yönetmen koltuğunda darren aronofsky'nn yer aldığı 2022 yapımlı dram filmidir. film, 2023'ün ilk çeyreğinde vizyona girmiştir. konusu, ingilizce öğretmeni olan bir adamın obeziteye karşı verdiği savaşı anlatmaktadır. charlie, kızıyla bu süre zarfında oldukça uzaklaşır ve kızına tekrar ulaşabilmek için elinden gelen her şeyi yapacaktır.
yönetmen:
darren aronofsky
oyuncular:
brendan fraser
sadie sink
ty simpkins
hong chau
samantha morton
sathya sridharan
huck milner
darren aronofsky
oyuncular:
brendan fraser
sadie sink
ty simpkins
hong chau
samantha morton
sathya sridharan
huck milner
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "zed's dead baby" tarafından 10.11.2022 20:56 tarihinde açılmıştır.
1.
başrolünde rolü için oldukça kilo alan ve 270 kiloluk birini canlandıran brendan fraser'in rol aldığı bir darren aronofsky draması.gösterim tarihi 3 şubat 2023.
the whale türkçe fragman / türkçe trailer / dizi film kesitleri
the whale türkçe fragman / türkçe trailer / dizi film kesitleri
devamını gör...
2.

bugün çeşitli ortamlara düştüğünü öğrendim ve hemen izledim.
genel olarak beğendim, çağan ırmak kadar olmasa bile bazı yerler duygu pornosu gibi hissettirdi, filmin mantığını ve tek mekan oluşunu sevdim, tek mekanda metaforlar ve obezite üzerinden bu kadar çok şeyi anlatması çok zekice geldi.
bu bahsettiğim duygu pornosu gibi yerler bence bilinçli yapılmamış ama oyuncunun performansı bunu böyle hissettirmiş. brendan fraser gerçekten inanılmaz bir performans göstermiş, izlediğim her saniye adama acıyarak baktım.
the whale baya iyi bir film olmuş, sırf brendan fraser için bile izlenir. tavsiye ederim.
devamını gör...
3.
güzel bir film olan, bir an ekrandan içeri girmenize ve gerçekte yaşıyormuşsunuz gibi hissetmenize sebep olan ve o sahneleri yaşıyormuşsunuz gibi hissettiren filmdir. nefesim daraldı, hareket edemedim. uzun süre etkisinden kurtulamadığım filmdir.
devamını gör...
4.
"kim hayatının bir parçası olmamı ister ki?"
270 kiloluk obez bir adamın ölmeden önceki son haftasını anlatan ve tek mekanda geçmesine rağmen insanı sıkmadan akan bir film. bir süredir listemdeydi ancak bugün ınstagram'da kısa bir bölümünü görünce izleyeyim dedim.
brendan fraser öyle bir oynamış ki... sanki film çekmiyormuş da gerçekten olanları yaşıyormuş gibiydi. oyunculuğuna tam anlamıyla hayran kaldım. sadie sink de baya iyi iş çıkarmış. oradaymışım gibi hissettim filmi izlerken.
güzel bir film olmuş efenim. aldığı oscar'ları da kesinlikle hak etmiş. özellikle ağır yaşamlar gibi programlar ilginizi çekiyorsa daha çok sevebilirsiniz.
270 kiloluk obez bir adamın ölmeden önceki son haftasını anlatan ve tek mekanda geçmesine rağmen insanı sıkmadan akan bir film. bir süredir listemdeydi ancak bugün ınstagram'da kısa bir bölümünü görünce izleyeyim dedim.
brendan fraser öyle bir oynamış ki... sanki film çekmiyormuş da gerçekten olanları yaşıyormuş gibiydi. oyunculuğuna tam anlamıyla hayran kaldım. sadie sink de baya iyi iş çıkarmış. oradaymışım gibi hissettim filmi izlerken.
güzel bir film olmuş efenim. aldığı oscar'ları da kesinlikle hak etmiş. özellikle ağır yaşamlar gibi programlar ilginizi çekiyorsa daha çok sevebilirsiniz.
devamını gör...
5.
brendan fraser’ın muhteşem dönüşü olan film. dram filmlerinden haz etmesem de, izlediğim filmden ufak parçalar filmi merak etmeme neden oldu. o ufak parçalarda bile fraser’ın oscar kazanacağını biliyordum. bunun başlıca nedenleri: fraser’ın harika bir performans gösterdiği ve diğer önemli neden de hollywood’un fraser’a bunu borçlu olmasıydı.
film tek mekanda geçiyor. eşini bir erkek öğrencisi için terk eden bir öğretmen ve ölüme yaklaşmasıyla kızıyla arasınu düzeltme çabası diyebiliriz kısaca konusuna. film , moby dick kitabıyla ilgili yazılmış bir makaleyle başlıyor. ishmael hayatı boyunca moby dick’i öldürmek istemişti ama onu öldürdüğü zaman kendisinden de bir parça ölecekti. bu kısa söz aslında filmin tamamen ana fikrini oluşturuyor. filmde de charlie hem ishmael hem de moby dick olarak görüyor kendisini.
filmde epi topu 6-7 oyuncu var ve oyuncu seçimleri gerçekten başarılı. sadie sink’i, stranger things dizisinden tanıyoruz. o dizideki rolüne çok benzer bir rol üstlenmiş. dizide de ailesiyle problemleri olan, anne babası ayrı, dışardan sorunlu bir genç ama içerde şefkatli olan bir kızı canlandırıyor. bu arada şunu da belirtmek istiyorum: sadie’yi , millie brown’dan daha başarılı buluyorum. tabi ki sadie’yi hep benzer rollerde gördüm; farklı rollerde nasıl bir performans göstereceğini bilmiyorum.
gelelim canım fraser’a. biraz da kendini oynamış sanki. bilindiği üzere, kendisi yıllar önce bir yapımcının tacizine uğramış ve reddettiğinde bir daha kendisine oyunculuk teklifi gelmemişti. bu da onu depresyona sürüklemiş ve hızla kilo almaya başlamıştı. bu rolde bu kadar başarılı olması sanırım bundan kaynaklı. kendisi filmdeki charlie kadar obez olmasa da yine de kelli felli adam olmuştu. nerede mumya filmindeki fraser nerde şimdiki fraser. işin özü, gerçekten çok başarılıydı. adeta ağır yaşamlar’daki gerçek hikayeyi izlemiş gibi oldum. sonunda da ağlattı beni zaten.
film, dediğim gibi tek mekanda geçiyor ve ışıklandırması karanlık bir film. çok çok ağır ilerliyor. bir insanın gündelik yaşamını izliyoruz. filmi kurtaran oyunculuk performansları. ellerine emeklerine sağlık. iyi seyirler.
film tek mekanda geçiyor. eşini bir erkek öğrencisi için terk eden bir öğretmen ve ölüme yaklaşmasıyla kızıyla arasınu düzeltme çabası diyebiliriz kısaca konusuna. film , moby dick kitabıyla ilgili yazılmış bir makaleyle başlıyor. ishmael hayatı boyunca moby dick’i öldürmek istemişti ama onu öldürdüğü zaman kendisinden de bir parça ölecekti. bu kısa söz aslında filmin tamamen ana fikrini oluşturuyor. filmde de charlie hem ishmael hem de moby dick olarak görüyor kendisini.
filmde epi topu 6-7 oyuncu var ve oyuncu seçimleri gerçekten başarılı. sadie sink’i, stranger things dizisinden tanıyoruz. o dizideki rolüne çok benzer bir rol üstlenmiş. dizide de ailesiyle problemleri olan, anne babası ayrı, dışardan sorunlu bir genç ama içerde şefkatli olan bir kızı canlandırıyor. bu arada şunu da belirtmek istiyorum: sadie’yi , millie brown’dan daha başarılı buluyorum. tabi ki sadie’yi hep benzer rollerde gördüm; farklı rollerde nasıl bir performans göstereceğini bilmiyorum.
gelelim canım fraser’a. biraz da kendini oynamış sanki. bilindiği üzere, kendisi yıllar önce bir yapımcının tacizine uğramış ve reddettiğinde bir daha kendisine oyunculuk teklifi gelmemişti. bu da onu depresyona sürüklemiş ve hızla kilo almaya başlamıştı. bu rolde bu kadar başarılı olması sanırım bundan kaynaklı. kendisi filmdeki charlie kadar obez olmasa da yine de kelli felli adam olmuştu. nerede mumya filmindeki fraser nerde şimdiki fraser. işin özü, gerçekten çok başarılıydı. adeta ağır yaşamlar’daki gerçek hikayeyi izlemiş gibi oldum. sonunda da ağlattı beni zaten.
film, dediğim gibi tek mekanda geçiyor ve ışıklandırması karanlık bir film. çok çok ağır ilerliyor. bir insanın gündelik yaşamını izliyoruz. filmi kurtaran oyunculuk performansları. ellerine emeklerine sağlık. iyi seyirler.
devamını gör...
6.
darlandım, fenalık geldi baştan sona duygu pornosu olan bir film. eşini ve kızını bir erkeğe olan aşkı yüzünden terk eden adamı dahi size sempatik gösterebilirim! temalı bir film. yaa yapmayın böyle saçma sapan duyar kasma filmleri artık. eşcinsellik son yıllarda tamamen bu filme de ekleyelim de “love is love” diye izleyiciye yutturalım bu yapımı olayına dönüştü.
yeme bozukluğu yaşamış biri olarak bile charlie karakteriyle empati kuramadım. filmde güzel olan tek şey böyle rezil bir karakteri sanki kendi de öyleymiş gibi içselleştirerek oynayan brendan fraser’ın oyunculuğu.
yeme bozukluğu yaşamış biri olarak bile charlie karakteriyle empati kuramadım. filmde güzel olan tek şey böyle rezil bir karakteri sanki kendi de öyleymiş gibi içselleştirerek oynayan brendan fraser’ın oyunculuğu.
devamını gör...
7.
obezite problemi olan charlie isimli ingilizce öğretmeninin sekiz yaşındayken terk ettiği kızıyla tekrar iletişim kurma çabasını içeren 2022 yapımı dram filmi.
tek mekanda bu kadar az oyuncuyla sıkılmadan izletmiş olması benim açımdan enteresandı. mumya geri dönüyor'da tığ gibi delikanlı olan brendan'ı 270 kilogram olarak ekrana koymak nefesimi darlandırdı. çok iyi bir oyunculuk sergilemiş bence. stranger things'in asi, sorunlu kızını buraya da yakıştırdım elbette.
hipertansif akciğer ödeminin değil bir hafta saatler içinde öldürebilmesi söz konusuydu bence ama monday, tuesday diye parmak hesabı yaptık. zaten o arada bence birkaç kez boğuldu, birkaç kez kalp krizi geçirdi bir de öfkeden dolayı bulimik hareketler yapıp yedikçe yedi ardından da kustu. kilosu sebepli rahat hareket edememe, eğilip kalkamama, yatak yaraları, evde her yerden sarkan tutunma zincirleri, yerden bir şey almasını sağlayan kıskaçlı alet, sırttaki renk değişikliğine kadar filme bir şekilde yerleştirilen obezite sorunlarını yansıtma şekli de çok gerçekçiydi. genel anlamda inançla alakalı yansıtılan her şey zorlama geldi bana fazlasıyla.
finalde, filmin başından beri söylediği cümlelerin kızının sekizinci sınıfta yazdığı makale olması ve sadece bunun onu iyileştiriyor olması fikri güzeldi. kendini moby dick'le özdeşleştirmesinin filme adını vermesi, en son bunu dinlerken kızının gözleri önünde yığılıyor olmasıyla birlikte giren beyaz ışıkla göğe yükselme metaforundan çok karısına dönüp hayatta bir şeyi de olsa iyi yaptığımı bilmeliyim cümlesi vurucuydu.
tek mekanda bu kadar az oyuncuyla sıkılmadan izletmiş olması benim açımdan enteresandı. mumya geri dönüyor'da tığ gibi delikanlı olan brendan'ı 270 kilogram olarak ekrana koymak nefesimi darlandırdı. çok iyi bir oyunculuk sergilemiş bence. stranger things'in asi, sorunlu kızını buraya da yakıştırdım elbette.
hipertansif akciğer ödeminin değil bir hafta saatler içinde öldürebilmesi söz konusuydu bence ama monday, tuesday diye parmak hesabı yaptık. zaten o arada bence birkaç kez boğuldu, birkaç kez kalp krizi geçirdi bir de öfkeden dolayı bulimik hareketler yapıp yedikçe yedi ardından da kustu. kilosu sebepli rahat hareket edememe, eğilip kalkamama, yatak yaraları, evde her yerden sarkan tutunma zincirleri, yerden bir şey almasını sağlayan kıskaçlı alet, sırttaki renk değişikliğine kadar filme bir şekilde yerleştirilen obezite sorunlarını yansıtma şekli de çok gerçekçiydi. genel anlamda inançla alakalı yansıtılan her şey zorlama geldi bana fazlasıyla.
finalde, filmin başından beri söylediği cümlelerin kızının sekizinci sınıfta yazdığı makale olması ve sadece bunun onu iyileştiriyor olması fikri güzeldi. kendini moby dick'le özdeşleştirmesinin filme adını vermesi, en son bunu dinlerken kızının gözleri önünde yığılıyor olmasıyla birlikte giren beyaz ışıkla göğe yükselme metaforundan çok karısına dönüp hayatta bir şeyi de olsa iyi yaptığımı bilmeliyim cümlesi vurucuydu.
devamını gör...
8.
mükemmel oyunculuklar, inanılmaz perspektif ve ışık kullanımı, harika sıradanlıkta ama etkileyici senaryo.
hepimizin kendi çevremizin normallerinde yaşadığımızdan görmediğimiz, görmediğimiz için de sıra dışı sandığımız olayların varlığını kabul etmesi lazım gelir sanırım…
özellikle kapı her açıldığında yağmurlu ya da kapalı olan havanın, son sahnede ellie’nin 8. sınıfta yazdığı mobbydick denemesini kendisi okurken günlük güneşlik olması, charlie’nin bir tek o sahnede desteksiz ayağa kalkıp yürümesi bayağı etkiledi beni açıkçası.
hepimizin kendi çevremizin normallerinde yaşadığımızdan görmediğimiz, görmediğimiz için de sıra dışı sandığımız olayların varlığını kabul etmesi lazım gelir sanırım…
özellikle kapı her açıldığında yağmurlu ya da kapalı olan havanın, son sahnede ellie’nin 8. sınıfta yazdığı mobbydick denemesini kendisi okurken günlük güneşlik olması, charlie’nin bir tek o sahnede desteksiz ayağa kalkıp yürümesi bayağı etkiledi beni açıkçası.
devamını gör...
9.
ışıklandırmadan oyunculuğa kadar her şey çok gerçekçiydi. ışıklandırmanın altını çizerim yalnız, çünkü ben çok başarılı buldum. perdeler hep kapalı, ışıklardan sadece abajürler açık. etrafta yığın yığın kitaplar, çamaşırlar, dar koridorlarla birlikte hapishaneyi andırıyordu. çok başarılıydı dekor.
konusu ise filmdeki tüm boğuk havayı alıyordu. özellikle sonlara doğru ilerledikçe iki duyguyu çok baskın hissetmeye başlıyorsun: umut ve üzüntü. brendan fraser kendi karakteri için şuna benzer bir cümle kurmuştu "bir hapisanenin içinde herkese umut ışığı dağıtan çok güzel bir adamı canlandırdım. bunu yaparken de hem fiziksel hem de duygusal olarak yaşadığı zorlukları taşıyordu dolayısıyla çok güçlü de bir adamdı." bundan daha güzel ve şiirsel konuştu da detayları hatırlayamadım. final sahnesi ise anca bu kadar tatmin edebilirdi beni ve ancak bu kadar ağlatabilirdi. çok güzeldi. bugün 2 kere gözlerim doldu finali düşünürken. çok güzel vuruyor ve sarsıyor adamı bu film. kesinlikle öneririm.
tek takıldığım nokta: kurye charlie'yi görünce hemen kaçıp gidiyor. neden? ben adamın duygularını tam çözemedim. neden kaçtı? yazarın bize burada anlatmak istediği şey nedir acep?
filmin yönetmeni darren aronofsky, black swan ve requiem for a dream'i izlediyseniz zaten başarılı bir dramın ortaya çıkacağını tahmin edersiniz. izlemediyseniz sadece black swan'i öneririm diğeri geceleri gördüğüm kabuslardan farksız derece germişti beni gerek yok.
dipnot: darren bu filmi yapmak için 7 yıl beklemiş, 7 yılın sebebi de charlie için istediği oyuncuyu bulamamış olmasıymış. röportajında şunu demişti "aklınıza gelebilecek her film yıldızını düşündüm, hepsini tek tek düşündüm ama hiçbiri charlie rolü ile kafamda eşleşmedi. sonra brendan'ı bir filminde spesifik bir karakteri oynarken gördüm ve o an her şey kafamda oturdu. sonra covid geldi işler biraz sarktı ve eninde sonunda 7 yılda filmi yaptım".
ikinci dipnot: film aslında samuel d. hunter'in yazdığı the whale isimli tiyatrodan uyarlamadır.
konusu ise filmdeki tüm boğuk havayı alıyordu. özellikle sonlara doğru ilerledikçe iki duyguyu çok baskın hissetmeye başlıyorsun: umut ve üzüntü. brendan fraser kendi karakteri için şuna benzer bir cümle kurmuştu "bir hapisanenin içinde herkese umut ışığı dağıtan çok güzel bir adamı canlandırdım. bunu yaparken de hem fiziksel hem de duygusal olarak yaşadığı zorlukları taşıyordu dolayısıyla çok güçlü de bir adamdı." bundan daha güzel ve şiirsel konuştu da detayları hatırlayamadım. final sahnesi ise anca bu kadar tatmin edebilirdi beni ve ancak bu kadar ağlatabilirdi. çok güzeldi. bugün 2 kere gözlerim doldu finali düşünürken. çok güzel vuruyor ve sarsıyor adamı bu film. kesinlikle öneririm.
tek takıldığım nokta: kurye charlie'yi görünce hemen kaçıp gidiyor. neden? ben adamın duygularını tam çözemedim. neden kaçtı? yazarın bize burada anlatmak istediği şey nedir acep?
filmin yönetmeni darren aronofsky, black swan ve requiem for a dream'i izlediyseniz zaten başarılı bir dramın ortaya çıkacağını tahmin edersiniz. izlemediyseniz sadece black swan'i öneririm diğeri geceleri gördüğüm kabuslardan farksız derece germişti beni gerek yok.
dipnot: darren bu filmi yapmak için 7 yıl beklemiş, 7 yılın sebebi de charlie için istediği oyuncuyu bulamamış olmasıymış. röportajında şunu demişti "aklınıza gelebilecek her film yıldızını düşündüm, hepsini tek tek düşündüm ama hiçbiri charlie rolü ile kafamda eşleşmedi. sonra brendan'ı bir filminde spesifik bir karakteri oynarken gördüm ve o an her şey kafamda oturdu. sonra covid geldi işler biraz sarktı ve eninde sonunda 7 yılda filmi yaptım".
ikinci dipnot: film aslında samuel d. hunter'in yazdığı the whale isimli tiyatrodan uyarlamadır.
devamını gör...
10.
eve gelen pizzacının charlieyi görmek için kapıda beklemesi ve charlie kapıya çıktığında pizzacın omg dediği sırada charliedeki yüz ifadesi...
aklımda kalan tek şey o.
aklımda kalan tek şey o.
devamını gör...
11.
filmin adı charlie'nin moby dick kitabından etkilendiği balinalardan geliyor.
konjestisif kalp yetmezliği olan obezite hastası charlie'nin 8 yaşında terk ettiği kızı ile yeniden bir araya gelme çabası/ obezite olmanın, daha doğrusu dış görünüşün özgüvenle ilişkisi doğrudan işleniyor. çünkü adam görüntüsünden o kadar memnun değil ki online ders verirken kamera açmıyor.
charlie'nin ölme riski çok yüksektir, 7 gün içinde öleceğini sanır, bu 7 gün içinde hayatı boyunca neyi doğru yaptığını bilmesi gerekir. bana filmi izleten de o replik oldu zaten, bir insanın hayatı boyunca neyi doğru yaptığını bilme isteği.
brendan fresar'ın oyunculuğunu çok beğendim, mumya filmindeki o adamdan gözleri dışında eser kalmamış, rolü için kilo almasını doğrusu takdir ettim. ama çoğunluğunun makyaj olduğunu da biliyorum.*
kendi hayatlarımız hakkında düşünmemizi sağlayacak, etkileyici bir film olduğunu söyleyebilirim. çünkü obezite olmasam da benim de hayatım boyunca neyi doğru yaptığımı bilmem gerekiyor*

konjestisif kalp yetmezliği olan obezite hastası charlie'nin 8 yaşında terk ettiği kızı ile yeniden bir araya gelme çabası/ obezite olmanın, daha doğrusu dış görünüşün özgüvenle ilişkisi doğrudan işleniyor. çünkü adam görüntüsünden o kadar memnun değil ki online ders verirken kamera açmıyor.
charlie'nin ölme riski çok yüksektir, 7 gün içinde öleceğini sanır, bu 7 gün içinde hayatı boyunca neyi doğru yaptığını bilmesi gerekir. bana filmi izleten de o replik oldu zaten, bir insanın hayatı boyunca neyi doğru yaptığını bilme isteği.
brendan fresar'ın oyunculuğunu çok beğendim, mumya filmindeki o adamdan gözleri dışında eser kalmamış, rolü için kilo almasını doğrusu takdir ettim. ama çoğunluğunun makyaj olduğunu da biliyorum.*
kendi hayatlarımız hakkında düşünmemizi sağlayacak, etkileyici bir film olduğunu söyleyebilirim. çünkü obezite olmasam da benim de hayatım boyunca neyi doğru yaptığımı bilmem gerekiyor*

devamını gör...
12.
öncelikle film brendan fraser'ın muhteşem geri dönüşü sahalara yeniden inişi olmamakla beraber yaşadığı travmalara rağmen hayatta kalmasının daha doğru hayata tutunmasını ödüllendirmek için oynatılmış bir film. ağır yaşamlardan aşina olduğumuz karelere love is love sosu eklemese de alabilir miydi ödülleri? adamı zaten herifçe oğlunun biri taciz ediyor. bununla beraber kilo alarak filmdekine benzer sekansları hayatında yaşıyor. gerçekçiliği de burdan geliyor inandırıcılığı da. hikayeye escinsel ögeler eklenmesi filmi sakilleştirmiş. alan'ın da ne ayak olduğu belli değil verilen donenin azlığından kimlik bunalımının kendini arayışında kaybolmasının whale'in sürecini etkilediğini düşünmüyorum. whale yediği bokların neticesinde pişman olup hiçbir şey yapamasan da çocuk yaptım oh be yaf diyerek şeyinin götürdüğü yere gidip arkasında bıraktığı çocuğun iyi yetişmiş olmasını umarak mefta rahatlığı tespitleri beni benden aldı. madem o kadar aşıktın giderayak niye ailenle olan anıyla gittin after life'na hani love is love dı çakkal demezler mi adama. misyonere diyecek bişeyin yok. tipik ele verir talkını kendi yutar salkım'ı örneği. domuz etini haram diye yemeyip kul hakkını yiyen yavşakların istavroz çıkaranı.
devamını gör...
13.
"benim de hayatım boyunca neyi doğru yaptığımı bilmem gerekiyor."
repliği ve brendan fraser'in etkileyici oyunculuğuyla mutlaka izlenmesi gerektiğini düşündüğüm 2022 yapımlı amerikan dram filmi.
obezite ve bu yüzden özgüveni sıfır olan, ders anlatırken kamerayı bile açacak cesareti bulamayan, kızıyla arasındaki buzları eritmek isteyen bir adamın öyküsünü anlatıyor.
(bkz: moby dick)
repliği ve brendan fraser'in etkileyici oyunculuğuyla mutlaka izlenmesi gerektiğini düşündüğüm 2022 yapımlı amerikan dram filmi.
obezite ve bu yüzden özgüveni sıfır olan, ders anlatırken kamerayı bile açacak cesareti bulamayan, kızıyla arasındaki buzları eritmek isteyen bir adamın öyküsünü anlatıyor.
(bkz: moby dick)
devamını gör...
14.
yönetmeni darren aronofsky olan; mutlaka izlenmesi gerektiğini düşündüğüm 2022 yapımlı amerikan filmi olup başrolde brendan fraser yer alıyor.
obezite hastası bir adamın hayatı boyunca neyi doğru yaptığını bilmesi gerekiyor ve genç kızıyla arasındaki buzları eritmek isteyişini, öz güven kavramının doğrudan dış görünüşle uzantısını dramatik bir kareografi ile seyirciye sunuyor.
hayatım boyunca neyi doğru yaptığımı bilmem gerekiyor.
obezite hastası bir adamın hayatı boyunca neyi doğru yaptığını bilmesi gerekiyor ve genç kızıyla arasındaki buzları eritmek isteyişini, öz güven kavramının doğrudan dış görünüşle uzantısını dramatik bir kareografi ile seyirciye sunuyor.
hayatım boyunca neyi doğru yaptığımı bilmem gerekiyor.
devamını gör...
15.
"benim de hayatım boyunca neyi doğru yaptığımı bilmem gerekiyor."
başrolde mumya filminden tanıdığımız brendan fraser gibi oyuncuların yer aldığı 2022 yapımlı amerikan filmi; darren aronofsky tarafından yönetilmiştir.

brendan fraser
sadie sink
hong chau gibi isimler başrolde yer alıyor.
charlie adında obezite hastası bir öğretmenin genç kızı ile arasındaki kutupları eritme çabasını konu edindiği söylenebilir.
adam obezite olduğu için özgüveni yerle yeksandır ve canlı ders verirken kamerayı açacak cesareti bile kendinde bulamaz, belki de değişimi sevenlerini üzeceği için kendini saklar.
genç kızı ile olan tartışmaları, ebeveyn olmanın zor yanları, hasta olmanın hayat kalitesini mahveden bir durum oluşu, yaşamaya çalışması, kızına kendini affettirmek istemesi, filmin işlediği konulardandır denilebilir.
başrol oyuncusunun oyunculuğu oldukça iyi ve rolü için kilo alması, filmi daha gerçekçi kılıyor, öleceğini zannettiği için hayat boyu neyi doğru yaptığını bilmek isteyen bir adamın hazin öyküsünün karşımıza çıktığı bir film olduğu açıkça görülmektedir.
filmi görsel açıdan iyi bulsam da kapalı alanlarda yapılan çekimler yoğun olduğu için depresif bir film gibi gelebilir.
filmin sonunda adamın zayıf olduğu halini görüyoruz, filmin en vurucu sahnesi belki de sonuydu, hayatı boyunca yaptığı tek doğru belki de kızıydı...
hastalığı, öz güveninin yıkılmış olması, kızına karşı duyduğu vicdan azabı, oldukça hissedilen şeylerdendi.
başrolde mumya filminden tanıdığımız brendan fraser gibi oyuncuların yer aldığı 2022 yapımlı amerikan filmi; darren aronofsky tarafından yönetilmiştir.

brendan fraser
sadie sink
hong chau gibi isimler başrolde yer alıyor.
charlie adında obezite hastası bir öğretmenin genç kızı ile arasındaki kutupları eritme çabasını konu edindiği söylenebilir.
adam obezite olduğu için özgüveni yerle yeksandır ve canlı ders verirken kamerayı açacak cesareti bile kendinde bulamaz, belki de değişimi sevenlerini üzeceği için kendini saklar.
genç kızı ile olan tartışmaları, ebeveyn olmanın zor yanları, hasta olmanın hayat kalitesini mahveden bir durum oluşu, yaşamaya çalışması, kızına kendini affettirmek istemesi, filmin işlediği konulardandır denilebilir.
başrol oyuncusunun oyunculuğu oldukça iyi ve rolü için kilo alması, filmi daha gerçekçi kılıyor, öleceğini zannettiği için hayat boyu neyi doğru yaptığını bilmek isteyen bir adamın hazin öyküsünün karşımıza çıktığı bir film olduğu açıkça görülmektedir.
filmi görsel açıdan iyi bulsam da kapalı alanlarda yapılan çekimler yoğun olduğu için depresif bir film gibi gelebilir.
filmin sonunda adamın zayıf olduğu halini görüyoruz, filmin en vurucu sahnesi belki de sonuydu, hayatı boyunca yaptığı tek doğru belki de kızıydı...
hastalığı, öz güveninin yıkılmış olması, kızına karşı duyduğu vicdan azabı, oldukça hissedilen şeylerdendi.
devamını gör...
16.
bir darren aronofsky filmidir.

filmin senaryosunu samuel d. hunter yazmıştır. filmde bu filmdeki rolüyle en iyi erkek oyuncu oscar ödülünü kazanan brandon frazer, sadie sink, ty simpkins, bu filmdeki rolüyle en iyi yardımcı kadın oyuncu oscar ödülüne aday olan hong chau, samantha morton ve sathya sridharan rol almıştır.
herman melville çok bilinen ve çok sevilen romanı moby dick'te beyaz bir balinanın peşinde dolaşan takıntılı bir kaptanın hikayesini anlatır. anlatıcıya ishmael diyelim biz. bu film de adını bu büyük romandan alır.
intenet üzerinde yazarlık dersleri veren charlie dışarı çıkabilecek durumda değildir fiziksel olarak. aslında hareket etmesi, ayağa kalkması bile çok zordur. kontrolsüz bir şekilde aldığı kilolar yüzünden bir eve kapalı kalan charlie bizi kendi hikayesinin karanlığından uzak tutmaya çalışır.
bu esnada kendi hataları, kayıpları, yapmak isteyip yapamadıkları, yapmak istemediği halde yaptıkları ile yüzleşir. ona yardımcı olan arkadaşı, küçük yaşta terk ettiği kızı, eski eşi ve bir anlamda hayatını kurtaran bir misyoner de bu hikayenin çevresinde dolanır.
çok sevdiğim bir film oldu. ve ben charlie'ye de ishmael demek istiyorum.

filmin senaryosunu samuel d. hunter yazmıştır. filmde bu filmdeki rolüyle en iyi erkek oyuncu oscar ödülünü kazanan brandon frazer, sadie sink, ty simpkins, bu filmdeki rolüyle en iyi yardımcı kadın oyuncu oscar ödülüne aday olan hong chau, samantha morton ve sathya sridharan rol almıştır.
herman melville çok bilinen ve çok sevilen romanı moby dick'te beyaz bir balinanın peşinde dolaşan takıntılı bir kaptanın hikayesini anlatır. anlatıcıya ishmael diyelim biz. bu film de adını bu büyük romandan alır.
intenet üzerinde yazarlık dersleri veren charlie dışarı çıkabilecek durumda değildir fiziksel olarak. aslında hareket etmesi, ayağa kalkması bile çok zordur. kontrolsüz bir şekilde aldığı kilolar yüzünden bir eve kapalı kalan charlie bizi kendi hikayesinin karanlığından uzak tutmaya çalışır.
bu esnada kendi hataları, kayıpları, yapmak isteyip yapamadıkları, yapmak istemediği halde yaptıkları ile yüzleşir. ona yardımcı olan arkadaşı, küçük yaşta terk ettiği kızı, eski eşi ve bir anlamda hayatını kurtaran bir misyoner de bu hikayenin çevresinde dolanır.
çok sevdiğim bir film oldu. ve ben charlie'ye de ishmael demek istiyorum.
devamını gör...
17.
obez ve gay bir öğretmenin bir erkek uğruna 8 yaşındaki kızını ve karısını bırakıp gitmesini ve ölmeye yakınken onlarla hesaplaşmasını anlatan bir film.
filmde beni etkileyen beş şey oldu,
1) kuşlara yem verme metaforu.
2) charlie'nin online olarak verdiği son ders.
3) kızıyla son görüşmesi
4) her fenalaştığında kızının 8. sınıfta yazdığı yazıyı okuması veya okutması.
5) charlie'nin iyimserliği
o yazı sensin
çünkü, biliyordum ki yazar bizi sadece kendi üzücü hikâyesinden korumaya çalışıyordu.
filmde beni etkileyen beş şey oldu,
1) kuşlara yem verme metaforu.
2) charlie'nin online olarak verdiği son ders.
3) kızıyla son görüşmesi
4) her fenalaştığında kızının 8. sınıfta yazdığı yazıyı okuması veya okutması.
5) charlie'nin iyimserliği
o yazı sensin
çünkü, biliyordum ki yazar bizi sadece kendi üzücü hikâyesinden korumaya çalışıyordu.
devamını gör...
18.
sırf yönetmeni darren aronofsky olduğundan ötürü merak edip izlediğim 2022 yapımı bir dram filmi.
zamanında bir boklar yemiş ve büyük pişmanlıkları olan obez bir adamın kendisini kızına affettirmeye çalışma sürecini izliyoruz kısacası.
değersizlik hissiyatıyla boğuşan biri olmasına rağmen zamanında yaptığı şeylerin onu değersizleştirmiş olması fikrimce normal olduğu için 'olması gereken' olarak görüyorum açıkçası.
bir de filmde sinirlerimi zıplatan bir nokta da başkarakter olan charlie'nin masummuş ve sırf eşcinsel olduğu için, sırf obez olduğu için kızı tarafından dışlanıyormuş gibi gösterilmesi.
filmlerden beklediğim şey kötü karakterlerin başına kötü bir şey gelmesi değil tabii ki fakat bu film hakkında bazı yazılar okuduğumda charlie'nin sanki hiç ailesini terk etmemiş gibi anlatılmış olması, sanki tüm suç başka konulardaymış gibi görülmesi sinirlerimi bozmuştu.
bir de sevdiği adam olan alan ölmemiş olsaydı da charlie yüksek ihtimalle kızında bıraktığı travmaların eski karısını zamanında yarı yolda bırakmış olduğunun farkında bile olmadan alan ile mutlu mesut bir şekilde hayatına devam edecekti .
ne zaman ki alan öldü, işte o zaman kendisini yemeğe verdi. yeme bozuklukları başladı, obez olup hareket bile edememeye başladıktan sonra kendisinden nefret etmeye başladı .
çünkü zamanında yediği bokların daha yeni farkına varmaya başladı, çünkü sona geldiğinin. farkındaydı.
hah işte bu karakterin masummuş gibi gösterilmesine takıldım.
hayır abicim, obezliğinden ve eşcinselliğinden bağımsız olarak geçmişinle beraber bok gibi bir karaktersin ve yaşadığın ekstra duygusallığın , değersizlik hissiyatların bu duruma bir bahane değil.
kızını da savunamam gerçi, sadece ağır ergen olmasının altına süpürebilirim yaptığı şeyleri.
bu charlie'de o da yok, neresinden tutarsan tut elinde kalıyor.
filmde bu konudan bu kadar fazla bahsedilmemiş olsa da film hakkında yapılan yorumlarda charlie'ye sempati duyanlara tetiklendim daha çok.
onun dışında akıcı bir filmdi, izlenebilir.
fakat siz yine de charlie'yi üzümlü kekiniz olarak falan görmeyin lütfen.
zamanında bir boklar yemiş ve büyük pişmanlıkları olan obez bir adamın kendisini kızına affettirmeye çalışma sürecini izliyoruz kısacası.
değersizlik hissiyatıyla boğuşan biri olmasına rağmen zamanında yaptığı şeylerin onu değersizleştirmiş olması fikrimce normal olduğu için 'olması gereken' olarak görüyorum açıkçası.
bir de filmde sinirlerimi zıplatan bir nokta da başkarakter olan charlie'nin masummuş ve sırf eşcinsel olduğu için, sırf obez olduğu için kızı tarafından dışlanıyormuş gibi gösterilmesi.
filmlerden beklediğim şey kötü karakterlerin başına kötü bir şey gelmesi değil tabii ki fakat bu film hakkında bazı yazılar okuduğumda charlie'nin sanki hiç ailesini terk etmemiş gibi anlatılmış olması, sanki tüm suç başka konulardaymış gibi görülmesi sinirlerimi bozmuştu.
bir de sevdiği adam olan alan ölmemiş olsaydı da charlie yüksek ihtimalle kızında bıraktığı travmaların eski karısını zamanında yarı yolda bırakmış olduğunun farkında bile olmadan alan ile mutlu mesut bir şekilde hayatına devam edecekti .
ne zaman ki alan öldü, işte o zaman kendisini yemeğe verdi. yeme bozuklukları başladı, obez olup hareket bile edememeye başladıktan sonra kendisinden nefret etmeye başladı .
çünkü zamanında yediği bokların daha yeni farkına varmaya başladı, çünkü sona geldiğinin. farkındaydı.
hah işte bu karakterin masummuş gibi gösterilmesine takıldım.
hayır abicim, obezliğinden ve eşcinselliğinden bağımsız olarak geçmişinle beraber bok gibi bir karaktersin ve yaşadığın ekstra duygusallığın , değersizlik hissiyatların bu duruma bir bahane değil.
kızını da savunamam gerçi, sadece ağır ergen olmasının altına süpürebilirim yaptığı şeyleri.
bu charlie'de o da yok, neresinden tutarsan tut elinde kalıyor.
filmde bu konudan bu kadar fazla bahsedilmemiş olsa da film hakkında yapılan yorumlarda charlie'ye sempati duyanlara tetiklendim daha çok.
onun dışında akıcı bir filmdi, izlenebilir.
fakat siz yine de charlie'yi üzümlü kekiniz olarak falan görmeyin lütfen.
devamını gör...
