hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
dini olmayan erkekle evlenmek
islam'da haram kılımış durumdur.
“... iman etmedikleri sürece, allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de iman eden bir köle ondan daha hayırlıdır.” (bakara, 2/221).
bu ayettir hadis değildir yani tartışılmaz bir durumdur. ha yinede evlenemez misiniz evlenirsiniz ama yaptığınız zina olur. allah günahları affedendir çok bağışlayandır. belki bağışlar.
“... iman etmedikleri sürece, allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de iman eden bir köle ondan daha hayırlıdır.” (bakara, 2/221).
bu ayettir hadis değildir yani tartışılmaz bir durumdur. ha yinede evlenemez misiniz evlenirsiniz ama yaptığınız zina olur. allah günahları affedendir çok bağışlayandır. belki bağışlar.
devamını gör...
30 yaş her şey için geç midir sorunsalı
olmayan sorunsaldır.
60ından sonra hayata yeniden başlayan bir kadının kızı olarak konuşuyorum. hayat her an yeniliklere gebe.
60ından sonra hayata yeniden başlayan bir kadının kızı olarak konuşuyorum. hayat her an yeniliklere gebe.
devamını gör...
bu başlıkta kendimizi kandırıyoruz
yaptıklarımdan eşşek gibi pişman olmadım . hatta iyi ki yapmışım . hayatımı mahvettiğim için çok mutluyum.
devamını gör...
mesleğinizi söyleyince aldığınız tepkiler
-sadece kadınlar mı geliyor?
-seansı ne kadar?
- yaza kadar sıkılaşırmıyım?
pilates eğitmenliği
-seansı ne kadar?
- yaza kadar sıkılaşırmıyım?
pilates eğitmenliği
devamını gör...
tutankamonun laneti
sözlükteki sıcaklığını hissettiğim yazar, tabi ki iş radyoda sesini duymaya geldiği vakit sıcaklık daha da kendisini hissettiriyor.
devamını gör...
izmirlilerin kendilerini üstün görme çabası
üstünlük değildir o , farklılıktır.
sen bilinç altında nasıl tanımlarsan o şekilde görürsün karşındakini .
evet, farklıdır izmir ve izmirli , hayata oldukça farklı bir pencereden bakar.
anadolunun o köhne düşünce yapısı yoktur, tabularla yaşamaz, hiç bir şeyi de kendi düşüncesinin, aklının üzerine koymaz .
ama ezbere yapmaz bunu , izler, gözlem yapar , düşünür ve sorgular .
bodoslama gitmez hiçbir şeyin peşinden.
özgürlük en önde yer alır izmirlinin hayatında. kimseye karışmaz, kimseyi de karıştırmaz tercihlerine .
ali amca ne der , ayşe teyze ne düşünür derdine düşmez, yani başkası için değil, kendine ait olan kısacık hayatı, kendi için yaşar.
buna benzer başlıkları açanların da , altına eleştirel yorum yapanların da aslında yaşamayı arzu ettikleri bir modeldir izmir, ama herkese de nasip olmaz, kimilerine sadece tv'lerden gösterir o aydınlık yüzünü...
edit: son dönemde ülkenin genelinde yaşanan eğitimsizlikten, cahillikten , yozlaşmadan, izmir'de nasibini almıştır. bu inkar edilemez bir gerçek, kaldı ki , ülkede yaşanan iş aş kökenli göç sorununun çaresi olarak görülen yerlerin başındadır izmir .
böyle olunca elbette izmir için %100 aydınlıktır, moderndir , saftır temizdir denemez.
ancak her şeye rağmen, ülkede yaşanan bu yozlaşmadan, bu geriye gidişten nasibini en az alan yerlerden biridir izmir . bir anadolu şehriyle kıyaslanmayacak kadar korumuştur kendini bu manevi çöküşten.
sen bilinç altında nasıl tanımlarsan o şekilde görürsün karşındakini .
evet, farklıdır izmir ve izmirli , hayata oldukça farklı bir pencereden bakar.
anadolunun o köhne düşünce yapısı yoktur, tabularla yaşamaz, hiç bir şeyi de kendi düşüncesinin, aklının üzerine koymaz .
ama ezbere yapmaz bunu , izler, gözlem yapar , düşünür ve sorgular .
bodoslama gitmez hiçbir şeyin peşinden.
özgürlük en önde yer alır izmirlinin hayatında. kimseye karışmaz, kimseyi de karıştırmaz tercihlerine .
ali amca ne der , ayşe teyze ne düşünür derdine düşmez, yani başkası için değil, kendine ait olan kısacık hayatı, kendi için yaşar.
buna benzer başlıkları açanların da , altına eleştirel yorum yapanların da aslında yaşamayı arzu ettikleri bir modeldir izmir, ama herkese de nasip olmaz, kimilerine sadece tv'lerden gösterir o aydınlık yüzünü...
edit: son dönemde ülkenin genelinde yaşanan eğitimsizlikten, cahillikten , yozlaşmadan, izmir'de nasibini almıştır. bu inkar edilemez bir gerçek, kaldı ki , ülkede yaşanan iş aş kökenli göç sorununun çaresi olarak görülen yerlerin başındadır izmir .
böyle olunca elbette izmir için %100 aydınlıktır, moderndir , saftır temizdir denemez.
ancak her şeye rağmen, ülkede yaşanan bu yozlaşmadan, bu geriye gidişten nasibini en az alan yerlerden biridir izmir . bir anadolu şehriyle kıyaslanmayacak kadar korumuştur kendini bu manevi çöküşten.
devamını gör...
sudûr teorisi
farabi'nin geliştirmiş olduğu bir plotinos teorisi. bu teoriyi, neoplatonizm ve ismaililik'ten * etkilenerek geliştirmiştir. fakat teoriyi daha çok neoplatonizm daha doğrusu plotinos'un görüşlerinden etkilenerek geliştirmiştir. kendisinden sonra, teoriyi geliştirmeye ibn-i sina devam etmiştir. tabii bu teori için emek veren filozoflar sadece farabi ve ibn-i sina ile sınırlı değildir. fakat teorinin "ana geliştiricileri" bunlardır. teorinin amacı ise, allah'ın mutlak kudretiyle evrenin yoktan yaratıldığına dair bilgiler arasında görülen mantıksal paradoksların açıklanmasıdır. yani onlar, evrenin ortaya çıkışını çelişkisiz ve rahat bir şekilde açıklamak istemişlerdir. sudûr teorisi, plotinos'un "bir" kavramıyla benzerdir çünkü bu teori de bu kavramdan etkilenmiştir. aslında bu teoriden ilk olarak plotinos, islam aleminde ün kazanmış enneades isimli eserinde bahseder. fakat teoriden düzenli ve sistematik bir şekilde ilk kez farabi bahseder. şöyle düşünün, evrimden charles darwin öncesi bir çok insan bahsetmiştir, hatta bu konudan islam aleminde de bahsedilmiştir fakat evrim fikrini daha da geliştiren kişi charles darwin olmuş ve bu yüzden evrimin babası olarak anılmıştır. işte farabi, bu teoriyle ezelî olan varlıkla, sonradan ortaya çıkan varlık arasında, değişmeyen varlıkla, değişen varlık arasında, varlığı gerekli, mutlak olanla, varlığı mümkün olan arasında ilişkiyi açıklamak istemiştir. o bunu başarırsa, kâinatı sistematik, düzenli bir biçimde yorumlayabileceğini düşünmüştür.
teoriye göre, 3 varlık vardır:
1. manevî varlık.
2. manevî varlık (evet varlık 3tür ve 2si manevidir)
3. maddî varlık
peki bu varlıklar kimdirler? bunları farabi şöyle açıklamıştır;
1. manevî varlık - mutlak olan allah.
2. manevî varlık - göksel akıllar. bunlar, farabi'nin madde olmadıklarını söylediği ruhanî varlıklar yani meleklerdir.
3. maddî varlık - herhangi bir mükemmelliği olmayan, aksine noksanı bulunan ilk madde. (bkz: heyûlâ)
şimdi bu 3 sınıfı anlamamız için, hepsi birer-birer açıklanmıştır.
1. mutlak bir. burda, farabi, allah'ın, her türlü noksandan uzak, her şeyin ilk sebebi, sırf iyi, herhangi bir ortağı ya da bir benzeri bulunmayan, her konuda hiçbir şeye muhtaç olmayan aşkın ve yüce bir varlık olduğunu söylemiştir. o'nun aklınıza gelecek ve gelmeyecek her türlü güzelliğin ve iyiliğin kaynağı olduğunu söylemiştir. allah, kendisi tarafından bilinen bir varlıktır. allah, 1. akıldır. 2. akledendir. 3. akledilendir. bunlar mutlak bilinç'tir. allah'ın herhangi bir amacı yoktur, çünkü amaç eksikliktir, ihtiyaçtır. ve işte sudûr teorisi burda devreye girer: allah salt akıldır, kendini bilir, düşünmesi sayesinde herhangi bir iradesi ve ihtiyarına gerek kalmadan, varlık, tabii bir zorunluluk sayesinde o'ndan çıkarak (işte bu sudûr'dur) meydana gelmiştir.
(ufak bir not: işte yukarıda gördüğünüz açıklama, özellikle siyahla işaretlediğim kısım, (gbkz: islam)'a aykırı olarak düşünülmüş ve gazzâlî tarafından eleştirilmiştir. hatta iş o kadar büyümüştür ki, farabi ve ibn-i sina'nın kâfir ilân edilmesine kadar gelip çıkmıştır. tabii burda kim haklı, kim haksız tartışması yapmadan teoriyi anlattığımız için, mutlak bir kavramını anlatmaya devam edelim):
burda kastedilen "zorunluluk" ise, allah'ın zorunlu bir varlık oluşunu temsil eder. ilk varlığın yani allah'ın kendini bilmesi demek, tamamen varlığı ve varlıkta yer alan muazzam düzeni de bilmesi demektir. teori de, bilmenin, eylemin sebebi olduğunu söyler. ibn sina da bu konuda kendi görüşlerini paylaşarak teoriyi daha da geliştirmiştir. ibn sina, irade sıfatını, ilim sıfatına getirir, ve allah'ın kendini bilmesinin varlıktaki düzen ve var oluşun bir irade sonucu gerçekleştiğini söyler. ve işte işin çok şaşırtıcı kısmı burda ortaya çıkıyor: ibn sina der ki, allah'ın bilgisi, kendisi gibi ezelî olduğuna göre, ve o ezelden beri kendini bildiğine göre, bilmenin sonucunda oluşan varlık da ezelîdir, çünkü mantık bunu gerektirir. demek ki evren de ezelîdir!
(ufak bir not: beyler-bayanlar bu arada burda şunu da söyleyeyim, evrenin ezeli olmadığı hususu daha yakın bir dönemde keşfedilmiş bir şey, yani o dönem evrenin ezelî olduğuna inanan kişilerin varlığı muhtemeldi ve bu dönem ibn sina'nın da buna böyle bir açıklama getirip din ile ezelî evren teorisini bağdaştırabilmesi cidden ne denli büyük bir deha olduğunu gösterir, çünkü bu husus 40 yıl düşünülse insanın aklına gelemeyecek bir şey, "mutlak bir" kavramıyla devam edelim):
fakat bu açıklamaya rağmen, bu bağdaştırmaya rağmen, "sudûr" semavî dinlerle görüldüğü üzere çelişir. çünkü semavî dinler, evreni allah'ın yarattığını söyler, bu da evrenin ezelî olamayacağını gösterir. e bazı filozoflar da bunun farkında oldukları için, ama "sudûr"u destekledikleri için, kâinatın zamansal olarak ezelî fakat ontolojik bakımdan sonradan meydana geldiğini savunmuşlardır. fakat bu da teoriyi kurtaramamıştır çünkü evrenin zamansal olarak ezelî olması demek, allah'ı zamanla bağdaştırmak demektir ki bu da bir çelişkiye yol açar.
işte birinci "manevî varlık"ın özeti buydu. şimdi de gelelim ikinci "manevî varlık"a;
2. on akıl. bu düşünceye göre, mutlak bir, tektir, demek ki fiili de tektir. fakat plotinos, "birden, bir çıkar" der. demek ki allah kendini bilince o'ndan ilk akıl ortaya çıkar. çünkü allah, 1. akıl. 2. akleden. 3. akledilen ise, aklın fiili, akıl olmalıdır. ilk akıl, allah'a münasebetle zorunludur fakat özünde mümkün bir varlıktır. akıldır bu akıl, yani zorunlu olarak düşünür. kendisinin çıktığı "ilk" olanı, yani allah'ı hem de kendisinin sonradan ortaya çıkan bir "mümkün" olduğunu düşünmek zorundadır. ilk akıl, allah'ı düşününce ikinci akıl meydana gelir. ve ilk akıl daha sonra kendisinin mümkün bir varlık olduğunu düşününce de birinci göğün nefsi ile maddesi meydana gelir. birinci gök, felektir. peki ilk akıl ortaya çıkınca, bu allah'ın tekliğine zıt olmaz mı? ilk akıl, "mutlak bir"den değil kendi özü vasıtasıyla çoğalmaktadır. bu sayede de allah'ın birliğine noksan gelmez. ibn-i sina, ilk akıl, allah'a münasebetle zorunludur ve özü itibariyle mümkündür demiştir. yani ilk akıl, allah'ı düşününce ikinci akıl oluşmuştur ama allah'a münasebetle zorunlu olduğunu düşünmesinden de birinci gök yani feleğin nefsi ve kendisinin mümkün varlık olduğunu düşünmesinden de birinci göğün maddesi meydana gelmiştir. plotinos da çok eski dönemlerde bu konuyu açıklamıştır. şöyle ki o, ilk aklın, allah'tan taşması sonucu çıkmasının, o'nun birliğine bir noksan getirmediğini söyler. plotinos özetle der ki;
güneş ışınlarının çıkması sonucu azalması, aciz duruma gelmesi, güneşte herhangi bir eksilmeye yol açmaz. o zaman ilk aklın tanrıdan taşması sonucu çıkması da o'nun birliğine bir noksanlık getirmez.
ikinci akıla gelirsek, ikinci akıl, birinci akıla göre zorunludur, ama özü bakımından mümkündür. ikinci akıl, allah'ı düşününce üçüncü akıl meydana gelir. ve ikinci akıl, mümkün olduğunu düşünmesiyle sabit yıldızlar küresinin nefsi ile maddesi meydana gelir. işte bu böyle devam eder, daha sonra diğer akıl oluşur, daha sonra diğer akıl, daha sonra diğer akıl diye devam eder ve her akıl başka bir aklı ve bundan ilave nefsi ile beraber gök küresini oluşturur. nefs ise gök kürelerini dairesel bir biçimde olmak üzere hareket ettirir. akıllar, gözlemleyebildiğimiz gezegenlerin, hayır daha doğrusu güneş sisteminde yer alan gezegenlerin sayısına ulaşır. daha sonra son akıl, yani "faal akıl" oluşur. bu akıl, ay küresinin aklıdır. sudûr düzenine göre, her akıl, sonraki akıldan allah'a yakınlığı sebebiyle daha üstündür. ayrıca bu yakınlığa göre akıllar daha çok feyiz alırlar. kim daha yakınsa o daha çok feyiz alır.
burda en ilginç akıl ise, faal akıl'dır. çünkü bu akıl allah'a en uzak olan akıldır. ama dünyaya en yakın olan akıl da budur. farabi, faal aklın hz. cebrail'e karşılık olduğunu iddia eder. fakat faal akıl allah ile maddî kâinat arasında bir aracı olduğu için ve hz. cebrail'in dünyayı idare etme gibi bir görevi olmadığı için bu iddia yanlıştır.
şimdi gelelim üçüncü ve son sınıfa, yani "maddî varlık"a.
3. madde, heyûlâ. heyûlâ bütün maddî varlıkların ilkesi olarak sayılır. en olgunlaşmamış varlıktır. heyûlâ, faal akıl ve gök kürelerinin dairesel bir biçimde dönmesi sayesinde oluşur. ve madde yönünden bir tanedir. faal akıl ise eşyaya şekil verir. bu sayede heyûlâ suret kazanır. ilk olarak su, toprak, ateş ve havadan oluşan 4 ilke ortaya çıkar. bunlar birleşir ve cismî(cisimler) dünyası oluşur. önce cansız cisimler sonra canlı cisimler oluşur. daha sonra bitki alemi ve daha sonra hayvanlar alemi oluşur. daha sonra düşünen canlı, insan oluşur. insanların en üst mertebesinde filozof ve peygamber yer alır. filozofda "heyulanî akıl" vardır. faal akıl bu akla etki eder ve bu aklı aktifleştirir. böylece "bilfiil akıl" oluşur. sonra da "müstefâd akıl" oluşur. bu akıl en yüksek akıldır. bu akıl, doğrudan faal akılla ilişki kurabilecek olgunlukta ve düzeydedir. bu akıl, filozoflarda yer alır. faal akır, filozofun bu aklına ve peygamberin hayal gücüne etki ederek ilk felsefî bilgiyi daha sonra da vahiy bilgisini oluşturur.
(ufak bir not: bazıları bu düşünceyi eleştirmiş, aklî gücün, hayal gücünden daha üstün olduğunu söylemiştir. onlar böylece farabi, filozofu peygamberden üstün tuttu demişlerdir. fakat burda büyük bir incelik vardır, peygamber yetkin, müstefâd akla sahiptir. faal aklın gönderdiği feyiz peygamberin aklına daha sonra da hayal gücüne girer. böylelikle peygamber hem teorik hem pratik açıdan üstünlük kazanır. dolayısıyla burdan yola çıkarak ünlü filozof farabi'nin peygamberi filozoftan üstün tuttuğu söylenebilir).
peki nedir "yükseliş"? insan nasıl yükselir? insanın görevi nasıl tamamlanır? son nedir?
bu konuda farabi ve ibn sina aynı görüşü benimser, plotinos ise ayrı bir şey söyler. şimdi sizce hangisi doğrudur orasını bilemem.
farabi ve ibn-i sina'ya göre "yükseliş": beşerî akıl, faal akıla ulaşınca görev tamamlanacaktır. işte yükseliş budur. (bkz: ittisal)
plotinos'a göre "yükseliş": mistik bir yükseltilme/çekme * sonucu, insan kendinden geçer. ve "ilk"te yani "mutlak bir"de fânileşir. işte yükseliş budur.
şimdi de tanımı sonlandıralım;
farabi ve ibn-i sina, felsefe ile dini uzlaştırmak için çalışmışlardır. ve ikisi de ilk olarak plotinos'un ortaya attığı bu teoriyi, bu istekleri için bir şans olarak değerlendirmişlerdir. ve her şey, bazılarının, onların küfre düştüğünü söylemesiyle sonuçlanmıştır. kafalarında canlandırdıkları "evren" ise, artık 500 yıldır kabul görmeyen batlamyus'un evren modelidir..
teoriyi eleştirenlerden bazıları:
1. gazzali - islam alimi, mutasavvıf, kimi kaynaklarda "filozof" olarak da anılmıştır. (teoriyi en çok gazzali eleştirmiştir)
2. ebu'l -berekât bağdâdi - islam felsefesi'nin en güçlü filozoflarından biri. fakat maalesef unutulmuştur.
3. ibn rüşd - meşşailik'in temsilcilerinden olan filozof.
4. ibn teymiyye - selefi anlayışın en önemli âlimlerindendir.
sudûr teorisini desteklediğini söyleyemesek bile, bu teoriden etkilenenlerden bazıları:
1. şihabeddin sühreverdî - işrakilik ya da diğer adıyla illüminasyonizm akımının kurucusu olan filozof.
2. muhyiddin ibnü'l-arabî - ünlü filozof, mutasavvıf.
3. seyyid şerif curcânî - matematikçi, fıkıh, kelam ve arap dili bilgini.
teoriye göre, 3 varlık vardır:
1. manevî varlık.
2. manevî varlık (evet varlık 3tür ve 2si manevidir)
3. maddî varlık
peki bu varlıklar kimdirler? bunları farabi şöyle açıklamıştır;
1. manevî varlık - mutlak olan allah.
2. manevî varlık - göksel akıllar. bunlar, farabi'nin madde olmadıklarını söylediği ruhanî varlıklar yani meleklerdir.
3. maddî varlık - herhangi bir mükemmelliği olmayan, aksine noksanı bulunan ilk madde. (bkz: heyûlâ)
şimdi bu 3 sınıfı anlamamız için, hepsi birer-birer açıklanmıştır.
1. mutlak bir. burda, farabi, allah'ın, her türlü noksandan uzak, her şeyin ilk sebebi, sırf iyi, herhangi bir ortağı ya da bir benzeri bulunmayan, her konuda hiçbir şeye muhtaç olmayan aşkın ve yüce bir varlık olduğunu söylemiştir. o'nun aklınıza gelecek ve gelmeyecek her türlü güzelliğin ve iyiliğin kaynağı olduğunu söylemiştir. allah, kendisi tarafından bilinen bir varlıktır. allah, 1. akıldır. 2. akledendir. 3. akledilendir. bunlar mutlak bilinç'tir. allah'ın herhangi bir amacı yoktur, çünkü amaç eksikliktir, ihtiyaçtır. ve işte sudûr teorisi burda devreye girer: allah salt akıldır, kendini bilir, düşünmesi sayesinde herhangi bir iradesi ve ihtiyarına gerek kalmadan, varlık, tabii bir zorunluluk sayesinde o'ndan çıkarak (işte bu sudûr'dur) meydana gelmiştir.
(ufak bir not: işte yukarıda gördüğünüz açıklama, özellikle siyahla işaretlediğim kısım, (gbkz: islam)'a aykırı olarak düşünülmüş ve gazzâlî tarafından eleştirilmiştir. hatta iş o kadar büyümüştür ki, farabi ve ibn-i sina'nın kâfir ilân edilmesine kadar gelip çıkmıştır. tabii burda kim haklı, kim haksız tartışması yapmadan teoriyi anlattığımız için, mutlak bir kavramını anlatmaya devam edelim):
burda kastedilen "zorunluluk" ise, allah'ın zorunlu bir varlık oluşunu temsil eder. ilk varlığın yani allah'ın kendini bilmesi demek, tamamen varlığı ve varlıkta yer alan muazzam düzeni de bilmesi demektir. teori de, bilmenin, eylemin sebebi olduğunu söyler. ibn sina da bu konuda kendi görüşlerini paylaşarak teoriyi daha da geliştirmiştir. ibn sina, irade sıfatını, ilim sıfatına getirir, ve allah'ın kendini bilmesinin varlıktaki düzen ve var oluşun bir irade sonucu gerçekleştiğini söyler. ve işte işin çok şaşırtıcı kısmı burda ortaya çıkıyor: ibn sina der ki, allah'ın bilgisi, kendisi gibi ezelî olduğuna göre, ve o ezelden beri kendini bildiğine göre, bilmenin sonucunda oluşan varlık da ezelîdir, çünkü mantık bunu gerektirir. demek ki evren de ezelîdir!
(ufak bir not: beyler-bayanlar bu arada burda şunu da söyleyeyim, evrenin ezeli olmadığı hususu daha yakın bir dönemde keşfedilmiş bir şey, yani o dönem evrenin ezelî olduğuna inanan kişilerin varlığı muhtemeldi ve bu dönem ibn sina'nın da buna böyle bir açıklama getirip din ile ezelî evren teorisini bağdaştırabilmesi cidden ne denli büyük bir deha olduğunu gösterir, çünkü bu husus 40 yıl düşünülse insanın aklına gelemeyecek bir şey, "mutlak bir" kavramıyla devam edelim):
fakat bu açıklamaya rağmen, bu bağdaştırmaya rağmen, "sudûr" semavî dinlerle görüldüğü üzere çelişir. çünkü semavî dinler, evreni allah'ın yarattığını söyler, bu da evrenin ezelî olamayacağını gösterir. e bazı filozoflar da bunun farkında oldukları için, ama "sudûr"u destekledikleri için, kâinatın zamansal olarak ezelî fakat ontolojik bakımdan sonradan meydana geldiğini savunmuşlardır. fakat bu da teoriyi kurtaramamıştır çünkü evrenin zamansal olarak ezelî olması demek, allah'ı zamanla bağdaştırmak demektir ki bu da bir çelişkiye yol açar.
işte birinci "manevî varlık"ın özeti buydu. şimdi de gelelim ikinci "manevî varlık"a;
2. on akıl. bu düşünceye göre, mutlak bir, tektir, demek ki fiili de tektir. fakat plotinos, "birden, bir çıkar" der. demek ki allah kendini bilince o'ndan ilk akıl ortaya çıkar. çünkü allah, 1. akıl. 2. akleden. 3. akledilen ise, aklın fiili, akıl olmalıdır. ilk akıl, allah'a münasebetle zorunludur fakat özünde mümkün bir varlıktır. akıldır bu akıl, yani zorunlu olarak düşünür. kendisinin çıktığı "ilk" olanı, yani allah'ı hem de kendisinin sonradan ortaya çıkan bir "mümkün" olduğunu düşünmek zorundadır. ilk akıl, allah'ı düşününce ikinci akıl meydana gelir. ve ilk akıl daha sonra kendisinin mümkün bir varlık olduğunu düşününce de birinci göğün nefsi ile maddesi meydana gelir. birinci gök, felektir. peki ilk akıl ortaya çıkınca, bu allah'ın tekliğine zıt olmaz mı? ilk akıl, "mutlak bir"den değil kendi özü vasıtasıyla çoğalmaktadır. bu sayede de allah'ın birliğine noksan gelmez. ibn-i sina, ilk akıl, allah'a münasebetle zorunludur ve özü itibariyle mümkündür demiştir. yani ilk akıl, allah'ı düşününce ikinci akıl oluşmuştur ama allah'a münasebetle zorunlu olduğunu düşünmesinden de birinci gök yani feleğin nefsi ve kendisinin mümkün varlık olduğunu düşünmesinden de birinci göğün maddesi meydana gelmiştir. plotinos da çok eski dönemlerde bu konuyu açıklamıştır. şöyle ki o, ilk aklın, allah'tan taşması sonucu çıkmasının, o'nun birliğine bir noksan getirmediğini söyler. plotinos özetle der ki;
güneş ışınlarının çıkması sonucu azalması, aciz duruma gelmesi, güneşte herhangi bir eksilmeye yol açmaz. o zaman ilk aklın tanrıdan taşması sonucu çıkması da o'nun birliğine bir noksanlık getirmez.
ikinci akıla gelirsek, ikinci akıl, birinci akıla göre zorunludur, ama özü bakımından mümkündür. ikinci akıl, allah'ı düşününce üçüncü akıl meydana gelir. ve ikinci akıl, mümkün olduğunu düşünmesiyle sabit yıldızlar küresinin nefsi ile maddesi meydana gelir. işte bu böyle devam eder, daha sonra diğer akıl oluşur, daha sonra diğer akıl, daha sonra diğer akıl diye devam eder ve her akıl başka bir aklı ve bundan ilave nefsi ile beraber gök küresini oluşturur. nefs ise gök kürelerini dairesel bir biçimde olmak üzere hareket ettirir. akıllar, gözlemleyebildiğimiz gezegenlerin, hayır daha doğrusu güneş sisteminde yer alan gezegenlerin sayısına ulaşır. daha sonra son akıl, yani "faal akıl" oluşur. bu akıl, ay küresinin aklıdır. sudûr düzenine göre, her akıl, sonraki akıldan allah'a yakınlığı sebebiyle daha üstündür. ayrıca bu yakınlığa göre akıllar daha çok feyiz alırlar. kim daha yakınsa o daha çok feyiz alır.
burda en ilginç akıl ise, faal akıl'dır. çünkü bu akıl allah'a en uzak olan akıldır. ama dünyaya en yakın olan akıl da budur. farabi, faal aklın hz. cebrail'e karşılık olduğunu iddia eder. fakat faal akıl allah ile maddî kâinat arasında bir aracı olduğu için ve hz. cebrail'in dünyayı idare etme gibi bir görevi olmadığı için bu iddia yanlıştır.
şimdi gelelim üçüncü ve son sınıfa, yani "maddî varlık"a.
3. madde, heyûlâ. heyûlâ bütün maddî varlıkların ilkesi olarak sayılır. en olgunlaşmamış varlıktır. heyûlâ, faal akıl ve gök kürelerinin dairesel bir biçimde dönmesi sayesinde oluşur. ve madde yönünden bir tanedir. faal akıl ise eşyaya şekil verir. bu sayede heyûlâ suret kazanır. ilk olarak su, toprak, ateş ve havadan oluşan 4 ilke ortaya çıkar. bunlar birleşir ve cismî(cisimler) dünyası oluşur. önce cansız cisimler sonra canlı cisimler oluşur. daha sonra bitki alemi ve daha sonra hayvanlar alemi oluşur. daha sonra düşünen canlı, insan oluşur. insanların en üst mertebesinde filozof ve peygamber yer alır. filozofda "heyulanî akıl" vardır. faal akıl bu akla etki eder ve bu aklı aktifleştirir. böylece "bilfiil akıl" oluşur. sonra da "müstefâd akıl" oluşur. bu akıl en yüksek akıldır. bu akıl, doğrudan faal akılla ilişki kurabilecek olgunlukta ve düzeydedir. bu akıl, filozoflarda yer alır. faal akır, filozofun bu aklına ve peygamberin hayal gücüne etki ederek ilk felsefî bilgiyi daha sonra da vahiy bilgisini oluşturur.
(ufak bir not: bazıları bu düşünceyi eleştirmiş, aklî gücün, hayal gücünden daha üstün olduğunu söylemiştir. onlar böylece farabi, filozofu peygamberden üstün tuttu demişlerdir. fakat burda büyük bir incelik vardır, peygamber yetkin, müstefâd akla sahiptir. faal aklın gönderdiği feyiz peygamberin aklına daha sonra da hayal gücüne girer. böylelikle peygamber hem teorik hem pratik açıdan üstünlük kazanır. dolayısıyla burdan yola çıkarak ünlü filozof farabi'nin peygamberi filozoftan üstün tuttuğu söylenebilir).
peki nedir "yükseliş"? insan nasıl yükselir? insanın görevi nasıl tamamlanır? son nedir?
bu konuda farabi ve ibn sina aynı görüşü benimser, plotinos ise ayrı bir şey söyler. şimdi sizce hangisi doğrudur orasını bilemem.
farabi ve ibn-i sina'ya göre "yükseliş": beşerî akıl, faal akıla ulaşınca görev tamamlanacaktır. işte yükseliş budur. (bkz: ittisal)
plotinos'a göre "yükseliş": mistik bir yükseltilme/çekme * sonucu, insan kendinden geçer. ve "ilk"te yani "mutlak bir"de fânileşir. işte yükseliş budur.
şimdi de tanımı sonlandıralım;
farabi ve ibn-i sina, felsefe ile dini uzlaştırmak için çalışmışlardır. ve ikisi de ilk olarak plotinos'un ortaya attığı bu teoriyi, bu istekleri için bir şans olarak değerlendirmişlerdir. ve her şey, bazılarının, onların küfre düştüğünü söylemesiyle sonuçlanmıştır. kafalarında canlandırdıkları "evren" ise, artık 500 yıldır kabul görmeyen batlamyus'un evren modelidir..
teoriyi eleştirenlerden bazıları:
1. gazzali - islam alimi, mutasavvıf, kimi kaynaklarda "filozof" olarak da anılmıştır. (teoriyi en çok gazzali eleştirmiştir)
2. ebu'l -berekât bağdâdi - islam felsefesi'nin en güçlü filozoflarından biri. fakat maalesef unutulmuştur.
3. ibn rüşd - meşşailik'in temsilcilerinden olan filozof.
4. ibn teymiyye - selefi anlayışın en önemli âlimlerindendir.
sudûr teorisini desteklediğini söyleyemesek bile, bu teoriden etkilenenlerden bazıları:
1. şihabeddin sühreverdî - işrakilik ya da diğer adıyla illüminasyonizm akımının kurucusu olan filozof.
2. muhyiddin ibnü'l-arabî - ünlü filozof, mutasavvıf.
3. seyyid şerif curcânî - matematikçi, fıkıh, kelam ve arap dili bilgini.
devamını gör...
yayın önerisi
*futuristik bir program güzel olur,
dünya gündemini takip eden, kendiside bu konuda donanımlı, bir maker olabilir mesela, bence çok uygun böyle bir program için, teknoloji, değişen kavramlar, gelecekte olabilecek değişimlerin işaretleri, yeni icatların deneme süreçleri, ilgili bir konukla bunların konuşulduğu bir program kafamızı açabilir.
*mimarlıkla ilgili bir program olabilir, görsellik olmadan da olur, çünkü, mimarlık çok geniş bir disiplin, sadece fotoğraflarına bakılan bir şey gibi düşünmeyin, içinde yaşamı ilgilendiren her şeyin zeminini tasarlamak için, önce düşünme ve hesaplama gerektiren, hem de yaşam şeklimizin tamamen değiştiği bu günlerde bence tam da konuşulması gereken, kalın bir başlıktır, zaten mimarların olaylara ve durumlara yaklaşımı çok enteresandır, onlarla sohbet güzel olur.
*hukukla ilgili bir program olabilir,
kişisel haklarımız, bildiklerimiz, kullanmadıklarımız, mesela polisin bizi kafasına göre durdurup kimlik soramayacağını ben yeni öğrendim, bence bugünlerde hepimizin bu konuda bilinçlenmeye ihtiyacı var, çünkü yasal haklarımızı bilerek ve bildiklerimize güvenerek kendimizi daha iyi koruyabiliriz diye düşünüyorum, bu hepimizi ilgilendiren bir konu olacaktır.
*girişimcilik, e-ticaret de ilgi görecek bir konu olabilir
şimdilik aklıma gelenler bunlar, aslında ben de çok istiyorum bir program hazırlamak, yapmak, ama nasıl olur hiç bilmiyorum, arkadaşlar bir başlasın, takipteyim, mutlaka bir şekilde katılacağım, herkese kolay gelsin.
dünya gündemini takip eden, kendiside bu konuda donanımlı, bir maker olabilir mesela, bence çok uygun böyle bir program için, teknoloji, değişen kavramlar, gelecekte olabilecek değişimlerin işaretleri, yeni icatların deneme süreçleri, ilgili bir konukla bunların konuşulduğu bir program kafamızı açabilir.
*mimarlıkla ilgili bir program olabilir, görsellik olmadan da olur, çünkü, mimarlık çok geniş bir disiplin, sadece fotoğraflarına bakılan bir şey gibi düşünmeyin, içinde yaşamı ilgilendiren her şeyin zeminini tasarlamak için, önce düşünme ve hesaplama gerektiren, hem de yaşam şeklimizin tamamen değiştiği bu günlerde bence tam da konuşulması gereken, kalın bir başlıktır, zaten mimarların olaylara ve durumlara yaklaşımı çok enteresandır, onlarla sohbet güzel olur.
*hukukla ilgili bir program olabilir,
kişisel haklarımız, bildiklerimiz, kullanmadıklarımız, mesela polisin bizi kafasına göre durdurup kimlik soramayacağını ben yeni öğrendim, bence bugünlerde hepimizin bu konuda bilinçlenmeye ihtiyacı var, çünkü yasal haklarımızı bilerek ve bildiklerimize güvenerek kendimizi daha iyi koruyabiliriz diye düşünüyorum, bu hepimizi ilgilendiren bir konu olacaktır.
*girişimcilik, e-ticaret de ilgi görecek bir konu olabilir
şimdilik aklıma gelenler bunlar, aslında ben de çok istiyorum bir program hazırlamak, yapmak, ama nasıl olur hiç bilmiyorum, arkadaşlar bir başlasın, takipteyim, mutlaka bir şekilde katılacağım, herkese kolay gelsin.
devamını gör...
hayal
hayal kurmak bedava, mutluluk veriyor.
fazlası zarar onu dozunda enjekte ediniz lütfen.
fazlası zarar onu dozunda enjekte ediniz lütfen.
devamını gör...
yazarların sahip olduğu en saçma özellik
bir gün konusu geçer diye saçma espriler not ediyorum.
bir espriyi birden fazla yapmadığım için o espriyi yapınca not defterimden siliyorum.
bir espriyi birden fazla yapmadığım için o espriyi yapınca not defterimden siliyorum.
devamını gör...
duyunca mutlu olunan sesler
deniz ve martı sesi.
devamını gör...
turab
nickindeki açılım, hey hat hey hat dır.
devamını gör...
ekşi sözlük
yazar olabilmek için yıllarca beklenilen, artık iyice bozulmuş ve git gide daha çok bozulan platform.
devamını gör...
kek
ufak tefek tüyoları olan bir tatlı türüdür.
1- tüm malzemeler oda sıcaklığında olmalı
2-tarifteki kabartma tozu miktarına uyulmalı( fazlası çökme yapıyor)
3- şeker çok iyi eritilmeli( çökme yapıyor)
4- yumurta ile şeker çırpılırken, bir çimdik tuz eklenmesi gerekiyor. bu yumurtanın daha iyi kabarmasını sağlar
5- en önemlisi: un eklendikten sonra mikser kullanılmaz. ekmek yaparken ne kadar yoğurulursa hamur o kadar kıvam alır. kek için ise bu dezavantajdır. ne kadar çırparsak,unun içindeki gluteni açığa çıkardığımızdan kekimiz sertleşecektir( yanlış hatırlamıyorsam). bu nedenle fold etmek dediğimiz, spatula yardımıyla yavaşça , alttan üste doğru karıştırılması gerekiyor.bu sayede daha yumuşak bir kekiniz olacaktır.
1- tüm malzemeler oda sıcaklığında olmalı
2-tarifteki kabartma tozu miktarına uyulmalı( fazlası çökme yapıyor)
3- şeker çok iyi eritilmeli( çökme yapıyor)
4- yumurta ile şeker çırpılırken, bir çimdik tuz eklenmesi gerekiyor. bu yumurtanın daha iyi kabarmasını sağlar
5- en önemlisi: un eklendikten sonra mikser kullanılmaz. ekmek yaparken ne kadar yoğurulursa hamur o kadar kıvam alır. kek için ise bu dezavantajdır. ne kadar çırparsak,unun içindeki gluteni açığa çıkardığımızdan kekimiz sertleşecektir( yanlış hatırlamıyorsam). bu nedenle fold etmek dediğimiz, spatula yardımıyla yavaşça , alttan üste doğru karıştırılması gerekiyor.bu sayede daha yumuşak bir kekiniz olacaktır.
devamını gör...
insanın saçını ağartan şeyler
çok ağlarsan ve çabuk sinirlenirsen.
devamını gör...
türk kadınının eleştiri kabul etmemesi
çünkü haklıyızdır . bizi eleştirme hakkınız size verdiğimizde ne yaptınız bir düşünün bakalım .
erkekler bizi eleştirmiyor .bize karışma hakkı buluyor kendinde.
ne giymeleri gerektiğini söyleyenlerden tutun da, "bunu giyin" diyenlere kadar pek çok işsiz kişi kadınlara kendi zevklerini dayatmaya çalışıyorlar.
birtakım şeylere sahip olmayan, bazı şeyleri yapamayan, onu giyemeyen, bunu taşıyamayan kadınların kendine kadın dememesi gerektiğini düşünüyorlar . hem de bunu yalnızca erkekler yapmıyor . kadınlar da hemcinslerini aynı şekilde gömmek için sıraya giriyorlar. bir insan bir insanın neden getir götürünü yapsın arkadaşlar sadece tipi yerinde diye? ayrıca, kime göre ve neye göre konuşuyoruz?
yaşadığımız coğrafyada bu elbiseyi giyebilecek kadın yok paylaşımlarını da unutmayalım.buradan
bir yandan türk kadınının dış görüntüsüyle ilgili eleştiri yapmaya çalışırken, diğer yandan da giyim zevkine bulaşıyor.
pardon da siz kimsiniz ? biz iki kadın görünce salya akıtan tipler yüzünden kendimiz olamıyorken , siz kim olarak bizi eleştiriyorsunuz ?
erkekler bizi eleştirmiyor .bize karışma hakkı buluyor kendinde.
ne giymeleri gerektiğini söyleyenlerden tutun da, "bunu giyin" diyenlere kadar pek çok işsiz kişi kadınlara kendi zevklerini dayatmaya çalışıyorlar.
birtakım şeylere sahip olmayan, bazı şeyleri yapamayan, onu giyemeyen, bunu taşıyamayan kadınların kendine kadın dememesi gerektiğini düşünüyorlar . hem de bunu yalnızca erkekler yapmıyor . kadınlar da hemcinslerini aynı şekilde gömmek için sıraya giriyorlar. bir insan bir insanın neden getir götürünü yapsın arkadaşlar sadece tipi yerinde diye? ayrıca, kime göre ve neye göre konuşuyoruz?
yaşadığımız coğrafyada bu elbiseyi giyebilecek kadın yok paylaşımlarını da unutmayalım.buradan
bir yandan türk kadınının dış görüntüsüyle ilgili eleştiri yapmaya çalışırken, diğer yandan da giyim zevkine bulaşıyor.
pardon da siz kimsiniz ? biz iki kadın görünce salya akıtan tipler yüzünden kendimiz olamıyorken , siz kim olarak bizi eleştiriyorsunuz ?
devamını gör...




