antalya'da bir kadının cinsel saldırıya uğraması
tüm gün sol çerçevede görüp görüp sinirlerimi tepeme çıkartan başlıktır. bir insan bu kadar cani olmak için ne yaşadı acaba... delirmemek elde değil.
devamını gör...
arthur schopenhauer
parerga und paralipomena'da milli gurur hakkında oldukça güzel noktalara değinmiş alman filozof. schopenhauer'in* bu çıkarımlarının bir benzerini daha sonra alexander otto weber'in durch die lupe eserinde de görürüz aynı zamanda. weber şu cümleleri kurarken şüphesiz kendisinden esinlenmiş:
"der nationalstolz ist der billigste stolz, den ich mir denken kann. auch die edelste nation besteht zum größten teil aus menschen, auf die man gar keinen grund hat, stolz zu sein." alexander otto weber, durch die lupe
weber'in -bence- esinlenmiş olduğu düşünceler ise schopenhauer'in parerga und paralipomena'da sözünü ettiği milli gurur arkasına sığınmış, bununla övünç duyan ama aslında yalnızca bundan başka kendisiyle gurur duyabileceği bir şeye sahip olmayan insanlar hakkında yaptığı çıkarımlardır. 360. sayfada şöyle söz ediyor bu durumdan schopenhauer:
"en değersiz gurur, milli gururdur. bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir. çünkü insan neden milyonlarca insanlarla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyabilir ki başka türlü? dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar.”
(die billigste art des stolzes ist hingegen der nationalstolz. denn er verrät in dem damit behafteten den mangel an individuellen eigenschaften, auf die er stolz sein könnte, indem er sonst nicht zu dem greifen würde, was er mit so vielen millionen teilt. wer bedeutende persönliche vorzüge besitzt, wird vielmehr die fehler seiner eigenen nation, da er sie beständig vor augen hat, am deutlichsten erkennen. aber jeder erbärmliche tropf, der nichts in der welt hat, darauf er stolz sein könnte, ergreift das letzte mittel, auf die nation, der er gerade angehört, stolz zu sein)
parerga und paralipomena, aphorismen zur lebensweisheit, von dem was einer vorstellt s.360
arthur schopenhauer
esasında weber'in esinlendiği düşünme sebebim, konu hakkında iki ismin de birbirine oldukça benzer bir giriş tercih etmiş olması. yalnız şu var ki türkçe çevirisi aşağı yukarı aynı olsa da orijinal dilinde baktığımız zaman farkı açıkça görebiliyoruz. yine de cümleler benim ifade ettiğim kadar benzer olmasa bile açıkça altında yatan düşünce aynıdır. weber, schopenhauer'in düşüncelerinin devamını aktarıyor ve pekiştiriyor gibi görünüyor.
"der nationalstolz ist der billigste stolz, den ich mir denken kann. auch die edelste nation besteht zum größten teil aus menschen, auf die man gar keinen grund hat, stolz zu sein." alexander otto weber, durch die lupe
weber'in -bence- esinlenmiş olduğu düşünceler ise schopenhauer'in parerga und paralipomena'da sözünü ettiği milli gurur arkasına sığınmış, bununla övünç duyan ama aslında yalnızca bundan başka kendisiyle gurur duyabileceği bir şeye sahip olmayan insanlar hakkında yaptığı çıkarımlardır. 360. sayfada şöyle söz ediyor bu durumdan schopenhauer:
"en değersiz gurur, milli gururdur. bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir. çünkü insan neden milyonlarca insanlarla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyabilir ki başka türlü? dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar.”
(die billigste art des stolzes ist hingegen der nationalstolz. denn er verrät in dem damit behafteten den mangel an individuellen eigenschaften, auf die er stolz sein könnte, indem er sonst nicht zu dem greifen würde, was er mit so vielen millionen teilt. wer bedeutende persönliche vorzüge besitzt, wird vielmehr die fehler seiner eigenen nation, da er sie beständig vor augen hat, am deutlichsten erkennen. aber jeder erbärmliche tropf, der nichts in der welt hat, darauf er stolz sein könnte, ergreift das letzte mittel, auf die nation, der er gerade angehört, stolz zu sein)
parerga und paralipomena, aphorismen zur lebensweisheit, von dem was einer vorstellt s.360
arthur schopenhauer
esasında weber'in esinlendiği düşünme sebebim, konu hakkında iki ismin de birbirine oldukça benzer bir giriş tercih etmiş olması. yalnız şu var ki türkçe çevirisi aşağı yukarı aynı olsa da orijinal dilinde baktığımız zaman farkı açıkça görebiliyoruz. yine de cümleler benim ifade ettiğim kadar benzer olmasa bile açıkça altında yatan düşünce aynıdır. weber, schopenhauer'in düşüncelerinin devamını aktarıyor ve pekiştiriyor gibi görünüyor.
devamını gör...
temiz aile çocuğu
sevişilinebilizite ukdesi
hal ve hareketleri düzgün, taşkınlık yapmayan, nerede ne konuşup nasıl davranacağını bilen çocuktur.
her pisliği bil ama her yerde yapma.*
hal ve hareketleri düzgün, taşkınlık yapmayan, nerede ne konuşup nasıl davranacağını bilen çocuktur.
her pisliği bil ama her yerde yapma.*
devamını gör...
ilk buluşmada 5 lahmacun gömen hatun
mideye değil işkembeye sahip olan hatundur.
edit: belki fındık lahmacun.
edit: belki fındık lahmacun.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının yatış şekli
yüzüstü, sağ kol yastığa sarılı, sol kol ve sol bacak uzatılırken, sağ bacağım iki eklemden kıvrık, yandan v gibi görünen bir pozisyonda, başka türlü uyuyamıyorum yok!
devamını gör...
slav mitolojisi
bugüne kadar rus halk masallarına (skazki olarak bilinir) dair kısa bir okuma yaptıysanız ölümsüz koschei ile karşılaşmışsınızdır. bu hikaye, bir savaşçı kraliçeyi, gezgin bir prensi, ölümsüz bir büyücüyü, slav mitolojisindeki en ünlü cadıyı, büyücülerin ve insanların doğranıp fıçılara atılmasını içeren büyüleyici bir hikaye. bir hikayeden başka ne isteyebilirsin?
ironik olarak, karakterle ilgili en ünlü hikaye “ölümsüz koschei'nin ölümü” (veya “marya morevna”) olarak bilinir ve bu ironi onun karakterine yön verir. koschei'nin, ölümün kendisinden başka hiçbir şeyden korkmayan güçlü bir büyücü olduğu düşünülüyor. bu yüzden ölümün pençesinden kurtulmak için mümkün olan her şeyi yapabilecek biri.
koschei'nin göründüğü birçok skazki'ye göre, ruhunu bedeninden ayırarak ölümsüz statüsüne ulaşır. ruhunu çeşitli nesnelere saklamakla kalmaz, eski bir meşe ağacının altına gömülü sandığın içindeki bir tavşanın içindeki bir ördeğin içindeki yumurtaya, bir iğnenin ucuna koyarak işini sağlama alır (wow.). bu sandığın genellikle okyanusun ortasındaki efsanevi buyan adasında olduğu ve rüzgar tanrılarının keyfine bağlı olarak ortaya çıkabileceği veya kaybolabileceği iddia edilir. bazı hikayelerde ise adayı bir ejderhanın koruduğunu iddia ediyor. açıkçası, bu onun ruhunu bulmayı oldukça zorlaştırıyor.
tamam, diyelim ki bogatyr (kahraman) bu gizemli gizli adaya ulaştı, ejderhayı öldürdü ve sandığı buldu. bu kadar, değil mi? koschei savunmasız olacak.
şey... bir nevi. öcü sandığı açınca tavşan kaçar, öldürülse bile ördek kaçmaya devam eder. sadece bogatyr yumurtaya ulaşmayı başardığında, içindeki iğneyi yok edebildiğinde öleceği için koschei savunmasız hale gelir.
hikaye genç ivan tsarevich ile başlıyor. soyadı “çarın oğlu” gibi bir anlamına geldiği için kendisinin önemli biri olduğunu biliyoruz. masalda, ebeveyninin ölümünden sonra büyücülerle (özellikle belirli kuşlarla ilişkilendirilen büyücülerle) evlendirilen üç kız kardeşi olduğu söylenir. anlatıdan anlatıya değişse bile yaygın inanışa göre o, üç çocuğun en küçüğüdür. belki de bu yüzden, onları özlediğine karar verdiğinde kız kardeşlerini aramak için gitmesine ve dolaşmasına izin veriliyor.
bu yolculukta ivan'ın yolu savaşçı prenses marya morevna ile kesişir ve onunla evlenir. sonraki süreçte savaşçı prensesimiz marya morevna savaşa gitmeye karar verir ve ivan'ı zindana girmemesi konusunda uyarır. o yokken kaleyi (veya evi) denetlemesi için terk eder. bu sadece ivan'ın merakını harlar ve en sevdiğimiz ölümsüz büyücüyü zincirler içinde görmek için zindanı açar.
bulabildiğim kaynakların hiçbiri buna bir açıklık getiremediyse bile biz bir şekilde marya'nın koschei'yi ele geçirmeyi başardığını ve zindanda çürümeye bıraktığını biliyoruz. gördüğü manzara karşısında oldukça şaşkın olan saf oğlanımız ivan, su istediği için koschei'ye acır. suyu getirdiğinde büyücüyü yerinde bulamaz. zincirlerinden kurtulup kaçmıştır. yolda marya'yı kaçırır.
bunun üzerine ıvan, büyücünün ve kayıp karısının peşine düşer. karısını kurtarmayı iki kez dener ve başarısız olur. üçüncü denemesinde koschei'nin sabrını taşırır. koschei ivan'ı doğrar, bir fıçıya atar ve sonra onu bir nehre (ya da okyanusa) atar.
şimdi, ivan'ın kız kardeşleriyle evlenen kuş büyücülerini hatırlıyor musun? üçü (falcon, eagle ve raven) ivan'ı bulur ve kurtarır. sonra ona ormanda koschei'ninkinden daha hızlı sihirli atlara sahip olan kötü şöhretli bir cadı olan baba jaga/baba yaga'dan bahsederler.
ivan hemen baba jaga'yı bulmak için ayrılır. baba jaga'nın kulübesini bulmak için alevli bir nehri geçmeden önce yol boyunca çeşitli hayvanlarla karşılaşır ve onlara yardım eder, onların güvenini kazanır. ivan cadıya yaklaşır ve ondan bir at ister. cadı ise ona at vermek için tamamlaması imkansız görevler verip durur. hüsranla sonuçlanan onca denemeden sonra yardım ettiği hayvanlar, ona yardım ederek görevleri tamamlamasına yardımcı olur. cadı işin içinde hayvanların parmağı olduğunu anlamaz ve ivan atına kavuşur.
şimdi daha hızlı atıyla ivan, koschei ve marya'yı tekrar bulur. bu sefer daha hızlıdır ve marya'yı kurtardığında güçlü büyücüyü öldürmeyi başarır. bu ölümsüz koschei'nin ölümüdür.
ama ne? daha önce koschei'yi öldürmenin tek yolunun bir ejderha tarafından korunan adada ağacın altında göğüste tavşanın içindeki ördeğin içindeki yumurtadaki iğneyi yok etmek olduğunu söylememiş miydim? bir kez daha, bu başka bir ironi... çünkü bunu tamamen görmezden geliyor. komik, değil mi? koschei hakkındaki en ünlü hikaye, onun en önemli özelliğini görmezden gelen hikayedir.
ironik olarak, karakterle ilgili en ünlü hikaye “ölümsüz koschei'nin ölümü” (veya “marya morevna”) olarak bilinir ve bu ironi onun karakterine yön verir. koschei'nin, ölümün kendisinden başka hiçbir şeyden korkmayan güçlü bir büyücü olduğu düşünülüyor. bu yüzden ölümün pençesinden kurtulmak için mümkün olan her şeyi yapabilecek biri.
koschei'nin göründüğü birçok skazki'ye göre, ruhunu bedeninden ayırarak ölümsüz statüsüne ulaşır. ruhunu çeşitli nesnelere saklamakla kalmaz, eski bir meşe ağacının altına gömülü sandığın içindeki bir tavşanın içindeki bir ördeğin içindeki yumurtaya, bir iğnenin ucuna koyarak işini sağlama alır (wow.). bu sandığın genellikle okyanusun ortasındaki efsanevi buyan adasında olduğu ve rüzgar tanrılarının keyfine bağlı olarak ortaya çıkabileceği veya kaybolabileceği iddia edilir. bazı hikayelerde ise adayı bir ejderhanın koruduğunu iddia ediyor. açıkçası, bu onun ruhunu bulmayı oldukça zorlaştırıyor.
tamam, diyelim ki bogatyr (kahraman) bu gizemli gizli adaya ulaştı, ejderhayı öldürdü ve sandığı buldu. bu kadar, değil mi? koschei savunmasız olacak.
şey... bir nevi. öcü sandığı açınca tavşan kaçar, öldürülse bile ördek kaçmaya devam eder. sadece bogatyr yumurtaya ulaşmayı başardığında, içindeki iğneyi yok edebildiğinde öleceği için koschei savunmasız hale gelir.
hikaye genç ivan tsarevich ile başlıyor. soyadı “çarın oğlu” gibi bir anlamına geldiği için kendisinin önemli biri olduğunu biliyoruz. masalda, ebeveyninin ölümünden sonra büyücülerle (özellikle belirli kuşlarla ilişkilendirilen büyücülerle) evlendirilen üç kız kardeşi olduğu söylenir. anlatıdan anlatıya değişse bile yaygın inanışa göre o, üç çocuğun en küçüğüdür. belki de bu yüzden, onları özlediğine karar verdiğinde kız kardeşlerini aramak için gitmesine ve dolaşmasına izin veriliyor.
bu yolculukta ivan'ın yolu savaşçı prenses marya morevna ile kesişir ve onunla evlenir. sonraki süreçte savaşçı prensesimiz marya morevna savaşa gitmeye karar verir ve ivan'ı zindana girmemesi konusunda uyarır. o yokken kaleyi (veya evi) denetlemesi için terk eder. bu sadece ivan'ın merakını harlar ve en sevdiğimiz ölümsüz büyücüyü zincirler içinde görmek için zindanı açar.
bulabildiğim kaynakların hiçbiri buna bir açıklık getiremediyse bile biz bir şekilde marya'nın koschei'yi ele geçirmeyi başardığını ve zindanda çürümeye bıraktığını biliyoruz. gördüğü manzara karşısında oldukça şaşkın olan saf oğlanımız ivan, su istediği için koschei'ye acır. suyu getirdiğinde büyücüyü yerinde bulamaz. zincirlerinden kurtulup kaçmıştır. yolda marya'yı kaçırır.
bunun üzerine ıvan, büyücünün ve kayıp karısının peşine düşer. karısını kurtarmayı iki kez dener ve başarısız olur. üçüncü denemesinde koschei'nin sabrını taşırır. koschei ivan'ı doğrar, bir fıçıya atar ve sonra onu bir nehre (ya da okyanusa) atar.
şimdi, ivan'ın kız kardeşleriyle evlenen kuş büyücülerini hatırlıyor musun? üçü (falcon, eagle ve raven) ivan'ı bulur ve kurtarır. sonra ona ormanda koschei'ninkinden daha hızlı sihirli atlara sahip olan kötü şöhretli bir cadı olan baba jaga/baba yaga'dan bahsederler.
ivan hemen baba jaga'yı bulmak için ayrılır. baba jaga'nın kulübesini bulmak için alevli bir nehri geçmeden önce yol boyunca çeşitli hayvanlarla karşılaşır ve onlara yardım eder, onların güvenini kazanır. ivan cadıya yaklaşır ve ondan bir at ister. cadı ise ona at vermek için tamamlaması imkansız görevler verip durur. hüsranla sonuçlanan onca denemeden sonra yardım ettiği hayvanlar, ona yardım ederek görevleri tamamlamasına yardımcı olur. cadı işin içinde hayvanların parmağı olduğunu anlamaz ve ivan atına kavuşur.
şimdi daha hızlı atıyla ivan, koschei ve marya'yı tekrar bulur. bu sefer daha hızlıdır ve marya'yı kurtardığında güçlü büyücüyü öldürmeyi başarır. bu ölümsüz koschei'nin ölümüdür.
ama ne? daha önce koschei'yi öldürmenin tek yolunun bir ejderha tarafından korunan adada ağacın altında göğüste tavşanın içindeki ördeğin içindeki yumurtadaki iğneyi yok etmek olduğunu söylememiş miydim? bir kez daha, bu başka bir ironi... çünkü bunu tamamen görmezden geliyor. komik, değil mi? koschei hakkındaki en ünlü hikaye, onun en önemli özelliğini görmezden gelen hikayedir.
devamını gör...
son of a bitch
daima lily'nin sesini kulağımda çınlatan argo.
devamını gör...
tam hatun nude atacakken whatsapp'ın çökmesi
(bkz: entry nick uyumu)
devamını gör...
tavan arasındaki buda
bir julie otsuka romanıdır.
bir tanımımda bahsetmiştim aslında. ama hangisi olduğundan emin değilim. unutmamanız gereken şeylerden biri “ itirazın iki şartı” idi. şöyle bir şeydi adını andığım nevzat çelikşiiri:
çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız
türkiye'de kürt olacağız
kürtlerde ermeni
ermenilerde süryani
gidip almanya'da türk olacağız
hollanda'da surinamlı
fransa'da cezayirli
iran'da azeri
amerika'da zifiri zenci olacağız
çoğalan zencide mutlaka kızılderili
israil'de filistinli
köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı çiçeklerden kamelya olacağız
az kolumuzun tarafında
solda olacağız
bu itirazın ilk şartı
solda da az olacağız
devrimi çoğaltırken çünkü
bir başka devrime hızla azalacağız
bu da itirazın ikinci şartı
daha önce hiç duymadığım bir azınlık hikayesini anlattı bana julie otsuko, ki kendisi hala amerika’da bir azınlık olarak yaşamakta. ama bu hikayede anlatılan azınlık olma durumu çifte kavrulmuş. zira bu insanlar hem amerika’ya göç eden japon’lar hem de erkekler tarafından kandırılarak göçe zorlanmış insanlar.
kadınların zaten zor bir hayat sürdükleri konusunda herkes hemfikirdir sanırım. ancak uğradıkları cinsiyetçi ayrımcılık ve baskılara bir de başka bir ülkede başka bir ırktan olarak maruz kaldıkları itilmişliği de eklersek ne demek istediğim anlaşılır sanırım.
yalan dolan bir amerikan rüyasını yaşamak için aldatılıp yeni dünya topraklarına ayak basan japon kadınlar uykularından sıçrayarak, korku ve ter içinde uyanır. biz de bu kitabı okurken azınlıklar içinde kadın olmanın ne kadar zor olduğunu, bu saçma dünya düzeninde hala değiştirmeye gücümüzün yetmediği haksızlıklar olduğunu sessizce okuyoruz. ses çıkarmamız gerekirken.
bir tanımımda bahsetmiştim aslında. ama hangisi olduğundan emin değilim. unutmamanız gereken şeylerden biri “ itirazın iki şartı” idi. şöyle bir şeydi adını andığım nevzat çelikşiiri:
çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız
türkiye'de kürt olacağız
kürtlerde ermeni
ermenilerde süryani
gidip almanya'da türk olacağız
hollanda'da surinamlı
fransa'da cezayirli
iran'da azeri
amerika'da zifiri zenci olacağız
çoğalan zencide mutlaka kızılderili
israil'de filistinli
köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı çiçeklerden kamelya olacağız
az kolumuzun tarafında
solda olacağız
bu itirazın ilk şartı
solda da az olacağız
devrimi çoğaltırken çünkü
bir başka devrime hızla azalacağız
bu da itirazın ikinci şartı
daha önce hiç duymadığım bir azınlık hikayesini anlattı bana julie otsuko, ki kendisi hala amerika’da bir azınlık olarak yaşamakta. ama bu hikayede anlatılan azınlık olma durumu çifte kavrulmuş. zira bu insanlar hem amerika’ya göç eden japon’lar hem de erkekler tarafından kandırılarak göçe zorlanmış insanlar.
kadınların zaten zor bir hayat sürdükleri konusunda herkes hemfikirdir sanırım. ancak uğradıkları cinsiyetçi ayrımcılık ve baskılara bir de başka bir ülkede başka bir ırktan olarak maruz kaldıkları itilmişliği de eklersek ne demek istediğim anlaşılır sanırım.
yalan dolan bir amerikan rüyasını yaşamak için aldatılıp yeni dünya topraklarına ayak basan japon kadınlar uykularından sıçrayarak, korku ve ter içinde uyanır. biz de bu kitabı okurken azınlıklar içinde kadın olmanın ne kadar zor olduğunu, bu saçma dünya düzeninde hala değiştirmeye gücümüzün yetmediği haksızlıklar olduğunu sessizce okuyoruz. ses çıkarmamız gerekirken.
devamını gör...
ahlak bekçisi rehber öğretmen
twitter'da öğrencileri kendisini ifşa etmiştir bursa'nın en güzel okullarında (bursa atatürk anadolu lisesinden bursa imkb fen lisesine atanmıştır) öğrencilere kan kusturan şahıs. resmi twitter hesabından evlenilecek kız eğlenilecek kız paylaşımları yapan kadın öğrencilerine biz sizi buradan "kırmızı kurdeleyle" uğurlamak isteriz diyen sözde eğitimci. kendisi alan dışıdır aslen uludağ üniversitesi felsefe mezunu olup yalnızca psikolojik danışmanlık sertifikası vardır.
yaşadıklarını anlatan baal öğrencileri
yaşadıklarını anlatan baal öğrencileri
devamını gör...
hiçbir şey bitişik yazılmaz her şey ayrı yazılır
vaktiyle bizim türkçe öğretmenimiz derdi ki;
şey öyle bir şeydir ki hiçbir şeyle birleşmez.
*
şey öyle bir şeydir ki hiçbir şeyle birleşmez.
*
devamını gör...
sözlük yazarları kütüphanelerindeki kitapların kaçını okudu sorusu
%90 ını okudum ama çok eskiden okuduğum kitaplar da var. tekrardan okumam lazım. gün geçtikçe,fikirler ve görüşler değiştikce kitaptan öğrendiğimiz şeyler farklılık gösterebiliyor dostlar. o kitapları saymazsam %75 ini okudum sanırım.
devamını gör...
takipten çıkan takipçi
keyfi bilir.
altı üstü mobil bir uygulama, hemen herkes sanal, fikirler anonimlik özgüveni fikirleri.
mutfaktaki bulaşıkları dert etmek daha mantıklı.
buradan keyif alıyorum ama sadece o kadar.
cem yılmaz yıllar önce facebook için
-ev taşısan kaç kişi yardıma gelir, facebooktan demişti
-hiç kimse.
burada öyle
kaldıki orda bir kısım arkadaşlar gerçek
bir ihtimal gelirler.
neyse ben bulaşıkları yıkayayım.
daha bir sürü işim var.
bu arada, kalan takipçilerim,
uymayın gidenlere,
gidesiniz yoksa,
kalın sağlıcakla.
altı üstü mobil bir uygulama, hemen herkes sanal, fikirler anonimlik özgüveni fikirleri.
mutfaktaki bulaşıkları dert etmek daha mantıklı.
buradan keyif alıyorum ama sadece o kadar.
cem yılmaz yıllar önce facebook için
-ev taşısan kaç kişi yardıma gelir, facebooktan demişti
-hiç kimse.
burada öyle
kaldıki orda bir kısım arkadaşlar gerçek
bir ihtimal gelirler.
neyse ben bulaşıkları yıkayayım.
daha bir sürü işim var.
bu arada, kalan takipçilerim,
uymayın gidenlere,
gidesiniz yoksa,
kalın sağlıcakla.
devamını gör...
29 ve 30 ağustos 2021'de tam kapanma ihtimali
ramazan ve kurban bayramlarında artmayıp cumhuriyetin birer kazanımı olan milli bayramlarda tavan yapan vaka sayıları* sebebiyle oldukça yüksek olan ihtimaldir.
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
kadıköy belediyesi net işçi maaşının 5275 tl olması
evet o para bizden çıkıyor ve işçilere gidiyor zaten olması gereken bu değil mi? 5275 tl istanbul gibi bir yerde çok yüksek değil. üniversite mezunu olup daha düşük ücrete çalışamamızın sebebi bu durum değildir diye düşünüyorum.
devamını gör...
sevgili ile aynı evde yaşamak
fıkralara konu olan olaydır.
"mehmet ile handan öğrenci olup, aynı evi paylaşmaktadırlar. bir gün handan ve mehmet, mehmet'in annesini yemeğe davet ederler. mehmet'in annesi akşam yemeği süresince handan'ı uzun uzun süzer ve aslında handan'ın çok alımlı ve güzel bir kız olduğunu, acaba aralarında ev arkadaşlığından daha ileri bir boyutta bir ilişkinin mevcut olup olmadığını merak eder. annesinin aklını okumuşcasına mehmet annesine der ki;
"ne düşündüğünü biliyorum ama emin ol ki sadece ev arkadaşıyız, ötesi yok."
akşam yemeğinden sonra mehmet'in annesi evine döner. aradan bir iki gün sonra handan der ki:
- "mehmet, annen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesini bulamıyorum."
mehmet yanıtlar:
- "annemin almış olabileceğini tahmin etmiyorum ama ben yine de kendisine bir mektup yazayım" der.
oturur ve yazar: "anneciğim, gümüş çorba kasesini sen aldın demiyorum ama almadın da demiyorum. fakat konu şu ki; sen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesi kayıp. sevgilerle, oğlun mehmet."
bir hafta sonra mehmet'in annesinden mektup gelir: "sevgili oğlum; handan'la yatıyorsun demiyorum ama yatmıyorsun da demiyorum. konu şu ki; handan kendi yatağında yatıyor olsaydı, gümüş çorba kasesini çoktan bulmuş olurdu. sevgilerle, annen."
"mehmet ile handan öğrenci olup, aynı evi paylaşmaktadırlar. bir gün handan ve mehmet, mehmet'in annesini yemeğe davet ederler. mehmet'in annesi akşam yemeği süresince handan'ı uzun uzun süzer ve aslında handan'ın çok alımlı ve güzel bir kız olduğunu, acaba aralarında ev arkadaşlığından daha ileri bir boyutta bir ilişkinin mevcut olup olmadığını merak eder. annesinin aklını okumuşcasına mehmet annesine der ki;
"ne düşündüğünü biliyorum ama emin ol ki sadece ev arkadaşıyız, ötesi yok."
akşam yemeğinden sonra mehmet'in annesi evine döner. aradan bir iki gün sonra handan der ki:
- "mehmet, annen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesini bulamıyorum."
mehmet yanıtlar:
- "annemin almış olabileceğini tahmin etmiyorum ama ben yine de kendisine bir mektup yazayım" der.
oturur ve yazar: "anneciğim, gümüş çorba kasesini sen aldın demiyorum ama almadın da demiyorum. fakat konu şu ki; sen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesi kayıp. sevgilerle, oğlun mehmet."
bir hafta sonra mehmet'in annesinden mektup gelir: "sevgili oğlum; handan'la yatıyorsun demiyorum ama yatmıyorsun da demiyorum. konu şu ki; handan kendi yatağında yatıyor olsaydı, gümüş çorba kasesini çoktan bulmuş olurdu. sevgilerle, annen."
devamını gör...
öğretmenlerin almış olduğu parayı hak etmemesi
dünyanın en değerli mesleğidir. hangi konuda olursa olsun her başarılı insanı muhakkak bir öğretmen yetiştirmiştir.
iyisi de vardır kötüsü de.
ayrıca genelleme bir hastalıktır.
iyisi de vardır kötüsü de.
ayrıca genelleme bir hastalıktır.
devamını gör...
the school of americas
panamadaki amerikan üssü içerisinde 1946 yılında kurulmuş askeri okuldur. okulun sloganı özgürlük, barış ve kardeşliktir. zaten amerikalıların ağzından bu kutsal üçlemeyi duyduğunuz anda koşullar ne olursa olsun kendinizi güvene almanız gerekir. zira bu sloganlar eşliğinde sizin ülkenize de demokrasi getirmeye heveslenebilirler ki, amerika'nın getirdiği demokrasilerin harcı biraz karışık oluyor. kan, gözyaşı, yıkım, katliam ve daha nice acılı sosu içerisinde barındırıyor.
bu okulun kuruluş amacı tamamen duygusal! komünizm illeti(!) ile görüldüğü yerde mücadele edilmesi gerekliliğinin doğal bir sonucu. netice olarak o dönemlerde * sosyalistler amerika birleşik devletlerinin arka bahçesi latin amerika'da çift kale top oynuyor. bir şekilde toplarının kesilmesi lazım. onların yerine, sevimli tatlı, itaatkar diktatörler geçmeli ki, bizim çocuklar mahallede top oynayabilsin. bu yüzden de güney amerika'daki çeşitli ülkelerden gelen subaylara bu okulda amerikan subayları tarafından komünizmle mücadele dersleri veriliyor ve bu illet (!) ile savaşmanın yolları gösteriliyordu. en önemli dersler ise işkence ve darbe dersleriydi. zaten bu dersleri almış zevat, sonrasında şili örneğinde olduğu gibi seçimle iş başına gelmiş sosyalist iktidarları bile kanlı bir şekilde devirmeyi başardılar.
bakın bu okulun süper starları arasında kimler var? jorge rafael videla arjantin'in göz bebeği dikatatördü. hugo banzer bolivyanın canına okuyan kerkenez. manuel contreras, şili istihbarat teşkilatı başkanı. salvador allende'nin devrilmesinde bu adamın büyük etkisi vardır. pinochet elbette büyük baştır ve yediği herzeler unutulmaz ama asıl işi yapan ve inceden inceden şili'yi kaosa sürükleyen contrerastır. zaten pinochet adamdak potansiyeli görünce bir yerden sonra kendisini kızağa çekmiştir.
bu okulun açılışından sonra güney amerika da yaşananlar enteresan. 1964'de brezilya da askeri darbe oldu. takiben 1971'de bolivya da banzer darbe yaptı. 1973'de şili'de aynı film oynandı. aynı sene uruguay'da da darbe oldu. 1976'da ise arjantin'de videla ile son çiviyi çaktılar. videla'nın darbesi sonrası arjantin'de yaşayan bolivya devrik başkanı torres, videlanın emri ile öldürüldü. tabi hepsinin birbiri ile bağlantısı uzun ve bayağı çetrefilli bir konu lakin, latin amerika'daki sosyalist yapılarla mücadele konusunda school of americas çok etkin rol oynadı ve ülkeleri içeriden bitirmenin anahtarı haline geldi. okul bir tek küba ile başa çıkamadı. fidel'e tosladılar. o kadar kusur kadı kızında da olur (!) eğitim mühim diyoruz da, neyin eğitimini verdiğiniz daha mühim. okulla ilgili lesley gill'in yazdığı aynı isme sahip bir kitap var.
bu okulun kuruluş amacı tamamen duygusal! komünizm illeti(!) ile görüldüğü yerde mücadele edilmesi gerekliliğinin doğal bir sonucu. netice olarak o dönemlerde * sosyalistler amerika birleşik devletlerinin arka bahçesi latin amerika'da çift kale top oynuyor. bir şekilde toplarının kesilmesi lazım. onların yerine, sevimli tatlı, itaatkar diktatörler geçmeli ki, bizim çocuklar mahallede top oynayabilsin. bu yüzden de güney amerika'daki çeşitli ülkelerden gelen subaylara bu okulda amerikan subayları tarafından komünizmle mücadele dersleri veriliyor ve bu illet (!) ile savaşmanın yolları gösteriliyordu. en önemli dersler ise işkence ve darbe dersleriydi. zaten bu dersleri almış zevat, sonrasında şili örneğinde olduğu gibi seçimle iş başına gelmiş sosyalist iktidarları bile kanlı bir şekilde devirmeyi başardılar.
bakın bu okulun süper starları arasında kimler var? jorge rafael videla arjantin'in göz bebeği dikatatördü. hugo banzer bolivyanın canına okuyan kerkenez. manuel contreras, şili istihbarat teşkilatı başkanı. salvador allende'nin devrilmesinde bu adamın büyük etkisi vardır. pinochet elbette büyük baştır ve yediği herzeler unutulmaz ama asıl işi yapan ve inceden inceden şili'yi kaosa sürükleyen contrerastır. zaten pinochet adamdak potansiyeli görünce bir yerden sonra kendisini kızağa çekmiştir.
bu okulun açılışından sonra güney amerika da yaşananlar enteresan. 1964'de brezilya da askeri darbe oldu. takiben 1971'de bolivya da banzer darbe yaptı. 1973'de şili'de aynı film oynandı. aynı sene uruguay'da da darbe oldu. 1976'da ise arjantin'de videla ile son çiviyi çaktılar. videla'nın darbesi sonrası arjantin'de yaşayan bolivya devrik başkanı torres, videlanın emri ile öldürüldü. tabi hepsinin birbiri ile bağlantısı uzun ve bayağı çetrefilli bir konu lakin, latin amerika'daki sosyalist yapılarla mücadele konusunda school of americas çok etkin rol oynadı ve ülkeleri içeriden bitirmenin anahtarı haline geldi. okul bir tek küba ile başa çıkamadı. fidel'e tosladılar. o kadar kusur kadı kızında da olur (!) eğitim mühim diyoruz da, neyin eğitimini verdiğiniz daha mühim. okulla ilgili lesley gill'in yazdığı aynı isme sahip bir kitap var.
devamını gör...

