28 şubat 2021 normal sözlük’ün çökmesi
dıj minnakların saldırısı olduğu söyleniyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

ışık kapalıydı. annem gelip odama çamaşırları bıraktı. biraz sonra sesler gelmeye başladı. yahu ne oluyor dedim. ışığı açtım baktım manzara bu.
sepette uyuyormuş beyim. annemde karanlıkta farketmemiş. o da naz yapıyor. sanki dersin üzerinde demir yığınları var. azcık hareket oğlum çıkarsın zaten. aldım kucağıma biraz öptüm, kokladım. sonra keyfi yerine geldi. hayır bakışa bak. sanki dersin kuyruğunu çekmişler. hah deli manyak. serseri sevgilim benim.
devamını gör...
normal sözlük'ün konseptinin belli olmaması

kafa sözlüğün konsepti;
küfürsüz, özgür ve samimi bir sözlük olmasıdır.
küfürsüz mü? evet.
özgür mü? evet.
samimi mi? evet.
konsept sosyal medya hesaplarında paylaşılmaktadır.
konseptte belirtilen özelliklerin kafa sözlükte olmadığını iddia ediyorsanız,
ispat edin.
işbu girdi muhavecesinde "küfürsüz, hakaretsiz, argosuz interaktif bilgi ağı oluşturmak az bir şey mi" diyenler çıkabilecektir. ancak bunu söylemek isteyenlerin ağızlarını açmadan önce bunun da daha önce yapılmış olduğunu buradan anımsamaları yerinde olacaktır.
başlığın ilk girdisinde yer alan alıntıladığım bu ifadeler irdelenmeli.
sözlüğün küfürsüz özelliği wikipedia ile kıyaslanmış. her iki sözlük yapısal olarak çok farklı. yazarımız bunu göz ardı etmiş.
kaldı ki bu özellikte bir sözlüğü oluşturmak az bir şey değildir. kafa sözlüğün benzeri platformlarla kıyaslanması gerekir.
bir şeyin daha önce yapılmış olması sizin o şeyi bir daha denemeyecek olmanızı sonuçlamaz ayrıca.
devamını gör...
hafıza sarayı
bilinen tarihi antik yunan dönemine kadar izlenebilen, loci metodu olarak da bilinen, bilgiyi depolayıp, gerektiğinde geri çağırmak ve doğru kullanmak için geliştirilen bir hafıza tekniği. bilgiyi depolama alanı olarak kullanacağınız hayali bir kütüphane yaratmak gibi de düşünülebilir. kütüphane benzetmesini anlamlı buluyorum zira bir metafordan ziyade tekniği neredeyse her aşamasıyla somutlaştırıp netleyen özet bir tarif diyebiliriz.
zira, bilgiyi zihne gelişi güzel tıka basa doldurmaktansa, seçe eleye ve en önemlisi sınıflayarak yerleştirmeyi öğrenmek bu tekniğin en temel aşamalarından biri. başlangıç aşamasında seçeceğiniz yer mekan en önemli unsurmuş gibi tınlasa da tekniği öğrendikten sonra bu mekanın genişleyebilirliği, eklemlenebilirliği esasında zihninizdeki depo alanının bir kas gibi geliştirilebilirliği söz konusu.
asıl mesele bilgiyi sınıflamayı öğrenmek çünkü,
tekniğin amacı bilgiyi depolamak değil, bilgiyi daha sonra kullanmak için depolamak. bir kütüphanede yolunuzu bulmak için en azından temel seviye düzeyinde dewey ondalık sistemi ya da diğer bir adıyla dewey onlu sınıflama sistemi biliyor olmanız gerekir. yoksa raflar ve kitap sırtlarında size yol göstermek için var olan etiketler kafanızı karıştırmaktan başka bir işe yaramaz ve bir kaosun içinde bulursunuz kendinizi. hafıza da bu yönüyle kaotik bir çağrışım sistemiyle gelişi güzel yerleşmiş türlü bilgiyle dolar hayat boyu. oysa rastlantısal bir çağrışım sistemi değildir o, bilinçaltınızın sizin için oluşturduğu bir kodlama sistemidir. tekniği öğrenmeye başladığınızda kendinize hafıza sarayı diye seçtiğiniz mekanın bu çağrışımlarla size oynayacağı oyunlar komik ve sürükleyici olabildiği gibi psikolojiyi alt üst eden bir serüvene de dönüşebilir. tüm bu çetrefiller aşıldıktan sonra -gözünüzde büyütmeye gerek yok yahu yaptıkça oluyor- ister kendi hazır kod sisteminize uyumlanabilir -çok zaman alır bence, tüm kodları çağırmak yıllar alabilir- isterseniz yeni bir kodlama sistemi ve el yordamıyla kendi zihninizde yollar bulabilirsiniz.
az ve kolay bilgilerle başlamanızı öneririm. mekanda göz önünde olan şeyleri depo olarak kullanın başlarda, geliştikçe detaylı eklemelerle depo alanınızı genişletebilirsiniz.
dev alanlara ihtiyacınız olacağını sanmıyorum, her detayını bildiğiniz bir odanın size sunabileceği depo alanları gerçekten çok zengin olabiliyor. bu mekanı kendiniz kurgulayabileceğiniz gibi geçmişinizden bir yer, çocukluk odanız, yaşadığınız bir ev, ya da çok iyi bildiğiniz bir sokak mahalle şehri bile seçebilirsiniz. ben küçük başlayıp yavaş yavaş ilerlemekte fayda görüyorum ama bu bir tercih elbette, hayal gücünün sınırı yok.
loci tekniği ya da bilinen adıyla hafıza sarayı insanın kendi kendine rahatlıkla öğrenebileceği bir teknik. metodu öğretmek ve siz süreçleri deneyimlerken rehberlik etmek üzere yazılmış çok iyi kitaplar var, ben hiç kötüsüne denk gelmedim açıkçası. çok nesnel bir teknik olmakla birlikte öğrenimi çok öznel bir süreç olduğundan dolayı her kitap başka bir virgül başka bir sayfa başka bir fikir başka bir dille yeni bir yol açabiliyor. cümlenin ögeleri yer değiştirdiğinde bile insan kendi süreciyle ilgili aydınlanma yaşıyor. üşenmeyip araştırmak faydalı olacaktır.
zira, bilgiyi zihne gelişi güzel tıka basa doldurmaktansa, seçe eleye ve en önemlisi sınıflayarak yerleştirmeyi öğrenmek bu tekniğin en temel aşamalarından biri. başlangıç aşamasında seçeceğiniz yer mekan en önemli unsurmuş gibi tınlasa da tekniği öğrendikten sonra bu mekanın genişleyebilirliği, eklemlenebilirliği esasında zihninizdeki depo alanının bir kas gibi geliştirilebilirliği söz konusu.
asıl mesele bilgiyi sınıflamayı öğrenmek çünkü,
tekniğin amacı bilgiyi depolamak değil, bilgiyi daha sonra kullanmak için depolamak. bir kütüphanede yolunuzu bulmak için en azından temel seviye düzeyinde dewey ondalık sistemi ya da diğer bir adıyla dewey onlu sınıflama sistemi biliyor olmanız gerekir. yoksa raflar ve kitap sırtlarında size yol göstermek için var olan etiketler kafanızı karıştırmaktan başka bir işe yaramaz ve bir kaosun içinde bulursunuz kendinizi. hafıza da bu yönüyle kaotik bir çağrışım sistemiyle gelişi güzel yerleşmiş türlü bilgiyle dolar hayat boyu. oysa rastlantısal bir çağrışım sistemi değildir o, bilinçaltınızın sizin için oluşturduğu bir kodlama sistemidir. tekniği öğrenmeye başladığınızda kendinize hafıza sarayı diye seçtiğiniz mekanın bu çağrışımlarla size oynayacağı oyunlar komik ve sürükleyici olabildiği gibi psikolojiyi alt üst eden bir serüvene de dönüşebilir. tüm bu çetrefiller aşıldıktan sonra -gözünüzde büyütmeye gerek yok yahu yaptıkça oluyor- ister kendi hazır kod sisteminize uyumlanabilir -çok zaman alır bence, tüm kodları çağırmak yıllar alabilir- isterseniz yeni bir kodlama sistemi ve el yordamıyla kendi zihninizde yollar bulabilirsiniz.
az ve kolay bilgilerle başlamanızı öneririm. mekanda göz önünde olan şeyleri depo olarak kullanın başlarda, geliştikçe detaylı eklemelerle depo alanınızı genişletebilirsiniz.
dev alanlara ihtiyacınız olacağını sanmıyorum, her detayını bildiğiniz bir odanın size sunabileceği depo alanları gerçekten çok zengin olabiliyor. bu mekanı kendiniz kurgulayabileceğiniz gibi geçmişinizden bir yer, çocukluk odanız, yaşadığınız bir ev, ya da çok iyi bildiğiniz bir sokak mahalle şehri bile seçebilirsiniz. ben küçük başlayıp yavaş yavaş ilerlemekte fayda görüyorum ama bu bir tercih elbette, hayal gücünün sınırı yok.
loci tekniği ya da bilinen adıyla hafıza sarayı insanın kendi kendine rahatlıkla öğrenebileceği bir teknik. metodu öğretmek ve siz süreçleri deneyimlerken rehberlik etmek üzere yazılmış çok iyi kitaplar var, ben hiç kötüsüne denk gelmedim açıkçası. çok nesnel bir teknik olmakla birlikte öğrenimi çok öznel bir süreç olduğundan dolayı her kitap başka bir virgül başka bir sayfa başka bir fikir başka bir dille yeni bir yol açabiliyor. cümlenin ögeleri yer değiştirdiğinde bile insan kendi süreciyle ilgili aydınlanma yaşıyor. üşenmeyip araştırmak faydalı olacaktır.
devamını gör...
yetişkinlerde bağlanma
john bowlby 1959 senesinde yayınladığı "seperation anxiety" (tr: "ayrılık kaygısı") adlı kitabında, diğer bireylerle kurabilecek üç çeşit bağlanma biçimi olduğunu belirtmiştir. bunlardan ilki;
güvenli bağlanma yani bireylerin aralarındaki sorunları iletişimle çözebildiği, karşı tarafın zayıflıklarından korkulmayan, kısacası karşımızdaki kişinin olumsuz davranışlarını kişisel algılamadığımız ve onlara alan tanıdığımız bir ilişki biçimidir.
ve şahsi görüşümle sağlıklı bir ilişki için olması gereken bağlanma çeşidi budur.
ikincisi, kaygılı bağlanma'dır.
buna örnek olarak partnerini sürekli arama, kontrol etme, her an kendisini terk edeceğinden korkma, karşısındakinin ihtiyaçlarından ziyade kendine odaklanma davranışları ve yüksek miktarda öfke içerir. zira bu tür bağlanmada beklentiler yüksektir. bu bağlanmada, ilişkideki en küçük bir hata bile, terk edilme ya da beğenilmeme kaygısını tetikler.
bu durumu da bunaltan, darlayan diye tabir ettigimiz kişilerde görülen genellikle özgüven eksikliği ve güven sorunundan kaynaklanan bağlanma çeşidi olarak söylemek mümkün.
üçüncüsü ise kaçınmalı bağlanma'dır.
sorunların konuşulmadığı, bir tarafın geri çekildiği ilişki biçimidir.
yine john bowlby tarafından yapılmış
bağlanma teorisi'ne göz atmanızı tavsiye ederim. özellikle ebeveyn adayları için faydalı olduğunu düşünüyorum.
güvenli bağlanma yani bireylerin aralarındaki sorunları iletişimle çözebildiği, karşı tarafın zayıflıklarından korkulmayan, kısacası karşımızdaki kişinin olumsuz davranışlarını kişisel algılamadığımız ve onlara alan tanıdığımız bir ilişki biçimidir.
ve şahsi görüşümle sağlıklı bir ilişki için olması gereken bağlanma çeşidi budur.
ikincisi, kaygılı bağlanma'dır.
buna örnek olarak partnerini sürekli arama, kontrol etme, her an kendisini terk edeceğinden korkma, karşısındakinin ihtiyaçlarından ziyade kendine odaklanma davranışları ve yüksek miktarda öfke içerir. zira bu tür bağlanmada beklentiler yüksektir. bu bağlanmada, ilişkideki en küçük bir hata bile, terk edilme ya da beğenilmeme kaygısını tetikler.
bu durumu da bunaltan, darlayan diye tabir ettigimiz kişilerde görülen genellikle özgüven eksikliği ve güven sorunundan kaynaklanan bağlanma çeşidi olarak söylemek mümkün.
üçüncüsü ise kaçınmalı bağlanma'dır.
sorunların konuşulmadığı, bir tarafın geri çekildiği ilişki biçimidir.
yine john bowlby tarafından yapılmış
bağlanma teorisi'ne göz atmanızı tavsiye ederim. özellikle ebeveyn adayları için faydalı olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
ölünce sevemezsem seni
bir karacaoğlan şiiridir. aynı zamanda ayna grubu bu şiirden güzel bir şarkı çıkarmıştır.
"ölünce sevemezsem seni" çok saçma söz değil mi la? diyenleri duyuyorum. bildiğim kadar bu sözü açıklayacağım.
cümlede kafa karıştıran yapı 'ölünce' sözcüğünde bulunmaktadır. bilindiği üzere -ınca, -ince zarf-fiil eki eylemi yaptıktan sonraki zamanı belirtir. tabii bu günümüzde öyledir. örneğin; 'eve varınca ara beni'. buradaki örnekte de görüldüğü üzere -ınca zarf fiil eki, eylem tamamlandıktan sonrasını karşılıyor. 'eve vardıktan sonra' desek de çok fazla anlam kaybına uğramamakla beraber hemen hemen aynı anlama gelmektedir.
dil, canlı bir varlıktır der bilim insanları. uzun zamanların ardında sözcükler, ekler gelişip değişebilir, hatta yok olabilirler. buradaki durum da bundan ibarettir. -ınca, -ince zarf fiil eki çok önceleri şimdiki anlamda değil, 'eylemin yapılacağı zamana kadar' gibi bir anlam taşıyordu. karacaoğlan'ın yaşadığı dönemde şimdiki türkiye türkçesi kullanılıyor olsaydı, karacaoğlan bu cümleyi 'ölünceye kadar sevemezsem seni' ya da 'ölene dek sevemezsem seni' şekillerinde yazabilirdi.
"ölünce sevemezsem seni" çok saçma söz değil mi la? diyenleri duyuyorum. bildiğim kadar bu sözü açıklayacağım.
cümlede kafa karıştıran yapı 'ölünce' sözcüğünde bulunmaktadır. bilindiği üzere -ınca, -ince zarf-fiil eki eylemi yaptıktan sonraki zamanı belirtir. tabii bu günümüzde öyledir. örneğin; 'eve varınca ara beni'. buradaki örnekte de görüldüğü üzere -ınca zarf fiil eki, eylem tamamlandıktan sonrasını karşılıyor. 'eve vardıktan sonra' desek de çok fazla anlam kaybına uğramamakla beraber hemen hemen aynı anlama gelmektedir.
dil, canlı bir varlıktır der bilim insanları. uzun zamanların ardında sözcükler, ekler gelişip değişebilir, hatta yok olabilirler. buradaki durum da bundan ibarettir. -ınca, -ince zarf fiil eki çok önceleri şimdiki anlamda değil, 'eylemin yapılacağı zamana kadar' gibi bir anlam taşıyordu. karacaoğlan'ın yaşadığı dönemde şimdiki türkiye türkçesi kullanılıyor olsaydı, karacaoğlan bu cümleyi 'ölünceye kadar sevemezsem seni' ya da 'ölene dek sevemezsem seni' şekillerinde yazabilirdi.
devamını gör...
çömçe
halk dilinde büyük tahta kaşığa verilen ad. türkmen geleneğini sürdüren yerlerde hâlâ etkinliğini sürdürür. tıpkı yüzmek, yıkanmak anlamına gelen "çimmek" fiili gibi suya atlama, düşme anında oluşan "çöm" yansıma sesinden türetilmiş olsa gerektir. zira tahta kaşık, ocaktaki aşa değince de aynı ses çıkar. ek olarak: "aş taşınca kepçeye paha olmaz" atasözünün ilk hâli "aş taşarsa çömçenin değeri kalmaz"dır. işte büyük türkçe.
devamını gör...
insan ruhuna en iyi gelen şey
kişiden kişiye göre değişebilen, kendini bulutların üzerinde hissettiren, zamanı durduran şeyler veya kimselerdir.
benim için yeni keşfettiğim ve çok beğendiğim bir müzik olabiliyor bu bazen. bazen ise çikolata ve güzel bir film, dizi.
benim için yeni keşfettiğim ve çok beğendiğim bir müzik olabiliyor bu bazen. bazen ise çikolata ve güzel bir film, dizi.
devamını gör...
protein
yunanca proteios öncelikle önemli, birincil anlamına gelmektedir. proteinler, yaşayan varlıklar için elzem azotlu öğelerdir. günlük aldığımız kalorinin %15-20'sini proteinlerden almalıyız. protein kaynakları; et, süt, tahıllar ve kurubaklagillerdir.
devamını gör...
otobüste kadına yer vermeliyiz mantığı
benim hiç hoşnut olmadığım bir mantıktır. herhangi bir engeli olan, yaşı büyük olan veya ayakta durmasını zorlaştıracak eşyaları olan* her bireye yer verilmelidir. kadın olmak yeterli bir kriter değildir. tabiki hamile veya çocuklu bir kadınsa o ayrı, ama normal sıradan bir kadına sırf cinsiyetinden dolayı yer verilmesi durumu son derece gereksizdir.
devamını gör...
kitap alıntıları
bir hayvanın bakışı en zor anlarda bir insanınkinden çok daha etkili, neredeyse diyebilirim ki konuşkan olabilir; çünkü biz duygularımızın, düşüncelerimizin çoğunu, bunları aktaran kelimelere havale ederiz, buna karşılık konuşma becerisi olmayan hayvan bütün ifadeyi gözbebeklerinde toplar.
stefan zweig - o muydu
devamını gör...
battlestar galactica (2004)
politikanın en şiddetli şekilde uygulandığı dizidir diyebiliriz. iyi kötü çizgisinin ötesinde düşmanla ittifak fikrinin aslında o kadar da kötü olmadığını, birlikte yaşamanın da mümkün olduğunu vurgulamıştır. şüphesiz ki bunda düşünenler için büyük mesajlar vardır.
devamını gör...
okunması gereken kitaplar
beyaz zambaklar ülkesinde
semerkant
1984
suyu arayan adam
simyacı
semerkant
1984
suyu arayan adam
simyacı
devamını gör...
recep tayyip erdoğan’ın evlenin çağrısı
reisin bu çağrısına ben de uymak istiyorum ve hemen ikinciyi alıyorum.
dörte kadar serbest dediler.
dörte kadar serbest dediler.
devamını gör...
seri şekilde artı oylayan yazar
şu + lardan bizlerde gelse artık bi keşfedin biz çaylakları içimizdeki cevheri görüüün.
devamını gör...
tüm yazarların karma puanlarını artırıyoruz kampanyası
lütfen. saçma sapan tanımlar yazmama rağmen beni takip eden 48 kişiyi çok merak ediyorum. bu gidişle anca 5 yıl sonra kim olduklarını görürüm.
devamını gör...



