saniyelik salaklıklar
keşke saniyelik olsaydı, saatlerce sürdü diyor ve anlatıyorum.
bugün her zamanki gibi derse girmek için sabah erkenden kalktım. ilk dersimin boş olduğunu gördüm ve şarkı dinlemeye karar verdim. ikinci dersin saati gelince onun da boş olduğunu gördüm. sözlüğe gelip (bkz: 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı) gibi başlıklarda dolandım. hâlâ dersin başlamadığını görünce arkadaşıma "hocalar neden başlatmıyor dersleri?" diye sordum. arkadaşımın cevabı aynen şu "bugün 23 nisan, hep neşeyle doluyor insan!" evet o ana kadar 23 nisan'da ders olmayacağını akıl etmeyip çok erken saatte kalkmakla da kalmayıp saatlerce dersin başlamasını bekledim. şimdi de bunun burukluğu var üzerimde.
bugün her zamanki gibi derse girmek için sabah erkenden kalktım. ilk dersimin boş olduğunu gördüm ve şarkı dinlemeye karar verdim. ikinci dersin saati gelince onun da boş olduğunu gördüm. sözlüğe gelip (bkz: 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı) gibi başlıklarda dolandım. hâlâ dersin başlamadığını görünce arkadaşıma "hocalar neden başlatmıyor dersleri?" diye sordum. arkadaşımın cevabı aynen şu "bugün 23 nisan, hep neşeyle doluyor insan!" evet o ana kadar 23 nisan'da ders olmayacağını akıl etmeyip çok erken saatte kalkmakla da kalmayıp saatlerce dersin başlamasını bekledim. şimdi de bunun burukluğu var üzerimde.
devamını gör...
filmi varken gidip sayfalarca roman okuyan tip
başkasının planladığı ve onun hayal gücünü izlemenle kendi kafanda her yeri kurman ve oynatman çok farklı olay.
devamını gör...
agora meyhanesi radyo yayını
sözlüğün en sevdiğim yazarlarından 4'ü biraraya gelmiş ve program yapıyorlar, benim için rüya gibi..
merakla ve heyecanla bekliyorum:))))
ekleme: 21.00 yemek yemek için geç bi vakit, o yüzden çayımı çorbamı alıp izleyeceğim.
ekleme: en son apartman boşluğu yayınında birmingham'a teleskopik vinç taşımıştım, bu yayının şerefine de birmingham'dan prag'a bir yolculuk yapacağım. ön konsola sevdiğimin fotoğrafı, viteste tespihim, tavanda türk bayrağı her şey yerli yerinde. saat 21.00'da prag'a doğru yola çıkıyorum, kulağımda sevgili dostlarımın sesi..
ekleme: acaba programa musallat olabiliyor muyuz mesaj kutularından ya da buradan?
ekleme: şimdilik musallat olamıyormuşuz, belki ilerde..
merakla ve heyecanla bekliyorum:))))
ekleme: 21.00 yemek yemek için geç bi vakit, o yüzden çayımı çorbamı alıp izleyeceğim.
ekleme: en son apartman boşluğu yayınında birmingham'a teleskopik vinç taşımıştım, bu yayının şerefine de birmingham'dan prag'a bir yolculuk yapacağım. ön konsola sevdiğimin fotoğrafı, viteste tespihim, tavanda türk bayrağı her şey yerli yerinde. saat 21.00'da prag'a doğru yola çıkıyorum, kulağımda sevgili dostlarımın sesi..
ekleme: acaba programa musallat olabiliyor muyuz mesaj kutularından ya da buradan?
ekleme: şimdilik musallat olamıyormuşuz, belki ilerde..
devamını gör...
sadece cenneti yaratmak varken üçlü bir sistem kurmak
verilen aklın son damlasına kadar kullanıldığı çok belli .karşılıksız olunca selam bile vermeyen insanlar hiçbir bedel ödemeden ebediyen cennette yaşamak istiyor.
(bkz: adam haklı)
(bkz: adam haklı)
devamını gör...
54 kilonun üstündeki kadın
kadın, kadın, kadın.. aklınıza başka bir şey gelmiyor mu? bu ne arkadaş ya.
devamını gör...
politik doğruculuk
çok abartıldığında amacından sapan durum. (bkz: social justice warrior)
star wars'a siyahi stroomtroper koymanın, yüzüklerin efendisi dizisinde asyalı, siyahi oyuncu seçiminin ne mantığı var?
star wars'a siyahi stroomtroper koymanın, yüzüklerin efendisi dizisinde asyalı, siyahi oyuncu seçiminin ne mantığı var?
devamını gör...
zümrüd-ü anka (yazar)
an itibariyle beni bildirimlerle karşılayan güzide yazarımız. * dolu dolu tanımları ile gözlerimizi, beğenileriyle de gönlümüzü şenlendirmekten aman vazgeçmesin efenim.
keyfi hoş, tanımları ve beğenileri bol olsun. *
keyfi hoş, tanımları ve beğenileri bol olsun. *
devamını gör...
ölüme gülüp geçecek derecede hayattan bezmek
her gece yatmadan önce "allahım keşke benim canımı alıp ihtiyacı olan bir kuluna şifa niyetine bağışlasan" dediğim, ölümü iple çekip ne olacaksa olsun artık diyecek kadar bezmiş ruh halimin karşılığı başlıktır.
devamını gör...
ölmeden önce yapılacaklar listesi
bucket list de denir. günlük yaşamımızın telaşından zartından zortundan hazırlama fırsatım olmadı daha önce. iyi düşürdünüz aklıma sözlük, teşekkürler.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
bu karanlık, bu uzun kış gecelerinde…
soğuk, buzdan bir perdeyle süslerken camı,
dolaşırken birçok siyah gölge odamı,
damarımda kurşunlaşıp donarken kanım;
yine seni düşünmekle geçer zamanım…
bu kimsesiz… bu mahzun kış gecelerinde…
serpilirken pencereme avuç avuç kar…
içerimde hicranlardan bir nehir akar…
karların da lambam gibi rengi sarıdır…
onlar yırtık bir mektubun parçalarıdır:
rüzgâr, sana yazdığımı geri getirdi…
pencereden dondurucu bir nefes girdi…
rüzgâr yaptı her çatıda ayrı bir makam…
yine senin hayalini gördüm bu akşam…
hançeremden alev gibi çıktı bu çığlık:
– git istemem!.. git istemem!.. çık odamdan çık!..
ah!.. ne dedim?. hayır gitme.. hayır gitme… gel!..
ben git dedim, dedim ama sen işitme… gel!..
sensin beni en onulmaz yerimden vuran,
fakat sensin yine boş ömrü dolduran…
bu çılgının senden başka muini var mı?..
gitme… beni senden başka kimse anlar mı?..
gözlerimi sen ki başka bir ufka açtın…
nerdesin ya?.. nerdesin ya?.. ah neden kaçtın?..
yapyalnızım… etrafımda yok senden bir iz…
odam sessiz… dışarlarda yağan kar sessiz…
bu geceler dayanılır gibi değil ki…
ey şimdi bu satırları okuyan bil ki:
ıstıraplar yüz katlı kış gecelerinde…
fakat kızgın yanardağlar çıksa bağrımda,
senin için ben her derde katlanırım da
derim ki: “bu gecelerin ızdarıbiyle,
ben ağlasam, harap olsam, çıldırsam bile;
sen ateşli vücudunla ısınan rahat,
yatağında bir rahibe saffetiyle yat…
yat ve uyu!.. bu tatlı kış gecelerinde…” * *
soğuk, buzdan bir perdeyle süslerken camı,
dolaşırken birçok siyah gölge odamı,
damarımda kurşunlaşıp donarken kanım;
yine seni düşünmekle geçer zamanım…
bu kimsesiz… bu mahzun kış gecelerinde…
serpilirken pencereme avuç avuç kar…
içerimde hicranlardan bir nehir akar…
karların da lambam gibi rengi sarıdır…
onlar yırtık bir mektubun parçalarıdır:
rüzgâr, sana yazdığımı geri getirdi…
pencereden dondurucu bir nefes girdi…
rüzgâr yaptı her çatıda ayrı bir makam…
yine senin hayalini gördüm bu akşam…
hançeremden alev gibi çıktı bu çığlık:
– git istemem!.. git istemem!.. çık odamdan çık!..
ah!.. ne dedim?. hayır gitme.. hayır gitme… gel!..
ben git dedim, dedim ama sen işitme… gel!..
sensin beni en onulmaz yerimden vuran,
fakat sensin yine boş ömrü dolduran…
bu çılgının senden başka muini var mı?..
gitme… beni senden başka kimse anlar mı?..
gözlerimi sen ki başka bir ufka açtın…
nerdesin ya?.. nerdesin ya?.. ah neden kaçtın?..
yapyalnızım… etrafımda yok senden bir iz…
odam sessiz… dışarlarda yağan kar sessiz…
bu geceler dayanılır gibi değil ki…
ey şimdi bu satırları okuyan bil ki:
ıstıraplar yüz katlı kış gecelerinde…
fakat kızgın yanardağlar çıksa bağrımda,
senin için ben her derde katlanırım da
derim ki: “bu gecelerin ızdarıbiyle,
ben ağlasam, harap olsam, çıldırsam bile;
sen ateşli vücudunla ısınan rahat,
yatağında bir rahibe saffetiyle yat…
yat ve uyu!.. bu tatlı kış gecelerinde…” * *
devamını gör...
ensest ilişki yaşama özgürlüğü
böyle bir özgürlük varsa cinayet özgürlüğü de olmalı.zira bazı seri katillerin zevk için adam öldürdüğünü biliyoruz. zevkimiz için etik olmayan şeylere özgürlük istersek toplum ya da insanlık olarak duracağımız bir yer olmaz. bizi yaratanın sınırlarına riayet etmek yapılabilecek en akıllıca şey.
devamını gör...
sappho
doğduğu yer olan midilli adasının yunanca adı lesvos, ingilizcesi lesbos olup, lesboslu manasına gelen lesbian kelimesi buradan gelmektedir. (georgia=gürcistan, georgian=gürcü gibi).
türkçemize lezbiyen olarak geçen bu kelimenin isim anası anlayacağınız sappho'dur.
türkçemize lezbiyen olarak geçen bu kelimenin isim anası anlayacağınız sappho'dur.
devamını gör...
sözlük yazarlarının bedava elde ettiği değerli şeyler
annemin temizlik yaptığı site de kapı kenarına koyulan daha şarj cihazı bile açılmamış ıpad
bende ilk gördüğümde hadi lan ordan çalışmıyordur bu demiştim, ama çalışıyormuş ekranda ufak bir çizik var, sadece anneme dedim. bunu geri götür belki adamın haberi yoktur diye
götürmüş, kadın almamış biz onu attık demiş kutusunu filan da vermiş üstüne hava dan ıpad sahibi olmuştum çok sevinmiştim ya
bende ilk gördüğümde hadi lan ordan çalışmıyordur bu demiştim, ama çalışıyormuş ekranda ufak bir çizik var, sadece anneme dedim. bunu geri götür belki adamın haberi yoktur diye
götürmüş, kadın almamış biz onu attık demiş kutusunu filan da vermiş üstüne hava dan ıpad sahibi olmuştum çok sevinmiştim ya
devamını gör...
tam kapanma
devamını gör...
william james sidis
1898~1944 yılları arasında yaşamış ve 300 ıq ile kayıtlara tüm zamanların en zeki insanı olarak geçmiş olan amerikalı matematikçi. ayrıca bilinen tüm dilleri öğrenip üstüne bir de vindergood isminde yeni bir dil yaratacak kadar olağanüstü dil becerilerine sahip olan bir dahi.
öylesine üstün bir zeka ki sidis sekiz aylıkken alfabeyi söküyor, bir buçuk yaşında günlük gazeteleri okumaya başlıyor, 11 yaşında harvard' a kabul ediliyor ki sidis bu üniversiteye kayıt olan en genç kişi olarak da tarihe adını yazdırıyor ve burada kısa sürede hocalara da ders verir hale geliyor. haliyle bu sıradışı ve üstün zeka ailesinin de yardımıyla çok geçmeden basının da dikkatini çekiyor ve o dönem kendisi hakkında pek çok parlak haber yapılıyor.
ancak sidis 16 yaşında matematik alanında ilerlemekten vazgeçiyor ve belki de geleceğinin ve kariyerinin tamamen değişmesine neden olacak olan bir karar verip hukuk fakültesine geçiyor. 20 yaşına geldiğinde ise kendisinin hem bir ateist hem de bir sosyalist olduğunu açıklıyor ve sırf bu nedenlerle o zamana kadar kendisini parlatan gazeteler artık sidis'i yerden yere vurmaya başlıyor.
hayatının dönüm noktası sayılabilecek olayını ise 21 yaşında yaşıyor. 1 mayıs 1919 günü yaşanan olaylarda yakalanıp tutuklanıyor ve iki yıl ceza alıyor. lakin ailesinin nüfusunu kullanması sayesinde bu tutukluluk ev hapsine çevriliyor. ama sidis bu olaydan sonra artık bilimden tamamen uzaklaşıyor ve 46 yaşında beyin kanaması nedeniyle hayatını kaybettiği güne kadar geçimini ufak tefek büro işleri yaparak sağlıyor .
tr.m.wikipedia.org/wiki/Wil...
öylesine üstün bir zeka ki sidis sekiz aylıkken alfabeyi söküyor, bir buçuk yaşında günlük gazeteleri okumaya başlıyor, 11 yaşında harvard' a kabul ediliyor ki sidis bu üniversiteye kayıt olan en genç kişi olarak da tarihe adını yazdırıyor ve burada kısa sürede hocalara da ders verir hale geliyor. haliyle bu sıradışı ve üstün zeka ailesinin de yardımıyla çok geçmeden basının da dikkatini çekiyor ve o dönem kendisi hakkında pek çok parlak haber yapılıyor.
ancak sidis 16 yaşında matematik alanında ilerlemekten vazgeçiyor ve belki de geleceğinin ve kariyerinin tamamen değişmesine neden olacak olan bir karar verip hukuk fakültesine geçiyor. 20 yaşına geldiğinde ise kendisinin hem bir ateist hem de bir sosyalist olduğunu açıklıyor ve sırf bu nedenlerle o zamana kadar kendisini parlatan gazeteler artık sidis'i yerden yere vurmaya başlıyor.
hayatının dönüm noktası sayılabilecek olayını ise 21 yaşında yaşıyor. 1 mayıs 1919 günü yaşanan olaylarda yakalanıp tutuklanıyor ve iki yıl ceza alıyor. lakin ailesinin nüfusunu kullanması sayesinde bu tutukluluk ev hapsine çevriliyor. ama sidis bu olaydan sonra artık bilimden tamamen uzaklaşıyor ve 46 yaşında beyin kanaması nedeniyle hayatını kaybettiği güne kadar geçimini ufak tefek büro işleri yaparak sağlıyor .
tr.m.wikipedia.org/wiki/Wil...
devamını gör...
la salamandre
fransız şair yves bonnefoy tarafından kaleme alınmış ve sıklıkla aynı şairin lieu de la salamandre şiiri ile karıştırılan şiir. bonnefoy tarafından 50'li yıllarda yayımlanmış olan du mouvement et de l'immobilité de douve'un bir parçası olan şiir ne yazık ki çeviri sırasında parçalara ayrılmış ve eksiltilmiş durumda. zaten doğru düzgün bonnefoy çevirisi bulmak mümkün değilken olanının da bu kadar eksiltilmiş olması gerçekten can sıkıcı bir durum. sait maden tarafından dilimize semender ismi ile kazandırılmıştır aynı zamanda. du mouvement et de l'immobilité de douve zaten başlı başına okuyucuyu dibi olmayan bir kuyuya atlıyormuş gibi hissettirmek için yazılmışken - ki bana kalırsa bonnefoy l’acte et le lieu de la poésie'de söylediklerini resmen canlı bir biçimde yaratmış- la salamandre'de pek farklı sayılmaz. şiire dair hoş bir ismet özel detayı var ki onu da not düşeyim*:
"değil mi ki albatrosu baudelaire'den
yves bonnefoy'dan semenderi öğrendim
bir gün bakarsınız
şu güzelim bilgiç beynimi kırıp
teneşir tahtası olarak kullanabilirim."
- ismet özel, akla karşı tezler
la salamandre, sait maden çevirisi ile:
ve douve’sun işte sen şimdi son odasında yazın.
bir semender duvarda kaçıp gitmede. o güzel
insan başı yaymada yaz ölümünü. “yok
olmak isterim sende, dar yaşayış” diye haykırıyor douve.
boş şimşek dudaklarıma koş, içime işle!
“bak bana, bak bana, koştum ben! ”
yanındayım senin, douve, ısıtıyorum seni.
aramızda yalnız bu çakıldan lamba var, bu
dinmiş biraz gölge, ellerimiz ki gölge
bekleyip durur. şaşırmış semender, kalmışsın
kımıltısız.
yaşamış olmakla ânını bilgiye dönüşen en yakın tenin.
semender yeniden göründüğünde, güneş
daha yeryüzünde pek alçaktaydı,
o parlayan gövdeyle bezenmişti yol taşlarıysa.
daha yeni koparmıştı son
bağlantıyı ki gölgede dokunulan yürektir o.
yarattı yarası, o kayalar görünümü,
bir ölüm vadisini kımıltısız bir gök altında.
dönüp gene bütün camlara, yüzü
ışıdı yıllanmış ölüm ağaçlarıyla.
yazıldığı dilde:
ı
et maintenant tu es douve dans la dernière chambre d’été.
une salamandre fuit sur le mur. sa douce tête d’homme répand la mort de l’été. « je veux m’abîmer en toi, vie étroite, crie douve. éclair vide, cours sur mes lèvres, pénètre-moi !
« j’aime m’aveugler, me livrer à la terre. j’aime ne plus savoir quelles dents froides me possèdent. »
ıı
toute une nuit je t’ai rêvée ligneuse. douve, pour mieux t’offrir à la flamme. et statue verte épousée par l’écorce, pour mieux jouir de ta tête éclairante.
éprouvant sous mes doigts le débat du brasier et des lèvres : je te voyais me sourire. or, ce grand jour en toi des braises m’aveuglait.
ııı
« regarde-moi, regarde-moi, j’ai couru ! »
je suis prés de toi, douve, je t’éclaire. ıl n’y a plus entre nous que cette lampe rocailleuse, ce peu d’ombre apaisé, nos mains que l’ombre attend. salamandre surprise, tu demeures immobile.
ayant vécu l’instant où la chair la plus proche se mue en connaissance.
ıv
ainsi restions-nous éveillés au sommet de la nuit de l’être. un buisson céda.
rupture secrète, par quel oiseau de sang circulais-tu dans nos ténèbres ?
quelle chambre rejoignais-tu, où s’aggravait l’horreur de l’aube sur les vitres
quand reparut la salamandre, le soleil
était déjà très bas sur toute terre,
les dalles se paraient de ce corps rayonnant.
et déjà il avait rompu cette dernière
attache qu’est le cœur que l’on touche dans l’ombre
sa blessure créa, paysage rocheux, une combe où mourir sous un ciel immobile. tourné encor à toutes vitres, son visage s’illumina de ces vieux arbres où mourir.
cassandre, dira-t-il, mains désertes et peintes, regard puisé plus bas que tout regard épris, accueille dans tes mains, sauve dans leur étreinte ma tête déjà morte où le temps se détruit.
l’ıdée me vient que je suis pur et je demeure dans la haute maison dont je m’étais enfui. oh pour que tout soit simple aux rives où je meure resserre entre mes doigts le seul livre et le prix.
lisse-moi, farde-moi. colore mon absence. désœuvré ce regard qui méconnaît la nuit. couche sur moi les plis d’un durable silence, éteins avec la lampe une terre d’oubli.
"değil mi ki albatrosu baudelaire'den
yves bonnefoy'dan semenderi öğrendim
bir gün bakarsınız
şu güzelim bilgiç beynimi kırıp
teneşir tahtası olarak kullanabilirim."
- ismet özel, akla karşı tezler
la salamandre, sait maden çevirisi ile:
ve douve’sun işte sen şimdi son odasında yazın.
bir semender duvarda kaçıp gitmede. o güzel
insan başı yaymada yaz ölümünü. “yok
olmak isterim sende, dar yaşayış” diye haykırıyor douve.
boş şimşek dudaklarıma koş, içime işle!
“bak bana, bak bana, koştum ben! ”
yanındayım senin, douve, ısıtıyorum seni.
aramızda yalnız bu çakıldan lamba var, bu
dinmiş biraz gölge, ellerimiz ki gölge
bekleyip durur. şaşırmış semender, kalmışsın
kımıltısız.
yaşamış olmakla ânını bilgiye dönüşen en yakın tenin.
semender yeniden göründüğünde, güneş
daha yeryüzünde pek alçaktaydı,
o parlayan gövdeyle bezenmişti yol taşlarıysa.
daha yeni koparmıştı son
bağlantıyı ki gölgede dokunulan yürektir o.
yarattı yarası, o kayalar görünümü,
bir ölüm vadisini kımıltısız bir gök altında.
dönüp gene bütün camlara, yüzü
ışıdı yıllanmış ölüm ağaçlarıyla.
yazıldığı dilde:
ı
et maintenant tu es douve dans la dernière chambre d’été.
une salamandre fuit sur le mur. sa douce tête d’homme répand la mort de l’été. « je veux m’abîmer en toi, vie étroite, crie douve. éclair vide, cours sur mes lèvres, pénètre-moi !
« j’aime m’aveugler, me livrer à la terre. j’aime ne plus savoir quelles dents froides me possèdent. »
ıı
toute une nuit je t’ai rêvée ligneuse. douve, pour mieux t’offrir à la flamme. et statue verte épousée par l’écorce, pour mieux jouir de ta tête éclairante.
éprouvant sous mes doigts le débat du brasier et des lèvres : je te voyais me sourire. or, ce grand jour en toi des braises m’aveuglait.
ııı
« regarde-moi, regarde-moi, j’ai couru ! »
je suis prés de toi, douve, je t’éclaire. ıl n’y a plus entre nous que cette lampe rocailleuse, ce peu d’ombre apaisé, nos mains que l’ombre attend. salamandre surprise, tu demeures immobile.
ayant vécu l’instant où la chair la plus proche se mue en connaissance.
ıv
ainsi restions-nous éveillés au sommet de la nuit de l’être. un buisson céda.
rupture secrète, par quel oiseau de sang circulais-tu dans nos ténèbres ?
quelle chambre rejoignais-tu, où s’aggravait l’horreur de l’aube sur les vitres
quand reparut la salamandre, le soleil
était déjà très bas sur toute terre,
les dalles se paraient de ce corps rayonnant.
et déjà il avait rompu cette dernière
attache qu’est le cœur que l’on touche dans l’ombre
sa blessure créa, paysage rocheux, une combe où mourir sous un ciel immobile. tourné encor à toutes vitres, son visage s’illumina de ces vieux arbres où mourir.
cassandre, dira-t-il, mains désertes et peintes, regard puisé plus bas que tout regard épris, accueille dans tes mains, sauve dans leur étreinte ma tête déjà morte où le temps se détruit.
l’ıdée me vient que je suis pur et je demeure dans la haute maison dont je m’étais enfui. oh pour que tout soit simple aux rives où je meure resserre entre mes doigts le seul livre et le prix.
lisse-moi, farde-moi. colore mon absence. désœuvré ce regard qui méconnaît la nuit. couche sur moi les plis d’un durable silence, éteins avec la lampe une terre d’oubli.
devamını gör...





