alt üst soy bilgisindeki tuhaf isimler
bu listede hiç garip bir isim yok en azından benim listemde.yazılanları okumak için buradayım.
devamını gör...
01100010 01101001 01101110 01100001 01110010 01111001
ikili sayı sistemi. 1'ler ve 0'lar ile ifade edilir ve makine dilidir. 1'ler akımın varlığına, 0'lar akımın olmamasına işaret eder. yalnızca iki durumun sembolize edilebilmesi daha keskin çizgilere sahip bir çalışma düzeneği oluşturduğundan güvenli sayılır ve bu sebeple kullanılır.
iki gündür herkeste bir yazılım sevdası hasıl oldu herhalde. hexadecimal başlığından sonra şimdi de bu başlık hortlamış.*
ayrıca:
iki gündür herkeste bir yazılım sevdası hasıl oldu herhalde. hexadecimal başlığından sonra şimdi de bu başlık hortlamış.*
ayrıca:
devamını gör...
ilkokulun vazgeçilmezleri
kokulu silgi.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ölümden döndüğü anlar
ah tanrım tonlarca var ahshs
ben tanrının, verilmiş sadakası olan çocuğuyum.
size çeşitli yaş aralıklarından çeşitli örnekler sunacağım efenim, ilkiyle başlayalım; bunu annem anlatmıştı bana konu konuyu açtığı bir anda, "ömrümü yedin morticia" der de daha bir şey demez.
yaş üç.
efenim valide hanım evin içinde bir yandan brezilya dizisini izliyor, bir yandan da bana meyve yediriyor efenim. o kadar iştahsız bir çocukmuşum ki kadın, evin içinde geze oynaya işte türlü icatlar çıkararak, bir elinde dilimlenmiş meyve tabağı, bir elinde çatalla peşimde geziyor, fırsat buldukça da dizisini izliyor efenim.
peki bu sırada annesinin bir anlık dalgınlığından faydalanan morticia iti napıyor? gidiyor yatak odasında camı açıyor ve son kattan aşağıya bacakları sallandırıyor ahsh. pencereye oturmuşum efenim, 6. kattan aşağı bacakları salmışım, kıçım pencere pervazında manzarayı izliyorum. elbette bir anda ortalıktan kaybolunca annem işkilleniyor ve nihayetinde beni o şekilde buluyor. hala daha anlatırken bakışları değişip o ana giden annemin deyimiyle, orada tek saniyede ömründen on seneyi yemişim. elindeki tabağı çatalı zerre ses çıkarmadan bir köşeye bırakarak parmak ucunda yanıma kadar sokuluyor. çünkü ses çıkarsa, "morticia" filan dese ben arkamı ona dönerken cumburlop düşeceğim 6. kattan aşağı. sonra betondan bebe kazıyacaklar filan trajedi... neyse efenim işte nefesini tutup yanıma kadar gelip beni bir anda sırtımdan yakalayıp içeriye hızla çekiyor.
hey azrail, işine bak dostum ahshs
yaş beş.
annemler, birkaç aile dostlarıyla beraber gezi turuna katılıyorlar. ülke içi birkaç şehri, orayı burayı gezecekler ve hep birlikte gidilmesi için bir otobüs kiralanmış. iş yerinden tüm dostlar, çocukları bu geziye katılmışlar. tabii annem "ay morticia ile gezilir mi ki?" diye korkuyor biraz tabii, nitekim asla kabıma sığmayan bir çocuğum, eziyet bi evladım yani ahshs. neyse artık geziliyor ediliyor efenim. bursada bir kompleksteler, yemek yenecek filan. o sırada annemin tuvalet ihtiyacı doğuyor, beni babama, diğer hanım arkadaşlarına bol tembihlerle emanet ediyor "gözünüzü ayırmayın, morticia şakaya gelmez" diye diye gidiyor. tabii "bacak kadar çocuğa bu kadar kişi bakamayacak mıyız, abartma" filan diyorlar. bakınız on dakika... on dakika ihtiyacını görecek kadın. o on dakikanın içinde çevremdeki insanları atlatarak yetişkin yüzme havuzuna balıklama dalıyorum. sorun şu ki yüzme bilmiyorum. düştüm demiyorum bakın, balıklama atlamak. bir çizgi filmde görüp yapmışımdır kesin ahssh. ne bileyim artık ne düşünüyordum. verilmiş sadakam varmış ki yokluğum çabuk fark ediliyor ve ilk bakılan yer havuz oluyor. biraz başka yerlerde arasalar, vakit kaybetseler morticia mortingen ahsh.
azraile nanik çekmişiz işte bir kez daha.
yaş on.
kontra pedal bisiklete ilk alıştığım zamanlar. şöyle söyleyeyim size, bisiklet değiş tokuşu yapmıştık işte bizim mahalleden arkadaşlarla ve kontra pedallı bisikleti kavramaya çalışıyordum, benim bisiklet normal frendi. tabii alışmadık kıçta don durmaz misali, ben o frenleme olayına bir türlü ısınamadım, aklım sürekli kendi bisikletime gidiyordu. neyse efenim, yokuş ineriz, yokuş çıkarız, yokuştan aşağı kendimizi caddeye doğru salarız ki işlek bir caddeydi baya bahsettiğim sokağın sonundaki cadde. ben bu bisikletle anam bir yardırdım, efenim unuttum fren sıkmaya çalışıyorum ellerimle ama durduramıyorum ahshs e kontra pedal bisiklet nasıl dursun? freni pedalda, gidonda değil ki. cadde araba kaynıyor ve ben gelip geçen arabaların, akan deli trafiğin arasına bisikletle dalmak üzereydim ki artık parçalarımı kaç farklı yerden toplarlardı bilmiyorum, kaldırımdaki bir abi fark ediyor ve beni caddeye girmeden tutuyor. o adam o anda orada olmasaydı ve davranmasaydı, morticia hakkın rahmetine kavuşmuştu.
kıl payı ha azrail? bu kez de olmadı eski dostum ashs
yaş on beş.
iddia ahshs. iddiaya girip lütfen yüksek yerlerden dibini bilmediğiniz sulara atlamayın diyerek kısa keseyim ben de bunu. evet, bir kez daha azraile selam çakarak yanımdaki taşı ıskalayıp suyun derin yerine girmeyi başarmıştım. yoksa en iyi ihtimalle kırılmış bir boyunla, felç kalmış olurdum.
bunlar birkaç küçük başlık efenim, çok var..
mesela foseptik çukuru içine düşüyordum az daha, abi bokun içinde boğularak ölecektim bakın, ölmek için ne boktan bir yol ahshs.. üstüne muşamba ve birkaç kalas atılmış ve herhangi bir başka önlem alınmayarak tehlikeye açık bırakılmış bir foseptik çukurunun üzerinden, oranın derin, dipsiz bir foseptik çukuru olduğunu bilmeden yürüdüm ve geçtim efenim. kalasların üzerinden "köprücülük" oynayarak geçtim. eğer ki o oyunu o an hayal edip oynamamış ve denk gele yürürken muşambaya basmış olsaydım, ben denizi gasilhanede baya bi yıkamaları gerekecekti üzerimden bok kokusunu alana kadar.
azrail... kankam ya.
çok selamlaştık böyle ahshs
şimdilik yetsin, gelir gelir anlatırım daha çok var çok ahaha
ben tanrının, verilmiş sadakası olan çocuğuyum.
size çeşitli yaş aralıklarından çeşitli örnekler sunacağım efenim, ilkiyle başlayalım; bunu annem anlatmıştı bana konu konuyu açtığı bir anda, "ömrümü yedin morticia" der de daha bir şey demez.
yaş üç.
efenim valide hanım evin içinde bir yandan brezilya dizisini izliyor, bir yandan da bana meyve yediriyor efenim. o kadar iştahsız bir çocukmuşum ki kadın, evin içinde geze oynaya işte türlü icatlar çıkararak, bir elinde dilimlenmiş meyve tabağı, bir elinde çatalla peşimde geziyor, fırsat buldukça da dizisini izliyor efenim.
peki bu sırada annesinin bir anlık dalgınlığından faydalanan morticia iti napıyor? gidiyor yatak odasında camı açıyor ve son kattan aşağıya bacakları sallandırıyor ahsh. pencereye oturmuşum efenim, 6. kattan aşağı bacakları salmışım, kıçım pencere pervazında manzarayı izliyorum. elbette bir anda ortalıktan kaybolunca annem işkilleniyor ve nihayetinde beni o şekilde buluyor. hala daha anlatırken bakışları değişip o ana giden annemin deyimiyle, orada tek saniyede ömründen on seneyi yemişim. elindeki tabağı çatalı zerre ses çıkarmadan bir köşeye bırakarak parmak ucunda yanıma kadar sokuluyor. çünkü ses çıkarsa, "morticia" filan dese ben arkamı ona dönerken cumburlop düşeceğim 6. kattan aşağı. sonra betondan bebe kazıyacaklar filan trajedi... neyse efenim işte nefesini tutup yanıma kadar gelip beni bir anda sırtımdan yakalayıp içeriye hızla çekiyor.
hey azrail, işine bak dostum ahshs
yaş beş.
annemler, birkaç aile dostlarıyla beraber gezi turuna katılıyorlar. ülke içi birkaç şehri, orayı burayı gezecekler ve hep birlikte gidilmesi için bir otobüs kiralanmış. iş yerinden tüm dostlar, çocukları bu geziye katılmışlar. tabii annem "ay morticia ile gezilir mi ki?" diye korkuyor biraz tabii, nitekim asla kabıma sığmayan bir çocuğum, eziyet bi evladım yani ahshs. neyse artık geziliyor ediliyor efenim. bursada bir kompleksteler, yemek yenecek filan. o sırada annemin tuvalet ihtiyacı doğuyor, beni babama, diğer hanım arkadaşlarına bol tembihlerle emanet ediyor "gözünüzü ayırmayın, morticia şakaya gelmez" diye diye gidiyor. tabii "bacak kadar çocuğa bu kadar kişi bakamayacak mıyız, abartma" filan diyorlar. bakınız on dakika... on dakika ihtiyacını görecek kadın. o on dakikanın içinde çevremdeki insanları atlatarak yetişkin yüzme havuzuna balıklama dalıyorum. sorun şu ki yüzme bilmiyorum. düştüm demiyorum bakın, balıklama atlamak. bir çizgi filmde görüp yapmışımdır kesin ahssh. ne bileyim artık ne düşünüyordum. verilmiş sadakam varmış ki yokluğum çabuk fark ediliyor ve ilk bakılan yer havuz oluyor. biraz başka yerlerde arasalar, vakit kaybetseler morticia mortingen ahsh.
azraile nanik çekmişiz işte bir kez daha.
yaş on.
kontra pedal bisiklete ilk alıştığım zamanlar. şöyle söyleyeyim size, bisiklet değiş tokuşu yapmıştık işte bizim mahalleden arkadaşlarla ve kontra pedallı bisikleti kavramaya çalışıyordum, benim bisiklet normal frendi. tabii alışmadık kıçta don durmaz misali, ben o frenleme olayına bir türlü ısınamadım, aklım sürekli kendi bisikletime gidiyordu. neyse efenim, yokuş ineriz, yokuş çıkarız, yokuştan aşağı kendimizi caddeye doğru salarız ki işlek bir caddeydi baya bahsettiğim sokağın sonundaki cadde. ben bu bisikletle anam bir yardırdım, efenim unuttum fren sıkmaya çalışıyorum ellerimle ama durduramıyorum ahshs e kontra pedal bisiklet nasıl dursun? freni pedalda, gidonda değil ki. cadde araba kaynıyor ve ben gelip geçen arabaların, akan deli trafiğin arasına bisikletle dalmak üzereydim ki artık parçalarımı kaç farklı yerden toplarlardı bilmiyorum, kaldırımdaki bir abi fark ediyor ve beni caddeye girmeden tutuyor. o adam o anda orada olmasaydı ve davranmasaydı, morticia hakkın rahmetine kavuşmuştu.
kıl payı ha azrail? bu kez de olmadı eski dostum ashs
yaş on beş.
iddia ahshs. iddiaya girip lütfen yüksek yerlerden dibini bilmediğiniz sulara atlamayın diyerek kısa keseyim ben de bunu. evet, bir kez daha azraile selam çakarak yanımdaki taşı ıskalayıp suyun derin yerine girmeyi başarmıştım. yoksa en iyi ihtimalle kırılmış bir boyunla, felç kalmış olurdum.
bunlar birkaç küçük başlık efenim, çok var..
mesela foseptik çukuru içine düşüyordum az daha, abi bokun içinde boğularak ölecektim bakın, ölmek için ne boktan bir yol ahshs.. üstüne muşamba ve birkaç kalas atılmış ve herhangi bir başka önlem alınmayarak tehlikeye açık bırakılmış bir foseptik çukurunun üzerinden, oranın derin, dipsiz bir foseptik çukuru olduğunu bilmeden yürüdüm ve geçtim efenim. kalasların üzerinden "köprücülük" oynayarak geçtim. eğer ki o oyunu o an hayal edip oynamamış ve denk gele yürürken muşambaya basmış olsaydım, ben denizi gasilhanede baya bi yıkamaları gerekecekti üzerimden bok kokusunu alana kadar.
azrail... kankam ya.
çok selamlaştık böyle ahshs
şimdilik yetsin, gelir gelir anlatırım daha çok var çok ahaha
devamını gör...
30 çocuğu olan padişah
sultan 2. selim hanın oğlu sultan 3. murad'dır. bilinen 8 kız 22 erkek çocuğu olmuştur. en büyük oğlu şehzade mehmed tahta geçtiğinde hayatta olan 19 erkek kardeşini nizam-ı alem için boğdurmuştur. hatta rivayet odur ki haremde hamile olan babasından kalan cariyelerin de doğularak öldürüldüğü yönündedir. ama bu bilgiyi kesin reddeden tarihçilerde vardır.
devamını gör...
bir işten anlayıp çaktırmamak
“benim bilgisayara bi format atsana ya” cümlesinden uzak durmak için idealdir
devamını gör...
başkaları cehennemdir
bir jean paul sartre cümleciği.
der ki devamında feylesof: "[...] kendini yalnızca kendinde yok et."
der ki devamında feylesof: "[...] kendini yalnızca kendinde yok et."
devamını gör...
şüphelendiğiniz şeyler
bazı insanların beyinleri yerinde mercimek olup olmadığı. yoksa bu kadar salak saçma konuşamazlar.
devamını gör...
bedri rahmi eyüboğlu
bedri rahmi eyüboğlu türk yazar, şair ve ressamdır. 18 e yakın resmi ve 11 e yakın şiir kitabı bulunur. kendisinin en sevdiğim ve çok anlam ifade eden üç dil şiirinden bir alıntı:
....en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
ana avrat dümdüz gideceksin
en azından üç dil
çünkü sen ne tarih ne coğrafya
ne şu ne busun
oğlum mernus
sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.
....en azından üç dil bileceksin
en azından üç dilde
ana avrat dümdüz gideceksin
en azından üç dil
çünkü sen ne tarih ne coğrafya
ne şu ne busun
oğlum mernus
sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.
devamını gör...
yazarların kötü olduklarında aradıkları ilk kişi
kendim.
bunun arayacak kimsem olmaması ile alakası yok, sorunlarımı, dertlerimi yalnızca kendim çözebiliyorum. bir başkasına anlatmak daha karmaşık hâle getiriyor her şeyi.
bunun arayacak kimsem olmaması ile alakası yok, sorunlarımı, dertlerimi yalnızca kendim çözebiliyorum. bir başkasına anlatmak daha karmaşık hâle getiriyor her şeyi.
devamını gör...
abartılan diziler
gülseren buğdaycıoğlu'nun kitaplarından uyarlanan diziler. dikkatinizi çekerim çoğul eki kullandım. konu istediği kadar sağlam olsun her kitaptan birer dizi uyarlanması ve ekranın bu dizilerle dolması abartı bence.
devamını gör...
mi minör 10. senfoni op.93 (shostakovich)
ne zaman yazıldığı bilinmeyen, prömiyeri 17 aralık 1953 tarihinde yapılan dmitriy dmitriyevich shostakovich senfonisi. josef stalin'in ölümüyle rahat nefes almaya başlayan shostakovich'in o dönem birbiri ardına kasasından çıkartıp yayınladığı bestelerinden birisidir.
gerçi shostakovich'in yazdıklarına göre bu senfoni stalin'in ölümünün hemen ardından yazılmış. bu sebepten ötürü kasasında duran bestelerinden birisi değildir muhtemelen. shostakovich, bu bestesinde stalin'i anlattığını söylüyor. ama bunu "elbette anlattığım başka şeyler de var ama genel olarak stalin dönemini anlattım" demiş.
bestede yer alan re-mi bemol-do-si (d-es-c-h; dmitri schostakowitsch) motifinden yola çıkarsak stalin hakkındaki yorumlarını ve stalin ile olan ilişkisini bu beste üzerinden anlattığı varsayımında bulunabiliriz sanırım.
ayrıca bu bestede "mi-la-mi-re-la" (e-la-mi-re-a) motifiyle de aşık olduğu öğrencisi elmira nazirova'ya yer vermiş.
yani bu besteyi bir nevi shostakovich amcanın stalin dönemindeki otobiyografisi olarak ele almak mümkün. eğer shostakovich'in o dönemde neler yaptığı bilinirse besteyi anlamak daha da kolaylaşacaktır.
karajan yönetiminde berliner philharmoniker kaydı:
gerçi shostakovich'in yazdıklarına göre bu senfoni stalin'in ölümünün hemen ardından yazılmış. bu sebepten ötürü kasasında duran bestelerinden birisi değildir muhtemelen. shostakovich, bu bestesinde stalin'i anlattığını söylüyor. ama bunu "elbette anlattığım başka şeyler de var ama genel olarak stalin dönemini anlattım" demiş.
bestede yer alan re-mi bemol-do-si (d-es-c-h; dmitri schostakowitsch) motifinden yola çıkarsak stalin hakkındaki yorumlarını ve stalin ile olan ilişkisini bu beste üzerinden anlattığı varsayımında bulunabiliriz sanırım.
ayrıca bu bestede "mi-la-mi-re-la" (e-la-mi-re-a) motifiyle de aşık olduğu öğrencisi elmira nazirova'ya yer vermiş.
yani bu besteyi bir nevi shostakovich amcanın stalin dönemindeki otobiyografisi olarak ele almak mümkün. eğer shostakovich'in o dönemde neler yaptığı bilinirse besteyi anlamak daha da kolaylaşacaktır.
karajan yönetiminde berliner philharmoniker kaydı:
devamını gör...
yazarların kendilerini tanımlama şekli
iyi biri olduğumu söyleyemem , kırılganımdır , zihnimde oluşturduğum mezarda kefensiz yatan ; bazen yeryüzüne çıkan bir ölüyüm.
devamını gör...
çok güzel kadının yanında kendini rahat hissetmemek
yanımda neden geğirdiklerini şimdi daha iyi anlıyorum.
devamını gör...
bir ömür nasıl heba edilir sorunsalı
korkarak.
devamını gör...
öz
varlığın anlamlı parçası, duygusal yansıması.
devamını gör...
çocukların sorduğu garip sorular
"insanlar ölünce biri onları silgiyle siliyor mu buradan?"
devamını gör...
kadın yazarlara nickaltı giren tipler
nickaltı girdiği yazarın tanımlarını beğeniyor olamaz mı? neden her şeyi cinsiyete bağlamak zorunda hissediyorsunuz kendinizi?
devamını gör...


