yayına katıldığında, tutankamonun laneti'ne şu soruları sorabilir misiniz?

mahlasını ''tutankamonun karması'' yapacağı konusundaki dedikodular gerçek mi?

bir de, pek çok sözlük yazarı bir tane rozet alabilmek için kırk takla atarken, kendisi üç rozeti birden heybesine indirmeyi nasıl başardı? karma puanlarını bu kadar hunharca harcarken vicdanı hiç mi sızlamıyor?

cevaplar için şimdiden teşekkür ederiz.
devamını gör...

röportajda eskiden yağ kuyruğu vardı diyerek geri kafalılığını belli edip kendini yırtan muhtar tişörtlü boomer beyanıdır.
devamını gör...

la fa la sol ismail.
devamını gör...

deliliktir.

ertesi gün etrafta ruh gibi dolaşacağını, gözlerinin kızaracağını, hayattan ×2 kat nefret edeceğini biliyorsun. neden uyumuyorsun güzel kardeşim, değil mi?
ya da hadi bir gün yaptın diyelim bu hatayı. ertesi gün aynı şeyleri yaşayacağını bile bile neden hâlâ o güzel gözlerini kapatıp derin bir uykunun kollarına bırakmıyorsun kendini?
cidden anlamıyorum.
bu arada bunları kendime söyledim, üstünüze alınmayınızdır.*
devamını gör...

yarım kalmış bir şarkı.

yıllar öncesinden veya gün içinden imzalı, yalansı bir şarkı. geride ilk buluşma ve kiralık limuzin hayalleri, 2 adet tamamlanmamış hayat hikayesi, "bunlar normal mi?" diye sorduğu sahipsiz kalan sorusu, tamamen benim kafamın uydurduğu bir karakter olma ihtimali, rüzgârın birine yazılmış gibi duran silgi izleri dolu bir yazı ve hiç dolmayacakmış gibi duran bir boşluk kalmış.

şarkıyı duyunca hatırladım tümünü, hep derim ya bazı şarkılar çok zalim.

/ hiç duymadığı bir şarkıda izi kalır mı insanın? /


spotify
devamını gör...

"çünkü varlık yokluktan ve her şey sıfırdan her zaman büyük ve kıymetlidir." şeklinde cevaplanası ebedi ve ezeli sorunsal.
devamını gör...

gidip gelen beğeni:yapılan beğeninin geri alınıp, siz online olduğunuzda tekrarlanmasi ve bildirim gelmesi sureti ile "bak ben de cevrimiçiyim"
mesajı vermek için yapılan beğeni çeşididir. tanım yapan kişi de sen zaten bunu daha önce beğenmiştin ? diye düşünmesine ve bildirim ekranı geçmişini kontrol etmesine sebep olur.

favori ile aynı anda gelmeyen beğeni: favoriden bağımsız farklı bir sürede gelip, (bkz: selam yine ben) mesajı vermek isteyen beğenidir.

pusuda bekleyen beğeni : tanım yapıp profilinize girip kontrol ettiğiniz anda gelen ve ulan hangi ara okudun anladın da beğeni yaptın? diye sormaniza sebep olan beğenidir.
devamını gör...

nobody exists on purpose. nobody belongs anywhere. everybody's gonna die. come watch tv
devamını gör...

ya ben canım dün akşam meyve suyu istedi alamadım ya.
devamını gör...

bazen hayatta bir şeylerin elimizden alınması gerekir başka bir şeylere yer açılabilmesi için. bazen elimizden alınacak olan şey çok sevdiğimiz birisi, bazen elimizden alınacak bu şey çok sevdiğimiz bir eşyadır, ama mutlaka çok sevdiğimizdir. çok sevdiğimiz olmasa hatırlamayız bile bir süre sonra. elimizden alınan bu şey bizim kendimizi yıpratmamıza hatta harap etmemize neden olabilir ama bunun ne denli yanlış bir şey olduğunu hiçbir zaman göremeyiz. öyle bir an gelir ki her şeyimizi bağladığımız hatta yaşam felsefemiz haline getirdiğimiz bir şeyin elimizden belki sessiz sedasız belki de göz göre göre kayıp gittiği anları yaşarız. bu şeyin gidişini durdurabilmek için hiçbir şey yapamasak da yine de çabalarız, savaşırız hatta ve hatta çok fazla üzülürüz. peki neden hayatımızda, benliğimizde yeni bir şey için yer açıldığını düşünmeyiz? kaybettiklerimiz için üzülmek yerine bizim için verilecek olanı elimizden alınanın yerine koyulacak olanı düşünmeye başlamamız gerekiyor. eğer bir şeyi kaybettiysek onun bizim için hayırlı olmadığını ve hayırlısını isteyerek çabalamaya devam etmemiz gerektiğini görmemiz gerek. geçmişten gelen büyüklerimizden her zaman duyduğumuz öyle güzel başka bir cümle vardır ki o da şu şekilde; gidenin arkasından ağlanmaz. eğer bir gün siz de bir şeyinizin veya bir kimsenizin elinizden alındığını düşünürseniz bu gün bu satırları okuduğunuzu aklınıza getirin ve hüzünle dolan fikirlerinizi, düşüncelerinizi, kalbinizi yani bütün benliğinizi daha hayırlısının hayatınıza girmesi için yer açıldığını unutmayın.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dizi, 24 bölüm olup bir bölümün ortalama süresi 74 dakikadır. netflix’de yayınlanmaktadır.

1871 yılında abd’nin joseon’a (şimdiki adıyla güney kore) yaptığı bir sefer sırasında kore'de bir kölenin çocuğu olan eugene choi amerika’ya kaçar. ilerleyen yıllarda japonya imparatorluğunun kore’yi kolonileştirmek istemesi üzerine amerika, kore’ye asker gönderir. eugene choi, yıllar sonra amerikalı bir subay olarak kore’ye geri döner.

go ae-shin, koreli bir soylunun torunudur. kore’yi müdafaa eden bir sivil birliğin parçasıdır.

goo dong-mae, insanların karşısında durmaktan çekindiği bir samuraydır. kendi birliği vardır.

kim hui-seong, kore'nin o dönem imparatordan sonra en zengin ailesinin veliahtıdır. go ae-shin’nin nişanlısıdır*.

dizi, bu 4 ana karakterin çevresinde gerçekleşir.

diziyle alakalı spoiler içermeyen görüşüm aşağıdadır.

şimdiye kadar yorumladığım hiçbir dizi de puanlamamı önden yapmadım, bu ilk olsun. diziye puanım 10/10.

izlediğim en iyi kore dizisidir. gariptir bu diziyi yayınladığı dönem* netflix’de sürekli görmeme rağmen konusunu düzgün okumadığımdan zaman yolculuğu yapan bir askerin joseon’da yaşadıkları gibi bir konusu olduğunu düşünüyordum. eugene choi’nin netflix’deki o görkemli havası bana bunu anımsatmıştı ama ciddi bir dizi olduğunun da farkındaydım. öncelikle ilk sandığım şey külliyen yanlıştı fakat tutturduğum tek kısım bu dizinin gerçekten ciddi bir dizi olduğuydu.

izlemek için yıllarca erteledim, ta ki geçen sene mart ayına kadar. zengin oppa, fakir kız hikayelerinden sıkıldığım bir dönem uzun zamandır bakıştığım bu diziyi açtım. ilk fark ettiğim şey zaman yolculuğuyla uzaktan yakından alakası olmadığıydı. farklı bir şeydi. çekim teknikleri ve senaryosu diziden çok bir filmi andırıyordu ve izlemeye devam ettim.

dizi, japonya imparatorluğunun kore’yi kolonileştirmeye çalışmasını kurgulayarak anlatıyor. merak edip araştırdığımda bazı olayların gerçekten yaşanmış olduğunu öğrendim. dizide de adı zikredilen bazı hainlerin gerçekten yaşadıkları, ülkelerini parsel parsel nasıl sattıklarını öğrendim. insanların nasıl sefalete sürüklendiğini gördüm ama tabi ki tarih dizilerden öğrenilmez o nedenle bu kısmı burada bırakıyorum, çünkü karakterlere değinmek istiyorum.

eugene choi, bir kölenin çocuğu. gördüğü zulümlerin ardından amerikalı bir misyonerle birlikte amerika’ya kaçıyor. orada kendine yeni bir hayat kurmaya çalışıyor, büyüyor ve amerikalı bir asker oluyor. kader bu ya doğduğu ülkesine bu sefer amerikalı bir subay olarak geri dönüyor. spoiler vermeden şöyle anlatayım, hiçbir yere ait olamayan biri olarak görüyorum eugene’i. amerika’da bir koreli, kore’de bir amerikalı.

go ae-shin, bir soylunun torunu. ailesini kaybettikten sonra dedesinin himayesinde, dedesinin istediği şekilde yaşaması istenen biri. doğuştan bir hanımefendi olmalıydı ama onun için ülkesinin bu durumu için bir şeyler yapmak ideal torun olmasının ötesindeydi. kore’yi müdafaa eden sivil bir birliğe katıldı. eugene choi ile de yolu burada kesişti.

goo dong-mae, insanların bakmaktan dahi çekindiği bir samuray. katanası keskin. birliği bir çeşit mafya gibi. spoiler vermeden bu karakteri anlatmam mümkün değil sanırım ama seviyorum kendisini*.

kim hui-seong, o da go ae-shin gibi bir soylunun torunu. ailesi o dönem kore’deki en zengin aile. go ae-shin’nin nişanlısı. ikisinin dedeleri çocukken nişanlamışlar bu iki insanı. birbirlerini hiç görmemişler, hiç akıllarına getirmemişler. spoiler vermeden diyebileceğim tek şey bu genç adam zengin ve havalı biri olmaktan çok daha fazlası*.

başta da belirttiğim gibi, diziye puanım 10/10. eğer 24 bölüm boyunca her bölümü film gibi bir dizi izlemek istiyorsanız bu diziyi kesinlikle öneririm, tarihi yönüyle beraber epik bir aşk hikayesi. oyunculardan çekim tekniklerine bu diziyle alakalı her şey çok iyi, hatta izlediklerimin en iyisi. bakmaya doyamadığım sahneleri vardı.

soundtracklerini dinleyene kadar korece herhangi bir şarkı dinlememiştim. benim için bu alanda bir ilk oldu ve halen dinlemeye devam ederim soundtracklerini. dinlemenizi mutlaka öneririm.

çok uzattığımın farkındayım ama bu diziyle aramda duygusal bir bağ var. belki o dönem yaşadıklarım da duygusal bir bağ kurmamda etkili olmuştur, bilmiyorum. diziyle alakalı spoiler içermeyen görüşlerim bu kadar, okumaya devam etmek isteyenler için aşağıdaki görüşlerim çok ağır spoiler içerir.


şimdiye kadar gözyaşı döktüğüm, hıçkıra hıçkıra ağladığım tek dizidir. bu diziyi sonunu bile bile izledim. dizi içinde bol bol yapılan sad ending göndermeleri olsun, yediğim sağlam spoiler olsun izlemeye devam ettim. çünkü hikayesini sevdim, karakterlerini sevdim, anlatmak istediği aşk hikayesini sevdim.

eugene ile ae-shin’nin birbirlerine yavaş yavaş ama bir o kadar güçlü aşık olma kısmı çok güzeldi. sonu mutlu bitmedi belki bu hikayenin ama kafamın içinde mutlular ve o zalım senarist benden bunu alamaz.

eugene'nin hiçbir yere ait olamaması dizinin temasını oluşturuyor bir bakıma. amerika'da bir subayken kore'ye de koreli olduğu için gönderiliyor zaten. kore'de de amerikalı bir subay olduğu için insanların garip tepkisiyle karşılaşıyor. yardımcısıyla, amerika'ya kaçması için yardım eden koreli amcayla, onu amerika'da yetiştiren misyoner amcayla ve subay arkadaşıyla ilişkilerini çok sevdim. bu insanlar eugene'nin eviydi ae-shin ile birlikte. dong-mae ve hui-seong ile olan dostlukları eşsizdi. üçü de birbirinden zıt fakat bir o kadar uyumlu. dizide bu üç arkadaşın sahnelerini izlemeyi çok sevmiştim.

goo dong-mae, içi yanık samurayım. gözler kalbin aynasıdır sözü üzerine yazılmış bir karakter olduğunu düşünüyorum. kötü çocuk imajının altında için için yanması beni çok etkilemişti. kasabın oğlu olarak hayvan kadar bile olmayan değeri onun samurayların içinde kendine yeni bir hayat kurmaya itti. geri dönüp ailesini aşağılayanlardan aldığı intikam içimi soğutmuştu. ae-shin'e olan aşkı kazanılmadan kaybedilmiş bir savaş gibiydi. sımsıkı sarılmak istedim diziyi izlediğim süre boyunca.

kim hui-seong, benim kişisel favorim. birçok kişi gibi eugene ve dong-mae'yi seviyorum ama benim için hui-seong'un yeri ayrı. kendisi ae-shin’nin nişanlısı. yurtdışında okuyor. bu nedenle yıllarca nişanlısını görmemiş, aslında umurunda da değil nişanlı olup olmadığı. ta ki ae-shin'ni görene kadar. ilk görüşte aşk onunkisi. çok saf ve temiz duygularla seviyor ae-shin'i ve ae-shin'nin onu sevmediğinin de farkında. fakat buna rağmen onu korumak, kollamak için elinden gelen ne varsa yapmaya hazır. edebiyattan anlamam ama bir anda şair gibi biri oluyor. işe yaramaz ama güzel şeyleri seviyor çiçekler, yıldızlar ve ay gibi. kendisi böyle ifade ediyor sevdiği şeyleri. diziyi bitirdiğimden beri çiçek diyince aklıma kendisi gelir. ailesi o dönem kore'nin en zengin ailesi fakat ailesinin görüşleri kendi görüşleriyle uyuşmuyor. içten içe çevresine karşı hep bir mahcubiyeti var bu yüzden. başlarda bu çok görülmese de ilerleyen zamanlarda ailesinin yaptığı haksızlıkları telafi etmeye çalışması çok hoşuma gitmişti*. dışarıdan tam bir playboy gibi görülse de içten içe öyle olmadığını biliyorsunuz, sonrasında bunu kendi de gösteriyor zaten. hakkında ne yazarsam yazayım hakkını veremeyeceğimi düşündüğümden burada bitiriyorum yazdıklarımı.

finalde bu 3 adamın da ölümünde çok ağladım. eugene’nin öleceğini spoiler yediğim için biliyordum ama bildiğim halde hıçkıra hıçkıra ağladım, kendimi hayıır derken bulduğumu hatırlıyorum. dong-mae ve hui-seong’un öleceklerini bilmiyordum ve en azından biriniz bari yaşasaydı diye ağlamaya devam ettim. zaten bir kere ağlamaya başlayınca tutamadım kendimi. eğer biraz daha kolay ağlayabilen biri olsaydım finale gelene kadar gözlerimin dolduğu çok yer vardı.

kardeşimin de dikkatini çekmiş içimdekibalina abla sen ağlıyor musun, neden ağlıyorsun? diye sordu bölümü izlerken. bir yandan ağlarken cevap vermeye çalışıyorum, diğer yandan izlemeye çalışıyorum. hemen gitmiş o dönem evde olmayan ablamı aramış böyle böyle diye. bu da diziyle ilgili bir anımdır*.

dizi kendi de defalarca bize söylediği gibi sad ending * ile bitti. mutsuz sonlardan nefret ederim ama içimi yakarak kabul ediyorum dizinin bu şekilde bitmesi gerektiğini. yine de eugene, dong-mae ve hui-seong'dan en az birinin yaşıyor olmasını isterdim.

gerek oyuncuları olsun -ki oyuncular nokta atışı olmuş, hiçbir karakteri başka bir oyuncunun canlandırabileceğini düşünmüyorum kesinlikle-, gerek teknik detayları olsun benim için 10/10 bir dizidir.

sözlerime diziden bir replikle nokta koymak istiyorum.

"çiçekleri görmenin iki yolu vardır. ya bir vazoya koyarsın ya da onlarla bir yolda buluşmak için yola çıkarsın. ben ikincisini yapmayı seçiyorum. bu benim açımdan tatsız olacak, çünkü seçtiğim yolda hiç çiçek olmayacak."


düzenleme: imla hataları ve anlatım bozuklukları düzeltildi.
devamını gör...

iko bu sayede artıları da cukkaliyor. "bakın tanıma üst üste basın nasıl da artiliyor, ben yaptım ehi"
devamını gör...

lan başlığa tıklarken aklıma o kadar kötü sahneler geldi ki..bir kez daha nefret edecektim hayattan.

mükemmel fotoğraf. sevgi kadar güzel bir şey var mı? çok çok sevmeniz ve çok çok sevilmenizi temenni ediyorum.
devamını gör...

takipçi sayısını kontrol etmemek anormal bence. gün içinde ister istemez birkaç kez de olsa giriyoruz kendi profilimize ve dikkatimizi çekiyor illa takipçi sayısı. sonuçta o insanların bizi takip etmesinin bi sebebi var ve yazdığınız bi şeyden dolayı sizi takipten çıkmaları çok yüksek bi ihtimal. o yüzden de bana göre normal olan arada bakmak ve sebebini merak etmek.
devamını gör...

gazetecinin "öldürdüm" dese hiçbir şey olmayacağı gerçeği...
devamını gör...

güüüünayyydınnnn güneşleriiim!
gerçekten ne derdim vardı da uyandım sabahın köründe bilmiyorum ama olsundu..
uykusuzluğun 50 tonunu yaşadığım bir günden, yine enerjimi güç bela tavan yaptığım bir şekilde günaydın..
bugünü benim gibi yoğun geçirecek herkese kolaylıklar dilerim. yine bir vesikalık fotoğraf faciası yaşamamak için güzelce süslenip püsleneceğim hahahahahahaha
öpüldünüz!
devamını gör...


...
devamını gör...

karakter ve kişilik aynı şeydir deriz ama...
bence karakter doğuştan gelendir, iskelettir yani, mizaçtır. zaten değiştiremediklerin ya da çok zor değiştirdiklerinin altına bakarsan onu görürsün. soğuk biri olman yüksek ihtimalle çevrenden dolayı değil. cıvıl cıvıl bir ortamda büyüyen biri de keza no frost olarak adlandırılabiliyorken aynı şeyi ciddi ortamlarda büyüyen birinde bu kadar keskin göremeyebilirsin.

kişiliğe gelirsek. daha genel hissettiriyor. sahip olduğun bütün fiziksel olmayan, kişisel özelliklerini içeriyor. davranışların, tutumların, mizacın, huyların, alışkanlıkların.
varolan karakterini ne yöne şekillendirdiğin, zaten varolan senin üstüne ne koyduğundur bana göre ki bu da biz farkında olmadan çevreden topladığımız şeylerin ortalamasına yakın çıkıyor.

lakin kişi isterse daha doğrusu farkında olursa. farkında olarak karakterini şekillendirmek isterse ne çevre ne doğuştan gelen özellikler onu yalnızca bir yere kadar etkileyebilir. bana göre kişilik farkındalığın kadardır. öyle ortamlarda büyümüş insanlar var ki hayranlıkla bakakalırsın kendini nasıl geliştirmiş diye görmediği kötülük kalmamıştır belki ama ona melek sıfatını yakıştıran vardır. bazıları da vardır ki sırf ceza olsun diye meleklerin arasına, cennete atılmış ama kendisi hariç herkese ceza olmuş bir şeytan gibidir. kendini fark ettiğin, kendine hakim olduğun kadardır kişilik.
devamını gör...

renkli kişiliğim ve ben biraz rahatlayıp şu şarkıyı dinlemenizi istiyoruz.
devamını gör...

#1627881 son derece manüpilatif bir tanım yazdığınız. üstelik doğruyu da yansıtmıyor. çünkü; isteyen herkes sözlükte başlık kutusuna nude kıvamı yazabilir ve şu ibareyle kolayca karşılaşabilir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir goy goy suçlaması var; bu sözlükte beni tanıyan herkes bilir ki; yapana itirazım olmasada da ben goy goya gelmem, bunun nesnesi olmam, gönüllüsü hiç olmam. *

esas konu bu değil zaten, burada önemli olan * bir yazarı böyle bir başlık açmamaya ya da altına tanım yazmamaya ikna etmekte kullandığınız yöntemin keyfiyeti ki; bu keyfiyet bir kafa izni ile neticelenmiş durumda zaten.

sakatlık; "sözlük formatı"nı uygulamadaki esnekliğiniz, kriterlerinizin yazara göre değişkenliği, zaman zaman kıyıcılık ya da kayırmacılık niteliği kazanması. sonuç olarak neden olduğu adaletsizlik sayın mod.

sakatlık; nick6 cancişliği, nick6 kankacılığı, cevap niteliğinde tanım yazma, sataşma niteliğinde tanım yazma ya da var olan başlıkların benzerlerinin defaatle açılabilmesi, goy gooyun dibine vurulabilmesi gibi birçok örnek cirit atarken sol sütunda, yönetimin verdiği tepkilerdeki tutarsızlık.

kolay gelsin.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim