google akademik
google arama motorunun sadece akademik araştırmalar içerisinden araştırma yapmanızı sağlayan arama bölümü.
devamını gör...
pardon 1 dakikanızı alabilir miyim diyen anketör
daha önce bahsettiğim gibi pos cihazı taşıyan yardım derneği çalışanı şeklinde varyasyonları bulunur. ki bunlar, şahin gibi av peşinde olan abilerdir.
devamını gör...
ahmed arif'in dizeleri
mağlup mu desem mahçup mu?
ama ikisi de değil
ben garip, sen güzel
dünya umutlu
öyle bir tuhafım bu akşamüstü…
ama ikisi de değil
ben garip, sen güzel
dünya umutlu
öyle bir tuhafım bu akşamüstü…
devamını gör...
kafa sözlük
teması falan değişti, bir şeyler oldu an itibarıyla.
alt kısma bar açmışlar mesela, iyi olmuş.
arada gideriz.
alt kısma bar açmışlar mesela, iyi olmuş.
arada gideriz.
devamını gör...
dünya varmış denilesi anlar
son dakika golü niteliğinde anlardır.
çişi eve kadar tutup tuvalete parende ata ata gitmek bunlardan biridir.
çişi eve kadar tutup tuvalete parende ata ata gitmek bunlardan biridir.
devamını gör...
dinozor eti yenir mi sorunsalı
otobur ve geviş getiriyorsa yenir*
devamını gör...
yazılımcımızdan ne istiyoruz
(bkz: biz bunları hep tanımlarımızda yazdık)
ben eksi vermeyi seven bir insan değilim. bu yüzden 2 butona çok kolay alıştım. eksi butonu gelirse ben eksi vermem çünkü ilgi çekme ihtiyacı içinde olan bazı ergen ruhlular trollük yaparak sözlüğü kullanılmaz duruma getiriyor.
bu nedenle en güzeli hiç olmaması. başlığın ve tanımın okunma sayısı gibi bir gösterge gelirse, kişi oylanmasa da gerek takipçi sayısı gerek tanımın görülme sayısı ile kendine bir yol çizer.
karma ile de desteklenirse emek verilen tanımlar yazılır. bir de son olarak asgari karakter girme şartı getirilsin. mesela 120 karakterin altında olan ve bakınız olmayan tanımlar kaydedilemesin.
ben eksi vermeyi seven bir insan değilim. bu yüzden 2 butona çok kolay alıştım. eksi butonu gelirse ben eksi vermem çünkü ilgi çekme ihtiyacı içinde olan bazı ergen ruhlular trollük yaparak sözlüğü kullanılmaz duruma getiriyor.
bu nedenle en güzeli hiç olmaması. başlığın ve tanımın okunma sayısı gibi bir gösterge gelirse, kişi oylanmasa da gerek takipçi sayısı gerek tanımın görülme sayısı ile kendine bir yol çizer.
karma ile de desteklenirse emek verilen tanımlar yazılır. bir de son olarak asgari karakter girme şartı getirilsin. mesela 120 karakterin altında olan ve bakınız olmayan tanımlar kaydedilemesin.
devamını gör...
madrid
gitmek istediğim bir ispanya şehridir. en kısa zamanda umarım.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
bir şey var adını koyamadığım
kırılmaktan öte parçalanmak gibi
toplamaya çalıştıkça dağılıyor
dağılıyorum
bir şey var halledemiyorum..
kırılmaktan öte parçalanmak gibi
toplamaya çalıştıkça dağılıyor
dağılıyorum
bir şey var halledemiyorum..
devamını gör...
süper mavi kanlı ay tutulması
arada bir güzide medyamızın(!) "bilmem kaç yılda bir gerçekleşiyor" nidalarıyla insanları gökyüzüne bakmaya davet ettiği, ancak görsel olarak çok da farklı bir şey olmayan doğa olayı.
süper, mavi ve kanlı sıfatları nereden geliyor, kısaca anlatayım.
***
süper ay, ay'ın dünya'ya en yakın olduğu nokta ile ilgili bir terimdir. ay'ın yörüngesi eliptiktir. dünya'ya her zaman eşit mesafede dolanmaz. dünya'ya yakın olduğunda da, normalde gördüğümüzden daha büyük görürüz onu. yani bize "süper büyük" görünür.
***
mavi ay, bir mevsimde görülebilecek 4 dolunaydan 3.'sü ya da 1 ay içerisindeki 2. dolunaya verilen addır. yani sadece bir dolunaydır aslında. ay mavi görünmez.
eğer ay mavi görünüyorsa, yakında orman yangını ya da volkanik patlama gibi bir doğa olayı vardır ve atmosferdeki küller nedeniyle ay mavi görünüyordur. bu bambaşka bir konu.
***
kanlı ay, hemen hemen tüm ay tutulmalarında görülen kırmızı renkle ilgilidir. bir ay tutulması sırasında uzaydaki dizilim güneş - dünya - ay şeklindedir. yani dünya, güneş ile ay'ın arasına girer. güneş'ten gelen ışık, önce dünya atmosferinden geçer, sonra ay'ın üzerine düşer. atmosferin etkisi nedeniyle ay'a kadar ulaşan ışık, sadece kırmızı ışığa karşılık gelen uzun dalga boylu ışıktır. detayına girmiyorum.
***
sonuçta ay;
- yörüngesinde bulunduğu konum nedeniyle süper,
- dolunayın görüldüğü dönem nedeniyle mavi,
- doğal bir sonuçla kırmızı göründüğü için kanlı ay adını alır ve neticede göreceğiniz şey, yine normal bir tutulmadaki manzarayla hemen hemen aynıdır:
süper, mavi ve kanlı sıfatları nereden geliyor, kısaca anlatayım.
***
süper ay, ay'ın dünya'ya en yakın olduğu nokta ile ilgili bir terimdir. ay'ın yörüngesi eliptiktir. dünya'ya her zaman eşit mesafede dolanmaz. dünya'ya yakın olduğunda da, normalde gördüğümüzden daha büyük görürüz onu. yani bize "süper büyük" görünür.
***
mavi ay, bir mevsimde görülebilecek 4 dolunaydan 3.'sü ya da 1 ay içerisindeki 2. dolunaya verilen addır. yani sadece bir dolunaydır aslında. ay mavi görünmez.
eğer ay mavi görünüyorsa, yakında orman yangını ya da volkanik patlama gibi bir doğa olayı vardır ve atmosferdeki küller nedeniyle ay mavi görünüyordur. bu bambaşka bir konu.
***
kanlı ay, hemen hemen tüm ay tutulmalarında görülen kırmızı renkle ilgilidir. bir ay tutulması sırasında uzaydaki dizilim güneş - dünya - ay şeklindedir. yani dünya, güneş ile ay'ın arasına girer. güneş'ten gelen ışık, önce dünya atmosferinden geçer, sonra ay'ın üzerine düşer. atmosferin etkisi nedeniyle ay'a kadar ulaşan ışık, sadece kırmızı ışığa karşılık gelen uzun dalga boylu ışıktır. detayına girmiyorum.
***
sonuçta ay;
- yörüngesinde bulunduğu konum nedeniyle süper,
- dolunayın görüldüğü dönem nedeniyle mavi,
- doğal bir sonuçla kırmızı göründüğü için kanlı ay adını alır ve neticede göreceğiniz şey, yine normal bir tutulmadaki manzarayla hemen hemen aynıdır:
devamını gör...
kanıt
basit bir yapım gibidir fakat olay akışını sürükleyici bir şekilde el alır, kendini izlettirir. ülkemiz televizyonuna göre kalitelidir. bölümler eski bile olsa çöplük ortamda izlenir.
yalnız şu delillerin incelenmesi, yasal süreçler, raporlar vs. 3-5-25 ayı bulacak çalışmaların dizide 1 hafta içinde gerçekleşiyor olması polis milletini kesinlikle deli ediyordur.
yalnız şu delillerin incelenmesi, yasal süreçler, raporlar vs. 3-5-25 ayı bulacak çalışmaların dizide 1 hafta içinde gerçekleşiyor olması polis milletini kesinlikle deli ediyordur.
devamını gör...
başak burcu olan yazarlar
23 ağustos-23 eylül arasında doğan yazarlardır.
24 ağustosta doğan bir yazar olduğumdan mütevellit, başlığın başını çeken yazarıyım.
sanılanın aksine sanıldığından daha mikemmelizdir, kendimden biliyorum.
bizi anlamayanlar kendine yansın.
mübarek gogıldan derlediğim, burç özellikleri aşağıdadır.
ay keşke diyen, yükselenine baksın, başaksa o da buyursun.
*****
başak burcu toprak grubuna dahildir. son derece titiz ve zeki olan başak burcu, disiplinli olduğu için girdiği ortamlarda kendini gösterme özelliğine de sahiptir. titizlik konusunda bazen aşırıya kaçabilen başak burcu, beğenilmek ve takdir görmek gibi bir takıntıya da sahiptir. başaklar başarılı olmak isterler, bu yüzden de yükselmek onlar için çok önemlidir.
*
bunu açayım, yükselmek derken, takıntı derken, zararsız olanından, keyif alınanından diyor bence.
en azından bende ki öyle. ya da yükselenim aslan, onun eseri de olabilirim.
kimse mükemmel değil. bu da bu burcun nazarlığı olan iki durum. takılmayın o kadar.
bazen çekingen olabilen başaklar, sahip oldukları azim ile istedikleri başarıya ulaşabilirler. oldukça zeki olan başaklar, her türlü ilerlemeyi önemli bulurlar. bu yüzden de onların önünde durmak imkansız bir hale gelir. başaklar genelde çekingendirler, ancak yakın arkadaşlarına karşı son derece içten ve sıcakkanlı davranırlar.
*
bunu açayım, çekingen olduğum yıllar oldu, sonra geçti müsterih olun genç başaklar.
başaklar temizliğe, düzene ve çalışkanlığı önem verirler. başaklar için dağınık birisiyle birlikte olmak son derece zordur hatta imkansızdır.
*
en son bunu açayım, temiz olun, olsun bitsin. temizlik her burca lazım.
ben öyle çamaşır suyu dikleyen başaklardan değilim. sadece domestos ile kankalığım mevcut. o da karşılıklı.
başak olan, başak bilen bu başlığa yazsın.
bereketli anadolu’da, bir gün tüm başaklar bir araya gelecek.
hissediyorum.
24 ağustosta doğan bir yazar olduğumdan mütevellit, başlığın başını çeken yazarıyım.
sanılanın aksine sanıldığından daha mikemmelizdir, kendimden biliyorum.
bizi anlamayanlar kendine yansın.
mübarek gogıldan derlediğim, burç özellikleri aşağıdadır.
ay keşke diyen, yükselenine baksın, başaksa o da buyursun.
*****
başak burcu toprak grubuna dahildir. son derece titiz ve zeki olan başak burcu, disiplinli olduğu için girdiği ortamlarda kendini gösterme özelliğine de sahiptir. titizlik konusunda bazen aşırıya kaçabilen başak burcu, beğenilmek ve takdir görmek gibi bir takıntıya da sahiptir. başaklar başarılı olmak isterler, bu yüzden de yükselmek onlar için çok önemlidir.
*
bunu açayım, yükselmek derken, takıntı derken, zararsız olanından, keyif alınanından diyor bence.
en azından bende ki öyle. ya da yükselenim aslan, onun eseri de olabilirim.
kimse mükemmel değil. bu da bu burcun nazarlığı olan iki durum. takılmayın o kadar.
bazen çekingen olabilen başaklar, sahip oldukları azim ile istedikleri başarıya ulaşabilirler. oldukça zeki olan başaklar, her türlü ilerlemeyi önemli bulurlar. bu yüzden de onların önünde durmak imkansız bir hale gelir. başaklar genelde çekingendirler, ancak yakın arkadaşlarına karşı son derece içten ve sıcakkanlı davranırlar.
*
bunu açayım, çekingen olduğum yıllar oldu, sonra geçti müsterih olun genç başaklar.
başaklar temizliğe, düzene ve çalışkanlığı önem verirler. başaklar için dağınık birisiyle birlikte olmak son derece zordur hatta imkansızdır.
*
en son bunu açayım, temiz olun, olsun bitsin. temizlik her burca lazım.
ben öyle çamaşır suyu dikleyen başaklardan değilim. sadece domestos ile kankalığım mevcut. o da karşılıklı.
başak olan, başak bilen bu başlığa yazsın.
bereketli anadolu’da, bir gün tüm başaklar bir araya gelecek.
hissediyorum.
devamını gör...
tuhaf beceriksizliklerimiz
yazayım. herkes bilsin nasıl bir ruh hastası olduğumu.
- kesinlikle düzgün şekilde oturamıyorum. çocukken koltuğun tepesine ayaklarımı atar başı halının üzerine sermiş şekilde otururdum. beynine kan gidecek diyip düzeltip dururlardı beni. beyne niye kan gitmesin zaten? cinli diyip uzun süre okuyup üflediler. kesinlikle işe yaramadı.
şimdi güya oturuşu düzelttim ama rahat edemiyorum. ayakları kendime çekiyorum, beli kırılmıs gibi bir köşeye atıyorum, kafa diger tarafta, kollar orada burada. beni sandalyeye oturtuyorlar, bir süre sonra özür dileyip cekiyorum bacakları kendime. bazen bir bakarlar bacak ve kalça yerde sadece kafam koltukta, öyle uzanmışım. asla normal değilim. sori.
- koltuğu yatağı sahiplenemiyorum. en ucunda yatıp en ucunda otururum. o yüzden sürekli düşerim oturup uyurken falan. ortalayamam kendimi.
- merdivenden inemiyorum. tanıdık merdiven değilse işim bitiyor. çocukken merdivenin çizgiler yer değiştirirdi disleksi nedenli, sürekli ayağın arkasını vururdum ya da düşerdim. şimdi de yer değiştiriyor muhtemel ama büyüdükçe alıştım bu görüntüye farkında değilim. mesela merdivene ayağı bi atıyorum inmek için, behlül'ün peşinden koşan nihal gibi kıç baş açılmış şekilde takır takır düşüyorum. çok şükür herkesten fazla gülüyorum da rezil olmuyorum.
- gece uyanınca bir şey yapamıyorum. sahiden bir şey yapamıyorum ama. mesela üşüdüğüm için uyanırım, bakarım battaniye yerde, uzanamam ona. uzanmak aklıma gelmez. sokak çocuğu gibi titreye titreye uyurum. telefon çalar, uyandırıldım diye ağlarım ama çoğu zaman telefonu açmak aklıma gelmez. öyle sakince ağlarım. çok susadıysam birini uyandırırım o getirir. çünkü bildiğim tek şey o an susadım demek. kalkıp getirmeyi akıl edemiyorum. susuzluktan ölsem alamam kalkıp.
- tek bir iş yapmak. mümkün değil. oturup bir şeyi öylece izleyemem. bir şey izlerken aynı zamanda bir seyler okumam ya da dinlemem gerekir. resim cizerken diğer elimle başka resim boyar, yemek yaparken bir şey karıştırıyorsam diğer elimle bulaşıkları yerleştirim. çocukken dersi dinlemem için etrafta yürüyüp bazen çıkıp gitmeme izin veriyorlardı. çünkü katiyen oturup dinleyemezdim. aynı anda iki şey yaparsam dinleyebilirdim. şimdi çalırken aynı anda 3 4 işi birden yapıyorum da o şekilde idare ediyoruz. kıpır kıpırım arkadaş, çok yorgunum.
- doktor öksür diyince öksüremiyorum. ne oluyor bilmiyorum ama ayarlayamıyorum o öksürüğü. höh falan yapıyorum. ayrıca hiç değişmeyen bir konuda anlaşmazlık yaşıyoruz. sırt üstü yat diyor, yatıyorum, yanlış diyor. nasıl yanlış sırtımın üstünde yatıyorum işte. yok diyor.
- yalandan aglayamıyorum. çok istiyorum ha. bakıyorum halama gözden yaş gelmiyor ama hıçkırıklar çığlıklar. müthiş bir kaçış yöntemi. ben deniyorum, veremiyorum o şu an ağlıyorum peşimi bırak lütfen algısını. olmuyor.
sahiden zor. kendimle yasamak konusunda zorlaniyorum.
- kesinlikle düzgün şekilde oturamıyorum. çocukken koltuğun tepesine ayaklarımı atar başı halının üzerine sermiş şekilde otururdum. beynine kan gidecek diyip düzeltip dururlardı beni. beyne niye kan gitmesin zaten? cinli diyip uzun süre okuyup üflediler. kesinlikle işe yaramadı.
şimdi güya oturuşu düzelttim ama rahat edemiyorum. ayakları kendime çekiyorum, beli kırılmıs gibi bir köşeye atıyorum, kafa diger tarafta, kollar orada burada. beni sandalyeye oturtuyorlar, bir süre sonra özür dileyip cekiyorum bacakları kendime. bazen bir bakarlar bacak ve kalça yerde sadece kafam koltukta, öyle uzanmışım. asla normal değilim. sori.
- koltuğu yatağı sahiplenemiyorum. en ucunda yatıp en ucunda otururum. o yüzden sürekli düşerim oturup uyurken falan. ortalayamam kendimi.
- merdivenden inemiyorum. tanıdık merdiven değilse işim bitiyor. çocukken merdivenin çizgiler yer değiştirirdi disleksi nedenli, sürekli ayağın arkasını vururdum ya da düşerdim. şimdi de yer değiştiriyor muhtemel ama büyüdükçe alıştım bu görüntüye farkında değilim. mesela merdivene ayağı bi atıyorum inmek için, behlül'ün peşinden koşan nihal gibi kıç baş açılmış şekilde takır takır düşüyorum. çok şükür herkesten fazla gülüyorum da rezil olmuyorum.
- gece uyanınca bir şey yapamıyorum. sahiden bir şey yapamıyorum ama. mesela üşüdüğüm için uyanırım, bakarım battaniye yerde, uzanamam ona. uzanmak aklıma gelmez. sokak çocuğu gibi titreye titreye uyurum. telefon çalar, uyandırıldım diye ağlarım ama çoğu zaman telefonu açmak aklıma gelmez. öyle sakince ağlarım. çok susadıysam birini uyandırırım o getirir. çünkü bildiğim tek şey o an susadım demek. kalkıp getirmeyi akıl edemiyorum. susuzluktan ölsem alamam kalkıp.
- tek bir iş yapmak. mümkün değil. oturup bir şeyi öylece izleyemem. bir şey izlerken aynı zamanda bir seyler okumam ya da dinlemem gerekir. resim cizerken diğer elimle başka resim boyar, yemek yaparken bir şey karıştırıyorsam diğer elimle bulaşıkları yerleştirim. çocukken dersi dinlemem için etrafta yürüyüp bazen çıkıp gitmeme izin veriyorlardı. çünkü katiyen oturup dinleyemezdim. aynı anda iki şey yaparsam dinleyebilirdim. şimdi çalırken aynı anda 3 4 işi birden yapıyorum da o şekilde idare ediyoruz. kıpır kıpırım arkadaş, çok yorgunum.
- doktor öksür diyince öksüremiyorum. ne oluyor bilmiyorum ama ayarlayamıyorum o öksürüğü. höh falan yapıyorum. ayrıca hiç değişmeyen bir konuda anlaşmazlık yaşıyoruz. sırt üstü yat diyor, yatıyorum, yanlış diyor. nasıl yanlış sırtımın üstünde yatıyorum işte. yok diyor.
- yalandan aglayamıyorum. çok istiyorum ha. bakıyorum halama gözden yaş gelmiyor ama hıçkırıklar çığlıklar. müthiş bir kaçış yöntemi. ben deniyorum, veremiyorum o şu an ağlıyorum peşimi bırak lütfen algısını. olmuyor.
sahiden zor. kendimle yasamak konusunda zorlaniyorum.
devamını gör...
aslan burcu
burçlara itibar etmemekle birlikte eskaza "iyi ki varsın" denildiğinde "evet, iyi ki varım" diyebilecek kişidir. *
devamını gör...
yüze kilo almak
çok yanaklı olmaktır. insanlarda o yanakları mıncırma isteği doğurur. doğurmasa daha iyidir ama engellenemez bu istek.
devamını gör...
lgbt'li ve hdp'li tayfanın haklı olan her muhalif hareketi baltalaması
eşcinsellerin ve diğer lgbti mensuplarının kendisine bir gıcığım yok yanlış anlaşılmasın, ama bilhassa lgbt topluluğunun her şeyin suyunu çıkarmada üstüne yok gerçekten. en son boğaziçi eylemlerinde de sıklıkla ve rahatlıkla görebildiğimiz üzere.
en başta rektörün atanmasına tepki olarak başladı eylemler, sonrası zaten malum. gidip lgbt bayraklarıyla olaya tamamen alakasız bir şekilde dahil oldular. ya arkadaşım yürüyün gidin, siz niye her şeye salça oluyorsunuz sanki. gayet haklı başlayan bir eyleme maydanoz olup, üstüne bir de muhafazakar kitleyi kışkırtıp adamları haksız durumuna düşürdünüz. basın gidin yahu size ne?
en başta rektörün atanmasına tepki olarak başladı eylemler, sonrası zaten malum. gidip lgbt bayraklarıyla olaya tamamen alakasız bir şekilde dahil oldular. ya arkadaşım yürüyün gidin, siz niye her şeye salça oluyorsunuz sanki. gayet haklı başlayan bir eyleme maydanoz olup, üstüne bir de muhafazakar kitleyi kışkırtıp adamları haksız durumuna düşürdünüz. basın gidin yahu size ne?
devamını gör...
evde battaniyeyle oturanlar ülkesi
çoğu binada dış yalıtım yok, zira doğalgaz fiyatları da zaten el yakıyor bilinen bir gerçek.
bize nasip olmaz o doğalgazı indirimli kullanmak falan, hiç ümitlenmeyin efendim.
yerin altında işlenmiş hazır benzin bulsalar, onu bile kazık fiyatına satarlar halka.
bu malum dikta rejimi maalesef böyle. elini eteğini öpen ak koyunlar sağolsunlar.*
bize nasip olmaz o doğalgazı indirimli kullanmak falan, hiç ümitlenmeyin efendim.
yerin altında işlenmiş hazır benzin bulsalar, onu bile kazık fiyatına satarlar halka.
bu malum dikta rejimi maalesef böyle. elini eteğini öpen ak koyunlar sağolsunlar.*
devamını gör...
kral şakir
öncelikle bu uzun bir yazı olacak, genel olarak çocuk içeriklerinden ve özelinde kral şakir serisinden bahsetmeye çalşacağım.
çocuk kitapları yazılması en zor kitaplardır. yazarın neyi nasıl yazması gerektiğini iyi bilmesi, dili basit fakat edebî kullanması, hikayeyi ilgi uyandırıcı yapması fakat verdiği alt metin konusunda çok dikkatli olması gerekir. yazar ancak tüm bu stresleri göz önünde bulundurarak bir çocuk kitabı yazabilir, aksi halde yazılı eser "çocuk kitabı" niteliğinden uzak olur.
ben de naçizane küçüklüğümden beri bu türe ilgi duyarım, ne okursam okuyayım mutlaka araya çocuk kitapları da serpiştirmeyi ihmal etmem. ayşegül'den ökkeş'e , küçük kara balık'tan çocuk kalbi'ne, abartma tozu'ndan pullar savaşı'na... birçok çocuk kitabı okudum, okuyorum.
belki birçoğumuz farkında değil ama türkiye'de ve dünyada "çocuk edebiyatı" denilen tür gizli bir güce sahip durumda, öyle ki bu tür zaman zaman edebiyat klasiklerinin bile tozunu attırmakta. bunun yaşadığımız yüzyıldaki yansıması olarak -edebiyat temelinin dışında da olsa- "çocuk içeriği" denilen ve hayatımıza yakın vakitte girmiş olan 'şey'i (burada bunları tanımlamak güç olduğu için 'şey' demeyi tercih ediyorum) örnek gösterebiliriz. somut bir örnek olarak bu 'şey'lerden birisinin 9 yaşındaki sahibi youtube platformunda dünyanın en çok kazananı olarak açıklanmıştır.
şimdi ben burada bu 'şey'lerden birinin, edebiyat alanında temsilinin, ne nitelikte olduğundan bahsetmeye çalışacağım.
kral şakir'in çizgi film versiyonunu, bir tanıdığımın küçük oğlunun çok sevmesi sayesinde ben de keşfettim, izlerken çok da eğlendim. sonrasında geçen zaman içinde kral şakir'in her yerde olduğunu farkettim: kalemler, çantalar, suluklar, kitaplar, çıkartmalar, filmler... filmine gitme fırsatım olmadı fakat kitaplarını araştırmaya başladım. fiyatları 20 lira civarıydı ve bu günümüz kitap fiyatları için ortanın biraz üstü bir fiyat sayılabilir, fakat içeriğini ve baskısını bilmediğim için -ki sonradan öğrendim ciltliymiş- bu fiyata kuşkuyla yaklaştım ( bu arada kitabın kendi cildinde önerilen fiyat olarak 32tl diyor. fiyatı anormal karşılamıyorum zira lisans mevzusu vs. var işin içinde). amazon'da indirimde 9.5 liraya düştüğünü görünce ilk 3 kitabını sepete ekledim, sonrasında "ilk kitabı okur da beğenirsem diğer kitaplarını indirimsiz hiç düşünmeden alabilirim" diyerek sadece ilk kitabı aldım. kitabı ilk elime aldığımda çocukluğumda okuduğum ciltli, renkli baskılı grimm/andersen/la fontaine antolojilerine benzettim, ilk birkaç sayfada o tadı alacağımı sandıysam da şöyle bir karıştırınca maalesef o kaliteden çok uzak olduğunu farkettim, elbette ekonomik koşullar bunda en büyük etkendi. önce kitabın neden ciltli yapıldığını anlayamadım, zira iç sayfaları hiç ciltli bir kitaba aitmiş gibi değildi, gayet normal bir cilt de bittabi o sayfaları tutabilirmiş. nihayet kitabı okumak istiyordum. fakat ilk birkaç sayfada beni rahatsız eden başka bir şey farkettim: sayfalar çizgiliydi. evet çizgili kağıda basılmıştı, fakat resimliydi? evet evet, resimlerin içinden sayfa çizgileri geçiyordu, sanki türkçe dersinde sıkılıp defterine bir şeyler çizen bir öğrenciye aitti elimdeki kitap. bu seçimin nedenini asla anlayamadım. okumaya devam ettim. dikkatimi başka bir şey çekti, yazılar büyük puntoyla yazılmıştı ve koyu bir ton tercih edilmişti, bu bir çocuk kitabı için tercih edilebilirdi, fakat yazılar ne kadar büyükse resimler de bir o kadar küçük ve karmaşıktı. resimler, o boyutta bir kitap için çizilmemişti belli ki. bilgisayar ortamında çizilmiş fakat en boy oranlarına dikkat edilmediği için sayfaya sığmamış, küçültüldükçe küçültülmüştü. dolayısıyla resimlerde olan birkaç konuşma balonunda da yazılar ufacık ve okumak gerçekten bazen zor olabiliyordu. hadi canım sen de, sorun mu bu? diyebilirsiniz, fakat bu sefer normal yazıların puntosunun büyüklüğünü "okumayı kolaylaştırmak için" diye savunamayız (ki aklıma da başka savunma gelmiyor). kısacası içeriğine bile odaklanamadan epey rahatsız olmuştum kitaptan.
tam burada içeriğini övmek isterdim fakat ne yazık ki tam bir çizgi film içeriği. sonradan farkettim ki evet zaten çizgi filmmiş. kitaptaki hikayeler (en azından benim farkettiklerim) çizgi filmleştirilmiş. dostlar açık konuşmak gerekirse ben kitaptaki içeriğin çizgi filmleştirildiğini hiçbir yerde okumadım, okumuş olsaydım almazdım zaten, zira bu haliyle bir senaryo kitabı niteliğinde.
burada benim sormak istediğim bir soru var: bu kitap nedir? evet evet, nedir bu kitap? kitap, resimli hikaye kitabı olarak tanımlanmış. peki bir sorum daha var: halihazırda çizgi filmi varken, siz bu çizgi film içeriğinden farklı hiçbir şey sunmadığınız bir şeyi neden bastınız? ben burada art niyet arıyorum. zira kitabın sayfalarının yarısının da boş olması beni destekliyor. şimdi genel tabloya bakalım: kitap 200 sayfa (yarısı boşluktan ibaret, kalan yarısı da büyük puntolarla doldurulmuş), renksiz (evet çocuklar boyasın kendi renklendirsin istenmiş fakat tek sebep bu mu bilmiyoruz), çizgi filmden farklı bir şey yok (tıpatıp aynı hikayeler), ciltli (neden?). ben nihai tabloma bakınca sadece daha fazla kazanma hırsı görüyorum maalesef. elbette daha fazla kazanılacak, sonuçta ortada bir ürün var ve bu her şekilde pazarlanacak. fakat dostlar bu basit bir mevzu değil, ortaya çıkarılan ürün çocuk edebiyatı dahilinde. çizgi filmle çocuk edebiyatını birbirinden ayırmak lazım. canım sen de ne abarttın adamlar edebiyat yapıyoruz dememişler ki? maalesef kitap, resimli "hikaye" kitabı olarak tanımlanmış ve bu koşullarda elbette edebi bir eser olarak tanımlanır.
tekrar üzülerek söylüyorum "çocukların sevdiği bir ürünü nasıl daha fazla kazanmak için suistimal ederiz"e dönmüş düşünce. başta, her türden nesnenin üzerinde 'kral şakir' damgasının olmasını "e çocuklar seviyor, piyasaya bu tarz şeyler sürülecek elbette"ye yorarken, artık bu gözle bakamıyorum.
kral şakir'in lisans geliri 2019da 60milyon tl iken 2020'de bu sayı 100milyon tl'ye ulaşmış. geliri en çok kitaplardan elde ettiklerini söylüyorlar ve 2019 itibari ile 400bin satışı gördüklerini, filmlerin de 2milyonun üzerinde gişe yaptığını açıklamışlar. ayrıca 20den fazla ülkeye de ihraç ediyorlarmış. ülkemizden böyle bir ürünün çıkmış olması sevindirici olsa da masum bir ürün olmanın -benim gözümde- çok uzağında.
çocuk edebiyatı türünde kaliteli eserler okumak için samed behrengi'ye göz atabilirsiniz. toz pembe çizgi film dünyalarından birazcık çıkmak için kemalettin tuğcu ve gülten dayıoğlu da güzeldir. fakat serttir, çocuk yeterince hazır değilse okumamalıdır. işbankası çocuk klasikleri serisi ise bence idealdir, hem fiyatı hem içeriği hem de eserlerin kalitesi üst düzeydir.
çocuk kitapları yazılması en zor kitaplardır. yazarın neyi nasıl yazması gerektiğini iyi bilmesi, dili basit fakat edebî kullanması, hikayeyi ilgi uyandırıcı yapması fakat verdiği alt metin konusunda çok dikkatli olması gerekir. yazar ancak tüm bu stresleri göz önünde bulundurarak bir çocuk kitabı yazabilir, aksi halde yazılı eser "çocuk kitabı" niteliğinden uzak olur.
ben de naçizane küçüklüğümden beri bu türe ilgi duyarım, ne okursam okuyayım mutlaka araya çocuk kitapları da serpiştirmeyi ihmal etmem. ayşegül'den ökkeş'e , küçük kara balık'tan çocuk kalbi'ne, abartma tozu'ndan pullar savaşı'na... birçok çocuk kitabı okudum, okuyorum.
belki birçoğumuz farkında değil ama türkiye'de ve dünyada "çocuk edebiyatı" denilen tür gizli bir güce sahip durumda, öyle ki bu tür zaman zaman edebiyat klasiklerinin bile tozunu attırmakta. bunun yaşadığımız yüzyıldaki yansıması olarak -edebiyat temelinin dışında da olsa- "çocuk içeriği" denilen ve hayatımıza yakın vakitte girmiş olan 'şey'i (burada bunları tanımlamak güç olduğu için 'şey' demeyi tercih ediyorum) örnek gösterebiliriz. somut bir örnek olarak bu 'şey'lerden birisinin 9 yaşındaki sahibi youtube platformunda dünyanın en çok kazananı olarak açıklanmıştır.
şimdi ben burada bu 'şey'lerden birinin, edebiyat alanında temsilinin, ne nitelikte olduğundan bahsetmeye çalışacağım.
kral şakir'in çizgi film versiyonunu, bir tanıdığımın küçük oğlunun çok sevmesi sayesinde ben de keşfettim, izlerken çok da eğlendim. sonrasında geçen zaman içinde kral şakir'in her yerde olduğunu farkettim: kalemler, çantalar, suluklar, kitaplar, çıkartmalar, filmler... filmine gitme fırsatım olmadı fakat kitaplarını araştırmaya başladım. fiyatları 20 lira civarıydı ve bu günümüz kitap fiyatları için ortanın biraz üstü bir fiyat sayılabilir, fakat içeriğini ve baskısını bilmediğim için -ki sonradan öğrendim ciltliymiş- bu fiyata kuşkuyla yaklaştım ( bu arada kitabın kendi cildinde önerilen fiyat olarak 32tl diyor. fiyatı anormal karşılamıyorum zira lisans mevzusu vs. var işin içinde). amazon'da indirimde 9.5 liraya düştüğünü görünce ilk 3 kitabını sepete ekledim, sonrasında "ilk kitabı okur da beğenirsem diğer kitaplarını indirimsiz hiç düşünmeden alabilirim" diyerek sadece ilk kitabı aldım. kitabı ilk elime aldığımda çocukluğumda okuduğum ciltli, renkli baskılı grimm/andersen/la fontaine antolojilerine benzettim, ilk birkaç sayfada o tadı alacağımı sandıysam da şöyle bir karıştırınca maalesef o kaliteden çok uzak olduğunu farkettim, elbette ekonomik koşullar bunda en büyük etkendi. önce kitabın neden ciltli yapıldığını anlayamadım, zira iç sayfaları hiç ciltli bir kitaba aitmiş gibi değildi, gayet normal bir cilt de bittabi o sayfaları tutabilirmiş. nihayet kitabı okumak istiyordum. fakat ilk birkaç sayfada beni rahatsız eden başka bir şey farkettim: sayfalar çizgiliydi. evet çizgili kağıda basılmıştı, fakat resimliydi? evet evet, resimlerin içinden sayfa çizgileri geçiyordu, sanki türkçe dersinde sıkılıp defterine bir şeyler çizen bir öğrenciye aitti elimdeki kitap. bu seçimin nedenini asla anlayamadım. okumaya devam ettim. dikkatimi başka bir şey çekti, yazılar büyük puntoyla yazılmıştı ve koyu bir ton tercih edilmişti, bu bir çocuk kitabı için tercih edilebilirdi, fakat yazılar ne kadar büyükse resimler de bir o kadar küçük ve karmaşıktı. resimler, o boyutta bir kitap için çizilmemişti belli ki. bilgisayar ortamında çizilmiş fakat en boy oranlarına dikkat edilmediği için sayfaya sığmamış, küçültüldükçe küçültülmüştü. dolayısıyla resimlerde olan birkaç konuşma balonunda da yazılar ufacık ve okumak gerçekten bazen zor olabiliyordu. hadi canım sen de, sorun mu bu? diyebilirsiniz, fakat bu sefer normal yazıların puntosunun büyüklüğünü "okumayı kolaylaştırmak için" diye savunamayız (ki aklıma da başka savunma gelmiyor). kısacası içeriğine bile odaklanamadan epey rahatsız olmuştum kitaptan.
tam burada içeriğini övmek isterdim fakat ne yazık ki tam bir çizgi film içeriği. sonradan farkettim ki evet zaten çizgi filmmiş. kitaptaki hikayeler (en azından benim farkettiklerim) çizgi filmleştirilmiş. dostlar açık konuşmak gerekirse ben kitaptaki içeriğin çizgi filmleştirildiğini hiçbir yerde okumadım, okumuş olsaydım almazdım zaten, zira bu haliyle bir senaryo kitabı niteliğinde.
burada benim sormak istediğim bir soru var: bu kitap nedir? evet evet, nedir bu kitap? kitap, resimli hikaye kitabı olarak tanımlanmış. peki bir sorum daha var: halihazırda çizgi filmi varken, siz bu çizgi film içeriğinden farklı hiçbir şey sunmadığınız bir şeyi neden bastınız? ben burada art niyet arıyorum. zira kitabın sayfalarının yarısının da boş olması beni destekliyor. şimdi genel tabloya bakalım: kitap 200 sayfa (yarısı boşluktan ibaret, kalan yarısı da büyük puntolarla doldurulmuş), renksiz (evet çocuklar boyasın kendi renklendirsin istenmiş fakat tek sebep bu mu bilmiyoruz), çizgi filmden farklı bir şey yok (tıpatıp aynı hikayeler), ciltli (neden?). ben nihai tabloma bakınca sadece daha fazla kazanma hırsı görüyorum maalesef. elbette daha fazla kazanılacak, sonuçta ortada bir ürün var ve bu her şekilde pazarlanacak. fakat dostlar bu basit bir mevzu değil, ortaya çıkarılan ürün çocuk edebiyatı dahilinde. çizgi filmle çocuk edebiyatını birbirinden ayırmak lazım. canım sen de ne abarttın adamlar edebiyat yapıyoruz dememişler ki? maalesef kitap, resimli "hikaye" kitabı olarak tanımlanmış ve bu koşullarda elbette edebi bir eser olarak tanımlanır.
tekrar üzülerek söylüyorum "çocukların sevdiği bir ürünü nasıl daha fazla kazanmak için suistimal ederiz"e dönmüş düşünce. başta, her türden nesnenin üzerinde 'kral şakir' damgasının olmasını "e çocuklar seviyor, piyasaya bu tarz şeyler sürülecek elbette"ye yorarken, artık bu gözle bakamıyorum.
kral şakir'in lisans geliri 2019da 60milyon tl iken 2020'de bu sayı 100milyon tl'ye ulaşmış. geliri en çok kitaplardan elde ettiklerini söylüyorlar ve 2019 itibari ile 400bin satışı gördüklerini, filmlerin de 2milyonun üzerinde gişe yaptığını açıklamışlar. ayrıca 20den fazla ülkeye de ihraç ediyorlarmış. ülkemizden böyle bir ürünün çıkmış olması sevindirici olsa da masum bir ürün olmanın -benim gözümde- çok uzağında.
çocuk edebiyatı türünde kaliteli eserler okumak için samed behrengi'ye göz atabilirsiniz. toz pembe çizgi film dünyalarından birazcık çıkmak için kemalettin tuğcu ve gülten dayıoğlu da güzeldir. fakat serttir, çocuk yeterince hazır değilse okumamalıdır. işbankası çocuk klasikleri serisi ise bence idealdir, hem fiyatı hem içeriği hem de eserlerin kalitesi üst düzeydir.
devamını gör...

