üst üste hapşırmak
(bkz: alerjik rinit)
devamını gör...
edinilmiş en kıymetli hayat tecrübesi
ruh ve beden sagliginin kiymetini bilmek gerek. tomografi, testler, agri kesiciler, antibiyotikler, antidepresanlar, sinir krizleri, sira bekleme falan bunlar hos seyler degil.
devamını gör...
birine geç kalmak
önce kendinize geç kalmayın bence. tecrübeyle sabittir birine geç kalmamak adına koşar da koşarsınız ne geriye ne ileriye bakmadan kendi hayatınızı hiçe sayarak durmadan onun için koşarsınız en sonunda baktığınızda görülen manzara ne ona yetişebilmişsiniz ne kendinize.. bu doğrusal bir çizgi ile düşünülürse tam olarak o sizden çok ilerde siz geridesiniz ve en önemlisi kendi hayat çizginizden tamamen sapmışsınız. bu manzarayla karşılaşmamak adına tavsiyem önce kendinize geç kalmayın çünkü bunun geri dönüşü asla olmayacaktır. ( benim için olmadı) karşınızda bulunan kişi sizinle olmak isterse emin olun zaten sizin zaman çizginize eşlik edecektir sizi mutlaka bulacaktır.
devamını gör...
namuslu kadın evinde oturur
beynini kullanmayan insan beyanıdır. kimsenin namusu ve şerefine kimse laf edemez ki zaten namus da evde oturmakla ölçülmez. azıcık düşünerek, puan için insaniyetten ödün vermeyerek başlık açın lütfen.
devamını gör...
hiç sevgilisi olmamış erkek
benimdir. şimdi kadınların ve erkeklerin işine yarayacak bazı analizlerle bu adamı adamakıllı ele alacağız. hiç sevgilisi olmamış erkekle ilgili konuşmamızın tek bir yararlı sebebi olabilir: bir ilişki ihtimalinde bu tecrübesizliğin bize nasıl bir yansıması olacak ?
her erkek, eğer sosyal çevresi çok kopuk bir yaşam sürmediyse, belirli dönemlerde, belirli yerlerde (okul,mahalle,iş) kadınlarla etkileşim halinde olur. mutlaka olur bu, aşık oluruz, hoşlanırız, birden fazla karşılaştığımız ve bekar olduğunu düşündüğümüz, beğendiğimiz bir kadınla en masumu göz teması olmak üzere temas kurarız. bu karşılıklı bir şeydir ve hepimizin iyi kötü başına gelmiştir. şöyle bir geriye dönüp baktığınızda, birçok insanın sizden hoşlandığını, birçoğundan da sizin hoşlandığınızı görürsünüz. bu etkileşim, bir kıvılcımla ilişkiye dönüşür. bizim elemanımız da bu kıvılcımı yakmamış ya da yakamamıştır. sebepleri çoktur, hepsini ayrı ayrı inceleyemeyeceğimiz için ben direkt olarak sonuca gideceğim ki işin faydalı kısmı budur.
hiç sevgilisi olmamış bir erkeğin hepimizin malumu bir tecrübesizliği vardır. bu tecrübesizlik şöyle tezahür eder: hayatında bir sevgilinin varlığının getirdiği etkiyi, o gücü hissetmemiş erkek, bu kadının etkisinin, bildiği ve önem sırasına soktuğu duygular arasında tam olarak nereye yerleştiğini bilemez. bu erkeği şu şekilde somutlaştırabiliriz: sözgelimi hayatı boyunca en sevdiği şeylerden biri bilgisayar oyunu oynamak olan bir erkeğe, "sevgiliniz mi yoksa bu oyun mu" diye sorduğunuzda cüretkat bir şekilde "bu oyun tabi lan, o kim de beni oyunumdan ayıracak, haddini bilsin" gibi gir cevap vermeye meyillidir. hatta bir filmde erkeğin "ya ben ya fenerbahçe" diyen kız arkadaşına "kendine hiç şans tanımıyorsun" dediği bir sahne vardır. tam olarak böyle olma ihtimali yüksektir.
ya da bu erkeklere siz "anan mı ben mi diye soran kadın hakkında ne düşünürsün ?" şeklinde, sevgi sırasında en üstte olan anne ile sevgiliyi kıyaslamak gibi bir soru sorduğunuz zaman "giderken kapıyı kapatmayı unutma" "bavulunu toplamak için bir saatin var" derim gibi racon laflar ederler. haha, evet, racondur çünkü bu lafı yazarken masada bir adet namlusundan duman çıkan glock marka silah vardır; görev tamamlanmıştır, anneye olan bağlılık kanıtlanmıştır ve olası sevgilinin de kırmızı çizgilerimize dokunamayacağına dair ultimatom verilmiştir. gerçekte ise böyle bir soru, çok nadir bir şekilde karşımıza çıkacak bir sorudur.
bir erkek için ilişki konusunda tecrübesizliğin en bariz ortaya çıktığı durumlar, genellikle ortamda sevgilileriyle ilgili sorunları olan dostlarımızın, olayları anlattıkları ve çözüm aradıkları durumlardır. bu hallerde, daha önce söylediğimiz gibi, bu sevginin hayatımızdaki önem sırasını bilmediğimiz için genellikle sert yaklaşımlarda bulunuruz. o yüzden "bekara karı boşamak kolay" demişlerdir. sözgelimi arkadaşımızın sevgilisi, arkadaşlarıyla buluştuğu bir gün somurtmuştur ve o günü rezil etmiştir. bizim için bunun karşılığı: "ya arkadaşlarımın yanında somurtup durdun, senle uğraşmaktan rezil oldum, bir daha gözüm görmesin seni" olabilir. çünkü biz birinin sevgilisi değiliz, onun kokusunu içimize çekmemişiz, elini tutmamışız, şefkatini hissetmemişiz. bilmiyoruz, kocaman bir boşluk var orada.
bu empati eksikliğini, bol bol okuyarak, konuşarak atmaya çalıştım hayatım boyunca. benim sevgilimin olmayışının sebeplerini başka bir gün detaylı yazabilirim; olan oldu ve koskoca yirmi altı yıl sonunda sevgililiğin ne olduğunu bilmeden bugünlere geldik. geldiğimiz noktada, bu tecrübesizliğimizle ilgili benim gibi olan dostlarıma vereceğim tavsiye; asla ne kendinizin olası ilişkileri ne de başkalarının ilişkileri hakkında keskin yargılara varmamanızdır.
belki istemeden bir yuvayı yıkacak belki çok mutlu olacağınız bir ilişkiden, sırf kuru gürültünüz yüzünden mahrum kalacaksınız. öncelikle kendinize ve karşınızdakine zaman verin. onun istekleri sizinkilerle çelişebilir. ilkelerinizi, arzularınızı, beklentilerinizi sanki anayasanın ilk dört maddesiymişçesine "değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez" konumundan çıkarın. zaten bir insanın en değerli varlığı erdemleridir ve onları da kimse kolay kolay değiştirmeye çalışmaz. bakın bakalım, ne tartışmaya açılabilir; nelerden vazgeçebiliriz biz bu uzun saçlı, güzel kokan şey için. bakalım varlığı hayatımızda nasıl yeni pencereler açacak, kapasitemizi nasıl genişletecek. belki her şeye, herkese yetecek bir enerjiyle dolacaksınız. belki de hayatınızı mahvedeceksiniz. inceleyin, bakın, olmazsa o kıvılcım zaten yanmamıştı ve bugünlere gelmiştik, artık yanmasa da olur.
bu erkekle ilişki kurma ihtimali olan kadınlara da tavsiyem; eğer gerçekten sevilmeye layık biri gibi görünüyorsa, o ilk aşamadan sonra onların hayattaki duruşlarına bakarak, dikkat ederek, saygıyla yaklaşın. eğer hayatınıza bu adamı katmak istiyorsanız, "bunla olur, baba adama benziyor bu" diyorsanız, onun bu tecrübesizliğini hissettirmeden, hayatın olağan bir akışıymışçasına girin hayatına. hemen ilk aydan "şu kızın numarasını sil, bu çocuklar içki içiyor, şu adam playboy seni de saptırmasından korkuyorum" gibi manyaklıklara girerseniz bu adamı kaybedebilirsiniz.
iyi kötü herkes, günün sonunda mutlu olduğu bir yaşamı hak ediyor. kimsenin hayatına kabus olmayı değil, güneş olmayı istemeliyiz.
her erkek, eğer sosyal çevresi çok kopuk bir yaşam sürmediyse, belirli dönemlerde, belirli yerlerde (okul,mahalle,iş) kadınlarla etkileşim halinde olur. mutlaka olur bu, aşık oluruz, hoşlanırız, birden fazla karşılaştığımız ve bekar olduğunu düşündüğümüz, beğendiğimiz bir kadınla en masumu göz teması olmak üzere temas kurarız. bu karşılıklı bir şeydir ve hepimizin iyi kötü başına gelmiştir. şöyle bir geriye dönüp baktığınızda, birçok insanın sizden hoşlandığını, birçoğundan da sizin hoşlandığınızı görürsünüz. bu etkileşim, bir kıvılcımla ilişkiye dönüşür. bizim elemanımız da bu kıvılcımı yakmamış ya da yakamamıştır. sebepleri çoktur, hepsini ayrı ayrı inceleyemeyeceğimiz için ben direkt olarak sonuca gideceğim ki işin faydalı kısmı budur.
hiç sevgilisi olmamış bir erkeğin hepimizin malumu bir tecrübesizliği vardır. bu tecrübesizlik şöyle tezahür eder: hayatında bir sevgilinin varlığının getirdiği etkiyi, o gücü hissetmemiş erkek, bu kadının etkisinin, bildiği ve önem sırasına soktuğu duygular arasında tam olarak nereye yerleştiğini bilemez. bu erkeği şu şekilde somutlaştırabiliriz: sözgelimi hayatı boyunca en sevdiği şeylerden biri bilgisayar oyunu oynamak olan bir erkeğe, "sevgiliniz mi yoksa bu oyun mu" diye sorduğunuzda cüretkat bir şekilde "bu oyun tabi lan, o kim de beni oyunumdan ayıracak, haddini bilsin" gibi gir cevap vermeye meyillidir. hatta bir filmde erkeğin "ya ben ya fenerbahçe" diyen kız arkadaşına "kendine hiç şans tanımıyorsun" dediği bir sahne vardır. tam olarak böyle olma ihtimali yüksektir.
ya da bu erkeklere siz "anan mı ben mi diye soran kadın hakkında ne düşünürsün ?" şeklinde, sevgi sırasında en üstte olan anne ile sevgiliyi kıyaslamak gibi bir soru sorduğunuz zaman "giderken kapıyı kapatmayı unutma" "bavulunu toplamak için bir saatin var" derim gibi racon laflar ederler. haha, evet, racondur çünkü bu lafı yazarken masada bir adet namlusundan duman çıkan glock marka silah vardır; görev tamamlanmıştır, anneye olan bağlılık kanıtlanmıştır ve olası sevgilinin de kırmızı çizgilerimize dokunamayacağına dair ultimatom verilmiştir. gerçekte ise böyle bir soru, çok nadir bir şekilde karşımıza çıkacak bir sorudur.
bir erkek için ilişki konusunda tecrübesizliğin en bariz ortaya çıktığı durumlar, genellikle ortamda sevgilileriyle ilgili sorunları olan dostlarımızın, olayları anlattıkları ve çözüm aradıkları durumlardır. bu hallerde, daha önce söylediğimiz gibi, bu sevginin hayatımızdaki önem sırasını bilmediğimiz için genellikle sert yaklaşımlarda bulunuruz. o yüzden "bekara karı boşamak kolay" demişlerdir. sözgelimi arkadaşımızın sevgilisi, arkadaşlarıyla buluştuğu bir gün somurtmuştur ve o günü rezil etmiştir. bizim için bunun karşılığı: "ya arkadaşlarımın yanında somurtup durdun, senle uğraşmaktan rezil oldum, bir daha gözüm görmesin seni" olabilir. çünkü biz birinin sevgilisi değiliz, onun kokusunu içimize çekmemişiz, elini tutmamışız, şefkatini hissetmemişiz. bilmiyoruz, kocaman bir boşluk var orada.
bu empati eksikliğini, bol bol okuyarak, konuşarak atmaya çalıştım hayatım boyunca. benim sevgilimin olmayışının sebeplerini başka bir gün detaylı yazabilirim; olan oldu ve koskoca yirmi altı yıl sonunda sevgililiğin ne olduğunu bilmeden bugünlere geldik. geldiğimiz noktada, bu tecrübesizliğimizle ilgili benim gibi olan dostlarıma vereceğim tavsiye; asla ne kendinizin olası ilişkileri ne de başkalarının ilişkileri hakkında keskin yargılara varmamanızdır.
belki istemeden bir yuvayı yıkacak belki çok mutlu olacağınız bir ilişkiden, sırf kuru gürültünüz yüzünden mahrum kalacaksınız. öncelikle kendinize ve karşınızdakine zaman verin. onun istekleri sizinkilerle çelişebilir. ilkelerinizi, arzularınızı, beklentilerinizi sanki anayasanın ilk dört maddesiymişçesine "değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez" konumundan çıkarın. zaten bir insanın en değerli varlığı erdemleridir ve onları da kimse kolay kolay değiştirmeye çalışmaz. bakın bakalım, ne tartışmaya açılabilir; nelerden vazgeçebiliriz biz bu uzun saçlı, güzel kokan şey için. bakalım varlığı hayatımızda nasıl yeni pencereler açacak, kapasitemizi nasıl genişletecek. belki her şeye, herkese yetecek bir enerjiyle dolacaksınız. belki de hayatınızı mahvedeceksiniz. inceleyin, bakın, olmazsa o kıvılcım zaten yanmamıştı ve bugünlere gelmiştik, artık yanmasa da olur.
bu erkekle ilişki kurma ihtimali olan kadınlara da tavsiyem; eğer gerçekten sevilmeye layık biri gibi görünüyorsa, o ilk aşamadan sonra onların hayattaki duruşlarına bakarak, dikkat ederek, saygıyla yaklaşın. eğer hayatınıza bu adamı katmak istiyorsanız, "bunla olur, baba adama benziyor bu" diyorsanız, onun bu tecrübesizliğini hissettirmeden, hayatın olağan bir akışıymışçasına girin hayatına. hemen ilk aydan "şu kızın numarasını sil, bu çocuklar içki içiyor, şu adam playboy seni de saptırmasından korkuyorum" gibi manyaklıklara girerseniz bu adamı kaybedebilirsiniz.
iyi kötü herkes, günün sonunda mutlu olduğu bir yaşamı hak ediyor. kimsenin hayatına kabus olmayı değil, güneş olmayı istemeliyiz.
devamını gör...
altın orda devleti
gümüş burda devleti'nden daha güçlüdür.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
her şeyin iyi gittiğine dair kendime çok yalanlar söyledim.
devamını gör...
tek bakışta insan analizi yeteneği
böyle bir şeyin mümkün olmadığını belirtmek isterim. inssnların her durum karşısında davranışları ve tavrı değişebilir. sadece bir davranışa odaklanıp bir insan hakkında analiz yapılamaz. yapan insanlar tabi ki var onlar insankurdu olduğunu söylerler. itibar etmeyiniz.
devamını gör...
bir erkeğin bağımlılık yapabilecek özellikleri
nadir gördüğüm asaletidir..
sen bir konuya girmeden, asla senin sınırlarına yaklaşacak soru da sormayan, konu da açmayan..
konuşmaya can attığı konular olmayan, sanki kadın gerizekalıymış gibi, gökyüzünden geçen uçak sesi duysa, dili dışarda köpek gibi alakalı alakasız, lafı hep malum konuya getirmeyen, buralara kadar düşmeyen, tenezzül etmeyen, ihtiyaç duymayan o kadar az erkek varki...
kısaca önce insan gibi konuşabilen, karakterli biri olması...
sen bir konuya girmeden, asla senin sınırlarına yaklaşacak soru da sormayan, konu da açmayan..
konuşmaya can attığı konular olmayan, sanki kadın gerizekalıymış gibi, gökyüzünden geçen uçak sesi duysa, dili dışarda köpek gibi alakalı alakasız, lafı hep malum konuya getirmeyen, buralara kadar düşmeyen, tenezzül etmeyen, ihtiyaç duymayan o kadar az erkek varki...
kısaca önce insan gibi konuşabilen, karakterli biri olması...
devamını gör...
normal sözlük’ün en fenomen yazarı
fenomen “olay” anlamına gelen bir kelimedir. ne var ki sanal ortamda yanlış anlamlar yüklenerek kullanılan kelimelerin başında gelir.
sosyal medya bu kelimeyi “yüksek bir izleyici kitlesine sahip olanlar” için kullanmaktadır. örneğin türkiye’de instagram fenomenleri 2020 yılında şunlardır.
1. nusret - takipçi sayısı: 31,4 milyon.
2. czn burak - takipçi sayısı: 17,6 milyon.
3. hande erçel - takipçi sayısı: 17,5 milyon.
fenomen kelimesi ile sosyal medyada takipçi sayısı ima edilir. kimi ise fenomen kelimesini insanlara örnek olan kişi olarak tanımlar.
kimi ise olağanüstü insanları tanımlamak için kullanır. kimi de heyecan yaratan insanlar için kullanır.
eğer en fenomen yazarı takipçi sayısına göre belirlersek 13 ocak 2021 tarihi itibari ile
yoldaş benjamin franklin 188 takipçi
ıvanmılınskı 111 takipçi
uykusuzkahve 104 takipçi
meja 102 takipçi
celebrant 95 takipçi
hi my i run 86 takipçi
zülal_kalender1 80 takipçi.
sosyal medya bu kelimeyi “yüksek bir izleyici kitlesine sahip olanlar” için kullanmaktadır. örneğin türkiye’de instagram fenomenleri 2020 yılında şunlardır.
1. nusret - takipçi sayısı: 31,4 milyon.
2. czn burak - takipçi sayısı: 17,6 milyon.
3. hande erçel - takipçi sayısı: 17,5 milyon.
fenomen kelimesi ile sosyal medyada takipçi sayısı ima edilir. kimi ise fenomen kelimesini insanlara örnek olan kişi olarak tanımlar.
kimi ise olağanüstü insanları tanımlamak için kullanır. kimi de heyecan yaratan insanlar için kullanır.
eğer en fenomen yazarı takipçi sayısına göre belirlersek 13 ocak 2021 tarihi itibari ile
yoldaş benjamin franklin 188 takipçi
ıvanmılınskı 111 takipçi
uykusuzkahve 104 takipçi
meja 102 takipçi
celebrant 95 takipçi
hi my i run 86 takipçi
zülal_kalender1 80 takipçi.
devamını gör...
kısa öykünün büyük ustaları
2016 yılında celal üster tarafından hazırlanan kısa öykü seçkisi. iş bankası kültür yayınlarından basılmıştır.
20 farklı yazardan 20 öykü var kitapta.
kitapta öyküleri yer alan yazarlar;
james joyce, virginia woolf, katherine mansfield, edgar allan poe, herman melville, mark twain, jack london, thomas hardy, oscar wilde, kate chopin, o. henry, lafcadio hearn, saki, stephen crane, g. k. chesterton, ambrose bierce, sherwood anderson, oliver goldsmith, washington ırving, nathaniel hawthorne
ingiliz ve amerikan edebiyatının en güzel öykülerini içinde barındıran şahane bir öykü seçkisi. daha önce hiç okumadığınız yazarları okuma şansı bulabileceğiniz gibi o yazarların kurmaca dünyasını da keşfedersiniz. tek kaynakta karşılaştırmalı bir şekilde irdeleyerek okursanız öykü yazma teknikleri arasındaki farkları da göreceksiniz.
bu kitapta ben en çok, daha önce hiç okumadığım g. k. chesterton'ın "mahşerin üç atlısı" öyküsünü beğendim
20 farklı yazardan 20 öykü var kitapta.
kitapta öyküleri yer alan yazarlar;
james joyce, virginia woolf, katherine mansfield, edgar allan poe, herman melville, mark twain, jack london, thomas hardy, oscar wilde, kate chopin, o. henry, lafcadio hearn, saki, stephen crane, g. k. chesterton, ambrose bierce, sherwood anderson, oliver goldsmith, washington ırving, nathaniel hawthorne
ingiliz ve amerikan edebiyatının en güzel öykülerini içinde barındıran şahane bir öykü seçkisi. daha önce hiç okumadığınız yazarları okuma şansı bulabileceğiniz gibi o yazarların kurmaca dünyasını da keşfedersiniz. tek kaynakta karşılaştırmalı bir şekilde irdeleyerek okursanız öykü yazma teknikleri arasındaki farkları da göreceksiniz.
bu kitapta ben en çok, daha önce hiç okumadığım g. k. chesterton'ın "mahşerin üç atlısı" öyküsünü beğendim
devamını gör...
ağustos çıkmazı
attila ilhan'ın kendisiyle iç hesaplaşmasını aktardığı şiiridir. en azından ben öyle hissettim, başkasına seslenmiyor bu sefer, içine, belki de içindeki söz geçiremediği benliğine sesleniyor. ''kendini martılarla bir tutma'' sözü özgürlüğe düşkünlüğünü temsil ediyor. fakat bu huyu kendisini yormuş olsa gerek, ''kanatların yok senin, düşersin yorulursun'' diye ekliyor. herkes gibi yaşamanın daha kolay olacağını biliyor fakat kendisine söz geçiremiyor.
beni koyup koyup gitme, n'olursun
durduğun yerde dur
kendini martılarla bir tutma
senin kanatların yok
düşersin yorulursun
beni koyup koyup gitme, n'olursun
bir deniz kıyısında otur
gemiler sensiz gitsin bırak
herkes gibi yaşasana sen
işine gücüne baksana
evlenirsin, çocuğun olur
beni koyup koyup gitme, n'olursun
elimi tutuyorlar ayağımı
yetişemiyorum ardından
hevesim olsa param olmuyor
param olsa hevesim
yaptıklarını affettim
seninle gelemeyeceğim attilâ ilhan
beni koyup koyup gitme, n'olursun.
beni koyup koyup gitme, n'olursun
durduğun yerde dur
kendini martılarla bir tutma
senin kanatların yok
düşersin yorulursun
beni koyup koyup gitme, n'olursun
bir deniz kıyısında otur
gemiler sensiz gitsin bırak
herkes gibi yaşasana sen
işine gücüne baksana
evlenirsin, çocuğun olur
beni koyup koyup gitme, n'olursun
elimi tutuyorlar ayağımı
yetişemiyorum ardından
hevesim olsa param olmuyor
param olsa hevesim
yaptıklarını affettim
seninle gelemeyeceğim attilâ ilhan
beni koyup koyup gitme, n'olursun.
devamını gör...
piliç ve kola reklamlarında neşeyle dans eden aile
asla erişilemeyecek bir mutluluk tablosu çizerler.
hepimiz özeniriz siyah ince çorabı ve topuklusu ile eşini karşılayan kadının içtenliğine. takım elbise ile sofraya oturan püre kafalı adam, ideal erkek figürüdür. elini bile yıkamaz.. mikrodalga fırının önünde dans eder. çünkü eşi piliç yaptı. ağzına tükürdüklerim, yıllardır yarattığınız ilizyona kolum girsin.
hepimiz özeniriz siyah ince çorabı ve topuklusu ile eşini karşılayan kadının içtenliğine. takım elbise ile sofraya oturan püre kafalı adam, ideal erkek figürüdür. elini bile yıkamaz.. mikrodalga fırının önünde dans eder. çünkü eşi piliç yaptı. ağzına tükürdüklerim, yıllardır yarattığınız ilizyona kolum girsin.
devamını gör...
normal sözlük'te çaylaklık
içinde bulunduğum durumdur.
devamını gör...
ağır kombine immün yetmezlik
ing. (kıs) severe combined immunodeficiency (scid)
türkçe literatürde de scid olarak kendine yer bulan bu klinik tabloya göre hastamız doğuştan b ve t lenfositlerini üretemez. lenfosit denilen hücreler sizin hayatınız boyunca bağışıklık hafızanızı tutan, aşı olduğunuzda tepki veren (bunlar olmazsa aşı tutmaz), hedefe yönelik reaksiyonun geliştiği bileşenlerdir. bağışıklık sistemini bir ordu gibi düşünürseniz t lenfositler jandarma komando ise, b lenfositler de topçudur. t lenfositler hava indirmeyse b lenfositler helikopterdir. t lenfositler göğüs göğse muharip kuvvetlerdir, ellerinde ne varsa kullanırlar. temel taktikleri yakaladığı düşmanla yakın temasa girerek yüzeyinde delik açmak olsa da sitokin (telsiz) kullanarak diğer birimleri de aktive edebilir. b lenfositler ise göğüs göğse muharebeye girmez. düşmanla mücadelede en çok kullandıkları yöntem uzaktan bombardımandır. hedefe güdümlü füze (antikor) kullanarak düşmanı işaretler, gözden kaçırılan düşman birimleri görünür kılar veya işlev görmelerini engeller.
çok militarize ettim olayı ama gerçekten immün sistem ile mevcut harp teknikleri birbirlerine benziyor. eğer siz ordunuzdan dağ komando birliklerini (t lenfositler) ve hava desteğini (b lenfositler) kaldırırsanız terörle mücadele (enfeksiyon) edemezsiniz. ordu yapılanmanız gereği bu birimleri hiç planlamadıysanız zaten durumunuz vahim, sürekli sınırlarınızdan içeri terörist dolacak (patojen. bakteri, virüs, mantar vs) demektir. bunu bir yere kadar engelleyebilirsiniz, mevcut ordunuz ve polis gücünüz elbet işlev görür halde fakat tıpkı orduda olduğu gibi immün sistemde de her bileşen diğerini etkiliyor. yapmanız gereken en iyi çözüm nasıl ki dağ komandoları yetiştirmek ve helikopter satın almak ise, scid tanısı konulan kişiye de kemik iliği nakli yapmak en temel ve basit çözümdür.
david vetter isimli meşhur bir çocuk varmış eskiden, bubble kid olarak ararsanız bulabilirsiniz muhtemelen. bağışıklığı çok kötü olduğu için çocuk balonun içinde yaşamış 12 yaşına kadar. kız kardeşinden kemik iliği nakli yapıldıktan 15 gün sonra ise burkitt lenfomasından hayatını kaybetmiş. otopsi sonucu kız kardeşin iliğinde dormant ebv olduğu bulunmuş, yani çocuğu bilmeden öldürmüşler. hayat hikayesini fotoğraflarla falan bulabilirseniz çok dokunaklı, sokaklarda astronot gibi dolaşan bir çocuk... hayır ağlamıyorum.
sizi de ağlatayım-1
sizi de ağlatayım-2
türkçe literatürde de scid olarak kendine yer bulan bu klinik tabloya göre hastamız doğuştan b ve t lenfositlerini üretemez. lenfosit denilen hücreler sizin hayatınız boyunca bağışıklık hafızanızı tutan, aşı olduğunuzda tepki veren (bunlar olmazsa aşı tutmaz), hedefe yönelik reaksiyonun geliştiği bileşenlerdir. bağışıklık sistemini bir ordu gibi düşünürseniz t lenfositler jandarma komando ise, b lenfositler de topçudur. t lenfositler hava indirmeyse b lenfositler helikopterdir. t lenfositler göğüs göğse muharip kuvvetlerdir, ellerinde ne varsa kullanırlar. temel taktikleri yakaladığı düşmanla yakın temasa girerek yüzeyinde delik açmak olsa da sitokin (telsiz) kullanarak diğer birimleri de aktive edebilir. b lenfositler ise göğüs göğse muharebeye girmez. düşmanla mücadelede en çok kullandıkları yöntem uzaktan bombardımandır. hedefe güdümlü füze (antikor) kullanarak düşmanı işaretler, gözden kaçırılan düşman birimleri görünür kılar veya işlev görmelerini engeller.
çok militarize ettim olayı ama gerçekten immün sistem ile mevcut harp teknikleri birbirlerine benziyor. eğer siz ordunuzdan dağ komando birliklerini (t lenfositler) ve hava desteğini (b lenfositler) kaldırırsanız terörle mücadele (enfeksiyon) edemezsiniz. ordu yapılanmanız gereği bu birimleri hiç planlamadıysanız zaten durumunuz vahim, sürekli sınırlarınızdan içeri terörist dolacak (patojen. bakteri, virüs, mantar vs) demektir. bunu bir yere kadar engelleyebilirsiniz, mevcut ordunuz ve polis gücünüz elbet işlev görür halde fakat tıpkı orduda olduğu gibi immün sistemde de her bileşen diğerini etkiliyor. yapmanız gereken en iyi çözüm nasıl ki dağ komandoları yetiştirmek ve helikopter satın almak ise, scid tanısı konulan kişiye de kemik iliği nakli yapmak en temel ve basit çözümdür.
david vetter isimli meşhur bir çocuk varmış eskiden, bubble kid olarak ararsanız bulabilirsiniz muhtemelen. bağışıklığı çok kötü olduğu için çocuk balonun içinde yaşamış 12 yaşına kadar. kız kardeşinden kemik iliği nakli yapıldıktan 15 gün sonra ise burkitt lenfomasından hayatını kaybetmiş. otopsi sonucu kız kardeşin iliğinde dormant ebv olduğu bulunmuş, yani çocuğu bilmeden öldürmüşler. hayat hikayesini fotoğraflarla falan bulabilirseniz çok dokunaklı, sokaklarda astronot gibi dolaşan bir çocuk... hayır ağlamıyorum.
sizi de ağlatayım-1
sizi de ağlatayım-2
devamını gör...
unutulmayan reklam filmleri
devamını gör...
herkesin gördüğü mavi aynı mı sorunsalı
küçüklükten beri merak ediyorum. biri gökyüzüne baktı bir renk gördü, belki bakan herkes başka renkler gördü. birisi dediki bu mavi renk, diğerleri de bu gördüğümüz renk mavidir dedi. belki hepimiz baktığımızda başka şeyler görüyoruz ama ortak adı aynı. hani şu fili tarif eden 6 kör adam; biri hortumunu tutmuş, demiş ki"bu fil dediğiniz ince uzun bir şey olsa olsa." öbürü gövdesini tutmuş "bu şey kocaman yumuşak bir kaya", beriki kuyruğunu tutmuş, demiş "yılan sarkmış aşağıya". diğeri dişlerini almış eline, demiş "mızrak doğrultmuşlar buraya"
belki zevkler ve renkler bu yüzden tartışılmazdır.
bilim abi işin aslını biliyodur belki de ama kimse kimsenin gözünden göremeyecek asla. ihtimali ürpertici değil mi, bence öyle.
belki zevkler ve renkler bu yüzden tartışılmazdır.
bilim abi işin aslını biliyodur belki de ama kimse kimsenin gözünden göremeyecek asla. ihtimali ürpertici değil mi, bence öyle.
devamını gör...

