dünyanın en kısa korku hikayesi
dünyada kalan son insanın kapısı çaldı.
devamını gör...
sözlüğün faydaları
yalnızlığımı azaltıyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının meslekleri
genelkurmay cumhurbaşkanı başbakanınızım. amerikan prezidınt prezidıntıyım.
devamını gör...
mavi çoraplar
kadınların entelektüel olarak bir araya geldikleri ve fikir alışverişi yerler salonla ilgili bir yazıyı şurada paylaşmıştık. #1368694 (bkz: salon)
zaman 17. yy ve hamilik yapabilecek derecede güçlü kadınlar, salonlarda diğer hemcinsleri ile bir araya gelebiliyor.
elizabeth mantagu, elizabeth vesey gibi zengin kadınlar, en iyisi biz bir dernek kuralım diyorlar ve mavi çorapları kuruyorlar efem.
derneğin orijınıl ismi, blue stockings society.
erkekler o zamanlar , gündüz giyimi olarak siyah tayt zerine, mavi çorap giyerlermiş. ''gündüz'' derken ''resmi olmayan toplantı''ları vurgulamak amacıyla yapılmış bu.
internette bu giyimi bulmak için çok arama yaptım ama bulamadım. bulabilen beri gelsin.
şimdi efenim o zamanları kadınların, bir kitap konuşmaları, bir yazı eleştirmesi edepsizlik, hayasızlık sayıldığından, entel olarak kendilerini gerçekleşmiş kadınlar çevresinde dönen bir organizasyon bu.
asıl amacı sanat ve edebiyat tartışmak yani.
mavi çoraplılar'ın toplantılarına kadınlar ve ''davetli'' erkekler girebiliyordu. ancak sohbette tartışmalar kadınlar ve erkekler, konuları ''eşit olarak'' tartışacaklardır.
yazı yazan , bu yazıları yayımlamak kadınları, üyeler destekleyecekti.
kumar ve alkol yasaktı.
mavi çorapları, erkek egemenliğine tehdit olarak görenlerde vardı, kadınların erdem ve zekasının kalesi olarak görende...
richard samuel isimli bir ressam, aşağıdaki resimde, mavi çorapların ''dokuz yaşayan ilham perisi '' ni boyamıştır.
şair seçimi anna laetitia barbaulddu veelizabeth carter bilgindi. angelica kauffman, kraliyet akademisi'nin tek kurucu kadın üyesiydi ; elizabeth griffithbir oyun yazarıydı; charlotte lennoxbir yazardı, catharine macaulayise bir tarihçiydi. son üçü , sosyete liderielizabeth montagu, dini yazar ve oyun yazarıhannah moreve şarkıcı elizabeth ann sheri
''
''
en.wikipedia.org/wiki/Richa...
en.wikipedia.org/wiki/Blue_...
zaman 17. yy ve hamilik yapabilecek derecede güçlü kadınlar, salonlarda diğer hemcinsleri ile bir araya gelebiliyor.
elizabeth mantagu, elizabeth vesey gibi zengin kadınlar, en iyisi biz bir dernek kuralım diyorlar ve mavi çorapları kuruyorlar efem.
derneğin orijınıl ismi, blue stockings society.
erkekler o zamanlar , gündüz giyimi olarak siyah tayt zerine, mavi çorap giyerlermiş. ''gündüz'' derken ''resmi olmayan toplantı''ları vurgulamak amacıyla yapılmış bu.
internette bu giyimi bulmak için çok arama yaptım ama bulamadım. bulabilen beri gelsin.
şimdi efenim o zamanları kadınların, bir kitap konuşmaları, bir yazı eleştirmesi edepsizlik, hayasızlık sayıldığından, entel olarak kendilerini gerçekleşmiş kadınlar çevresinde dönen bir organizasyon bu.
asıl amacı sanat ve edebiyat tartışmak yani.
mavi çoraplılar'ın toplantılarına kadınlar ve ''davetli'' erkekler girebiliyordu. ancak sohbette tartışmalar kadınlar ve erkekler, konuları ''eşit olarak'' tartışacaklardır.
yazı yazan , bu yazıları yayımlamak kadınları, üyeler destekleyecekti.
kumar ve alkol yasaktı.
mavi çorapları, erkek egemenliğine tehdit olarak görenlerde vardı, kadınların erdem ve zekasının kalesi olarak görende...
richard samuel isimli bir ressam, aşağıdaki resimde, mavi çorapların ''dokuz yaşayan ilham perisi '' ni boyamıştır.
şair seçimi anna laetitia barbaulddu veelizabeth carter bilgindi. angelica kauffman, kraliyet akademisi'nin tek kurucu kadın üyesiydi ; elizabeth griffithbir oyun yazarıydı; charlotte lennoxbir yazardı, catharine macaulayise bir tarihçiydi. son üçü , sosyete liderielizabeth montagu, dini yazar ve oyun yazarıhannah moreve şarkıcı elizabeth ann sheri
''
en.wikipedia.org/wiki/Richa...
en.wikipedia.org/wiki/Blue_...
devamını gör...
türk kahvesi
filtre kahve gibi yapmasını da içmesini de çok ama çok sevdiğim kahvedir.
şunu da eklemeden geçmek istemiyorum açıkçası: türk kahvesi türkiye’de üretildiği için ‘’türk kahvesi’’ adını almamış, yapılış tarzından dolayı ‘’türk kahvesi’’ ismini almış.
şimdi efendim her kahvenin tadı tabii ki aynı olmuyor, galiba çekirdek özelliklerine bağlı bu durum. neyse ben o kadar anlama çekirdekmiş, aromaymış falan ama illaki bir damak tadımız da var. her kahve aynı tadı bırakmıyor her insanda olduğu gibi bende de…
şu yaşıma kadar çok fazla türk kahvesi markası denemedim açıkçası ama denediklerim için yapacağım yorumlar şöyle:
kurukahveci mehmet efendi’nin mağazalarından aldığım kahvenin tadı bence gayet güzel lakin biraz acımsı bir tadı var. belki de benim yapma tarzımdan dolayı oluyor diyeceğim ama diğer kahveleri de aynı şekilde yapıyorum ve bu kadar acı olmuyor.
yine kurukahveci mehmet efendi’ye ait paketli türk kahvesi ise taze olmadığı için bence oldukça kötü bir tada sahip. acımsılığı var ancak mevzu acı olup olmaması değil, tadı. çok değişik bir tadı var.
kahve dünyası’nın paketli türk kahvesi ise kurukahveci mehmet efendi’nin paketli türk kahvesine oranla daha güzel bir tada sahip ancak tabii ki taze çekilmiş türk kahvesi gibi değil.
şimdi gelelim en sevdiğim türk kahvesine. artuk bey kahve kuruyemiş mağazalarının türk kahvesi benim en sevdiğim türk kahvesidir. tadı da içimi de oldukça yumuşak ve mağazalarından direkt gözünüzün önünde taze taze çekiyorlar aynı kurukahveci mehmet efendi gibi. ama tadı dediğim gibi kurukahveci mehmet efendi’nin kahvesine oranla çok daha yumuşak ve lezzetli.
neyse bu kadar yorumlama, vedat milor’luk yeter. biraz da yapılışını anlatayım.
malzemeler:
iki çay kaşığı türk kahvesi
bir buçuk kahve fincanı ılık veya soğuk su
isteğe bağlı olarak şeker veya tatlandırıcı
yapılışı:
öncelikle cezvemize iki çay kaşığı kahvemizi koyuyoruz.
ardından soğuk veya ılık suyu ekliyoruz. burası çok önemli sevgili yazarlar. su sıcak olmamalı kesinlikle.
ardından eğer kullanıyorsak şeker veya tatlandırıcıyı ekliyoruz. burası da çok önemli. önce kahve, sonra su ve en sonda da şeker veya tatlandırıcı. bu sıralamayı tük kahvesi yaparken aklınızdan çıkarmayın.
daha sonra bu malzemeleri türk kahvesi suyun içinde eriyinceye kadar karıştırıyoruz ve ocağın üstüne koyuyoruz. yani ocağın üstüne koymadan önce de karıştırmamız gerekiyor hem de iyice.
ocağın üstüne koyduktan sonra da bir dakika kadar karıştırıyoruz ve kahvemizin pişmesini bekliyoruz.
kahvemiz taşmaya başlayınca köpüğünü bardağımıza koyuyoruz. daha saonra bir taşma daha olunca bardağımızın yarısına kadarını dolduruyoruz ve yine pilmeye bırakıyoruz. yine taşına bu sefer kalan tüm kahveyi bardağımıza boşaltıyoruz.
kahvemiz hazır.
afiyet olsun.
şunu da eklemeden geçmek istemiyorum açıkçası: türk kahvesi türkiye’de üretildiği için ‘’türk kahvesi’’ adını almamış, yapılış tarzından dolayı ‘’türk kahvesi’’ ismini almış.
şimdi efendim her kahvenin tadı tabii ki aynı olmuyor, galiba çekirdek özelliklerine bağlı bu durum. neyse ben o kadar anlama çekirdekmiş, aromaymış falan ama illaki bir damak tadımız da var. her kahve aynı tadı bırakmıyor her insanda olduğu gibi bende de…
şu yaşıma kadar çok fazla türk kahvesi markası denemedim açıkçası ama denediklerim için yapacağım yorumlar şöyle:
kurukahveci mehmet efendi’nin mağazalarından aldığım kahvenin tadı bence gayet güzel lakin biraz acımsı bir tadı var. belki de benim yapma tarzımdan dolayı oluyor diyeceğim ama diğer kahveleri de aynı şekilde yapıyorum ve bu kadar acı olmuyor.
yine kurukahveci mehmet efendi’ye ait paketli türk kahvesi ise taze olmadığı için bence oldukça kötü bir tada sahip. acımsılığı var ancak mevzu acı olup olmaması değil, tadı. çok değişik bir tadı var.
kahve dünyası’nın paketli türk kahvesi ise kurukahveci mehmet efendi’nin paketli türk kahvesine oranla daha güzel bir tada sahip ancak tabii ki taze çekilmiş türk kahvesi gibi değil.
şimdi gelelim en sevdiğim türk kahvesine. artuk bey kahve kuruyemiş mağazalarının türk kahvesi benim en sevdiğim türk kahvesidir. tadı da içimi de oldukça yumuşak ve mağazalarından direkt gözünüzün önünde taze taze çekiyorlar aynı kurukahveci mehmet efendi gibi. ama tadı dediğim gibi kurukahveci mehmet efendi’nin kahvesine oranla çok daha yumuşak ve lezzetli.
neyse bu kadar yorumlama, vedat milor’luk yeter. biraz da yapılışını anlatayım.
malzemeler:
iki çay kaşığı türk kahvesi
bir buçuk kahve fincanı ılık veya soğuk su
isteğe bağlı olarak şeker veya tatlandırıcı
yapılışı:
öncelikle cezvemize iki çay kaşığı kahvemizi koyuyoruz.
ardından soğuk veya ılık suyu ekliyoruz. burası çok önemli sevgili yazarlar. su sıcak olmamalı kesinlikle.
ardından eğer kullanıyorsak şeker veya tatlandırıcıyı ekliyoruz. burası da çok önemli. önce kahve, sonra su ve en sonda da şeker veya tatlandırıcı. bu sıralamayı tük kahvesi yaparken aklınızdan çıkarmayın.
daha sonra bu malzemeleri türk kahvesi suyun içinde eriyinceye kadar karıştırıyoruz ve ocağın üstüne koyuyoruz. yani ocağın üstüne koymadan önce de karıştırmamız gerekiyor hem de iyice.
ocağın üstüne koyduktan sonra da bir dakika kadar karıştırıyoruz ve kahvemizin pişmesini bekliyoruz.
kahvemiz taşmaya başlayınca köpüğünü bardağımıza koyuyoruz. daha saonra bir taşma daha olunca bardağımızın yarısına kadarını dolduruyoruz ve yine pilmeye bırakıyoruz. yine taşına bu sefer kalan tüm kahveyi bardağımıza boşaltıyoruz.
kahvemiz hazır.
afiyet olsun.
devamını gör...
biriyle dertleştikten sonra gelen pişmanlık hissi
karşı tarafın dinliyormuş gibi yaptığını hissedince gelen bir histir.
devamını gör...
hal hatır sormadan konuya giren insan
gereksiz vakit kaybetmek istemeyen, cevabının önemli olmadığı nasılsınlardan, aslında iyi olunmayan iyiyimlerden sıkılmış insandır. aferindir.
devamını gör...
hayattaki küçük mutluluklar
göğe bakmak, denizi izlemek, dağları seyretmek.
devamını gör...
ülkenin geri kalmışlık belirtileri
çok vardır elbet, yazdıkça artar. ben de aklıma gelen birini yazayım.
kadın ve erkek kavramlarından önce"insan" olduğumuzu unutmaları. hepimiz insanız, öyle bakarsak eminim biraz daha yaşanılır türkiye olacağına inanıyorum.
kadın ve erkek kavramlarından önce"insan" olduğumuzu unutmaları. hepimiz insanız, öyle bakarsak eminim biraz daha yaşanılır türkiye olacağına inanıyorum.
devamını gör...
ölümün en iyi tanımı
fatih çıtlak şöyle bahseder:
bir bebek anne karnında doğar ve büyür.o bebek dünyaya doğduğunda artık anne bedeninde yoktur ve o bedene göre ölmüş olur.o beden onun doğduğunu bilmez,kendisinden yok olduğunu bilir.dünyada büyüdükten sonra tekrar başka bir yere,ahirete doğar ve o artık bu dünyada bir ölüdür.
kimi ondan vazgeçtiğimizde kimi unuttuğumuzda ölür.aslında bir algıdır ölüm.
bir bebek anne karnında doğar ve büyür.o bebek dünyaya doğduğunda artık anne bedeninde yoktur ve o bedene göre ölmüş olur.o beden onun doğduğunu bilmez,kendisinden yok olduğunu bilir.dünyada büyüdükten sonra tekrar başka bir yere,ahirete doğar ve o artık bu dünyada bir ölüdür.
kimi ondan vazgeçtiğimizde kimi unuttuğumuzda ölür.aslında bir algıdır ölüm.
devamını gör...
ingiltere'nin uygurlara yapılanı soykırım kabul etmesi
bizim yapamadığımızı yaptılar, helal olsun. her ne olursa olsun haksıza haksızsın demeyi, suçluya suçunu göstermeyi bilmek lazım vesselam!
devamını gör...
hırvatı ben yalamadım
kendini beğenmiş bir yazardır. böyle insanlar bayağı bir toksik olurlar. ekşide iyiymiş, hatırlatalım burası kafa sözlük.
zaten ekşi değil diye buradayız bana ne ekşide seviliyorsan.
burada da mı sevileceğini zannediyorsun? bu tavırların seni acayip soğutuyor haberin olsun. tanımlarında kendini beğenen yazar ben seni beğenmiyorum.
zaten ekşi değil diye buradayız bana ne ekşide seviliyorsan.
burada da mı sevileceğini zannediyorsun? bu tavırların seni acayip soğutuyor haberin olsun. tanımlarında kendini beğenen yazar ben seni beğenmiyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlık rütbeleri
bakın zaten nickaltıma hiç girilmiyor bu aralar bunun üzüntüsü yufkayı yumuşattı artık ağlamalarımdan birde ilk girdide unutuldum mu? beni unutan yazardan kendime bir orkide bekliyorum. teşekkürler*.
edit: ayrıca insan bir şirin gurme falan yapardı gene yemeden vurdular beni*. yoksa ben çok edebi de bir şahsiyetim ama huyum kurusun hep yemekli başlıklarda can buldum. ama bunun suçlusu ben değilim. sizsiniz*
edit: ayrıca insan bir şirin gurme falan yapardı gene yemeden vurdular beni*. yoksa ben çok edebi de bir şahsiyetim ama huyum kurusun hep yemekli başlıklarda can buldum. ama bunun suçlusu ben değilim. sizsiniz*
devamını gör...
starling hipotezi
kılcal damarlarla doku sıvısı arasındaki madde alışverişinin gerçekleşme şeklini açıklayan ilke.
edit: biraz karışmış cümleler. uyarı için @dandun'a teşekkür ediyorum ve yeniden düzenliyorum.
kılcal damarların atar damar kısmında, damardan doku sıvısına doğru madde geçişi olur.
toplardamar ucuna gidilince madde geçişi, doku sıvısından kılcal damarlara doğru olur. bunu nedeni kan basıncı ile ozmotik basınç arasındaki dengenin, iki uçta farklı tarafın lehine oluşudur.
edit: biraz karışmış cümleler. uyarı için @dandun'a teşekkür ediyorum ve yeniden düzenliyorum.
kılcal damarların atar damar kısmında, damardan doku sıvısına doğru madde geçişi olur.
toplardamar ucuna gidilince madde geçişi, doku sıvısından kılcal damarlara doğru olur. bunu nedeni kan basıncı ile ozmotik basınç arasındaki dengenin, iki uçta farklı tarafın lehine oluşudur.
devamını gör...
pazar sabahı kahvaltısı
pazar kahvaltısı denilince ilk akla gelen tabi ki kalabalık bir masadır. her manada tabi masanın üstü ve yanları kalabalık olacak. lakin uzun yıllardır nadir zamanlar dışında benim için bu durum söz konusu değil. ama yine de enerji emdiğini, mutluluk süpürdüğünü düşünmüyorum. insan kendiyle yaptığı bir kahvaltıdan neden böyle bahsetsin ki? hele de kendini seviyorsa. yani işin aslı kalabalık ya da yalnız olmakla bir problemim yok beden ve ruh sağlığımda sorun yoksa ben her türlü kendimle zaman geçirmekten keyif alırım. bu sabah kendime güzel bir sofra donattım, çay demledim terasımda manzaraya karşı harika bir kahvaltı yaptım.
kahvaltım serpmeydi ama siz yinede serperken dikkat edin. *
kahvaltım serpmeydi ama siz yinede serperken dikkat edin. *
devamını gör...




