801.
belki de sahip olduğum tek düşsün sen ve belki yüzümü seninkine yapıştırsam, gözlerinde imkânsız manzaraları, sahte sıkıntıları, yorgunluklarımın karanlığını, huzursuzluğumun kovuklarını dolduran o duyguları bulacağım...
|huzursuzluğun kitabı. *
devamını gör...
802.
“ben de... istedim... güzel şeyler... tabiat bana pek mi cimri davrandı?

(bkz: oblomov)
devamını gör...
803.
"tehlikelerden kaçınmakta aşırı telaşa düşmek, kendimizi tehlikenin kucağına atmanın en kestirme yoludur."

"ne kadar az korkarsak o kadar az tehlikedeyiz."


montaigne - denemeler
devamını gör...
804.

kötü hayat şartları hiç kimse için istenecek şey değildir; ama rastlantı sonucu içine düşenler için karakterin ve insanın ne yapabildiğinin mihenk taşıdır.

johann wolfgang von goethe
devamını gör...
805.
bugün itibariyle tam üçüncü kez bitirişimin ardından, 1500 sayfadan referans alıntılarım olarak arşivlediğim ve aşağıda paylaşmak istediğim; yüzyılın romanı, eleştirisidir.


1. haydutlar, yoksulluğun ürünüdür.
2. insanlığın yurttaşı olmak istiyorum.
3. matmazel baptistine, saygıdeğer sözcüğünün ifade ettiği tüm değerleri kendinde toplamıştı ama yine de yüce bir kadın olarak anılması için anne olması gerekiyordu.
4. madam magloire, rahip myriel'e "yüce efendim" diye hitap ettiği bir gün rahip, tüm tevazusuyla birlikte kısa boyuna göndermede bulunarak "madam magloire, yüceliğim şu rafa uzanmama yetişmiyor; bir iskemle getirir misiniz lütfen." diye cevap verir.
5. umutlarınızı, sadece size miras bırakamayacak birisine bağlayın. "saint augustine"
6. hiçbir şeyi koşulları dikkate almadan aceleyle suçlamayın; önce hatanın hangi yoldan geldiğine bakın.
7. bir ermiş olmak istisnadır, dürüst bir insan olmak kuraldır. yanılın, gücünüzü kaybedin, günah işleyin ama dürüst olun.
8. dünyevi olan her şey günaha boyun eğer. günah, yerçekimine benzer.
9. cahillere elinizden geldiğince çok şey öğretin; toplum ücretsiz eğitim vermediği için suçludur ve kendi karanlığını kendi yaratıyor. günah, karanlık ruhlarda işini daha rahat görür. suçlu günahı işleyen değil; karanlığı yaratandır.
10. en ulvi şeyler, en az anlaşılan şeyler olduğu için gösteriş ile oldukça karıştırılır.
11. din adamları size "her şeye kadir rabbim" diye,
makkabiler size "yaradan" diye,
efesli havariler size "özgürlük" diye,
baruch spinoza size "sonsuz büyüklük" diye,
mezamirler size "bilgelik ve gerçeklik" diye,
jean size "ışık" diye,
krallar size "tanrılar" diye,
israiloğulları size "koruyucu" diye,
kullanırız size "tanrı" diye hitap ediyor ama;
hz. süleyman size "merhamet" diyor, işte isimlerin en güzeli.
12. başkalarının burnunun ucundan ötesi görünmüyorsa, yukarıda olmak neye yarar.
13. dünyayı cennet uğruna feda etmek; bir avı gölge yüzünden kaçırmak gibidir. sonsuzluğa aldanmak. o kadar ahmak biri değilim.
14. insanların başında cehalet denen bir tiran var. ben bu tiranin ölümü için oy verdim. bu tiran, haksız bir otorite anlamına gelen "krallığı" doğurdu; oysa gerçek otorite bilimdir.
15. fransız devrimi, isa'dan beri insanlığın attığı en güçlü adımdır.
16. çağdaş beğeni anlayışı, miyopluktan ibarettir.
17. karmaşık düşünceler, kafa karışıklığını da beraberlerinde getirirler. az felsefe, çok iş .
18. londra'da yapılan beş hırsızlıktan dördünün sebebi açlıktı.
19. tesadüfün sihirli değneğiyle gelen refah.
20. değirmen taşının altındaki buğday tanesi ne düşünebilirse; jean valjean de onu düşünürdü.
21. cezaevinden çıkılsa da mahkumluğun ruh halinden çıkılmaz
22. kötülüğün kalesi, kibirdir.
23. hiçbir şeyi olmayanın ulu tanrısı vardır.
24. kadınların değişken yüreği ve doğaları gereği yılanları rakip olarak görürler.
25. evlilik, tutup tutmayacağı belli olmayan aşıdır.
26. aşkın olduğu yerde dostluk olmaz; güzel bir kadının olduğu her yer de düşmanlık vardır.
27. oburluk, oburu cezalandırır.
28. bazı polis memurlarında, alçaklıkla otoritenin iç içe geçtiği bir yüz ifadesi vardır.
29. bazı kişiler birinden nefret etmeden, birini sevemez.
30. hayattaki en yüce mutluluk; kendine rağmen sevildiğini hissetmektir.
31. ayaktakımı için argo; saygınlar için anlaşılmaz sözcükler.
32. toplum, sefaletten bir köle satın almıştı.
33. sefalet arz ediyor, toplum talep.
34. çıktığınız cehennem; cennetin giriş bölgesidir.
35. korkunun büyüteci.
36. vahşi bir naiflik.
37. kürak zindanları, kürek mahkumları yaratır.
38. insanlığın yurttaşı olmak istiyorum.
39. evrensel keder.
40. eksik olan sevebilme yetisi değil, sevecek kimsenin olmayışıydı.
41. sadaka veren dilenci.
42. hiçbir şeyi olmayanın ulu tanrı'sı vardır.
43. oburluk, oburu cezalandırır.
44. kadınların değişken yüreği vardır. doğaları gereği yılanı en büyük rakipleri olarak görürler.
45. evlilik, tutup tutmayacağı belli olmayan bir aşıdır.
46. aşkın olduğu yerde dostluk olmaz; güzel bir kadının olduğu her yerde düşmanlık vardır.

devamını gör...
806.
“seni kitap okuyan insanlarla tanıştıracağım. hayat, ancak böyle insanlarla bir araya geliyorsan yaşanmaya değer.”
martin eden -jack london
devamını gör...
807.
"pek çok arkadaşı olduğunu ama hiç kimsenin onu tanımadığını ekledi. alameti farikası, iyi dinlemesi ve eğlendirici olmasıydı."

ırvin d. yalom- aşkın celladı
devamını gör...
808.
“yatağımın karşısında bir pencere var. odanın duvarları bomboş. nasıl yaşadım on yıl bu evde? bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? ben ne yaptım? kimse de uyarmadı beni. işte sonunda anlamsız biri oldum. işte sonum geldi. kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım”

― oğuz atay , tutunamayanlar
devamını gör...
809.
"durduğun yerde değersiz bir bütün olmaktansa, parçalana parçalana gitmenin büyük doğruluğuna inan."
devamını gör...
810.
"sevgi yolunda "eğer" yoktur, koşul koyma yoktur. sizi herhangi bir nedene dayanmadan sever, sevgimi doğrulamaya çalışmam. yaşama biçiminiz hoşuma gitmiyorsa hoşuma giden birisiyle birlikte olurum. ne bizim kimseyi değiştirmeye hakkımız vardır ne de kimsenin bizi. değişirsek bu değişmeyi istediğimiz, daha fazla acı çekmeyi istemediğimiz içindir."
ustaca sevmek, don miguel ruiz
devamını gör...
811.
beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.
oğuz atay-tehlikeli oyunlar
devamını gör...
812.
"kadife bir gece bu: başka türlü anlatamam sana. sımsıkı sarıyor, yumuşacık. yalnızlığın bana, odalara, iş olsun diye boyadığım tırnaklarıma, eşyaya usulca sinişini izliyorum."
"sen uyuyordun, bilemezsin. kaç sigara içiyorum üst üste, kaç eski gazete okuyorum ilânlarına kadar. her sabah kaç bin güçlükle alışıyorum önümdeki güne, getireceklerine."
"seninle konuşmak, gergin bir ipte yürümeye benziyor artık. o kadar sertleşmişsin ki, bir rimelin akmasında bile suçlayıcı ipuçları arıyorsun."
"günlerin tam içinde yaşayamayınca, olanlara akıl erdiremeyince, bunlarla oyalanıyoruz işte, kahve pişirmek, çay demlemek.."
devamını gör...
813.
"hayatında belirli bir düzeni ne kadar korumaya çalışırsan çalış kendini yanlışlara, kusurlara karşı ne kadar korumak istersen iste her zaman gözden kaçıracağın bir leke, bir hata olacaktır. seni hep bir sürpriz bekleyecektir."
(bkz: cerrah)
(bkz: tess gerrıtsen)
devamını gör...
814.
"cehalet yüzünden lüzumlu şeyleri bilemeyiz,hata yüzünden ise şeyleri yanlış biliriz. cehalet bir mahrumiyettir,hata ise kati bir edimdir"
devamını gör...
815.
insanlar, yalanlara gerçeklerden daha kolay inanırlar.

agatha christie.
devamını gör...
816.
zihninde bir perde vardı, içini sıkıştıran bir şeyler, bir hüzün vardı. olabilecekken olmamış ve artık asla olmayacak şeylerin hüznü.
(bkz: dune tanrı imparatoru)(bkz: frank herbert)
devamını gör...
817.
az, dediğin, küçücük bir kelime. sadece a ve z. sadece iki harf. ama aralarında koca bir alfabe var. o alfabeyle onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. (...) biri başlangıç, diğeri son. ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. yan yana gelip de birlikte okunmak için. aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler.

... az çoktan fazladır. belki de az, hayat ve ölüm kadardır! belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. bilmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. belki de az, her şey demektir.

hakan günday - az
devamını gör...
818.
özgürlük, iki kere iki dört eder diyebilmektir. buna izin verilirse, arkası gelir.
(bkz: 1984 ~ george orwell)
devamını gör...
819.
paralarını getir. bir adam tanıyorum... yarım yüzyıl önce fakülte dergimizi basıyordu. o yıl yeni sömestrin başında derse girdiğimde, aiskhylos'tan o'neill'a dram dersine tek bir öğrencinin yazılmış olduğunu keşfetmiştim. anlıyor musun? güneşin altında eriyen güzel bir buzdan heykeli andırıyordu. gazetelerin dev gece kelebekleri gibi can verdiğini hatırlıyorum. kimse geri gelmelerini istemiyordu. kimse onları özlemiyordu. ve sonra hükümet, insanların sadece şehvetli dudaklardan ve karna geçirilen yumruklardan bahseden yazılar okumalarının ne kadar avantajlı olduğunu anlayınca, durumu senin ateş yutanlarla çember içine aldı. uzun lafın kısası, işsiz bir matbaacı var montag. birkaç kitapla başlayabiliriz; savaşın çığrından çıkmasını bekleyerek fırsat kollarız. birkaç bomba, bütün evlerin duvarlarındaki, alaca sıçanlara benzeyen "aileleri" susturur! o sessizlikte, sahnedeki fısıltımız duyulabilir.

fahrenheit 451
devamını gör...
820.
yalnız senin ellerin gezinsin ömrümde.
beni yalnız sen mahkum eyle, sen azat.
ve yalnız sen canımı iste benden ki;
nereye saklayacağımı şaşırmadan vereyim...
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kitap alıntıları" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim