market poşetiyle mahalle bakkalının önünden geçmek.
devamını gör...

hristiyan ismail başlığı sandım.

t: şaka gibi bir beyan.
devamını gör...

öncüsü claude monet olan en sevdiğim akımın, empresyonizm'in ressamlarından biri camille pissarro.

montmartre bulvarı'nı 14 ayrı tablo hâlinde resmetmiş ve benim renkleri dolayısıyla en sevdiğim, kapak fotoğrafımda da bulunan the boulevard montmartre afternoon in the rain (yağmurlu öğleden sonrada montmartre bulvarı)'dır.

etkilendiğim önemli bir ayrıntı da şu: savaştan kaçarak gittiği ingiltere'den döndüğünde 1500 tablodan sadece 40 tanesinin sağlam kaldığını görmüş. çünkü prusyalı askerler, postalları çamurlanmasın diye tabloları evlerin önlerine sermişler. fakat bu durum şevkini kıramamış olacak ki ömrünün son demlerine kadar, hastalığına rağmen resim yapmaya devam etmiş.
devamını gör...

pek konuşmamam, konuştuğumda düşündürebilmem.
devamını gör...

uzaktan görüp gelenler
kırk yıllık saz üstadı kesilmişler
bir hevesle gelip giderler
umurumda bile olmaz nükleer denemeler
devamını gör...

hepsinin kendince sebebi vardır elbette. ancak ben kendi sebebim ile karşınızdayım. öncelikle bu işe emek veren, vakit ayıran ve bir şekilde katkısı olan herkesin emeğine saygı duyduğumu belirterek bir kenara koyuyorum. bu bir sistem eleştirisidir. nasıl ki zamanında iyi olana iyi dedik şimdi vakit kötü olana kötü demekte.

şimdi efendim bu özellik duyurulduğunda içerisinde olmak istemediğimi belirttim çünkü düşününce sağlıklı ilerleyebilecek bir sistem olmadığı gözüküyordu. düşünsene şimdi yazılan bir tanıma madalya vereceksin. o madalyayı tanıma iliştirmek için konunun uzmanı olmak gerekir ki gerçekten madalyayı hak ettiği söylenebilsin. başta konan sınırlamalar ya da kotalar gereksiz gözüktü zaten. bilmem ne kategorisinde, 150 kelime, özgün olacak vırt zırt.

bugün deneyimlediğim hadise yanılmadığımı gösterdi. #1016945 numaralı tanımı yazdığım zihin haritalama adlı kitabın başlığındaki tanım yaklaşık 3 dk. içerisinde madalyalı tanım statüsüne erişti. maşallah dedim ne kadar hızlı çalışıyoruz. ancak bu tanımın madalya almasının tek sebebi belirtilen kriterlere uygun olması. ya içerik? asıl önemli olan o olmalıydı. haksız mıyım?

şimdi bahsi geçen tanımında "bilgi" verdiği iddia edilen ve madalya almaya layık görülen tanımın aslında hiçbir şey anlatmadığını söylesem. yazılanların tamamen laf salatası yapıp kelime sayısını arttırmaktan ibaret olduğunu söylesem. ve en fenası ilgili kitabın tek bir satırını dahi okumadığımı söylesem.

buradan yola çıkarsak içeriğinde ne yazdığından bağımsız olarak 150 kelimeyi geçen her tanıma madalya verilmeli. ne anlattığına bakılmadan ya da anlattıklarının doğru olup olmadığı bilinmeden.

ne başlığın, ne tanımın, ne profilin hiçbirinin ekran görüntüsü yok. olur da silinirse diye belirteyim. * ve başta yazdığımı tekrar ediyorum. işin içerisinde bulunan herkesin emeğine saygım sonsuz. amacım sadece sistemin çok fazla açık muhteva ettiği ve birkaç kişi ile yapılamayacağına dair. yapılmaya çalışılsa da iş buralara varıyor işte. gelin yol yakınken vazgeçelim bu işten.
devamını gör...

mantıklı çifttir. biz düğünü pandemi zamanında yapıp düğünden önceki hafta düğünlerde yemeklerin yasaklanması ile cüzi bir rakama düğün yapıp, ailemizin gittiği düğünlerde taktığı altınlardan dönenleri ortalıktan süpürüp sağlam bir hasılat ile kaçtık. pandemi yüzünden avrupa yalan oldu ama artık bir volkswagen'imiz var **
devamını gör...

türkler’de kölelik derken ne kastedildiği önemli. ilk tanımda, önerme genel hatları ile doğru olsa da, biraz karmaşa bulunmakta.

türkler’de kölelik derken, eğer türkler’in köle sahibi olması kastediliyorsa; göçebe bir toplumda kölelik olması zaten mümkün değildir. tarihte kölelik kurumu sadece gelişmiş şehirlerde ve ticaret merkezlerinde görülmüştür. türkler’de bu açıdan kölelik zaten mümkün değildi.

ne zaman şehirleşme (ticaret) osmanlı ile biraz oturur gibi oldu, hemen kölelik kurumunun da geliştiği görülecektir. bu açıdan özel mülk ile alakası türkler’de kurulamaz. zira asıl osmanlı devletinde özel mülk yoktu, hatta hala kullandığımız “adalet mülkün temelidir” sözündeki mülk devlet demektir, düşündünüz mü neden devlet yerine mülk kelimesi kullanılmış? çünkü devlet sultanın mülküdür. dolayısıyla özel mülkiyetin olmadığı, her şeyin sultana ait olduğu osmanlı’da köle kurumu ve ticareti yaygın olarak vardı.

bunula birlikte; başlıkta belirtilen, özel mülkiyetin (dolayısıyla sınıfların) oturduğu ve keskin olarak yer aldığı toplumlarda kölelik daha kurumsal ve yaygın olarak yer alır önermesi doğrudur. fakat yukarıda belirttiğim üzere türkler açısından genellemeye uymaz.

eğer başlık tanımına türklerin köle olması açısından bakarsak, burası da genel hatları ile doğru olmakla birlikte eksiktir. türkler her göçebe millet gibi özgürlüğe son derece düşkün bir millet, köleleştirmeye müsait değil. fakat koskoca memlükler devleti de gözden kaçmamalıdır. her ne kadar paralı asker gibi görünmek istense de, sonradan memlük devleti yöneticileri olan türkler aslında köle askerlerdi, diğer kölelere oranla daha prestijli olsalar da, bu onların bir köle olduğu gerçeğini değiştirmez. zaten devletin ismi de bunu açıkça ortaya koyar, memlükler yani köleler.

fakat ilginç olarak türkler köle-asker iken, zamanla bulundukları toplumun yöneticisi ve yönetici sınıfı haline gelmiştir. 200 yıl kadar da, sadece yönetici sınıfını işgal etmiş olsa da (halk çoğunluğu türk değildir) kendi çapında görkemli bir devlet sahibi olmuşlardır.
devamını gör...

açar açmaz beni kızıl ordu korosuyla karşılayan radyodur. oo şimdi de cem karaca'ya geçiş yaptık.*
devamını gör...

birsen tezer yeterince söylemiş, bir daha ben anlatmaya çabalamayayım şehrimi.
devamını gör...

çevrendeki insanların davranışlarını ve önceliklerinin, hayata bakış açısının gözlemlerine dayanarak değiştiğini farketmen bunun sonucunda kendi davranışlarını, önceliklerini ve hayata bakış açını karşılaştırma sonucunda aslında çok farklı dünyaların insanları olduğunuzu farketmeniz ile birlikte belirli bir düzeyde duygusal olgunluğa erişmeniz ve büyümenizin sonucu.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: stephen king)’in sinemaya uyarlanan ilk romanıdır. carrie, beyazperdeye ilk olarak 1976 senesinde (bkz: brian de palama) tarafından uyarlandı. filmin inanılmaz bir başarı yakalaması kitabı hayli popüler bir hale getirdi ve stephen king'in başarı basamakalarını tırmanmasına büyük katkı sağladı. 2013 yılında ise (bkz: kimberly peirce) tarafından bir uyarlama daha gerçekleşti, ilk film gibi bir başarı yakalamak şöyle dursun neredeyse adından söz ettirmedi bile. kitabı okumuş, iki filmi izlemiş biri olarak naçizane birkaç fikir sunacağım.

kitabını severek okuduğum ancak 2013'te çekilen filmini her anlamda yetersiz bulduğum yapımdan başlamak gerekirse yavan bir amerikan lise geriliminden başka hiçbir anlamı döşenmemişti, oyuncularını, özellikle (bkz: chloe grace moretz)'i çok beğenmeme ve aldığı bir çok eleştiriyi haksız bulmama rağmen bu filmde nedenini anlamadığım bir şekilde fazla yetersiz kaldı. muhtemelen filmin de yetersizliği beni buna körükledi. filmin neden yetersiz olduğuna kabaca değinecek olursak : carrie'nin sıradan ve bu kadar yumuşak işlenecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum, genç-ergen dramasından çok daha fazlası. dominant bir annenin çocuğunu bir hata olarak görmesi ve bu doğrultuda onu büyütmesini anlatıyor ama film ergen kız ve anne hikayesi izliyormuş tadı veriyordu.

1979 yılında çekilen ve hala ikonik sahneleri ile adından söz ettiren ilk uyarlamaya dönelim. (bkz: sissy spacek) hakkında diyebileceğim tek şey piyasanın tanrıçası olacağını daha o yaşta bize kanıtlamış olması, her zerresi ile oynayan spacek rolüne hazırlanırken setten kimseyle vakit geçirmeyerek yalnız başına rolüne hazırlanmış, işini bu kadar ciddiye alması da ona tertemiz bir oscar adaylığı kazandırmıştı. (bkz: piper laurie) yani esas kızımızın annesi, diğer filme göre kitaptaki sertliği çok daha iyi yakalamış ve çok daha iyi aktarmış. gerek kamera kullanımı gerekse renklerin can alıcılığı haddim olmayarak brian de palama'yı takdir etmemi sağladı. kitaptan farklı ve bence daha ince olan finali filmin en sevdiğim yeri olabilir. isa'nın çarmıha gerilmesine atıfta bulunmak için kitabın sonunu değiştiren öve öve bitiremediğim yönetmenimiz bunu iyi ki yapmış.

daha fazla uzatmadan son notumu da şöyle döşeyeyim: yönetmen palama filmde bir çok yerde (bkz: alfred hitchcock) hayranlığını sinematografisi ile bizlere hatırlattı. hatta hitchcock'un unutulmaz eseri olan (bkz: pscyho)'da kullandığı o gerici keman sesine birebir yer veriyor.
devamını gör...

-meraba mülayim abi
-meraba canım.
bu herifi de hiç sevmem.
devamını gör...

ekşide yazar olmak için para verenler mi varmış diye şaşırdığım başlık. allah bi yerden verip diğerinden alıyor işte..
he, ben mi? iki sözlükte de yazmış fakir biriyim.
devamını gör...

ağızda cakkıdı cakkıdı bir sakız ve aşkitom, bebitom, şekertom gibi iğrenç sözcükler.
devamını gör...

regl sancısı... yaşayanlar bilir ki acıdan koltukları tırmalayacak, duvarları yumruklayacak kıvama gelirsiniz. ve en kötüsü de şu ki bunu neredeyse her ay yaşarsınız...
devamını gör...

çok güzel ve çok önemli bir tarihi eserdir. sahip çıkılması gerekir.
devamını gör...

çok kere yaşadığımız o his var ya, hani yaşarsın ama imkansız bir andır o, bunla da yaşarsam artık daha da ölmem dersin, daha beteri gelir.
işte o his. tam da o his.



çocukken uzaya gitmekten ölesiye korkardım.
korkardım uzaya gitmekten... ve orada o boşluğa düşmekten,
düşüp kaybolmaktan, kaybolup nefessiz kalmaktan... ölesiye korkardım o boşluk hissinden... şimdiyse böyle bir korkum kalmadı artık.... yaşarken
fark ettim ki tanrı'dan tek bir an mucize istemişim... tek bir an...
ve o mucizeyi kendi istediği bir vakitte yola koymasından oluşan bir dilek feneri işlemiş, beklemeye koyulmuşum...
gel zaman git zaman bu dileğimi unutmuşum...
bir gün bir büyük boşluğa sokulmuşum. tam o an.... işte tanrı o ya... o an, dileğimi gerçekleştirivermiş... tutuvermiş dilek fenerimden... bir an uzay boşluğuna düşmüşüm ve mucize gerçek oluvermiş. tam da onun istediği o an...
garip.. . ezelden takdir etmiş mi sahi.. yok ben mi irade etmişim. kader mi tecelli etmiş irade mi derken düşünecek çok da vakit var...
fark edivermişim... boşluktayım ve mucizevi bir şekilde hayattayım... . oksijen yok, lakin nefes almaktayım... kendi belirlediği o zaman gelene kadar da bu boşlukta akıp, yol almaktayım....
devamını gör...

erkek değildir,insan da olmayan bir kimsedir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim