anlamsız istek. hatırladığım son siyasi yasak konup cezaevine atılan kişi şu an cumhurbaşkanı. yasaklar, tecritler yalnızca kahramanlar yaratır.
devamını gör...

kesinlikle benim yazma stilimdir. kafama estikçe dolaşıp ilgimi çeken başlıkların altındaki tanımları okurum. biraz daha ilgimi çeken başlıklarda söylemek istediğim bişi olursa yazarım. yazdıklarımı da çok derin düşünmeden ince eleyip sık dokunmadan yazarım.
sanırım tüm hayatım bu şekilde benim ya
devamını gör...

insanları gereğinden fazla takmak.
devamını gör...

çağımızın köpek balıklarına kıyasla çok daha büyük bir köpek balığı türü. milyonlarca yıl önce yaşadığı, sadece bir takım diş kalıntılarına dayanılarak iddia ediliyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yukarıdaki görsel de büyük beyaz köpek balığı dişleri ile bir megalodon dişi kıyaslanmış.

görsel : wikipedia.

- bilimsel olarak eksik kanıt olarak kabul edilebilir. (evrim teorisi mesela, eksik kanıtlar ile doğru kabul edilebiliyor. ancak hala yaşanış şekilleri tam olarak kanıtlarıyla birlikte şemalaştırılıp ortaya konamadı. yani evrim gerçek ancak yordamları teori pozisyonunda incelenmeye devam ediliyor.)
- megalodonun başka hiçbir kalıntısı bulunamamış. fosili bile yok. yani varlığı belli ancak dişleri dışında tüm özellikleri hayal ürünü.
- genel olarak devasa okyanus canlılarının yaşam alanı okyanus tabanları ve çukurları / çatlakları olarak kabul ediliyor. ev ya da sığınak olarak bakacak isek eğer yaşam alanı olgusuna, mantıklı bulunabilir bu görüş. ancak ben canlıların çok daha fazla politika yaptığını düşünüyorum, tıpkı insanlar gibi. yaşam alanları ve yaşama anlayışları / kültürleri her zaman tek düze olmayabilir varlıkların.
- megalodonun tüm kalıntıları mariana çukurunda keşfedildiği için yaşam alanı da mariana çukuru olarak kabul edilmiş. ( en azından on-on beş milyon yıl öncesindeki yaşam alanı.) bu çok yanlış bir varsayım ve tüm dev okyanus canlısı teorileri açısından da çok eksik bir bakış açısı.
- yine eksik bir bilimsel kanıt daha var elimizde, dev okyanus canlıları ile ilgili: yüzlerce yıldır gözümüze görünmüyorlar. bu çok ciddi bir bilgi.
- canlıların türlerinin yok olabiliyor olması, yok olmuşların fosil kanıtları bizi yanıltıyor da olabilir. canlılar politika yaparlar. görünmez olurlar, saklanırlar vs. ' göl canavarları ' , ' denizaltı batıran dev kalamarlar' tarzı hikayelerle bir yerlere gelmeye çalışan insanları da kanıtlar yok iken teorilerin fanatikliğini yapmaya vardıran zihin oyunu alışkanlıklarını da sevmem, ancak ( tekrar ediyorum, umut ve gizem aşılamayan.) okyanus canlıları küçülmek ile birlikte, tamamen yaşayış stratejilerini değiştirmiş te olabilirler. bu sebep ile onların büyüklerini göremiyor olabiliriz. okyanusta canlılar: 1- beslenmek için. 2- dolaşım sistemlerinin (kan, sinir, boşaltım vs.) adaptasyonu için. 3- diğer avcı ve canlılardan saklanmak/korunmak için. 4- çeşitli ihtiyaçları giderecek ortamları keşif için, okyanus tabanına inerler. yani tam olarak okyanus tabanı onların yaşam alanı olduğu için değil. tam olarak okyanus tabanı yaşam alanı olan ve bilimsel olarak da tespit edilmiş, kayıt altına alınmış bir çok canlı da vardır.


- megalodon saldırısı olabilecek izler, dişler ve dev balık görüntüleri yakalamalar, sinyal cihazları ile takip etmeler. olguya, - bilimsel açıdan - baş aşağı bakmak gibi oluyor bana kalırsa. bulunmak istenen şeyi değil de o büyüleyici dişlerin sahibine dair daha çok kalıntı ve kanıtı araştırmalı bilim insanları.


yeme bizi megalodon!
devamını gör...

ekşi'de olduğu gibi burada da ak troll denen kirli zihniyetin algı kasmak için çırpındığı videodur.

taklacı güvercine döndüler takla atacağız derken. sanırsam etekler öyle bir tutuşmuş ki, ellerine verilen metinleri direk kopyala yapıştır yapıyorlar. argümanlar şunlar "muhalefet medet umuyor, video boş, bir şey anlatmadı, hikaye" diye kıvranıyorlar.

bir de "akp'ye bir şey olmaz, seçmen umursamaz" diye umutsuzluk pompalıyorlar. bu yüzden mi ak troll denen kirlik oluşum tüm sosyal mecrada algı kasmak için çırpınıyor.

iddialar ürkütücü ama şaşırtıcı değil. ve halen çıkıp " ya bir şey çıkmadı " diyen var. valla pes. akp çıkıp itiraf etse, buna bile "ya pek bir şey yok" derler. çünkü amaçları gerçekleri duymamak, gerçekleri çarpıtmak.
devamını gör...

hayatı boyunca, zafer, hakikat, medeniyet, halkçı, ankara, telgraf, devrim ve adalet gazetelerinde polis muhabirliği, istihbarat şefliği, yazı işleri müdürlüğü, fıkra yazarlığı, ankara halkevi bünyesindeki kültür ve sanat şubesinin yöneticiliği ve ulus gazetesinde muhabirlik gibi birbirinden farklı birçok görev almış olan, 1921 - 2004 yılları arasında yaşamış şair.

soyuer'in 200'den fazla şiiri bestelendi ve şiirleri birçok yabancı dile çevrildi.

benim en sevdiğim şiiri:


sen

sen sonsuz ufukların dile gelen meltemi
sen, renklerin üstünde kaynaştığı manzara
sen gönül kafesine demir atan ilk gemi,
sen, bağrımda açılıp kapanmayan ilk yara
unutmak istesem de bu benim elimde mi?

yağmur ol damla damla arık toprağıma ak,
yatıştır içimdeki hırçınlaşan denizi
sen, bahtımın burcunda dalgalanan ilk bayrak,
sen, ıssız yollarımın kaybolmayan ilk izi,
kendini görmek için göz bebeklerime bak

bırak gezeyim köy köy, sorayım şehir şehir,
benim için de olsun bugünün dünden farkı
sen, gönül kitabından okuduğum ilk şiir,
sen, bahar rüzgarından dinlediğim ilk şarkı
geceler bir damla yaş, günler bir damla zehir

bunca yıl sabrederek boyun eğdim kadere,
söyle, kavuşacağım günler pek çok mu uzak?
sen, ruhumu suyunda yıkadığım ilk dere,
sen, gönlümün tutulup çırpındığı ilk tuzak
gitsin mi bunca emek bunca dilek boş yere

göster bakışlarını zaman zaman ve yer yer
gönlüm intizardadır senden gelecek emre
sen, bağrıma saplanan merhametsiz ilk hançer
sen, gönül toprağına gelip düşen ilk cemre
bunalan içerime bir parça teselli ver

bu sert rüzgar başımdan hep böyle mi esecek,
hep böyle mi saracak varlığımı bu diyar
sen, bir bahar sabahı kokladığım ilk çiçek
sen, ömrümün kışında gülümseyen ilk bahar,
ne derin bir acı duy, ne sonsuz bir keder çek

oydum gönül dalına adını hece hece,
gel de gör can evime işledi uykusuzluk
sen, aklımı peşinde sürüyen ilk düşünce
sen, bütün varlığımda duyduğum ilk susuzluk
neyim var senden güzel, neyim var senden önce

ne olur üstüme dök bütün sıcaklığını,
başımı saran sisi hem parçala hem dağıt
sen, ömrümün yolunda gıcırdayan ilk kağnı
sen, üstüne derdimi işlediğim ilk kağıt
eyleme hislerimi bir avuç kül yığını

sen, sonsuz ufukların dile gelen meltemi
sen, renklerin üstünde kaynaştığı manzara
sen, gönül körfezine demir atan ilk gemi
sen, bağrımda açılıp kapanmayan ilk yara
yıllar geçse de seni unutmak hiç elde mi?
devamını gör...

3.

küçük kız annesinin elinden sıyrılıvermişti hızla. uçup giden balonunun arkasından küçük bacaklarının el verdiği son hızla koşuyor bir yandan da 'balon, balon...' diyerek bir feryat koparıyordu. sahilin arnavut kaldırımlarından yola fırlamısına ise çok az bir zaman kalmıştı. ilk anda ne olduğunu anlayamayan kadın ise koşmaya başlamıştı ama içimden asla yetişemeyecek diye geçirdim. zaman donmaya başlar ya bir an, bende hızlanıyordu. ne olduğunu bile anlamadan banktan hızlıca kalkıp küçük kızı kolundan tutup sertçe kucağıma aldım panikle. o esnada yanımızdan hızla bir araba geçti. zaten bu yolda insanlar neden bilmem hız düşürüp denizi selamlamak yerine bir telaş gaza basa basa geçer. hep yakalamak zorunda oldukları, o bir başka ana yetişmeye çalışırlardı.
kadın yanıma geldi. çocuğunu bağrına bastığı an ağlamaya başladı. bir yandan içini çeke çeke ağlıyor bir yandan da bana bakıyordu. çantamdan su çıkardım, verdim. çocuğunu asla bırakmadan bir dikişte içti. 'iyi misiniz?' soruma, 'kusura bakmayın çok korktum, çok...' yanıtını verdi. hala daha kesik kesik nefesler alıyor, arada bir iç çekip sakinleşmeye çalışıyordu. birkaç dakika sonra kendine geldi, teşekkür etti, ben de biraz önce kalktığım banka bırakıverdim kendimi.
hiç kimse benim için bu kadar korkmamıştı sanırım bu hayatta. ya da bir anne şefkati ile sarmalanmamıştım hiç. üşüdüğümde yorganlara sarılmış, korktuğumda yine onların altına gizlenmiştim. peşinden koştuğum bir balonum bile olmamıştı. balon almasını isteyeceğim, bunu istiyorum diye şımaracağım biri de. daha küçücük bir veletken bile koca bir adam olmak zorundaydım. çünkü yalnızsanız; ağlayacak omzunuz, teselli edeniniz yoksa ağlamak bile anlamsızdı. alamayacağınız oyuncakları, oynayamayacağınız oyunları da düşünmek küçük kalbinizi acıtmaktan başka bir işe yaramıyordu. bu yüzden koca bir adama dönüşüyor, mızmızlanmamayı çok çabuk öğreniyordunuz.
öğrendim ben de. hayatta kalmak için masum yanımı gömdüm derinlere; mücadeleci, küçük bir adama dönüştüm. ve sevilme isteğimi karşılayamayacak da olsa ortamlarda en neşeli, en eğlenceli kişi oldum ki insanlar biriktireyim hayatta. ve çalıştım, çok çalıştım. çünkü biliyordum ki büyüdüğümde de elimden tutacak kimsem olmayacaktı.
benimle yola çıkan birçok insan dağıldı gitti hayat karşısında. kimi kayboldu, kimi mücadeleyi bıraktı, kiminden haber alamaz olduk. geriye bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az insan kaldı o eskinin küçük, bugünün koca adamlarından.
boğazıma o bildik yumru oturdu yine. acının vücutta dirilme hali ya da vücudun acıya direnme hali. hangisi, bilmiyorum. ama ne zaman geçmişi düşünsem ne zaman canım yansa yüreğim küçük bir çocuğunkine dönüşür, boğazımda bu his belirir.
"ahhh be anne!.. bir çocuğun yükünü taşımadı da mı kalbin ben hep böyle yalnız, ben hep eksik kaldım?"
devamını gör...

bitlis'in van gölü kıyısında yer alan şirin bir ilçesi. yöreye göre bol yeşillik barındırdığı için baya serin ve yazın ortasında bile havası efil efil esiyor. tarihi ve kültürel eserler bakımından komşusu ahlat'ın gerisinde kalsa da kalesi, tuğrul bey camii (halk dilindeki adıyla zal paşa camii) ve ulu camii görülmeye değerdir. bazı köylerinde selçuklulardan kalma mezar taşları varmış ama ben görmedim. ilçe merkezinin %75'i selçukluların soyundan gelen türkmenlerden oluşmaktadır. kayda değer çerkes de yaşamaktadır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hastası olmadığım bir psikologla arkadaşlıktan bir kaç seviye aşağı bir iletişimimiz vardı. arada bir kahve içmeye gidiyorduk. orada başımdan geçen bir anıyı anlattığım da;

“şimdi önceki anlattıkların önem kazandı, işte şimdi oturdu taşlar yerine” demişti.
kilit konuyu anlatmışım sanırım.
devamını gör...

sendika olacak mıymış? yoksa harranlı olmak kurtarıyor muymuş, merak ettiğim durum. ona göre atlayıp gideceğim taşı toprağı altın olan güzide kentimize..
devamını gör...

bu yıl yapılan veya yapılacak merkezi sınavlarda basamaklar daha yükseğe çıktı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: ağzıma yüzüme)

tanım : mis gibi hadise.
devamını gör...

sözlerinin yan sekmede açılıp bir yandan okunarak dinlendiğinde insanı aydınlatan bir parça olacağı kabul gören mor ve ötesinin muhteşem yorumudur.
devamını gör...

odamda biraları yuvarlamak.
devamını gör...

az önce suratıma tokat gibi inen mesaj şeysi.

aynen böyle dedi ya, sanki kilise bahçesinde öylece karşılaşmışız?
öyle yaban, öyle soğuk.

lucifer'e hak veriyorum artık, kadın denen varlık alacağını alınca sizi kirli bir bez gibi kenara atan, kalbi olmayan vahşi bir yaratık.

e noldu şimdi o dün gece yazılanlar?
hiç?

(bkz: entel de olsa kadın kadındır)
devamını gör...

öyle zamanlar tehlikelidir şemsettin
ya gel cebime saklan
ya bırak şapkana saklanayım
kimvurduya gider insan, fırsat yok ki kendimi savunup aklanayım
bir ara sen de biliyorum, kedilerden korkuyordun
çünkü kendini işkembe zannediyordun
böyle bir şey ben de atlattım
iskemle sandım kendimi bir süre
üzerime oturacaklar diye korkulardaydım
ama sonra yırttım şemsettin
kendimi telkinler yaptım "sen iskemle değilsin" diye diye
inandırdım kendimi
sana hak vermiyor değilim ama şemsettin, zaman kötü
aslında ne sen ne ben, ikimiz de deli falan değiliz
herkes oynatmış
sadece sen ve ben normaliz
ama şemsettin laf aramızda
laf aramızda…
laf aramızda…
şemsettin laf aramızda kaldı çıkamıyor
kendini ifade edemiyor bir türlü…
ama çok dikkatli olalım şemsettin
sen de farkettin zaman kötü, en iyisi biz işi deliliğe vuralım
sen kedilerden kork işkembesin diye,
ben insanlardan korkayım iskemleyim diye
ve iskemle üzerinde işkembe, çarşamba, perşembe,
gün say şemsettin gün say…
nasıl olsa bir gün gelip bizi alacaklar
bu işten yırtmak için saat numarası yapalım
sen yelkovan ol, ben yengeç
soranlara tek cevap verelim, vakit çok geç
vakit çok geç
vakit çok geç şemsettin, geldiler.

okuyunuz elbette fakat ille de dinleyiniz.

devamını gör...

bir süredir öfkeliyim. kendini geliştirmeyen, susan, görmezden gelen, vazgeçen insanlara kızıyorum. saygı duymuyorum. haketmiyorlar. hayat ellerimizin arasından kayıp giderken, an be an bilinmeze doğru yol alırken azıcık olsun sorgulamadıkları için çok kızgınım. körü körüne bağlı oldukları herşey için kızgınım. aydınlığımız sönerken bu şımarıklığa hoşgörüyle yaklaşamıyorum. sinerek yol açtıkları korkunç gerçekleri yüzlerine tükürsem yine ses etmezler. nasıl kızmıyım...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim