albert camus
"felsefenin temel sorusu, yaşamın yaşanmaya değip değmeyeceğine karar vermektir."
7 kasım 1913'te cezayir'in mondovi kasabasında doğmuştur. ı. dünya savaşı'nda albert camus henüz 11 aylık iken babasını kaybetmiştir. albert camus'un babasına ait hatıraları maalesef ki birkaç fotoğraf ve annesinin anlattığı birkaç hikayeden ibaret olacaktır ömrü boyunca. babasının mezarını da ancak 40 yıl sonra, camus 40 yaşındayken bulabilmiştir. mezar taşının altında yatan kişi 29 yaşındayken vefat etmişti. hiç tanımadığı babasının kendinden genç olduğu bir buluşmaydı bu. ilk adam adlı eserinde de dediği gibi: "oğlunun babadan daha yaşlı olduğu yerde, yalnızca çılgınlık ve kaos vardı."
babasının ölümünden sonra, camus ve ailesi oldukça zor geçen günlerin içine girmiştir. maddi yetersizlikler aileyi günden güne zorlamıştır. anne catherine, evlere temizlik işlerine giderek iki oğlunu da okutmuştur. bu yıllarda yaşadıklarını "tersi ve yüzü" adlı eserinde anlatmıştır camus.
liseyi burslu okuyan camus daha sonra felsefe okumak için cezayir üniversitesi'ne girmiştir. bu yıllarda üç tutkusu vardır camus'nün: futbol, felsefe ve tiyatro. futbol, camus için hayata ve ahlaka dair gerçekçi bir pratik olmuştur her zaman. işte bu yüzden futbolu çok önemsemiştir. tam da bu yüzden ölümünden birkaç sene önce racing paris ile monaco arasında oynanan futbol karşılaşmasında da rastlarız camus'ye. kendisi de futbol oynamayı çok sevmektedir. ne yazık ki genç yaşta yakalandığı tüberküloz hastalığı, onun kalecilik kariyerine son vermesine neden olmuştur. felsefe ve tiyatro, onun için tutunacak son dallardır artık.
1936 yılında, "plotinos ve aziz augustinus" üzerine yazdığı tez ile felsefe eğitimini tamamlamıştır. aynı yıllarda ise bir grup arkadaşı ile iş tiyatrosu'nu kurmuştur. yine aynı yıllarda komünist partisi'ne katılmış ancak anlaşmazlık sebebiyle kısa sürede ayrılmıştır.
tam da bu yıllarda camus'nün eserleri peş peşe gelecektir. 1937'de tersi ve yüzü, 1942'de yabancı ve sisifos söyleni, 1947'de veba, son eseri sayılabilecek düşüş ise 1956 yılında yayımlandı. 1957 yılında ise "çağımızdaki insan vicdan problemini, keskin görüşlü bir ciddiyet ile aydınlatan edebi üretimi"nden ötürü nobel edebiyat ödülü'nü kazanmıştır. ödülü alırken ise şöyle demiştir camus: "kendi adıma ben sanatım olmadan yaşayamam."
camus'nün yaşadığı yıllarda paris, mükemmel bir entelektüel çevreye sahipti. ressamlar, şairler, yazarlar, filozoflar... varoluşçu felsefenin öncüsü sayılabilecek jean paul-sartre de paris'in sakinlerinden birisiydi o yıllarda. camus ile de oldukça sıkı bir dostlukları vardı. lakin bu dostluk 1950'lerin hemen başında son bulmuştur. sartre, camus ile dostlukları ile ilgili olarak şunları yazmıştır:
"o ve ben bir fikir ayrılığına düşmüştük. bir fikir ayrılığının önemi yok-bu ayrılığa düşenler birbirlerini bir daha hiç görmeseler bile- bu yalnızca, bizi ayıran kısıtlı, ufak dünyada birbirinin görüş alanını yitirmeden başka bir şekilde yaşama biçimi. bu durum beni onu düşünmekten, okuduğum kitapta ya da gazetede onun gözlerini hissetmekten ve merak etmekten alıkoyamadı: bununla ilgili ne düşünüyor? bununla ilgili şu anda ne düşünüyor?"
camus, 1960 yılının ocak ayında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. ailesiyle birlikte, lourmarin'de geçirdiği yılbaşından sonra paris'e dönerken gerçekleşmiştir. eşi ve iki çocuğu ile beraber tren ile dönecek iken son anda fikrini değiştirmiş ve yayıncısı ve arkadaşı michel gallimard'ın kullandığı araba ile dönmeye karar vermiştir. ölüm anında cebinde paris için bir tren bileti ve 1994 yılında yayımlanacak olan otobiyografik roman ilk adam'ın el yazmaları bulunmuştur. genç yaşta hayatını kaybeden ünlü yazar, eğer o gün fikrini değiştirmeyip ailesi ile trene binseydi belki çok daha farklı şeyler konuşuyor olacaktık. işin ilginç ve bir o kadar üzücü olan kısmı ise camus daha öncesinde, araba kazasıyla ölmeyi, en absürt ölüm olarak ifade etmiştir.
camus felsefesinin temelinde iki kavram bulunur: absürd ve intihar. insanın bu iki kavram ile karşılaşması, kaçınılmazdır. çünkü insan yaşamın anlamı ile oyalandıkça, yaşamın kendisinden ve bilincinden uzaklaşmıştır. işte tam da bu yüzden, dolaysız ve içten bir hesaplaşma gereklidir. absürd kavramı, dünya ile insan arasındaki anlamsızlık ve uyumsuzluk döngüsünü, birbirine yabancı olma durumunu ifade eder. bu varlığın kendi absürtlüğüdür. camus, bu kavramı sisifos söyleni adlı eserinde detaylı olarak incelemiştir. bu düşünce daha sonra absürdizm akımını ortaya çıkarmıştır. absürdizm, insanlığın evrende bir anlam bulma çabalarının boşa olduğunun ve bu uğraşın elbet başarısızlıkla sonuçlanacağını söyleyen bir akımdır. işte bu noktada sorulması gereken soru tüm bu absürtlüğün içinde yaşam yaşamaya değer mi? yoksa bütün bu absürtlüğe rağmen yaşamaya devam etmek, onu bir yükümlülük haline mi getirir? camus intihar sorusunu felsefenin temel sorusu haline getirirken aslında bunu amaçlamıştır. çünkü bu sorgulama gereklidir. absürd yaşama karşı, intihar düşüncesi absürde, boyun eğmek olduğu için camus tarafından ilk seçenek olarak görülmemiştir. absürde başkaldırı için, yaşamakta ısrar etmek, yaşamakta diretmek gerekir.
insan absürd olanı ve absürdün tam ortasında kaldığından beri dünyaya yabancı kalmıştır. bu yabancılık, bir kayıtsızlık, tepkisizlik olarak kendini ortaya koyar. camus'nün, "yabancı" adlı eserindeki meursault karakteri aslında bu yabancılaşmayı, kayıtsızlığı en üst perdeden aktarmayı başarmıştır. camus'nün, absürde karşı ortaya koymuş olduğu yol ise, yaratmaktır. o, yaşam ile intihar arasındaki çıkmazda yaşamdan tarafa olan yolun seçilebileceğine inanıyordu. onun için, yaşam elbette yaşanmaya değerdi, çünkü yaratma ve üretme imkânı bizim elimizdeydi. absürd olana karşı başkaldırı ancak bu şekilde mümkün olabilirdi. yaratmalıydık çünkü, gerçekliğin aşağı çeken çirkinliğini bu sayede alt edebilirdik. sanattan ve yaratımdan uzak bir yaşam, bizi ölüm safına zaten en başta alacaktır. "yaratmak yazgıya biçim vermektir."
7 kasım 1913'te cezayir'in mondovi kasabasında doğmuştur. ı. dünya savaşı'nda albert camus henüz 11 aylık iken babasını kaybetmiştir. albert camus'un babasına ait hatıraları maalesef ki birkaç fotoğraf ve annesinin anlattığı birkaç hikayeden ibaret olacaktır ömrü boyunca. babasının mezarını da ancak 40 yıl sonra, camus 40 yaşındayken bulabilmiştir. mezar taşının altında yatan kişi 29 yaşındayken vefat etmişti. hiç tanımadığı babasının kendinden genç olduğu bir buluşmaydı bu. ilk adam adlı eserinde de dediği gibi: "oğlunun babadan daha yaşlı olduğu yerde, yalnızca çılgınlık ve kaos vardı."
babasının ölümünden sonra, camus ve ailesi oldukça zor geçen günlerin içine girmiştir. maddi yetersizlikler aileyi günden güne zorlamıştır. anne catherine, evlere temizlik işlerine giderek iki oğlunu da okutmuştur. bu yıllarda yaşadıklarını "tersi ve yüzü" adlı eserinde anlatmıştır camus.
liseyi burslu okuyan camus daha sonra felsefe okumak için cezayir üniversitesi'ne girmiştir. bu yıllarda üç tutkusu vardır camus'nün: futbol, felsefe ve tiyatro. futbol, camus için hayata ve ahlaka dair gerçekçi bir pratik olmuştur her zaman. işte bu yüzden futbolu çok önemsemiştir. tam da bu yüzden ölümünden birkaç sene önce racing paris ile monaco arasında oynanan futbol karşılaşmasında da rastlarız camus'ye. kendisi de futbol oynamayı çok sevmektedir. ne yazık ki genç yaşta yakalandığı tüberküloz hastalığı, onun kalecilik kariyerine son vermesine neden olmuştur. felsefe ve tiyatro, onun için tutunacak son dallardır artık.
1936 yılında, "plotinos ve aziz augustinus" üzerine yazdığı tez ile felsefe eğitimini tamamlamıştır. aynı yıllarda ise bir grup arkadaşı ile iş tiyatrosu'nu kurmuştur. yine aynı yıllarda komünist partisi'ne katılmış ancak anlaşmazlık sebebiyle kısa sürede ayrılmıştır.
tam da bu yıllarda camus'nün eserleri peş peşe gelecektir. 1937'de tersi ve yüzü, 1942'de yabancı ve sisifos söyleni, 1947'de veba, son eseri sayılabilecek düşüş ise 1956 yılında yayımlandı. 1957 yılında ise "çağımızdaki insan vicdan problemini, keskin görüşlü bir ciddiyet ile aydınlatan edebi üretimi"nden ötürü nobel edebiyat ödülü'nü kazanmıştır. ödülü alırken ise şöyle demiştir camus: "kendi adıma ben sanatım olmadan yaşayamam."
camus'nün yaşadığı yıllarda paris, mükemmel bir entelektüel çevreye sahipti. ressamlar, şairler, yazarlar, filozoflar... varoluşçu felsefenin öncüsü sayılabilecek jean paul-sartre de paris'in sakinlerinden birisiydi o yıllarda. camus ile de oldukça sıkı bir dostlukları vardı. lakin bu dostluk 1950'lerin hemen başında son bulmuştur. sartre, camus ile dostlukları ile ilgili olarak şunları yazmıştır:
"o ve ben bir fikir ayrılığına düşmüştük. bir fikir ayrılığının önemi yok-bu ayrılığa düşenler birbirlerini bir daha hiç görmeseler bile- bu yalnızca, bizi ayıran kısıtlı, ufak dünyada birbirinin görüş alanını yitirmeden başka bir şekilde yaşama biçimi. bu durum beni onu düşünmekten, okuduğum kitapta ya da gazetede onun gözlerini hissetmekten ve merak etmekten alıkoyamadı: bununla ilgili ne düşünüyor? bununla ilgili şu anda ne düşünüyor?"
camus, 1960 yılının ocak ayında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. ailesiyle birlikte, lourmarin'de geçirdiği yılbaşından sonra paris'e dönerken gerçekleşmiştir. eşi ve iki çocuğu ile beraber tren ile dönecek iken son anda fikrini değiştirmiş ve yayıncısı ve arkadaşı michel gallimard'ın kullandığı araba ile dönmeye karar vermiştir. ölüm anında cebinde paris için bir tren bileti ve 1994 yılında yayımlanacak olan otobiyografik roman ilk adam'ın el yazmaları bulunmuştur. genç yaşta hayatını kaybeden ünlü yazar, eğer o gün fikrini değiştirmeyip ailesi ile trene binseydi belki çok daha farklı şeyler konuşuyor olacaktık. işin ilginç ve bir o kadar üzücü olan kısmı ise camus daha öncesinde, araba kazasıyla ölmeyi, en absürt ölüm olarak ifade etmiştir.
camus felsefesinin temelinde iki kavram bulunur: absürd ve intihar. insanın bu iki kavram ile karşılaşması, kaçınılmazdır. çünkü insan yaşamın anlamı ile oyalandıkça, yaşamın kendisinden ve bilincinden uzaklaşmıştır. işte tam da bu yüzden, dolaysız ve içten bir hesaplaşma gereklidir. absürd kavramı, dünya ile insan arasındaki anlamsızlık ve uyumsuzluk döngüsünü, birbirine yabancı olma durumunu ifade eder. bu varlığın kendi absürtlüğüdür. camus, bu kavramı sisifos söyleni adlı eserinde detaylı olarak incelemiştir. bu düşünce daha sonra absürdizm akımını ortaya çıkarmıştır. absürdizm, insanlığın evrende bir anlam bulma çabalarının boşa olduğunun ve bu uğraşın elbet başarısızlıkla sonuçlanacağını söyleyen bir akımdır. işte bu noktada sorulması gereken soru tüm bu absürtlüğün içinde yaşam yaşamaya değer mi? yoksa bütün bu absürtlüğe rağmen yaşamaya devam etmek, onu bir yükümlülük haline mi getirir? camus intihar sorusunu felsefenin temel sorusu haline getirirken aslında bunu amaçlamıştır. çünkü bu sorgulama gereklidir. absürd yaşama karşı, intihar düşüncesi absürde, boyun eğmek olduğu için camus tarafından ilk seçenek olarak görülmemiştir. absürde başkaldırı için, yaşamakta ısrar etmek, yaşamakta diretmek gerekir.
insan absürd olanı ve absürdün tam ortasında kaldığından beri dünyaya yabancı kalmıştır. bu yabancılık, bir kayıtsızlık, tepkisizlik olarak kendini ortaya koyar. camus'nün, "yabancı" adlı eserindeki meursault karakteri aslında bu yabancılaşmayı, kayıtsızlığı en üst perdeden aktarmayı başarmıştır. camus'nün, absürde karşı ortaya koymuş olduğu yol ise, yaratmaktır. o, yaşam ile intihar arasındaki çıkmazda yaşamdan tarafa olan yolun seçilebileceğine inanıyordu. onun için, yaşam elbette yaşanmaya değerdi, çünkü yaratma ve üretme imkânı bizim elimizdeydi. absürd olana karşı başkaldırı ancak bu şekilde mümkün olabilirdi. yaratmalıydık çünkü, gerçekliğin aşağı çeken çirkinliğini bu sayede alt edebilirdik. sanattan ve yaratımdan uzak bir yaşam, bizi ölüm safına zaten en başta alacaktır. "yaratmak yazgıya biçim vermektir."
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
yazdıklarını, yazmış olmak için yazma
boş atarlar ile kendini oyalama
gereksiz özgüveninin kurbanı olma
dörtlüğüm uyarı mahiyetinde, kafana takma
boş atarlar ile kendini oyalama
gereksiz özgüveninin kurbanı olma
dörtlüğüm uyarı mahiyetinde, kafana takma
devamını gör...
inanmak
bir şeyin varlığını kabul etmektir. inancı yitirmek ise sonrasında acı vericidir.
ilk önce tanrıya inanmayı bıraktım sonra da aşka. bugün fark ettim ki ikisi de bende aynı hayal kırıklığını uyandırdı.
küçük bir kızken allah'a inanıyordum. üzüldüğüm zaman dua ediyor; her şeyin geçeceğine, bunların bir sınav olduğuna, tanrının bizi sevdiğine inanıyordum.
aşk ise bir büyüydü benim için. birini gerçekten sevince iliklerine dek hissediyorsun bunu. yarattığı his, biri için vazgeçilmez olma duygusu, yanında yaşlanacağın biri olması ve güven mutluluğu getiriyordu.
şimdi ise onların yerinde kocaman bir boşluk var. içimde büyüyor. ve nasıl durduracağımı bilmiyorum.
bir hata yaptığımda bu şeytanın işi olmuyor. ve tüm suç bana kalıyor. kendini affetmek ise bir başkasını suçlamaktan çok daha zor geliyor.
yanında olduğum adama dair hislerimi ise nasıl isimlendireciğimi bilmiyorum. sevgi, heyececan, arzu... evet bunlar var. ama bu benim inandığım aşk değil.
iflah olmaz bir romantiğim ben. ve evet sanırım acı en derinden hissedebildiğim tek duygu. bir şeyler hissetmek için bazen bana acı veren şeyler yapıyorum. çünkü hissiz olmak, boşlukta asılı kalmak demek. ve ben boşlukla nasıl savaşılır bilmiyorum, mağlubiyeti ise hiç sevmiyorum.
yeniden hissetmek, inanmak istiyorum.
ilk önce tanrıya inanmayı bıraktım sonra da aşka. bugün fark ettim ki ikisi de bende aynı hayal kırıklığını uyandırdı.
küçük bir kızken allah'a inanıyordum. üzüldüğüm zaman dua ediyor; her şeyin geçeceğine, bunların bir sınav olduğuna, tanrının bizi sevdiğine inanıyordum.
aşk ise bir büyüydü benim için. birini gerçekten sevince iliklerine dek hissediyorsun bunu. yarattığı his, biri için vazgeçilmez olma duygusu, yanında yaşlanacağın biri olması ve güven mutluluğu getiriyordu.
şimdi ise onların yerinde kocaman bir boşluk var. içimde büyüyor. ve nasıl durduracağımı bilmiyorum.
bir hata yaptığımda bu şeytanın işi olmuyor. ve tüm suç bana kalıyor. kendini affetmek ise bir başkasını suçlamaktan çok daha zor geliyor.
yanında olduğum adama dair hislerimi ise nasıl isimlendireciğimi bilmiyorum. sevgi, heyececan, arzu... evet bunlar var. ama bu benim inandığım aşk değil.
iflah olmaz bir romantiğim ben. ve evet sanırım acı en derinden hissedebildiğim tek duygu. bir şeyler hissetmek için bazen bana acı veren şeyler yapıyorum. çünkü hissiz olmak, boşlukta asılı kalmak demek. ve ben boşlukla nasıl savaşılır bilmiyorum, mağlubiyeti ise hiç sevmiyorum.
yeniden hissetmek, inanmak istiyorum.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
yine sınıyor hayat.
geçmişte de defalarca yaptığı gibi.
tıpkı; çok ihtiyaç duyduğumuzda parasızlıkla,
kaybettimiz sağlığımıza kavuşmak için kapı kapı derman arayışımızda, kargaşa hâlinde veya manevî boşlukta huzuru arayisimızda,
çok kalabalıkta sakinliği, yalnızlıkta kalabalığı,
tempolu bir çalışma dönemi sonrası tatili özlettiği veya özlem duyduğumuz ilgiyi, aşkı, sevgiyi aratarak, bazen bulduktan sonra pişman ederek yaptığı gibi yine yeniden sınıyor.
geçmişte de defalarca yaptığı gibi.
tıpkı; çok ihtiyaç duyduğumuzda parasızlıkla,
kaybettimiz sağlığımıza kavuşmak için kapı kapı derman arayışımızda, kargaşa hâlinde veya manevî boşlukta huzuru arayisimızda,
çok kalabalıkta sakinliği, yalnızlıkta kalabalığı,
tempolu bir çalışma dönemi sonrası tatili özlettiği veya özlem duyduğumuz ilgiyi, aşkı, sevgiyi aratarak, bazen bulduktan sonra pişman ederek yaptığı gibi yine yeniden sınıyor.
devamını gör...
normal sözlük izdivaç
güldürü için yayınlanmıştır, lütfen ciddiye almayınız!
devamını gör...
illere özgü şiveler
şive illere göre olmaz. türk şiveleri şunlardır:
1. güney-batı (oğuz) grubu
a)türkiye türkçesi
b) azerbaycan türkçesi
c) türkmen türkçesi
d) gagauz türkçesi
2. kuzey-batı (kıpçak) grubu
a ) kazak türkçesi
b) tatar (kazan) türkçesi
c) kırgız türkçesi
d) başkurt türkçesi
e) karaçay-malkar türkçesi
f) karakalpak türkçesi
g) kumuk türkçesi
h) nogay türkçesi
i) altay türkçesi
j) tuva türkçesi
k) hakas türkçesi
3. güney-doğu grubu
a) uygur türkçesi
b) özbek türkçesi
1. güney-batı (oğuz) grubu
a)türkiye türkçesi
b) azerbaycan türkçesi
c) türkmen türkçesi
d) gagauz türkçesi
2. kuzey-batı (kıpçak) grubu
a ) kazak türkçesi
b) tatar (kazan) türkçesi
c) kırgız türkçesi
d) başkurt türkçesi
e) karaçay-malkar türkçesi
f) karakalpak türkçesi
g) kumuk türkçesi
h) nogay türkçesi
i) altay türkçesi
j) tuva türkçesi
k) hakas türkçesi
3. güney-doğu grubu
a) uygur türkçesi
b) özbek türkçesi
devamını gör...
yazarların yaşadığı en utanç verici anı
lise yıllarında sevgilim olmayan bir kızla sevişmiştim. küçük yer olduğu için de her yerde duyulmuştu haliyle.
sırf bu sebepten bir gün dershanenin önünden yürürken dershane önünde takılan kız erkek kim varsa yaklaşık kırk kişi hepsi muhabbeti kesip birden bana bakmıştı. içimden yanlış bir şey mi yaptım deyip utanmıştım.
şimdi böyle bir şey olsa şeyimde olmaz herhalde. duygusallık da kalmadı artık.
sırf bu sebepten bir gün dershanenin önünden yürürken dershane önünde takılan kız erkek kim varsa yaklaşık kırk kişi hepsi muhabbeti kesip birden bana bakmıştı. içimden yanlış bir şey mi yaptım deyip utanmıştım.
şimdi böyle bir şey olsa şeyimde olmaz herhalde. duygusallık da kalmadı artık.
devamını gör...
evli bir kadınla birlikte olmak
nasıl da güzel geliyor insana, sırtından vurmak insanı!
demiş şair.
birçok insan, bu olayın iki muhatabının* olduğunu düşünebilir. ancak bilinmelidir ki; böyle bir olayda, üç muhattap söz konusudur. belki de empati yeteneğinin en gerekli olduğu konulardan biridir.
kendinizi, elinde bıçak olanlar yerine, sırtı dönük olan ile kıyaslar iseniz; olayın vehametini anlamış olursunuz.
aldatmak kötü bir eylemdir. ancak bu eylem; aldatmak kategorisinde yer alan en kötü eylemlerden biridir.
demiş şair.
birçok insan, bu olayın iki muhatabının* olduğunu düşünebilir. ancak bilinmelidir ki; böyle bir olayda, üç muhattap söz konusudur. belki de empati yeteneğinin en gerekli olduğu konulardan biridir.
kendinizi, elinde bıçak olanlar yerine, sırtı dönük olan ile kıyaslar iseniz; olayın vehametini anlamış olursunuz.
aldatmak kötü bir eylemdir. ancak bu eylem; aldatmak kategorisinde yer alan en kötü eylemlerden biridir.
devamını gör...
artık yoruldum denilen şeyler
bozuk kaset gibi başa sarmak.
beklenen değişimin gelmemesi ile boşa sarmak.
tekrar eden döngü'nün sıkıcılığına savaş açmak.
gün geçtikçe daha da azalmak, içini karartmak.
beklenen değişimin gelmemesi ile boşa sarmak.
tekrar eden döngü'nün sıkıcılığına savaş açmak.
gün geçtikçe daha da azalmak, içini karartmak.
devamını gör...
haklıyken özür dilemek
''haklıyım ama mutlu değilim'' demek istemiyorsanız, bazı durumlarda dilemek gerekiyor. ben gereken yerde hatta gerekmediğinde de diliyorum çünki özür dilemek, ağzımızın tadının kaçmasını engelleiyor, ortamı yumuşatıyor.
devamını gör...
normal sözlük için alternatif küfür önerileri
devamını gör...
komplikasyon
karmaşıklık, karmaşıklaşma anlamına gelen fransızca kökenli kelime. umulmadık gelişmeler sonucunda mevcut durumun çözülmesi, içinden çıkılması güç bir hale gelmesi.
herhangi bir tıbbî rahatsızlığın operasyon, tedavi, inceleme, gözlem süreçlerinde yahut tedavi edilmemesi sonucunda, hastanın ya da doktorun elinde olmadan gelişen olumsuz durumlara, ortaya çıkan istenmeyen gelişmelere denir. aynı şekilde, bakımı veya onarımı yapılan bir elektronik aletin, kendisine yapılan işlemden önce sahip olduğu işlevlerinin çalışmaması, hatalı çalışması ya da işlemden önce var olmayan farklı bir fonksiyonda çalışması ve farklı bir fonksiyonu çalıştırması durumu da komplikasyon olarak tanımlanır. üzerinde işlem yapılan bütün sistemlerde ortaya çıkan beklenmedik olumsuz gelişmeler birer komplikasyondur.
herhangi bir tıbbî rahatsızlığın operasyon, tedavi, inceleme, gözlem süreçlerinde yahut tedavi edilmemesi sonucunda, hastanın ya da doktorun elinde olmadan gelişen olumsuz durumlara, ortaya çıkan istenmeyen gelişmelere denir. aynı şekilde, bakımı veya onarımı yapılan bir elektronik aletin, kendisine yapılan işlemden önce sahip olduğu işlevlerinin çalışmaması, hatalı çalışması ya da işlemden önce var olmayan farklı bir fonksiyonda çalışması ve farklı bir fonksiyonu çalıştırması durumu da komplikasyon olarak tanımlanır. üzerinde işlem yapılan bütün sistemlerde ortaya çıkan beklenmedik olumsuz gelişmeler birer komplikasyondur.
devamını gör...
aşk karşıtı normal sözlük yönetimi
aşı karşıtı diye okuyan bir ben değilimdir inş.
devamını gör...
tüm olumsuzluklara rağmen hayattan keyif alan insan
bakmayın arabesk olduğuma aslında tam da bunu yapıyorum.. arabeski çok seviyorum sadece ondan yani..
belki de hatalarımdan ders alıp, sorunlara alıştığım için keyif almaya başladım. yani nereye kadar üzüleceğim ki? her şey kendimi sevmekle başladı. çünkü ben hiçbir zaman pes etmedim ve sabrımı kaybetmedim.. ne için savaş verdiğimi biliyorum ve ayrıca ben annesinin savaşçısıyım!
birkaç küçük sorunu daha çözünce kendime ödül olarak felekten bir gece çalacağım tek başıma!
belki de hatalarımdan ders alıp, sorunlara alıştığım için keyif almaya başladım. yani nereye kadar üzüleceğim ki? her şey kendimi sevmekle başladı. çünkü ben hiçbir zaman pes etmedim ve sabrımı kaybetmedim.. ne için savaş verdiğimi biliyorum ve ayrıca ben annesinin savaşçısıyım!
birkaç küçük sorunu daha çözünce kendime ödül olarak felekten bir gece çalacağım tek başıma!
devamını gör...
nyakim gatwech
afrika kökenli amerikalı model. alışılmıştan çok daha koyu olan ten rengi ile dikkat çeken model, karanlıklar kraliçesi olarak anılıyor.
sosyal medyada, ten rengi nedeniyle guinness rekorlar kitabı'na girdiğiyle ilgili söylenenler ise doğru değil.

(görsel, sheenmagazine. com'dan alıntıdır.)

(görsel, blackenterprise. com'dan alıntıdır.)
sosyal medyada, ten rengi nedeniyle guinness rekorlar kitabı'na girdiğiyle ilgili söylenenler ise doğru değil.

(görsel, sheenmagazine. com'dan alıntıdır.)

(görsel, blackenterprise. com'dan alıntıdır.)
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
ilgilenmediğimiz cinse öneri veremiyor muyuz deyip cinslik yapacağım yayın. toplanın gardaşlarım anlatıyorum. şaka şaka, hanımları dinleyin bişiler kaparsınız. aha yine kendi cinsime öneri verdim. dzzzzztt mavi ekran and the kernel panic.
devamını gör...
normal sözlük yanarken kaşını alan yazarlar
saçını taramayan yazarlardır. napsınlar kaşlarını almasınlar mıdır. sözlük yanıyomuş, bişi olmaz. küllerinden doğar yoldaşın üç kulhü bi elhamıyla. güzelliğe zeval gelmesin.
devamını gör...


