160 boyunda kızıl saçlı yeşil gözlü ince belli hafif sarışın kız
ekşide bıkmıştık bu başlıklardan burada da varmış.
tanım: başlık sahibine bakmayacak kızdır.
tanım: başlık sahibine bakmayacak kızdır.
devamını gör...
geceye bir şerefsizlik bırak
midesine kuru ekmek giren vatandaş aç değildir şeklinde açıklama yapan milletvekili örnek gösterilebilir.
devamını gör...
melihi
t: alkolik bir divan edebiyatı şairi. doğum yılı tam olarak bilinmemekle birlikte vefatının 1494 veya 95 yılında olduğu kayıtlara geçmiştir.
birçok tezkirede, fatih sultan mehmet'in, melihi'nin olmadığı sohbetlerden tat almadığı belirtilir. genel olarak dostları arasında da nüktedanlığı ve hazırcevaplığı ile övülürmüş. fatih, melihi'ye içkiyi yasaklamış, ona yemin ettirtmiş ama bu sefer de melihi boza ve esrara başlamış. bir gün fatih'in huzuruna sarhoş bir vaziyette getirilmiş, sarhoş olmadığını iddia etmiş, doğal olarak inanmamışlar ve ağzını koklamışlar, herhangi bir koku yok imiş fakat bir yandan da ayakta duramaz vaziyetteymiş. bunun üzerine en sonunda "şarabı damardan şırıngıyla" enjekte ettiğini söylemiş.* fatih de bakmış olacağı yok, kendi haline bırakıp affetmiş.
içkiye o kadar düşkünmüş ki parasının suyun çekildiği zamanlar her gün kadeh başına bir kıyafetini rehin bıraktığı söylenir. birçok yere baston yardımıyla gidermiş* fakat iş meyhanelere gelince bastonsuz gidermiş.
üstattan bir beyit:
"mey iç hoş geç gönül yıkma cihanda
kayırma ki kerîm işi keremdür"
kendisi hakkında daha fazla okumak için latifi tezkire 490. sayfada
birçok tezkirede, fatih sultan mehmet'in, melihi'nin olmadığı sohbetlerden tat almadığı belirtilir. genel olarak dostları arasında da nüktedanlığı ve hazırcevaplığı ile övülürmüş. fatih, melihi'ye içkiyi yasaklamış, ona yemin ettirtmiş ama bu sefer de melihi boza ve esrara başlamış. bir gün fatih'in huzuruna sarhoş bir vaziyette getirilmiş, sarhoş olmadığını iddia etmiş, doğal olarak inanmamışlar ve ağzını koklamışlar, herhangi bir koku yok imiş fakat bir yandan da ayakta duramaz vaziyetteymiş. bunun üzerine en sonunda "şarabı damardan şırıngıyla" enjekte ettiğini söylemiş.* fatih de bakmış olacağı yok, kendi haline bırakıp affetmiş.
içkiye o kadar düşkünmüş ki parasının suyun çekildiği zamanlar her gün kadeh başına bir kıyafetini rehin bıraktığı söylenir. birçok yere baston yardımıyla gidermiş* fakat iş meyhanelere gelince bastonsuz gidermiş.
üstattan bir beyit:
"mey iç hoş geç gönül yıkma cihanda
kayırma ki kerîm işi keremdür"
kendisi hakkında daha fazla okumak için latifi tezkire 490. sayfada
devamını gör...
kimsesizler mezarlığı
kayahan demir'in romanlarından biridir.
devamını gör...
bir anneye verilecek öğütler
çocuğun senin malın değil.
onun özgürlük alanına zorla giremezsin.
hayır, annesi olsan da giremezsin.
her şeyden önce çocuk yetiştirmiyorsun, bir birey yetiştiriyorsun.
çocuğunun kendi zevkleri olacak, o da ilerleyen yaşlarda kendini bulmaya çalışacak. buna engel olma. senin istediğin hayatı bunu yaşamalısın diyerek atma önüne, onun hayallerinin önüne kendi hayallerini koymaya çalışma. erkek diye maviyi, kız diye pembeyi dayama mesela. bırak o yeşili seviyorsa yeşil olsun. ders,ders diye küçücükken başlayıp zorlamak yerine otur mesleklerden bahset mesela ama öyle benim yavrum doktor olacak, dünyayı kurtaracak da şöyle böyle diyerek değil. onunla sohbet et. kendi fikrini sun, onun fikrini de öğren. mesela doktor bir arkadaşından bahset, oralara gelmek için çok çalıştığını ama hak ettiğinden bahset. sorumluluk bilincini aşıla ama o fark etmeden. bunları yaparsan, bunları kazanırsın gibi. sonra ekleyiver ama avukatlar da çok çalışıyor bak, ne güzel. zaten hâkimi de sorar, pilotu da o çocuk sana. büyüdükçe kafasında tartar zaten x olmak istiyorum, yarın y olacağım diyebilir. neden olmasın de, elbette olabilirsin de. ama çocuk aklıyla kendini bir tutup hayır x ol deme. ona bir birey gibi hissettir. onu avucunda sıkma, hatta mümkün olduğunca açık bırak o avcu ama hiçbir zaman uzaktan göz etmeyi de unutma. (ona tanıdığın özgürlüğün, ona sunduğun imkanların ve duyduğun güvenin farkına varınca zaten kendisi avucunda durmak isteyecektir zaten. zorla eline almaya çalıştığın bir kuşu düşün, birde eline kendisi gelen bir kuşu.) daha doğrusu ona kendini göz etme imkanını ver, nasıl yapacağını öğret ne gözün arkada kalsın ne de sen çocuğunun boğazına yapışmış ol. bir sorunu olduğunda gelip sana anlatabilsin. "eyvah, annem kızacak! ne yapacağım?" diye yanmasın yavrucak. "ne yapmam gerektiğini anneme sormalıyım belki de." diyebilecek durumu olsun hep işin içinden çıkamadığında. ve her şeyden önemlisi. en en önemlisi onda yaralar açma. ailenin açtığı yaralar iyileşmiyor, kabuk bağlamıyor, bağlasa da en ufak şeyde tekrar daha da derinden kanıyor. çoğu ebeveyn çocukluk dönemine eğitim olarak yüklenip ergenlik döneminde çocuk ergen olduğu için ne yapsa yanlışı onda bulmaya başlıyor ve eğitim kısmını sanki çocuk almamak için direniyor gibi düşünüyor ama hayır asıl eğitim o zaman başlıyor. hatta hayattan almaya başlıyor çocuk eğitimi bu sefer. bir birey olmanın eğitimi bu, hayatta dik durmanın, acıların, ilklerin, en berbat dönemlerin. hayır çocuk ergen olduğu için zor gelmiyor. çocuk hayata adım attığı için, zor olduğu için zor. illaki destek olmayacaksanız bile çocuğunuzun aklı ermeye başladığı dönemden bu dönemin sonuna kadar olan süreçte yara bırakmayın. lütfen yapmayın bunu çocuğa. geçmiyor, silinmiyor izleri. bu dönemde karakter oluşur, içine işliyor. çocuğunun içine güzellik işle, mutluluk, huzur nakışla. huzursuzluk, hırçınlık, dolu dolu nefretle baş etmek zorunda bırakma çocuğu. insan olarak değerlerini ciğerine işle, nefes aldıkça değerli olduğunu bilsin. insan olduğu için. kızsa değerini işle, kız olduğu için. diğer kızlara, erkeklere nasıl davranmalı öğret. erkekse değerini işle, erkek olduğu için. kızlara, erkeklere, insanlara nasıl davranılır öğret. cinsiyet eşitliğini zorla da olsa sok kafasına! karşısındakine insan olduğu için saygı duymayı öğret. özellikle erkekse masumane bir kadın sevgisi işle yüreğine. birey olduğu için değerli hissettir çocuğunu. kız, erkek fark etmez. kendine yetebilen bir insan yetiştir. yemeğini de yapabilsin, kendine yetecek kadar temizliğini de. ekonomik gücünü eline alması gerektiğini anlamasını sağla. yarın bir gün birilerine muhtaç olmasın. erkekse canı bir şey istediğinde mutfağa gidip yapabilmekten aciz olmasın mesela. kızsa sevgilisinin ona karışabileceği sınırları bilsin. kendini aşanı kabul etmesin. dostluk nedir öğretin, anlatın. hiç sahip olamasa da- ki yüksek ihtimal bu - yine de bilsin. kültürlü bir çocuk yetiştirmeye çalıştırın. istediği "güzellikleri" imkanınız yettiğince verin ama her istediğini de değil. çocuğunuz yanınızda kendisi olabilsin. aksi halde çocuk evde de dışarıda olduğu gibi bir savunma kalkanıyla yaşamak zorunda kalıyor ve ona ulaşamamaktan yakınıyorsunuz. ve anneler, çocuğunuzu size değer verecek şekilde yetiştirin, size yardım etsin, ona yardım edin. aranızdaki mesafe o büyüdükçe artar büyük ihtimalle işte bunun olmaması için onun kalbini kendinize yakın tutmaya çalışın. eğer zorla varlığını yanında tutmaya çalışırsanız o kuş uçmayı öğrendiği an gözü dışarıda olur. ama kalbine ulaşırsanız ne kadar uzak olursa olsun çok yakın olursunuz. bütün yükü de sırtınıza almaya çalışmayın. tek başına çocuğun yükü kaldırılmaz. babası için de geçerli bu şeylerin hepsi. aslında ebeveynler için geçerli.
üzmeyin ulan çocuğunuzu!
tek üzülen sizmiş gibi de davranmayın.
acısını küçümsemeyin, yalnız kalmak istiyorsa bırak kalsın biraz. içinde halledip geri döner sana o çocuk mutlu hissettirirsen.karakteri biraz farklıysa kabul et. sen bu çocuğu kabul etmek zorundasın. sen istedin onu ama o seni istedi mi? böyle bir şansı var mıydı? farklı diye yargılama. onun çocuğuyla bunun çocuğuyla ilgilenme. kendi çocuğuna ver ilgini,sevgini, zamanını. ve yine unutma senin çocuğun özel ama bu atomu parçalayacağı, insanlığı kurtaracağı anlamına gelmiyor. o kendisi olduğu için özel. bunu anlayın, yapmak istediklerinde destek olun, olmuyorsanız bile asla köstek olmayın. yine sıkça yapılan bir şey daha sırf çocuğun diye sevme, onu kendisi olduğu için sev eğer yalnızca annesi olduğu için seni sevmesini istemiyorsan. o çocuk baktığında gurur duysun benim annem şöyle diye. hayır bu statü,maddiyat, güç değil. bazen annen misafir çocuğu hatalı olmasına rağmen sana kızdığında oldukça mutlu olursun çünkü bilirsin neden yaptığını. yüreği güzeldir, gurur duyarsın.
anneler güzeldir, özeldir ama çocuklarına yara olmasınlardır...
onun özgürlük alanına zorla giremezsin.
hayır, annesi olsan da giremezsin.
her şeyden önce çocuk yetiştirmiyorsun, bir birey yetiştiriyorsun.
çocuğunun kendi zevkleri olacak, o da ilerleyen yaşlarda kendini bulmaya çalışacak. buna engel olma. senin istediğin hayatı bunu yaşamalısın diyerek atma önüne, onun hayallerinin önüne kendi hayallerini koymaya çalışma. erkek diye maviyi, kız diye pembeyi dayama mesela. bırak o yeşili seviyorsa yeşil olsun. ders,ders diye küçücükken başlayıp zorlamak yerine otur mesleklerden bahset mesela ama öyle benim yavrum doktor olacak, dünyayı kurtaracak da şöyle böyle diyerek değil. onunla sohbet et. kendi fikrini sun, onun fikrini de öğren. mesela doktor bir arkadaşından bahset, oralara gelmek için çok çalıştığını ama hak ettiğinden bahset. sorumluluk bilincini aşıla ama o fark etmeden. bunları yaparsan, bunları kazanırsın gibi. sonra ekleyiver ama avukatlar da çok çalışıyor bak, ne güzel. zaten hâkimi de sorar, pilotu da o çocuk sana. büyüdükçe kafasında tartar zaten x olmak istiyorum, yarın y olacağım diyebilir. neden olmasın de, elbette olabilirsin de. ama çocuk aklıyla kendini bir tutup hayır x ol deme. ona bir birey gibi hissettir. onu avucunda sıkma, hatta mümkün olduğunca açık bırak o avcu ama hiçbir zaman uzaktan göz etmeyi de unutma. (ona tanıdığın özgürlüğün, ona sunduğun imkanların ve duyduğun güvenin farkına varınca zaten kendisi avucunda durmak isteyecektir zaten. zorla eline almaya çalıştığın bir kuşu düşün, birde eline kendisi gelen bir kuşu.) daha doğrusu ona kendini göz etme imkanını ver, nasıl yapacağını öğret ne gözün arkada kalsın ne de sen çocuğunun boğazına yapışmış ol. bir sorunu olduğunda gelip sana anlatabilsin. "eyvah, annem kızacak! ne yapacağım?" diye yanmasın yavrucak. "ne yapmam gerektiğini anneme sormalıyım belki de." diyebilecek durumu olsun hep işin içinden çıkamadığında. ve her şeyden önemlisi. en en önemlisi onda yaralar açma. ailenin açtığı yaralar iyileşmiyor, kabuk bağlamıyor, bağlasa da en ufak şeyde tekrar daha da derinden kanıyor. çoğu ebeveyn çocukluk dönemine eğitim olarak yüklenip ergenlik döneminde çocuk ergen olduğu için ne yapsa yanlışı onda bulmaya başlıyor ve eğitim kısmını sanki çocuk almamak için direniyor gibi düşünüyor ama hayır asıl eğitim o zaman başlıyor. hatta hayattan almaya başlıyor çocuk eğitimi bu sefer. bir birey olmanın eğitimi bu, hayatta dik durmanın, acıların, ilklerin, en berbat dönemlerin. hayır çocuk ergen olduğu için zor gelmiyor. çocuk hayata adım attığı için, zor olduğu için zor. illaki destek olmayacaksanız bile çocuğunuzun aklı ermeye başladığı dönemden bu dönemin sonuna kadar olan süreçte yara bırakmayın. lütfen yapmayın bunu çocuğa. geçmiyor, silinmiyor izleri. bu dönemde karakter oluşur, içine işliyor. çocuğunun içine güzellik işle, mutluluk, huzur nakışla. huzursuzluk, hırçınlık, dolu dolu nefretle baş etmek zorunda bırakma çocuğu. insan olarak değerlerini ciğerine işle, nefes aldıkça değerli olduğunu bilsin. insan olduğu için. kızsa değerini işle, kız olduğu için. diğer kızlara, erkeklere nasıl davranmalı öğret. erkekse değerini işle, erkek olduğu için. kızlara, erkeklere, insanlara nasıl davranılır öğret. cinsiyet eşitliğini zorla da olsa sok kafasına! karşısındakine insan olduğu için saygı duymayı öğret. özellikle erkekse masumane bir kadın sevgisi işle yüreğine. birey olduğu için değerli hissettir çocuğunu. kız, erkek fark etmez. kendine yetebilen bir insan yetiştir. yemeğini de yapabilsin, kendine yetecek kadar temizliğini de. ekonomik gücünü eline alması gerektiğini anlamasını sağla. yarın bir gün birilerine muhtaç olmasın. erkekse canı bir şey istediğinde mutfağa gidip yapabilmekten aciz olmasın mesela. kızsa sevgilisinin ona karışabileceği sınırları bilsin. kendini aşanı kabul etmesin. dostluk nedir öğretin, anlatın. hiç sahip olamasa da- ki yüksek ihtimal bu - yine de bilsin. kültürlü bir çocuk yetiştirmeye çalıştırın. istediği "güzellikleri" imkanınız yettiğince verin ama her istediğini de değil. çocuğunuz yanınızda kendisi olabilsin. aksi halde çocuk evde de dışarıda olduğu gibi bir savunma kalkanıyla yaşamak zorunda kalıyor ve ona ulaşamamaktan yakınıyorsunuz. ve anneler, çocuğunuzu size değer verecek şekilde yetiştirin, size yardım etsin, ona yardım edin. aranızdaki mesafe o büyüdükçe artar büyük ihtimalle işte bunun olmaması için onun kalbini kendinize yakın tutmaya çalışın. eğer zorla varlığını yanında tutmaya çalışırsanız o kuş uçmayı öğrendiği an gözü dışarıda olur. ama kalbine ulaşırsanız ne kadar uzak olursa olsun çok yakın olursunuz. bütün yükü de sırtınıza almaya çalışmayın. tek başına çocuğun yükü kaldırılmaz. babası için de geçerli bu şeylerin hepsi. aslında ebeveynler için geçerli.
üzmeyin ulan çocuğunuzu!
tek üzülen sizmiş gibi de davranmayın.
acısını küçümsemeyin, yalnız kalmak istiyorsa bırak kalsın biraz. içinde halledip geri döner sana o çocuk mutlu hissettirirsen.karakteri biraz farklıysa kabul et. sen bu çocuğu kabul etmek zorundasın. sen istedin onu ama o seni istedi mi? böyle bir şansı var mıydı? farklı diye yargılama. onun çocuğuyla bunun çocuğuyla ilgilenme. kendi çocuğuna ver ilgini,sevgini, zamanını. ve yine unutma senin çocuğun özel ama bu atomu parçalayacağı, insanlığı kurtaracağı anlamına gelmiyor. o kendisi olduğu için özel. bunu anlayın, yapmak istediklerinde destek olun, olmuyorsanız bile asla köstek olmayın. yine sıkça yapılan bir şey daha sırf çocuğun diye sevme, onu kendisi olduğu için sev eğer yalnızca annesi olduğu için seni sevmesini istemiyorsan. o çocuk baktığında gurur duysun benim annem şöyle diye. hayır bu statü,maddiyat, güç değil. bazen annen misafir çocuğu hatalı olmasına rağmen sana kızdığında oldukça mutlu olursun çünkü bilirsin neden yaptığını. yüreği güzeldir, gurur duyarsın.
anneler güzeldir, özeldir ama çocuklarına yara olmasınlardır...
devamını gör...
10 yıl öncesine gitseniz ne yapardınız sorunsalı
deli gibi çalışır dolar alırdım. yapılacak en mantıklı hareket bence bu.
devamını gör...
sobadan tavana vuran ışık
ruhu dinlendirir,uyku moduna sokar.
devamını gör...
bluetooth kulaklık tavsiyesi
ahh en sevdiğim konu gelmiş *sennheiser tabiki en güzeli fakat azcık tuzlu. ben şu an jbl kullanıyorum, şükürler olsun bozulma olmadı fakat garanti sistemleri çok iyi çalışıyo, sorun olduğu anda değişim veya para iadesi yapıyolar. dışarıdan ses almıyo ancak ses ayarlamaları sonrasında bile o coşkulu havayı alamıyorum canım sıkılıyo. sennheiser ın dış kulaklığını denedim, asla ve asla dışarıdan ses almamakla birlikte, sanki beş altı hoparlör aynı anda açılmış gibi çok temiz bir ses vermekte. biraz pahalı ama güzel kullanımda ömürlük.
devamını gör...
lgbti birey
doğuştan gelen bir özellik. nasıl insanların ten rengi eleştiri konusu değilse, bu da değil. sonradan tercih edildiğini varsayalım. öyle bile olsa hiç kimseyi ilgilendirmez. bu insanlara yapılanlar yeter artık gerçekten! din konusuna gelince, herkes aynı inanca sahip değil. kimse kimseyi inanciyla degerlendiremez. ayrıca var mı dinin tüm gereklerini yerine getirebilen, hiç günah işlemediğiden emin olan?
devamını gör...
burama kadar geldi
''bura'' kelimesinin sınırı belli olmayan bir yakınma cümlesidir.
devamını gör...
31 mart ankara'nın dinozor işgalinden kurtuluşu
evet ankara'nın dinozorların dna kalıntılarını toprak altında ters döndüren çirkinlikteki dinozorumsu yapıdan kurtuluşunun kutlandığı bayram. bu mutlu günde her yıl masum çocuklarımıza, gençlerimize gerçek dinozorların nasıl olduğuna dair eğlendirici gösterimler, jurassicpark serisinin ücretsiz gösterimi, ve belediyemizin çocuklarımıza hazırladığı sevimli dinozorcuk oyuncakları dağıtılması gibi etkinlikler gün boyu sürer. akşam da dinozorların ruhuna belediyenin kurduğu alanlarda tavuk pilav ayran ve helvadan oluşan ikramlarla etkinlik sona erdirilir.
devamını gör...
kahvaltıda çay içmeyen insan
kahvaltıda çay içmeyen insan yoktur, çay demlemeye üşenen insan vardır.
devamını gör...
normal sözlük'ten fişlenme ihtimalimiz
net yazıyorum, bir gün fişleneceğiz. hem de öyle böyle değil. siz yine de anonim kalmaya çalışın. yazdı dersiniz. *
edit: yıldız içine ünlem işareti ile belirttim, ayrıca da yazalım ironodir.
edit: yıldız içine ünlem işareti ile belirttim, ayrıca da yazalım ironodir.
devamını gör...
kendisinden olmayanı aşağılamak
1. doğduğun yeri sen mi seçtin?
2. anne-bananı sen mi seçtin?
3. dini inanç doğuştan mı gelir?(cümle baştan çelişik)
4. cinsiyetini ne belirledi?
bunları seçerek doğan henüz olmadı. en azından bulunduğumuz zaman diliminde ve güncel teknolojide mümkün değil.
bunları bile bile sen yunansın, ermenisin, sarısın, karasın, budistsin, ateistsin diyerek aşağıladın. sanki bunu yaparak asıl sen küçük düşmemiş gibi.
toplumların belirlediği kurallara(yasa denir) göre bir suç varsa suçu işleyen ceza alır ve bu başkasına devredilemez.
moğolların döktüğü kanların hesabını şu an kimden sorabilirsin? ya da roma imparatorluğunun? hatta osmanlı devletinin toprak kazanma uğruna savaşarak döktüğü kanları?
ya da birinci dünya harbinde türk topraklarında kan döken ingiliz, yunan ve dünyanın öbür ucundan gelen avusturyalıların döktüğü kanın hesabını kimden soracaksın?
şu an kimseyi incitmemiş olan “gavur”lardan mı?
doğduğunda türkiye topraklarındaydın. almanyada olsaydın orayı vatanın bilecektin ve belki de türkler çalışmaya geldiğinde rahatsız olacaktın...
belki doğduktan sonra annen baban sana dedi ki allah var ve sen müslümansın. bu da kitabı. sen de gerçekten detaylı araştırmadan çevrenin söyledikleri üzerine bunu kabul ettin ve hatta fanatik savunucusu oldun. peki ya çinde doğsaydın? o zaman da müslümanlık konusunda fanatik olacak mıydın?
çok da uzağa gitmeyelim. sünni bir aile yerine ya alevi ailede doğsaydın? o zaman aleviliği savunacaktın belki de.
dünya senin etrafında dönmüyor pek muhterem insan. sen sadece sana ne gösterildiyse onu benimseyip yıllarca, belki de bir ömür sürecek araştırmayı reddedip, içine şans eseri düştüğün kimliğin fanatiği oldun.
bu nedenle kan döküyorsun. gönül kırıyorsun. güçlüysen can yakıyor, güçsüzsen eziliyorsun.
dünya çeşitlilikle dolu zepzengin ve bilinen tek yuvamızken; sen bu çeşitliliği ve zenginliği yok edip “tek”leştirmeye çalışıp fakirleştiriyorsun.
sen kendinin bile farkında değilsin. belki de beynindeki kıvrım noksanlığı sebep oluyor buna.
ne zaman barışacaksın kardeşlerinle? ne zaman kabul edeceksin doğayı? sevgi kırıntısı bile mi yok içinde? bu kadar mı nefret dolusun?
2. anne-bananı sen mi seçtin?
3. dini inanç doğuştan mı gelir?(cümle baştan çelişik)
4. cinsiyetini ne belirledi?
bunları seçerek doğan henüz olmadı. en azından bulunduğumuz zaman diliminde ve güncel teknolojide mümkün değil.
bunları bile bile sen yunansın, ermenisin, sarısın, karasın, budistsin, ateistsin diyerek aşağıladın. sanki bunu yaparak asıl sen küçük düşmemiş gibi.
toplumların belirlediği kurallara(yasa denir) göre bir suç varsa suçu işleyen ceza alır ve bu başkasına devredilemez.
moğolların döktüğü kanların hesabını şu an kimden sorabilirsin? ya da roma imparatorluğunun? hatta osmanlı devletinin toprak kazanma uğruna savaşarak döktüğü kanları?
ya da birinci dünya harbinde türk topraklarında kan döken ingiliz, yunan ve dünyanın öbür ucundan gelen avusturyalıların döktüğü kanın hesabını kimden soracaksın?
şu an kimseyi incitmemiş olan “gavur”lardan mı?
doğduğunda türkiye topraklarındaydın. almanyada olsaydın orayı vatanın bilecektin ve belki de türkler çalışmaya geldiğinde rahatsız olacaktın...
belki doğduktan sonra annen baban sana dedi ki allah var ve sen müslümansın. bu da kitabı. sen de gerçekten detaylı araştırmadan çevrenin söyledikleri üzerine bunu kabul ettin ve hatta fanatik savunucusu oldun. peki ya çinde doğsaydın? o zaman da müslümanlık konusunda fanatik olacak mıydın?
çok da uzağa gitmeyelim. sünni bir aile yerine ya alevi ailede doğsaydın? o zaman aleviliği savunacaktın belki de.
dünya senin etrafında dönmüyor pek muhterem insan. sen sadece sana ne gösterildiyse onu benimseyip yıllarca, belki de bir ömür sürecek araştırmayı reddedip, içine şans eseri düştüğün kimliğin fanatiği oldun.
bu nedenle kan döküyorsun. gönül kırıyorsun. güçlüysen can yakıyor, güçsüzsen eziliyorsun.
dünya çeşitlilikle dolu zepzengin ve bilinen tek yuvamızken; sen bu çeşitliliği ve zenginliği yok edip “tek”leştirmeye çalışıp fakirleştiriyorsun.
sen kendinin bile farkında değilsin. belki de beynindeki kıvrım noksanlığı sebep oluyor buna.
ne zaman barışacaksın kardeşlerinle? ne zaman kabul edeceksin doğayı? sevgi kırıntısı bile mi yok içinde? bu kadar mı nefret dolusun?
devamını gör...
güzel ne güzel olmuşsun
şu lafın güzelliğine bakar mısınız...
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
biz dünyadan gider olduk
kalanlara selam olsun
ama hep böyle gidecekse bu dünya
kalanlara haram olsun.
bedri rahmi eyüboğlu
kalanlara selam olsun
ama hep böyle gidecekse bu dünya
kalanlara haram olsun.
bedri rahmi eyüboğlu
devamını gör...
ilginç etimolojik bağlantılar
"ulan, lan" kelimelerinin kökü "evlat, erkek evlat" manasındaki "oğlan" sözüne dayanır.
kelimenin başındaki "o" sesi, zamanla "u"ya dönüşmüş, sonra da "ulan" ve "lan" şeklinde aşınmaya uğrayarak varlığını sürdürmüştür. (bkz: ali akar) (bkz: düşünen türkçe)
kelimenin başındaki "o" sesi, zamanla "u"ya dönüşmüş, sonra da "ulan" ve "lan" şeklinde aşınmaya uğrayarak varlığını sürdürmüştür. (bkz: ali akar) (bkz: düşünen türkçe)
devamını gör...
normal sözlük bir ülke olsa hangi ülke olurdu sorunsalı
kuzey ülkeleri gibi bir yerde ada ülkesi olurdu sözlük. bir nevi norveç gibi, doğayla iç içe, nüfus az olduğu için göğe doğru yarışan binaların olmadığı, günde 3-4 saat mesainin yettiği, aile arkadaş ortamının işten çok daha önemli olduğu, geçinme gibi maddi kaygıların sıfırın altında olduğu, herkesin kafasına göre takıldığı ve dışarıdan biri bakınca ne yapıyor bu deliler dediği ama ülkenin bireylerinin çok akıllı olmasından dolayı normal insanların anlayamadığı, şiddet olaylarından bir habersiz, çeşit çeşit balıkların ve canlıların yetiştiği, insana saygının ve bireylerin birbirine saygısının dünyadaki en yüksek seviyede olduğu bir ülke olurdu.
devamını gör...
ağlamaktan utanma sebepleri
bebeğin ağlamasına bile dayanamayan insanların olduğu bir yerde yaşıyoruz çünkü. ha bebeklikten çıkınca da iş bitmiyor, çocukken ''erkekler ağlamaz'' cinsiyet rolü veriliyor hemen. ağır otur da molla desinler gibi bir havası var çoğu kişinin.
sonra, güçsüzlük olarak görülüyor ve insanlar savunmasız hissediyor. oysa ağlamak, gülmek kadar doğaldır. insan mutluluktan da ağlayabilir, yere düşüp bacağını kanattığında da ağlayabilir hatta ruhu acıdığında da ağlar. eğer insan ağlayabiliyorsa sevinmelidir çünkü kimi zaman acı insanın benliğine öyle nüfus eder ki, o acıdan ağlamaya fırsat kalmaz.
sonra, güçsüzlük olarak görülüyor ve insanlar savunmasız hissediyor. oysa ağlamak, gülmek kadar doğaldır. insan mutluluktan da ağlayabilir, yere düşüp bacağını kanattığında da ağlayabilir hatta ruhu acıdığında da ağlar. eğer insan ağlayabiliyorsa sevinmelidir çünkü kimi zaman acı insanın benliğine öyle nüfus eder ki, o acıdan ağlamaya fırsat kalmaz.
devamını gör...
