1941.
.
devamını gör...
1942.
bazı ayrılıklar kesin kopuştan daha insafsızdır; artık eskisi kadar sert geçmiyordu tartışmalarımız, bağırış çağırışlar kesilmişti, kapılar çarpılmıyordu, olan sadece şuydu ki birbirimize söyleyecek söz bulamıyorduk.
bir kadının kavgaları ve dönüşümleri
devamını gör...
1943.
"quan yin, çok odaklanmış bir enerjidir"
devamını gör...
1944.
dünya değişiyor dostlarım. günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. günün birinde yol kenarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. sizin için kötü olacak. benden hikayesi.
sait faik abasıyanık
son kuşlar
devamını gör...
1945.
.
devamını gör...
1946.
''insan hiçbir zaman çiçeğini dinlememeli. ona bakmalı ve güzel kokusunu içine çekmeli sadece. sözlere değil, yapılanlara bakmalıydım. güzel kokularıyla beni öyle büyülemişti ki o çiçek...''
antoine de saint-exupery. küçük prens.
antoine de saint-exupery. küçük prens.
devamını gör...
1947.
“işte en kötüsü de bu ya! hayat, doğru cevapları olmayan bir sınav. her şeyi en baştan yeniden yaşama şansım olsaydı yine aynı şeyleri yapar, aynı yanlışları tekrarlardım.”
devamını gör...
1948.
yeryüzü yarı uyanık bir zekâ için kusursuzdu, ama uyanık olan biri için umutsuzluk derecesinde saçma idi.
adsız sansız bir jude
devamını gör...
1949.
"ben kaybedenleri severim. çünkü onlar bu dünyayı ciddiye alacak kadar saf değildir. kazananlar dünyayı ayakta tutar, kaybedenler onu anlatır."
bukowski / ekmek arası
bukowski / ekmek arası
devamını gör...
1950.
kitabın sırası mı şimdi
bişey diyoruz burda
bişey diyoruz burda
devamını gör...
1951.
“saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır… bu da gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur!”
saatleri ayarlama enstitüsü
saatleri ayarlama enstitüsü
devamını gör...
1952.
1953.
1954.
sensizlik, ayrılık, ölümden çok daha rezil, çok daha ıssız, mânâsız ve boş… acı…
devamını gör...
1955.
"içimde yanan sevinçli ateşi kasvetli bir dumana çevirdin."
daha yazılmamış ve asla okunmayacak bir kitaptan.
daha yazılmamış ve asla okunmayacak bir kitaptan.
devamını gör...
1956.
devamını gör...
1957.
hiçbir meydana açılmayan bir sokakta, akşamların geç, sabahların hemen olduğu evlerin birinde tanıdım dünyayı. çocukların hiçbiri kendiliğinden uyanmazdı uykulardan. zamanın ağırlığını duymak için öyle yılların geçmesi gerekmiyordu. susmaktan yontulmuş kara kuru birer heykeldi herkes. gülmek, yaşama sevincinden çok bir zembereğin boşalmasına benzerdi.
insanın acısını insan alır
devamını gör...
1958.
dostoyevski, bir delinin ruh halini anlattığı kitabını, deli'nin şu sözleri ile bitiriyor.
"ben diyor deli, senin söylemek isteyipte söyleyemediğin sözleri söyledim.
yapmak isteyipte, kendini tuttuğun şeyleri yaptım.
sen akıllı olduğun için yavaş yavaş kendini öldürürken, ben hayatı dolu dolu yaşadım. sence ben deliyim..!
ama bence de sen bir ölüsün."
haklı ama...
"ben diyor deli, senin söylemek isteyipte söyleyemediğin sözleri söyledim.
yapmak isteyipte, kendini tuttuğun şeyleri yaptım.
sen akıllı olduğun için yavaş yavaş kendini öldürürken, ben hayatı dolu dolu yaşadım. sence ben deliyim..!
ama bence de sen bir ölüsün."
haklı ama...
devamını gör...
1959.
ne şekilde olursa olsun sosyal hayattaki tüm kötülüklere yahudiler muhakkak katılıyordu. böyle bir faaliyetin altından tıpkı vücuttaki yaraya neşter vurulunca içinden çıkan solucan gibi parlak ışıktan gözleri kamaşmış bir yahudi ortaya çıkıyordu.
o sırada öğrendiklerim insanı isyana teşvik edecek nitelikteydi. her şey inkâr ediliyordu. millet, kapitalist sınıfların bir uydurmasıydı. vatan, işçi sınıfını sömürmek için burjuvazinin bir aracıydı. kanunlar, işçiyi ezmek için hazırlanıyordu. din, milletleri istismar etmek için uydurulmuştu. ahlak, sabretmek için ahmakça bir prensipti. temiz olan her şey, çamura batırılıp çıkarılıyordu. önceleri susuyordum. sonraları susmaya çalıştım. ancak buna daha fazla devam edemedim. adice iddialara cevap vermeye başladım.
adolf hitler - kavgam.
devamını gör...
1960.
"seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.."
bir nedeni yok yalnızca öptüm
devamını gör...

