kargoist
1 gram profesyonelliği olmayan abidik gubidik bir kargo firması. kargomun başına gelenleri adım adım yazıyorum;
13.12.2021 / 10:47 - gönderi kabul edildi.
21:07 - paket kabulu yapıldı.
21:30 - transfer aracına yüklendi.
14.12.2021 / 06:58 - dağıtıma çıkarıldı.
17:36 - alıcıya sms gönderildi.
burada sms ile beni evde bulamadıkları için teslim edemediklerini bildirmişler. fakat benim evden çıkacak durumum bile yoktu. zaten dağıtıma da çıkardıklarını sanmıyorum. haritalarında öyle bir aktivite görmedim. smslerine karşılık ben de iletişim formuyla kibarca evde olduğumu, bahane yaratmamalarını, ertesi gün dağıtıma çıkarmalarını söyledim.*
15.12.2021 / 13:16 - haber formu bırakıldı.
fakat ne çıkarıldı diye mesaj geldi, ne biri aradı. o yüzden dağıtıma çıkarıldığını hiç sanmıyorum. hemen herkesin görebileceği bir iki yere şikayetimi yazdım. son kargolarımın bir türlü dağıtıma çıkarılmadığını, saçma sapan bahaneler sunduklarını, kargomu getireceklerse getirmelerini, getirmeyeceklerse de iade etmelerini söyledim ve kendilerinin kullanılmadığı bir yerden sipariş vereceğimi ekledim.
16:53'de kargomun şubede beklediği mesajını attılar. karşılığında herhangi bir şey yapmadım.
18:37 dağıtıma çıkarıldığına dair mesaj geldi.
19:15 kurye tarafından arandım.
19:16 kargomu teslim aldım.
gerçekten çok tuhaf bir firma ama atar yapıp bu saatte kargomu kapıma getirttiğim için neşeli ve tatmin olmuş durumdayım.
yine de bu firmayı kullanan yerlerden durabildiğim kadar uzak duracağım artık.
13.12.2021 / 10:47 - gönderi kabul edildi.
21:07 - paket kabulu yapıldı.
21:30 - transfer aracına yüklendi.
14.12.2021 / 06:58 - dağıtıma çıkarıldı.
17:36 - alıcıya sms gönderildi.
burada sms ile beni evde bulamadıkları için teslim edemediklerini bildirmişler. fakat benim evden çıkacak durumum bile yoktu. zaten dağıtıma da çıkardıklarını sanmıyorum. haritalarında öyle bir aktivite görmedim. smslerine karşılık ben de iletişim formuyla kibarca evde olduğumu, bahane yaratmamalarını, ertesi gün dağıtıma çıkarmalarını söyledim.*
15.12.2021 / 13:16 - haber formu bırakıldı.
fakat ne çıkarıldı diye mesaj geldi, ne biri aradı. o yüzden dağıtıma çıkarıldığını hiç sanmıyorum. hemen herkesin görebileceği bir iki yere şikayetimi yazdım. son kargolarımın bir türlü dağıtıma çıkarılmadığını, saçma sapan bahaneler sunduklarını, kargomu getireceklerse getirmelerini, getirmeyeceklerse de iade etmelerini söyledim ve kendilerinin kullanılmadığı bir yerden sipariş vereceğimi ekledim.
16:53'de kargomun şubede beklediği mesajını attılar. karşılığında herhangi bir şey yapmadım.
18:37 dağıtıma çıkarıldığına dair mesaj geldi.
19:15 kurye tarafından arandım.
19:16 kargomu teslim aldım.
gerçekten çok tuhaf bir firma ama atar yapıp bu saatte kargomu kapıma getirttiğim için neşeli ve tatmin olmuş durumdayım.
yine de bu firmayı kullanan yerlerden durabildiğim kadar uzak duracağım artık.
devamını gör...
vallahi sizi 15 temmuz'dan beter yaparız
al birini, vur ötekine, ikisinin de söylemleri bir birinden kötü ve tehlikeli.
zaten doğru düzgün bir muhalefet olsaydı , 23 yıl bu iktidar olmazdı, olamazdı.
muhalefet, ancak laf sokmaya çalışıyor elinden başka bir şey gelmiyor , çözüm, yol, yordam , fikir yok, bizde bekliyoruz belki bir çare.
iktidar ,zaten bam başka bir alem , hepsi mağdur, hepsi kandırılmış, hepsi ülke için feda olmuş.
ne adalet, ne hak ne hukuk, ne hazine, ne bütçe kaldı, halk perişan yokluk içinde , verecekleri soğan ve patates e muhtaç kalmış, ama iktidar her söylenen den darbe edebiyatı yapıyor.
allah bu ülkenin yar ve yardımcısı olsun, allah gençlere sabır versin.
zaten doğru düzgün bir muhalefet olsaydı , 23 yıl bu iktidar olmazdı, olamazdı.
muhalefet, ancak laf sokmaya çalışıyor elinden başka bir şey gelmiyor , çözüm, yol, yordam , fikir yok, bizde bekliyoruz belki bir çare.
iktidar ,zaten bam başka bir alem , hepsi mağdur, hepsi kandırılmış, hepsi ülke için feda olmuş.
ne adalet, ne hak ne hukuk, ne hazine, ne bütçe kaldı, halk perişan yokluk içinde , verecekleri soğan ve patates e muhtaç kalmış, ama iktidar her söylenen den darbe edebiyatı yapıyor.
allah bu ülkenin yar ve yardımcısı olsun, allah gençlere sabır versin.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının kahve tercihleri
sade türk kahvesi
devamını gör...
hemofobi
ileri boyutlarında "kan, ameliyat" gibi kelimeleri ve ambulans sireni duyunca bile bayılma gözlenebilen rahatsızlıktır. genetik yatkınlık, aileden görme, çocukluk travması, kötü ameliyat deneyimi, ağır yaralanma sonucu çok kan kaybetmek gibi etmenler fobinin oluşma sebepleri arasında sayılıyor.
esasen iğne korkusu ile yakınen bağlantısı olan bir korku çeşidi. bazı durumlarda iğneyi görünce aynı kan görmüş gibi tepkiler verebiliyorsunuz, çağrışım ile alakalı sanırım. günlük hayatın işleyişine pek zararı yok gibi duruyor ama öyle değil. rutin bir kan verme veya herhangi bir yaralanma, burun kanaması gibi durumlar neredeyse hayatınızın en zor ve en kötü olayı haline geliyor. annenizin yanında refakatçi olarak kaldığınız bir zaman, hemşire odasında kanı alınan bir hastanın damarından fışkıran kan yüzünden yere yığılmış bir vaziyette dakikalarca durmak zorunda kalabiliyorsunuz. ya da öğrencinizin burnundan fışkırır gibi kan geldiğinde, tüm vücudunuz zangır zangır titrerken ayakta kalmaya çalışıp elinizden geleni yapmaya çalışıyorsunuz.
en büyük korkum kan olduğundan en büyük sınavımın da kan ile olduğu düşüncesindeyim. meslek hayatımın en kötü günü, dilden dolayı iletişim kuramadığım bir öğrencimin ağzından ve burnundan kan geldiği gündü. okulda kan tutması diye bir şeye inanmayan bir hoca, "hocam sizi görünce böyle bir şeyin varlığına inandım" demişti. kan tutmasının normal belirtileri geçince sinirlerim boşalıp saatlerce ağlamıştım.
henüz ilaç ile tedavisi bulunmamış fakat fobiye maruz bırakarak veya terapi ile tedavisi mümkünmüş. denemek lazım. son olarak bu fobiden muzdarip yazar arkadaşlarımı sevgi ile kucaklayıp kandan uzak günler diliyorum.*
esasen iğne korkusu ile yakınen bağlantısı olan bir korku çeşidi. bazı durumlarda iğneyi görünce aynı kan görmüş gibi tepkiler verebiliyorsunuz, çağrışım ile alakalı sanırım. günlük hayatın işleyişine pek zararı yok gibi duruyor ama öyle değil. rutin bir kan verme veya herhangi bir yaralanma, burun kanaması gibi durumlar neredeyse hayatınızın en zor ve en kötü olayı haline geliyor. annenizin yanında refakatçi olarak kaldığınız bir zaman, hemşire odasında kanı alınan bir hastanın damarından fışkıran kan yüzünden yere yığılmış bir vaziyette dakikalarca durmak zorunda kalabiliyorsunuz. ya da öğrencinizin burnundan fışkırır gibi kan geldiğinde, tüm vücudunuz zangır zangır titrerken ayakta kalmaya çalışıp elinizden geleni yapmaya çalışıyorsunuz.
en büyük korkum kan olduğundan en büyük sınavımın da kan ile olduğu düşüncesindeyim. meslek hayatımın en kötü günü, dilden dolayı iletişim kuramadığım bir öğrencimin ağzından ve burnundan kan geldiği gündü. okulda kan tutması diye bir şeye inanmayan bir hoca, "hocam sizi görünce böyle bir şeyin varlığına inandım" demişti. kan tutmasının normal belirtileri geçince sinirlerim boşalıp saatlerce ağlamıştım.
henüz ilaç ile tedavisi bulunmamış fakat fobiye maruz bırakarak veya terapi ile tedavisi mümkünmüş. denemek lazım. son olarak bu fobiden muzdarip yazar arkadaşlarımı sevgi ile kucaklayıp kandan uzak günler diliyorum.*
devamını gör...
iskenderiye kütüphanesi
"eğer zamanda geriye gidebilseydik, ilk geleceğim yer burası olurdu."
carl sagan
900.000 kadar esere ev sahipliği yapmış iskenderiye kütüphanesi, antik çağın en büyük kütüphanesidir. içinde o devirde bilinen bütün bitki ve hayvan türlerinin birer örneğinin bulunduğu bir müzeye, anatomi salonuna, tercüme bölümüne, rasathaneye, ve aynı anda 2500 kişiye çalışma imkanı veren bu kütüphane adeta devrinin bilim merkezi olmuştur. ne yazık ki yobazlık ve savaşlar bu insanlık mirasının sonunu getirmiştir.

iskenderiye şehri, büyük iskender tarafından kurulmuştur. iskender, burada geçirdiği zamanda gün batımından çok etkilenmiş ve mimarlarına buraya bir şehir kurulmasını emretmiştir. önceleri küçük bir balıkçı kasabası olan iskenderiye, daha sonraları döneminin bilim ve kültür merkezi olacaktır. iskender'in ölümünden sonra şehir ptolemaios'un eline geçmiştir. ptolemaios, iskender'in kumandanlarından lagus'un oğludur. ptolemaios, savaştan hoşlanmamaktadır ve hiçbir zaman ülkesinin sınırlarını genişletme çabasında olmamıştır. o savaşa değil bilime ve edebiyata düşkün bir kral olarak hüküm sürmüştür. ptolemaios, mısır'ın gelenek ve göreneklerini benimsemiş, eski kanunları ve dini törenleri korumuştur. hatta bununla kalmayıp kendisine firavun unvanını da alarak halkın sevgisini kazanmıştır.
firavun, iskenderiye şehrini onarıp, geliştirerek devrin en meşhur başkenti haline getirmiştir. bu başkentin en önemli eseri ise iskenderiye kütüphanesi'dir. saraya yakın bir konuma yapılmış olan kütüphane içinde, müze, rasathane, botanik bahçesi ve anatomi salonu da bulundurmaktadır. sahip olduğu 900 bin eser ile antik çağın en büyük kütüphanesi unvanını da elde etmiştir. bu kütüphane, bulabileceği her yazılı eseri alma yetkisine sahiptir. hatta şöyle ki, mısır'a giren her kitap önce kütüphaneye getirilir bir örneği alındıktan sonra sahibine teslim edilirdi. döneminin bilim ve kültür merkezi olan bu kütüphane, devrin en önemli bilim insanlarını da ağırlamıştır. matematik bilgini öklid, mekanik bilimci arşimet, tıp bilimci herofilos, gök bilimci batlamyus ve daha niceleri. filozof, matematikçi ve astronom hypatia da bu kütüphanede dersler vermiştir.
kütüphanenin sonu ise maalesef ki oldukça hüzünlü olmuştur. kütüphane ilk olarak sezar şehri kuşattığında ortaya çıkan bir yangın ile zarar görmüştür. kütüphanenin sonunu getiren olay ise dini yobazlıktır. iskenderiye'de bir dönem halkın bir bölümü pagan inancına sahip iken çoğunluk ise hristiyandı. bu iki grup arasında sürekli devam eden bir çatışma söz konusuydu. bir gün hristiyanların, pagan inancına ait bir dini metinle alay etmesi üzerine büyük bir ayaklanma ortaya çıktı. iki taraftan da insanlar kılıçtan geçirildi. bu durum üzerine imparator ı. theodosius, iskenderiye'de pagan inancın neden bu kadar yaygın olduğunu öğrenmek istedi. valinin, kütüphanedeki metinleri hedef olarak göstermesi üzerine imparator kütüphanenin yok edilmesini emretti. kütüphanedeki tüm eserler şehrin hamamlarına dağıtılarak yakılmıştır. bu öylesine büyük bir hazinedir ki hamamlarda günlerce sadece metinler yanmıştır. ve insanlık tarihinin bilim ve kültür hazinesi böylesine bir yobazlık ile yok olmuştur. araştırmacıların, eğer bu metinlere ulaşabilseydik şu an insanlık olarak bambaşka bir noktada olurduk diye bahsettiği bu eserler, işte böyle kaybolup gitmiştir. cehaletin ve yobazlığın bu dünyadaki en büyük hastalık, en zorlu düşman olduğunu bu olay ile bir kez daha görmüş oluyoruz. bizler sahip olduğumuz bir kitabın bir yaprağını katlamaktan çekinirken, insanlık din adı altında bu mirasları yok etmiştir. bağdat, bergama, iskenderiye ve nicesi. o metinlere şu an sahip olsaydık belki de insanlık olarak hayal bile edemeyeceğimiz bir noktada olacaktık.
carl sagan
900.000 kadar esere ev sahipliği yapmış iskenderiye kütüphanesi, antik çağın en büyük kütüphanesidir. içinde o devirde bilinen bütün bitki ve hayvan türlerinin birer örneğinin bulunduğu bir müzeye, anatomi salonuna, tercüme bölümüne, rasathaneye, ve aynı anda 2500 kişiye çalışma imkanı veren bu kütüphane adeta devrinin bilim merkezi olmuştur. ne yazık ki yobazlık ve savaşlar bu insanlık mirasının sonunu getirmiştir.

iskenderiye şehri, büyük iskender tarafından kurulmuştur. iskender, burada geçirdiği zamanda gün batımından çok etkilenmiş ve mimarlarına buraya bir şehir kurulmasını emretmiştir. önceleri küçük bir balıkçı kasabası olan iskenderiye, daha sonraları döneminin bilim ve kültür merkezi olacaktır. iskender'in ölümünden sonra şehir ptolemaios'un eline geçmiştir. ptolemaios, iskender'in kumandanlarından lagus'un oğludur. ptolemaios, savaştan hoşlanmamaktadır ve hiçbir zaman ülkesinin sınırlarını genişletme çabasında olmamıştır. o savaşa değil bilime ve edebiyata düşkün bir kral olarak hüküm sürmüştür. ptolemaios, mısır'ın gelenek ve göreneklerini benimsemiş, eski kanunları ve dini törenleri korumuştur. hatta bununla kalmayıp kendisine firavun unvanını da alarak halkın sevgisini kazanmıştır.
firavun, iskenderiye şehrini onarıp, geliştirerek devrin en meşhur başkenti haline getirmiştir. bu başkentin en önemli eseri ise iskenderiye kütüphanesi'dir. saraya yakın bir konuma yapılmış olan kütüphane içinde, müze, rasathane, botanik bahçesi ve anatomi salonu da bulundurmaktadır. sahip olduğu 900 bin eser ile antik çağın en büyük kütüphanesi unvanını da elde etmiştir. bu kütüphane, bulabileceği her yazılı eseri alma yetkisine sahiptir. hatta şöyle ki, mısır'a giren her kitap önce kütüphaneye getirilir bir örneği alındıktan sonra sahibine teslim edilirdi. döneminin bilim ve kültür merkezi olan bu kütüphane, devrin en önemli bilim insanlarını da ağırlamıştır. matematik bilgini öklid, mekanik bilimci arşimet, tıp bilimci herofilos, gök bilimci batlamyus ve daha niceleri. filozof, matematikçi ve astronom hypatia da bu kütüphanede dersler vermiştir.
kütüphanenin sonu ise maalesef ki oldukça hüzünlü olmuştur. kütüphane ilk olarak sezar şehri kuşattığında ortaya çıkan bir yangın ile zarar görmüştür. kütüphanenin sonunu getiren olay ise dini yobazlıktır. iskenderiye'de bir dönem halkın bir bölümü pagan inancına sahip iken çoğunluk ise hristiyandı. bu iki grup arasında sürekli devam eden bir çatışma söz konusuydu. bir gün hristiyanların, pagan inancına ait bir dini metinle alay etmesi üzerine büyük bir ayaklanma ortaya çıktı. iki taraftan da insanlar kılıçtan geçirildi. bu durum üzerine imparator ı. theodosius, iskenderiye'de pagan inancın neden bu kadar yaygın olduğunu öğrenmek istedi. valinin, kütüphanedeki metinleri hedef olarak göstermesi üzerine imparator kütüphanenin yok edilmesini emretti. kütüphanedeki tüm eserler şehrin hamamlarına dağıtılarak yakılmıştır. bu öylesine büyük bir hazinedir ki hamamlarda günlerce sadece metinler yanmıştır. ve insanlık tarihinin bilim ve kültür hazinesi böylesine bir yobazlık ile yok olmuştur. araştırmacıların, eğer bu metinlere ulaşabilseydik şu an insanlık olarak bambaşka bir noktada olurduk diye bahsettiği bu eserler, işte böyle kaybolup gitmiştir. cehaletin ve yobazlığın bu dünyadaki en büyük hastalık, en zorlu düşman olduğunu bu olay ile bir kez daha görmüş oluyoruz. bizler sahip olduğumuz bir kitabın bir yaprağını katlamaktan çekinirken, insanlık din adı altında bu mirasları yok etmiştir. bağdat, bergama, iskenderiye ve nicesi. o metinlere şu an sahip olsaydık belki de insanlık olarak hayal bile edemeyeceğimiz bir noktada olacaktık.
devamını gör...
mutlu aşkın olmaması
kavuştuğunda aşk biter dediler. dinlemedi kavuştu. aşk bitti. mutsuz oldu.
devamını gör...
güzel olan her şey yarım kalır
bir cahit zarifoğlu şiiridir. hayatı boyunca derin anlamlar içeren ve anlaması zor şiirler yazmış kendi deyimiyle "buz dağının" şairidir.
şahsi düşüncem hayatı boyunca kapalı şiirler yazmış bir şairin bir nevi dışavurum şiiri.
güzel olan her şey yarım kalır.
filmler en güzel yerde sonlanır.
çok mutluyum dediğin yerde, hüzün kendini hatırlatır.
çocukluk kısadır, gençlik azdır ve bebeklik sanki hiç yaşanmamıştır.
vefa azdır, sadakat sınırlıdır.
verilen sözlerin ömrü kısadır.
çok seversin, çok çabuk gider.
güzel rüyalar en güzel yerinde biter.
güzel olan ne varsa, sevdiğin şarkı gibi hemen bitiverir, kısacıktır*...
şahsi düşüncem hayatı boyunca kapalı şiirler yazmış bir şairin bir nevi dışavurum şiiri.
güzel olan her şey yarım kalır.
filmler en güzel yerde sonlanır.
çok mutluyum dediğin yerde, hüzün kendini hatırlatır.
çocukluk kısadır, gençlik azdır ve bebeklik sanki hiç yaşanmamıştır.
vefa azdır, sadakat sınırlıdır.
verilen sözlerin ömrü kısadır.
çok seversin, çok çabuk gider.
güzel rüyalar en güzel yerinde biter.
güzel olan ne varsa, sevdiğin şarkı gibi hemen bitiverir, kısacıktır*...
devamını gör...
bektaşi fıkrası
adamın biri, sohbetlerinde gündelik yaşamdaki olumsuzluklardan örnekler vererek:
-böyle giderse kıyamet kopacak, dünyanın altı üstüne gelecek..... diyerek hiç durmadan çevresindeki insanları karamsarlığa itiyormuş. bu konuşmalardan birisini duyan bektaşi dayanamayıp cevap vermiş:
-gelsin imanım demiş, şu dünyanın haline bak, belki altı üstünden iyidir.
burada şemsi tebrizi'de analım:
düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
ben bir garip vişne beşiktaşlı_bektaşi ile yarışır...*
-böyle giderse kıyamet kopacak, dünyanın altı üstüne gelecek..... diyerek hiç durmadan çevresindeki insanları karamsarlığa itiyormuş. bu konuşmalardan birisini duyan bektaşi dayanamayıp cevap vermiş:
-gelsin imanım demiş, şu dünyanın haline bak, belki altı üstünden iyidir.
burada şemsi tebrizi'de analım:
düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
ben bir garip vişne beşiktaşlı_bektaşi ile yarışır...*
devamını gör...
yazarlar ülkeyi yönetse yapacakları işler
öncelikle bir ülkenin şah damarı olan ekonomiyi düzeltirim, üretimi birinci hedef edinirim, fabrikalar açarım, istihdam oranını yükselte bildiğim kadar yüksektip işsizlik oranını sıfıra çekmek için uğraşırım, yargı kesinlikle ama kesinlikle bağımsız olur, ülke de adalet doğru işlendiği zaman, yabancı yatırımcılar gönül rahatlığı ile gelip ülkemde yatırım yapabilir.. ülkemin iç ve dış güvenliği için hat safhada önlemler alırım, gerekli şartari sağlayıp mültecileri ulkerine gitmelerini saglarim, kültür çatışmasıni ortadan kaldırmak amaçlı. ve gelelim en çok istediğim şeye güncellenmiş bir şekilde "köy enstitüleri" ni yeniden açmak çok ama çok isterdim bir köyün en ücra okulunda bile tiyatro yapılsın, sanat ve el işçilikleri öğrenilsin falan filan, ahhh hayali bile güzel. ülkem şirinler köyü gibi mutlu olurdu. ben de canım atatürk'üme layık, ülkeme faydam dokunmuş bir insan olarak kendimle gurur duyardım.
devamını gör...
bir insana yapılabilecek en büyük kötülük
özgüvenini kaybetmesine sebep olmaktır. bir insan özgüvenini kaybederse toplumdan uzaklaşır, yalnızlaşır, bunalıma girer.
devamını gör...
büyümüş de küçülmüş
konuşma, davranış, hal ve hareketleri, yaşının gerektirdiğinden üstün olan, bu yönüyle büyüklere benzeyen çocuk.
devamını gör...
davlumbaz ışığı
aspiratörlerin yaygınlaşmasıyla hayatımıza giren sarı ışık* amerikan oyunu
gece geç saatte uykunuz kaçtıysa mutfağa geçip ışığında cuaranızı tüttürürken sıradan bir eve yuva efekti katar. hüzün ve duygu yükler.
bir de üzerinde çorba kaynarken karanlıkta bir görüntüsü vardır ki ciğerleri dağlar*
gece geç saatte uykunuz kaçtıysa mutfağa geçip ışığında cuaranızı tüttürürken sıradan bir eve yuva efekti katar. hüzün ve duygu yükler.
bir de üzerinde çorba kaynarken karanlıkta bir görüntüsü vardır ki ciğerleri dağlar*
devamını gör...
sardunya
kokusundan çok hoşlanmasam da kendisini sevdiğim, çok yıllık, sıcağa ve susuzluğa dayanıklı olması sebebiyle tercih sebebim olan çiçek.
en çok tercih edilen çeşitleri ıtır, ceylangözü (karagöz diyen de var) ve sakız sardunyadır. dalından kırarak çoğaltmak mümkün ve kolaydır. kışın bile üzerinden çiçekleri eksik olmaz. hem dış hem iç mekana uygun olsa da, ben sadece don olacağı günler iç mekanda tutmaya çalışıyorum. çünkü içeride olduğu zaman hem dalları ve yaprakları zayıf oluyor hem de ışığa doğru fazla uzuyor. sardunyanızı tazelemek isterseniz eski dallarını kırarak temizleyin. hatta o kırdıklarınızı isterseniz başka bir yere dikebilirsiniz.
ıtır ve ceylangözü çeşitleri biraz fazla büyüdüğü için direkt toprağa dikmek, sakız sardunyası ise saksı için daha uygundur. sakız sardunyası biraz daha gölgeli ışığı severken, diğer iki tür güneşe biraz daha dayanıklıdır. suyu genel olarak çok sevmediklerinden, toprağını çok ıslak tutmamakta fayda var.
dondan korumak için sardunyanız saksıda ise kapalı mekana, saksıda değil de direkt toprakta ise don olacağı günler üzerini poşet, çuval gibi bir şeyle örtmeniz gerekebilir. fakat toprak çok ıslaksa donma ihtimali yüksek. bazıları dondan etkilense bile baharla birlikte tekrar taze yaprak patlatabiliyor. hemen söküp atmak yerine, donan dalları temizleyip temizlerken de yaş mı diye kontrol etmekte ve bir süre beklemekte fayda var.
en çok tercih edilen çeşitleri ıtır, ceylangözü (karagöz diyen de var) ve sakız sardunyadır. dalından kırarak çoğaltmak mümkün ve kolaydır. kışın bile üzerinden çiçekleri eksik olmaz. hem dış hem iç mekana uygun olsa da, ben sadece don olacağı günler iç mekanda tutmaya çalışıyorum. çünkü içeride olduğu zaman hem dalları ve yaprakları zayıf oluyor hem de ışığa doğru fazla uzuyor. sardunyanızı tazelemek isterseniz eski dallarını kırarak temizleyin. hatta o kırdıklarınızı isterseniz başka bir yere dikebilirsiniz.
ıtır ve ceylangözü çeşitleri biraz fazla büyüdüğü için direkt toprağa dikmek, sakız sardunyası ise saksı için daha uygundur. sakız sardunyası biraz daha gölgeli ışığı severken, diğer iki tür güneşe biraz daha dayanıklıdır. suyu genel olarak çok sevmediklerinden, toprağını çok ıslak tutmamakta fayda var.
dondan korumak için sardunyanız saksıda ise kapalı mekana, saksıda değil de direkt toprakta ise don olacağı günler üzerini poşet, çuval gibi bir şeyle örtmeniz gerekebilir. fakat toprak çok ıslaksa donma ihtimali yüksek. bazıları dondan etkilense bile baharla birlikte tekrar taze yaprak patlatabiliyor. hemen söküp atmak yerine, donan dalları temizleyip temizlerken de yaş mı diye kontrol etmekte ve bir süre beklemekte fayda var.
devamını gör...
sırça köşk
konu sabahattin ali ve eserleri olunca içimde bitmek bilmeyen bir yazma isteği ve heyecanı oluyor. küçüklüğümden beri böyleyimdir ben zaten. çok sevdiğim ve ilgi duyduğum konularda hızlı konuşmaya, hızlı yazmaya, içime sığmamaya başlarım. işte aynı şey sabahattin ali hakkında konuşurken de oluyor. aslında çok fazla şey yazmak istiyorum fakat çok da çekiniyorum. çünkü biliyorum ne yazsam eksik kalacak.
sırça köşk, sabahattin ali'nin öykü kitaplarından biri. araştırmama göre ilk baskısı 1947'de çıkmış. içerisinde 13 öykü, 4 tane de masal bulunuyor. diğer 3 romanı kadar herkes tarafından bilinmez belki fakat hatırı sayılır okuyucusu vardır. öykü okumayı sevenler zaten okumuştur, okumadılarsa muhakkak okumalıdır. öykülerin yazıldığı dönemle şu anki dönem arasında hiçbir farklılığın olmaması insanı üzse de daha bir bağlıyor yazılanlara. çıkarlarını düşünenleri, zengin bir ailenin köpeğinin onda biri kadar iyi şartlarda yaşayamayanları, mahalle baskısının, kitle psikolojinin bir insanı nasıl olmak istemediği birine dönüştürdüğünü bu kısa öyküler sayesinde görüyoruz.
en sevdiğim öykü bahtiyar köpek olmuştu diye hatırlıyorum. masallardan da kitaba ismini veren sırça köşk muazzamdı.
''istediğin kadar güzel resim yap... anlayan, kıymetini bilen olmadıktan sonra...''
sırça köşk, sabahattin ali'nin öykü kitaplarından biri. araştırmama göre ilk baskısı 1947'de çıkmış. içerisinde 13 öykü, 4 tane de masal bulunuyor. diğer 3 romanı kadar herkes tarafından bilinmez belki fakat hatırı sayılır okuyucusu vardır. öykü okumayı sevenler zaten okumuştur, okumadılarsa muhakkak okumalıdır. öykülerin yazıldığı dönemle şu anki dönem arasında hiçbir farklılığın olmaması insanı üzse de daha bir bağlıyor yazılanlara. çıkarlarını düşünenleri, zengin bir ailenin köpeğinin onda biri kadar iyi şartlarda yaşayamayanları, mahalle baskısının, kitle psikolojinin bir insanı nasıl olmak istemediği birine dönüştürdüğünü bu kısa öyküler sayesinde görüyoruz.
en sevdiğim öykü bahtiyar köpek olmuştu diye hatırlıyorum. masallardan da kitaba ismini veren sırça köşk muazzamdı.
''istediğin kadar güzel resim yap... anlayan, kıymetini bilen olmadıktan sonra...''
devamını gör...
engin günaydın'ı hangi yapımda izlersem izleyeyim burhan altıntop olarak göreceğim gerçeği
bir burhan altıntop kolay yetişmiyor.
devamını gör...
bir rüya için ağıt
türkçe çevirisi, bir rüyaya ağıt olarak çevrilen film.
oldukça iç karartıcıdır, bir kere izleyip bir daha izlemeye cesaret edememiştim. müziği harika ama.
oldukça iç karartıcıdır, bir kere izleyip bir daha izlemeye cesaret edememiştim. müziği harika ama.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
yakın zamanda çok basit bir operasyon geçireceğim. hastanede bile kalmam gerekmeyecek ama gelin görün ki adı ameliyat olduğu için korkudan uykularım kaçıyor.
devamını gör...
esnaf lokantasının olmazsa olmazları
ağzı iyi laf yapan girişken bir garson. olmazsa olmaz. kapanır o esnaf lokantası.
doksanlı yılların başında bir köfte/piyaz esnafında çalışan abimin yanında oyalanırken şu diyaloğa şahit olmuştum.
sadece köfte piyaz satılan lokantaya giren adam içeri girer girmez garson* tarafından karşılanıp hemen bir masaya oturtulmuştu.
garson: hoş geldin değerli abim.
müşteri: bana az kuru, pilav verir misin?
garson: kuru az evvel bitti abicim. size köfte piyaz yaptırayım mı?
müşteri: hiç düşünmeden “peki” diyerek onay vermişti.
bu diyalog o kadar net ki zihnimde. müşteri belli ki dalgındı ve bana kalırsa köfteciye girdiğinden bile haberdar değildi. garson işini bilmezse kesinlikle oturmazdı. otursa bile sipariş vermezdi.
daha sonraları duyduğum kadarıyla abuzer abimiz askerde şehadet şerbetini içmiş. ruhun şadolsun be abuzer abi!
doksanlı yılların başında bir köfte/piyaz esnafında çalışan abimin yanında oyalanırken şu diyaloğa şahit olmuştum.
sadece köfte piyaz satılan lokantaya giren adam içeri girer girmez garson* tarafından karşılanıp hemen bir masaya oturtulmuştu.
garson: hoş geldin değerli abim.
müşteri: bana az kuru, pilav verir misin?
garson: kuru az evvel bitti abicim. size köfte piyaz yaptırayım mı?
müşteri: hiç düşünmeden “peki” diyerek onay vermişti.
bu diyalog o kadar net ki zihnimde. müşteri belli ki dalgındı ve bana kalırsa köfteciye girdiğinden bile haberdar değildi. garson işini bilmezse kesinlikle oturmazdı. otursa bile sipariş vermezdi.
daha sonraları duyduğum kadarıyla abuzer abimiz askerde şehadet şerbetini içmiş. ruhun şadolsun be abuzer abi!
devamını gör...

