hala seviyorum
eski sevgiliyi unutamayan kişi söylem'idir.
devamını gör...
aysel gürel
müjde ve mehtap ar'ın annesi, şair ve oyuncu. ağır roman'da oynadığı "puma zehra" rolünde zorlandığını zannetmiyorum çünkü gerçek hayatta da o roldeki gibi renkli bir kişiliği vardır. aynı zamanda kendisi türkiye'deki en iyi bestecilerden biridir. kendisi türk pop müziğini türk pop müziği yapan birçok sanatçıya besteler yapmıştır (bkz: sezen aksu) (bkz: tarkan) (bkz: ajda pekkan). "kadınlar aşık olmaz, sevmez" gibi laklak edenlere karşın kendisinin yazdığı aynı zamanda ağır roman filminin müziklerinde de yer alan ağla sevdam ve masum günahlar şarkılarını şiddetle dinlemelerini öneririm*
devamını gör...
kafa sözlük
keşke daha önce kurulsaydı dediğim başarılı platform.ekşi denen rezillikte geçen zamana acıyorum.umarım çizgilerini bozmadan uzun yılları devirirler.
devamını gör...
ülkemizde küçümsenen meslekler
çobanlık ve çiftçilik tarım yani komple küçümsenen bir meslek. temiz iş kafasıyla burun kıvrılan bu sektör bence en iyisi bebeyim.
devamını gör...
nefes
“dağın uykusuna, kuşun gözüne,
sabahın sesine, taşıdım seni.
kerem’in yaralı, ince dizine,
ırmağın yasına taşıdım seni.
canın içinden, canımı duyan,
canımın içine taşıdım seni.
elma kabuğunda, nar tanesinde,
gizlenen mermere taşıdım seni.
gecenin ördüğü, gün kafesinde,
dolaşan kedere taşıdım seni.
canın içinden, canımı duyan,
canımın içine taşıdım seni.
arının yazına, kışın otuna,
yaprağın güzüne taşıdım seni.
yürekten yüreğe mekik dokuyan,
sevginin göçüne taşıdım seni.
canın içinden, canımı duyan,
canımın içine taşıdım seni.”
bir ülkü tamer şiiri.
devamını gör...
normal sözlük dertleşecek yazarlar veri tabanı
buyrunuz dostlar. her zamanki gibi dinlemek için buradayım.
devamını gör...
gelen moderatörlük teklifini reddetmiş olmam
ziyaaaaaa
çakıyla aslan mı öldürülür!?
çakıyla aslan mı öldürülür!?
devamını gör...
meja (yazar)
sözlükte şu ana kadar, hakkında nickaltı yazarken en fazla zorlandığım memeli insan. (memeyi koyduk yine oraya. yakıştı gerçi.) entel demeye gönlüm el vermiyor. sısıısıs
tüm erkek klişelerine tepki olarak doğmuş. korkutuyor beni bazen yazdıklarıyla.
farklı hanımları keşfedip asılma ve yeşilay kolu olarak, sıkıcı olarak anılan kafa sözlükteki ilk günlerimde, uzun uzun yazdığı entryleriyle fiziğe düşkünlüğü sebebi ile "sevgilimden ayrıldım çok yalnızım blog kızı" sanmıştım onu. her 10 kızdan 4'ü gibi. itiraf edeyim bari.
sonradan "hımm bu bir şeyler diyor" deyip daha dikkatli okumaya başlıyorsunuz. az çok analiz yeteneği varsa, derin bir anlam görüyorsunuz bu hanımda. "merhaba hanım, sizde derin bir anlam var diyorsunuz", "hadi lennn oradan" diyor. o ara radyoda paralelde.
çünkü derin anlam falan yok. sabah rafadan yumruta yiyip diş fırçaladıktan sonra kahvaltıya devam eden gri çoraplı bir fırlama çünkü. belirsiz grili cisim. tüm renkleri toplamış ve kısa zaman dilimlerinde hepsine bürünebilecek kıvraklıktaki arsız bukalemun.
bir anlamıolduğu belliydi. dikkatli gözlerden kaçmadı. çektiği hikayede paralel olduğunu tahmin ettiğim tırt endişelerim olduğu için, onu 'kurtarayım' dedim. onu kurtarırsam, vicdanen daha rahat uyurum, daha önce, daha önceki acı çekenlere yaptığım tüm boktan işlerden arınırım dedim. egoizmimi konuşturdum yine. o benim vicdan azaplarımı temizleme süpürgem olacaktı. onun bundan haberi yoktu. onu çok mutlu edip gidecektim. "bak işte artık daha mutlusun hadi çüüz" diyecektim.
o da olmadı. vazgeçtim bu sabah tost yerken. (yağmur vardı gibi sabah. -yağmur yoktu vurgu olsun diye salladım aslında. çok az çiseledi mi sanki? neyse lan.)
labirent gibi birleştirmemizi buyurdu hanfendi acılarını. yazdıklarından. daha açık oldu. hemen anladım ruh halini. açılmak ertesi gün pişman eder. sanki ona karşı olumlu bir kaç söz söyleme baskısını oluşturur. aa aynı ben dedim. ben bunu yapamayacak kadar yorgunum da dedim. bu keşifler yerine meme ucu birleştirmeyi yeğlerim her zaman. dar bir zaman dilimi haricinde herhangi bir stabil konuya dahi 3 günden fazla dayanamıyorum. o kurtarıcı ben olamam dedim. 10 saniye sonra olurum dedim. kafada dönen fazlasıyla gereksiz yığın var. kimsenin kederinden van gogh resmi çıkaramam ben. renkli renkli ıyyy. defolsun bunlar. defol pis washall. gıcık. fizik daha iyi. gülücük fiziği ve kanunu.
defolmuyor hiç. öyle bir yerden karşısına çıkıyor ki insanın, "son noktada mı acaba" sorusu ve şüphesi ile başbaşa bırakıyor kişiyi.
son nokta genelde, -boşluk hissi- tanımına uydurduğum bir faz. mar adentro izlerken havada uçan piçin yaptığı gibi, her boka üstten bakılan ve "anlamsızmış lan karınca gibi görünen şu mavilik" denilen an boşluk hissidir. sıvı ve katı ve gaz ve kulak memesi kıvamı arası ütopik bir yer. solcu işi. entelce.
"yok canım, aslında canı sıkılıyor onun da, başka hiçbir amacı yok" diyorsunuz birden. buyur buradan yak. sadece stres atma doğrultularımız farklı ama onun da "bundan sonrası" için bazı kararları var ve bunlar sabit diyorsunuz. değişmez bu kesin. yapar bu yazar böyle şeyleri. aniden böyle hissettirir. çok seksidir, hiç acımaz. acıtmaz velhasıl,
meja şaşırtır.
meja'yı okumak için en uygun zaman dilimi sızmak üzere olup, "içimi döksem mi" dediğiniz gece 04.30 dilimdir. eskilere mesaj atmayı önleyerek, masal kıvamında uyutuyor hanfendi o ara.
meja belirsizdir. tam olarak tanımlanamayan uçan cisimdir.
meja'yla gün bitimi olur bazen. bazen huysuzlaşırım fazla ciddiye aldığı için. bazen eleştirip içimden paralelde gülümserim, bu kadar bunalttığı için. bazen takdir eder "bebeğim ısıt yatağı geliyorum sabaha" yazayım derim. hepsinden vazgeçer silerim. onu sabaha karşı rahat bırakırım. sessiz kalırım. kalmasam da sorun olmaz derim.
daha hakkında en ufak şey bilmememe rağmen, gece çirkefleşip sabah kusura bakma desem de anlar o beni derim. kaçış noktam oluverir bazen. "sus lan şeytan kafalı" yazıp kaçar, tamam bebeğim sustum der - derim. bu kadar telepati fazla derim.
"bu kadar telepati olunca bir kızla kesin ona açılmam lazım ince ince" derim.
"yok be bu çok hanfendi, uğraşılmaz" derim.
varlığı ile bana sağlayacağı en büyük fayda iyi hissettirmesi derim, aklımın almadığı bazı konularda akıl almak ve 458 dakika discordda konuşmak olur bunun derim. ne de olsa kafası çalışan bir karşı cins derim. canım derim. off derim. oyhş derim. derim de derim.
solcu olsam, sol yanım derdim. sol yanım falan değil. sabah kramp giren bacağım olabilir. çamaşır makinesinde unuttuğum mavi tişörtüm gibi. fazla tanıyorum ben bu yazarı gibi. -derim.
içmek lazım bununla. karşılıklı anlatmak lazım. süper ağlama terapisi olan hanım. ağlamam gerçi, hep yalan dolan bunlar. hadi eve gidelim derim. kızlar bazen sütyen takıyor çünkü nietzche diye konuyu dağıtan entellere dönerim. onu demek istemiyorum bu bağyana nedense. camideki ikizim falan olabilir, ondan. sısıısıs
bilmiyorum, şimdilik iyi böyle. hep iyi o. varlığı şans oldu, tesadüf oldu. rahatlatıyor. acaba şimdi ne hissetti diye düşündüğüm nadir dişilerden.
canımsın. canımsın.
tüm erkek klişelerine tepki olarak doğmuş. korkutuyor beni bazen yazdıklarıyla.
farklı hanımları keşfedip asılma ve yeşilay kolu olarak, sıkıcı olarak anılan kafa sözlükteki ilk günlerimde, uzun uzun yazdığı entryleriyle fiziğe düşkünlüğü sebebi ile "sevgilimden ayrıldım çok yalnızım blog kızı" sanmıştım onu. her 10 kızdan 4'ü gibi. itiraf edeyim bari.
sonradan "hımm bu bir şeyler diyor" deyip daha dikkatli okumaya başlıyorsunuz. az çok analiz yeteneği varsa, derin bir anlam görüyorsunuz bu hanımda. "merhaba hanım, sizde derin bir anlam var diyorsunuz", "hadi lennn oradan" diyor. o ara radyoda paralelde.
çünkü derin anlam falan yok. sabah rafadan yumruta yiyip diş fırçaladıktan sonra kahvaltıya devam eden gri çoraplı bir fırlama çünkü. belirsiz grili cisim. tüm renkleri toplamış ve kısa zaman dilimlerinde hepsine bürünebilecek kıvraklıktaki arsız bukalemun.
bir anlamıolduğu belliydi. dikkatli gözlerden kaçmadı. çektiği hikayede paralel olduğunu tahmin ettiğim tırt endişelerim olduğu için, onu 'kurtarayım' dedim. onu kurtarırsam, vicdanen daha rahat uyurum, daha önce, daha önceki acı çekenlere yaptığım tüm boktan işlerden arınırım dedim. egoizmimi konuşturdum yine. o benim vicdan azaplarımı temizleme süpürgem olacaktı. onun bundan haberi yoktu. onu çok mutlu edip gidecektim. "bak işte artık daha mutlusun hadi çüüz" diyecektim.
o da olmadı. vazgeçtim bu sabah tost yerken. (yağmur vardı gibi sabah. -yağmur yoktu vurgu olsun diye salladım aslında. çok az çiseledi mi sanki? neyse lan.)
labirent gibi birleştirmemizi buyurdu hanfendi acılarını. yazdıklarından. daha açık oldu. hemen anladım ruh halini. açılmak ertesi gün pişman eder. sanki ona karşı olumlu bir kaç söz söyleme baskısını oluşturur. aa aynı ben dedim. ben bunu yapamayacak kadar yorgunum da dedim. bu keşifler yerine meme ucu birleştirmeyi yeğlerim her zaman. dar bir zaman dilimi haricinde herhangi bir stabil konuya dahi 3 günden fazla dayanamıyorum. o kurtarıcı ben olamam dedim. 10 saniye sonra olurum dedim. kafada dönen fazlasıyla gereksiz yığın var. kimsenin kederinden van gogh resmi çıkaramam ben. renkli renkli ıyyy. defolsun bunlar. defol pis washall. gıcık. fizik daha iyi. gülücük fiziği ve kanunu.
defolmuyor hiç. öyle bir yerden karşısına çıkıyor ki insanın, "son noktada mı acaba" sorusu ve şüphesi ile başbaşa bırakıyor kişiyi.
son nokta genelde, -boşluk hissi- tanımına uydurduğum bir faz. mar adentro izlerken havada uçan piçin yaptığı gibi, her boka üstten bakılan ve "anlamsızmış lan karınca gibi görünen şu mavilik" denilen an boşluk hissidir. sıvı ve katı ve gaz ve kulak memesi kıvamı arası ütopik bir yer. solcu işi. entelce.
"yok canım, aslında canı sıkılıyor onun da, başka hiçbir amacı yok" diyorsunuz birden. buyur buradan yak. sadece stres atma doğrultularımız farklı ama onun da "bundan sonrası" için bazı kararları var ve bunlar sabit diyorsunuz. değişmez bu kesin. yapar bu yazar böyle şeyleri. aniden böyle hissettirir. çok seksidir, hiç acımaz. acıtmaz velhasıl,
meja şaşırtır.
meja'yı okumak için en uygun zaman dilimi sızmak üzere olup, "içimi döksem mi" dediğiniz gece 04.30 dilimdir. eskilere mesaj atmayı önleyerek, masal kıvamında uyutuyor hanfendi o ara.
meja belirsizdir. tam olarak tanımlanamayan uçan cisimdir.
meja'yla gün bitimi olur bazen. bazen huysuzlaşırım fazla ciddiye aldığı için. bazen eleştirip içimden paralelde gülümserim, bu kadar bunalttığı için. bazen takdir eder "bebeğim ısıt yatağı geliyorum sabaha" yazayım derim. hepsinden vazgeçer silerim. onu sabaha karşı rahat bırakırım. sessiz kalırım. kalmasam da sorun olmaz derim.
daha hakkında en ufak şey bilmememe rağmen, gece çirkefleşip sabah kusura bakma desem de anlar o beni derim. kaçış noktam oluverir bazen. "sus lan şeytan kafalı" yazıp kaçar, tamam bebeğim sustum der - derim. bu kadar telepati fazla derim.
"bu kadar telepati olunca bir kızla kesin ona açılmam lazım ince ince" derim.
"yok be bu çok hanfendi, uğraşılmaz" derim.
varlığı ile bana sağlayacağı en büyük fayda iyi hissettirmesi derim, aklımın almadığı bazı konularda akıl almak ve 458 dakika discordda konuşmak olur bunun derim. ne de olsa kafası çalışan bir karşı cins derim. canım derim. off derim. oyhş derim. derim de derim.
solcu olsam, sol yanım derdim. sol yanım falan değil. sabah kramp giren bacağım olabilir. çamaşır makinesinde unuttuğum mavi tişörtüm gibi. fazla tanıyorum ben bu yazarı gibi. -derim.
içmek lazım bununla. karşılıklı anlatmak lazım. süper ağlama terapisi olan hanım. ağlamam gerçi, hep yalan dolan bunlar. hadi eve gidelim derim. kızlar bazen sütyen takıyor çünkü nietzche diye konuyu dağıtan entellere dönerim. onu demek istemiyorum bu bağyana nedense. camideki ikizim falan olabilir, ondan. sısıısıs
bilmiyorum, şimdilik iyi böyle. hep iyi o. varlığı şans oldu, tesadüf oldu. rahatlatıyor. acaba şimdi ne hissetti diye düşündüğüm nadir dişilerden.
canımsın. canımsın.
devamını gör...
hani benim nickaltım
nick altı yazana, nick altı yazmayan yazarlara yapılan beyandır.
iadei ziyaret yapmamaktır.
yaptıysam affola, uyarın beni.
her ne kadar göstermesemde, yaşım 45 haliyle arada o yaşın zihin yapısına bürünebiliyorum. *
benim nick altı yazdığım ve bana nick altı yazmayan yazarlar için de aynı şey geçerli.
oturmaya mı geldiniz buraya,
oynatın parmakları bir iki.
cool olmayın canım o kadar.
iadei ziyaret yapmamaktır.
yaptıysam affola, uyarın beni.
her ne kadar göstermesemde, yaşım 45 haliyle arada o yaşın zihin yapısına bürünebiliyorum. *
benim nick altı yazdığım ve bana nick altı yazmayan yazarlar için de aynı şey geçerli.
oturmaya mı geldiniz buraya,
oynatın parmakları bir iki.
cool olmayın canım o kadar.
devamını gör...
ligamentum coronarium
karaciğeri diyafragmaya bağlayan ligamenttir.
aynı zamanda area nuda'yı sınırlar.
aynı zamanda area nuda'yı sınırlar.
devamını gör...
hakkınızda çıkan dedikodular
eskilerde çapkın olduğuma dair dedikodu çıkmıştı. torba değil ki büzesin.
not: erkek olmadığım için buna çapkın demiyor deyuslar.
not: erkek olmadığım için buna çapkın demiyor deyuslar.
devamını gör...
geceye bir fotoğraf bırak
teşekkürler #204372 tanımının sahibi yazar arkadaşım. sayende bu müthiş fotoğrafı geceye bırakabiliyorum.
devamını gör...
ben herkesten farklıyım hissi
"kimseden daha iyi olmadığınızı anlayacak kadar mütevazi, herkesten farklı olduğunuzu kavrayacak kadar bilge olun."
ibn rüşd
ibn rüşd
devamını gör...
geceye bir siyasetçi sözü bırak
“bakın çok ilginç bir şey yapacağız. üçgen biçiminde birbirimize takacağız. ben haydar bey'e takacağım, haydar bey mehmet bey'e takacak, mehmet bey de bana takacak ve gazeteler için haber niteliğinde olan bir şey çıkacak".
devamını gör...
bazı kadınların yemek yapmayı hizmetçilik olarak görmesi
bazı kadınların haklı olduğu durumdur.
ben yemek yapmayı hizmetçilik olarak görmüyorum. hatta yemek yapmayı severim, eşim de pek beceremediği için çoğunlukla yemeği ben yaparım. eşim temizlikte daha çok pay alır. yemekten sonra bulaşıkları o kaldırır. çay demler falan. canım yemek yapmak istemediğinde dışarıdan söyleriz, kahvaltı yaparız. ama yemek hazır olana kadar gidip televizyon karşısında otursa, sofraya gelip neden tuz yok, neden salata yapmadın, neden pilav yok, akşam yemeğinde kahvaltı mı yapılır, yemek biter bitmez hani çay çay yok mu dese, aynı şekilde hisseder miydim? sanmıyorum.
ikisi de çalıştığı halde eşinin, yaptığı yemekleri beğenmediğini, her gün sulu yemek pilav çorba istediğini, mabadını koltuktan kaldırmadığını, yediği meyvenin kabuğunu koltuğun üzerine bırakıp biri oradan alana kadar dokunmadığını, tuvalet fırçası bile kullanmadığını söyleyen o kadar kadın var ki çevremde, insan hayret ediyor. hatta çalıştığım şirketteki kadınların bir sohbet sırasında eşlerinin çoraplarını çıkarttıkları yerde bırakıp kaldırmadıklarından şikayetçi olduklarını duymuştum. o çorapları yedirmediğine şükretmiyorsun da, bazı kadınlar yemek yapmayı hizmetçilik olarak görüyor diye ağlıyorsun.
ben yemek yapmayı hizmetçilik olarak görmüyorum. hatta yemek yapmayı severim, eşim de pek beceremediği için çoğunlukla yemeği ben yaparım. eşim temizlikte daha çok pay alır. yemekten sonra bulaşıkları o kaldırır. çay demler falan. canım yemek yapmak istemediğinde dışarıdan söyleriz, kahvaltı yaparız. ama yemek hazır olana kadar gidip televizyon karşısında otursa, sofraya gelip neden tuz yok, neden salata yapmadın, neden pilav yok, akşam yemeğinde kahvaltı mı yapılır, yemek biter bitmez hani çay çay yok mu dese, aynı şekilde hisseder miydim? sanmıyorum.
ikisi de çalıştığı halde eşinin, yaptığı yemekleri beğenmediğini, her gün sulu yemek pilav çorba istediğini, mabadını koltuktan kaldırmadığını, yediği meyvenin kabuğunu koltuğun üzerine bırakıp biri oradan alana kadar dokunmadığını, tuvalet fırçası bile kullanmadığını söyleyen o kadar kadın var ki çevremde, insan hayret ediyor. hatta çalıştığım şirketteki kadınların bir sohbet sırasında eşlerinin çoraplarını çıkarttıkları yerde bırakıp kaldırmadıklarından şikayetçi olduklarını duymuştum. o çorapları yedirmediğine şükretmiyorsun da, bazı kadınlar yemek yapmayı hizmetçilik olarak görüyor diye ağlıyorsun.
devamını gör...
beğenime beğeni atar mısın
lütfen bu hale gelmeyelim. ben okuyup beğenmediğim tanıma beğeni basmam kimse de yapmasın. beğenmediyseniz geçin. hatta böylesi daha eğlenceli oluyor. hangi yazarın hangi görüşüme katılıp hangisine katılmadığını beğenilerinden ve favorilerinden takip edebiliyorum. yoksa yalan mıydı, ha?! çıkar ilişkisi istemiyorum sözlük ahalisi! duydunuz mu? istemiyorum!
ne demiş malum şarkısında malum şarkıcı,
beni böyle sev seveceksen, olduğum gibi göreceksen*.
ne demiş malum şarkısında malum şarkıcı,
beni böyle sev seveceksen, olduğum gibi göreceksen*.
devamını gör...
ben dili
ben dilinde, karşımızdakine yönelik yargılayıcı ifadelerden ziyade kendimizde oluşan etkilerini ifade etme şeklidir. kendimizdeki durumu ifade ederken karşı tarafın iletişime set çekmesine de engel oluruz. çünkü ondan değil kendimizden bahsederek farkındalık oluşturmak istenir. bence empati yeteneğini de geliştiren bir dil. suçlayıcı değildir. karşıdaki kişinin sizde bıraktığı etkiyi anlamasını sağlar. daha sağlıklı bir iletişim gerçekleşir. eğitimde önemi büyüktür. aslında eğitimden ziyade toplumumuzda da çokça kullanılması gerekir. örneğin, odası dağınık bir çocuğa annesi "yeter artık bıktım odanı toplamaktan hemen topla odanı" demek yerine "odanı toplamaman beni üzüyor ve ayrıca diğer işlerimden fırsat bulamıyorum ve oldukça yoruluyorum" derse daha etkili olur ve sağlıklı bir iletişim gerçekleşir. o yüzden odanızı toparlayın ve ben dilini kullanın.
devamını gör...


