akbaba
jorge luis borges tarafından hazırlanan babil kitaplığında bir franz kafka kitabıdır.
kafka okumak benim için bir tutkudur. yazdığı her şeyi okudum, hakkında yazılan her şeyi de. kendim için görünen o ki okumaya da devam edeceğim.
bu bir öykü kitabı ve içindeki en önemli öykülerden biri de kitaba adını vermiş olan akbaba. her okuduğumda bu dünya üzerinde nasıl yalnız ve çaresiz bırakıldığımızı, zaten kaybetmiş olduğumuz bir savaşı sürdürmek konusunda ne kadar gereksiz bir heves duyduğumuzu hatırlarım.
akbaba, bu kitabı ilk okuduğumdan beri kemirmekte vücudumu ve ben yardım etmeye söz veren o adamın gelmesini bekliyorum.
yaklaşık 20 yıl aradan sonra tekrar okudum... aslında insan aradan bunca zaman geçince bir kitabı yeninden okuduğunda farklı duygular hisseder, farklı fikirler edinir, farklı yerlerin altını çizer. ancak benim kafka’yla ilişkim sanırım biraz farklı, sanki ezberimdeki bir metni okur gibi okudum kitabı yeniden, her sözcüğe aşinaydım. aynı duygu yoğunluğu, aynı hayranlıkla... elbette yeni fark ettiğim şeyler de oldu ama eski bir dostla karşılaşınca şakaklarındaki kırları fark etmek gibiydi. okuyunuz efendim, tekrar tekrar okuyunuz...
kafka okumak benim için bir tutkudur. yazdığı her şeyi okudum, hakkında yazılan her şeyi de. kendim için görünen o ki okumaya da devam edeceğim.
bu bir öykü kitabı ve içindeki en önemli öykülerden biri de kitaba adını vermiş olan akbaba. her okuduğumda bu dünya üzerinde nasıl yalnız ve çaresiz bırakıldığımızı, zaten kaybetmiş olduğumuz bir savaşı sürdürmek konusunda ne kadar gereksiz bir heves duyduğumuzu hatırlarım.
akbaba, bu kitabı ilk okuduğumdan beri kemirmekte vücudumu ve ben yardım etmeye söz veren o adamın gelmesini bekliyorum.
yaklaşık 20 yıl aradan sonra tekrar okudum... aslında insan aradan bunca zaman geçince bir kitabı yeninden okuduğunda farklı duygular hisseder, farklı fikirler edinir, farklı yerlerin altını çizer. ancak benim kafka’yla ilişkim sanırım biraz farklı, sanki ezberimdeki bir metni okur gibi okudum kitabı yeniden, her sözcüğe aşinaydım. aynı duygu yoğunluğu, aynı hayranlıkla... elbette yeni fark ettiğim şeyler de oldu ama eski bir dostla karşılaşınca şakaklarındaki kırları fark etmek gibiydi. okuyunuz efendim, tekrar tekrar okuyunuz...
devamını gör...
annelerin söylediği yalanlar
çocuklarım, hepinizi aynı seviyorumdur. duruma göre birini muhakkak daha çok seviyordur.
devamını gör...
kafa sözlük
ilk günlerden itibaren büyük bir hevesle tanım girdiğim ve içerisinde bulunmaktan mutluluk duyduğum sözlüktür. son zamanlarda ise ne yazma hevesim var, ne de tanım girme.
bilgi içerikli ya da kayda değer bir başlık giriyorsun, pek umursanmıyor. başlık altına girilen tanım oranı ise gerçekten çok düşük. goygoy üzerine bir başlık olduğunda ise altı pek de bir dolu oluyor. sitem falan etmiyorum lütfen yanlış anlaşılmasın. fakat genel olarak tanım oranının düşük olması, entrylerin altındaki tanım oranının azlığı, goygoy üzerine başlıkların pek bir tutması beni sözlükten soğutmuştur.
bilgi içerikli ya da kayda değer bir başlık giriyorsun, pek umursanmıyor. başlık altına girilen tanım oranı ise gerçekten çok düşük. goygoy üzerine bir başlık olduğunda ise altı pek de bir dolu oluyor. sitem falan etmiyorum lütfen yanlış anlaşılmasın. fakat genel olarak tanım oranının düşük olması, entrylerin altındaki tanım oranının azlığı, goygoy üzerine başlıkların pek bir tutması beni sözlükten soğutmuştur.
devamını gör...
pfizer biontech aşısı olan yazarlar veri tabanı
2 dozunuda oldum,ilk dozumda boyle bir uyku hali yaptı,bir kaç günde kol ağrısı oldu,2. de ise nerdeyse hiç kolum ağrımadı.ben de ikinci dozda daha fazla tedirgin olmuştum,daha çok yan etkisi oluyor diye okumuştum ama çok şükür ilkinden daha iyiydi,hatta kol ağrısının aşı yapan kişiye bağlı olduğunu düşünüyorum,2. dozda eli okadar hafiftiki hiç anlamadım bile aşı olduğumu.
devamını gör...
sevgilinin en yakın arkadaşın olması
dünyanın en harika olaylarından biridir. yaşayan bilir.
devamını gör...
eve kahve makinesi almak
french press'le kahve demlemekten bıkan ben için büyük bir hayal olan mutfak aleti.
devamını gör...
cemal süreya
boyuna göre zayıf
kumral dalgalı saçları olan
geniş alına sahip
iri kahverengi gözleriyle insanların odak noktası olabilen
kar beyaz dişlere sahip oval yüzlü bir adamdı cemal süreya
hatta nüfus cüzdanındaki adı cemalettin seber'di
ama o cemal süreyya olarak yazmak istemişti
üvercinka adını verdiği sevgilisiyle girdiği iddiada kaybeder bir tane y harfini
o günden sonra bir daha hiç ama hiç kullanmaz o diğer y harfini
işte borcuna bu kadar sadık güvenilir bir insandı süreya
erzincan doğumlu bir muhacirdi aslında
sürgün edilmişti ilerleyen yaşlarında
kitaplarından birisine verdiği ad gibi
uçurumda açan bir çiçekti cemal süreya
şairlik fikrine daha bebekken kapılır
annesin anlattığı hikayelere bayılır
kar tanesini yani annesini küçük yaşta kaybeder
"küçük kalbimdeki kuş ölmüştü" der
ilkokulda dergi çıkarır tüm yazıları eliyle yazarmış
dergiyi sadece ona hayran kızlar takip edermiş
sayıları da sevmezmiş süreya
saatin kaç olduğunu 5. sınıfta öğrenmişti daha
ama o yazmayı çok severdi
herkesin kompozisyon ödevini de yapardı
yazmak kadar okumayı da çok severdi
daha ilkokulda suç ve cezayı defalarca okudu
karamazov kardeşleri de beş kere okumuştu
şiir bi yana sporu da çok severdi
fenerbahçe fanatiğiydi
ama metin oktay'a da saygı duyardı
hep futbol oynardı arkadaşlarıyla
edebiyatçılar takımı ve tiyatrocular takımı
gol kralı hiç değişmezdi
hep orhan kemal olurdu
ortaokulda koşu yarışmasını kazandı
ilk dolma kalemini eline aldı
şiir dört bir yanına işlemeye başlamıştı
küçük kalbindeki kuş ölünce üvey anneye mahkum oldu
kardeşleri de o da sürekli dayak yer dururdu
hatta üvey annesi süreya'yı zehirlemeye bile çalıştı
yemeğine cam kırıkları bile attı
bir oğlu bir kızı vardı
oğlu memo emrah namı diğer kadıköylü kürt memo
ve kendisiyle yıldızları hiç barışmayan kızı ayça
oğlu memo'dan çok çeker
üşümesin diye papirüs dergilerini bile yakar
evdeki en değerli kitapları sahaflara satar memo
ama o ses etmez
fakat ölümüne yakın memo'dan dayak yer
parasız olduğu vakitler karaladığı şiirleri kızı ayçaya verir
bunları sakla ileride para eder der
ayça şiirlerin ne kadar saçma olduğunu söyler
kızının nikahında bulunamaz
çünkü habersiz nikahın olduğundan
izmir'e sık sık giderdi süreya
arkadaşlarına hep bir hanımla buluşması olduğunu söylerdi
her buluşmadan döndüğünde dalgın suskun ve üzüntülü olurdu
arkadaşları sorardı nereden böyle diye
süreya kızı ayça'nın yanından olduğunu söylerdi
kadıköy sahilinde yürürdü hep
önünü hep iliklerdi
neden mi
her an karşıdan fazıl hüsnü dağlarca gelebilir diye
hatta dağlarca onunla konuşmayınca
bugün ağam sudan soğuk bakıyor derdi
şairi şairden başkasının tanımadığına üzülürdü hep
bir gün duraktaki bir adamın yanına yaklaşır
adam pazar postası okuyordur
hem de onun şiirinin bulunduğu sayfayı
adama nasılsınız efendim ben cemal süreya diye yaklaşır
adam
memnun oldum ben de nuri pakdil der

*
kumral dalgalı saçları olan
geniş alına sahip
iri kahverengi gözleriyle insanların odak noktası olabilen
kar beyaz dişlere sahip oval yüzlü bir adamdı cemal süreya
hatta nüfus cüzdanındaki adı cemalettin seber'di
ama o cemal süreyya olarak yazmak istemişti
üvercinka adını verdiği sevgilisiyle girdiği iddiada kaybeder bir tane y harfini
o günden sonra bir daha hiç ama hiç kullanmaz o diğer y harfini
işte borcuna bu kadar sadık güvenilir bir insandı süreya
erzincan doğumlu bir muhacirdi aslında
sürgün edilmişti ilerleyen yaşlarında
kitaplarından birisine verdiği ad gibi
uçurumda açan bir çiçekti cemal süreya
şairlik fikrine daha bebekken kapılır
annesin anlattığı hikayelere bayılır
kar tanesini yani annesini küçük yaşta kaybeder
"küçük kalbimdeki kuş ölmüştü" der
ilkokulda dergi çıkarır tüm yazıları eliyle yazarmış
dergiyi sadece ona hayran kızlar takip edermiş
sayıları da sevmezmiş süreya
saatin kaç olduğunu 5. sınıfta öğrenmişti daha
ama o yazmayı çok severdi
herkesin kompozisyon ödevini de yapardı
yazmak kadar okumayı da çok severdi
daha ilkokulda suç ve cezayı defalarca okudu
karamazov kardeşleri de beş kere okumuştu
şiir bi yana sporu da çok severdi
fenerbahçe fanatiğiydi
ama metin oktay'a da saygı duyardı
hep futbol oynardı arkadaşlarıyla
edebiyatçılar takımı ve tiyatrocular takımı
gol kralı hiç değişmezdi
hep orhan kemal olurdu
ortaokulda koşu yarışmasını kazandı
ilk dolma kalemini eline aldı
şiir dört bir yanına işlemeye başlamıştı
küçük kalbindeki kuş ölünce üvey anneye mahkum oldu
kardeşleri de o da sürekli dayak yer dururdu
hatta üvey annesi süreya'yı zehirlemeye bile çalıştı
yemeğine cam kırıkları bile attı
bir oğlu bir kızı vardı
oğlu memo emrah namı diğer kadıköylü kürt memo
ve kendisiyle yıldızları hiç barışmayan kızı ayça
oğlu memo'dan çok çeker
üşümesin diye papirüs dergilerini bile yakar
evdeki en değerli kitapları sahaflara satar memo
ama o ses etmez
fakat ölümüne yakın memo'dan dayak yer
parasız olduğu vakitler karaladığı şiirleri kızı ayçaya verir
bunları sakla ileride para eder der
ayça şiirlerin ne kadar saçma olduğunu söyler
kızının nikahında bulunamaz
çünkü habersiz nikahın olduğundan
izmir'e sık sık giderdi süreya
arkadaşlarına hep bir hanımla buluşması olduğunu söylerdi
her buluşmadan döndüğünde dalgın suskun ve üzüntülü olurdu
arkadaşları sorardı nereden böyle diye
süreya kızı ayça'nın yanından olduğunu söylerdi
kadıköy sahilinde yürürdü hep
önünü hep iliklerdi
neden mi
her an karşıdan fazıl hüsnü dağlarca gelebilir diye
hatta dağlarca onunla konuşmayınca
bugün ağam sudan soğuk bakıyor derdi
şairi şairden başkasının tanımadığına üzülürdü hep
bir gün duraktaki bir adamın yanına yaklaşır
adam pazar postası okuyordur
hem de onun şiirinin bulunduğu sayfayı
adama nasılsınız efendim ben cemal süreya diye yaklaşır
adam
memnun oldum ben de nuri pakdil der

*
devamını gör...
özlemek
özlemek, özlemek. güzeldir aslında kavusacagını bilerek, hiç gormedigin birini özlemek. bir gün kavusacagini düşünerek yaşarsın çünkü, o özlem umut ile sımsıkı tutunur birbirine. o otogarlardaki kavuşmalar, kocaman sarılmalar ne masumdur aslında. peki ya hiç kavusamayacaģın birini özlemek? bir daha sonsuza kadar görmeyecegin birini özlemek? bu dünyadaki cehennemin başka bir çeşididir dostlar. her geçen gün katlanarak daha fazla yakar insanın yüreğini. kavurur durur da kalbini; ses çıkaramaz dilin, nefesin, sesin. günden güne eritir içindeki umut tanelerini. ta ki tamamen bitene kadar dostlar. ta ki bitene kadar...
devamını gör...
sevgi
japon düşünür ve yazar masumi toyotome 3 tür sevgi olduğunu belirtmiştir. bunlar eğer, çünkü ve rağmen sevgi türleridir.
1.eğer: belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgidir.
2.çünkü: bu tür sevgi de kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir.
3.rağmen: bu sevgide insan bir şey beklediği için değil bir şeyler eksik olmasına rağmen sevilir.
sevgiyi üç şekilde açıklayan japon düşünür masumi toyotome “rağmen” türü sevginin dünyada oldukça az olduğunu ve en çok buna ihtiyaç duyduğumuzu söylemiştir.
1.eğer: belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgidir.
2.çünkü: bu tür sevgi de kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir.
3.rağmen: bu sevgide insan bir şey beklediği için değil bir şeyler eksik olmasına rağmen sevilir.
sevgiyi üç şekilde açıklayan japon düşünür masumi toyotome “rağmen” türü sevginin dünyada oldukça az olduğunu ve en çok buna ihtiyaç duyduğumuzu söylemiştir.
devamını gör...
tarihi dizilerden öğrenmek
aslında hiç de kötü değildir. bilakis kaliteli ve gerçeğe uygun bir dizi mevzubahis zaman dilimine olan bilginizi çabucak arttırabilir ve ufkunuzu açar. tabii ki izleyeceğiniz tarihi dizilerin diriliş ertuğrul ve türevleri olmamasına dikkat edin. güzel bir tavsiye olarak netflix'te yayınlanan "roman empire" dizisini örnek verebilirim şimdilik.
devamını gör...
kitap önerileri
devamını gör...
art arda
"birbirinin ardı sıra, birbiri arkasından" anlamına gelen, konuşurken kullanmayı çok sevdiğim ifade.
örnek: cem karaca'nın "bu biçim" şarkısını art arda üç defa dinledim.
örnek: cem karaca'nın "bu biçim" şarkısını art arda üç defa dinledim.
devamını gör...
sorgu meleğine öyle bir şey söyle ki seni cennete alsın
türkiye'den geliyorum.
devamını gör...
normal sözlük - yedikule hayvan barınağı yardım kampanyası
tam hayvanlara kötü davranan insanlarla ilgili bir başlığı yayınladıktan sonra bu başlığa denk geldim. ne diyeyim ki pamuk gibi oldum şu an teşekkürler kafa sözlük.
devamını gör...
kafa izni
dönülmez akşamın ufkundayım, vakit çok geç
bu son fasıldır, ey ömrüm, nasıl geçersen geç
bu son fasıldır, ey ömrüm, nasıl geçersen geç
devamını gör...
yaşamaya dair
nazım hikmet ran'ın yazmış olduğu muhteşem şiir. aynı zamanda genco erkal'ın tülay günal ile birlikte oynadığı nazım hikmet'in eserlerinden oluşan oyununun da ismi. yine genco erkal ve fazıl say bu eseri çok güzel yorumlamış. ayrıca büyük ev ablukada'nın güneş yerinde şarkısında şiirin son bölümü yer almıştır.
--- alıntı ---
1
yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
2
diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948
3
bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...
--- alıntı ---
--- alıntı ---
1
yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
2
diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948
3
bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...
--- alıntı ---
devamını gör...
sürekli dert anlatan tipler
sürekli kendi derdini anlatır, akıl ister. akıl verdiğinde asla dinlemez. kendi derdini anlatacak olsan fırsat vermez. halbuki senin daha fazla derdin vardır, yormak için kimseye anlatmazsın. içinde çürür.
devamını gör...
regl oldum demenin alternatif yolları
hasta oldum. en gıcık olduğum tanım şekli. genellikle orta yaş ve üstü kadınlara söylediğimde anlarlar. kendi yaşıtlarıma regl oldum. erkeklerin yanında kaş göz işaretiyle hemcimsime derdimi anlatma. pasif feminist olunca böyle oluyor.. sad :(
*ayriyettenn: arkama bak
*ayriyettenn: arkama bak
devamını gör...
ekşi sözlük'te ülkücülere edilen ağır hakaret
ülkücü itlerin aslında terörist olduğu gerçeği başlığını gündeme taşıyanlardan en kısa zamanda kanunlar çerçevesinde hesap sorulması dileğiyle.
eksisozluk.com/ulkucu-itler...
ek: ülkücülüğü üç beş tane çakalın tavrına indirgeyen, türk milliyetçiliğini topyekün aşağılamaya çalışan köpeklere karşı tüm kurtluğumuz ile buradayız. ekşi'de açılan bu başlıktan legal yollar ile hesap soramayan milliyetçilerin iki elim yakasındadır.
ek 2: çok bilir bir yazar ''sözlük yazarlarının yazdıklarından yöneticiler değil, yazarın kendisi sorumludur.'' diye belirtmiş.
ekşi'deki gündeme sürekli türk düşmanlığı ajite edenlere dair üç beş cümle edecek bilinçteyiz şükür.
eksisozluk.com/ulkucu-itler...
ek: ülkücülüğü üç beş tane çakalın tavrına indirgeyen, türk milliyetçiliğini topyekün aşağılamaya çalışan köpeklere karşı tüm kurtluğumuz ile buradayız. ekşi'de açılan bu başlıktan legal yollar ile hesap soramayan milliyetçilerin iki elim yakasındadır.
ek 2: çok bilir bir yazar ''sözlük yazarlarının yazdıklarından yöneticiler değil, yazarın kendisi sorumludur.'' diye belirtmiş.
ekşi'deki gündeme sürekli türk düşmanlığı ajite edenlere dair üç beş cümle edecek bilinçteyiz şükür.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
bazen her şeyi değiştirebilecek güçte olduğumu hissediyorum. kendi hayatım için yani, her şeyi yapmaya gücüm yetermiş gibi geliyo.
sonra hiçbir şeye gücümün yetmediğini görüyorum. öyle şıp diye olmuyo her şey. şıp diye yabancı dilleri öğrenemiyorum, tarihteki birçok şeyi hâlâ bilmiyorum. hayatta çok eksiğim var. bilgim hep eksik. ne kadar öğrenirsem öğreneyim eksik. kocaman bi evrendeyiz ve bi toz zerresi bile değiliz.
ama yine de -işte yine de- kendimiz yapabiliriz, kendimizi biz geliştirebiliriz.
sonra hiçbir şeye gücümün yetmediğini görüyorum. öyle şıp diye olmuyo her şey. şıp diye yabancı dilleri öğrenemiyorum, tarihteki birçok şeyi hâlâ bilmiyorum. hayatta çok eksiğim var. bilgim hep eksik. ne kadar öğrenirsem öğreneyim eksik. kocaman bi evrendeyiz ve bi toz zerresi bile değiliz.
ama yine de -işte yine de- kendimiz yapabiliriz, kendimizi biz geliştirebiliriz.
devamını gör...