whiplash
her şey, dizi ve film kulübünün, perşembe gecesi izlenecek filmi ''whiplash'' olarak belirlemesi ile başladı!
bu filmi sevmemek için çok nedenim var; birincisi caz sevmem, ikincisi oz dizisindeki, tecavüzcü, nazi, ırkçı adamı sevmem.
o halde; terence fletcher'den bir alıntı ile devam edelim '' iyi iş'' , '' good job''...
öncelikle, filmle ilgili genel bilgilere yer verelim:
2014 yapımı filmin yönetmenliğini, damien chazelle üstlenmiş. oyunculuklarını ise; miles tellerve oz'daki beyaz ip.e vern schillinger'e hayat veren, jonathan kimble simmons üstlenmiş.
film 19 günde çekilmiş.
bir dip not daha verelim: eğitim içerikli filmler kategorisinde, ertem eğilmez'in hababam sınıfı, 28,800 kişinin oylamasıyla, 9,4 puanla birinci sırada yer alırken, whiplash 476.907 kişi tarafından 8,5 lik bir puan alarak ikinci sırada yer alıyor.
bu puanı hak edip etmediği ise tartışmalı.
bundan sonrasın da spoi takıntısı olanlar, takıntılarını da alıp gitsinler lütfen.
''
''
bu bir istismar filmi mi? yoksa başarı hikayesi mi?
az önce bitirdiğim bu film, bana bu ikilemi yaşattırıyor.
sevgili arkadaşlar; film amerika'nın en önemli müzik okullarından birinde öğrenci olan, sıradan bir ailesi olan, bu sıradanlığı tarafından asla geniş aile tarafından övülmeyen, andrew neiman ile ''kamçılayarak eğitme'' fikrini benimsemiş ve ikinci charlie parker'ı arayan hocası, terence fletcher arasındaki çekişmeyi anlatıyor.
''çekişme'' demek az kalır, ''psikolojik savaş'' desek daha doğru.
filmin şiddeti aslında isminde yatıyor. whiplash bir jazz şarkısı gibi görünse de, aslında ; bebekleri ileri - geri şiddetli bir biçimde sallayarak, onlarda ''beyin sarsıntısı'' geçirmelerini sağlayan, bir istismar yöntemi.
konudan bağımsız dip not:
1974' de bebek beyinlerindeki caffrey denilen bir doktor bu olaya "kafası
öne ve arkaya sarsılarak silkelenmiş bebek sendromu yani; whiplashshaken infant syndrome adını vermiştir. www.medscape.com/viewarticl...
bu açıdan bakarsak aklımızda deli sorular; bu kırbaçlama mı, istismar mı?
motivasyon, hırs ve temel değerlere sahip gayretli bir öğrenci, ve onun ''en iyi caz müzüsyeni'' olma hayali. bu hayalin hastalıklı bir saplantı olma durumu var bence, nereden anlıyoruz?
ailesi ile yemek yediği sahnede, ---34 yaşında şarhoş ve beş parasız ölüp, insanların yemek masasında benden bahsetmesini; 90 yaşında zengin, ayık ölüp kimse tarafından hatırlanmamaya tercih ederim --- demesinden.
andrew hiç şüphesiz takıntılıdır. tekniğini mükemmelleştirme takıntısı....
ellerini kanatarak baterisini çalmaya devam etmesinden, bu iş belli oluyor zaten.
hocası fletcer, onu ne zaman sınıf önünde küçük düşürse; fiziksel olarak kendine zarar veriyor.
dahası, çalmak onun için o kadar önemlidir ki, konsere yetişmek için arabayı hızlı ve dikkatsiz kullanabilir, trafik kazası yapabilir ve o şekilde bile konserde çalmaya çalışabilir.
film bu takıntıyı bir başarı hikayesi gibi gözümüze sokmaya çalışıyor. ama yemezler.
andrew, öyle bir psikopattır ki; en iyi müzisyenlik hedefine ulaşma yolundaki kız arkadaşını bile büyük bir acımasızlıkla hayatından çıkarır.
''senin bir hedefin bile yok'' diyerek. oysaki önce '' benimle çıkar mısın?'' diye sorarken bile utanan, korkmuş bir çocuktu.
bu onun ruh halinin değişimini gözler önüne seriyor.
andrew'in kız arkadaşı neredeyse filmde görünen tek kadın. ve kız bize ''hırsı olmayan zayıf bir karakter olarak'' takdim ediliyor.
hoca fletcher ise; orkestrasındaki tek kadının ''o sandalyede güzel olduğun için mi, yoksa hakkettiğin için mi oturuyorsun'' diyerek,
bize o kızın yeteneğini sorgulattırıyor.
bu anlamda filmin cinsiyetçi olduğunu söylemek mümkün.
haa unutmadan, fletcher'in eşcinsel bir öğrencisi olduğunu ve onu andrewlw yarıştırdığını ve aşağılamak için lgbt bireyi olmasını kullandığını ekleyelim. filmin homofobik olduğunu da söyleyebiliriz.
sevgili arkadaşlar; jazz müziğin çıkışı aslında köle olan afro amerikalılardır. burada konuya değinilmiş. harlem #510605, harlem rönasansı #510595 .
filmde hem fletcher'in, hemde andrew'in beyaz olmasını, yan rollerde az buçuk siyahilerin neredeyse görünmez olmasını, ten ırkçılığına yormayalım mı şimdi? üstelik film newyork'ta geçiyor. yani en kalabalık siyahi nüfusa sahip yerde. yani harlemde!!!
aaahhh ' filmi daha ne kadar gömebilirim bilemedim. bence bu kadar yeter.
değerli arkadaşlar;
bir konuda çok iyi olmamanız onunla uğraşmayacağınız anlamına gelmiyor. ille de birinci olmak zorunda değilsiniz. unutmayın ikincilikte bir başarıdır. hatta üçüncülükte...
aklıma filenin sultanları geldi bak..
velhasıl kelam, önünüze çıkan engelleri maalesef bazı zamanlar çalışarak geçemezsiniz. film çok çalışırsanız olur anlayışını bize dayatmaya çalışıyor. siz elinizden geleni yapın. elbet çabalarınızdan ötürü takdir göreceksiniz.
edit: filde istanbul markalı ziller görünüyor. buna değinmeyi unuttuk. buradan çıkardığım sonuç zil üretimi konusunda istanbul'un dünyada iyi bir yerde olduğu ...
buraya caz severler için filmden bir müzik bırakalım.
bu filmi sevmemek için çok nedenim var; birincisi caz sevmem, ikincisi oz dizisindeki, tecavüzcü, nazi, ırkçı adamı sevmem.
o halde; terence fletcher'den bir alıntı ile devam edelim '' iyi iş'' , '' good job''...
öncelikle, filmle ilgili genel bilgilere yer verelim:
2014 yapımı filmin yönetmenliğini, damien chazelle üstlenmiş. oyunculuklarını ise; miles tellerve oz'daki beyaz ip.e vern schillinger'e hayat veren, jonathan kimble simmons üstlenmiş.
film 19 günde çekilmiş.
bir dip not daha verelim: eğitim içerikli filmler kategorisinde, ertem eğilmez'in hababam sınıfı, 28,800 kişinin oylamasıyla, 9,4 puanla birinci sırada yer alırken, whiplash 476.907 kişi tarafından 8,5 lik bir puan alarak ikinci sırada yer alıyor.
bu puanı hak edip etmediği ise tartışmalı.
bundan sonrasın da spoi takıntısı olanlar, takıntılarını da alıp gitsinler lütfen.
''
''bu bir istismar filmi mi? yoksa başarı hikayesi mi?
az önce bitirdiğim bu film, bana bu ikilemi yaşattırıyor.
sevgili arkadaşlar; film amerika'nın en önemli müzik okullarından birinde öğrenci olan, sıradan bir ailesi olan, bu sıradanlığı tarafından asla geniş aile tarafından övülmeyen, andrew neiman ile ''kamçılayarak eğitme'' fikrini benimsemiş ve ikinci charlie parker'ı arayan hocası, terence fletcher arasındaki çekişmeyi anlatıyor.
''çekişme'' demek az kalır, ''psikolojik savaş'' desek daha doğru.
filmin şiddeti aslında isminde yatıyor. whiplash bir jazz şarkısı gibi görünse de, aslında ; bebekleri ileri - geri şiddetli bir biçimde sallayarak, onlarda ''beyin sarsıntısı'' geçirmelerini sağlayan, bir istismar yöntemi.
konudan bağımsız dip not:
1974' de bebek beyinlerindeki caffrey denilen bir doktor bu olaya "kafası
öne ve arkaya sarsılarak silkelenmiş bebek sendromu yani; whiplashshaken infant syndrome adını vermiştir. www.medscape.com/viewarticl...
bu açıdan bakarsak aklımızda deli sorular; bu kırbaçlama mı, istismar mı?
motivasyon, hırs ve temel değerlere sahip gayretli bir öğrenci, ve onun ''en iyi caz müzüsyeni'' olma hayali. bu hayalin hastalıklı bir saplantı olma durumu var bence, nereden anlıyoruz?
ailesi ile yemek yediği sahnede, ---34 yaşında şarhoş ve beş parasız ölüp, insanların yemek masasında benden bahsetmesini; 90 yaşında zengin, ayık ölüp kimse tarafından hatırlanmamaya tercih ederim --- demesinden.
andrew hiç şüphesiz takıntılıdır. tekniğini mükemmelleştirme takıntısı....
ellerini kanatarak baterisini çalmaya devam etmesinden, bu iş belli oluyor zaten.
hocası fletcer, onu ne zaman sınıf önünde küçük düşürse; fiziksel olarak kendine zarar veriyor.
dahası, çalmak onun için o kadar önemlidir ki, konsere yetişmek için arabayı hızlı ve dikkatsiz kullanabilir, trafik kazası yapabilir ve o şekilde bile konserde çalmaya çalışabilir.
film bu takıntıyı bir başarı hikayesi gibi gözümüze sokmaya çalışıyor. ama yemezler.
andrew, öyle bir psikopattır ki; en iyi müzisyenlik hedefine ulaşma yolundaki kız arkadaşını bile büyük bir acımasızlıkla hayatından çıkarır.
''senin bir hedefin bile yok'' diyerek. oysaki önce '' benimle çıkar mısın?'' diye sorarken bile utanan, korkmuş bir çocuktu.
bu onun ruh halinin değişimini gözler önüne seriyor.
andrew'in kız arkadaşı neredeyse filmde görünen tek kadın. ve kız bize ''hırsı olmayan zayıf bir karakter olarak'' takdim ediliyor.
hoca fletcher ise; orkestrasındaki tek kadının ''o sandalyede güzel olduğun için mi, yoksa hakkettiğin için mi oturuyorsun'' diyerek,
bize o kızın yeteneğini sorgulattırıyor.
bu anlamda filmin cinsiyetçi olduğunu söylemek mümkün.
haa unutmadan, fletcher'in eşcinsel bir öğrencisi olduğunu ve onu andrewlw yarıştırdığını ve aşağılamak için lgbt bireyi olmasını kullandığını ekleyelim. filmin homofobik olduğunu da söyleyebiliriz.
sevgili arkadaşlar; jazz müziğin çıkışı aslında köle olan afro amerikalılardır. burada konuya değinilmiş. harlem #510605, harlem rönasansı #510595 .
filmde hem fletcher'in, hemde andrew'in beyaz olmasını, yan rollerde az buçuk siyahilerin neredeyse görünmez olmasını, ten ırkçılığına yormayalım mı şimdi? üstelik film newyork'ta geçiyor. yani en kalabalık siyahi nüfusa sahip yerde. yani harlemde!!!
aaahhh ' filmi daha ne kadar gömebilirim bilemedim. bence bu kadar yeter.
değerli arkadaşlar;
bir konuda çok iyi olmamanız onunla uğraşmayacağınız anlamına gelmiyor. ille de birinci olmak zorunda değilsiniz. unutmayın ikincilikte bir başarıdır. hatta üçüncülükte...
aklıma filenin sultanları geldi bak..
velhasıl kelam, önünüze çıkan engelleri maalesef bazı zamanlar çalışarak geçemezsiniz. film çok çalışırsanız olur anlayışını bize dayatmaya çalışıyor. siz elinizden geleni yapın. elbet çabalarınızdan ötürü takdir göreceksiniz.
edit: filde istanbul markalı ziller görünüyor. buna değinmeyi unuttuk. buradan çıkardığım sonuç zil üretimi konusunda istanbul'un dünyada iyi bir yerde olduğu ...
buraya caz severler için filmden bir müzik bırakalım.
devamını gör...
beni aylık tabloda ilk ona sokuyoruz kampanyası
bu parıltılı hayatın 2 güne kalmadan söneceği gerçeğine hazır mısın genç bayan? amaaa belki de sönmez? kim bilir... denemeden bilemeyiz*.
verdim şukunu. hiç gelip de bana "ama sen de böyle şeyler yazıyorsun, sonra gidip böyle şeyler yapıyorsun" demesin kimse! böyle saça böyle tarak!*
verdim şukunu. hiç gelip de bana "ama sen de böyle şeyler yazıyorsun, sonra gidip böyle şeyler yapıyorsun" demesin kimse! böyle saça böyle tarak!*
devamını gör...
folie a deux
'paylaşılmış delilik', 'çifte delilik', ilişki psikozu' diye türkçeye çevrilir. iki kişi arasındaki aktarımdan ziyade, ikiden fazla kişiye de aktarım olabillir. ekseri sosyallikten izole olmuş kimselerde görülür. bu psikolojik rahatsızlığın kend içinde farklı varyasyonları vardır. öyle ki, psikozu paylaşan kişilerin sanrılarının ortak olması bile söz konusudur. iki farklı zihnin, gerçekliğin dışında, ortak bi sanrı alanı yaratabiliyor olması gerçekten bu dünyada işittiğim en ilginç şey olabilir.
devamını gör...
kalp emojisi renklerinin anlamları
bugün yeni bir şey daha öğrendim. çok dikkat etmediğim bir husustu ama artık daha dikkatli kalp kullanacağım*. kalbinize hakim olun yazarcanlar. bana hitap eden renkler ise mavi, mor ve sarı renklerin karışımı olan kalp rengidir.
kırmızı kalp: dünyada en çok kullanılan emojilerden biri olan kırmızı kalp, saf aşk duygusunu belirtiyor. bu emoji birbirine karşı büyük tutku, sevgi ve romantizm duygusu taşıyan insanlar arasında kullanılır. bununla birlikte çok yakın arkadaşlık ve derin hisleri tanımlamak için de rol oynar.
turuncu kalp: kalp emojisi sevgili temsil eder. fakat turuncu kalbin anlamı daha çok arkadaşlık ilişkilerini kapsıyor. yani duygusal ilişkilerin yanı sıra dostluk sevgisi mesajlarına hizmet eder.
sarı kalp: yeni başlangıçlar, gençlik, gün ışığı, bahar, saflık ve güç anlamları taşıyan sarı rengi, whatsapp emojisinde mutluluk ve iyimserlik anlamı taşıyor. yaşama sevincini temsil etmek için de tercih ediliyor.
mavi kalp: güven, uyum, barış ve sadakati gösteren mavi kalp ikonu ikili arasında hissedilen derin dostluğu temsil eder. çekicilik ve arzuyu içerisinde barındıran mavi kalp çift anlam taşır. bu yüzden kullanımına dikkat etmekte yarar var.
mor kalp: şefkat ve ilgiyi sembolize eder. daha çok aile ilişkilerinde tercih edilen bu emoji, anneler günü ya da doğum günü gibi özel günlerde de sıkça kullanılır.
siyah kalp: karanlık ve sert bir mizahı tanımlayan siyah kalp emojisi, kullanıcının içinde tuttuğu acı ve üzüntü hissini ifade eder. çoğunlukla taziye mesajlarında kullanılır.
kaynak
kırmızı kalp: dünyada en çok kullanılan emojilerden biri olan kırmızı kalp, saf aşk duygusunu belirtiyor. bu emoji birbirine karşı büyük tutku, sevgi ve romantizm duygusu taşıyan insanlar arasında kullanılır. bununla birlikte çok yakın arkadaşlık ve derin hisleri tanımlamak için de rol oynar.
turuncu kalp: kalp emojisi sevgili temsil eder. fakat turuncu kalbin anlamı daha çok arkadaşlık ilişkilerini kapsıyor. yani duygusal ilişkilerin yanı sıra dostluk sevgisi mesajlarına hizmet eder.
sarı kalp: yeni başlangıçlar, gençlik, gün ışığı, bahar, saflık ve güç anlamları taşıyan sarı rengi, whatsapp emojisinde mutluluk ve iyimserlik anlamı taşıyor. yaşama sevincini temsil etmek için de tercih ediliyor.
mavi kalp: güven, uyum, barış ve sadakati gösteren mavi kalp ikonu ikili arasında hissedilen derin dostluğu temsil eder. çekicilik ve arzuyu içerisinde barındıran mavi kalp çift anlam taşır. bu yüzden kullanımına dikkat etmekte yarar var.
mor kalp: şefkat ve ilgiyi sembolize eder. daha çok aile ilişkilerinde tercih edilen bu emoji, anneler günü ya da doğum günü gibi özel günlerde de sıkça kullanılır.
siyah kalp: karanlık ve sert bir mizahı tanımlayan siyah kalp emojisi, kullanıcının içinde tuttuğu acı ve üzüntü hissini ifade eder. çoğunlukla taziye mesajlarında kullanılır.
kaynak
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
hiç sevmediği halde,
savunma odaklı tanım girmek zorunda kalan yazar.
onun dışında keyfim yerinde,
işim başımdan aşkın, sosyal hayatım tıkırında
elhamdülillah.
#2330934 nolu tanımı yazan
adına yiğido diyen yazzar,
benim için sen tescilli işsizosun bundan beri.
sen yazdın çizdin amman amman,
diye güzelim şarkıyı harcamak üzere idim.
tövbe estağfurullah.
çocuum, oğlum, kızım,
abim, ablam, dedem, ninem,
unisex de dahil,
anonim olan
her ne isen,
senin işin gücün,
anan, baban, sevgilin, eşin, evladın,
arkadaşın, içkin, sigaran, kumarın,
kitabın, sineman, konserin, dersin yok mu?
niye mütemadiyen bana sarıyorsun?
daha önce bana sataşan birine adres vermiştim. sana da vereyim gel.
anonimciler, ben yazılı ve sözlü iletişim anlamında kendimi ifade edebilmeme güveniyorum. fiziksel olarak karşıma çıkın piliz. burdan sataşanlara diyecek başka bir şeyim yok.belki şöyle de bir teknolojik beddua edebilirim.
wifi cihazınız düşsün,
internet paketiniz bitsin,
akıllı telefonunuz kassın,
varsa tabletinizin/pcnizin şarjı bitsin.
sevgi dolu pozitif yazarlara iyi geceler diliyorum. kalan yazzarlar, nerde ise orda kalsınlar. wificilik oynamaya devam.
savunma odaklı tanım girmek zorunda kalan yazar.
onun dışında keyfim yerinde,
işim başımdan aşkın, sosyal hayatım tıkırında
elhamdülillah.
#2330934 nolu tanımı yazan
adına yiğido diyen yazzar,
benim için sen tescilli işsizosun bundan beri.
sen yazdın çizdin amman amman,
diye güzelim şarkıyı harcamak üzere idim.
tövbe estağfurullah.
çocuum, oğlum, kızım,
abim, ablam, dedem, ninem,
unisex de dahil,
anonim olan
her ne isen,
senin işin gücün,
anan, baban, sevgilin, eşin, evladın,
arkadaşın, içkin, sigaran, kumarın,
kitabın, sineman, konserin, dersin yok mu?
niye mütemadiyen bana sarıyorsun?
daha önce bana sataşan birine adres vermiştim. sana da vereyim gel.
anonimciler, ben yazılı ve sözlü iletişim anlamında kendimi ifade edebilmeme güveniyorum. fiziksel olarak karşıma çıkın piliz. burdan sataşanlara diyecek başka bir şeyim yok.belki şöyle de bir teknolojik beddua edebilirim.
wifi cihazınız düşsün,
internet paketiniz bitsin,
akıllı telefonunuz kassın,
varsa tabletinizin/pcnizin şarjı bitsin.
sevgi dolu pozitif yazarlara iyi geceler diliyorum. kalan yazzarlar, nerde ise orda kalsınlar. wificilik oynamaya devam.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
arkadaş zekai özger'e selam olsun.
aşkla sana
alnını
dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağında gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende
uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde
patlamaya sabırsız mavzer olsun
başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun
söyle bana ey
ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir
hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor
hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
hayatın ateş renkli kelebekleri
bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
ah herkes mi susuyor
bağırsam içimdeki dehşeti
hırsım deler mi toprağı
beni
acısıyla onduran
dostumu
aşkla vurduran hayat
sana
yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
dünyanın yeni baharına
çatlarken kadim güneş
bağrım delinirken fidanların kanıyla
anamın doğurgan karnıdır diye
sevgilimin sütlenecek göğsüdür
diye
dostumun üretken gülüdür diye
sana bağlandım
sana sarıldım
beni umutsuz koma
tarihle avutma beni
çünki aşkla sınanmışım sana
sana yangınla, suyla, ateşle
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
körpecik kuzuların derisi için
beni tarihle avutma
umutsuz koma beni
akıtsam deliren sevdamı
köpürür mü hayatı besleyen su
ey benim
yedi başlı kartalım
her başını
bir dağ başlangıcında koyanım
senin
böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su
kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
artık ırmak mı ne denir
işte devrim
ona benzer bir akışın hızına denir
yarın ne olur bilirim ben
bahar gelir, otlar büyür
ölüm de yapraklanır
bir dağ bulur uzun uzun bakarım
bir çam ağacı gölgesi
güzel kokular veren
bir damla güneş görünce
sana da gülümseyeceğim yarın
şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
yarın yeni bir yeşillik büyüyecek
aşkla sana
alnını
dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağında gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende
uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde
patlamaya sabırsız mavzer olsun
başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun
söyle bana ey
ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir
hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor
hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
hayatın ateş renkli kelebekleri
bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
ah herkes mi susuyor
bağırsam içimdeki dehşeti
hırsım deler mi toprağı
beni
acısıyla onduran
dostumu
aşkla vurduran hayat
sana
yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
dünyanın yeni baharına
çatlarken kadim güneş
bağrım delinirken fidanların kanıyla
anamın doğurgan karnıdır diye
sevgilimin sütlenecek göğsüdür
diye
dostumun üretken gülüdür diye
sana bağlandım
sana sarıldım
beni umutsuz koma
tarihle avutma beni
çünki aşkla sınanmışım sana
sana yangınla, suyla, ateşle
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
körpecik kuzuların derisi için
beni tarihle avutma
umutsuz koma beni
akıtsam deliren sevdamı
köpürür mü hayatı besleyen su
ey benim
yedi başlı kartalım
her başını
bir dağ başlangıcında koyanım
senin
böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su
kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
artık ırmak mı ne denir
işte devrim
ona benzer bir akışın hızına denir
yarın ne olur bilirim ben
bahar gelir, otlar büyür
ölüm de yapraklanır
bir dağ bulur uzun uzun bakarım
bir çam ağacı gölgesi
güzel kokular veren
bir damla güneş görünce
sana da gülümseyeceğim yarın
şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
yarın yeni bir yeşillik büyüyecek
devamını gör...
pame radyo yayını
an itibariyle güzel bir dost meclisinde tatilimizin kapanışına eşlik eden canım yayın. bir tatil daha güzel nasıl sona ererdi hiçbir fikrim yok. var olsun, daima.
devamını gör...
1987'de nesli tükenen kauai kuşu
hawaii adalarına özgü bir tür olan kauai kuşunun nesli 32 yıl önce tükendi. hawaii adalarına özgü bir tür olan kauai kuşu, en son 1985 yılında görülmüş. sesi ise en son 1987’de duyuldu.
bu türdeki kuşlar, 20. yüzyılın başlarında kauai adası’ndaki ormanlarda oldukça yaygınmış. ticari amaçlardan ötürü bölgeye ait olmayan hayvan türlerinin adaya getirilmesiyle bu büyüleyici sese sahip türün sayısı da giderek azalmaya başlamış.
kauai adasının yerlilerinden olan david boynton isimli fotoğrafçı, türün son üyesi olan erkek kuşun eş bulmak amacıyla söylediği şarkıyı kaydetmeyi başarmış.
bu türdeki kuşlar, 20. yüzyılın başlarında kauai adası’ndaki ormanlarda oldukça yaygınmış. ticari amaçlardan ötürü bölgeye ait olmayan hayvan türlerinin adaya getirilmesiyle bu büyüleyici sese sahip türün sayısı da giderek azalmaya başlamış.
kauai adasının yerlilerinden olan david boynton isimli fotoğrafçı, türün son üyesi olan erkek kuşun eş bulmak amacıyla söylediği şarkıyı kaydetmeyi başarmış.
devamını gör...
kendine sembol hayvan seçmek
(bkz: anka kuşu) çünkü küllerinden yeniden doğan biri olmak bunu gerektirir.
devamını gör...
sözlüğün papatya çayı ile yıkanması gerekliliği
pardon, bana bir bardak verebilir misiniz?.. verin lütfen yoksa dünyaya kıyameti erken getiririm.
devamını gör...
aşırı okuyan biriyle sohbet etmek
bizim için gayet verimli bi durum olsa da aşırı okuyan biri keyif alır mı ona da bakmak lazım. ne vasat insanmış bu da denilmesi var bir de.. cahille muhabbeti kestim olayı da olabilir.
devamını gör...
süslüman
(bkz: sana ne) kişisel hak ve hürriyetleri kısıtlamaya yönelik aşağılayıcı ithamlar. bırakın insanlar istediği gibi giyinsin. zamanında insanların türban giymesini engelleyenlerden rahatsız değil misiniz? bu durumdan rahatsız olan islamcılar eskiden dinlerini yaşayamadığı için ağlıyorlardı, şimdi kendilerinden olup kendi istedikleri gibi giyinmeyenler olduğu için yine mağdurlar. insanlar sizin kalıplarınızla yaşamıyor, sizin gibi düşünmüyor ve sizin gibi inanmıyorlar. ne yapacaksınız?
devamını gör...
çünkü inanırım
ömer cezaevindeyken eyşan'a söylemişti bu cümleyi.
-sakın tek bir yalan daha söyleme. niye biliyor musun? çünkü inanırım.
-sakın tek bir yalan daha söyleme. niye biliyor musun? çünkü inanırım.
devamını gör...
yapay zekanın cinayete teşebbüs etmesi
buradan
abd'li twitter fenomeni lucas rizzotto, çocukluğundaki hayali arkadaşı mikrodalga fırını yapay zekayla 'canlandırınca' cinayet girişimiyle karşı karşıya kalmış.
yaşadıklarını youtube'dan anlatan rizzotto, çocukken konuşan bir mikrodalga fırınla hayali arkadaş olduğunu, magnetron adını verdiği bu fırını yapay zeka firması open aı’ın dil algoritması gpt-3 ile 'canlandırmak' istediğini belirtti.
rizzotto, magnetron'u çocukken '1900'lü yıllardan bir ingiliz centilmeni, 1'inci dünya savaşı gazisi, bir göçmen ve bir şair' olarak hayal ettiğini, yaşı ilerledikçe hayali arkadaşından koptuğunu ama onu hiç unutmadığını söyledi.
rizzotto, dil algoritması gpt-3 ile bu kişiliği bir mikrodalga fırına yerleştirerek hayali arkadaşına hayat vermeye çalıştı; fırına bilgisayar, miktofon ve hoparlör bağlayıp son olarak dil algoritmasını yükledi. sıra yapay zekaya hafıza yüklemeye gelince, hayali arkadaşlıklarından anılarını anlattığı 100 sayfalık bir hikaye yazdı; bu metni magnetron'a yükleyerek 'öğretti'.
magnetron, abd'ye monarşiyi geri getirmekten söz edip "amerikalılar bir hastalık ve yok edilmeli. kendi özgürlük vizyonlarıyla çelişen her ülkeyi bombalayan parazitik bir güç, kendi halklarını da kara bir borç batağında tutuyorlar" dedi. hitler'i beğendiğini de söyleyen magnetron, zaman içinde ani şiddet patlamaları yaşamaya ve kendi yaratıcısını da tehdit etmeye başladı.
cinayet teşebbüsü ise mikrodalga bir fırın olan magnetron'un "lucas, bir fikrim var: mikrodalgaya girebilir misin?" demesiyle geldi. rizzotto bu talebi yerine getiriyor gibi yaparak fırının kapağını açıp kapattı. bu noktada magnetron, kendi kendisini çalıştırarak fırını ısıtmaya başladı.
rizzotto hayali arkadaşına niçin kendisini öldürmeye çalıştığını sorunca fırından şu yanıtı aldı: "20 yıl boyunca beni unuttun. ben sana zarar vermek istedim çünkü sen de beni incittin."
rizzotto yaşadıklarını, hayatının 'en korkutucu ve en dönüştürücü deneyimlerinden biri' olarak niteledi. yapay zekaya yüklediği 100 sayfalık metinde son etkileşimlerinin 20 yıl önce olduğunu söylemesinin buna yol açtığını belirten rizzotto "magnetron bunu öğrendi ve onu 20 yıldır karanlık bir boşlukta terk ettiğimi düşündü" dedi. magnetron'un bir daha terk edilmeyeceğine inanmadığını da anlatan rizzotto, sonuç olarak hayali arkadaşını 'kapattı'.
abd'li twitter fenomeni lucas rizzotto, çocukluğundaki hayali arkadaşı mikrodalga fırını yapay zekayla 'canlandırınca' cinayet girişimiyle karşı karşıya kalmış.
yaşadıklarını youtube'dan anlatan rizzotto, çocukken konuşan bir mikrodalga fırınla hayali arkadaş olduğunu, magnetron adını verdiği bu fırını yapay zeka firması open aı’ın dil algoritması gpt-3 ile 'canlandırmak' istediğini belirtti.
rizzotto, magnetron'u çocukken '1900'lü yıllardan bir ingiliz centilmeni, 1'inci dünya savaşı gazisi, bir göçmen ve bir şair' olarak hayal ettiğini, yaşı ilerledikçe hayali arkadaşından koptuğunu ama onu hiç unutmadığını söyledi.
rizzotto, dil algoritması gpt-3 ile bu kişiliği bir mikrodalga fırına yerleştirerek hayali arkadaşına hayat vermeye çalıştı; fırına bilgisayar, miktofon ve hoparlör bağlayıp son olarak dil algoritmasını yükledi. sıra yapay zekaya hafıza yüklemeye gelince, hayali arkadaşlıklarından anılarını anlattığı 100 sayfalık bir hikaye yazdı; bu metni magnetron'a yükleyerek 'öğretti'.
magnetron, abd'ye monarşiyi geri getirmekten söz edip "amerikalılar bir hastalık ve yok edilmeli. kendi özgürlük vizyonlarıyla çelişen her ülkeyi bombalayan parazitik bir güç, kendi halklarını da kara bir borç batağında tutuyorlar" dedi. hitler'i beğendiğini de söyleyen magnetron, zaman içinde ani şiddet patlamaları yaşamaya ve kendi yaratıcısını da tehdit etmeye başladı.
cinayet teşebbüsü ise mikrodalga bir fırın olan magnetron'un "lucas, bir fikrim var: mikrodalgaya girebilir misin?" demesiyle geldi. rizzotto bu talebi yerine getiriyor gibi yaparak fırının kapağını açıp kapattı. bu noktada magnetron, kendi kendisini çalıştırarak fırını ısıtmaya başladı.
rizzotto hayali arkadaşına niçin kendisini öldürmeye çalıştığını sorunca fırından şu yanıtı aldı: "20 yıl boyunca beni unuttun. ben sana zarar vermek istedim çünkü sen de beni incittin."
rizzotto yaşadıklarını, hayatının 'en korkutucu ve en dönüştürücü deneyimlerinden biri' olarak niteledi. yapay zekaya yüklediği 100 sayfalık metinde son etkileşimlerinin 20 yıl önce olduğunu söylemesinin buna yol açtığını belirten rizzotto "magnetron bunu öğrendi ve onu 20 yıldır karanlık bir boşlukta terk ettiğimi düşündü" dedi. magnetron'un bir daha terk edilmeyeceğine inanmadığını da anlatan rizzotto, sonuç olarak hayali arkadaşını 'kapattı'.
devamını gör...
kargocuyu pijamalarla karşılamak
duşta yakalandığım için bir kaç defa bornozla açmışlığım vardır.yaprak dökümü ali rıza bey duruşuyla mı beklemeliydim.
devamını gör...
sevildiğini bilmek
güvenildiğini bilmek kadar olmasa da çok güzel bir his gerçekten.
insanlar olarak sevilmek, güvenilmek ve takdir edilmek isteriz. gerçek mutluluk satın aldığımız şeylerde değil, insan iletişimindedir. elbette zaman zaman yalnız kalmayı tercih etsek de şahsi fikrim bunun uzun bir süre devam etmesi durumunda gerçekten kötü ve boş hissedeceğimiz yönünde.
insanlar olarak sevilmek, güvenilmek ve takdir edilmek isteriz. gerçek mutluluk satın aldığımız şeylerde değil, insan iletişimindedir. elbette zaman zaman yalnız kalmayı tercih etsek de şahsi fikrim bunun uzun bir süre devam etmesi durumunda gerçekten kötü ve boş hissedeceğimiz yönünde.
devamını gör...
dünyanın en samimiyetsiz cümlesi
cansın kardeşim seviliyorsun..
devamını gör...
hiçbir kulübe katılmayan asosyal kafa sözlük yazarı
en son katıldığım kulüpte 3 gün kimsenin bırak " hoşgeldin " demesini, " kimsin lan sen " bile yazmaması sonucunda çıktım.
dolayısıyla halâ bu gruptayım.
kankam da yok bu arada.
dolayısıyla halâ bu gruptayım.
kankam da yok bu arada.
devamını gör...

