islam
birilerine bağlanmadan, bireysel olarak yaşanabilen din. ve diğer bütün dinler gibi sadece dinlemeyi değil; okumayı, ilgilenmeyi gerektirir eğer doğru yaşamak isteniyorsa.
devamını gör...
bir insana ikinci şansı vermek
sadece online sınavlarda, sistemden kopma yaşarsa diye yapılabilecek olan harekettir. bunun dışında zarar yazar, bünyeyi bozar, hazımsızlık yapar ve zaman kaybettirir
devamını gör...
beni yıka
kirlenmiş ve tozlanmış araçların camına yazılan şaka yollu söz.
devamını gör...
ölüm gibi bir şey olup ölünmeyen durumlar
geleceğim, bekle dedi, gitti.
ben beklemedim,
o da gelmedi
ölüm gibi bir şey oldu.
ama kimse ölmedi
özdemir asaf
ben beklemedim,
o da gelmedi
ölüm gibi bir şey oldu.
ama kimse ölmedi
özdemir asaf
devamını gör...
kardeşine kötü davrandığını fark ettiğin o an
şehir dışına çıkacaktım, önceki gün kardeşim yanıma gelip "seninle gözümüz kapalı resim çizelim mi? " demişti. çok işim olduğunu söyleyip onu erteledim. aynı gün içinde 2 defa daha sordu bu soruyu, aynı şekilde erteledim. çok üzüldüğünü sonradan fark ettim. tek istediği benimle vakit geçirmekti.
ablacım, özür dilerim. eve geri döndüğümde ilk işim seninle gözümüz kapalı resim çizmek olacak. hem de istediğin kadar.
ablacım, özür dilerim. eve geri döndüğümde ilk işim seninle gözümüz kapalı resim çizmek olacak. hem de istediğin kadar.
devamını gör...
değeri bilinmeyen anlar
lisenin her günü.
devamını gör...
normal sözlük
gördüğümüz kadarıyla anormal yazarların tutunamadığı, anormalliklere taviz verilmeyen, sükunu sonuna değin hissedebileceğimiz bir güzel sözlük.. hayal kırıklığı olmamasını temenni ederek nikah defterine imzamı atıyorum ve gönülden evet diyorum.
evet evet evet. bir ömür mutlu olmak ümidi ile sevgilim.
evet evet evet. bir ömür mutlu olmak ümidi ile sevgilim.
devamını gör...
metin akpınar öpüşmesi
türk tiyatrosuna kabare anlayışını getiren ekibin bence en önemli üyesi olan ve gerçekten duayen bir tiyatrocu olduğunu düşündüğüm ancak birkaç filmi dışında filmlerini hiç beğenmediğim metin akpınar’ın erken dönem filmlerinin neredeyse tamamında gerçekleştirdiği tuhaf ama kendine has eylemdir.
metin akpınar yukarıda bahsettiğim filmlerde genellikle yakışıklı ve çapkın ve de bıçkın erkek rollerinde oynar ve daha romantik ve saf olan zeki’ye göz kulak olur. kadınlara ayırdığı zaman müsaade ettikçe elbette.
kadınlara ayırdığı bu zaman ise genellikle sevişme eylemi ile geçer ki hiçbir filmde asla şaşmadan, önce uzun bir öpüşme izleriz.

ama bu öpüşmelerin hepsinin ortak birkaç özelliği vardır. bir kere çok ateşli öpüşmeler olur bunlar. metin, sevgilisine bir avmış gibi yaklaşır ve birkaç saniye içinde mideye indirecekmiş gibi öper.

ancak en önemli noktayı en sona sakladım. metin, asla öpüşmeye dudaklarla başlamaz. önce karşısındaki kadına onu sevdiğini belli etmek, bu öpüşmenin sadece tensel bir şey olmadığını, derinlerde daha büyük başka duyguların da bulunduğunu belli etmek için önce sevgilisinin burnuna bir öpücük kondurur.

evet, sevgili sözlük ahalisi. işsiz ve hayatsız bir insan olarak oturup bu filmleri izledim ve böyle ibretlik bir tespitte bulundum. en az on filmde bu sahneye rastladım. metin abi burna bir buse kondurmadan öpüşmeye başlamaz.
sizin de aklınızda olsun ön sevişme burundan başlar. o burun mutlaka öpülecek.
metin akpınar yukarıda bahsettiğim filmlerde genellikle yakışıklı ve çapkın ve de bıçkın erkek rollerinde oynar ve daha romantik ve saf olan zeki’ye göz kulak olur. kadınlara ayırdığı zaman müsaade ettikçe elbette.
kadınlara ayırdığı bu zaman ise genellikle sevişme eylemi ile geçer ki hiçbir filmde asla şaşmadan, önce uzun bir öpüşme izleriz.

ama bu öpüşmelerin hepsinin ortak birkaç özelliği vardır. bir kere çok ateşli öpüşmeler olur bunlar. metin, sevgilisine bir avmış gibi yaklaşır ve birkaç saniye içinde mideye indirecekmiş gibi öper.

ancak en önemli noktayı en sona sakladım. metin, asla öpüşmeye dudaklarla başlamaz. önce karşısındaki kadına onu sevdiğini belli etmek, bu öpüşmenin sadece tensel bir şey olmadığını, derinlerde daha büyük başka duyguların da bulunduğunu belli etmek için önce sevgilisinin burnuna bir öpücük kondurur.

evet, sevgili sözlük ahalisi. işsiz ve hayatsız bir insan olarak oturup bu filmleri izledim ve böyle ibretlik bir tespitte bulundum. en az on filmde bu sahneye rastladım. metin abi burna bir buse kondurmadan öpüşmeye başlamaz.
sizin de aklınızda olsun ön sevişme burundan başlar. o burun mutlaka öpülecek.
devamını gör...
çocukken baba eve getirdiğinde mutlu olunan şeyler
dondurma.
devamını gör...
birhan keskin
'dünya soğur, akşam serinlerken,
benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
ve işte en geniş cümlem:
içimi açtım sana.
içini açmak için'
benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
ve işte en geniş cümlem:
içimi açtım sana.
içini açmak için'
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
ülkücü hareketin terör örgütü sayılması talebi
yapılması gerekendir.
bu adamlar cidden avrupa'ya da bize de bela.
tez vakitte gereğinin yapılmasını umuyoruz.
bu adamlar cidden avrupa'ya da bize de bela.
tez vakitte gereğinin yapılmasını umuyoruz.
devamını gör...
aşırı saygılı insanlar
kişiye, zamana ve yakınlığa göre davranan insandır. çok kolay sinirlendiremezsiniz ama sinirlenirlerse canınızı da yakarlar. otoritesini saygısıyla sunar.
devamını gör...
doctor who
2005 sonrasında yayınlanan dokuz sezonunu çok severek izledim. hâlâ da en sevdiğim dizi. araya yoğunluğun girmesiyle kadın doktoru izlemeyemedim henüz. umarım kadın-erkek eşitliği mesajı vermek isterken dizi yolundan sapmamıştır.
devamını gör...
canım aliye ruhum filiz
bazen sıradan şeyler insanı hüzünlendirmeye yeter. bir bakış, bir melodi, ağır ağır yürüyen bir kaplumbağa mesela; acaba ne zamandan beri yollardadır?..
sabahattin ali'nin canı aliye'ye ve ruhu, bir tanecik kızı filiz'e yazdığı mektuplar, o sıradan fakat sıcacık mektuplar da insanı hüzünlendirmeye yeter. belki de ali'nin o feci, hak etmediği sonunu bildiğimizdendir bu. onu can yoldaşı aliye'den, ateşi çıksa endişeden dört döndüğü yavrusu filiz'den, sevdiği ilkbahardan ayıran o sonu düşünür hüzünleniriz. ''ihtiyarlığımda çekilmez biri olacağım hakkındaki iltifatına teşekkür ederim. ama bu tahminin doğru çıkmayacak sanırım. çünkü ihtiyarlayacağımı kim söyledi? hep genç kalacağım.'' sözünün doğru çıkmasına hüzünleniriz.
sıkıntılarla geçmiş bir hayat.. ilkbaharı çok seviyor diye kendisine gül bahçesi vadedilmemiş nihayetinde, mahkemelerde acaba bu sefer kaç ay yatacağım endişesiyle geçmiş günleri. kendi deyimiyle dünyada rahat yaşamak için aptal olmak gerektiğini bildiği halde aptal olmaktansa rahatsız bir yaşam sürmeyi tercih etmiş. bir kadınla tanışmış, mehtaplı gecelerde benim de bayıldığım ay ışığının altında yürüyüş yaparken kendisine eşlik etmesini isteyecek değerde bir kadınmış bu kişi; aliye.
mektuplaşmışlar, birbirlerine içlerini, düşüncelerini, fikirlerini, duygularını açmışlar. sabahattin ali, yazdığı öykü ve şiirleri göndermiş aliye'ye. nahif benliğini kelimelere dökmüş, biz okuyanlara da bıkmadan o güzel sözlerin hepsinin altını teker teker çizmek düşmüş.
içinde müthiş bir neşe, kibarlık fakat aynı zamanda hüzünlü, belki umutsuz bir yön var. en azından 1935'ten 1948'e kadar yazdığı mektuplardan bunu hissettim. sonlara doğru o felaket sonu bildiğimden dolayı gözlerim dolmadı değil. o son mektubu okumak, ve mektubun fazlaca sıradan olması, veda bile edememesi dokundu belki de. gerçi vedalardan da nefret ederim. fakat ''allahaısmarladık'' bile diyememesi haksızlık gibi geldi.
zaten bakarsanız, hakkında inceleme yazılamayacak bir derleme bu kitap. bu kadar sıradan fakat aynı zamanda çok özel mektuplar hakkında ne yazıp çizebiliriz? adam düşünmüş, hissetmiş, sevmiş, merak etmiş, endişelenmiş, yazmış. bize sadece okuduktan sonraki duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak düşer.
sabahattin ali'nin canı aliye'ye ve ruhu, bir tanecik kızı filiz'e yazdığı mektuplar, o sıradan fakat sıcacık mektuplar da insanı hüzünlendirmeye yeter. belki de ali'nin o feci, hak etmediği sonunu bildiğimizdendir bu. onu can yoldaşı aliye'den, ateşi çıksa endişeden dört döndüğü yavrusu filiz'den, sevdiği ilkbahardan ayıran o sonu düşünür hüzünleniriz. ''ihtiyarlığımda çekilmez biri olacağım hakkındaki iltifatına teşekkür ederim. ama bu tahminin doğru çıkmayacak sanırım. çünkü ihtiyarlayacağımı kim söyledi? hep genç kalacağım.'' sözünün doğru çıkmasına hüzünleniriz.
sıkıntılarla geçmiş bir hayat.. ilkbaharı çok seviyor diye kendisine gül bahçesi vadedilmemiş nihayetinde, mahkemelerde acaba bu sefer kaç ay yatacağım endişesiyle geçmiş günleri. kendi deyimiyle dünyada rahat yaşamak için aptal olmak gerektiğini bildiği halde aptal olmaktansa rahatsız bir yaşam sürmeyi tercih etmiş. bir kadınla tanışmış, mehtaplı gecelerde benim de bayıldığım ay ışığının altında yürüyüş yaparken kendisine eşlik etmesini isteyecek değerde bir kadınmış bu kişi; aliye.
mektuplaşmışlar, birbirlerine içlerini, düşüncelerini, fikirlerini, duygularını açmışlar. sabahattin ali, yazdığı öykü ve şiirleri göndermiş aliye'ye. nahif benliğini kelimelere dökmüş, biz okuyanlara da bıkmadan o güzel sözlerin hepsinin altını teker teker çizmek düşmüş.
içinde müthiş bir neşe, kibarlık fakat aynı zamanda hüzünlü, belki umutsuz bir yön var. en azından 1935'ten 1948'e kadar yazdığı mektuplardan bunu hissettim. sonlara doğru o felaket sonu bildiğimden dolayı gözlerim dolmadı değil. o son mektubu okumak, ve mektubun fazlaca sıradan olması, veda bile edememesi dokundu belki de. gerçi vedalardan da nefret ederim. fakat ''allahaısmarladık'' bile diyememesi haksızlık gibi geldi.
zaten bakarsanız, hakkında inceleme yazılamayacak bir derleme bu kitap. bu kadar sıradan fakat aynı zamanda çok özel mektuplar hakkında ne yazıp çizebiliriz? adam düşünmüş, hissetmiş, sevmiş, merak etmiş, endişelenmiş, yazmış. bize sadece okuduktan sonraki duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak düşer.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın gönül dostları, günaydın sevgi kelebekleri, günaydın bakkal hüseyin amca, günaydın taksici dayı...günaydın kızlar...size de günaydın kıl yumakları.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yol şarkısı dediğin işte budur: born to be wild ,steppenwolf.
harikasınız!
harikasınız!
devamını gör...
bağırarak konuşan insan
benimmm. ama kontrol edemiyorum. istemsiz yükseliyor kaptırıyorum kendimi. hele arkadaş ortamındaysak hiç kasmıyorum, salıyorum gidiyor.*
devamını gör...
değeri sonradan bilinen şeyler
henüz yaşamadım ama çevremdeki yaşlı insanların anlattığına göre gençlik olabilir. kıymeti hep elinden alındıktan sonra anlaşılıyor maalesef.
devamını gör...
kemal doğulu'nun mülteci tepkisi
kemal doğulu gibi alakasız bir insanı bile delirtti bu afganlar, suriyeliler... bu saatten sonra her kim din kardeşlerimiz diyorsa büyük bir kitleyi karşısına alıyor demektir. göz göre göre kendi vatandaşıyla ters düşüyor adamlar. ipini koparan, boş beleş, abaza tipleri doldurdular güzelim memlekete. plajlar kara çarşaflı kaynıyor, yakında aynı tencereye 10 elin girdiği restoranlarda görmeye başlarız. nedir bu orta doğu bataklığından çektiğimiz ya...






devamını gör...