normal sözlük’ün vasat olması
prim verdiğiniz yazar da yazar olsa keşke.
vasat ortalama demektir. birkaç aylık sözlüğün de ortalama olması gayet güzeldir.
vasat ortalama demektir. birkaç aylık sözlüğün de ortalama olması gayet güzeldir.
devamını gör...
eraa
dövüş sporları ile ilgilendiğini tahmin ettiğim sözlüğe girdiği saniye moderatörlük almış bir yazarımız.
devamını gör...
fakir büyümenin insanda yarattığı kalıcı alışkanlıklar
ekmeği kesememek. alışmışız karnımızı ekmekle doyurmaya, diğer yiyecekler sadece ekmeğin tadını değiştirmek için var hayatımızda.
devamını gör...
yeni açılacak tavuk dönerciye isim önerileri
döneceksin diye söz ver.
devamını gör...
impossible (yazar)
bi anda beğeni yağmuruna tutmasıyla mesaj attığım, konuştuğumda da çok sevdiğim kibar, sanatsever ve anatomi mağduru bir yazar :)
devamını gör...
felaket kız fotosunun 500 bin dolara satılması
kızçe 21 yaşına gelmiş ya

millet instagram'da hesabi silinmesin diye memesidir poposudur açıp para kazanmaya çalışırken bastı bacak bir cimcime tek pozuyla meşhur oldu ve fotosu 500 bin dolara satıldı.
zoë roth'un ismini duymadınız ama muhtemelen resmini birçok kez internette gördünüz.
ingilizcede 'meme' genellikle esprili ve yaratıcı bir biçimde bir konuya ilişkin temsili görsellerin veya kısa sözlerin birleştirip günlük durumlara ilişkin hissiyat ve yorum olarak paylaşılmasına verilen ad.
işte zoë de böyle bir 'meme' ile çehresi üne kavuşmuş genç bir kız. 2005 yılında mahallesinde itfaiye tarafından bilinçli ve kontrollü şekilde başlatılan bir yangını seyrederken babası tarafından fotoğraflanmıştı.
işte bu fotoğraf şimdi bir 'non fungible token' (nft) yani 'değiştirilemez kripto varlık' olarak 180 ether'e satıldı. bu kriptopara biriminin bugünkü değeri ile 'felaket kızı' nft'si 495 bin dolardan fazla bir paraya alıcı bulmuş oldu.
blockzinciri sistemi ile el değiştiren fotoğrafın haklarını @3fmusic rumuzlu bir kullanıcı aldı ancak zoe'nin babası dave roth ikonik fotoğrafın gelecekti kazançlarından yüzde 10 pay almaya devam edecek.
üniversite masrafları ve bağış için harcanacak
bugün 21 yaşında olan ve kuzey carolina üniversitesi'ne giden zoe ise kazandıkları para ile üniversite masraflarını karşılayacak ve bir kısmını da yardım kuruluşlarına bağışlayacak.
zoe'nin babası dave ilk kez 2007 yılında bu fotoğrafla bir yarışmaya katılmış ve ödül almıştı. o zamandan bu yana fotoğraf sayısız felaket için, tarihi ve günlük siyasi olaylar için kolajlanarak kullanıldı
sadece yakın çevresi biliyor
baba dave "bir şeyi kez internete koyduğunuzda artık orada ve kontrolünüz dışında. çok sayıda yaratıcı insanın yaptıklarını görmek hoşuma gidiyor. bazılarına çok gülüyorum." diyor.
zoe'nin sadece yakın çevresi fotoğraftaki küçük kız olduğunu biliyor ve elbette başkaları onu tanıyamıyor ancak zoe bu tecrübeden memnun.
buradan

millet instagram'da hesabi silinmesin diye memesidir poposudur açıp para kazanmaya çalışırken bastı bacak bir cimcime tek pozuyla meşhur oldu ve fotosu 500 bin dolara satıldı.
zoë roth'un ismini duymadınız ama muhtemelen resmini birçok kez internette gördünüz.
ingilizcede 'meme' genellikle esprili ve yaratıcı bir biçimde bir konuya ilişkin temsili görsellerin veya kısa sözlerin birleştirip günlük durumlara ilişkin hissiyat ve yorum olarak paylaşılmasına verilen ad.
işte zoë de böyle bir 'meme' ile çehresi üne kavuşmuş genç bir kız. 2005 yılında mahallesinde itfaiye tarafından bilinçli ve kontrollü şekilde başlatılan bir yangını seyrederken babası tarafından fotoğraflanmıştı.
işte bu fotoğraf şimdi bir 'non fungible token' (nft) yani 'değiştirilemez kripto varlık' olarak 180 ether'e satıldı. bu kriptopara biriminin bugünkü değeri ile 'felaket kızı' nft'si 495 bin dolardan fazla bir paraya alıcı bulmuş oldu.
blockzinciri sistemi ile el değiştiren fotoğrafın haklarını @3fmusic rumuzlu bir kullanıcı aldı ancak zoe'nin babası dave roth ikonik fotoğrafın gelecekti kazançlarından yüzde 10 pay almaya devam edecek.
üniversite masrafları ve bağış için harcanacak
bugün 21 yaşında olan ve kuzey carolina üniversitesi'ne giden zoe ise kazandıkları para ile üniversite masraflarını karşılayacak ve bir kısmını da yardım kuruluşlarına bağışlayacak.
zoe'nin babası dave ilk kez 2007 yılında bu fotoğrafla bir yarışmaya katılmış ve ödül almıştı. o zamandan bu yana fotoğraf sayısız felaket için, tarihi ve günlük siyasi olaylar için kolajlanarak kullanıldı
sadece yakın çevresi biliyor
baba dave "bir şeyi kez internete koyduğunuzda artık orada ve kontrolünüz dışında. çok sayıda yaratıcı insanın yaptıklarını görmek hoşuma gidiyor. bazılarına çok gülüyorum." diyor.
zoe'nin sadece yakın çevresi fotoğraftaki küçük kız olduğunu biliyor ve elbette başkaları onu tanıyamıyor ancak zoe bu tecrübeden memnun.
buradan
devamını gör...
geceye bir mabel matiz şarkı sözü bırak
sende dursun akrep ve yelkovan.
içimdeki en acı suların bile şimdi tadı var
uykular masal uykular sapsarı
şimdi güz yüzünün en güzel yanı
ay gümüş geceler şarkılarda mey
ah teninle konuşur tenim, uyanır
uykular büyü uykular bilmece
şimdi gül diken için bi kül hece
ay tutuklu geceler yürekte kör
ah ne fayda gün ayaz
tenim adını üşüyor
içimdeki en acı suların bile şimdi tadı var
uykular masal uykular sapsarı
şimdi güz yüzünün en güzel yanı
ay gümüş geceler şarkılarda mey
ah teninle konuşur tenim, uyanır
uykular büyü uykular bilmece
şimdi gül diken için bi kül hece
ay tutuklu geceler yürekte kör
ah ne fayda gün ayaz
tenim adını üşüyor
devamını gör...
hititler
anadolu'dan çıkmış tarihteki ilk süper güçlerden biridir.
siyasi olarak mısırlılar la suriye'de siyasi mücadeleye girmişlerdir.
siyasi olarak mısırlılar la suriye'de siyasi mücadeleye girmişlerdir.
devamını gör...
çatlasanız da patlasanız da destek vermeye devam edeceğiz
göksü denen kişinin söylemidir. tam hali şudur; , “türgev’e, tügva’ya, ensar’a ve ilim yayma’ya çatlasanız da patlasanız da destek vermeye devam edeceğiz.
istediğiniz kadar çırpının. ekrem imamoğlu'nun dediği gibi "adama, kişiye, kişilere gruplara, cemaatlere, vakıflara, derneklere hizmet işi bitti. " zaten çıldırmaları da bundan. 18 günde çıldırdılar 1800 günde deli edeceğim
ekrem başkana da övgü dizmeden olmaz. sen ne büyük bir insansın ki tüm rantçı tayfasını inletiyorsun. yüredur başkan. sadece istanbul değil, tüm onurlu, ahlaklı türk halkı yanında, türkiye yanında.
istediğiniz kadar çırpının. ekrem imamoğlu'nun dediği gibi "adama, kişiye, kişilere gruplara, cemaatlere, vakıflara, derneklere hizmet işi bitti. " zaten çıldırmaları da bundan. 18 günde çıldırdılar 1800 günde deli edeceğim
ekrem başkana da övgü dizmeden olmaz. sen ne büyük bir insansın ki tüm rantçı tayfasını inletiyorsun. yüredur başkan. sadece istanbul değil, tüm onurlu, ahlaklı türk halkı yanında, türkiye yanında.
devamını gör...
elma yedi diye insanı dünyaya kovan tanrı
biraz fevri davranmıştır.
devamını gör...
okuldan eve gelip kapı önünde bir sürü ayakkabı görmek
devamını gör...
etkileşim
tdk’ya göre birbirini karşılıklı olarak etkileme işi.
güçlerin eş türden karşılıklı etki ve katkılarının tümü.
sözlük içinde karma puanı sistemiiçin mühimdir.
güçlerin eş türden karşılıklı etki ve katkılarının tümü.
sözlük içinde karma puanı sistemiiçin mühimdir.
devamını gör...
provizyonizm
iaşecilik olarak da adlandırılmaktadır. aynı zamanda
osmanlı devletinde yükselme ve duraklama dönemlerinde uygulanan bir ekonomik politikadır. ülke sınırları içerisinde malların bol ve fiyatların düşük olmasını amaçlayan ekonomik politikaya verilen isimdir.tüccarın değil, halkın refah ve huzurunun ön planda tutulduğu ekonomik politikadır.
osmanlı devletinde yükselme ve duraklama dönemlerinde uygulanan bir ekonomik politikadır. ülke sınırları içerisinde malların bol ve fiyatların düşük olmasını amaçlayan ekonomik politikaya verilen isimdir.tüccarın değil, halkın refah ve huzurunun ön planda tutulduğu ekonomik politikadır.
devamını gör...
imamoğlu’nun ellerini bağlaması bana göre suçtur
adam esas suçu, istanbul büyükşehir seçimlerini kazanıp cumhur ittifakına beklenmedik bir sandık darbesi yapınca en başta işlemişti zaten .
devamını gör...
erkeklerin doğuma girmesi
eşlerini yalnız bırakmak istememelerindendir. kadınlar için de yanında güvendiği birinin olmasını istiyordur belki.
devamını gör...
abcçdefgğhıijklmnoöprsştuüvyz
üşenmedim okudum 29 harfin hepsini yazmış.
alfabede bulunan harfler.
alfabede bulunan harfler.
devamını gör...
oy birliği ile yazar uzaklaştırma
yok arkadaşlar yetmez bu. kimden hoşlanmadıysak sözlükteki cevremizi toplayıp gün yüzü görmesin inşallah diye beddua edelim, adresini öğrenip evini basalım, evini ocağını ateşe verelim.
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
ama insan unutmamalı ki
hayat denen seyrüsefer sırasında kimilerinin saçlarını okşayan yel, bazılarına feci bir kasırga olur. her şey o geminin büyüklüğüne ve yelkenlerinin sağlamlığına bağlıdır.
hayat denen seyrüsefer sırasında kimilerinin saçlarını okşayan yel, bazılarına feci bir kasırga olur. her şey o geminin büyüklüğüne ve yelkenlerinin sağlamlığına bağlıdır.
devamını gör...
atlas silkindi
türkçeye “ atlas vazgeçti” diye de çevrilen ayn rand üçlemesidir.
“kimse için yaşamayacağım ve kimsenin benim için yaşamasını istemeyeceğim.”
bu yemini yüksek sesle tekrar ettikten sonra bu yazıyı okumaya başlayabilirsiniz. zira bundan sonra okuyacağınız satırlar tamamıyla bu yeminin dayandığı felsefe üzerinedir. tam 1500 sayfalık bir seyahat “atlas silkindi”. bu zamana kadar yapılmamış bir edebiyat olayı, ya da bu zamana kadar bu kadar etkili olamamış.”atlas silkindi” bir destan sanki ama bu zamana kadar anlatılanların aksine bir yolda yürümekte kahramanlar, bir tersine destan.
hep jack london’ın mücadele eden, savaşan, ezilen insanları anlattığı romanlarını okuduk ve işçi sınıfına büyük bir sempati ve yakınlık duyarken işverenleri, sanayicileri, fabrikatörleri kan emici yarasalar olarak gördük. emile zola ütopik-sosyalist romanı “emek”te herkesin dostça kardeşçe yaşadığı, herkesin ihtiyacı kadarını alıp, yeteneği kadarını topluma hediye ettiği bir ülkeyi anlattı bize. b.traven, ezilen insanların hikayelerine o kadar inanmıştı ki ömrünü onların arasında geçirdi ve sadece onların hikayelerini anlattı. yani onlara göre zenginler kötü fakirler iyiydi, işverenler bencil işçiler çalışkan ve bonkördü, fabrikatörler sömüren fabrika çalışanları sömürülendi. ama ayn rand bunları hepsine itiraz etti, tümünü reddetti.
ona göre zenginler toplumun emniyet subabıydı. onlar olmazsa toplum ayakta kalamazdı. sömürülen kısım işçiler değil işverenlerdi. onlar zekalarını ortaya koyup bir servet üretiyor ve işçiler bundan en büyük payı kapmak için haksız bir mücadele veriyorlardı. “herkese ihtiyacı kadar herkesten yeteneği kadar” ilkesini en ağır biçimde eleştirirken, bunun toplumun temellerindeki dinamit olduğunu söylemekten kaçınmıyor.
bir insan sırf ihtiyaç duyduğu için ve hele de yeteneği kısıtlıysa neden daha yetenekli bir insandan fazla kazanmak durumunda kalsın ki? yani benim ihtiyacım olan şey sadece 10 dolarsa ve arkadaşımın ihtiyacı olan şey 1000 dolarsa ve arkadaşım yetenek fukarasıysa, onun ihtiyacını karşılamak için kaç gece fazla mesai yapmam gerekecek? komşumun ayağı kırılırsa onun yerine ne kadar daha çalışmam istenecek benden? işte sosyalizmin şiarı olan cümle bu sorularla sarsılıyor ayn rand tarafından. kitabın kahramanlarıın tümü fiziksel olarak yunan heykellerini andıran insanlar. zekaları ne kadar parlaksa vücutları da o kadar çarpıcı.
hank rearden, francisco d’anconia, ragnar danneskjöld… bu üç isim yakışıklı oldukları kadar zeki adamlar, son ikisi john galt’ın sınıf arkadaşları; hocaları hugh akstonla birlikte emin adımlarla yürümekteler ve karşılarında olanlardan biri de diğer hocaları dr. robert stadler. stadler kendi yaptığı makinenin kurbanı olanlardan. hugh akston fikirlerini sonuna kadar savunanlardan. ve dagny taggart… kuş gibi vücuduyla kendinden emin tavırları onu dünyanın en güzel kadını yapmaya yetecektir elbette ama o bunla yetinmeyip dev tren şirketi kompleksli kardeşi jim’e rağmen yönetmeye çalışır. bütün büyük adamlar ona aşıktır. hatta john galt bile.
ama john galt kim ki? bu bir soru değil, bu bir yakarı, bu çaresizlik bildiren bir deyim, bu herşeyin sonu, bu dünyanın motorlarını durduran adamın adı. dahi bir mühendis john galt ve new york’u karanlıklara gömecek zekaya sahip bir adam. sonunda sizi beklenmedik bir finale sürekleyecek olan adam.
george orwell hem “1984”te hem de “hayvan çiftliği”nde sosyalizmin uygulanış biçimini eleştirmişti, aynı şeyi zamyatin “biz”de yaptı ve ursula k. leguin “mülksüzler”de ama onlar sosyalizmi değil onun uygulanışını eleştirdiler ama ayn rand sosyalizmin dibine koymaya çalıştığı bombanın pimini bu kitapla çekmeyi kafaya koymuş bir yazardı. söylediklerinin tek kelimesine katılmadan okudum romanı, zira bir tek yeri kabul etmeye kalksaydım amansız bir kapitalist olabilirdim.
“kimse için yaşamayacağım ve kimsenin benim için yaşamasını istemeyeceğim.”
bu yemini yüksek sesle tekrar ettikten sonra bu yazıyı okumaya başlayabilirsiniz. zira bundan sonra okuyacağınız satırlar tamamıyla bu yeminin dayandığı felsefe üzerinedir. tam 1500 sayfalık bir seyahat “atlas silkindi”. bu zamana kadar yapılmamış bir edebiyat olayı, ya da bu zamana kadar bu kadar etkili olamamış.”atlas silkindi” bir destan sanki ama bu zamana kadar anlatılanların aksine bir yolda yürümekte kahramanlar, bir tersine destan.
hep jack london’ın mücadele eden, savaşan, ezilen insanları anlattığı romanlarını okuduk ve işçi sınıfına büyük bir sempati ve yakınlık duyarken işverenleri, sanayicileri, fabrikatörleri kan emici yarasalar olarak gördük. emile zola ütopik-sosyalist romanı “emek”te herkesin dostça kardeşçe yaşadığı, herkesin ihtiyacı kadarını alıp, yeteneği kadarını topluma hediye ettiği bir ülkeyi anlattı bize. b.traven, ezilen insanların hikayelerine o kadar inanmıştı ki ömrünü onların arasında geçirdi ve sadece onların hikayelerini anlattı. yani onlara göre zenginler kötü fakirler iyiydi, işverenler bencil işçiler çalışkan ve bonkördü, fabrikatörler sömüren fabrika çalışanları sömürülendi. ama ayn rand bunları hepsine itiraz etti, tümünü reddetti.
ona göre zenginler toplumun emniyet subabıydı. onlar olmazsa toplum ayakta kalamazdı. sömürülen kısım işçiler değil işverenlerdi. onlar zekalarını ortaya koyup bir servet üretiyor ve işçiler bundan en büyük payı kapmak için haksız bir mücadele veriyorlardı. “herkese ihtiyacı kadar herkesten yeteneği kadar” ilkesini en ağır biçimde eleştirirken, bunun toplumun temellerindeki dinamit olduğunu söylemekten kaçınmıyor.
bir insan sırf ihtiyaç duyduğu için ve hele de yeteneği kısıtlıysa neden daha yetenekli bir insandan fazla kazanmak durumunda kalsın ki? yani benim ihtiyacım olan şey sadece 10 dolarsa ve arkadaşımın ihtiyacı olan şey 1000 dolarsa ve arkadaşım yetenek fukarasıysa, onun ihtiyacını karşılamak için kaç gece fazla mesai yapmam gerekecek? komşumun ayağı kırılırsa onun yerine ne kadar daha çalışmam istenecek benden? işte sosyalizmin şiarı olan cümle bu sorularla sarsılıyor ayn rand tarafından. kitabın kahramanlarıın tümü fiziksel olarak yunan heykellerini andıran insanlar. zekaları ne kadar parlaksa vücutları da o kadar çarpıcı.
hank rearden, francisco d’anconia, ragnar danneskjöld… bu üç isim yakışıklı oldukları kadar zeki adamlar, son ikisi john galt’ın sınıf arkadaşları; hocaları hugh akstonla birlikte emin adımlarla yürümekteler ve karşılarında olanlardan biri de diğer hocaları dr. robert stadler. stadler kendi yaptığı makinenin kurbanı olanlardan. hugh akston fikirlerini sonuna kadar savunanlardan. ve dagny taggart… kuş gibi vücuduyla kendinden emin tavırları onu dünyanın en güzel kadını yapmaya yetecektir elbette ama o bunla yetinmeyip dev tren şirketi kompleksli kardeşi jim’e rağmen yönetmeye çalışır. bütün büyük adamlar ona aşıktır. hatta john galt bile.
ama john galt kim ki? bu bir soru değil, bu bir yakarı, bu çaresizlik bildiren bir deyim, bu herşeyin sonu, bu dünyanın motorlarını durduran adamın adı. dahi bir mühendis john galt ve new york’u karanlıklara gömecek zekaya sahip bir adam. sonunda sizi beklenmedik bir finale sürekleyecek olan adam.
george orwell hem “1984”te hem de “hayvan çiftliği”nde sosyalizmin uygulanış biçimini eleştirmişti, aynı şeyi zamyatin “biz”de yaptı ve ursula k. leguin “mülksüzler”de ama onlar sosyalizmi değil onun uygulanışını eleştirdiler ama ayn rand sosyalizmin dibine koymaya çalıştığı bombanın pimini bu kitapla çekmeyi kafaya koymuş bir yazardı. söylediklerinin tek kelimesine katılmadan okudum romanı, zira bir tek yeri kabul etmeye kalksaydım amansız bir kapitalist olabilirdim.
devamını gör...
sözlüğün gizil işlevleri
düşüncelerimde ne kadar tutarlı olduğunu keşfettim , örneğin bir başlık görüyorum şunu yazayım diyorum sonrada dur baken ben bu başlığa yazmışmıyım diyip bir bakıyorum,tanımımı okuyorum aynı şeyi yazacakmışım,bu beni mutlu etti niyeyse.
devamını gör...