nesimi
14. yy'ın ikinci yarısı ve 15. yy'ın başlarında yaşamış türk edebiyatı şairlerindendir. hurufilik tarikatına mensuptur. bu tarikatın savunduğu görüşler din alimleri tarafından şiddetle eleştirilmiştir. nesimi sonunun ölüm olacağını bildiği halde inandığı davadan vazgeçmeyip korkusuz bir dil ile şiirlerini insanlara ulaştırmak için çabalamıştır. bazı rivayetlere göre derisi yüzülmüş, olay birçok insan tarafından izlenmiştir.
hatta devrin müftüsü konumundaki adam gaza gelerek şehadet parmağını kaldırmış “bu öyle bir kâfirdir ki kazara pis kanı insanın bir uzvuna temas etse orasını kesmek lâzım gelir.” diyerek onu lanetlemişti. tam da o sırada derisi yüzülen nesimi’nin bir damla kanı adamın şehadet parmağına sıçramıştı. izleyenlerden biri müftünün parmağının kesilmesini söylemiş fakat müftü kendisiyle çelişerek parmağını yıkamıştı. bunun üzerine nesimi şu beyiti söylemişti:
‘‘zahida bir parmağın kessen dönüp haktan kaçar
gör bu miskin aşığı serpa sayarlar ağlamaz”
*zahid: dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren anlamına gelen
*sarpa sayarlar: baştan aşağı soyarlar.
bir başka rivayete göre ise derisinin yüzülmesi bitince nesimi ayağa kalkmış, derisini bir örtü gibi sırtına alıp izleyenlerin dehşet dolu bakışları arasında yürüyerek gitmiştir. nereye gittiği tam olarak bilinmemekle birlikte halep’in 12 kapısında bekleyen kapıcıların her biri kendi bulundukları kapıdan çıktığını iddia etmişlerdir. bu yüzdendir "nesimi 12 kapıdan aynı anda çıkıp sırlara karıştı" denmesi.
ayrıca, insanın yalnızca kendi günahlarından sorumlu olduğunu, diğer insanların hayatına burnumuzu sokmamamız gerektiğini anlatan çok güzel dizeler bırakmıştır geride:
"....
gâh giderim medreseye
ders okurum hak için
gâh giderim meyhaneye
dem çekerim kime ne
sofular haram demişler
bu aşkın şarabına
ben doldurur ben içerim
günah benim kime ne
...."
ruhu şad olsun diyelim.
hatta devrin müftüsü konumundaki adam gaza gelerek şehadet parmağını kaldırmış “bu öyle bir kâfirdir ki kazara pis kanı insanın bir uzvuna temas etse orasını kesmek lâzım gelir.” diyerek onu lanetlemişti. tam da o sırada derisi yüzülen nesimi’nin bir damla kanı adamın şehadet parmağına sıçramıştı. izleyenlerden biri müftünün parmağının kesilmesini söylemiş fakat müftü kendisiyle çelişerek parmağını yıkamıştı. bunun üzerine nesimi şu beyiti söylemişti:
‘‘zahida bir parmağın kessen dönüp haktan kaçar
gör bu miskin aşığı serpa sayarlar ağlamaz”
*zahid: dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren anlamına gelen
*sarpa sayarlar: baştan aşağı soyarlar.
bir başka rivayete göre ise derisinin yüzülmesi bitince nesimi ayağa kalkmış, derisini bir örtü gibi sırtına alıp izleyenlerin dehşet dolu bakışları arasında yürüyerek gitmiştir. nereye gittiği tam olarak bilinmemekle birlikte halep’in 12 kapısında bekleyen kapıcıların her biri kendi bulundukları kapıdan çıktığını iddia etmişlerdir. bu yüzdendir "nesimi 12 kapıdan aynı anda çıkıp sırlara karıştı" denmesi.
ayrıca, insanın yalnızca kendi günahlarından sorumlu olduğunu, diğer insanların hayatına burnumuzu sokmamamız gerektiğini anlatan çok güzel dizeler bırakmıştır geride:
"....
gâh giderim medreseye
ders okurum hak için
gâh giderim meyhaneye
dem çekerim kime ne
sofular haram demişler
bu aşkın şarabına
ben doldurur ben içerim
günah benim kime ne
...."
ruhu şad olsun diyelim.
devamını gör...
lord voldemort
burnu merdiven altı estetikçiden çıkma gibi görünen kötü büyücüdür. estetik düşünen birçok kişi kendi burnu da bu hale gelir de korkudan uzak durmaktadır. sonrasında mağdur olup böyle bir burunla show habere çıkmak gerçekten korkunç bir ihtimaldir.
devamını gör...
salep
kış günlerimin vazgeçilmesi.bol tarçınlı ve çok sıcak olmalı.
devamını gör...
unutulmayan anlar
mutlu anlar her detayıyla hatırlanmaz. ama mutsuz bir anı her ufak detayıyla hatırlarsınız. umarım sizin için unutulmayan an güzel andır.
devamını gör...
ödünç verilen kitabın bir türlü geri gelmemesi
daha da ilginci, sizin olmayan bir kitabın size geri gelmesidir. kuzenim, bir zamanlar kimden ödünç aldığını bilmediği kitabın benim kitabım olduğunu iddia ederek bana geri verdi. her ne kadar bu kitap benim değil dediysem de ikna olmadı, kitabı zorla verdi. kimbilir kimin kitabıydı ve halen geri gelmesini bekliyor, yazık..
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
yolculukların en keyiflisi samimi arkadaşlarla birlikte yapılan, istediğin müziğini açabildiğin, kahkahalarla dolu geçen yolculuktur. bunun için tatlı bir arkadaş grubu ve en en önemlisi usta bir şoför gerekir. genellikle ön koltuktaki eleman, şoför ile birlikte ayrı muhabbete girerken; arkadaki ekip bambaşka telden çalar. böyle bir ekiple yolculuk yapmak, gidilen yerde yapılacak her şeyden eğlenceli olur.
edit : bizim ekibin bu canlandırmasında arka fonda çalan bazı şarkılarımız :
ismail yk - şekerim
ismail yk - bombabomba
salim - alo
davut güloğlu - nurcanım
kazım koyuncu - uy aha
saymaya üşendim hatta ben şöyle bırakayım : open.spotify.com/playlist/3...
edit : bizim ekibin bu canlandırmasında arka fonda çalan bazı şarkılarımız :
ismail yk - şekerim
ismail yk - bombabomba
salim - alo
davut güloğlu - nurcanım
kazım koyuncu - uy aha
saymaya üşendim hatta ben şöyle bırakayım : open.spotify.com/playlist/3...
devamını gör...
yazarların mahlaslarının anlamı
burda söyleyemeyeceğim anlamdır. zira, duymak istemezsiniz. hele ki, kedileri, seviyorsanız........
devamını gör...
içilen en kötü içecek
misafirlikte (zoraki) * ikram edilen bayat sabahtan kalma çay (ayıptır) *
devamını gör...
sarhoşken yapılmaması gerekenler
telefonu eline almak.
devamını gör...
sözlük yazarlarının tanışmak istedikleri normal sözlük yazarları
zirveler zaten bunun için var.
devamını gör...
uyku kalitesini düşüren şeyler
aşırı sıcak ve nemli oda.
devamını gör...
do i wanna know
bir kaç defa dinleyince basit gitar riffi ve bulanık vokalleri ile beyninize yapışıp çıkmak bilmeyen arctic monkeys şarkısı.
devamını gör...
sevmek zamanı
türk sinemasının yüz akı. hatta dönemin imkanları, ve dönemin genel sinema algısı düşünülürse belki de nuri bilge ceylan'in da bir tık önünde bir iş gibi görürüm naçizane.
elbette metin erksan'in filmde anlattığını ondan önce birileri kitaplarinda anlattı.
filmde altı çizilen 'sevgi/aşk' biçimini sabahattin ali kürk mantolu madonna'da anlatir.
filmde fotoğraf/ fotoğraftaki kadin ikiliği anlamasi zor olmayan, sevilenin gercek kisiligi ile sevenin gördüğü kişiliği çelişkisini temsil eder.
bu da belki de yaşadığımız her aşkta gorebilecegimiz çok gerçek bir çelişkidir.
bir insanla karşılaşırız, o'nun onlarca yillik ömrünün ürünü olan karakterini biz maksimum 5-10 görüşmeyle, o görüşmelerdeki haliyle hareketiyle algıladigimizi, öğrendiğimizi düşünürüz. hepimiz de o resme aşık oluruz. bizi seven herkes de bizim onların kafasındaki resmimize aşık olmuşlardır.
halil sen kadar ben kadar gerçektir.
halil'in o resimdeki kadından kaçışı da biraz korkudandır. o kendisini asla incitemeyecek, asla yargilamayacak bir 'sevgili' bulmuştur. bunu kaybetme korkusudur onunki.
bizim sahip olmadığımız, halil'in eni sonu birakmak zorunda kaldığı bir lüks/hastalık bu.
biz sıradan faniler severiz. denk gelirse de sevdigimizce seviliriz. bir miktar o resimler bizi bir arada tutar. sonra usul usul resim gider gerçek gelir. ıki yan da kafasındaki resimden feragat edebilirse ne ala, aşk biter yerini guzel bir huzur hali alir. yok bir taraf o resmi birakmazsa o zaman... ıste hayat devam ediyor.
konu karıştı. toplayalim.
film sadece bu bakış acisiyla kiymetlenmiyor tabi. ayni zamanda bu derdini anlatırken klişelerden cok guzel kacmasiyla da cok kiymetlenir.
örneğin, fabrikatörun yaklaşımı hikayeye tam gereken bir katki sağlar. onun da derdi cok gerçektir cok anlasilirdir.
teknik kismiyla ilgili konuşup boyumu aşmayayim. onu da bir bilen anlatsin
elbette metin erksan'in filmde anlattığını ondan önce birileri kitaplarinda anlattı.
filmde altı çizilen 'sevgi/aşk' biçimini sabahattin ali kürk mantolu madonna'da anlatir.
filmde fotoğraf/ fotoğraftaki kadin ikiliği anlamasi zor olmayan, sevilenin gercek kisiligi ile sevenin gördüğü kişiliği çelişkisini temsil eder.
bu da belki de yaşadığımız her aşkta gorebilecegimiz çok gerçek bir çelişkidir.
bir insanla karşılaşırız, o'nun onlarca yillik ömrünün ürünü olan karakterini biz maksimum 5-10 görüşmeyle, o görüşmelerdeki haliyle hareketiyle algıladigimizi, öğrendiğimizi düşünürüz. hepimiz de o resme aşık oluruz. bizi seven herkes de bizim onların kafasındaki resmimize aşık olmuşlardır.
halil sen kadar ben kadar gerçektir.
halil'in o resimdeki kadından kaçışı da biraz korkudandır. o kendisini asla incitemeyecek, asla yargilamayacak bir 'sevgili' bulmuştur. bunu kaybetme korkusudur onunki.
bizim sahip olmadığımız, halil'in eni sonu birakmak zorunda kaldığı bir lüks/hastalık bu.
biz sıradan faniler severiz. denk gelirse de sevdigimizce seviliriz. bir miktar o resimler bizi bir arada tutar. sonra usul usul resim gider gerçek gelir. ıki yan da kafasındaki resimden feragat edebilirse ne ala, aşk biter yerini guzel bir huzur hali alir. yok bir taraf o resmi birakmazsa o zaman... ıste hayat devam ediyor.
konu karıştı. toplayalim.
film sadece bu bakış acisiyla kiymetlenmiyor tabi. ayni zamanda bu derdini anlatırken klişelerden cok guzel kacmasiyla da cok kiymetlenir.
örneğin, fabrikatörun yaklaşımı hikayeye tam gereken bir katki sağlar. onun da derdi cok gerçektir cok anlasilirdir.
teknik kismiyla ilgili konuşup boyumu aşmayayim. onu da bir bilen anlatsin
devamını gör...
çaylaklardan mesaj bekleyen yazarlar veri tabanı
hayırlı uğurlu olsun başlıyoruz demek istediğim başlıktır.
içeride dolanan çaylakların ensesine vuruyorum sevinçten yürüyün len kenardan kenardan dolaşın.
içeride dolanan çaylakların ensesine vuruyorum sevinçten yürüyün len kenardan kenardan dolaşın.
devamını gör...
regl ağrısının abartılması
testosteron kokan bir başlık. her şeyi en iyi siz biliyonuz erkekler aferin.
devamını gör...
çirkin kalplilere tavsiyeler
tanım: kendini dünyanın en güzeli/yakışıklısı/zekisi sanan kibirlilere verilen tavsiyeler.
(bkz: çirkin kadınlara tavsiyeler)
çirkin buluyorsan konuşma evladım...
başkasına göre belki dünyanın en çekici kadını.
insanlardan uzak durup, az konuşmak.
bilinçaltınızı temizlemek
(bkz: çirkin kadınlara tavsiyeler)
çirkin buluyorsan konuşma evladım...
başkasına göre belki dünyanın en çekici kadını.
insanlardan uzak durup, az konuşmak.
bilinçaltınızı temizlemek
devamını gör...
himba kabilesi
kuzey namibya‘da, eski ismi kaokoland olan kunene yöresinde yaşayan kabiledir.zaten afrika'da birden çok sıra dışı kabileler olduğunu biliyoruz fakat bana çok ilginç gelen bu kabileden bahsetmek istiyorum size.

isimleri size tanıdık gelmemiş olabilir,bu kabilenin bir diğer ismi çıplak kadınlar kabilesidir.kunene nehri boyunca yaşarlar ve hayvanlarını burada otlatırlar.garip gelebilir ama cilt renkleri kırmızıya çalar.kabilede herkese düşen sorumluluklar vardır, sonuçta bizim de yaşadığımız bir toplum var ve üstümüze düşen sorumluluklar var bu yüzden bunu duymak size tuhaf gelmemiştir.

kabiledeki erkeklerin görevi hayvanları otlatmak iken,kadınlar gündelik işlerle ilgilenir.(bunu asla küçümsemek için demiyorum,fakat parantez açmadan duramazdım.erkeklerin sadece işlerle,kadınların ise (gündelik) ev işi olarak adlandırdığımız şeylerle ilgilenmesi toplumdan uzak kalmış ilkel kabilelerde kalmış bir gelenek,lütfen bu konularda ısrarcı olmayalım.)

parantezde bahsettiğim gibi,söz konusu kabilemiz toplumdan uzak kalarak geleneklerini korumuştur.
himba gelenekleri;
beni en etkileyen gelenekten bahsetmek istiyorum.
bu kabilede çocuklar doğumlarından itibaren yaşlarını almıyorlar,
annesiyle kurduğu telepatik iletişimden sonra başlıyor hatta çocuğun annesiyle kurduğu ilk iletişim,bir şarkıyla başlıyor!

bu değişik ve güzel geleneklere bir yenisini daha ekleyelim o zaman.
kabilenin geleneklerine göre,içe kapanık insan özellikleri,bireyin anti sosyal davranışlarını düzeltmenin yolu ,sevgiyle ve bireye gerçek kimliğini hatırlatmakla başlıyor.(keşke, bazen (!)beğenmediğimiz bu kabilelerin böyle ince davranışlarını örnek alsak toplum olarak... ne yazık.sürekli araya giriyorum farkındayım fakat bu benim,herkonuyamaydonoz .
bugünlük bilgi selimizin sonuna geldik,sevgilerle efenim...daha da yazardım ama gözlüğümü yanıma almamışım.)

isimleri size tanıdık gelmemiş olabilir,bu kabilenin bir diğer ismi çıplak kadınlar kabilesidir.kunene nehri boyunca yaşarlar ve hayvanlarını burada otlatırlar.garip gelebilir ama cilt renkleri kırmızıya çalar.kabilede herkese düşen sorumluluklar vardır, sonuçta bizim de yaşadığımız bir toplum var ve üstümüze düşen sorumluluklar var bu yüzden bunu duymak size tuhaf gelmemiştir.

kabiledeki erkeklerin görevi hayvanları otlatmak iken,kadınlar gündelik işlerle ilgilenir.(bunu asla küçümsemek için demiyorum,fakat parantez açmadan duramazdım.erkeklerin sadece işlerle,kadınların ise (gündelik) ev işi olarak adlandırdığımız şeylerle ilgilenmesi toplumdan uzak kalmış ilkel kabilelerde kalmış bir gelenek,lütfen bu konularda ısrarcı olmayalım.)

parantezde bahsettiğim gibi,söz konusu kabilemiz toplumdan uzak kalarak geleneklerini korumuştur.
himba gelenekleri;
beni en etkileyen gelenekten bahsetmek istiyorum.
bu kabilede çocuklar doğumlarından itibaren yaşlarını almıyorlar,
annesiyle kurduğu telepatik iletişimden sonra başlıyor hatta çocuğun annesiyle kurduğu ilk iletişim,bir şarkıyla başlıyor!

bu değişik ve güzel geleneklere bir yenisini daha ekleyelim o zaman.
kabilenin geleneklerine göre,içe kapanık insan özellikleri,bireyin anti sosyal davranışlarını düzeltmenin yolu ,sevgiyle ve bireye gerçek kimliğini hatırlatmakla başlıyor.(keşke, bazen (!)beğenmediğimiz bu kabilelerin böyle ince davranışlarını örnek alsak toplum olarak... ne yazık.sürekli araya giriyorum farkındayım fakat bu benim,herkonuyamaydonoz .
bugünlük bilgi selimizin sonuna geldik,sevgilerle efenim...daha da yazardım ama gözlüğümü yanıma almamışım.)
devamını gör...
kafa sözlük
paylaşımlarıyla tahmin ettiklerinden çok daha fazla insana ulaşarak hayatlarına dokunmuş olduklarına emin olduğum, belki de yapmak zorunda bırakıldıkları serzenişlerine sonuna kadar hak ve destek verdiğim, bunun sonucunda da en içten hislerini paylaştıkları veda yazılarını okumaktan çok büyük üzüntü duyduğum güzel insanları barındırdığına inandığım sözlük. üstüne basmakta ısrar etmek istediğim barındırma demişken, önce bir teşekkür faslıyla kendi tanım başlığına yazarak baş ağrıtacağım mecra.
bir farenin dağa küsmesiydi, 2004'te ekşi sözlük'ten ayrılma kararım. bugünkü geldikleri nokta kadar büyük bir vahşete ev sahipliği yapacaklarını hayal edememiş olsam da, en azından beni barındırmayacaklarını hissetmiştim. zaman içinde paylaşım yapmaya çalıştığım sayısız internet platformu oldu fakat yine hiçbirinde, kendimce doğru olduğuna inandığım değer olan bilginin paylaşımına öncelik verilmediği için barınamadım. çoğu zaman ali cengiz oyunlarıyla kapı dışarı edilmiş buldum kendimi. günümüze gelirsek, şu ana kadar bana alan açmış olan kafa sözlük ekibine minnet duyuyorum. daha da önemlisi, üye olduğum günden beri bu kısa süre içinde hem yazılı olarak gösterdikleri, hem de içlerinden bile geçirmiş oldukları destekleri** için her bir yazara binlerce kez teşekkür ediyorum. on yedi senenin ardından ilk defa yazma şevkimin bu kadar canlandığını hissediyorum.
teşekkür faslının ardından acı olan rasyonalist yanıma dönersem, bir grup fizikçinin bilgi okyanusu yaratma sevdasıyla başlattığı internet tarihinin, son yirmi küsür yılda bilindik tekeller tarafından ve sistematik olarak, neden ve nasıl dev bir troll ve dezenformasyon havuzuna dönüştürüldüğü üzerine kafa yorup, sayfalar dolusu yazmak için çok geç olduğunu düşünenlerdenim. gönül isterdi ki büyük çapta bir değişime dair en ufak bir umut ışığı olsun fakat malesef... her kim ki, artık bunaldığını ve bir umutla daldığı her yeni ve keşfedilmemiş koyda da aynı suyun lacivertini görmekten bıktığını söylüyorsa, empati kurduğum ve görüşlerinin altına imzamı atacağım, yüce gönüllü insanlardandır. şahsen bu konuda, "sadece bir deniz yıldızının hayatını değiştirmiş" olma ihtimali ve romantikliğiyle yetinip, dinginliğe kapılanlardan birine dönüştüm bu uzun süreçte. internette yaptığım her gezintinin, lacivertlerin arasındaki küçük inci tanesini bulma çabası haline gelmesini üzülerek söylüyorum ki kanıksadım. gidişata "dur" demek için sesini yükselten her sağduyulu kullanıcıya bu sebeple hem destek verdiğimi söylemek istiyorum, hem de artık öyle olamadığım için hayıflanıyorum.
kaptanı uyarabilme cesaretini yitirmiş biri olarak yapabileceğim tek ve belki de en iyi şeyin, yazmaya devam etmek olduğunu düşünüyorum. barındırıldığım sürece de, "facebook yerine myspace" kullananlardan olmaya devam edeceğim bir yer kafa sözlük. en büyük teşekkürüm ise her türlü caydırıcı unsura rağmen iyi niyetle paylaşımlarda bulunmuş olan, internetin kuruluş hayallerine saygılı tüm yazarlara.
bir farenin dağa küsmesiydi, 2004'te ekşi sözlük'ten ayrılma kararım. bugünkü geldikleri nokta kadar büyük bir vahşete ev sahipliği yapacaklarını hayal edememiş olsam da, en azından beni barındırmayacaklarını hissetmiştim. zaman içinde paylaşım yapmaya çalıştığım sayısız internet platformu oldu fakat yine hiçbirinde, kendimce doğru olduğuna inandığım değer olan bilginin paylaşımına öncelik verilmediği için barınamadım. çoğu zaman ali cengiz oyunlarıyla kapı dışarı edilmiş buldum kendimi. günümüze gelirsek, şu ana kadar bana alan açmış olan kafa sözlük ekibine minnet duyuyorum. daha da önemlisi, üye olduğum günden beri bu kısa süre içinde hem yazılı olarak gösterdikleri, hem de içlerinden bile geçirmiş oldukları destekleri** için her bir yazara binlerce kez teşekkür ediyorum. on yedi senenin ardından ilk defa yazma şevkimin bu kadar canlandığını hissediyorum.
teşekkür faslının ardından acı olan rasyonalist yanıma dönersem, bir grup fizikçinin bilgi okyanusu yaratma sevdasıyla başlattığı internet tarihinin, son yirmi küsür yılda bilindik tekeller tarafından ve sistematik olarak, neden ve nasıl dev bir troll ve dezenformasyon havuzuna dönüştürüldüğü üzerine kafa yorup, sayfalar dolusu yazmak için çok geç olduğunu düşünenlerdenim. gönül isterdi ki büyük çapta bir değişime dair en ufak bir umut ışığı olsun fakat malesef... her kim ki, artık bunaldığını ve bir umutla daldığı her yeni ve keşfedilmemiş koyda da aynı suyun lacivertini görmekten bıktığını söylüyorsa, empati kurduğum ve görüşlerinin altına imzamı atacağım, yüce gönüllü insanlardandır. şahsen bu konuda, "sadece bir deniz yıldızının hayatını değiştirmiş" olma ihtimali ve romantikliğiyle yetinip, dinginliğe kapılanlardan birine dönüştüm bu uzun süreçte. internette yaptığım her gezintinin, lacivertlerin arasındaki küçük inci tanesini bulma çabası haline gelmesini üzülerek söylüyorum ki kanıksadım. gidişata "dur" demek için sesini yükselten her sağduyulu kullanıcıya bu sebeple hem destek verdiğimi söylemek istiyorum, hem de artık öyle olamadığım için hayıflanıyorum.
kaptanı uyarabilme cesaretini yitirmiş biri olarak yapabileceğim tek ve belki de en iyi şeyin, yazmaya devam etmek olduğunu düşünüyorum. barındırıldığım sürece de, "facebook yerine myspace" kullananlardan olmaya devam edeceğim bir yer kafa sözlük. en büyük teşekkürüm ise her türlü caydırıcı unsura rağmen iyi niyetle paylaşımlarda bulunmuş olan, internetin kuruluş hayallerine saygılı tüm yazarlara.
devamını gör...

