kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

şeklinde tepki verdiğim.
devamını gör...

çok güzel bir dildir. telaffuz konusunda ben de biraz bilgi vereyim.

- z harfi ispanya'da ingilizcedeki 'th' gibi okunur. türkçe'de olmayan bir ses, ama peltek s şeklinde dersek anlaşılır sanırım. aynı zamanda c harfi eğer arkasından ince sesli bir harf geliyorsa aynı şekilde okunur. latin amerika'da ise bu ses yoktur, tamamen s şeklinde okunur.

- g harfi eğer arkasından ince ünlü bir harf geliyorsa h şeklinde okunur. örneğin 'girar', 'hirar' şeklinde okunur. eğer g'nin ardından sesli harf geldiğinde 'h' şeklinde değil de 'g' şeklinde okunmasını istiyorsanız u eklemeniz gerekiyor. örneğin: guerra. gerra şeklinde okunuyor, eğer u olmasaydı h şeklinde okunacaktı.

-ü harfini görürseniz bilin ki o u'dur. üstte bahsettiğim kuraldan dolayı eğer 'gue' sesi vermek istiyorsanız u'nun üstüne iki nokta eklemeniz gerekiyor. yoksa 'ge' şeklinde okunur, çünkü oradaki u olmasaydı g harfi h olarak telaffuz edilecekti. o yüzden 'gue' sesi için 'güe' yazmamız gerekiyor. örneğin: vergüenza

- daha önce bahsedilmiş ama ben de bahsedeyim, b ve v harfleri arasında bir ayrım yok. ikisi de b olarak okunuyor diyebilirim, ama çoğunlukla yumuşak bir b olarak telaffuz ediliyor, çok sert değil.

- y harfi de y ile c arasında bir ses veriyor, hatta çoğunlukla c olarak telaffuz ediliyor direkt. ll harf ikilisi de aynı şekilde.
devamını gör...

neyse ki bu ben değilim çünkü bir takipçim var. kimdir neden beni takip eder bilemiyorum ama sayesinde ortamlarda sözüm ciddiye alınıyor demek ki :)
devamını gör...

psikolojini etkileyen her seye aslinda onların sebep oldugunu fark etmek
devamını gör...

pişmanlık hissidir. keşkelerle yaşatır insanı. keşke öyle deseydim/demeseydim, keşke öyle yapsaydım/yapmasaydım... düşündükçe daha da içinden çıkılmaz bir hal alır ve insan içini kemiren bu duygudan kurtulamaz.
devamını gör...

türk sinemasında önce görsel olarak yakışıklılığı ile, sonra da kişiliği ve hayata karşı duruşu ile kendine hayran bırakan aktördür.
gençlik filmlerini de olgunluk çağı filmlerini de çok severim. tarık akan olgunluk çağında yeşilçam'ın düşün tarafını temsil eder. yakışıklılığını kullanmak ve hayatını kolaylaştıracak rolleri elinin tersi ile itip kendine yepyeni bir yön çizme cesareti benim için eşsiz bir başarıdır.
yaşarken çok sevildiğini bildiğine inanıyorum. yattığı yer incitmesin.
devamını gör...

eeee o küfür ettiğiniz, hakaret ettiğiniz rahmetli ,mustafa kemal atatürk, bundan yaklaşık bir asır önce , ben bu millete herşeyi öğrettim , bir başkasına hizmet ettirmeyi ögreteme'dim! demişti, ama şimdiki iktidar, yöneticilerimiz bu halkı hizmetçiyi bırak köle yapmıştır..
anlayan anlamıştır. yazık , yazık.
devamını gör...

bir yıldızın zaman içerisindeki parlaklık değişimini gösteren grafik.

çok çeşitli şekillerde çıkabilir karşımıza. aşağıda örneklerden bir tanesini görüyorsunuz:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(görsel, cosmos.esa. int'ten alıntıdır.)

burada grafiğin dikey ekseni yıldızın parlaklığını gösterirken, yatay ekseni değişim evresini, yani zamanı gösterir.
devamını gör...

doğuştan gelen nedenlerden ötürü farklı özelliklere sahip insanlara veya topluluklara (ırk, cinsiyet vb.) sistematik olarak yöneltilmesinin bir hak veya özgürlük olmayıp tam aksine, suç teşkil ettiği duygusal durumdur.
devamını gör...

benim açımdan olay basit, bir kişi yapıcıysa takip ederim.

nedir bu, merak edenler için gelin biraz irdeleyelim şimdi.

bir entry girildiğinde bu eğer yapıcı bir özellik taşıyorsa, yani bana bilmediğim bir bilgi katıyor veya olaylara farklı bir bakış açısıyla bakabiliyorsa benim için bu faydalıdır.

bazı yazarlar var salt bilgi giren yazarlar, gemicilik ve denizler üzerine gibi mesela ( yazar nicki ; dead reckoning )

peki ya ya arada güzel yapıcı, faydalı yazıları var ama eften püften içerikli vs de yazıyorsa ne yapmalı , buna değinecek olursak


bir entry hayal edelim, konu mesela şuan ki popüler konulardan neler var, 128 milyar olsun.

bu arada biizm için sağcısı solcusu ait olduğu görüş ve ideoloji farketmez, biz ne koparabiliriz ona bakıyoruz


şimdi bu para ;dünyanın en zengin , en varlıklı , böyle en şaşalı hayatı yaşayan insanlar için bile oldukça büyük bir mebla bu para ve herkes için önemli ve en önemlisi bizim paramız yani konuşulmaya değer, en azından bi gözatmaya.

pekiii öncelikle biz konuşarak ne elde etmeyi düşünüyoruz ona bakmalı, bu her zaman böyle, zaten ya bunun için ya gülmek için yani bize fayda katıcak şeyler için okuyoruz.

eğer entry şöyle başlıyorsa, dediğim gibi hangi görüşten olduğunun herhangi bir önemi yok, önemli olan olaylara nasıl yaklaştığı

işte örnek olsun diye söylüyorum, allah sizin belanızı versin, siz şöylesiniz siz böylesiniz, bilmem ne bilmem ne,

şimdi böyle bir yazı bana ne kattı, okudum ne değişti, hemen söyliyim negatif enerjili bir şey okuduğum için benide en iyi ihtimalle hiçbirşey olmadı - zamanım gitti - en kötü ihtimalle küplere bindim

şimdi bu tarz yazıları ben saman gözüyle bakıyorum, çiğnersin çiğnersin kime ne faydası var, sadece zamanını alır.

burada önemli olan olaylara karşı bakış açısı

çünkü burada insanları kategorize edersek yani takip etmeye değer ve takip etmeye gerel yok diyerekten.

sıradan, düz yazılar giren kişiyi elbette takip etmeye gerek yok.

çünkü yazıları saman tadında - yani kimseye totelde faydası olmayan yazılar olucaktır.

hemen bir örnekle daha açıklayalım

kadına şiddet

çok popüler ve gerçek bir konu, yani hayatın içinden , insanları doğrudan etkileyen bir konu. çünkü en tepedeki insanıda en temeldeki kişiler arasındada kadınlar var.

burada tarafın bir önemi yok önemli olan ne kattığı. yani yazar kadına şiddeti de övebilir,gerekli se bulabilir, bu durumun bana göre haksız olması birşeyi değiştirmez hatta karşıt görüşler genelde iyidir, olaylara bambaşka boyutlardan bakmanızı sağlar, ufkunuzu açarlar. önemli olan nasıl savunduğu.

yazar yazısında , mantıklı temellere dayandırabilmiş mi dayandıramamış mı önemli olan noktanın birisi bu bir diğeri bakış açısı.

zaten sadece bizimle aynı görüşte olan görüşleri dinleyerekten ilerleyemeyiz.

peki yazar ne diyebilir , nasıl böyle bir şeyi savunabilir derseniz.

diyebilirki, x dininin şu şu maddelerine göre x eylemi x kişilerine yap diyor ve diyorsa din kanunu anayasadan üstündür, önceliklidir. işte bu yakalamak istediğimiz nokta oldu. çünkü sorunu teşhis ettik, bundan sonrası çözüm önerileri.

işte böyle yazar saçma dahi olsa, entryleri saçma dahi olsa tanımlayıcı girdisi olan yazar, benim için takip edilesidir.



genel olarak bakarım takip listemdeki yazarların yazıtlarına varmı yapıcı, bir temele oturan entryler bu kişi kalsın derim takip listemde.

hemen bir örnekleyeyim yazımı bitireyim

konu vermeyelim artık amacından çok da sapmasın

konu xxxxxxxx olsun

bakalım entrylerde neler var

- evet

- yok ya olurmu öyle şey

- yok diyenler ....... dır, siz ergensiniz

- bu konuda şöyle düşünüyorum, ........ olayları şu şu şu açıdan faydalı, ..... şu açıdan sıkıntılı olabilir.

kap bu yazarı, dediklerinin bir önemi yok bugün olmasa yarın doğruyu söyler ama bakış açısı baki kalır.

burada dikkat edilmesi gereken bir başka husus da, objektif olması. allah hariç herkes günah işledi arkadaşlar ve hiçbir insan yüzde yüz doğru değil yada olay. kişilerin ve olayların da hem olumlu hem olumsuz yanlarını eşit derecede görebiliyorsa takip x2 derecesine iyidir

tam tersinde ise yani bir yazıyı okuduktan sonra az da olsa beni gülümsetmemiş yada bilinçlendirmemiş bir şey varsa o yazı nötr değildir, zamanımı aldı ve hiçbir şey vermedi, saman tadında bir yazı, olumsuz.

bu arada bende öyle olabilirim ama olmayan yazarlarda var.

evet oldukça seçmeceyiz ama zaten takip etme olayıda bu değilmi.


konuşmanın özetini geçicek olursam, ne hakkında konuştuğu değil, nasıl konuştuğu benim için daha önemli olan.

umarım anlatabilmişimdir kendimi esenlikle kalın.
devamını gör...

ters mıknatıslanma yapar.
devamını gör...

fok balığının neden yalnız olduğunu bilmiyorum. peki siz denizlerin neden tuzlu olduğunu bilir misiniz çünkü hamsiler geceleri sessizce ağlar. *
devamını gör...

dedemin ölmesine bir iki gün kala, evde yer yatağında yatarken bı akşam odada kısa süre baş başa kaldik. konusamayacak bir vaziyette olduğu için bana el sallayıp yanına çağırdı. halsizligi her zerresinde belliydi. yandaki ayrana bakış atıp gösterdi gozleriyle. ağzına bir kaşık döktüm. sonra bir kaşık daha. yeter diye eliyle işaret yaptı. koca bir sürahi ayranı içen dedem iki kaşığı zor içmişti..
ertesi gün okula gitmem gerekiyordu. gitmeden ondan hakkını helal etmesini istedim. o son nefeslerinde, ölümü bekler şekilde gözü açık etrafa bakarken bana kafa sallamisti. evet dercesine. bunu da unutamıyorum.
rüyalarda görüşüyoruz sadece artık.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

övücülüğün, milli bir hastalık haline geldiğinin göstergesi olan karikatür.
devamını gör...

sosyal arkadaş görüyor seni. her konuştuğumuzu sevişilebilecek adam vasfı yüklemiyoruz.
biz de insan olduğumuz için farklı cinsiyet de olsak arkadaş oluruz sanıyoruz mal gibi...
devamını gör...

dünyada en çok evcil hayvan beslenen ülkelerin başında geliyor kanada. öyle ki genelde kedi köpek değil evcil dağ gelinciği(ferret) besliyorlar. şahsen kanada gibi bir yerde yaşasam bende ferret beslerdim diye düşünüyorum. şunların tatlışlığına bi bakar mısınız;

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ciddi yüz hatlarına sahip olması, düzgün cümleler kurması, edebiyat, sanat ya da felsefeden birine ilgi duyması. geleneğe( ya da modern geleneğe) bağlı olmadan kendi fikir, inanç ve görüşlerini oluşturması, yani bağımsız düşünmesi, özgün fikirlere sahip olması. empati duygusuna sahip olması.

bunların her biri ayrı ayrı çekici gelir. son olarak, güzelliği elinizin tersiyle itebilirsiniz ama sevimliliğe kayıtsız kalmak çok zordur.
devamını gör...

büyüklerle vakit geçirmeyi ve onlardan öğüt dinlemeyi sevmek.

favori sorum sizin zamanınızda diye başlar. sonra bi muhabbet başlar ki dadından yenmez. hele ki biraz görmüş geçirmiş bir büğümüz ise fevkaladenin fevkinde olur.


bu söylediklerimi z kuşağı pek anlamaz.
devamını gör...

sezen aksu'nun "adı bende saklı albümü çıktığında yıllar 1998'i gösteriyordu.
ve başında kavak yelleri esen her türk genci gibi benim de bir flörtüm vardı *. daha cep telefonu yaygınlaşmamış ev telefonlarından haberleşiyoruz , bildiniz mi? o kadar eski bir zaman...

o zamanlar kadıköy halk eğitim merkezi'nde klasik gitar eğitimi alıyorum. kursta tanıştığım dünya tatlısı, benden bir iki yaş küçük, güzel kız arkadaşımla * kurs bitince kadıköy 'de, pasajlarında geziyoruz...
onunla da o pasajlardan birisinde tanışıyoruz, tesadüfen. her zamanki gibi hiç tipim olmayan, sarışın, mavi gözlü, yakışıklı bir çocuk...
bense mahlasımdan da anlaşılacağı üzere küçük boyutlarda ve bence dikkat çekmeyen bir insanım.
sırtımda neredeyse benim kadar olan, zor bela taşıdığım gitardan sebep dikkatini çektiğime yemin edebilirim ama kanıtlayamam. bizi gitarlarla görünce yanımıza geliyor. "kızlar" diyor, "bizim bir grubumuz var, solist arıyoruz, aranızda sesi güzel olan var mı?" diye soruyor.
çok dikkate almıyorum. sadece "okulda korodaydım" diyorum. "yarın stüdyoya gidelim" diyor. korkuyorum çünkü ben hep çekingen, korkak birisi oldum. kız arkadaşıma bakıyorum beraber gider miyiz diye? emin değiliz. sessiz kalıyoruz.
ama sevgili kişisi daha o andan bazı şeyleri kafaya koymuş olacak ki biz ondan kurtulamıyoruz.
şu an anımsamadığım bir şekilde sonraki günlerde hiç üstüme alınmasam da onunla buluşup çay içiyoruz, sadece ikimiz ama ben hala aslında onun benim arkadaşımdan hoşlandığını, ona ulaşmak için benimle iyi arkadaş olma çabasında olduğunu düşünüyorum.
değilmiş efendim o gün söylüyor bunu bana, "daha nasıl belli edebilirdim" diyor.
ve ben bilmiyorum bir insan daha nasıl belli eder birisinden hoşlandığını...

biz sevgili oluyoruz sonra, sonra gel zaman git zaman 14 şubat yaklaşıyor. sevgililerin korkulu rüyası, hediyeyi alırsın önceden, sonra olmaz ya ayrılırsın, atsan atamazsın saklasan canın yanar saçma sapan işler. bizde de tam böyle oldu, tam ayrılmadık ama bi soğuduk birbirimizden. ben asıl hediye ile beraber bu cd'yi almıştım ona. bir süre bende kaldı. sonra biz bir gün barıştık, o zaman verdim hediyelerini... alırken çok anlamlı gelen hediyeler verirken aslında pek de anlamlı gelmemişti bana çünkü ben onda "tutuklu" kalmamıştım hiç... belki üzülmüştüm ama geri gelmesi için dualar falan etmemiştim. günler geceler boyunca onu düşünmemiştim, düşlememiştim.
sonra sonra insan gerçekten birisini canından bile çok sevince tutuklu kalmak ne demek anlıyor.
o aşka tutulmadan bilmiyor insan, kendini bilmeden oradan oraya savrulmak ne demek...

velhasılıkelam tutuklu şarkısı aşk acısını çok çok iyi anlatan müthiş bir şarkıdır. çaresiz ve imkansız iç içe geçmiştir bu şarkıda. insan bilmiyor o derde düşmeden canı ne kadar yanabilir. daha ne kadar umut edebilir ya da ne kadar kırılabilir.
kimse avutamaz artık sizi, ölseniz bile olur o yoksa artık. zaman geçer gider ama siz hep onda kalırsınız.
canı yanmadan dinleyebilenlere selam olsun.

unutmadan; o stüdyoya hiç gidilmedi, hiç beraber şarkı söylenmedi, sadece çocukça bir şey yaşandı ve bitti...

ne senden öncesi
ne senden sonrası

ayrılık aman
ölümden yaman
geçmiyor zaman geçmiyor

ne anam, babam
ne hoş hatıram
yetmiyor canım yetmiyor

ben sende tutuklu kaldım
kendi hayatımdan çaldım
yedi cihan dolandım
bana mısın demiyor

sakladım gözlerimi
sustum hep sözlerimi
yandım yar közlerimi
savur savur bitmiyor
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim