barok
barok kelimesinin anlamı “çarpık inci”dir. rönesans sonrasında başlayıp 18. yy ortalarına kadar etkisini gösteren sanat dönemine barok ismini, onu sonrasında takip eden klasik dönem sanatçıları vermiştir. dönemde ortaya konan eserler çok karmaşık, gösterişli ve abartılı olduğu düşünüldüğünden dolayı, klasik dönem sanatçıları bu ismi uygun bulmuşlardır.
devamını gör...
uzak mesafe ilişkisi
aylar öncesine kadar asla yapamam dediğim ilişkidir.
çünkü sevginin fiziksel olduğuna inanıyordum hep.
ama biri girdi hayatıma ve onu sevdim. çok sevdim.
çok sevdiğim kadar da çok acı çektim.
özledim kelimesinden nefret edecek kadar delirdiğim bir noktada bitirmek istedim.
elbette bunun yanında telefonla çok vakit geçiriyor olmam da etkiliydi ki uzak durmam gereken bir dönemdeydim yani mecburdum.
''fırsat buldukça yaz bana, sorun değil'' demesine rağmen yapamadım çünkü aklım hep onda kalıyordu.
gerçekten bana mükemmel duygular yaşattı. hiç pişman değilim ona hissettiklerimden.
tek pişmanlığım onu üzerek bırakmış olmam.
hayat işte... bazen ruh eşiniz sizden saatlerce uzaktadır ve maalesef sırf bu yüzden yapamazsınız.
dipnot: teşekkür ederim kafa sözlük... sen olmasan onu asla tanıyamazdım.
çünkü sevginin fiziksel olduğuna inanıyordum hep.
ama biri girdi hayatıma ve onu sevdim. çok sevdim.
çok sevdiğim kadar da çok acı çektim.
özledim kelimesinden nefret edecek kadar delirdiğim bir noktada bitirmek istedim.
elbette bunun yanında telefonla çok vakit geçiriyor olmam da etkiliydi ki uzak durmam gereken bir dönemdeydim yani mecburdum.
''fırsat buldukça yaz bana, sorun değil'' demesine rağmen yapamadım çünkü aklım hep onda kalıyordu.
gerçekten bana mükemmel duygular yaşattı. hiç pişman değilim ona hissettiklerimden.
tek pişmanlığım onu üzerek bırakmış olmam.
hayat işte... bazen ruh eşiniz sizden saatlerce uzaktadır ve maalesef sırf bu yüzden yapamazsınız.
dipnot: teşekkür ederim kafa sözlük... sen olmasan onu asla tanıyamazdım.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
profil ayarlarında telegram seçeneği olmaması
e devlet te gelsin. bu önemli bakın.
devamını gör...
llanfairpwllgwyngyllgogerychwyrndrobwllllantysiliogogogoch
ingiltere'de bulunan bir kasabanın galce ismidir. avrupa'da tek kelimeden oluşan en uzun yer ismidir. ismini kolaylık olsun diye llanfairpwll diye kısaltırlar. guinness rekorlar kitabındaki yerinden dolayı turistlerin uğrak merkezidir bir de, millet gidip o uzun ismin olduğu kasabaya giriş tabelasının önünde fotoğraf çektirir.
ayrıca, başlıklarda 50 karakter sınırlaması nedeniyle ekşi sözlük'te başlığı yoktur ve hiçbir zaman da olamayacaktır*
ayrıca, başlıklarda 50 karakter sınırlaması nedeniyle ekşi sözlük'te başlığı yoktur ve hiçbir zaman da olamayacaktır*
devamını gör...
konu neydi radyo yayını
merhaba kafa sözlük,
adil ve hasan bu akşam sizlere sözlük radyosu üzerinden marilyn monroe eşliğinde seslenecek.
bu hafta konularımız sizi ısıtacak ya da tanınmaz hale getirene kadar yakacak.
bir fare yalnız ve güzel ülke montu giyecek, bir tavuk yaşama savaşı verecek ama unutmayın kazanan insanoğlunun kaliteli yaşamı olacak.
siz değerli sözlük yazarlarını ve bizleri dinlemek isteyen herkesi saat 21:00’da sözlük radyoya bekliyoruz.
not: sondaki müzik güzel hepsini dinleyin.
adil ve hasan bu akşam sizlere sözlük radyosu üzerinden marilyn monroe eşliğinde seslenecek.
bu hafta konularımız sizi ısıtacak ya da tanınmaz hale getirene kadar yakacak.
bir fare yalnız ve güzel ülke montu giyecek, bir tavuk yaşama savaşı verecek ama unutmayın kazanan insanoğlunun kaliteli yaşamı olacak.
siz değerli sözlük yazarlarını ve bizleri dinlemek isteyen herkesi saat 21:00’da sözlük radyoya bekliyoruz.
not: sondaki müzik güzel hepsini dinleyin.
devamını gör...
abrakadabra
efsane odur ki; bu efsunlu kelime öbeğinin aslına erenin, her istediği önüne serilir: görünmez olmak ister, olur; katil olmadan cinayet, işler, olur; birine ceza diler, olur; istediği kadar paraya dese, boğulur...
lakin bilginler; bunu sır gibi saklarlar.
efsane şöyle son bulur: her kim ki, bu efsunlu söz kümesini, vakit gece yarısını bulduğunda, bir sedir ağacının altında, 7 gün 7 gece dillendirir, o kişi gizli güçlere nail olur.. bu söz kümesi: abranyuskadavranyusyosarsefyanyus
ancak dikkatli olunmalıdır ki, kalbinde tek bir habis düşünce bulunan, bu kelamı eder, o söz onu yerle yeksan eder.
henüz tarihi çağlara dahi geçilmediği bir devirde bilginler, bu sözü değiştirmiş, onu kolay telaffuz edilebilen abrakadabraya dönüştürmüştür. zira hırsının yeniği olan insanoğlu yüzünden artık evrenin o devrinde, ne kesilecek bir tek sedir ağacı ne de güçsüz bir tek insan kalmış.. .
kim bilir belki de doğrudur. dilden dile anlatılagelen her efsanenin, bir çekirdeği vardır derdi hocam, mitolojik dünya tarihi dersinde...
lakin bilginler; bunu sır gibi saklarlar.
efsane şöyle son bulur: her kim ki, bu efsunlu söz kümesini, vakit gece yarısını bulduğunda, bir sedir ağacının altında, 7 gün 7 gece dillendirir, o kişi gizli güçlere nail olur.. bu söz kümesi: abranyuskadavranyusyosarsefyanyus
ancak dikkatli olunmalıdır ki, kalbinde tek bir habis düşünce bulunan, bu kelamı eder, o söz onu yerle yeksan eder.
henüz tarihi çağlara dahi geçilmediği bir devirde bilginler, bu sözü değiştirmiş, onu kolay telaffuz edilebilen abrakadabraya dönüştürmüştür. zira hırsının yeniği olan insanoğlu yüzünden artık evrenin o devrinde, ne kesilecek bir tek sedir ağacı ne de güçsüz bir tek insan kalmış.. .
kim bilir belki de doğrudur. dilden dile anlatılagelen her efsanenin, bir çekirdeği vardır derdi hocam, mitolojik dünya tarihi dersinde...
devamını gör...
dünyada dini inançsızlığın artması
bundan 2 sene önceki show tv haberi: buradan
kendini atesit olarak tanımlayanların oranı %1'den %3'e yükseldi yine dindarım diyenlerin %55'den %51'e düşerek %4 azaldı.
yine 4 sene önceki haber türk haberi: buradan
pew araştırma merkezine göre dünyada tek tanrılı dinlere inanların sayısı 6 milyarken inanmayanların sayısı 1 milyar 750 milyondu. tabi ki doğal olarak 4 yılda bu sayılarda büyük değişiklikler olmuştur.
yine pew araştırma merkezine göre abd'de kendisini hristiyan olarak tanımlayan insanların sayısı son 10 yılda %12 azaldığını tespit etti.
2018-2019 yıllarında telefon üzerinden yapılan araştırmaya göre, amerikalı yetişkinlerin %65 kendisi hristiyan olarak tanımlıyor.
yine son 10 yılda sayıları %9 artan kendilerini ateist, agnostik olarak tanımlayanların sayısı da %17'den %26'ya çıkmıştır. buradan
herhangi bir dine inanmayanlarda en fazla artış yetişkin gençler arasında ortaya çıkıyor.
kendini atesit olarak tanımlayanların oranı %1'den %3'e yükseldi yine dindarım diyenlerin %55'den %51'e düşerek %4 azaldı.
yine 4 sene önceki haber türk haberi: buradan
pew araştırma merkezine göre dünyada tek tanrılı dinlere inanların sayısı 6 milyarken inanmayanların sayısı 1 milyar 750 milyondu. tabi ki doğal olarak 4 yılda bu sayılarda büyük değişiklikler olmuştur.
yine pew araştırma merkezine göre abd'de kendisini hristiyan olarak tanımlayan insanların sayısı son 10 yılda %12 azaldığını tespit etti.
2018-2019 yıllarında telefon üzerinden yapılan araştırmaya göre, amerikalı yetişkinlerin %65 kendisi hristiyan olarak tanımlıyor.
yine son 10 yılda sayıları %9 artan kendilerini ateist, agnostik olarak tanımlayanların sayısı da %17'den %26'ya çıkmıştır. buradan
herhangi bir dine inanmayanlarda en fazla artış yetişkin gençler arasında ortaya çıkıyor.
devamını gör...
yazarları bugün mutlu eden olaylar
3 senelik üniversiteli bir işsizken emek verdiğim her denemenin sonuçsuz kalmasıyla birlikte intihar eden yaşıtlarımla empati kurmaya başladığım sırada seneler önce küçük bir yatırım yaptığım ve sonuç almayı hiç ummadığım bir işten biranda düzenli para kazanmaya başladım.
hem de ülke standartlarının üstünde bir para.
babama, anneme, kardeşimlerime, yeğenlerime bir sürü hediyeler aldım.
kendime tek kuruş harcamadım henüz.
çünkü canımı yakan kendi parasızlığım değildi zaten.
bunca sıkıntıdan sonra gerçekten bir işe yaradığını hissetmek çok güzel.
hem de ülke standartlarının üstünde bir para.
babama, anneme, kardeşimlerime, yeğenlerime bir sürü hediyeler aldım.
kendime tek kuruş harcamadım henüz.
çünkü canımı yakan kendi parasızlığım değildi zaten.
bunca sıkıntıdan sonra gerçekten bir işe yaradığını hissetmek çok güzel.
devamını gör...
istanbulya


yunanistan'a bağlı, türkiye'ye de çok yakın, küçük bir ege adası. yunanca adı astypalaia olan bu ada, venediklilerden osmanlıya geçtiği için italyanca ismi stampalia'dan türkçeye istanbulya olarak geçmiştir. etimolojik olarak benzer gibi duran istanbul ve istanköy yer isimleriyle bağlantısı yok gibi. olsa olsa yakıştırma olabilir.
internetteki fotoğraflarından gördüğüm kadarıyla adanın her yeri betonlarla bezenmiş durumda. yunan kardeşlerimiz de beton konusunda biz türk kardeşlerinin gerisinde kalmamışlar. tabii yine de türkiye'deki beton bitki örtüsünden daha estetik duruyor, orası ayrı.
devamını gör...
yazarların sempati duyduğu kötü karakter
bu adamdır sempati duyduğum kötü karakter:

görselin kaynağı
da vinci'nin şeytanları adlı dizideki kont girolamo riario...
nedense çok da çekici geliyor...
edit: bozuk görsel linki düzeltildi.

görselin kaynağı
da vinci'nin şeytanları adlı dizideki kont girolamo riario...
nedense çok da çekici geliyor...
edit: bozuk görsel linki düzeltildi.
devamını gör...
inançla alay etmek
ahlâksızlık, şerefsizlik, edepsizlik cümlelerini kurup evrensel ahlak dersi vermek de epey manidarmış.
devamını gör...
en iyi arkadaş
23 yıl boyunca yaptığım bütün toksik ilişkileri iki yılda anlamamı sağlayan kişi. sağlıklı arkadaşlık nasıl olur sayesinde bunu anladım. yanlış bir şey yapsam ilk o eleştirir belki ama düzeltmem için ilk yardım eden kişi de o olur. yargılamak, küçük düşürmek, çıkar peşinde koşmak bunlar olmadan da bir arkadaşlık ilişkisi kurulabilirin tanımı. allahım nazardan korusun. süper biri.
devamını gör...
çayı çay bardağında içen tip
ancak gerçek bir çay severdir.serçe parmak da hafif havaya kaldırılır.adabı budur.
devamını gör...
freddie mercury
atletiyle tarih yazan efsane.
devamını gör...
mutfakta duran sarı bez
o sarı bez bulaşık bitince düzgünce katlanır. lavabonun kenarına konur çünkü bu temizliğin bittiğinin göstergesidir. olmazsa olmazlarımızdandır.
devamını gör...
marfan sendromu
amerika başkanı abraham lincoln'ünde bu rahatsızlığa sahip olduğu düşünülen sendrom.
dissekan aort anevrizması bu sendromun en ölümcül nedenidir.
dissekan aort anevrizması bu sendromun en ölümcül nedenidir.
devamını gör...
bir delinin hatıra defteri
(bkz: nikolay vasilyeviç gogol)'un kitabıdır. başlığa konu olan hikayeden hariç, merkezine makam konumlanmış 2 hikaye daha barındırır.
(bkz: burun)
(bkz: palto)
19. yy'da gogol'un yaşadığı dönemi bize memuriyet üzerinden anlatan bir eleştiridir aslında.
gerçeküstü bir anlatımla kaleme alınmıştır bu eser, fakat bu bir tercih değil, gogol için bir mecburiyettir. zira dönemin çarlık rusya'sı sansür ve denetim bakımından bir yazar için cehennem olduğundan, basılacak bir kitap yazmak düşündüğümüzde hiç de kolay değildir...
(bkz: bir delinin hatıra defteri)’nde sınıf ayrılığı, işlemiyor diyecek kadar ağır bir bürokrasi ve toplumsal eşitsizlik işlenmektedir.hikayede geçen kahramanımız ivanov ise hikayede eleştirilen bir çok sebebin üst üste gelmesi ile birlikte sonradan delirmiş bir memurdur.
19. yüzyılda anlatılmış bunlar ve tuhaftır ki 21.yy’dayız ve neredeyse değişen hiçbir şey yok yeryüzünde…
(bkz: palto) ‘’hepimiz gogol’un paltosundan çıktık’’ diyen dostoyevski sağ olsun, zamanının instagram fenomeni gibi bu sözü ile bugün bile bir çok okuru gogol’la buluşturmuştur. şunu da belirtmeliyim ki ayrıntı yayınları bu sözün (bkz: gorki) ye ait olabileceğini iddia ediyor. ben ikisini de şüpheli buluyorum. ayrıca gogol, hikayeyi yazdığı yıl en yakın arkadaşı puşkin’i kaybediyor. rusya’da ki popülerliği ise bu kayıptan sonra artıyor.
magazinel bilgileri bir kenara bırakıp, hikayemize gelecek olursak; kahramanımız akakiy akakiyeviç, özetle çok para vererek aldığı paltosunun çalınması üzerine bakandan yardım ister ve kalayı yer. yediği bu kalay onda çok derin izler bırakır ve hastalanıp ölene kadar da devam eder. kısa bir hikaye olduğundan daha da yazıp tat kaçırmak istemem… zira ağır eleştiriler bu hikayede de kendilerine çok güzel bir biçimde yer bulmuştur.
(bkz: burun) hikayemizde ise kahramanımız 8. dereceden bir memur olan kovalev’in bir sabah burnunu yerinde bulamaması, burnun berber ivan yakovleviç’in kahvaltıda kestiği ekmeğin içinden çıkması ve bir polis memurunun burnu bulup getirmesi üzerine kurulu bir hikayedir. bence bu üçleme arasında psikolojik tahlil ve sistem eleştirisi bakımından en dolu hikayesidir diyebilirim. hemen hemen kitapta yazılı olan her şey bir metafordur. bu hikaye özetle; ruh sıkıntılarının, toplumdaki özlem duyulan şeylerin, yanlışların, kimlik bunalımlarını, gelecek endişesini, çarpık düşünceleri ve daha bir sürü şeyi anlatan kıymetli bir hazinedir.
hala okumamış olanlarınız var ise, derhal dönsün bu ayıptan ve bu kitabı edinip muhakkak okusunlar…
dipnot: ayrıca bir delinin hatıra defteri tiyatro olarak da sahnelenen bir oyundur.
(bkz: genco erkal)’ın oyununu 2 yıl arayla iki kere, (bkz: erdal beşikçioğlu)’nun oyunu 1 kere izlemiş biriyim. genco erkal’ın izlediğim ikinci oyununda içim çok burulmuştu çünkü sahne geçişleri ilk oyuna göre daha ağır işliyordu. bu durumun, genco erkal’ın ilerleyen yaşından yahut o gün ki bir rahatsızlığından olduğunu düşünmüş, bu yüzden içim burulmuştu.
iki insan da aynı teksti oynuyorlar fakat çok acayip derecede farklı yorumlamışlar. ben erdal beşikçioğlu’nun performansını daha çok beğendim. yani adam vincin tepesinde oynuyor. her şeyi ile yeni bir anlayış seyirci oturma düzenine kadar yenilik getirilmiş bir durumdu, takdir edilesidir. ayrıca mimikleri gerçekten etkileyiciydi. yani erdal beşikçioğlu diye bir adam var, ivanov’u oynuyor demedim, erdal beşikçioğlu’nu unuttum yahu oynarken…
(bkz: burun)
(bkz: palto)
19. yy'da gogol'un yaşadığı dönemi bize memuriyet üzerinden anlatan bir eleştiridir aslında.
gerçeküstü bir anlatımla kaleme alınmıştır bu eser, fakat bu bir tercih değil, gogol için bir mecburiyettir. zira dönemin çarlık rusya'sı sansür ve denetim bakımından bir yazar için cehennem olduğundan, basılacak bir kitap yazmak düşündüğümüzde hiç de kolay değildir...
(bkz: bir delinin hatıra defteri)’nde sınıf ayrılığı, işlemiyor diyecek kadar ağır bir bürokrasi ve toplumsal eşitsizlik işlenmektedir.hikayede geçen kahramanımız ivanov ise hikayede eleştirilen bir çok sebebin üst üste gelmesi ile birlikte sonradan delirmiş bir memurdur.
19. yüzyılda anlatılmış bunlar ve tuhaftır ki 21.yy’dayız ve neredeyse değişen hiçbir şey yok yeryüzünde…
(bkz: palto) ‘’hepimiz gogol’un paltosundan çıktık’’ diyen dostoyevski sağ olsun, zamanının instagram fenomeni gibi bu sözü ile bugün bile bir çok okuru gogol’la buluşturmuştur. şunu da belirtmeliyim ki ayrıntı yayınları bu sözün (bkz: gorki) ye ait olabileceğini iddia ediyor. ben ikisini de şüpheli buluyorum. ayrıca gogol, hikayeyi yazdığı yıl en yakın arkadaşı puşkin’i kaybediyor. rusya’da ki popülerliği ise bu kayıptan sonra artıyor.
magazinel bilgileri bir kenara bırakıp, hikayemize gelecek olursak; kahramanımız akakiy akakiyeviç, özetle çok para vererek aldığı paltosunun çalınması üzerine bakandan yardım ister ve kalayı yer. yediği bu kalay onda çok derin izler bırakır ve hastalanıp ölene kadar da devam eder. kısa bir hikaye olduğundan daha da yazıp tat kaçırmak istemem… zira ağır eleştiriler bu hikayede de kendilerine çok güzel bir biçimde yer bulmuştur.
(bkz: burun) hikayemizde ise kahramanımız 8. dereceden bir memur olan kovalev’in bir sabah burnunu yerinde bulamaması, burnun berber ivan yakovleviç’in kahvaltıda kestiği ekmeğin içinden çıkması ve bir polis memurunun burnu bulup getirmesi üzerine kurulu bir hikayedir. bence bu üçleme arasında psikolojik tahlil ve sistem eleştirisi bakımından en dolu hikayesidir diyebilirim. hemen hemen kitapta yazılı olan her şey bir metafordur. bu hikaye özetle; ruh sıkıntılarının, toplumdaki özlem duyulan şeylerin, yanlışların, kimlik bunalımlarını, gelecek endişesini, çarpık düşünceleri ve daha bir sürü şeyi anlatan kıymetli bir hazinedir.
hala okumamış olanlarınız var ise, derhal dönsün bu ayıptan ve bu kitabı edinip muhakkak okusunlar…
dipnot: ayrıca bir delinin hatıra defteri tiyatro olarak da sahnelenen bir oyundur.
(bkz: genco erkal)’ın oyununu 2 yıl arayla iki kere, (bkz: erdal beşikçioğlu)’nun oyunu 1 kere izlemiş biriyim. genco erkal’ın izlediğim ikinci oyununda içim çok burulmuştu çünkü sahne geçişleri ilk oyuna göre daha ağır işliyordu. bu durumun, genco erkal’ın ilerleyen yaşından yahut o gün ki bir rahatsızlığından olduğunu düşünmüş, bu yüzden içim burulmuştu.
iki insan da aynı teksti oynuyorlar fakat çok acayip derecede farklı yorumlamışlar. ben erdal beşikçioğlu’nun performansını daha çok beğendim. yani adam vincin tepesinde oynuyor. her şeyi ile yeni bir anlayış seyirci oturma düzenine kadar yenilik getirilmiş bir durumdu, takdir edilesidir. ayrıca mimikleri gerçekten etkileyiciydi. yani erdal beşikçioğlu diye bir adam var, ivanov’u oynuyor demedim, erdal beşikçioğlu’nu unuttum yahu oynarken…
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
sürekli "ben demiştim" diyenlerden hiç haz etmiyorum. dedin de erdin mi?
devamını gör...
