bogazda yüzmeyi öğrenmek. iyi ki o akıntıda boğulup ölmedik.
devamını gör...

kan grubum bile negatif iken ben bu hayattan ne bekliyorum.
devamını gör...

duygu, düşünce ve hislerini, surat ifadesi ve mimiklerine yansıtmama sanatı. bir nevi harry potter evrenindeki zihnebend'in muggle dünyasındaki izdüşümü.

adını, ideal poker oyuncusunun sahip olduğu ifadesiz surattan alsa da, kişi yeterince kendisini geliştirirse sahip olmadığı ya da mevcut durumunda halihazırda sahip olduğu ancak baskın olmayan duygu ve düşünceleri de yansıtabilir. işte bunlar hep manipülasyon.
devamını gör...

belki ben
o günden
çok daha evvel,
köprü başında sallanarak
bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım. *
devamını gör...

onaylanmayan durumlar karşısında ncık cık cık cık seslerini çıkarmak.
devamını gör...

almanya - saksonya
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

fotoğrafları, alışkanlıkları.
devamını gör...

işlevsiz bilgi kötü bir şey değil, fazlasıda zararlı değil fakat bilgide en nihayetinde bir ihtiyaçtır. nasıl ki maddi ihtiyaçlarımızdan fazlasını edinmek istifçilikse bilgi içinde bu böyle olmalı. sonuçta bilgi bir objenin yada kavramın temel ayrımını bize sunar. işleyebileceğimizden fazlası gereksiz olmuş olur.

hiç bir bilgi gereksiz değildir, bilgiyi gereksiz kılan onu işlemeyi bilmeyen veya işlemeyecek olduğu halde edinmekle o bilgiyi gereksiz hale getirmiş olan biziz. çok şey bilmek, fakat bilgi işleme yöntemlerine vakıf olmamak, bilginin kendisine yapılan haksızlıktır bir bakıma.
devamını gör...

hikayesinde emek, idealler, hayaller ve sınıf farkı arasında aşka tutulan, ulaştığı hayallerinin sonunda; işçi sınıfından yazarlığa geçen martin'in romanıdır. tesadüfen bir kavganın ortasında kardeşini kurtardığı ruth denen lanet kadına olan aşkının onu sürüklediği bunalım ve aslında ulaşabileceği her şeye sahip olmanın verdiği o mutsuzluk, daha doğrusu karşısına çıkan iki yüzlülüğü hazmedememe hali, sevgili martin'in sonuna neden olmuştur, halen okumadıysanız mutlaka okuyunuz.
devamını gör...

cuma günü her duanın kabul edildiği bir saat vardır derler. duanı o saate denk getiremediysen allah'ın ne suçu var.
devamını gör...

"susuyorum, sustukça yüreğim küfleniyor. konuşsam faydası yok, sözlerim dağılıp harfleniyor."

metin altıok
devamını gör...

tüylerimi diken diken eden gereksiz eylem.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aynı anda birileri doğuyor, birileri ölüyor, kimisi mutlu kimisi de asla mutlu olmayacağını düşünüp hayatın kendisine ayrılan sürenin sonuna gelmesini bekliyor.
devamını gör...

kısa ve öz yazmaktır. maalesef her yazar uzun tanımlara vakit ayırmıyor. bu sebeple derdinizi kısa ve öz anlatın. lafı gediğine düzgün smaçlarsanız 1-2 beğeni alırsınız. adam olana çok bile.
devamını gör...

insanın yaratılışına geçmeden önce, mısır mitolojisi ile ilgili küçücük bir bilgi vermek faydalı olacaktır.
mısır mitolojisinin temelini oluşturan kavramlar; ölümden sonraki hayata olan inanç ve firavunun kendisidir.
firavunun güneş tanrısı ra'nın oğlu ve büyük tanrı osiris'in oğlu horus 'un temsilcisi olduğuna inanılırdı.
horus, maat yasasından sorumlu olduğundan, firavun'un en temel görevi de maat yasasını korumaktı. bu ilahi ve adaletli bir sistem için şarttı. maat yasası da mısır mitolojisinde önemli bir yer tutan kavramdır.

mısır mitolojisinin temellerini, özellikle piramit metinleri, tabut metinleri ve ölüler kitabından öğreniyoruz. bunlar, başka tanım konuları olsun.

mısır mitolojisine göre insanlar, atum-ra'nın gözyaşlarından yaratılmıştır.

atum-ra ilk tanrıdır. yani yaşamın kendisidir. atum-ra; şu ile tefnut'u, mastürbasyon yoluyla kadına ihtiyaç duymadan yarattığı söylenir. şu hava (hava tanrısı), tefnut ise sudur (yağmur tanrısı). bunların cinsel birlikteliğinden geb (yeryüzü), ve nut (gökyüzü) oluşur. bu ilk cinsel ilişkidir.

yaratılışın ilk günlerinde, büyük tanrı, atum-ra'nın canı sıkılmaya başlar ve çocukları şu ve tefnut'a bir dünya kurmalarını söyler. şu ve tefnut babasının yanında ayrılarak, dünyayı kurmaya başlarlar. ancak atum-ra, çocuklarını çok merak eder. zira epey zaman geçmiştir, gitmelerinin üzerinden. gördüğünüz gibi her şey basit bir can sıkıntısından.

her neyse, baba yüreği dayanmaz olur. atum-ra çocuklarını nasıl bulacağını düşünür. çözümü kendi gözünden vazgeçmekte bulur. ve gözünü çıkararak, dünyaya gönderir, çocuklarını bulması için. karanlıklar içinde kalan ulu tanrı merakla beklemeye başlar.
bir gün çocukları, ra'nın gözü ile babalarının yanına giderler. beklenen an gelmiştir. çok mutlu olan baba ra gözünü alarak yerine takar. ve gözünü takar takmaz, mutluluk gözyaşları dökmeye başlar. işte bu gözyaşlarından insanlar meydana gelir.
devamını gör...

intihal sözcüğünün, yani başkasından alıntı araklamak, kaynak göstermeden kendisininmiş gibi kullanmanın ingilizce karşılığı. latince, başkasının çocuğunu kaçırmak anlamındaki kökten geliyor.
devamını gör...

mantıklı bulmadığım uygulama.

başta yüz yüze konuşuyorduk. üstümüzü başımızı tiril tiril giyinip çıkardık sokağa, birini gördüğümüz an selam verirdik muhabbet başlardı.

sonra hayatımıza telefon girdi, birine selam verebilmek için o kişinin bizim konuşma talebimizi kabul etmesi gerekiyordu artık. konuşma sırasında ise yüz yüze konuşurkenki alışkanlıklarımız aynen devam ediyordu. kıyafetlerimize ihtiyacımız yoktu ama artık. pijamalarımızla bile konuşabiliyorduk.

hemen akabinde "mesajlaşma/chatleşme" girdi hayatımıza. biri ile konuşmak için ondan izin alma fikri diyaloğun iki tarafında bulunan kişileri psikolojik olarak alt-üst ilişkisine sokuyordu. bu rahatsız ediciydi dönem gençleri için. fakat mesajlaşmada böyle bir şey yoktu, direkt gönderiyordun ve karşıdaki istemese de alıyordu bu mesajı. bu yöntemin güzel bir diğer yönü de o anda bir fikir üretip hemen konuşma zorunluluğun olmamasıydı, sabah gelen bir mesaja ne cevap yazacağını akşama kadar düşünebiliyordun.

ardından bu mesajlaşma işi herkesin çok hoşuna gitti, mahalledeki arkadaş ortamlarını neredeyse tamamen buraya taşımıştı artık gençler. fakat sistem toplu mesajlaşmaya/paylaşıma müsait değildi ve ilk toplu paylaşım mecraları ortaya çıkmaya başladı.

tam bu noktada ikiye bölünme oldu: grupça konuşmak ve toplu paylaşım yapmak. konuşma kısmı bugünün whatsapplarına/telegramlarına kadar evrilirken diğer kısım facebook ve instagram olarak kendini öne çıkardı.

bu sırada bir şeyi toplu olarak konuşma fikri gelişti, neden tanımadığın insanlarla da konuşmayasın, mahalledekileri arkadaşlarının da ötesindekilerle? işte bu noktada özellikle twitter gibi mecralar öne çıktı. ana tema fikir paylaşmaktı, o fikir etrafında ülkenin dört tarafındaki insanlarla toplanabiliyor ve fikir alışverişinde bulunabiliyordun.

iletişimin gelişme aşamalarına bakarak insanın bunlara tepki olarak geliştirdiği birkaç davranışa bakalım.

tahammülsüzlük: her an ulaşılabilir olmanın hoş bir şey olmadığının farkına vardık, bize verilen selamı istediğimiz zaman alma özgürlüğü hoşumuza gitmişti. gerçek zamanlı bir iletişimdense sıra tabanlı bir iletişimi yeğlemiştik.

hızlı tüketim alışkanlığı: iletişimi de diğer her şey gibi hızlı tüketmeye alıştık, bir el hareketi ile dünyadaki yüzlerce fikire erişebiliyor onları çekirdek çitler gibi okuyabiliyorduk. dolayısıyla bir kişi ile iletişmekten ziyade tüm dünya ile iletişmek daha makul oldu. fakat koca bir kase çekirdeği çitlemek gibiydi bu, aralarında illa ki tadı acı olan vardı ve bu yediğimiz onca tatlı çekirdeğin tadını alıp götürüyordu. bu noktada da bize duymak istediğimizi söyleyen topluluklara dahil olmaya başladık. fakat bu topluluklar da kâr etmedi.

beğenilme/takdir edilme/üstün görülme: zaman zaman bir profil fotoğrafının arkasına sığınıp dilediği şeyleri yazan birinin yazdıklarını okuyor ve sinirleniyoruz, ardından belki içimizden belki dışımızdan laf ediyor/küfrediyoruz. bunu neden yapıyoruz? çünkü bir geri dönüşü yok, çünkü o kişiyi o an zihnimizde devasa bir gübre topu olarak hayal ediyoruz, o kişi gerçek bir insan değil. bütün kötü şeyleri ona yakıştırıyor, böylece o profil fotoğrafını* yererken kendimizi de gizliden övmüş oluyoruz.

şimdi bu üç ilkeye bakarak konuşalım, clubhouse neye karşılık geliyor?
hızlı tüketimi kolaylaştırıyor belki bir nebze.
peki tahammül? iletişimi gerçek zamanlı bir eylemden sıra tabanlı bir eyleme çevirmişken clubhouse alıyor bunu gerisin geri gerçek zamanlı bir eyleme çeviriyor. bu ne kadar mantıklı?
peki sizce cidden başkalarının ne düşündüğünü bu kadar önemsiyor muyuz? ben söyleyeyim, hayır. önemsediğimiz şey başkalarının fikrini okuyup onların ne kadar aptal olduğuna kanaat getirmek.

ayrıca siz zannediyor musunuz ki içeri giren herkes kültür orgazmı yaşıyor? ülke ne ise clubhouse da o*. kişi sayısı azken bir nebze göze batmıyorken sayı arttıkça toplumun ortalaması orada da karşılığını bulacak, belki de buldu bile. günlük hayatta sokakta-iş yerinde-çarşı pazarda tahammül edemediğiniz insanlar ses dalgasına dönüşüp evinize giriyor*. üstelik gübre topu olarak hayal edebileceğinizden fazla gerçekler. dolayısıyla bu uzun vadede can sıkıcı. üstelik günlük hayatta evinize kaçarak bunlardan kurtulabiliyorken bu uygulamada o da mümkün değil. tek çözüm uygulamayı kapatmak.

clubhouse pandemideki iletişim yoksunluğunun dijital, geçici bir çözümünden ibaret. pandemiden sonra rağbet göreceğini sanmıyorum. ha görürse de %95'i reel tinder, %4'ü birbirine şov yapma peşinde olan herbokolog tayfa*, %1'i de arkadaş grupları olmak üzere varlığını sürdürür.

sosyal medya platformlarının gelişimine bakarak geleceğin nasıl olabileceğini aşağı yukarı kestirebiliriz. insanlar yarattığı sanal karakterler ile alter egolarını dışavurmayı sevdiler. yarattıkları bu personalar da hayallerindeki* mesleğe, tipe, sese, karaktere sahip. onda gerçekten kendilerinden bir parça olmasını isteyeceklerini sanmıyorum, en azından gidişat bunu gösteriyor.

işbu giriyi okuyan kişi: sen, evet evet sen, ordaki, hey görebiliyorum seni. bunlar dümdüz bir internet kullanıcısının yorumu haberin olsun, psikoloji msikoloji hak getire, dümdüz insan yorumu.
devamını gör...

lichess üzerinden oynaması zevkli olan strateji oyunu.

yeni başlayacak olanlara da birkaç akıl vereyim de, tam olsun.

öncelikli olarak, açılışları tamamen salıyoruz arkadaşlar. italyan açılışı varmış, yok sicilya savunması varmış, yok vezir gambitiymiş. bunların hepsini salıyoruz.

önce bir güzel kuralları öğreniyoruz. basit bir şekilde. at bir düz bir diyagonal gider. fil üç puandır. fil çifti çok iş yapar. vezir adamdır falan.

sonra taktikleri öğreniyoruz. açmaz nasıl yapılır, çatal nedir, karşı taraf böyle acımasız olmayı nereden öğrendi.

sonra oyun sonu öğreniyoruz. iki kaleyle mat nası olur, bi şah bi vezirle mat nasıl olur? nasıl hainlik yaparsam maç berabere biter?

sonra oynamaya başlıyoruz.

bunun için lichess çok güzel bir yer. sonrasında bayağı bir oynayıp, kaybettikten sonra, iki açılış öğreniyoruz. biri beyazlar için, biri siyahlar için.

beyazlar için italyan, siyahlar için sicilya.

bunları bir güzel çalışıyoruz? nasıl çalışıyoruz?

giriyoruz blitz seçeneğine. 3 dakikalık oyunlar. seri bir şekilde açıyoruz taşlarımızı. bir yerden sonra elimiz alışıyor tabii. fil buraya gidecek, şurayı tehdit edecek, at oraya gelecek, şuraya taşıyacağım. açılışın temel mantığını kavrıyoruz.

yine kaybedeceğiz, olsun. yılmak yok.

bu iki açılıştan sonra, tuzaklara bakmakta fayda var. şimdi diyeceksiniz ki, önce tuzaklara baksak, sonra oynasak?

tuzağa düşünce insanın öğrenme şevki daha da bir artıyor.

herkese iyi oyunlar.
devamını gör...

yurt dışındayken kış aylarında letonyalı arkadaşla birer şişe alıp iş çıkışı dikerek eve gittiğimiz likör.
devamını gör...

fil necati. ulan resmen kemal sunal'ı taklit ediyorsun şerefsiz yaratık. sanki anlamadık. aklımızla alay etme.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim