761.
gözbebeklerinde bir ağrıyla gelirdi. ben, kirpiklerimde binlerce yol, parmaklarımı kalbime batıra batıra beklerdim. sokakların telaşıyla odaların suskunluğu arasına sıkışmış bir kekeme hayaldi. gülüşü bir yaprak ummanında gün ışığı gibi hüzünlü bir sevinç verirdi. akşamüstüne benzeyen bir sesle konuşurdu. kendisine ait olmayan bir zamanı sorgulamaktan bunalmıştı. iki kuşağın yanlışlarından bir dağ taşırdı iki kaşı arasında. ellerini mi, rüzgârlı bir yaprağı mı tutardım, seçemezdim. yıllarca gövdesini aynalardan uzak tutmuştu. sorumlulukla özgürlük arasındaki ilişkiyi sorardı durmadan. bir kapıya sıkışmış dağ başı kadar acıklıydı. parmakları, ikide bir suyu kesilen ırmaklardı.

bildiği bütün türküler aşk üzerineydi ama o söylemenin değil de dinlemenin erdem olduğuna inanmıştı. bense onun yerine de acı çeken, çifte korkudan bir umut ıslığıydım. ay ışığı, yağmur dalgınlığı, ten kokusu ve evlerin solgunluğundan oluşmuş iki pencere gibi bakardık birbirimize.bütün genç kızların pembe bir erkek, pembe yatak örtüleri, pembe koltukları, pembe yemek takımları ve pembe bahçelerle büyüyüp, dar ve siyah mutfaklarda yemek kokularına dönüştüğü; erkeklerin inceliklerini eşiklerde bırakıp birer çizgili pijama kesildiği ruhsuz ve soğuk bir dünyanın güceniğiydi. herkesin, yenilgisinden bir sığınakla daha büyük yıkımlardan korunmaya çalıştığı bir büyük yanılgıda, rengini ufuklardan alan bir çift günebakandı gözleri. nereye baksa pul pul uzaklık dökerdi. ben acıyla yakınlığımı duyurmaya çalışırdım. içtenliği yalanla zedelenmiş insanlar, tuhaftır, içtenliğe değil de yalana tutunuyorlardı. bir bağ bozumunda üzüm salkımları kadar güzel ve dokunaklıydı. kâküllerine biraz eğilen herkes içinde boğulan şarkıyı görürdü. caddelerin ağır yalnızlığından ara sokaklara geçerek nefes almaya çalışırdı. herkesin, başkasının acısına bakarak kendini rahatlattığı, başkasının sevincinden pay çıkarmaya çalıştığı bir bulanık zamanda, üstüne titrediği herşeyi bana yüklemişti. bir yağmur damlasını tutar gibi alırdı yüzümü avuçlarına.

‘o zamanlar içimdeki çocuk daha özgür, daha cesurdu. dünya bu kadar soğuk değildi. herkes yüreğiyle gülerdi birbirine. insan sesinden medet umulurdu. eşyalar bir salgın hastalığa dönmemişti. pencerelerin önünde başlardı gökyüzü ve toprak. paylaşarak büyütürdü insanlar bir hazzı; paylaşarak yenerlerdi yalnızlığı.

kimse geri çekilerek tartmazdı ağırlığını. kimsenin önemi varlığından gelmezdi. insanın varlığı güzelliydi. aşk bir olanaktı iyilik için. odaların daralmaya, içimdeki sarmaşığın gövdeme dolanmaya başladığı filiz yeşili bir zamandı. her kirpiğimden bir kuş uçuyordu. bahar, kalbimden yürüyordu dünyaya. her şeyi duyguların düzene koyduğu yaşlardaydım. dört mevsimden damıtılmış beşinci bir mevsim gibi doldu boşluğuma. gülünce içimde binlerce karınca yürürdü. baktığı yerlerim kıpkırmızı kesilirdi. sesi, içinde ayrılık olmayan bir ülkeydi. dünya bir boşluğa düşerdi elimden tutunca. kalbim çoktan varmıştı varacağı yere. gövdemden başka olanağım kalmamıştı bu coşkuyu karşılayacak. başka nasıl öğrenebilirdi insan sınırlarını?’

‘üç derin yarayla öğrendim, aşkın, ayrılığın ilk adımı olduğunu. birisi kalbimdedir; dünyaya katacağı bir güzellik kalmamıştır. birisi gözbebeklerimde; hüzünle bakar gençlere. birisi suyu kesilmiş ırmaktır alnımda; yıllardır taşlar ve keder akar yatağından.’

saygıyla dizlerinin dibine çöktüm. avuçlarının içinden öptüm. insan neden geçmişi düzeltemez ki? bir acıyı iyileştirmeyen iyilik ne kadar iyiliktir? umarsızca gömdüm başımı göğsüne. doğrulduğumda bulutsuz bir gece gibi gülümsüyordu. kalabalık, o soğuk uzaklığındaydı. ‘ah! şu kayıtsızlığın gücü! budur taşlara milyonlarca yıl değişmeden dayanabilme olanağı veren.’*

-şükrü erbaş

-insanın acısını insan alır-
devamını gör...
762.
“yeniden kendimi hissedebilmek istiyorum. içten ve yoğun bir duygu beni kurtaracak.“
devamını gör...
763.
henüz okumadığım kitaptan rastgele bi sayfa açtım bu tanım için.
''ve akıllılık nedir, delilik ve çılgınlık nedir bilmek için yanıp tutuştum; anladım ki bu bile ruh tedirginliği.'
devamını gör...
764.
oysa bilseydin nasıl dikkatli bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiç bir ağacı, hiç bir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. bütün sularda gölgeni seyrederdin. üstelik, daha önce haber vermiştik, derler onlar. her şeyin bir sonu olduğuny genel olarak belirtmiştik. yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik. sevginin ölümünü her pazar çanlar çalarak ilan etmiştik. işte onların kanunları böyle. bizimkilere benzeyebilir mi hiç?
devamını gör...
765.
"bir sızıntı var kafamın içinde, düşündüğüm her şey benden kaçıyor. bir şey söylemek istiyorum, fakat birdenbire söyleyecek hiçbir şeyim kalmıyor."

göğün mavisi
devamını gör...
766.
“onun sunabileceği hiçbir şeyi istemiyordu, belki de yokluğundan başka.”

cehennemlik yürek, clive barker.

(bkz: cehennemlik yürek)
(bkz: hellraiser)
(bkz: clive barker)
(bkz: korku)
devamını gör...
767.
ilk kez öldürdüğünde bir değil sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilan eden o delikanlıyı da zavallı bir kadının kocasını da, savaş giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da... bütün bu kişileri öldürmüş olursun. ikinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişiyi öldürmüşsündür. üçüncü kez ise kimseyi öldürmüş sayılmazsın.

ihsan oktay anar - amat
devamını gör...
768.
''bilmez misin ki doğan ölür! toprağa geri döner ve sahip olduklarını yele verir! seni ölmen için besleyip büyüttüler, gitmen için getirdiler!''

mantıku't-tayr - feridüddin attar
devamını gör...
769.
insanı, içine akan yaranın kanı öldürüyor.

üç kız kardeş- iclal aydın
devamını gör...
770.

...yaşam bir erkek için bile kolay değil. kasların daha güçlü olacak, onun için daha ağır yükler taşımanı isteyecekler, zorla sorumluluklar yükleyecekler omuzlarına. sakalın olduğu için ağlarsan sana gülecekler ve şefkate gereksinmen olsa bile bu böyle olacak. önünde bir kuyruğun olacağı için, savaşta ölmeni ya da öldürmeni buyuracaklar; ve ta mağara çağından kalma baskı ve kıyıcılığı sürdürmek için suç ortaklığı yapmanı isteyecekler.


syf. 16
doğmamış bir çocuğa mektup
oriana fallaci.
devamını gör...
771.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
772.
"herkes, gerçeği de değil, hakiki duyguları, hissettikleri, söylemek istedikleri neyse söylese. kasmadan, zorlamadan, ‘dürüst olmalıyım’ diye bile düşünmeden. dilimizden yalanın geçişi yasaklansa, geriye nasıl bir dünya kalır ki? daha mı korkunç olur her şey yoksa? yalan bazen, karmaşayı, kavgayı, tartışmayı, bitişleri ve huzursuzluğu törpülüyor. varoluşumuzdan gelmiyor yalanlar; göre göre öğreniyoruz. annemizden, babamızdan... sonra, işte oynuyoruz. tüm bu yalan sistemin içinde, ben dürüst olsam? sınırların dışında bir olgudan bahsedip söylemem gerekeni değil, hakikati dile getirsem toplumdan dışlanmam kaç günümü alır ki?”

yağmur yağacak gibi
biriz aydinç öztüzemen
syf: 14
devamını gör...
773.

yüreğimin tam ortasında büyük bir yorgunluk var. asla olamadığım kişi beni üzüyor, ondan bana kalan anılardan neye olduğunu anlayamadığım bir özlem kabarıyor. umutlara ve kesin inançlara çarpıp düştüm, benimle birlikte bütün batan güneşler de düştü.

huzursuzluğun kitabı- fernando pessoa
devamını gör...
774.
bir cesedi sırtlamış ufacık bir ruhsun sen.
kendime düşünceler- marcus aurelius
devamını gör...
775.
ve insanların arasında yalnız
olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.
stefan zweig
bilinmeyen bir kadının mektubu
devamını gör...
776.
geçmişimiz için de aynı şey geçerlidir. geçmişi hatırlama gayretimiz nafile, zihnimizin bütün çabaları boşunadır. geçmiş zihnin hakimiyet alanının, kavrayış gücünün dışında bir yerde, hiç ihtimal vermediğimiz bir nesnenin (bu nesnenin bize yaşatacağı duygunun) içinde gizlidir. bu nesneye ölmeden önce rastlayıp rastlamamamız ise tesadüfe bağlıdır.

-marcel proust - swann’ların tarafı syf 49
devamını gör...
777.
saçma bulacaksın ama değil! bak milena: "en çok seni seviyorum." diyorum, ama gerçek sevgi bu değil belki, "sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla" dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki.
franz kafka - milena'ya mektuplar
devamını gör...
778.
bizler dünya’nın bedenindeki hücreleriz ki dünya’nın kendisi uzay boşluğunda yüzen minik bir zerredir ve bizim kişisel dramlarımız ve küresel siyasetimiz, biri evinin önünü hortumla yıkadığında sürüklenip giden bir grup karıncadan daha önemli değildir.
hayatınızın amacı - dan millman
devamını gör...
779.
protesto ediyorum! dostoyevski ölümsüzdür!
usta ve margarita
devamını gör...
780.
"düşünün... çünkü henüz yasaklanmadı."

1984, george orwell.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kitap alıntıları" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim