özellikleri, tüm uygarlıklarının en belirgin işareti olan bu kadınlar, "kadınsılık" dediğimiz şeyden ta­mamen yoksunlardı. bu durum derhal şu bayıldığımız "ka­dınsı çekicilikler"in aslında hiç de kadınsı olmadığı, sadece kadınların, bizi memnun etmek için -çünkü bizi memnun etmek zorundaydılar- geliştirdikleri erkeksiliğin yansıtıl­ması olduğu ve bunun, büyük hedeflerini tam olarak yerine getirmeleri için hiç de elzem olmadığı kanısına varmama yol açtı.


syf. 112
kadınlar ülkesi, c.p. gilman.
devamını gör...
995.
ben kötü bir insan değildim. ne aksi bir adamım ne de uysal biriyim. ne alçağın biriyim, ne de namuslu, ne onurlu biriyim, ne bir kahramanım, ne de bir korkak. ben hiçbir şey olamadım...
devamını gör...
996.
" ınsan, daha ölüm düşüncesine alışmadan cenaze arabasının peşine takılmak zorunda kalır."
albert camus/ yabancı
devamını gör...
997.
"yoksulluğun ilk etkisi, düşünceyi öldürmesidir."
(bkz: aspidistra)
devamını gör...
998.
"sizi dinlemek sıkıcı. neden hep böyle neşelisiniz?"
"ama canım, neden üzgün olayım?"
"yaşam eğlenceli değildir de ondan."
"bakın, siz pek öyle yemek yemiyorsunuz. hele bir kez tıka basa yemek yemeyi deneyin. sıkıntı yeni bir buluştur. eskiden kimsenin canı sıkılmazmış."
"bırak kendini övmeyi! sanki hiç canın sıkılmaz mı?"
"yok canım, hiç sıkılmaz! can sıkıntısı nedir bilmem ben, ona zamanım yok. insan sabah uyanır; gider mutfağa, yemek hazırlatır. çay içer, kâhya gelir. sonra balık avına çıkar, işte öğle yemeği saati gelmiştir. derken, bakarsınız bir çırpıda akşam oluvermiştir... canımın sıkılmasına zaman mı kalır sanıyorsunuz?
(bkz: nikolay gogol) (bkz: ölü canlar)
devamını gör...
999.
"hayatın en çetrefilli meselesi, çözülmesi en zor sırrı, gerçekte kim olduğumuzdur. çünkü herkes hayatının bir yerinde kaybolur. bazıları kendisini bulabilmek için önce çok eskiden kaybettiklerini bulmak zorundadır."

(bkz: tarık tufan)
(bkz: kaybolan)
devamını gör...
1000.
umut ediyorum, yoksa yaşayamazdım. (bkz: doktor moreau'nun adası)(bkz: h. g. wells)
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kitap alıntıları" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim