kitap alıntıları
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
başlık "mesteral" tarafından 08.11.2020 11:05 tarihinde açılmıştır.
1101.
bazen öğrenmenin tek yolu yaşamaktır.
devamını gör...
1102.
''behçet bey bütün eski, güzel, renkli ve kıymetli şeyleri severdi. ona göre hayatın en mânâlı tarafı bu cins eşya arasında geçirilen zamandı. antikacı dükkânlarına, müzâyede yerlerine, bedesten'e sık sık uğrar, ahbaplarının hususi koleksiyonlarını gezer, bütün gününü ayak üstünde, eski aynaların, küçük mücevher çekmecelerin, çeşmibülbüllerin, şamdan ve sürahilerin, kitapların karşısında hayran bir vecitle geçirirdi. ciltleri ve halıları bir kadın teni gibi lezzetle okşar, tezhiplerin çiçeklerinde solmaz bir bahar vehmeder, aynaların derinliklerinde geçmiş zamanların ve bilinmeyen iklimlerin insanlarıyla konuşur, küçük boyu ile zıplaya zıplaya bütün bu eşyanın birinden öbürüne gider, gelir, yaklaşır, uzaklaşır, sualler sorar, eski sahiplerini, yapıldıkları yeri, mümkünse yapan ustaları öğrenir, hülâsa adeta altı duyusuyla birden onların havasında yaşar, sonra birdenbire gelen bir zaman şuuruyla, vapurda çekileceği köşede bütün bu gördüklerini ve işittiklerini karmakarışık hatırlamak için, içini çeke çeke, onlardan ayrılırdı.
........
ismail molla, cinsinin asilliğinden gurur duyan bir hayvan insiyakıyla, boyu kendisinden en aşağı kırk santim küçük olan bu cılız omuzlu, sakat çocuğu bir türlü beğenmiyor, onda kendi levent, atılgan, uçan, çapkın ve gerçekten efendi hayatının hiçbir tarafının devam etmeyeceğini anlıyordu. oğlunun kitap aşkı bile böyleydi. büyük bir okuyucu olan molla bey için kitap da kadın gibi bir şeydi; yani okunduktan sonra başından atılırdı. yalnız, biri diğeri gibi rahatsız edici olmadığı için, - kitap unutulmaya razıdır, fakat kadın razı olmaz - bir köşede kendi kendine durmasında bir mahzur yoktu. ev genişti; okunmuş kitap bir servetti. hâlbuki behçet öyle değildi. kitabı okumaktan ziyâde, onunla meşgul olmasını severdi. meselâ, daha on iki yaşında kitap ciltlemeyi öğrenmişti. nereden? kimden? bunu bilen yoktu. fakat öğrenmişti, hatta molla'nın bir kere bakıp şuraya buraya attığı kitapları ciltlemeye başlamıştı. bazen hiç açılmamış bir kitabı, yapraklarını kesmeden ciltlediği bile olurdu. sade bu kitap hikâyesi baba ile oğul arasındaki mizaç farkını göstermeye yeterdi.'' (mahur beste - ahmet hamdi tanpınar)
........
ismail molla, cinsinin asilliğinden gurur duyan bir hayvan insiyakıyla, boyu kendisinden en aşağı kırk santim küçük olan bu cılız omuzlu, sakat çocuğu bir türlü beğenmiyor, onda kendi levent, atılgan, uçan, çapkın ve gerçekten efendi hayatının hiçbir tarafının devam etmeyeceğini anlıyordu. oğlunun kitap aşkı bile böyleydi. büyük bir okuyucu olan molla bey için kitap da kadın gibi bir şeydi; yani okunduktan sonra başından atılırdı. yalnız, biri diğeri gibi rahatsız edici olmadığı için, - kitap unutulmaya razıdır, fakat kadın razı olmaz - bir köşede kendi kendine durmasında bir mahzur yoktu. ev genişti; okunmuş kitap bir servetti. hâlbuki behçet öyle değildi. kitabı okumaktan ziyâde, onunla meşgul olmasını severdi. meselâ, daha on iki yaşında kitap ciltlemeyi öğrenmişti. nereden? kimden? bunu bilen yoktu. fakat öğrenmişti, hatta molla'nın bir kere bakıp şuraya buraya attığı kitapları ciltlemeye başlamıştı. bazen hiç açılmamış bir kitabı, yapraklarını kesmeden ciltlediği bile olurdu. sade bu kitap hikâyesi baba ile oğul arasındaki mizaç farkını göstermeye yeterdi.'' (mahur beste - ahmet hamdi tanpınar)
devamını gör...
1103.
"sevgili dost,
bu sabah kuş sesleriyle uyandım. ne güzel değil mi? hayır, güzel değil! açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. yüzümü yıkarken acaba diyordum, acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? acaba "insan" denince hatırlanıyor muyuz?"
(bkz: posta kutusundaki mızıka)
(bkz: a. ali ural)
bu sabah kuş sesleriyle uyandım. ne güzel değil mi? hayır, güzel değil! açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. yüzümü yıkarken acaba diyordum, acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? acaba "insan" denince hatırlanıyor muyuz?"
(bkz: posta kutusundaki mızıka)
(bkz: a. ali ural)
devamını gör...
1104.
"zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu..."
(bkz: charles dickens)
(bkz: iki şehrin hikayesi)
(bkz: charles dickens)
(bkz: iki şehrin hikayesi)
devamını gör...
1105.
sen, insanın içine gireceği en iyi beklentinin, en kötüden sakınmak olduğunu biliyorsun.
bir kış gecesi eğer bir yolcu - ıtalo calvino
s. 20
bir kış gecesi eğer bir yolcu - ıtalo calvino
s. 20
devamını gör...
1106.
insanların meşgul olmalarında birtakım iyilikler ve hikmetler vardır. çünkü insan hayır ve şer yapabilecek güçte yaratılmıştır. o şerri hayra , hayrı şerre döndürebilecek niteliktedir. din ve dünyasını korumak için muhtaç olduğu sıfatlar , insanoğlunda yaratılmıştır. zira , insana her işte başarı sırrı verilseydi , kötülükler ve büyüklenmeler onu mahvederdi.
varlıkların yaratılış hikmetleri / imam gazali
varlıkların yaratılış hikmetleri / imam gazali
devamını gör...
1107.
"her zevk bir kusurdur – çünkü hayatta herkes zevk peşinde koşar ve herkes gibi davranmak, kusurların en siyahıdır."
huzursuzluğun kitabı
huzursuzluğun kitabı
devamını gör...
1108.
"şu küçücük dünyada herkes incitilmiş, isimsiz, herkes yanlış yerde"
devamını gör...
1109.
tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir çünkü bedenimizin her hücresine yerleşmiş olan yaşama isteği, ruhumuzdaki ölüm tutkusundan daha güçlüdür.
stefan zweig - bir kadının yaşamından yirmi dört saat
stefan zweig - bir kadının yaşamından yirmi dört saat
devamını gör...
1110.
olmayacak şeyi olduramazsın.
kurtarılamayacak insanı kurtaramazsın.
gerçekleştiremezsin olmayacak şeyleri, olman gereken yer orası değilse orada olamazsın. yapabileceğin bir şey yok ama gerektiğinde kendin olmayı öğrenebilirsin.
çünkü ihtiyacın olan tek şey, aşk.
zeynep sarah - dün, bugün, yarın ve sonsuza kadar
kurtarılamayacak insanı kurtaramazsın.
gerçekleştiremezsin olmayacak şeyleri, olman gereken yer orası değilse orada olamazsın. yapabileceğin bir şey yok ama gerektiğinde kendin olmayı öğrenebilirsin.
çünkü ihtiyacın olan tek şey, aşk.
zeynep sarah - dün, bugün, yarın ve sonsuza kadar
devamını gör...
1111.
korkutmaya meraklı kişinin en büyük korkusu nedir biliyor musunuz? kendi yetersizliği ile yüzleşmek. bir gün gelir de ondan korkmazsa ne halt edecek bilemez çünkü.
doğan cüceloğlu-var mısın?
doğan cüceloğlu-var mısın?
devamını gör...
1112.
adın ne değeri var? şu gülün adı değişse bile kokmaz mı aynı güzellikte?
william shakespeare - romeo ve juliet
william shakespeare - romeo ve juliet
devamını gör...
1113.
bir başlığa yazmıştım buraya da yazayım
"richard başını kaldırarak ateşin ışığıyla aydınlanan büyük, güzel çam ağacına baktı. birdenbire anladı. ağaç dallarını saldırganca öne uzatmıştı. güneş ışığına ulaşmak için yıllarca mücadele etmiş, komşularını gölgesinde bırakarak öldürmüştü. başarılı olursa çocuklarına hayat şansı verecekti ama onların da birçoğu ebeveynlerinin gölgesinde ölecekti. çamın yanındaki birçok ağaç kurumuş ve zayıf düşmüştü. hepsi de birer kurbandı. zedd'in söylediği doğruydu: doğanın kanunu, öldürerek hayatta kalmaktı.
... "bir şey mi öğrendin evlat?"
richard başını salladı. "en güçlüler hayatta kalır. ölenlere kimse acımaz. yalnızca kazananın gücüne hayranlık duyulur."
"ama insanlar böyle düşünmez," dedi kahlan kendini tutamayarak.
zedd kurnaz bir gülümsemeyle, "öyle mi?" dedi. yanlarındaki bodur kurumuş ağacı gösterdi. "şu ağaca bak küçüğüm," dedi. "bir de şuna bak," diye büyük çam ağacını gösterdi. "hangisini daha çok beğendin?"
"şunu" dedi kahlan büyük ağacı göstererek. "güzel bir ağaç."
"o ağaç mı? gördün mü? insanlar da böyle düşünür. güzel bir ağaç olduğunu söyledin. öldüren ağacı seçtin, öldürüleni değil." zedd zafer kazanmış bir edayla gülümsedi. "doğanın kanunu."" (bkz: doğruluk kılıcı serisini kimsenin bilmemesi)
"richard başını kaldırarak ateşin ışığıyla aydınlanan büyük, güzel çam ağacına baktı. birdenbire anladı. ağaç dallarını saldırganca öne uzatmıştı. güneş ışığına ulaşmak için yıllarca mücadele etmiş, komşularını gölgesinde bırakarak öldürmüştü. başarılı olursa çocuklarına hayat şansı verecekti ama onların da birçoğu ebeveynlerinin gölgesinde ölecekti. çamın yanındaki birçok ağaç kurumuş ve zayıf düşmüştü. hepsi de birer kurbandı. zedd'in söylediği doğruydu: doğanın kanunu, öldürerek hayatta kalmaktı.
... "bir şey mi öğrendin evlat?"
richard başını salladı. "en güçlüler hayatta kalır. ölenlere kimse acımaz. yalnızca kazananın gücüne hayranlık duyulur."
"ama insanlar böyle düşünmez," dedi kahlan kendini tutamayarak.
zedd kurnaz bir gülümsemeyle, "öyle mi?" dedi. yanlarındaki bodur kurumuş ağacı gösterdi. "şu ağaca bak küçüğüm," dedi. "bir de şuna bak," diye büyük çam ağacını gösterdi. "hangisini daha çok beğendin?"
"şunu" dedi kahlan büyük ağacı göstererek. "güzel bir ağaç."
"o ağaç mı? gördün mü? insanlar da böyle düşünür. güzel bir ağaç olduğunu söyledin. öldüren ağacı seçtin, öldürüleni değil." zedd zafer kazanmış bir edayla gülümsedi. "doğanın kanunu."" (bkz: doğruluk kılıcı serisini kimsenin bilmemesi)
devamını gör...
1114.
denemeye ve yanılmaya devam..
hangisiydi hatırlamıyorum.
hangisiydi hatırlamıyorum.
devamını gör...
1115.
"sağlıklı bir göz görülebilen her şeye bakmalı, ama "yalnızca yeşil olanı istiyorum ben" dememeli, çünkü bu, hastalıklı gözlerin belirtisidir. sağlıklı bir kulak ve burun da bütün sesleri ve bütün kokuları algılamaya hazır olmalıdır; sağlıklı bir mide de her türlü besini sindirmeye eğilimli olmalıdır, tıpkı değirmenin öğütmek için yapıldığı her şeyi öğütmeye hazır olması gibi. bunun gibi, sağlıklı bir zihin olup biten her şeyi algılamaya hazır olmalıdır, ama, "çocuklarımın sağlıklı ve güvenlik içinde olmaları için tanrı'ya yakarıyorum!", ya da "ne yaparsam yapayım, herkes beni övsün!" diyen bir zihin, yalnızca yeşil görmek isteyen bir göz, ya da yalnızca yumuşak şeyler isteyen dişler gibidir."
(bkz: düşünceler)
(bkz: marcus aurelius)
(bkz: düşünceler)
(bkz: marcus aurelius)
devamını gör...
1116.
devamını gör...
1117.
gençlik , kendini asla görememek üzere tasarlanmış.
içeride kalanlar / aslı akarsakarya
içeride kalanlar / aslı akarsakarya
devamını gör...
1118.
1119.
asıl gerçek, oldum olası gerçekdışıdır.
hasan ali toptaş- harfler ve notalar.
hasan ali toptaş- harfler ve notalar.
devamını gör...
1120.
"-'hey, osmancık; neler düşünürsün?'
ve, osman sanıveriyor ki, daha malhun hatun’u görmediği o gecededir; 'hiç' demeye içinin elvermeyip de; 'dünya ne kadar büyük' dediği gecededir.
ve, hüzünle gülümsüyor.
ve; 'şimdi sorsa hiç derim' diye düşünüyor.
ve, sesi yeniden işitiyor;
-'sana sorarım, osmancık, ne düşünürsün?'
osman irkiliyor ve anlıyor: düşleme değildir bu; bu gelen gerçekten de ede balı'dır.
ve, ede balı onun babalığıdır.
osman doğrulurken;
-'buyur' diyor, ve cevap veriyor; 'hiç' diyor.
-'şöyle oturayım.'
ede balı, o geceki gibi, çıkıp omuz başına değil, kayanın bir adam boyu yüksekliğindeki ilk düzlüğüne oturuverdi:
-'düşünce ağırlaştı mı, insan hiç sanır. ben öyle sanırım. konuşmak kolay... düşünmeyen, derdi olmayan, bir meseleyi derd edinmeyen, hiç demez; konuşur.'
ede balı, oturduğu yere iyice yerleşebilmek için yer değiştirirken, osman, fırsat bilip güldü;
-'hiç bir şey bilmese, dünya çok büyük der' dedi."
(bkz: tarık buğra)
(bkz: osmancık)
ve, osman sanıveriyor ki, daha malhun hatun’u görmediği o gecededir; 'hiç' demeye içinin elvermeyip de; 'dünya ne kadar büyük' dediği gecededir.
ve, hüzünle gülümsüyor.
ve; 'şimdi sorsa hiç derim' diye düşünüyor.
ve, sesi yeniden işitiyor;
-'sana sorarım, osmancık, ne düşünürsün?'
osman irkiliyor ve anlıyor: düşleme değildir bu; bu gelen gerçekten de ede balı'dır.
ve, ede balı onun babalığıdır.
osman doğrulurken;
-'buyur' diyor, ve cevap veriyor; 'hiç' diyor.
-'şöyle oturayım.'
ede balı, o geceki gibi, çıkıp omuz başına değil, kayanın bir adam boyu yüksekliğindeki ilk düzlüğüne oturuverdi:
-'düşünce ağırlaştı mı, insan hiç sanır. ben öyle sanırım. konuşmak kolay... düşünmeyen, derdi olmayan, bir meseleyi derd edinmeyen, hiç demez; konuşur.'
ede balı, oturduğu yere iyice yerleşebilmek için yer değiştirirken, osman, fırsat bilip güldü;
-'hiç bir şey bilmese, dünya çok büyük der' dedi."
(bkz: tarık buğra)
(bkz: osmancık)
devamını gör...
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
