sözlükte artan cinsellik ve troll başlıkları
moderasyon sizden bir hareket bekliyoruz lütfennn
devamını gör...
32 yaşında koca koca bireylerin sims oynaması sorunsalı
altmışlarının başındaki bölüm başkanı profesörümüz oynuyor.
büyütülmemesi gereken meseledir.
büyütülmemesi gereken meseledir.
devamını gör...
beşiktaş
kendi bünyesinden çıkan en iyi teknik direktörü an itibariyle bulmuştur.
sergen yalçın'ın bu takımı avrupa çapında başarılara taşıyacağından adım gibi eminim.
tebrikler karakartal, tebrikler sergen yalçın...
sergen yalçın'ın bu takımı avrupa çapında başarılara taşıyacağından adım gibi eminim.
tebrikler karakartal, tebrikler sergen yalçın...
devamını gör...
çoklu kişilik bozukluğu
literatürdeki adı dissosiyatif kimlik bozukluğu'dur.
genellikle çocukluk döneminde yaşanan şiddetli travmadan ve çocuk istismarından kaynaklanır. bu travma aşırı veya tekrarlayan, fiziksel, cinsel veya duygusal istismar olabilir. bunun dışında genetik ve biyolojik faktörlerin de rol oynadığına inanılmaktadır. kişi, bu dayanılmaz acıyı tek başına kaldıramadığı için kendine farklı kişilikler yaratır. bu kişiliklerin hepsinin farklı bir hikayesi olmakla birlikte yaşları, cinsiyetleri, karakterleri vs. farklıdır. öznel yorumum dayanılmaz acılarını farklı kişilikler yaratarak onlara paylaştırdığı yönünde.
nadir bir hastalıktır, tedavi olarak psikoterapi seansları ve ilaç tedavisi uygulanır. günümüzde birçok dizi ve filme konu olan hastalıktır ayrıca. kill me heal me ve split (film) örnek olarak gösterilebilir.
tabii bu dizi ve film'de 12-24 gibi sayıca çok fazla kimlikler işlenmiş fakat çoklu kişilik bozukluğu diyebilmemiz için 2 tane farklı kişilik/kimlik olması yeterlidir. bu kimliklerin kişinin düşünce ve davranışlarına etki ettiği unutulmamalıdır. bana ilginç gelen bir araştırma sonucunu sizlerle paylaşayım, farklı kimlikler bir bedende farklı ellerini kullanıyorlar. yani bir kişi kendi benliğinde sağ elini kullanırken, diğer kişiliği solak olabilir.
genellikle çocukluk döneminde yaşanan şiddetli travmadan ve çocuk istismarından kaynaklanır. bu travma aşırı veya tekrarlayan, fiziksel, cinsel veya duygusal istismar olabilir. bunun dışında genetik ve biyolojik faktörlerin de rol oynadığına inanılmaktadır. kişi, bu dayanılmaz acıyı tek başına kaldıramadığı için kendine farklı kişilikler yaratır. bu kişiliklerin hepsinin farklı bir hikayesi olmakla birlikte yaşları, cinsiyetleri, karakterleri vs. farklıdır. öznel yorumum dayanılmaz acılarını farklı kişilikler yaratarak onlara paylaştırdığı yönünde.
nadir bir hastalıktır, tedavi olarak psikoterapi seansları ve ilaç tedavisi uygulanır. günümüzde birçok dizi ve filme konu olan hastalıktır ayrıca. kill me heal me ve split (film) örnek olarak gösterilebilir.
tabii bu dizi ve film'de 12-24 gibi sayıca çok fazla kimlikler işlenmiş fakat çoklu kişilik bozukluğu diyebilmemiz için 2 tane farklı kişilik/kimlik olması yeterlidir. bu kimliklerin kişinin düşünce ve davranışlarına etki ettiği unutulmamalıdır. bana ilginç gelen bir araştırma sonucunu sizlerle paylaşayım, farklı kimlikler bir bedende farklı ellerini kullanıyorlar. yani bir kişi kendi benliğinde sağ elini kullanırken, diğer kişiliği solak olabilir.
devamını gör...
güünnaaayydın diye mesaj atan insan
sadece "günaydın" diye cevap alınca anında bütün enerjisi çöken insandır.
devamını gör...
senin korkularını benim inceliğimi
ayrılığı tatmış insanların dinlediğinde yüreğine adeta bir taş oturtan henüz tatmamış olanlara da nasıl bir acının eşiğine gelinebileceğini anlatan 'şükrü erbaş' şiiridir.
'insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!'
bu cümlesi yüreğime yer etmesinin nedenidir.
senin korkularını
benim inceliğimi
ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.
insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde
kendi sesiyle silinmek.
birdenbire büyümesi
gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun.
insanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde.
saçına rüzgar,
sesine ışık düşürememek kimsenin.
parmaklarını sözüne pınar edememek
uzaklarda bir adamın üşümesi
bir kadın dağlara daldıkça.
ışıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
ayrılık yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
yalnızca gölge vermesi ağaçların
iyiliğin küfre dönmesi ayrılık.
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
iki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması, süren korkusu inceliğin.
ayrılık, o küçük ölüm!
usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
şimdi anlıyor musun
gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprak düşmesi kadar ancak,
acısı ve ağırlığı olduğunu.
bir toplama işleminin
sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
boşluğa bir boşluk katmadığını,
kar yağdırmadığını yaz ortasında....
ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından
kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı.
ben bulutları gösterirken,
“bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna”
yanıt aramanla halkalanmış,
“aşkın şarabının ağzını açtım,
yar yüzünden içti murt bende kaldı”
türküsü tenimde düğümlenirken,
odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
dağlarda öldürülen çocukların
fotoğraflarını kenara itip,
“bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?”
dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan.
ne mi yapacağım bundan sonra?
ayak izlerimi silmek için
sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce.
şiir okumayacağım bir süre,
hediyelik eşya satan dükkanların
önünden geçmeyeceğim.
senin için biriktirdiğim yağmur suyunu,
bir gül ağacının dibine dökeceğim.
yeni bir yanlışlık yapmamak için
telefonlara çıkmayacağım
ardı kuş resimli aynalar
arayacağım mahalle pazarlarında
gençliğimi anımsamak için.
emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak,
sonumu görmeye çalışacağım.
fotoğraflarını güneşe koyacağım,
bir an önce solsun diye.
içinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan
tüm resimleri duvarlardan indireceğim
mican türküsünü asacağım yerlerine.
falcı kadınlara inanmayacağım artık
trafik polislerine adres sormayacağım.
geleceğe ışık düşüren bir gülüşle
gülmeyeceğim kimseye.
fesleğenden başka bir çiçek
koymayacağım penceremin önüne.
büyük kentlerin varoşlarında çırpınan
üç milyon yurtsuza evimi açacağım.
nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa
bıraktığı acının yanına resmini asacağım.
şaşırma! yetimi korumak için
yeni aşklar bulacağım kendime.
ne yapacağımı sanıyorsun ki?
tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala akarken önümde,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
senin korkularını,
benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım.
şükrü erbaş
( 1953 - )
'insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!'
bu cümlesi yüreğime yer etmesinin nedenidir.
senin korkularını
benim inceliğimi
ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.
insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde
kendi sesiyle silinmek.
birdenbire büyümesi
gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun.
insanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde.
saçına rüzgar,
sesine ışık düşürememek kimsenin.
parmaklarını sözüne pınar edememek
uzaklarda bir adamın üşümesi
bir kadın dağlara daldıkça.
ışıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
ayrılık yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
yalnızca gölge vermesi ağaçların
iyiliğin küfre dönmesi ayrılık.
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
iki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması, süren korkusu inceliğin.
ayrılık, o küçük ölüm!
usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
şimdi anlıyor musun
gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprak düşmesi kadar ancak,
acısı ve ağırlığı olduğunu.
bir toplama işleminin
sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
boşluğa bir boşluk katmadığını,
kar yağdırmadığını yaz ortasında....
ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından
kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı.
ben bulutları gösterirken,
“bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna”
yanıt aramanla halkalanmış,
“aşkın şarabının ağzını açtım,
yar yüzünden içti murt bende kaldı”
türküsü tenimde düğümlenirken,
odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
dağlarda öldürülen çocukların
fotoğraflarını kenara itip,
“bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?”
dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan.
ne mi yapacağım bundan sonra?
ayak izlerimi silmek için
sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce.
şiir okumayacağım bir süre,
hediyelik eşya satan dükkanların
önünden geçmeyeceğim.
senin için biriktirdiğim yağmur suyunu,
bir gül ağacının dibine dökeceğim.
yeni bir yanlışlık yapmamak için
telefonlara çıkmayacağım
ardı kuş resimli aynalar
arayacağım mahalle pazarlarında
gençliğimi anımsamak için.
emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak,
sonumu görmeye çalışacağım.
fotoğraflarını güneşe koyacağım,
bir an önce solsun diye.
içinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan
tüm resimleri duvarlardan indireceğim
mican türküsünü asacağım yerlerine.
falcı kadınlara inanmayacağım artık
trafik polislerine adres sormayacağım.
geleceğe ışık düşüren bir gülüşle
gülmeyeceğim kimseye.
fesleğenden başka bir çiçek
koymayacağım penceremin önüne.
büyük kentlerin varoşlarında çırpınan
üç milyon yurtsuza evimi açacağım.
nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa
bıraktığı acının yanına resmini asacağım.
şaşırma! yetimi korumak için
yeni aşklar bulacağım kendime.
ne yapacağımı sanıyorsun ki?
tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala akarken önümde,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
senin korkularını,
benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım.
şükrü erbaş
( 1953 - )
devamını gör...
beyaz türkler
her seferinde ezilip, eleştirilen cumhuriyeti ve türkiyeyi ayakta tutmak için ömrünü feda eden kitledir.
edit:olay renk degildir yaşam bicimi ve kültürüdür.
edit:olay renk degildir yaşam bicimi ve kültürüdür.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının almış olduğu en güzel iltifat
kızımın bana, gözlerin çok güzel demesi.
onun üstüne iltifat tanımıyorum.
öyle güzel bakıyor ki bana, içim gidiyor.
acaba gerçekten gözlerim çok güzel mi diye aynaya bakıyorum her seferinde, onun bana baktığı gibi bana bakmadığım için bana aman aman gelmiyorlar.
onun üstüne iltifat tanımıyorum.
öyle güzel bakıyor ki bana, içim gidiyor.
acaba gerçekten gözlerim çok güzel mi diye aynaya bakıyorum her seferinde, onun bana baktığı gibi bana bakmadığım için bana aman aman gelmiyorlar.
devamını gör...
kibir
çözemedim şu olayı yahu, bilhassa okumuş çevrelerde acayip şekilde revaçta. şu batasıca havanız nereden geliyor?
oturduğun yerden ahkam kes, ne bir gerekçe ne bir dayanak.
nasıl olsa senin eserlerin var, insanlar okuyor. e var bi itibarın di mi, salla bol keseden nasıl olsa kimse sana demeyecek nası oluyo bu iş karrdeşş hele anlat da biz de bilelim diye. ama şöyle sokak ağzıyla sormak istiyorum bu gibilere öyle efendi efendi değil. fularına düğüm attıklarım.
varsa bir yargınız ikna edersiniz biz de amenna deriz en azından saygı duyarız.
kötü yazar demekle, beceriksiz demekle olmuyor o işler. ha bir de kaleminize güveniyorsanız yazın da görelim. hayatında o alanda eser vermemiş insanlar birden eleştirmen kesiliyor. sen önce sahaya çık iki pas yap ondan sonra futbolcuyu eleştirirsin.
tamam sakinim. neyse ki kimsenin tavuğuna kışt köpeğine hoşt kedisine pist demedim.
t: amiyane tabirle kendini bişey sanmaktır.
oturduğun yerden ahkam kes, ne bir gerekçe ne bir dayanak.
nasıl olsa senin eserlerin var, insanlar okuyor. e var bi itibarın di mi, salla bol keseden nasıl olsa kimse sana demeyecek nası oluyo bu iş karrdeşş hele anlat da biz de bilelim diye. ama şöyle sokak ağzıyla sormak istiyorum bu gibilere öyle efendi efendi değil. fularına düğüm attıklarım.
varsa bir yargınız ikna edersiniz biz de amenna deriz en azından saygı duyarız.
kötü yazar demekle, beceriksiz demekle olmuyor o işler. ha bir de kaleminize güveniyorsanız yazın da görelim. hayatında o alanda eser vermemiş insanlar birden eleştirmen kesiliyor. sen önce sahaya çık iki pas yap ondan sonra futbolcuyu eleştirirsin.
tamam sakinim. neyse ki kimsenin tavuğuna kışt köpeğine hoşt kedisine pist demedim.
t: amiyane tabirle kendini bişey sanmaktır.
devamını gör...
spontane radyo yayını
sabırsızlıkla beklediğim radyo yayını.
halının üstünde ters takla atarsam zaman daha çabuk geçer mi? hem kedi de eğlenmiş olur.
edit: uzay zamanı bükmeyi sizden öğrenecek değiliz1!!.1!
halının üstünde ters takla atarsam zaman daha çabuk geçer mi? hem kedi de eğlenmiş olur.
edit: uzay zamanı bükmeyi sizden öğrenecek değiliz1!!.1!
devamını gör...
iskoçya'da pedlerin bedava olması
olması gereken karardır.
devamını gör...
trabzon deyince akla gelenler
horon,
kuymak,
eşsiz doğa.
kuymak,
eşsiz doğa.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük,
sabah tek başına yürüdüm servise, mutsuzum.
kahve yapanlarınız bol olsun bugün. benden bu kadar.
sabah tek başına yürüdüm servise, mutsuzum.
kahve yapanlarınız bol olsun bugün. benden bu kadar.
devamını gör...
namuslu kadın evinde oturur
"senin fikrinin ne önemi var vasat herif."
devamını gör...
sevdiğim başka sevenim başka
hayat bazen böyledir. neyi isterseniz o sizden uzaktır. sizi isteyenlerden de siz uzaksınızdır.. herkesin kendini seveni sevmesi mümkün olsaydı herkes bir kaç kişiyi sevmek zorunda kalırdı. ve ben ortada kalırdım bomboş..
devamını gör...
dizilerde asıl kadının asıl erkeğin arkadaşı olmak
kendi hayatları yoktur. sürekli asıl kadını/erkeği pohpohlarlar.
devamını gör...
kılıçdaroğlu’nun mutfağı
ankastreleri değiştirmeyi düşündüğüm bu aralar bana “ne gerek var” dedirtmiş, senin benim evimdeki mutfak, geniş ama.
bu adam bu mütevazılıkla çomar tayfaya fazla ama paylaşmış olalım.
söylediklerinin dökümü:
"sevgili gençler, saat 12.00’yi geçti"
"size evimin mutfağından sesleniyorum. biliyorum bu paylaşımın altına bir süre sonra bir troll ordusu saldıracak. neymiş efendim, ‘kılıçdaroğlu muhalefet yapamıyormuş, liderlik yapamıyormuş’. e haklılar! '128 milyar dolar' ezberlerini bozdu. bakın sevgili gençler sizden bir isteğim var; bunları artık yemeyin. çünkü bunlar gidici. biz iktidara geliyoruz. size sözüm söz. sizden çalınan ne varsa, hepsini alıp size vereceğim. çünkü ben sizleri çok seviyorum."
duvar,
kk resmi hesabı.
bu adam bu mütevazılıkla çomar tayfaya fazla ama paylaşmış olalım.
söylediklerinin dökümü:
"sevgili gençler, saat 12.00’yi geçti"
"size evimin mutfağından sesleniyorum. biliyorum bu paylaşımın altına bir süre sonra bir troll ordusu saldıracak. neymiş efendim, ‘kılıçdaroğlu muhalefet yapamıyormuş, liderlik yapamıyormuş’. e haklılar! '128 milyar dolar' ezberlerini bozdu. bakın sevgili gençler sizden bir isteğim var; bunları artık yemeyin. çünkü bunlar gidici. biz iktidara geliyoruz. size sözüm söz. sizden çalınan ne varsa, hepsini alıp size vereceğim. çünkü ben sizleri çok seviyorum."
duvar,
kk resmi hesabı.
devamını gör...
spontane radyo yayını
-dr. strange
-raistlin
-merlin
-pug
-voldemort
-saruman başkan.
bunlar hakkında konuşulabilir diyorum. *
-raistlin
-merlin
-pug
-voldemort
-saruman başkan.
bunlar hakkında konuşulabilir diyorum. *
devamını gör...
1 gün evli kalıp 4 yıldır nafaka ödeyen adam
nafaka konusu biraz da talihle alakalı olduğu için, gelmiş bu adamı bulmuş.
bırakın eski karısını, çocuklarına kuruş ödemeyen babalar biliyorum.
bırakın eski karısını, çocuklarına kuruş ödemeyen babalar biliyorum.
devamını gör...
