arctic monkeys
(bkz: do i wanna know)
(bkz: why'd you only call me when you're high)
(bkz: i wanna be yours)
şarkılarıyla her seferinde kendini dinleten ingiliz rock grubu.
(bkz: why'd you only call me when you're high)
(bkz: i wanna be yours)
şarkılarıyla her seferinde kendini dinleten ingiliz rock grubu.
devamını gör...
the rolling stones
gimme shelter adlı şarkısıyla uzun zaman önce gönlüme taht kurmuş, 1962'den beri etkin bir rock grubu.
devamını gör...
hormon
canlılarda(hayvanlarda) az miktarda salgılanan ve etkisi uzun süren büyüme, gelişme, üreme gibi faaliyetlerde görev alan protein yapılı maddelerdir.
bitkilerde sinir sistemi olmadığı için iletişim ve diğer faaliyetler hormonlar ile yürütülür.
bitkilerde sinir sistemi olmadığı için iletişim ve diğer faaliyetler hormonlar ile yürütülür.
devamını gör...
silah taşıyan yazarlar
beynimi silah sayarak dahil olduğum grup.
devamını gör...
yazarların yalnız olma nedeni
*yalnızlık insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. insan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder." der jung. belki de yalnızlığın en güzel tanımıdır bu. çünkü yalnızlık bir durumdan öte bir hissiyattır çoğu kez. fikirde yalnızlık, davranışta yalnızlık gibi de çoğaltabiliriz bu durumu. her birimizin bambaşka olduğu bir dünyada birbirimize hiç dokunmayan çizgilerden ibaretmişiz gibi hisseder insan bazen. sorunu kendine sorar, çözemez, boğulur. anlarız ki belki de kaderimizdir yalnızlık.
devamını gör...
şato
franz kafka'nın en sevdiğim kitabıdır. kitabı bitirdiğimde, bir yandan kitabın hiç bir şey anlatmadığını bir yandan da her şeyi anlattığını düşünmüştüm. bay k.'nın kadastrocu olarak gittiği yerde tutunmaya çalışmasını anlatır. sonunda tutunur da, ama istediği bir şekilde mi tutunur, yoksa istemediği bir şekilde mi bilemeyiz. artık ne olursa olsun o yerde tutunmak ister ve kendinden ödün verir. tırmanmak için çıkılan yolda ne kadar mücadele ederse etsin yavaş yavaş aşağıya doğru kayar karakterimiz. kitabın sonunda bir yerlerde tutunur. hayat dediğimiz şey de böyle sanki.
devamını gör...
henoch-schönlein vasküliti
yeni adıyla ıg a vaskülitidir.küçük damar vaskülitlerindendir.
çocuklarda en sık görülen vaskülittir.yenidoğanda da görülebilmektedir.en sık 3-10 yaş arasında görülür.erişkinde de görülebilir ama onlarda ağır ve kötü prognozludur.
erkeklerde daha sık görülür.lökositoklastiktir.birçok yerde ıg a depolanır.dokularda özellikle ıg a1 birikir.
tipik olarak alt ekstremite ve gluteal bölgede palpe edilebilen purpuralar mevcuttur. üst ekstremitede de purpuralar daha az sıklıkla da olsa görülebilirken bu durum hastalığın ilerlediğini veya nispeten daha kötü prognozu gösterebilir.kafa derisinde de döküntü veya ödem olabilir.
üst solunum yolu enfeksiyonu öyküsü de varsa hsp akıldan çıkmamalıdır.hastalar orşitle,akut batın tablosu ile de gelebilir.
%75 sıklıkla oligoartiküler artrit olur.eklemde deformite bırakmadan 2 haftada iyileşse de sonradan tekrarlayabilir.
ıg a yüksekliği şart değildir.%50 vakada yüksektir sadece.invajinasyon olursa çilek jölesi dışkılama,batın sağ alt kadranda kitle olur.
6 ay boyunca çocuk izlenmelidir çünkü nefropati riski vardır.
ağrı kesici olarak parasetamol verilir.gis tutulumu varsa,ağırsa steroid verilir.
hsp çocukta çok kötü prognozlu değildir.
çocuklarda en sık görülen vaskülittir.yenidoğanda da görülebilmektedir.en sık 3-10 yaş arasında görülür.erişkinde de görülebilir ama onlarda ağır ve kötü prognozludur.
erkeklerde daha sık görülür.lökositoklastiktir.birçok yerde ıg a depolanır.dokularda özellikle ıg a1 birikir.
tipik olarak alt ekstremite ve gluteal bölgede palpe edilebilen purpuralar mevcuttur. üst ekstremitede de purpuralar daha az sıklıkla da olsa görülebilirken bu durum hastalığın ilerlediğini veya nispeten daha kötü prognozu gösterebilir.kafa derisinde de döküntü veya ödem olabilir.
üst solunum yolu enfeksiyonu öyküsü de varsa hsp akıldan çıkmamalıdır.hastalar orşitle,akut batın tablosu ile de gelebilir.
%75 sıklıkla oligoartiküler artrit olur.eklemde deformite bırakmadan 2 haftada iyileşse de sonradan tekrarlayabilir.
ıg a yüksekliği şart değildir.%50 vakada yüksektir sadece.invajinasyon olursa çilek jölesi dışkılama,batın sağ alt kadranda kitle olur.
6 ay boyunca çocuk izlenmelidir çünkü nefropati riski vardır.
ağrı kesici olarak parasetamol verilir.gis tutulumu varsa,ağırsa steroid verilir.
hsp çocukta çok kötü prognozlu değildir.
devamını gör...
fedora
ingilizcede fötr şapka anlamına gelen kelime.
devamını gör...
daddy (yazar)
gittiğini henüz öğrendiğim yazar.
sözlüğe katkısı büyük olan yazarlardan biriydi, umarım gidişinin sebebi bizler değilizdir. en kısa sürede gelmesini temenni ediyoruz; yoksa puan tablosu yarışmaya değer olur mu hiç? *
bunu okuyorsanız; please, come back.
sözlüğe katkısı büyük olan yazarlardan biriydi, umarım gidişinin sebebi bizler değilizdir. en kısa sürede gelmesini temenni ediyoruz; yoksa puan tablosu yarışmaya değer olur mu hiç? *
bunu okuyorsanız; please, come back.
devamını gör...
eski sevgili ile karşılaşılan en ilginç yer
yeni sevgilinin evi.
devamını gör...
okuldan kaçınca gidilen yerler
müdür odası.
devamını gör...
şarkılarda sorulan en zor soru
nerden geldim of, yolculuk nereye?
devamını gör...
roxa
nice güzel günler yaşaman dileğiyle doğum günün kutlu olsuuuun:*.
devamını gör...
baskıcı ailede yaşamak
iyi yalan söyleyebilme yeteneği kazanmak.
devamını gör...
orman ağaçları yayılışı
sedir ormanları toros dağlarının yüksek kısımlarında yayılış gösterir,
kızılçam ormanları akdeniz kıyı şeridini tercih etmiştir,
karaçam batı anadolu'da yayılış gösterir,
ladin ormanları serin ve yağışlı doğu karadeniz'de yayılmıştır,
göknar ormanları karadeniz, güney marmara ve batı toroslar'da yayılmıştır.
kızılçam ormanları akdeniz kıyı şeridini tercih etmiştir,
karaçam batı anadolu'da yayılış gösterir,
ladin ormanları serin ve yağışlı doğu karadeniz'de yayılmıştır,
göknar ormanları karadeniz, güney marmara ve batı toroslar'da yayılmıştır.
devamını gör...
fyodor mihayloviç dostoyevski
hayat hikayesini dinlemek için; dinle - izle
feodor dostoyevski bir isyancı, dünyadan nefret eden, maraz, herkese ve her şeye karşı şüpheci, uslanmak bilmeyen bir kumarbazdı. ama pek az rastlanan bir edebiyat dâhisi olduğu da inkar edilemez.
henüz 28 yaşında olan dostoyevski rus edebiyatında adını duyurmuş ve gelmiş geçmiş en ünlü bir yazar olmaya aday biri haline gelmişti. babası aynı zamanda askeri operatör doktor olan mihail andreyeviç dostoyevski 1821 yılında st mary hastanesinde doğan oğluna feodor mihailoviç adını vermişti.
ailesini sıkı bir disiplin altında yöneten doktorun en büyük tutkusu içkiydi. kocaman kızlarını asla sokağa yalnız başına göndermezdi ve arkadaşlarına ya da komşularına gittikleri zaman mutlaka yanlarında bulunurdu. dört oğluna ise ruh hastası bir başçavuşun sertliği ile davranırdı. öfkeli bir adamdı, doğal olarak bütün çocuklar ondan çok korkardı. bu adamı dizginleyebilen tek insan ise zayıf ve güzel bir kadın olan karısıydı. sayısız defa bu öfke nöbetlerinde çocukları adamın elinden kurtarmıştı.
adamın bir diğer özelliği çok cimri olmasıydı. çocuklar 18 yaşına gelene kadar asla cep harçlığı vermemişti. fakat onları iyi okullarda okutmayı ihmal etmedi. yaz aylarını tula’da geçiren ailede feodor’un hayatındaki ilk değişikler burada oldu. babasına hizmet eden hizmetçi ve köleleri bu sırada tanımıştı ve bu insanlara çok bağlandı. gelecekteki yaşantısını değiştiren en önemli etkenlerin başında bu geliyordu.
1837 yılında feodor ve abisi mühendislik okuluna başvurdu. aynı sene anneleri öldü. eşi ölen doktor artık tamamen zıvanadan çıkmıştı. alkolü abartan doktor artık mesleğini yerine getiremediği için topraklarına dönmüştü. orada hizmetçi ve kölelerine çok kötü davranan doktor ne yazık ki bu insanlar tarafından öldürüldü.
dostoyevski babasının bu tutumu yüzünden onun ölmesini arzulardı. babası ölünce de bu düşünceler onu depresyona soktu. ilk sara nöbetlerini bu dönemde yaşadı.
feodor mühendislik okulunu bitirdikten sonra gönüllü olarak orduya katıldı. kendisi için hiçbir anlam ifade etmeyen bir hayata dalmıştı. maaşına ve babasından kalan topraklardaki payından aldığı 5 bin rublelik gelire rağmen her zaman sıkıntı içindeydi. bilardoya merak salmıştı ve her zaman kaybediyordu. hayatı boyunca gösterişli davranışları ile dikkati çekti ancak son birkaç yılı içinde dev romanlarının kendisine kazandırdığı büyük ün dışında daima yoksulluk içindeydi.
bu garip, kontrol dışı davranışlara karşılık hayatını baştanbaşa değiştirecek bir olay artık yavaş yavaş yaklaşıyordu. edebiyat.
edebiyat alanında yaptığı ilk iş balzac’ın “eugenie grandet” kitabını rusça’ya çevirmekti. ordudaki görevinden de ziyadesiyle bunalmıştı. ağabeyine gönderdiği mektubun bir kısmında şunlar yazıyordu. “askerlikten, patatesten nefret ettiğim kadar iğreniyorum.” ertesi yılın sonunda artık sabrı tükenen dostoyevski istifasını vermişti. yine kararını ağabeyine yazdığı mektupla haber verirken şunları yazmıştı. “hiç pişman değilim. bir ümidim var. romanımı bitirmek üzereyim. orijinal bir eser olacak.”
dostoyevski romanını o zamanın ünlü edebiyat dergilerinden birinde yayınlatmak istedi. fakat romanı içinde değişiklikler yapmadığı sürece yayınlamayı reddetmişlerdi. o da istenilen değişiklikleri yapmak yerine eseri kendi hesabıyla bastırmayı tercih etti. ağabeyine yazdığı mektupta; “roman gerçekten başarılı ise, yalnız ziyan olmaktan kurtulmakla kalmayacak, ayrıca bana borçlarımı ödemem için gereken parayı da sağlayacak. başarılı olamazsam, o zaman kendimi asabilirim…”
böylece 1846 yılında ekstra borç altına girip ilk kitabı “insancıklar” ı yayınladı. zamanın ileri gelen eleştirmenlerinden birisi olan belinski bu kitap için dostoyevski’ye mektup gönderdi. mektupta şunlar yazıyordu;
“siz sorunun ruhunun en derinlerine varmış ve birkaç çizgide büyük bir gerçeği ortaya koymuşsunuz. sizden rica ediyorum, yeteneğinizi değerlendirin ve ona karşı hep dürüst davranın. böylece büyük bir yazar olabilirsiniz.”
dostoyevski birden ünlü olmuştu ama bunu karşılayışı çok garip oldu. hayranlarına ve ona yardım etmek isteyenlere karşı küstahlaştı. böylece insancıklar kitabından kazandığı ün çok kısa sürmüş oldu.
kazandığı bu kısa başarılı dönemden sonra artık başarısız bir dönem içine girdi ve borçları başına dert oluyor ve çalışmalarını engelliyordu. aynı zamanda tekrar başarılı olabileceğine de inanmamaya başlamıştı çünkü hayranlarına olan tavrından sonra edebiyat dünyasınca alay edilen biri haline gelmişti ve bu tutum artarak devam ediyordu.
dostoyevski artık yönünü değiştirmeliydi, bu kaçınılmazdı. böylece reform isteyen insanların çevresine katılmayı seçti. tam bu sırada da hükümet söz özgürlüğünü yasaklayan ve köylülerin kölelikten kurtulmalarını öngören yazıları sansür edecek çalışmalar yapıyordu. her ikisi de dostoyevski’yi ilgilendiren konuydu. ilki yazar olarak ikincisi ise babasından kalan topraklar yüzünden. fakir köylülerin lehinde davranışlarının en hızlı çağında daha yatağındayken 23 nisan 1849 yılında yakalanıp tutuklandı. 22 aralık’ta kurşuna dizilmek üzere semyonevski alanına götürüldüler.
işte en başta okuduğum idam sehpasından dönen adam dostoyevski kurtuldu ve omsk’a gönderildi. burada 4 yıl boyunca çektiği korkunç acıları 1861 yılında yayınlanan “ölüler evinden anılar” adlı kitabında anlattı. mahkûmiyetinden sonra bir ara sürgün olarak semipalatinsk şehrine gönderilmişti. daha sonra biraz olsun toparlanabilmek için orduya er olarak katıldı. mahkum olmasından dolayı önceki rütbesi geri alınmıştı.
önce yüzbaşıyla daha sonra da sibirya başsavcısı ile dost olan dostoyevski daha rahat bir sürgün hayatı yaşamaya başladı. burada da “ölü evi” ni yazmaya başladı. asker olduğu sırada bir subayın karısı olan mariya ıssayev’e âşık oldu. genç kadın da ona âşık olmuştu ve 1957’de dul kaldığı zaman evlenmeye karar verdiler.
1858’de sürgün dönemi sona erdi ve başkente dönmesine izin verildi. “ölüler evinden anılar” kitabını tamamladı fakat kitap olarak yayınlanmadan önce “vremya” adlı dergide bölümler halinde yayınlanmaya başladı.
sibirya’daki tver şehrine dönüp bu durumu lehine çeviren dostoyevski yurt dışına çıkma imkanı yakaladı. 1862 yılında paris, londra ve cenevre’ye gitti. 1863 yılında roma’ya geçti. ardından da almanya ve danimarka’yı dolaştı. sürekli para sıkıntısı çeken dostoyevski karısı verem hastası olunca hastalığında ona yardımcı olma amacıyla geri döndü. ayrıca karısının ilk kocasından olan çocuğuna da bakmak zorundaydı. bu yüzden edebiyattan kazandıklarını artırmak hevesiyle kumar oynamaya başladı.
1864 yılında karısını, ağebeyini ve vremya dergisinden dost edindiği meslektaşı apollon grigoriyev’i kaybetti. ağabeyi mihail ciddi borçlar bırakarak ölmüştü. kanuni olarak hiçbir zorunluluğu olmadığı halde dostoyevski bu borçları da üstlenmişti. böylece altında ezildiği yük biraz daha ağırlaşmıştı.
1862 ve 1863 yılında beraber yurtdışına çıktığı arkadaşı pauline suslov ile yeni bir evlilik düşünmüş ve nişanlanmıştı fakat bir süre sonre pauline dostoyevski’yi terk etmişti.
dostoyevski wiesbaden’de bulunduğu sırada “yeraltından mektuplar” ı yayınlandı. umutsuz bedbahtlığın egemen olduğu bu dönemde yeni bir deha ortaya çıkıyor ve eleştiricilerin ciddi olarak ilgisini çekiyordu.
suç ve ceza kitabı 1866’da tefrika halinde yayınlandı. bu sayede borçlarından kurtulabilir maddi yönden bolluğa kavuşabilirdi fakat bunun yerine daha kötü durumlara düştü. kitabı çeşitli tepkilerle karşılandı. psikolojik araştırmalar henüz pek yeniydi; ya anlaşılmıyordu ya da yanlış anlaşılıyordu. fakat bütün bunlara rağmen hiç kimse bunlarından ardında yatan dehayı reddedemiyordu. bu nedenle dostoyevski’nin heyecanla beklediği rubleler bir türlü gelmedi.
suç ve ceza bölüm bölüm yayınlandığı sırada yarıda bıraktı ve başka bir romana “kumarbaz” a başladı.
yazmak onun için tutkuya dönüşmüştü ve hiç durmadan yazmaya başladığı bu dönemde gözleri bozuldu. bu sebeple kendine bir steno tuttu. yani konuşmayı hızlı ve olduğu gibi yazabilen biriydi. adı anna snitkin. çok kısa sürede birbirine aşık olan çift 1867 yılında evlendi.
balayını avrupa’da geçirmek isteyen ve 3-4 ay kalma hesabı yapan çift rusya’ya 4 yıl sonra geri dönmüşlerdi. dostoyevski’nin hayatında yaptığı en iyi şey bu genç kadınla evlenmekti. genç kadın en başta kocasının garip yaşantısını, gürültücü akrabalarını ve durmadan kapıyı aşındıran alacaklıları yadırgadıysa da daha sonradan bu hayata ayak uydurmuştu. kendi çıkarlarını düşünen yayıncılarla o başetti. borçları ödemek için bile alacaklıları kapıda o sıraya sokmuştu. mümkün olduğunca dostoyevski’ye dertsiz tasasız bir yaşam sunmaya çalıştı.
avrupa’da bulunduğu sırada dostoyevski büyük ün kazandıran romanların üçünü orada yazdı. ecciniler, ebedi koca ve budala.
anna dostoyevski sayesinde artık büyük borçların altından kalkmışlardı ve sadece kendi hayatlarını sürdürebilecek bir paraya sahiplerdi. yazar ilk defa kendini mutlu hissediyordu. ülkesinin geleceği için fikirlerine ve gazeteciliğe ayıracak zaman bulabiliyordu. bunu vatanseverlik olarak görüyordu ve onu dinleyen birçok üniversiteli genç mevcuttu.
bu mutluluğu gölgeleyecek yeni bir hadise ortaya çıkmaya başladı. dostoyevski’nin gittikçe kötüleşen sağlığı bu mutluluğu gölgeliyordu. çocukluğunda ve gençlik döneminde onu yakalayan sara nöbetleri geri dönmüştü. yine de bozulan sağlığına rağmen 1879 yılında belki de eserleri arasındaki en önemlisini en büyüğünü “karamazov kardeşleri” yazmaya başladı.
aynı yılın sonunda “russki weistnik” dergisinde tefrika olarak yayınlanmaya başladı. 8 kasım 1880 yılında romanın son bölümü yayınlandı. yayınevine gönderdiği son bölümün içinde bir de mektup vardı. mektupta “izninizle size “elveda” demeyeyim. daha yirmi yıl yaşamak ve yazmak niyetindeyim.” demişti.
25 ocak 1881’de yeniden hastalandı. çağırılan doktor gece hastanın kriz geçireceğini söyledi. gerçekten de huzursuz gece geçiren dostoyevski artık daha fazla yaşayamayacağını anladı. karısına kendisine “sefahatten dönen oğul” dan parçalar okumasını istedi.
son hastalığına yakalanmadan bir gün önce kitaplarını yayınlayan yayınevinin sahibine şunu yazmıştı; “şimdi fena halde paraya ihtiyacım var. lütfen bana 4 bin ruble gönderin.”
bir papaz başında dualar okudu. akşam saat 8 buçukta yaşama gözlerini yumdu.
ölümünden sonra kitapları binlerce baskı yaptı ve hayatını hep para sıkıntısıyla geçiren dostoyevski varislerine milyonlarca ruble kazandırdı.
feodor dostoyevski bir isyancı, dünyadan nefret eden, maraz, herkese ve her şeye karşı şüpheci, uslanmak bilmeyen bir kumarbazdı. ama pek az rastlanan bir edebiyat dâhisi olduğu da inkar edilemez.
henüz 28 yaşında olan dostoyevski rus edebiyatında adını duyurmuş ve gelmiş geçmiş en ünlü bir yazar olmaya aday biri haline gelmişti. babası aynı zamanda askeri operatör doktor olan mihail andreyeviç dostoyevski 1821 yılında st mary hastanesinde doğan oğluna feodor mihailoviç adını vermişti.
ailesini sıkı bir disiplin altında yöneten doktorun en büyük tutkusu içkiydi. kocaman kızlarını asla sokağa yalnız başına göndermezdi ve arkadaşlarına ya da komşularına gittikleri zaman mutlaka yanlarında bulunurdu. dört oğluna ise ruh hastası bir başçavuşun sertliği ile davranırdı. öfkeli bir adamdı, doğal olarak bütün çocuklar ondan çok korkardı. bu adamı dizginleyebilen tek insan ise zayıf ve güzel bir kadın olan karısıydı. sayısız defa bu öfke nöbetlerinde çocukları adamın elinden kurtarmıştı.
adamın bir diğer özelliği çok cimri olmasıydı. çocuklar 18 yaşına gelene kadar asla cep harçlığı vermemişti. fakat onları iyi okullarda okutmayı ihmal etmedi. yaz aylarını tula’da geçiren ailede feodor’un hayatındaki ilk değişikler burada oldu. babasına hizmet eden hizmetçi ve köleleri bu sırada tanımıştı ve bu insanlara çok bağlandı. gelecekteki yaşantısını değiştiren en önemli etkenlerin başında bu geliyordu.
1837 yılında feodor ve abisi mühendislik okuluna başvurdu. aynı sene anneleri öldü. eşi ölen doktor artık tamamen zıvanadan çıkmıştı. alkolü abartan doktor artık mesleğini yerine getiremediği için topraklarına dönmüştü. orada hizmetçi ve kölelerine çok kötü davranan doktor ne yazık ki bu insanlar tarafından öldürüldü.
dostoyevski babasının bu tutumu yüzünden onun ölmesini arzulardı. babası ölünce de bu düşünceler onu depresyona soktu. ilk sara nöbetlerini bu dönemde yaşadı.
feodor mühendislik okulunu bitirdikten sonra gönüllü olarak orduya katıldı. kendisi için hiçbir anlam ifade etmeyen bir hayata dalmıştı. maaşına ve babasından kalan topraklardaki payından aldığı 5 bin rublelik gelire rağmen her zaman sıkıntı içindeydi. bilardoya merak salmıştı ve her zaman kaybediyordu. hayatı boyunca gösterişli davranışları ile dikkati çekti ancak son birkaç yılı içinde dev romanlarının kendisine kazandırdığı büyük ün dışında daima yoksulluk içindeydi.
bu garip, kontrol dışı davranışlara karşılık hayatını baştanbaşa değiştirecek bir olay artık yavaş yavaş yaklaşıyordu. edebiyat.
edebiyat alanında yaptığı ilk iş balzac’ın “eugenie grandet” kitabını rusça’ya çevirmekti. ordudaki görevinden de ziyadesiyle bunalmıştı. ağabeyine gönderdiği mektubun bir kısmında şunlar yazıyordu. “askerlikten, patatesten nefret ettiğim kadar iğreniyorum.” ertesi yılın sonunda artık sabrı tükenen dostoyevski istifasını vermişti. yine kararını ağabeyine yazdığı mektupla haber verirken şunları yazmıştı. “hiç pişman değilim. bir ümidim var. romanımı bitirmek üzereyim. orijinal bir eser olacak.”
dostoyevski romanını o zamanın ünlü edebiyat dergilerinden birinde yayınlatmak istedi. fakat romanı içinde değişiklikler yapmadığı sürece yayınlamayı reddetmişlerdi. o da istenilen değişiklikleri yapmak yerine eseri kendi hesabıyla bastırmayı tercih etti. ağabeyine yazdığı mektupta; “roman gerçekten başarılı ise, yalnız ziyan olmaktan kurtulmakla kalmayacak, ayrıca bana borçlarımı ödemem için gereken parayı da sağlayacak. başarılı olamazsam, o zaman kendimi asabilirim…”
böylece 1846 yılında ekstra borç altına girip ilk kitabı “insancıklar” ı yayınladı. zamanın ileri gelen eleştirmenlerinden birisi olan belinski bu kitap için dostoyevski’ye mektup gönderdi. mektupta şunlar yazıyordu;
“siz sorunun ruhunun en derinlerine varmış ve birkaç çizgide büyük bir gerçeği ortaya koymuşsunuz. sizden rica ediyorum, yeteneğinizi değerlendirin ve ona karşı hep dürüst davranın. böylece büyük bir yazar olabilirsiniz.”
dostoyevski birden ünlü olmuştu ama bunu karşılayışı çok garip oldu. hayranlarına ve ona yardım etmek isteyenlere karşı küstahlaştı. böylece insancıklar kitabından kazandığı ün çok kısa sürmüş oldu.
kazandığı bu kısa başarılı dönemden sonra artık başarısız bir dönem içine girdi ve borçları başına dert oluyor ve çalışmalarını engelliyordu. aynı zamanda tekrar başarılı olabileceğine de inanmamaya başlamıştı çünkü hayranlarına olan tavrından sonra edebiyat dünyasınca alay edilen biri haline gelmişti ve bu tutum artarak devam ediyordu.
dostoyevski artık yönünü değiştirmeliydi, bu kaçınılmazdı. böylece reform isteyen insanların çevresine katılmayı seçti. tam bu sırada da hükümet söz özgürlüğünü yasaklayan ve köylülerin kölelikten kurtulmalarını öngören yazıları sansür edecek çalışmalar yapıyordu. her ikisi de dostoyevski’yi ilgilendiren konuydu. ilki yazar olarak ikincisi ise babasından kalan topraklar yüzünden. fakir köylülerin lehinde davranışlarının en hızlı çağında daha yatağındayken 23 nisan 1849 yılında yakalanıp tutuklandı. 22 aralık’ta kurşuna dizilmek üzere semyonevski alanına götürüldüler.
işte en başta okuduğum idam sehpasından dönen adam dostoyevski kurtuldu ve omsk’a gönderildi. burada 4 yıl boyunca çektiği korkunç acıları 1861 yılında yayınlanan “ölüler evinden anılar” adlı kitabında anlattı. mahkûmiyetinden sonra bir ara sürgün olarak semipalatinsk şehrine gönderilmişti. daha sonra biraz olsun toparlanabilmek için orduya er olarak katıldı. mahkum olmasından dolayı önceki rütbesi geri alınmıştı.
önce yüzbaşıyla daha sonra da sibirya başsavcısı ile dost olan dostoyevski daha rahat bir sürgün hayatı yaşamaya başladı. burada da “ölü evi” ni yazmaya başladı. asker olduğu sırada bir subayın karısı olan mariya ıssayev’e âşık oldu. genç kadın da ona âşık olmuştu ve 1957’de dul kaldığı zaman evlenmeye karar verdiler.
1858’de sürgün dönemi sona erdi ve başkente dönmesine izin verildi. “ölüler evinden anılar” kitabını tamamladı fakat kitap olarak yayınlanmadan önce “vremya” adlı dergide bölümler halinde yayınlanmaya başladı.
sibirya’daki tver şehrine dönüp bu durumu lehine çeviren dostoyevski yurt dışına çıkma imkanı yakaladı. 1862 yılında paris, londra ve cenevre’ye gitti. 1863 yılında roma’ya geçti. ardından da almanya ve danimarka’yı dolaştı. sürekli para sıkıntısı çeken dostoyevski karısı verem hastası olunca hastalığında ona yardımcı olma amacıyla geri döndü. ayrıca karısının ilk kocasından olan çocuğuna da bakmak zorundaydı. bu yüzden edebiyattan kazandıklarını artırmak hevesiyle kumar oynamaya başladı.
1864 yılında karısını, ağebeyini ve vremya dergisinden dost edindiği meslektaşı apollon grigoriyev’i kaybetti. ağabeyi mihail ciddi borçlar bırakarak ölmüştü. kanuni olarak hiçbir zorunluluğu olmadığı halde dostoyevski bu borçları da üstlenmişti. böylece altında ezildiği yük biraz daha ağırlaşmıştı.
1862 ve 1863 yılında beraber yurtdışına çıktığı arkadaşı pauline suslov ile yeni bir evlilik düşünmüş ve nişanlanmıştı fakat bir süre sonre pauline dostoyevski’yi terk etmişti.
dostoyevski wiesbaden’de bulunduğu sırada “yeraltından mektuplar” ı yayınlandı. umutsuz bedbahtlığın egemen olduğu bu dönemde yeni bir deha ortaya çıkıyor ve eleştiricilerin ciddi olarak ilgisini çekiyordu.
suç ve ceza kitabı 1866’da tefrika halinde yayınlandı. bu sayede borçlarından kurtulabilir maddi yönden bolluğa kavuşabilirdi fakat bunun yerine daha kötü durumlara düştü. kitabı çeşitli tepkilerle karşılandı. psikolojik araştırmalar henüz pek yeniydi; ya anlaşılmıyordu ya da yanlış anlaşılıyordu. fakat bütün bunlara rağmen hiç kimse bunlarından ardında yatan dehayı reddedemiyordu. bu nedenle dostoyevski’nin heyecanla beklediği rubleler bir türlü gelmedi.
suç ve ceza bölüm bölüm yayınlandığı sırada yarıda bıraktı ve başka bir romana “kumarbaz” a başladı.
yazmak onun için tutkuya dönüşmüştü ve hiç durmadan yazmaya başladığı bu dönemde gözleri bozuldu. bu sebeple kendine bir steno tuttu. yani konuşmayı hızlı ve olduğu gibi yazabilen biriydi. adı anna snitkin. çok kısa sürede birbirine aşık olan çift 1867 yılında evlendi.
balayını avrupa’da geçirmek isteyen ve 3-4 ay kalma hesabı yapan çift rusya’ya 4 yıl sonra geri dönmüşlerdi. dostoyevski’nin hayatında yaptığı en iyi şey bu genç kadınla evlenmekti. genç kadın en başta kocasının garip yaşantısını, gürültücü akrabalarını ve durmadan kapıyı aşındıran alacaklıları yadırgadıysa da daha sonradan bu hayata ayak uydurmuştu. kendi çıkarlarını düşünen yayıncılarla o başetti. borçları ödemek için bile alacaklıları kapıda o sıraya sokmuştu. mümkün olduğunca dostoyevski’ye dertsiz tasasız bir yaşam sunmaya çalıştı.
avrupa’da bulunduğu sırada dostoyevski büyük ün kazandıran romanların üçünü orada yazdı. ecciniler, ebedi koca ve budala.
anna dostoyevski sayesinde artık büyük borçların altından kalkmışlardı ve sadece kendi hayatlarını sürdürebilecek bir paraya sahiplerdi. yazar ilk defa kendini mutlu hissediyordu. ülkesinin geleceği için fikirlerine ve gazeteciliğe ayıracak zaman bulabiliyordu. bunu vatanseverlik olarak görüyordu ve onu dinleyen birçok üniversiteli genç mevcuttu.
bu mutluluğu gölgeleyecek yeni bir hadise ortaya çıkmaya başladı. dostoyevski’nin gittikçe kötüleşen sağlığı bu mutluluğu gölgeliyordu. çocukluğunda ve gençlik döneminde onu yakalayan sara nöbetleri geri dönmüştü. yine de bozulan sağlığına rağmen 1879 yılında belki de eserleri arasındaki en önemlisini en büyüğünü “karamazov kardeşleri” yazmaya başladı.
aynı yılın sonunda “russki weistnik” dergisinde tefrika olarak yayınlanmaya başladı. 8 kasım 1880 yılında romanın son bölümü yayınlandı. yayınevine gönderdiği son bölümün içinde bir de mektup vardı. mektupta “izninizle size “elveda” demeyeyim. daha yirmi yıl yaşamak ve yazmak niyetindeyim.” demişti.
25 ocak 1881’de yeniden hastalandı. çağırılan doktor gece hastanın kriz geçireceğini söyledi. gerçekten de huzursuz gece geçiren dostoyevski artık daha fazla yaşayamayacağını anladı. karısına kendisine “sefahatten dönen oğul” dan parçalar okumasını istedi.
son hastalığına yakalanmadan bir gün önce kitaplarını yayınlayan yayınevinin sahibine şunu yazmıştı; “şimdi fena halde paraya ihtiyacım var. lütfen bana 4 bin ruble gönderin.”
bir papaz başında dualar okudu. akşam saat 8 buçukta yaşama gözlerini yumdu.
ölümünden sonra kitapları binlerce baskı yaptı ve hayatını hep para sıkıntısıyla geçiren dostoyevski varislerine milyonlarca ruble kazandırdı.
devamını gör...
idam cezası
idam birden bire öylece gelivermez. ekonomi gibidir, talep edersin ve arz edilir. fakat bu talep ve arz korelasyonu psikolojik ve sistematik bir şekilde yürütülür. hukuk kurallarının; coğrafyanın kültürüne, yaşayış biçimine, örf ve adetlere göre dizayn edilmesi gibi.
medyaya günlerce, haftalarca belki de aylarca servis edilen hayvanlara işkence haberlerini izledik. daha da ileri gidilerek işkencenin boyutları değişti ve hayvanları katletme haberleri başladı. ayakları, kulakları veya kuyrukları kesilen, işkence edilen hayvanları gördük. hayvanlar ve insanlar form olarak birbirlerine benzerdir. insan beyni de -form olarak kendisine daha yakın olana- hayvana veya insana empati kurmak konusunda daha iyimser bir yaklaşım sergiler. bu sebeple bir hayvanın öldürülmesi ve bir insanın öldürülmesi beyinde aynı bölgeyi uyarır ki temeldeki eylem aynıdır, öldürmektir.
yani süreç hayvanlara işkence ile başladı. sonra hayvanlar ölmeye/tecavüz edilmeye başlandı. hayvanlardan sonra sıra insanlara geçti ki irrasyonel duyguları ve empatiyi daha da harekete geçirmenin en etkili yolu da buydu. sürekli olarak medyaya servis edilen haberlerin konuları; kadına şiddet, kadına tecavüz, çocuğa tecavüz, çocuğun cinsel istismarı boyutlarına taşındı. sonra birisi çıkıp idam diye haykırdı. zaten büyük kitleleri arkasına almış iktidar kalkıp “halkımız isterse getiririz” dedi. halbuki halk istemedi, zorunda bırakıldı.
fakat şahsi fikirlerimce eklemek isterim ki: yaygın kanının aksine, cinsel istismar ve tecavüz cinsellik değil cinsel şiddettir. yani şiddet uygulamak için cinselliğin kullanılmasıdır. cinsel istismar ve saldırı suçları failleri cinsel dürtüleri ile değil, şiddet uygulamaya hakları olduğuna inançları ile hareket ediyorlar.
gündemdeki tartışmalara dönüp baktığımızda sorun olarak kabul edilmekte olanın cinsel şiddet olmadığını görüyoruz. kuşkusuz bu yaklaşımın ardında kadınlara, çocuklara ve tüm saydığım olaylarda şiddet uygulamanın erkeklere tanınmış hak olduğuna dair maalesef toplumsal ve politik bir kabul var.
linç kültürünü beslemek, idam/hadım gibi insanlık dışı cezaların uygulanması için kamuoyu hazırlamak, toplumsal bir sorunu tek tek “suçlu bireylere” indirgeyip sorumluluktan sıyrılmak gerçek adaletin tesisine yeğ kılar. ama bu çocukları, hayvanları veya kadınları kurtarmaz. kimsenin vicdanını da kurtarmaz. çünkü tezahür eden her yeni olay, daha da büyüyen şiddetiyle bir daha “temizlenmesi gereken vicdanlar” yaratır.
açık ve net; kadın cinayetlerine, çocuk istismarına, şiddete, tacize, tecavüze karşı ilk talep “eşitlik” olmalıdır. herhangi bir cinsin egemenliğini veya şiddeti semirten, büyüten düzeni reddetmektir. çünkü, eşitlik yoksa suç da ceza da hep ezileni eksiltir.
medyaya günlerce, haftalarca belki de aylarca servis edilen hayvanlara işkence haberlerini izledik. daha da ileri gidilerek işkencenin boyutları değişti ve hayvanları katletme haberleri başladı. ayakları, kulakları veya kuyrukları kesilen, işkence edilen hayvanları gördük. hayvanlar ve insanlar form olarak birbirlerine benzerdir. insan beyni de -form olarak kendisine daha yakın olana- hayvana veya insana empati kurmak konusunda daha iyimser bir yaklaşım sergiler. bu sebeple bir hayvanın öldürülmesi ve bir insanın öldürülmesi beyinde aynı bölgeyi uyarır ki temeldeki eylem aynıdır, öldürmektir.
yani süreç hayvanlara işkence ile başladı. sonra hayvanlar ölmeye/tecavüz edilmeye başlandı. hayvanlardan sonra sıra insanlara geçti ki irrasyonel duyguları ve empatiyi daha da harekete geçirmenin en etkili yolu da buydu. sürekli olarak medyaya servis edilen haberlerin konuları; kadına şiddet, kadına tecavüz, çocuğa tecavüz, çocuğun cinsel istismarı boyutlarına taşındı. sonra birisi çıkıp idam diye haykırdı. zaten büyük kitleleri arkasına almış iktidar kalkıp “halkımız isterse getiririz” dedi. halbuki halk istemedi, zorunda bırakıldı.
fakat şahsi fikirlerimce eklemek isterim ki: yaygın kanının aksine, cinsel istismar ve tecavüz cinsellik değil cinsel şiddettir. yani şiddet uygulamak için cinselliğin kullanılmasıdır. cinsel istismar ve saldırı suçları failleri cinsel dürtüleri ile değil, şiddet uygulamaya hakları olduğuna inançları ile hareket ediyorlar.
gündemdeki tartışmalara dönüp baktığımızda sorun olarak kabul edilmekte olanın cinsel şiddet olmadığını görüyoruz. kuşkusuz bu yaklaşımın ardında kadınlara, çocuklara ve tüm saydığım olaylarda şiddet uygulamanın erkeklere tanınmış hak olduğuna dair maalesef toplumsal ve politik bir kabul var.
linç kültürünü beslemek, idam/hadım gibi insanlık dışı cezaların uygulanması için kamuoyu hazırlamak, toplumsal bir sorunu tek tek “suçlu bireylere” indirgeyip sorumluluktan sıyrılmak gerçek adaletin tesisine yeğ kılar. ama bu çocukları, hayvanları veya kadınları kurtarmaz. kimsenin vicdanını da kurtarmaz. çünkü tezahür eden her yeni olay, daha da büyüyen şiddetiyle bir daha “temizlenmesi gereken vicdanlar” yaratır.
açık ve net; kadın cinayetlerine, çocuk istismarına, şiddete, tacize, tecavüze karşı ilk talep “eşitlik” olmalıdır. herhangi bir cinsin egemenliğini veya şiddeti semirten, büyüten düzeni reddetmektir. çünkü, eşitlik yoksa suç da ceza da hep ezileni eksiltir.
devamını gör...
iyi pazarlar bayım
aşırı tanıdık gelen cümle. son 10 dakika içinde kullanmış olabilirim. oldum.
şimdi başlık açıp ağlamaya başlıyorum. özel mesajın ifşası kıl tüy yün ühüü
edit: cidden bendim o. itiraf ediyorum.
şimdi başlık açıp ağlamaya başlıyorum. özel mesajın ifşası kıl tüy yün ühüü
edit: cidden bendim o. itiraf ediyorum.
devamını gör...
normal sözlük'te kibar olun bilmediğiniz tanımadığınız kişiye sen dostum şeklinde hitap etmeyin
"sayın yazar" şeklinde hitap etmek iyidir diye düşünüyorum.
sonuçta herkesin bir tarzı var ve birbirimize karşı daima saygıyı ön planda tutarsak, hem kırmamış hem kırılmamış oluruz.
sonuçta herkesin bir tarzı var ve birbirimize karşı daima saygıyı ön planda tutarsak, hem kırmamış hem kırılmamış oluruz.
devamını gör...
hayvanların aylık giderlerinin sıfır olması
onun gideri yok tabii bizim oluyor dediğim başlıktır.
devamını gör...