elm radyo'da (sözlük radyosu mini dizisi)
bazı nedenlerden ötürü* kendimi unkapanı'ndaki fırsatçı, bıyıklı ve tesbihli yetenek avcısı dayılar gibi hissediyorum.
radyoda çığır açacak bir yayın olacağını daha fragmanından hissettiren program olacak bu, belli oldu.
çok çok başarı bol bol dinleyici diliyorum sevgili yayıncımız, hayırlı olsun.*
radyoda çığır açacak bir yayın olacağını daha fragmanından hissettiren program olacak bu, belli oldu.
çok çok başarı bol bol dinleyici diliyorum sevgili yayıncımız, hayırlı olsun.*
devamını gör...
haydar haydar
sözleri aşık sıdkı’ya, bestesi ali ekber çiçek’e ait türkü. sözlerine bir bakalım;
“ondört bin yıl gezdim pervanelikte
sıtk-ı ismin buldum divanelikte
içtim şarabını mestanelikte
kırkların ceminde dara düş oldum.”
aşık burada, 14 yıl boyunca diyar diyar gezmeyi ve sonunda kendisini bulmasını anlatır. pervanelikten, bir öğreti olarak divaneliğe. sıtk-ı ismin buldum divanelikte dediği kısım, aslında aşık olarak bir olgunluğa ermesi demektir. ve kendisine “divane” mahlası verilmesidir. o güne kadar mahlas olarak “pervane” yi kullanan aşık sıdkı, artık “divane” mahlasıyla sözlerini yazacaktır. (aşık sıdkı’ya ait bir başka güzel türküde “zülfü kaküllerin amber misali” erkan oğur seslendirmiştir.)
içtim şarabını dediği kısım ise, alevi öğretisinde önemli yer olan “kırklar cemi” nde bir üzüm tanesinin kırk kişiye eşit şekilde pay edilmesidir ki, buna “dem” denir. aşık burada şarabın değil, aşkın sarhoşluğunu anlatır.
türkünün sözleri kadar ve hatta bana göre sözleri de dinamitleyen kısmı ise bestesidir. ali ekber çiçek bu beste için iki yıl çalışmıştır. besteyi tamamladığında “ben ne yaptım?” der.
sanatçı uzun saplı bağlamayı çoğur düzeniyle kullanmaktadır bu bestede. böylece şarkının temel ezgisini bir yandan verirken diğer yandan akor örgüsüyle temel ezgiyi güçlendirme fırsatı bulur. vuruşlar aranağmelerde 16 hatta 32'lik mızrap (tezene) vuruşuna kadar çıkabilmektedir. bestenin ana nağmesinde ise mızrap sert vuruşlarla tellerde gezinmekte ve bilek ise muazzam bir dengeyle inip çıkmaktadır. şarkının duraksamaları (es) da hatırı sayılır oranda müzikal beceri istemektedir. bu nedenle haydar haydar bestesinin icrası hemen her bağlama virtüözünde bir "ölçüt" sayılır.
bağlama tellerine dokunan biri olarak şunu belirteyim; bu beste bir başyapıttır.
bir çok sanatçı tarafından icra edilmiştir. benim sevdiğim yorum ise cem adrian’dır.
erdal erzincan’nın solo bağlamasıyla transa geçen cem adrian’ı dinleyin derim.
transagider
“ondört bin yıl gezdim pervanelikte
sıtk-ı ismin buldum divanelikte
içtim şarabını mestanelikte
kırkların ceminde dara düş oldum.”
aşık burada, 14 yıl boyunca diyar diyar gezmeyi ve sonunda kendisini bulmasını anlatır. pervanelikten, bir öğreti olarak divaneliğe. sıtk-ı ismin buldum divanelikte dediği kısım, aslında aşık olarak bir olgunluğa ermesi demektir. ve kendisine “divane” mahlası verilmesidir. o güne kadar mahlas olarak “pervane” yi kullanan aşık sıdkı, artık “divane” mahlasıyla sözlerini yazacaktır. (aşık sıdkı’ya ait bir başka güzel türküde “zülfü kaküllerin amber misali” erkan oğur seslendirmiştir.)
içtim şarabını dediği kısım ise, alevi öğretisinde önemli yer olan “kırklar cemi” nde bir üzüm tanesinin kırk kişiye eşit şekilde pay edilmesidir ki, buna “dem” denir. aşık burada şarabın değil, aşkın sarhoşluğunu anlatır.
türkünün sözleri kadar ve hatta bana göre sözleri de dinamitleyen kısmı ise bestesidir. ali ekber çiçek bu beste için iki yıl çalışmıştır. besteyi tamamladığında “ben ne yaptım?” der.
sanatçı uzun saplı bağlamayı çoğur düzeniyle kullanmaktadır bu bestede. böylece şarkının temel ezgisini bir yandan verirken diğer yandan akor örgüsüyle temel ezgiyi güçlendirme fırsatı bulur. vuruşlar aranağmelerde 16 hatta 32'lik mızrap (tezene) vuruşuna kadar çıkabilmektedir. bestenin ana nağmesinde ise mızrap sert vuruşlarla tellerde gezinmekte ve bilek ise muazzam bir dengeyle inip çıkmaktadır. şarkının duraksamaları (es) da hatırı sayılır oranda müzikal beceri istemektedir. bu nedenle haydar haydar bestesinin icrası hemen her bağlama virtüözünde bir "ölçüt" sayılır.
bağlama tellerine dokunan biri olarak şunu belirteyim; bu beste bir başyapıttır.
bir çok sanatçı tarafından icra edilmiştir. benim sevdiğim yorum ise cem adrian’dır.
erdal erzincan’nın solo bağlamasıyla transa geçen cem adrian’ı dinleyin derim.
transagider
devamını gör...
aile gelir gider hesabı
ailedeki harcamaların hangi yöntemle ve kim/kimler tarafından yapılacağını anlatır.
bu konuda bir kaç gündür düşünüyorum. çevremde bir kaç tane ev hanımı var. kocasının sabahları harçlık bırakmayı unuttuğunu söyleyenler, ne kadar birikimimiz olduğunu bilmiyorum diyenler, kocasının gümüldür'den arsa alıp sattığını komşunun kocasından öğrenenler, yaptığı alısveris için kocasından iki kat para alıp kalan miktarla soluğu kuaforde alanlar.... bir de çalışan (öğretmen) kadın arkadaşlarım var. bunların içinde de maaş kartını evlendikleri ay kocasına verip bir daha hiç görmeyenler, maaşının ne kadar olduğunu bilmediğini söyleyenler, evdeki tüm para hesabını kocasının yaptığını ama bundan memnun olduğunu söyleyenler var.
bunlari duyunca gerçekten şaşırıp kalıyorum. insan neden hayatını paylaştığı kadından parasını saklar ya da insan neden o kadar yıl emek verdiği mesleğinin maaşını bilmez ?
bunların yanında günümüzde boşanmaların altta yatan sebeplerinin başında çiftlerin para konusunda uyumsuzlukları geldiğini okuyorum.
taraflardan birinin bagimliliklari için yaptığı harcamalar, kendi ailesine yaptığı yardımlar, ülkenin ekonomik durumu vs gibi konuları saymıyorum bile.
annemin zamanını düşünüyorum.
annem ve arkadaşları ilkokul ya da en fazla orta okul mezunuydu. zaman zaman altin günlerinde bu konu açılırdı ve istisnasız herkes aynı şeyi söylerdi. para ortak bir yerde duruyor, ihtiyaci olan alıp kullanır. aramızda ayrı gayrı olmaz. teknoloji alanında ilerlerken kültür alanında ciddi oranda düşüşe geçtiğimizi düşünüyorum.
bence ailedeki gelir gider hesabı çiftlerin benlik algıları iletişim becerileri ile doğru orantılı. arkadaş, evlisin evli. karşında el açmak zorunda olduğun baban yok, o evin işlerini yapıyor o hayatı paylasiyorsan parayı da seninle paylaşmak zorunda.
karşında hizmetçin yok. sen dışarıda çalışıyorsun diye tüm gün evinin işini yapıp hayatın her anını seninle paylaşan kadına paranın hesabını vermek zorundasın.
daha parayı birlikte harcayamiyor bu konuda ortak karar alamiyorsan neden aynı yatağı paylasiyorsun ?
bizde ise herkesin kartı kendi cebinde durur, herkes istediğini alır,para ortaktır, harcamalardan herkesin haberi vardır. aynı mutluluk ve hüznün ortak olduğu gibi. elbette bu noktaya gelmek için bir miktar gerginlik, bir miktar acı tecrübe yaşanmıştır. yine de bu yazıyı okuyan genc hemcinslerime "paranızı eşinize karşı bir koz olarak kullanmayın ama maaş kartınızı da kimseye kaptırmayın. bakiye sıfır da olsa kart her zaman sizin cüzdanınızda kalmalı." önerisini verebilirim.
bu konuda bir kaç gündür düşünüyorum. çevremde bir kaç tane ev hanımı var. kocasının sabahları harçlık bırakmayı unuttuğunu söyleyenler, ne kadar birikimimiz olduğunu bilmiyorum diyenler, kocasının gümüldür'den arsa alıp sattığını komşunun kocasından öğrenenler, yaptığı alısveris için kocasından iki kat para alıp kalan miktarla soluğu kuaforde alanlar.... bir de çalışan (öğretmen) kadın arkadaşlarım var. bunların içinde de maaş kartını evlendikleri ay kocasına verip bir daha hiç görmeyenler, maaşının ne kadar olduğunu bilmediğini söyleyenler, evdeki tüm para hesabını kocasının yaptığını ama bundan memnun olduğunu söyleyenler var.
bunlari duyunca gerçekten şaşırıp kalıyorum. insan neden hayatını paylaştığı kadından parasını saklar ya da insan neden o kadar yıl emek verdiği mesleğinin maaşını bilmez ?
bunların yanında günümüzde boşanmaların altta yatan sebeplerinin başında çiftlerin para konusunda uyumsuzlukları geldiğini okuyorum.
taraflardan birinin bagimliliklari için yaptığı harcamalar, kendi ailesine yaptığı yardımlar, ülkenin ekonomik durumu vs gibi konuları saymıyorum bile.
annemin zamanını düşünüyorum.
annem ve arkadaşları ilkokul ya da en fazla orta okul mezunuydu. zaman zaman altin günlerinde bu konu açılırdı ve istisnasız herkes aynı şeyi söylerdi. para ortak bir yerde duruyor, ihtiyaci olan alıp kullanır. aramızda ayrı gayrı olmaz. teknoloji alanında ilerlerken kültür alanında ciddi oranda düşüşe geçtiğimizi düşünüyorum.
bence ailedeki gelir gider hesabı çiftlerin benlik algıları iletişim becerileri ile doğru orantılı. arkadaş, evlisin evli. karşında el açmak zorunda olduğun baban yok, o evin işlerini yapıyor o hayatı paylasiyorsan parayı da seninle paylaşmak zorunda.
karşında hizmetçin yok. sen dışarıda çalışıyorsun diye tüm gün evinin işini yapıp hayatın her anını seninle paylaşan kadına paranın hesabını vermek zorundasın.
daha parayı birlikte harcayamiyor bu konuda ortak karar alamiyorsan neden aynı yatağı paylasiyorsun ?
bizde ise herkesin kartı kendi cebinde durur, herkes istediğini alır,para ortaktır, harcamalardan herkesin haberi vardır. aynı mutluluk ve hüznün ortak olduğu gibi. elbette bu noktaya gelmek için bir miktar gerginlik, bir miktar acı tecrübe yaşanmıştır. yine de bu yazıyı okuyan genc hemcinslerime "paranızı eşinize karşı bir koz olarak kullanmayın ama maaş kartınızı da kimseye kaptırmayın. bakiye sıfır da olsa kart her zaman sizin cüzdanınızda kalmalı." önerisini verebilirim.
devamını gör...
gedik
din ayrımı gözetmeden kurulan ve niteliğinden fazla bir şey kaybetmeyen tekel denilebilir. bu bir çeşit imtiyaz ve bunu alamayanlar ticaret yapamazlardı. ıslahat fermanı (1856) ile gedik beratlarına son verildi. isteyen herkes ticaret yapma hürriyetine kavuştu. dilimize yerleşmiş olan bu işin gediklisi sözü, belli bir imtiyazı ifade eder.
devamını gör...
dooku's lightsaber
star wars evreninin en önemli karakterlerinden biri olan darth tyranus veya bilinen ismiyle kont dooku'nun kendisi ile özdeşleşmiş kabzası kavisli ışın kılıcı. ışın kılıcının kabzasının kavisli olması aslında hem karakterin kendisi hem de karakteri oynayan oyuncu christopher lee ile ilgili.
bu alışılmadık kılıcın kullanımı eski bir jedi tekniğine dayanıyor. kont dooku yedi jedi tekniğinden ikincisi olan form ii: makashi'nin ustalarından biridir. bu teknik daha düello odaklı, fiziksel güçten ziyade zamanlama, zeka ve çeviklik üzerine bir teknik bundan ötürü dooku tekniği tam anlamı ile kullanabilmek için ve kabzanın eline tamamen oturabilmesi için kavisli bir kabza kullanıyor. kılıcın tasarımı yüksek ihtimalle eskrim'de kullanılan italyan floresinden etkilenmiş. bu noktada işler christopher lee ile bağlanıyor aslında. lee oldukça iyi bir kılıç ustası olmanın yanında aynı zamanda şampiyon bir eskrimci. önceki hikayelere bağlansa bile kont dooku'nun silahı onu oynayan oyuncuya göre de şekillenmiş durumda yani. bu kılıç tipinin özel bir ismi de var aynı zamanda; lightfoil. ne kadar ağıza alınmayacak laflar edilesi bir karakter olsa bile kılıcı tutan elin güçlü olmasındansa o kılıcı nasıl kullanacağına karar veren beynini daha ön planda tutması ve kılıcını bile buna göre şekillendirmesi ile muhtemelen tarihin gördüğü en klas sith lordlarından biri kendisidir.
zaman zaman nadir de olsa farklı lightsaber tipleri görüyoruz ama artık kılıçların zamanı değil. ateşli silahların yaygınlaşmasıyla nasıl samuraylar dağılıp gittiyse - gerçi onlar da zaman zaman kullanmışlar siz last samurai filmine aldanmayın- star wars evrenindeki bu kılıçlar da artık teknoloji ile başa çıkamıyor. yine de düellocu ruhunu kaybetmeyip kont dooku izleyenlere görsel şölen yaşatmıştır.
bu alışılmadık kılıcın kullanımı eski bir jedi tekniğine dayanıyor. kont dooku yedi jedi tekniğinden ikincisi olan form ii: makashi'nin ustalarından biridir. bu teknik daha düello odaklı, fiziksel güçten ziyade zamanlama, zeka ve çeviklik üzerine bir teknik bundan ötürü dooku tekniği tam anlamı ile kullanabilmek için ve kabzanın eline tamamen oturabilmesi için kavisli bir kabza kullanıyor. kılıcın tasarımı yüksek ihtimalle eskrim'de kullanılan italyan floresinden etkilenmiş. bu noktada işler christopher lee ile bağlanıyor aslında. lee oldukça iyi bir kılıç ustası olmanın yanında aynı zamanda şampiyon bir eskrimci. önceki hikayelere bağlansa bile kont dooku'nun silahı onu oynayan oyuncuya göre de şekillenmiş durumda yani. bu kılıç tipinin özel bir ismi de var aynı zamanda; lightfoil. ne kadar ağıza alınmayacak laflar edilesi bir karakter olsa bile kılıcı tutan elin güçlü olmasındansa o kılıcı nasıl kullanacağına karar veren beynini daha ön planda tutması ve kılıcını bile buna göre şekillendirmesi ile muhtemelen tarihin gördüğü en klas sith lordlarından biri kendisidir.
zaman zaman nadir de olsa farklı lightsaber tipleri görüyoruz ama artık kılıçların zamanı değil. ateşli silahların yaygınlaşmasıyla nasıl samuraylar dağılıp gittiyse - gerçi onlar da zaman zaman kullanmışlar siz last samurai filmine aldanmayın- star wars evrenindeki bu kılıçlar da artık teknoloji ile başa çıkamıyor. yine de düellocu ruhunu kaybetmeyip kont dooku izleyenlere görsel şölen yaşatmıştır.
devamını gör...
erkeklerin gittikçe kılıbıklaşıp bir tuhaf olmaları
kadınlardan sonra şimdi de sıra erkeklerde niye böyleyiz anlayamıyorum gerçekten.
devamını gör...
burcuna göre sevgili seçme
çok takılınmaması gerektiğini düşünürken, "burc da neymis yeaağ" derken ikizler burcu tanıyınca geçerliliğine inandığım yöntem.
devamını gör...
eksi oy sistemi gelmesin kampanyası
ben de eksi oy gelmesine karşı çıkanlardanım. ama bir o kadar eksi oy isteyen yazarlar var ki gelirse de yarın bunun seri eksi oyuydu, bu tanım niye eksilendi gibi hayıflanma, şikayet ve kaoslar artacak. sol akış eksi oy mevzularıyla akıp gidecek. artık gelirse de dünyanın sonu değil, eksi oydan korkacak değiliz. yüksekten korksak eyfel kulesine çıkmazdık.
devamını gör...
tuna kiremitçi
cehalet eskiden de vardı ama hiç bugünkü kadar özgüvenli olmamıştı.sözünün sahibidir.
devamını gör...
tecavüz
şimdi size bir hikaye anlatayım sayın sözlük yazarları. tamamen benim uydurmama rağmen daha önce oldu,şimdi bir yerlerde oluyor ve gelcekte de olacak. ta ki biz dur diyene kadar.(hikaye sizi iğrendirebilir ama gerçekler maalesef böyle)
ahmet şırnak'ta fırıncılık yapan bir esnaftı. insanlar onu ahlaklı biri olarak bilirdi. ama iç yüzü öyle değildi. çocukluğundan beri cinselliği kötü bir şeymiş gibi anlatan ve yasaklayan ailesinden dolayı en küçük bir şeyde bile azıyordu.ama çevresindeki kızlar kapalıydı. uzun elbise giyiyorlardı. dışarda hatları belli eden birini gördüğünde dışından onu lanetliyordu ama içten içe onu arzuluyordu.onun tek kaynağı ise çevresiydi. kendini tatmin etmek için çevresindeki insanlara bakıyordu. onları hayal ediyordu. sonra yaşı küçük akrabalarının daha açık giyindiğini farketti. ve daha masumlardı. onlara kötü niyetli baksa hatta dokunsa bile bunu anlamazlardı. ve artık onları arzulamaya başladı. onlara dokunmaya başladı. çocuklar ise bunun bir oyundan ibaret olduğunu zannediyordu. bir gün yalnız kaldıklarında o malum hatayı yaptı. ona çok zevk vermişti. ama çocuk için aynı şey söylenemezdi. sonra ailesinin bunu farkedeceğini anladı ve kıvrak zekası hemen bir fikir buldu. çocuğu öldürüp bir yere gömmeliydi. böylece çocuk kaybolacak ve hatası yok olacaktı. ama işler beklenildiği gibi gitmedi. ailesi jandarmaya başvurdu. ama o ahlaklı bir insandı. kimse ondan şüphelenmezdi. 15 gün geçtikten sonra deliller neticesinde şüpheler onun üzerine yoğunlaştı. ve itiraf etmek zorunda kaldı. insanlar şok olmuştu. nasıl böyle bir şey yapabilirdi? o müslüman bir ailede yetişmişti. ve çevresi de çok ahlaklıydı.
ah ahh bir gün anlayacaklar neden böyle olduğunu. bir şeyi ne kadar fazla sıkıştırırsanız o kadar şiddetli patlar. yasaklar her zaman çekicidir. islamın kadınlara uyguladığı kıyafet kanunları yetişkinleri başka yönlere çekiyor. "islam kusursuzdur, müslümanlar değil" demeyin sakın. sonsuz kudreti olan bir tanrının bunu hesaplayamaması kadar saçma bir şey olabilir mi?
çok üzülüyorum be sözlük. her erkeğin tecavüzcü olma potansiyeli varsa bunun ana sebebi islamdır. insanlara bu güvensizliği vermesinin sebebi islamdır. umarım bu kara bulutlar üstümüzden dağılır ve güneşi görebiliriz. gerçi galaksi lideri marx'tan daha fazla inançsız genç yetiştirdi bu büyük bir umut kapısı. z kuşağı bu gibi sorunları atlatıcaktır. sağlıcakla kalın.
ahmet şırnak'ta fırıncılık yapan bir esnaftı. insanlar onu ahlaklı biri olarak bilirdi. ama iç yüzü öyle değildi. çocukluğundan beri cinselliği kötü bir şeymiş gibi anlatan ve yasaklayan ailesinden dolayı en küçük bir şeyde bile azıyordu.ama çevresindeki kızlar kapalıydı. uzun elbise giyiyorlardı. dışarda hatları belli eden birini gördüğünde dışından onu lanetliyordu ama içten içe onu arzuluyordu.onun tek kaynağı ise çevresiydi. kendini tatmin etmek için çevresindeki insanlara bakıyordu. onları hayal ediyordu. sonra yaşı küçük akrabalarının daha açık giyindiğini farketti. ve daha masumlardı. onlara kötü niyetli baksa hatta dokunsa bile bunu anlamazlardı. ve artık onları arzulamaya başladı. onlara dokunmaya başladı. çocuklar ise bunun bir oyundan ibaret olduğunu zannediyordu. bir gün yalnız kaldıklarında o malum hatayı yaptı. ona çok zevk vermişti. ama çocuk için aynı şey söylenemezdi. sonra ailesinin bunu farkedeceğini anladı ve kıvrak zekası hemen bir fikir buldu. çocuğu öldürüp bir yere gömmeliydi. böylece çocuk kaybolacak ve hatası yok olacaktı. ama işler beklenildiği gibi gitmedi. ailesi jandarmaya başvurdu. ama o ahlaklı bir insandı. kimse ondan şüphelenmezdi. 15 gün geçtikten sonra deliller neticesinde şüpheler onun üzerine yoğunlaştı. ve itiraf etmek zorunda kaldı. insanlar şok olmuştu. nasıl böyle bir şey yapabilirdi? o müslüman bir ailede yetişmişti. ve çevresi de çok ahlaklıydı.
ah ahh bir gün anlayacaklar neden böyle olduğunu. bir şeyi ne kadar fazla sıkıştırırsanız o kadar şiddetli patlar. yasaklar her zaman çekicidir. islamın kadınlara uyguladığı kıyafet kanunları yetişkinleri başka yönlere çekiyor. "islam kusursuzdur, müslümanlar değil" demeyin sakın. sonsuz kudreti olan bir tanrının bunu hesaplayamaması kadar saçma bir şey olabilir mi?
çok üzülüyorum be sözlük. her erkeğin tecavüzcü olma potansiyeli varsa bunun ana sebebi islamdır. insanlara bu güvensizliği vermesinin sebebi islamdır. umarım bu kara bulutlar üstümüzden dağılır ve güneşi görebiliriz. gerçi galaksi lideri marx'tan daha fazla inançsız genç yetiştirdi bu büyük bir umut kapısı. z kuşağı bu gibi sorunları atlatıcaktır. sağlıcakla kalın.
devamını gör...
normal sözlük’teki oylama alışkanlığı
mesela yukaridaki arkadasin entry sinin 15 oy almasi ve benim ne diyor lan bu hırt deyip gecilmem olayi ozetler. olum hepiniz topsunuz top baska da bi sey demiyorum.
devamını gör...
vücudun gösterdiği tuhaf tepkiler
günler süren uykusuzluktan sonra çalışma masamın önünde beynimin sartelleri kapatması ile ayakta su içerken uyumuştum.
uyandığım zaman aradan 2 saat geçmişti. bu olaya çok şaşırmıştım.
daha sonra 2 kere yine aynı sey oldu. bir daha da o kadar uykusuz kalmadım.
uyandığım zaman aradan 2 saat geçmişti. bu olaya çok şaşırmıştım.
daha sonra 2 kere yine aynı sey oldu. bir daha da o kadar uykusuz kalmadım.
devamını gör...
şemsi tebrizi ile werner heisenberg'in aynı öğüdü vermesi
iki farklı insan birisi 20.yy'da yaşamış bir fizikçi diğeri 13.yy'da yaşamış bir alim ama ikisi de aynı öğütü veriyor:
şems-i tebrîzî dedi ki;
"kader; yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir
öyleyse, ne hayatın hakimisin
ne de hayat karşısında çaresiz."
belirsizlik ilkesini bulmuş olan werner heisenberg, "yaşamda harmoniyi/ahengi arayan kişi varoluş oyununda hem oyuncu hem seyirci olduğunu asla unutmamalıdır..."
gerçekten çok garip
şems-i tebrîzî dedi ki;
"kader; yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir
öyleyse, ne hayatın hakimisin
ne de hayat karşısında çaresiz."
belirsizlik ilkesini bulmuş olan werner heisenberg, "yaşamda harmoniyi/ahengi arayan kişi varoluş oyununda hem oyuncu hem seyirci olduğunu asla unutmamalıdır..."
gerçekten çok garip
devamını gör...
z kuşağı sözlükten uçurulsun kampanyası
salın şu z kuşağını artık. ülkenin geleceği z kuşağıdır ve her z kuşağı olan birey aynı değildir.
t: z kuşağı kadar başınıza taş düşsün dediğim başlıktır.
t: z kuşağı kadar başınıza taş düşsün dediğim başlıktır.
devamını gör...
7 mayıs 2021 market satış yasağı
nasıl bir distopik ülkeye geldik ya
bu ülkede yaşayacağıma isveç’in köyünde elma veren ağaç olaydım
bu ülkede yaşayacağıma isveç’in köyünde elma veren ağaç olaydım
devamını gör...
geçmişe not
geçmiş ama bitmemiş. bitseydi gelip buraya yazarak , onun vermiş olduğu ruhani darlığı azaltmaya çalışmazdın. oysa sen dediklerinden ve yaptıklarından pişman değilsin ama hissettiklerin... keşke demiyorsun lakin olmasa daha iyi olurmuş. hssetmesen daha iyi olabilirmiş.
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin
sovyet destekçisi olmasına rağmen boca juniors rozetine karma puanı bayılan bir arkadaş. hayır yani senin arjantin liginin futbol takımıyla ne işin var? ne günlere kaldık dostlar. sözlüğün kurucusu gizli arjantin mafyası çıktı.
devamını gör...


