kitap alıntıları
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
başlık "mesteral" tarafından 08.11.2020 11:05 tarihinde açılmıştır.
1481.
binlerce yıl önce, birisi ateş yakmayı keşfetti.
herhalde insan kardeşlerine ateş yakmayı öğretti diye, o ateşte yakmışlardır onu.
ayn rand- hayatın kaynağı/ s/ 600
herhalde insan kardeşlerine ateş yakmayı öğretti diye, o ateşte yakmışlardır onu.
ayn rand- hayatın kaynağı/ s/ 600
devamını gör...
1482.
1483.
giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak
kurtardım ceylanı avcının elinden
ama daha baygın yatar, ayılamadı
kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı
oldum yıldızlarla haşır-neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı
çektim kuyudan suyu
ama bardaklara konulamadı
güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı
sevdalara doyulamadı
giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak
kurtardım ceylanı avcının elinden
ama daha baygın yatar, ayılamadı
kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı
oldum yıldızlarla haşır-neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı
çektim kuyudan suyu
ama bardaklara konulamadı
güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı
sevdalara doyulamadı
giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak
devamını gör...
1484.
devamını gör...
1485.
''nef'î efendi, bütün hayatı boyunca gözünü budaktan, dilini dudaktan sakınmayarak yaşamıştı. istanbul halkı, en küçüğünden en büyüğüne kadar o'nun dilinden pek kurtulamıyordu. ''sihâm-ı kazâ'' adlı kitabı baştan sona yergilerle doluydu. bu kitabın sayfalarında yer alan isimlere bakılınca ''murat'' çağının önde gelen adamlarının, devletlû olsun, halktan yahut sanatçılardan olsun, bir geçit resmi yaptıkları sanılabilirdi. kendisine kızıp ''- a boşboğaz köpek!'' diyen tâhir efendi'ye verdiği;
''bize tâhir efendi kelp demiş
iltifâtı bu sözde zâhirdir
mâlikî mezhebim benim zirâ
i'tikâdımca kelp tâhirdir.''
cevabı milletin hâfızasına o kadar yerleşti ki artık insanlar birbirlerine küfrederken köpek diyemez oldular.
ünlü şeyhülislâm şâir yahya efendi'nin o'nun hakkında düzenlediği şu kıt'a, güyâ o'nu över sözler gibi şiir meclislerinde birkaç günler okunup sanki toplu intikam alınırcasına gülündüydü:
''şimdi hayli sühanverûn içre
nef'î mânendi var mı bir şâir
sözleri seb'a-i muallâka'dır
imreü'l kays kendidür kâfir''
''şimdiki söz ustaları içinde nef'î gibi bir şâir daha yoktur. çünkü o'nun sözleri ''yedi askı'' şiirleri gibidir ve kendisi de imrü'l kays sayılır.'' gerçekten de ilk bakışta çok mâsum bir övgü gibi görünen bu dörtlüğün altında gizli bir yergi vardı. bir defa bu sözler bir müftünün ağzından çıkmıştı. eh, bir müftü de birisine ''kâfir!'' derse istediği kadar över görünsün, bu söz o kişinin dinden çıktığını gösterir. üstelik o'nun sözlerini de ''yedi askı'' şiirlerine benzetiyordu ki bu şiirler câhiliye devrinde söylendiği için birer küfür sözü sayılırdı.
nef'î efendi buna bir kıtayla cevap verince bu sefer herkes şeyhülislâm yahya'nın ardından gülmeye başladı. cevap şu idi:
''bana kâfir demiş müftü efendi
tutalım ben diyem o'na müselmân
vardıkta yarın rûz-ı cezâya
ikimiz de çıkarız onda yalan''
yergileriyle herkesi çileden çıkaran nef'î'yi bir gün sadrazam bayram paşa'nın adamları sille tokat hırpalayarak götürdüler. sarayın odunluğunda bayram paşa'nın emriyle cellât arap osman tarafından boğulup cesedinin sarayburnu'ndan denize atıldığını istanbul zariflerinin ağzında dolaşan;
''gökten nazire indi sihâm-ı kazâ'sına
nef'î, diliyle uğradı hakk'ın belâsına'' beytini işitenler anlayabiliyordu.
o'nun hiciv merakını göstermek için olsa gerek, sonradan halk arasında bir söylence dolaşmıştı. güyâ nef'î efendi ölüme giderken harem ağası o'na:
'' - istersen senin için sultan'a bir arzuhâl yazayım da kelleni kurtaralım!'' demiş. elleri bağlı nef'î ne desin, râzı olmuş. zenci harem ağası bir kâğıt alıp kamış kalemini hokkaya bandırmış. birkaç satır sonra kalemin ucundan bir damla mürekkep, yazılan kısmın üzerine düşüp yazıyı bozunca nef'î yine kendini tutamayıp:
'' - efendim, mübârek teriniz damladı!'' yollu şaka yapınca güyâ harem ağası:
'' - var a köpek, sen gebermeyi hak etmişsin!'' diyesiymiş.
''ey dîl hele âlemde bir âdem yoğ imiş
var ise de ehl-i dîle mahrem yoğ imiş
gâm çekme hakikatte eğer ârif isen
farz eyle ki el'ân yine âlem yoğ imiş.'' nef'î
anlamı: ''ey gönül! hele şu dünyada adam gibi bir adam yokmuş. var ise de gönülden anlayan bir sırdaş bulunmuyormuş. eğer bilge isen şu dünya için asla gam çekme ve tut ki dünya diye bir şey de zâten yok imiş.'' (prof. dr. iskender pala'nın ''bâbil'de ölüm istanbul'da aşk'' romanı'ndan)
''bize tâhir efendi kelp demiş
iltifâtı bu sözde zâhirdir
mâlikî mezhebim benim zirâ
i'tikâdımca kelp tâhirdir.''
cevabı milletin hâfızasına o kadar yerleşti ki artık insanlar birbirlerine küfrederken köpek diyemez oldular.
ünlü şeyhülislâm şâir yahya efendi'nin o'nun hakkında düzenlediği şu kıt'a, güyâ o'nu över sözler gibi şiir meclislerinde birkaç günler okunup sanki toplu intikam alınırcasına gülündüydü:
''şimdi hayli sühanverûn içre
nef'î mânendi var mı bir şâir
sözleri seb'a-i muallâka'dır
imreü'l kays kendidür kâfir''
''şimdiki söz ustaları içinde nef'î gibi bir şâir daha yoktur. çünkü o'nun sözleri ''yedi askı'' şiirleri gibidir ve kendisi de imrü'l kays sayılır.'' gerçekten de ilk bakışta çok mâsum bir övgü gibi görünen bu dörtlüğün altında gizli bir yergi vardı. bir defa bu sözler bir müftünün ağzından çıkmıştı. eh, bir müftü de birisine ''kâfir!'' derse istediği kadar över görünsün, bu söz o kişinin dinden çıktığını gösterir. üstelik o'nun sözlerini de ''yedi askı'' şiirlerine benzetiyordu ki bu şiirler câhiliye devrinde söylendiği için birer küfür sözü sayılırdı.
nef'î efendi buna bir kıtayla cevap verince bu sefer herkes şeyhülislâm yahya'nın ardından gülmeye başladı. cevap şu idi:
''bana kâfir demiş müftü efendi
tutalım ben diyem o'na müselmân
vardıkta yarın rûz-ı cezâya
ikimiz de çıkarız onda yalan''
yergileriyle herkesi çileden çıkaran nef'î'yi bir gün sadrazam bayram paşa'nın adamları sille tokat hırpalayarak götürdüler. sarayın odunluğunda bayram paşa'nın emriyle cellât arap osman tarafından boğulup cesedinin sarayburnu'ndan denize atıldığını istanbul zariflerinin ağzında dolaşan;
''gökten nazire indi sihâm-ı kazâ'sına
nef'î, diliyle uğradı hakk'ın belâsına'' beytini işitenler anlayabiliyordu.
o'nun hiciv merakını göstermek için olsa gerek, sonradan halk arasında bir söylence dolaşmıştı. güyâ nef'î efendi ölüme giderken harem ağası o'na:
'' - istersen senin için sultan'a bir arzuhâl yazayım da kelleni kurtaralım!'' demiş. elleri bağlı nef'î ne desin, râzı olmuş. zenci harem ağası bir kâğıt alıp kamış kalemini hokkaya bandırmış. birkaç satır sonra kalemin ucundan bir damla mürekkep, yazılan kısmın üzerine düşüp yazıyı bozunca nef'î yine kendini tutamayıp:
'' - efendim, mübârek teriniz damladı!'' yollu şaka yapınca güyâ harem ağası:
'' - var a köpek, sen gebermeyi hak etmişsin!'' diyesiymiş.
''ey dîl hele âlemde bir âdem yoğ imiş
var ise de ehl-i dîle mahrem yoğ imiş
gâm çekme hakikatte eğer ârif isen
farz eyle ki el'ân yine âlem yoğ imiş.'' nef'î
anlamı: ''ey gönül! hele şu dünyada adam gibi bir adam yokmuş. var ise de gönülden anlayan bir sırdaş bulunmuyormuş. eğer bilge isen şu dünya için asla gam çekme ve tut ki dünya diye bir şey de zâten yok imiş.'' (prof. dr. iskender pala'nın ''bâbil'de ölüm istanbul'da aşk'' romanı'ndan)
devamını gör...
1486.
"yanlış bir şey yapmadığımı biliyorum; çünkü cennetin isteği, kanatlarımı kesip yerlere kapanmam, gözlerimden hayatın kanları akarken başımı kollarımın arasına alıp, 'demek ki benim payıma düşen de bu, hayatta.' demem değildi. cennet günlerimi, geceleri acı içinde 'tan vakti ne zaman gelecek?' ve sonra tan vakti geldiğinde 'güneş ne zaman göğü terk edecek?' diye sorarak geçirmemi istememişti. şu adamın mutsuz ve perişan olması istenmemişti, çünkü onun içinde mutluluk isteği yaratılmıştı, çünkü bir insanın mutluluğuyla yücelir allah. işte benim öyküm, cennetin ve dünyanın önündeki isyanım bu. şarkı söyleyeceğim, öykümü anlatacağım, ama insanlar kulaklarını kapatıp duymayacaklar, çünkü kendi ruhlarının isyan etmesinden ve toplumlarının sallanıp başlarına yıkılmasından korkuyorlar. "
halil cibran - asi ruhlar
(avrupa yakası yayınları, 1. baskı, s.73)
halil cibran - asi ruhlar
(avrupa yakası yayınları, 1. baskı, s.73)
devamını gör...
1487.
"despot karşısında herkes eşittir, yani sıfıra eşittir."
devamını gör...
1488.
sevginin kesintisiz bir şey olduğuna inanmıyordum. sevgi doğuyordu. sonra bir gün ölüyordu. ölünce hiç doğmamış gibi oluyordu.
yeşil peri gecesi, ayfer tunç.
devamını gör...
1489.
şiir kitabından alıntı bırakıyorum:
tamam allah var güzelsin.
allah var ki güzelsin.
sen bana acayip güzel rüzgarlar getiriyorsun.
şaftı kayıyor dünyanın, iyi şeyler oluyor.
sana ölüyorum bildiğin gibi değil.
tamam allah var güzelsin.
allah var ki güzelsin.
sen bana acayip güzel rüzgarlar getiriyorsun.
şaftı kayıyor dünyanın, iyi şeyler oluyor.
sana ölüyorum bildiğin gibi değil.
devamını gör...
1490.
1491.
“çok kalabalık oluyoruz, kim olduğumuzu bulmaya çalıştığımızda.“
devamını gör...
1492.
hristiyanlık ve yahudilik gibi îslam da ahlaki bir dindir ve îslam inanışında ya da emirlerinde terör ve şantaja asla yer yoktur. îslam hukuku, cihadı dini bir görev olarak buyurmuşsa da savaşların başlatılması ve sonlandırılması, sivillere yapılan muamele ve kontrolsüz silah kullanımından kaçınılması gibi savaşın idaresine dair konularla ilgili kuralları da en ince ayrıntısına kadar belirlemiştir.
alamut kalesi ve hasan el sabbah - bernard lewis
devamını gör...
1493.
‘’belki de bu hayatını reddetmek, başka bir türlüsünün mümkün olduğuna, hâlâ mümkün olabileceğine dair bir umudu korumasını sağlıyordu. kim bilir?’’
devamını gör...
1494.
1495.
laplace markisi’nin sözünü hatırlıyorum: bilmediklerimiz, bilemeyeceğimiz kadar çok... tanrı’nın hâlâ tanrıtanımaz bir anarşist olduğunu düşünüyorum. ve insanın da çamurdan üretilmiş bir maymun olduğunu. ikisi bir araya gelince mutlu bir son beklemek zor.*
devamını gör...
1496.
ruhla bedenin birbirinden ayrılması için ille ölmek gerekmez. insan yaşarken de ruhuyla bedeni birbirinden ayrılabilir. ama asıl sorulması gereken soru, ruhla bedenin ölmeden birbirinden ayrılmasının mümkün olup olmadığı değil, bu ikisinin nasıl olup da tekrar birleşebildiğidir.
yeşil peri gecesi, ayfer tunç.
syf. 111.
devamını gör...
1497.
no, it ‘as not! back ‘ome ı got the ‘ole lot of ‘em for over
two years wrote down on a piece of paper. ı takes ‘em down
reg’lar as the clock. an’ ı tell you, no number ending in
seven——’
‘yes, a seven ‘as won! ı could pretty near tell you the
bleeding number. four oh seven, it ended in. ıt were in february—second week in february.’
‘february your grandmother! ı got it all down in black
and white. an’ ı tell you, no number——’
‘oh, pack it in!’ said the third man.
they were talking about the lottery. winston looked
back when he had gone thirty metres. they were still arguing, with vivid, passionate faces.
two years wrote down on a piece of paper. ı takes ‘em down
reg’lar as the clock. an’ ı tell you, no number ending in
seven——’
‘yes, a seven ‘as won! ı could pretty near tell you the
bleeding number. four oh seven, it ended in. ıt were in february—second week in february.’
‘february your grandmother! ı got it all down in black
and white. an’ ı tell you, no number——’
‘oh, pack it in!’ said the third man.
they were talking about the lottery. winston looked
back when he had gone thirty metres. they were still arguing, with vivid, passionate faces.
devamını gör...
1498.
“her şeyi ertelemekle geçiyor hayatım.
ne zamana?“
ne zamana?“
devamını gör...
1499.
hayatinda iki ya da üç sefer secim yapman gerekmisti, belli ki yanlis secim yapmissin. belki simdi kendinden yola cikman, hatalarindan pismanlik duymaktansa kendini kabul etmen, yalnizca silinmesi zorunlu olgulari one surmen olanaklidir.
bugun artik pencesine dusmus oldugun sey hakkinda yirmi bes yildir hic mi bir sey anlamadin? ölü zamanlar, bos gecitler…
mutsuzluk uzerine atilmadi, ustune cullanmadi; yavasca sizdi, neredeyse tatlilikla sokuldu. buyuk bir dikkatle yasamina, hareketlerine, saatlerine, odana isledi, uzun sure gizli tutulmus bir hakikat, reddedilmis bir gerceklik gibi. ölmedin, delirmedin.
dunya yerinden kipirdamadi ve sen degismedin. kayitsizlik seni farkli kilmadi.
saniyelerin birbirini izledigini, dakikalarin gectigini hissediyor musun?
sabirlisin ama beklemiyorsun, ozgursun ama secmiyorsun. musaitsin ama hicbir sey seni harekete gecirmiyor.
sana randevular veriyorlar ama sen gitmiyorsun. kollarini ensende birlestirip, dizlerini büküp, dar sedirin uzerinde uzanmis yatiyorsun. tavana bakiyor, tavanda catlaklar, kabarmalar, lekeler, susler oldugunu kesfediyorsun.
ne kimseyi gorme, ne konusma, ne dusunme, disari cikma, yerinden kimildama istegi duyuyorsun.
pek yasadin denemez, oysa her sey coktan soylendi, coktan bitti. topu topu yirmi bes yasindasin ama yolun cizilmis bile. roller hazir, etiketler de. bebekligindeki oturaktan, yasliligindaki tekerlekli sandalyeye varana kadar oturulacak tum yerler orada durmus siralarini bekliyorlar.
keske insan turune ait olmak, bu dayanilmaz ve sagir edici gurultuyu de beraberinde getirmeseydi…
uyuyan adam/georges perec
devamını gör...
1500.
sanki gençliğimiz geçip gitmiş de, giderken bize bir yığın borç takmış gibi. haksız sayılmazdık, hem gençtik, hem alacaklıydık elbet hayattan. sorun şuydu ki, hayatın bize borcunu ödemeye hiç niyeti yoktu, ülkemizin de.
yeşil peri gecesi.
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105



