sevgiliyi kısıtlamak
(bkz: şiddet)
devamını gör...
lost
geçen ay dizi açlığım bastırdığında "şunu izleyeli yıllar oldu bölümleri bile hatırlamıyorum! haydi bir daha izleyim baalım!" deyü iç alemimde enteresan bir monolog yaşadım.
lost ilk sezonlarda ardı ardına hiç durmadan merakla ve tarifsiz bir keyifle izlenilen sonlara doğru senaristlerin birbirine bakıp ee şimdi ne yapacaz, bakma bana öyle fikir ver lan..
dediği bir seridir. gizem ve merak ilk sezonlarda kaf dağına çıkarılıp son sezonlarda yerin dibine sokulur. bunun en büyük sebebi ise maalesef çıkılan yolda plan yapmaktan geçer.
spoiler alert
elbette büyük bir sawyer and juliet hayranı olarak final de ikisini birlikte görmek bütün sezonda en çok tatmin olduğum sahnelerden biriydi her zaman. çünkü juliet in ölümünde içime öküz oturmuştu.
her ne kadar kate sawyer ın karakterine yakın dahi olsa juliet kadınlığı ve sawyer ın içten içe her zaman istediği yuva hissini yaşatan tam manasıyla bir kadındı. bu yüzden klişeleşmiş karakter birleşmeleri yerine senaristlerin sawyer ve juliet gibi uyumsuz ama uyumlu iki karakter dizide birleştirmeleri insanın romantik açıdan tatmin etmiştir.
lost ilk sezonlarda ardı ardına hiç durmadan merakla ve tarifsiz bir keyifle izlenilen sonlara doğru senaristlerin birbirine bakıp ee şimdi ne yapacaz, bakma bana öyle fikir ver lan..
dediği bir seridir. gizem ve merak ilk sezonlarda kaf dağına çıkarılıp son sezonlarda yerin dibine sokulur. bunun en büyük sebebi ise maalesef çıkılan yolda plan yapmaktan geçer.
spoiler alert
elbette büyük bir sawyer and juliet hayranı olarak final de ikisini birlikte görmek bütün sezonda en çok tatmin olduğum sahnelerden biriydi her zaman. çünkü juliet in ölümünde içime öküz oturmuştu.
her ne kadar kate sawyer ın karakterine yakın dahi olsa juliet kadınlığı ve sawyer ın içten içe her zaman istediği yuva hissini yaşatan tam manasıyla bir kadındı. bu yüzden klişeleşmiş karakter birleşmeleri yerine senaristlerin sawyer ve juliet gibi uyumsuz ama uyumlu iki karakter dizide birleştirmeleri insanın romantik açıdan tatmin etmiştir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının benzetildiği ünlüler
küçükken sibel can'a benzetirlerdi. hey gidi günler hey. yaşlandık be sözlük!
devamını gör...
hiçbir kadın için çaba göstermeyen erkek
çaba göstermeye gerek duymuyordur.biri gidince diğerinin geleceğini biliyordur.
öz güveni tavan yapmıştır.her seferinde kedi gibi 4 ayağı üzerine düşer.
öz güveni tavan yapmıştır.her seferinde kedi gibi 4 ayağı üzerine düşer.
devamını gör...
normal sözlük'ün ekşi sözlük’ten farkı
ekşi kocaman bir metropol gibidir. seni fark etmeleri zordur. kafa sözlük şu anda butik bir otel gibi. birbirini tanımayan ama tanıyormuş hissi veren birçok kişiyle kalırsınız.
devamını gör...
kadir
şimdiye kadar hiç bir tanım girilmemesiyle beni şaşkına uğratmış başlıktır.
şimdi arkadaşlar bu coğrafya bir batlamyus'undan ibnül-heysemi'sine kadar bir çok bilim adamı yetiştirmiş bilgin barındırmaktaydı. özellikle astronomi ve matematik konusunda bir çok deha bu topraklardan gelmiş ve geçmiş...
geçerken de bize bir takım miraslar bırakmıştır.
bu miraslardan en önemlisi hipparchus tarafından bırakılan ''kadir sistemi''dir.
yıldız parlaklıklarını tanımlarken ingilizve fransızlar magnitude-büyüklük, almanlar grönklasse-büyüklük sınıfı, sistemi kullanmaktadır.
işte m.ö 2 yy. da iznik'te doğan ancak bilimsel çalışmalarını rodos'ta yapan hiparkos ise yıldız parlaklığını ''kadir'' ile sınıflamış ve bu sınıflama günümüze kadar gelmiştir.
araçpa kaynaklı bir sözcüktür kadir.
hiparkos; birinin parlaklığını diğeriyle karşılaştırarak bulmaya çalışmış, en parlak yıldızları 1 kadir ve en sönük yıldızları 6 kadir olarak sınıflandırmıştır. bu çalışması halen geçerlidir. ve bu yıldız parlaklığı belirlemede halen kullanılmaktadır.
şimdi efenim ozamanları teleskop filan yok, millet çıplak gözle gözlemliyor bunları... bu sebeple hiparkusun hazırlamış olduğu 1022 tane yıldızdan oluşan kataloğun tamamı gözle görülebilen yıldızlardan oluşmaktadır. aynı zamanda güneş ve ay içinde kullanılmaktadır.
sirius -1,42 kadirdendir.
güneş -26,8 kadirdendir.
uranüs ise 5,6 kadriyle çıplak gözle görme sınırı olan 6. dereceye çok yakın olduğundan zor görülebilirdir.
şurada itü astronomi klübünün biraz daha detaylı açıklaması var. astronomi.itu.edu.tr/genel/...
''
''
şimdi arkadaşlar bu coğrafya bir batlamyus'undan ibnül-heysemi'sine kadar bir çok bilim adamı yetiştirmiş bilgin barındırmaktaydı. özellikle astronomi ve matematik konusunda bir çok deha bu topraklardan gelmiş ve geçmiş...
geçerken de bize bir takım miraslar bırakmıştır.
bu miraslardan en önemlisi hipparchus tarafından bırakılan ''kadir sistemi''dir.
yıldız parlaklıklarını tanımlarken ingilizve fransızlar magnitude-büyüklük, almanlar grönklasse-büyüklük sınıfı, sistemi kullanmaktadır.
işte m.ö 2 yy. da iznik'te doğan ancak bilimsel çalışmalarını rodos'ta yapan hiparkos ise yıldız parlaklığını ''kadir'' ile sınıflamış ve bu sınıflama günümüze kadar gelmiştir.
araçpa kaynaklı bir sözcüktür kadir.
hiparkos; birinin parlaklığını diğeriyle karşılaştırarak bulmaya çalışmış, en parlak yıldızları 1 kadir ve en sönük yıldızları 6 kadir olarak sınıflandırmıştır. bu çalışması halen geçerlidir. ve bu yıldız parlaklığı belirlemede halen kullanılmaktadır.
şimdi efenim ozamanları teleskop filan yok, millet çıplak gözle gözlemliyor bunları... bu sebeple hiparkusun hazırlamış olduğu 1022 tane yıldızdan oluşan kataloğun tamamı gözle görülebilen yıldızlardan oluşmaktadır. aynı zamanda güneş ve ay içinde kullanılmaktadır.
sirius -1,42 kadirdendir.
güneş -26,8 kadirdendir.
uranüs ise 5,6 kadriyle çıplak gözle görme sınırı olan 6. dereceye çok yakın olduğundan zor görülebilirdir.
şurada itü astronomi klübünün biraz daha detaylı açıklaması var. astronomi.itu.edu.tr/genel/...
''
''
devamını gör...
yüzüklerin efendisi (seri)
adını hiç duymamıştım. fantastik, bilim kurgu ve de polisiye gerilim okuyan, seven bir adamdım gençlik yıllarımda. farklı okumalar alanına henüz yeni geçiş yapıyordum, ki o zamanlar kitap okuyabileceğim ve de ödünç alabileceğim bir çok güzel insan da vardı yakın çevremde.
mevcut şartlarım da iyiydi hemen hemen ne zaman istersem kitap alabiliyordum.
sene 1991 veya 1992, üniversite zamanlarım hafta sonu eve gelmişim ve izmit'e* gittim iyi bir dostumla buluşmak için.
neyse görüştük ettik eve döneceğim minibüsle o zaman da yanlış değilsem iki adet köprü* var ana yolu aşıp sahil tarafına minibüs yoluna geçmek için.
hiç unutmuyorum yine bu zamanlar muhtemelen, üst geçitlerden biri o an için bana daha yakın ama ben yine de minibüslerin kalktığı yöne ve uzak olana gittim, dedim akşam saati araba tıklım tıklım olmasın biraz daha erken duraklardan birinden bineyim.
ve bu kararım ile yüzüklerin efendisi* ile karşılaştım.
bu üst geçit köprülerde o zamanlar sürekli ikinci el kitap satan tipler olurdu, çoğunlukla genç ve de orta yaşlı,
yere bir naylon serip üzerine onlarca kitabı yığarlar ve satarlardı.
o zamanlar böyle zabıtalar falan var ama kimseyi bu işlerden dolayı kovalamıyorlar. iyi zamanlar yani.*
köprüye çıktım karşı tarafın sonuna doğru yerde bir yığın kitap var ve sakallı bir abi başlarında, muhtemelen 35-40 yaşlarında.
s.a. dedim ve bakmaya başladım, 3-4 kitap sonra ilk cildi (birinci kısım yazardı o zamanki baskılarda ki metis yayınları olması lazım yine) gördüm. ve inceledim biraz, arka yazısı falan da vardı yanlış değilsem.
dedim; "üstadım bunun diğer ciltleri de var mı?" dedi; "var."
ver dedim ve aldım. geçmiş gün, çok oldu hatırlamıyorum kaç para olduğunu.
ve eve döndüm, hafta başına da eskişehir'e okula geri dönüyorum trenle.
ilk kitabı trende bitirdim neredeyse akşamına da evde tamamladım ve devamını aynı hafta içi halletmiştim 3 cilt/kısım olarak tüm seriyi.
mezun olduktan sonra yıllar sonra yani tekrar okudum, arada da bir kez daha okuduğumu hatırlıyorum ve hatta yakın zamanda tekrar okumuştum. belki bir kaç sene sonra tekrar okurum, hafızayı tazelemek adına.
ve iddia ediyorum bu üçleme serisini ve the silmarillion'u ben okuduğum yıllarda türkiye'de seriyi okumuş insan sayısı 10.000 değildi ve artık bir fenomen halinde ünlendi, özellikle 2005 sonrası.
not olarak da the silmarillion kitabını önden okumasını tavsiye ederim bu seriyi okumak isteyenlere, o da muhteşem bir kitaptır aslında ama bu 3'lemenin gölgesinde kalmıştır bence.
3'lemenin tek cilt olanı da mevcut yine yanlış değilsem metis yayınlarından fakat yazı karakterleri çok küçük deniliyor ve ben almaya değer olduğunu düşünmüyorum, eğer sahaflarda eski baskılarını bulursanız cilt cilt alıp okumanız iyi olur.
demem şudur;
bu üçleme gerçekten çok çok iyi ve filmlerinden bağımsız olarak kitabın içindeki tasvirler muhteşem bir kere.
film size bir heves verebilir ama kitabı okumak apayrı bir olay ve keyif.
ayrıca yukarıda dediğim gibi bunu da önden okuyun ve bir tür mitoloji efsanesiyle karşılaşın derim.
(bkz: the silmarillion)*
1-the lord of the rings: vol. ı - the fellowship of the ring
yüzüklerin efendisi cilt ı – yüzük kardeşliği
2-the lord of the rings: vol. ıı - the two towers
yüzüklerin efendisi cilt ıı – iki kule
3-the lord of the rings: vol. ııı - the war of the ring or the return of the king
yüzüklerin efendisi cilt ııı – yüzük savaşı / kralın dönüşü
şimdilik bunlar efendim.
imla: ufak tefek düzeltmeler.
mevcut şartlarım da iyiydi hemen hemen ne zaman istersem kitap alabiliyordum.
sene 1991 veya 1992, üniversite zamanlarım hafta sonu eve gelmişim ve izmit'e* gittim iyi bir dostumla buluşmak için.
neyse görüştük ettik eve döneceğim minibüsle o zaman da yanlış değilsem iki adet köprü* var ana yolu aşıp sahil tarafına minibüs yoluna geçmek için.
hiç unutmuyorum yine bu zamanlar muhtemelen, üst geçitlerden biri o an için bana daha yakın ama ben yine de minibüslerin kalktığı yöne ve uzak olana gittim, dedim akşam saati araba tıklım tıklım olmasın biraz daha erken duraklardan birinden bineyim.
ve bu kararım ile yüzüklerin efendisi* ile karşılaştım.
bu üst geçit köprülerde o zamanlar sürekli ikinci el kitap satan tipler olurdu, çoğunlukla genç ve de orta yaşlı,
yere bir naylon serip üzerine onlarca kitabı yığarlar ve satarlardı.
o zamanlar böyle zabıtalar falan var ama kimseyi bu işlerden dolayı kovalamıyorlar. iyi zamanlar yani.*
köprüye çıktım karşı tarafın sonuna doğru yerde bir yığın kitap var ve sakallı bir abi başlarında, muhtemelen 35-40 yaşlarında.
s.a. dedim ve bakmaya başladım, 3-4 kitap sonra ilk cildi (birinci kısım yazardı o zamanki baskılarda ki metis yayınları olması lazım yine) gördüm. ve inceledim biraz, arka yazısı falan da vardı yanlış değilsem.
dedim; "üstadım bunun diğer ciltleri de var mı?" dedi; "var."
ver dedim ve aldım. geçmiş gün, çok oldu hatırlamıyorum kaç para olduğunu.
ve eve döndüm, hafta başına da eskişehir'e okula geri dönüyorum trenle.
ilk kitabı trende bitirdim neredeyse akşamına da evde tamamladım ve devamını aynı hafta içi halletmiştim 3 cilt/kısım olarak tüm seriyi.
mezun olduktan sonra yıllar sonra yani tekrar okudum, arada da bir kez daha okuduğumu hatırlıyorum ve hatta yakın zamanda tekrar okumuştum. belki bir kaç sene sonra tekrar okurum, hafızayı tazelemek adına.
ve iddia ediyorum bu üçleme serisini ve the silmarillion'u ben okuduğum yıllarda türkiye'de seriyi okumuş insan sayısı 10.000 değildi ve artık bir fenomen halinde ünlendi, özellikle 2005 sonrası.
not olarak da the silmarillion kitabını önden okumasını tavsiye ederim bu seriyi okumak isteyenlere, o da muhteşem bir kitaptır aslında ama bu 3'lemenin gölgesinde kalmıştır bence.
3'lemenin tek cilt olanı da mevcut yine yanlış değilsem metis yayınlarından fakat yazı karakterleri çok küçük deniliyor ve ben almaya değer olduğunu düşünmüyorum, eğer sahaflarda eski baskılarını bulursanız cilt cilt alıp okumanız iyi olur.
demem şudur;
bu üçleme gerçekten çok çok iyi ve filmlerinden bağımsız olarak kitabın içindeki tasvirler muhteşem bir kere.
film size bir heves verebilir ama kitabı okumak apayrı bir olay ve keyif.
ayrıca yukarıda dediğim gibi bunu da önden okuyun ve bir tür mitoloji efsanesiyle karşılaşın derim.
(bkz: the silmarillion)*
1-the lord of the rings: vol. ı - the fellowship of the ring
yüzüklerin efendisi cilt ı – yüzük kardeşliği
2-the lord of the rings: vol. ıı - the two towers
yüzüklerin efendisi cilt ıı – iki kule
3-the lord of the rings: vol. ııı - the war of the ring or the return of the king
yüzüklerin efendisi cilt ııı – yüzük savaşı / kralın dönüşü
şimdilik bunlar efendim.
imla: ufak tefek düzeltmeler.
devamını gör...
geceye cevabı olmayan bir soru bırak
edit: silerler bu entry’i be dostum. neyse dursun şimdilik. bence güzeldi tam denk gelmişti. (u: (:)
devamını gör...
5 haziran 2021 sedat peker'in rte'nin damadıyla olan görüşmesi
adam an itibariyle bombayı pelikancıların kucağına bırakmış gözüküyor konuştuğu kişi de tayyip' in damadı. suriye silahlarını doğrulattı, yetmedi beykoz da ateş etmeye kadar da doğruladı şimdi ne dersek boş.
lan devlete bak cumhurbaşkanının damadı mafya ile konuşuyor, mafya devlet desteği ile suriyeye silah yolluyor bunları savcıdan hakimden değil de mafya dan öğreniyoruz. e bazıları da diyor ki adam önemsiz nah önemsiz!
devlet kendi itibarını iki paralık ederken bu adamı kullanmış işte!
devamını gör...
kardeşi olanların bildiği şeyler
eğer bir şeyiniz varsa, o artık iki kişinin bir şeyidir.
devamını gör...
hapşırmak
eskiden insanlar hapşırmanın yaşamsal gücü emdiğine inanırlar ve hapşırmamak için her yolu denerlermiş. daha sonradan hipokrat ve aristo beynin savunma refleksi olduğunu insanlara açıklamış.
romalılar da hapşırmanın bir şans olduğuna ve insanı kötülüklerden korduğuna inanıp hapşırınca da "iyi şanslar, tebrikler" ifadelerini kullanırlarmış. ortaçağda da hapşırıldığında kötü ruhların, şeytanların vücuttan çıktığına inanmışlar.
romalılar da hapşırmanın bir şans olduğuna ve insanı kötülüklerden korduğuna inanıp hapşırınca da "iyi şanslar, tebrikler" ifadelerini kullanırlarmış. ortaçağda da hapşırıldığında kötü ruhların, şeytanların vücuttan çıktığına inanmışlar.
devamını gör...
güne bir başkent bırak
ırak bağdat.
devamını gör...
yarasa
romalılarda hastalığın ve ölümün bir işaretidir. karanlıkta görmesi nedeniyle yarasa kanını gözlere sürmenin görüşü keskinleştirdiğine inanılır. yarasa kanı çeşitli büyülerde kullanılır. doğu kültürlerinde yarasalar eğlencenin ve uzun bir hayatın sembolü olarak kabul edilirler. babillilerde yarasa ruhun sembolüdür. orta amerikalı kabileler karanlıkta uçabildikleri için yarasaları ruh rehberleri olarak görürler. birçok amerikan yerli kültüründe dünyanın dölyatağı olarak kabul edilen mağaralarda yaşadıkları için, yeniden doğuşun bir simgesi olarak algılanırlar. bazı afrika kültürlerinde ise yarasaların ölü ruhları taşıdıklarına inanılır. ayrıca avrupa ülkelerinde, geceleri mezardan çıkarak insanların kanını emerek yaşayan yarasalara vampir adı verilir ve bu inanç iskandinav kökenlidir.
devamını gör...
moderatör olduğum halde istediğim rozeti alamamam rezaleti
saksı değilim ben,en çok bana soracaksınız!isyanını sezdiğim başlık.
devamını gör...
mükemmeliyetçilik
genelde hırslı ve biraz da agresif olan, mükemmele ulaşmak endişesinde hayatın kusurlu taraflarını kaçıran insan tipidir. oysa hayatın renkleri o kusurlarda gizlidir daha çok.
devamını gör...
demeter
de-meter şeklinde etimolojik incelemesi yapılabilecek yunan tanrıçası. aslında ge-meter şeklinde erken etimolojisi... en azından limc'te öyleydi. ge yani gaia yani toprak ile ana kelimelerinin birleşimidir. toprak anadır. tabi baktığınız zaman maternal bir disiplin ve kült ile karşılaşıyorsunuz. genellikle toprak, tarım ve ekinlerle özdeşleşir ama feminen ve maternal bir kültün temsilcisidir. yunan toplumunda ve tarihin geri kalanında da öteki olan kadına yönelik bir inanç sistemidir. tabi yunanlılarda bu işin izleri biraz muğlak. yani bu kavramlara uyan rhea var. kybele var. ama kybele bizim bu tarafın yani anadolu'nun bir tanrıçası. zaten bombik basenleri ve kilosuyla da yeterince anadolu kokar. neyse; demeter'in esas sükse yaptığı dönem hellenistik dönemdir. klasik ve arkaik çağların abidevi ve uhrevi tanrıları bu dönemde daha insansı kimliklerle öne çıkmışlardır. zeus athena ya da apollon gibi görece daha prime tanrılar yerine insanlar sıradan halka daha çok hitap eden dionysos ve demeter gibi tanrılara daha çok tapınmışlardır. zaten bu altın başaklı örgülü saçları olan ablamızın tapınaklarını arayacağınız zaman asla öyle sütunlar anıtsal tapınaklar falan beklemeyin. cinderesi gecekondusundan hallice ultra mütevazi yapılarda, kentlerin getto banliyo kısımlarında karşılaşırsınız demeter ile. tabi bir de eleusis diye bir yer vardır ki bu ablanın kültünün esas merkezidir. burada bazı gizemli ayinler yapılırdı... bu ayinlerle alakalı (telesterion) verilen bilgiler oldukça sınırlıdır çünkü erkeklerin katılmaları kat-i suret ile memnudur. olur da katılırsanız şarap kafası ile succubus'a dönüşmüş histerik ablalar tarafından linç edilme riskiniz vardı... hatta samsatlı lukianos galiba bahsediyordu herifin teki çok merak edip gitmiş bunların thesmophoria bayramlarını izlemeye... kadınlar herifi çakozlayınca şişleyip yol kenarına atmışlar falan...
bu ablanın kültünde thesmophoria ve haloa bayramları çok önemlidir. 3 gün sürer. ilk gün kadınlar oruç tutarlar ve kuru tarlada oturarak beklerler. burada toprağı döllediklerine inanırlar. ikinci gün sanırsam kült merkezi yakınındaki doğal mağaraya domuz yavruları atıp kurban falan ediyorlardı... üçüncü gün ise şarap eğlence ve ziyafet yapılırdı... kadınlar tabi alkolün de etkisi ile birbirleri ile edepsiz şeyler falan yapabiliyorlarmış. terrakottadan yapılmış falluslar ile falan... en azından hatırlayabildiğim kadarıyla hikaye böyleydi...
tabi yunan dini ve kültürü sizlere hollywood ve 19. yüzyıl batı medeniyetinin sunduğu kusursuz mermer ve demokrasi medeniyeti değil. üstte yazdım işte pişmiş topraktan dildolarla birbirleriyle münasebetler falan... meraklılarınız varsa özellikle kara athena isimli kitabı okumanızı şiddetle öneririm.
son olarak; eğer kadın olsaydım ve mavi saçlı, yoga yapan kadıköy bomonti feministi olsaydım kesinlikle demeter nickini kullanırdım. milleti görüyorum hemen sağda solda lilith xkraliçelilith_tr ya da lilith666 gibi isimler seçiyorlar. afedersiniz kızlar ama demeter'in yanında lilith kedi osuruğu gibi kalır.
bu ablanın kültünde thesmophoria ve haloa bayramları çok önemlidir. 3 gün sürer. ilk gün kadınlar oruç tutarlar ve kuru tarlada oturarak beklerler. burada toprağı döllediklerine inanırlar. ikinci gün sanırsam kült merkezi yakınındaki doğal mağaraya domuz yavruları atıp kurban falan ediyorlardı... üçüncü gün ise şarap eğlence ve ziyafet yapılırdı... kadınlar tabi alkolün de etkisi ile birbirleri ile edepsiz şeyler falan yapabiliyorlarmış. terrakottadan yapılmış falluslar ile falan... en azından hatırlayabildiğim kadarıyla hikaye böyleydi...
tabi yunan dini ve kültürü sizlere hollywood ve 19. yüzyıl batı medeniyetinin sunduğu kusursuz mermer ve demokrasi medeniyeti değil. üstte yazdım işte pişmiş topraktan dildolarla birbirleriyle münasebetler falan... meraklılarınız varsa özellikle kara athena isimli kitabı okumanızı şiddetle öneririm.
son olarak; eğer kadın olsaydım ve mavi saçlı, yoga yapan kadıköy bomonti feministi olsaydım kesinlikle demeter nickini kullanırdım. milleti görüyorum hemen sağda solda lilith xkraliçelilith_tr ya da lilith666 gibi isimler seçiyorlar. afedersiniz kızlar ama demeter'in yanında lilith kedi osuruğu gibi kalır.
devamını gör...
suriyelilerin durmadan üremesi
moderasyonun acilen el koyması gereken başlıklardan birisidir bu tip ırkçı ve ayrıştırıcı başlıklar.
öncelikle tespit kasacak kadar konunun uzmanı olduğunu düşünen yazarlar tenezzül edip iki tane makale açıp okusaydı belki nüfus piramitleri hakkında bilgi sahibi olur ve bu başlığı açmaya utanırdı. * buradan bakınız*, bakın siz açıp okumaya üşeniyorsunuz diye sayfasına kadar ekledim linke... öncelikle her coğrafyanın kendine has piramidi vardır ve bu piramit ülkelerdeki gelişmiş düzeyine göre zamanla şekil değiştirir. geri kalmış ülkelerde yüksek bebek ve gebe ölümleri, kültürel faktörler, sigorta sistemi olmaması sebebiyle evi geçindirme sorumluluğunu çocukların alması gerekliliği gibi durumlar sebebiyle insanlar bu hızda çoğalıyorlar. bugün bu adamlara sövmek yerine türkiye başta olmak üzere komşu ülkelerin suriye üzerinde var olan dış politikalarını eleştirmek daha insani ve medeni olacaktır.
öncelikle tespit kasacak kadar konunun uzmanı olduğunu düşünen yazarlar tenezzül edip iki tane makale açıp okusaydı belki nüfus piramitleri hakkında bilgi sahibi olur ve bu başlığı açmaya utanırdı. * buradan bakınız*, bakın siz açıp okumaya üşeniyorsunuz diye sayfasına kadar ekledim linke... öncelikle her coğrafyanın kendine has piramidi vardır ve bu piramit ülkelerdeki gelişmiş düzeyine göre zamanla şekil değiştirir. geri kalmış ülkelerde yüksek bebek ve gebe ölümleri, kültürel faktörler, sigorta sistemi olmaması sebebiyle evi geçindirme sorumluluğunu çocukların alması gerekliliği gibi durumlar sebebiyle insanlar bu hızda çoğalıyorlar. bugün bu adamlara sövmek yerine türkiye başta olmak üzere komşu ülkelerin suriye üzerinde var olan dış politikalarını eleştirmek daha insani ve medeni olacaktır.
devamını gör...
yazar uçar entry kalır
devamını gör...
bilgisayar kamerasını bantlamak
canı öyle istemiş insandır.
işte o benimdir.
işle ilgili ara ara toplantılar yapılıyor ve ben hep ev haliyle katılıyorum. kimileri kamerasını açıyor, ben tercih etmiyorum. aman yanlışlıkla açılır falan diye ilk toplantıda bantladım. bantlayış o bantlayış bir daha açmadım.
işte o benimdir.
işle ilgili ara ara toplantılar yapılıyor ve ben hep ev haliyle katılıyorum. kimileri kamerasını açıyor, ben tercih etmiyorum. aman yanlışlıkla açılır falan diye ilk toplantıda bantladım. bantlayış o bantlayış bir daha açmadım.
devamını gör...
