kolun kapı koluna çarpması
illet olduğum olay.zaman zaman mutlaka yaşıyorum.burda yasak ama o anda küfrediyorum.
devamını gör...
pis kokuyormuş gibi duran ünlüler
hande erçel olabilir. terle karışık şekerli parfüm kokuyor bence.
devamını gör...
foto isteme manyaklığı
ya inanılmaz ama ben de istiyorum. hem erkeklerden neden farklı olalım * . ben kişilerin çehresini görmeden muhabbet edemiyorum. üzgünüm ancak öyle bana reel geliyor.
devamını gör...
çocuğu olmadan ölen kişinin varlık sebebi
gayet güzel bir yaşamı olmuş olabilir, arkada neslini devam ettirecek bir çocuk bırakmaması mutlu olmaması için bir sebep değildir.
devamını gör...
yazarların kendini tanımlama şekli
ben dengesiz değilim, bulunduğum yer yamuk.*
güzel kamyon arkası olur bundan he.*
güzel kamyon arkası olur bundan he.*
devamını gör...
balıkesir
zafer cınbıl'a ait, birsen tezer'in seslendirdiği en harika şarkıdır.
hikayesini okuduktan sonra dinleyince daha bir anlamlı gelir.
"birsen tezer ve eşi izmir'de bir organizasyondan dönerken, balıkesir'de kaza geçirir ve eşi vefat eder. aradan zaman geçer, bir gün tezer kadıköy sahilde iki bira içerken ağlayarak şarkı söylemeye başlar. tesadüf bu ya o sırada zafer cınbıl da orada oltasıyla balık tutmaktadır. sesi duyar ve etkilenir. gider kadının yanına, anlat der. kadın anlatır zafer yazar ve ortaya balıkesir şarkısı çıkar..."
en sevdiğim kısmı;
yanaklarıma değmeden düşer gözümün yaşı,
bakarım kendim gibi kel kalmış selvilere.
hikayesini okuduktan sonra dinleyince daha bir anlamlı gelir.
"birsen tezer ve eşi izmir'de bir organizasyondan dönerken, balıkesir'de kaza geçirir ve eşi vefat eder. aradan zaman geçer, bir gün tezer kadıköy sahilde iki bira içerken ağlayarak şarkı söylemeye başlar. tesadüf bu ya o sırada zafer cınbıl da orada oltasıyla balık tutmaktadır. sesi duyar ve etkilenir. gider kadının yanına, anlat der. kadın anlatır zafer yazar ve ortaya balıkesir şarkısı çıkar..."
en sevdiğim kısmı;
yanaklarıma değmeden düşer gözümün yaşı,
bakarım kendim gibi kel kalmış selvilere.
devamını gör...
ihvan-ı safa
ihvanı safa abbasiler döneminin sonlarında 10. yüzyılda ortaya çıkan en ilginç dini gruplardan biridir. gizli bir grup olan ihvanı safa, din, bilim ve benzeri çeşitli alanlarda kendi görüşlerini geliştirmişlerdir. bu yazıda kısaca onların felsefelerini inceleyeceğiz.
ihvanı safa tüm evreni yani tüm yaratılmışları anlamaya çalışmıştır. bunu yapabilmek için temelde matematiğe odaklanmışlardır. onlara göre matematiğin amacı insanı duyulur şeylerden akledilir şeylere götürmektir. ayrıca mantık ilmini de son derece önemsemişlerdir. onlara göre mantık filozofların en önemli aleti ve felsefenin ölçütüdür. ayrıca mantık, fizikten metafiziğe geçiş için bir araçtır. böylece ihvanı safa mantığı hem ilimlere ulaşmak için bir alet olarak hem de başlı başına bir ilim olarak kullanmışlardır.
ihvanı safa genel olarak felsefi yaklaşımda pisagorcu ve sokratik anlayıştan etkilenmişlerdir. kendilerine has bir şekilde mistik ve ahlaki bir temel üzerine felsefi anlayışlarını inşa etmişlerdir. felsefe onlar için pratik faydalar da taşımaktadır. onlara göre felsefe insanların davranışlarını ve sözlerini düzenlemesini sağlar. böylece felsefeyi sadece hakikati aramanın dışında yeni alanlara da taşımış olurlar. bu nedenle ihvanı safa felsefeyi hikmet kavramıyla eşit görmüştür.
ihvanı safa felsefe ile dini bir araya getirmiştir. onlara göre nefis eğitimi ve ahlaki eğitim felsefe yolculuğunda son derece önemlidir. bu nedenle nefis eğitimi olmadan felsefe yapmak son derece yanlış ve eksik kalacaktır. böylece en yüksek ahlak seviyesi olan allah’ın ahlakına sahip olmaya çalışmak son derece önemlidir.
buraya kadar genel olarak ihvanı safa’nın felsefesini kısaca inceledik. ancak bu felsefeyi biraz daha iyi anlayabilmek için kısaca bilgi, metafizik ve ahlak anlayışlarına da bakmakta fayda var.
yukarıda nefis terbiyesine ve ahlakın önemine değinmiştik. yani felsefe anlayışının temelinde insan var. ihvanı safa’nın bilgi anlayışının temelinde de insan var. onlara göre insanın bu dünyaya gelmesinin bir kaç amacı var. bu amaçların başında evreni anlamak, insanın kendisini anlaması, eşyaların hakikatini ve onları yaratan şeyi tanıması gerekir. ayrıca ihvanı safa’ya göre insan zihni doğuştan herhangi bir bilgiye sahip değildir. yani tüm bilgiler sonradan elde edilir. onlara göre en önemli ve en temel bilgi edinme yolu duyulardır. ancak duyuların yanı sıra vahiy ve ilham gibi şeyleri de bilgi kaynağı olarak kabul etmişlerdir.
ihvanı safa’nın metafizik anlayışın temelinde tanrıyı bilmek vardır. bu bilgiye ulaşabilmek için öncelikle insan kendisini bilerek başlaması gerekir. çünkü ihvanı safa bu alemi görünen ve görünmeyen olmak üzere ikiye ayırır ve insanın kendisi görünen tarafta olduğu için önce onu inceler. böylece görünmeyene doğru yolculuk başlamış olur. ayrıca sudur teorisi bu metafizik anlayışı için de son derece önemlidir. onlara göre tüm alemi kuşatan melaike adında varlıklar vardır. ayrıca tüm alem yaşayan bir canlı gibidir.
ihvanı safa her şeyin temeline ahlakı yerleştiri. çünkü ahlak insanın özünde yer alır. onlara göre ahlak kişinin düşünmeden orataya koyduğu fiil ve düşüncelerden meydana gelir. onlara göre kötü fiillerin tamamı şeytanlara özgü, iyi fiillerin tamamı ise meleklere özgüdür. insanlar da iyi fiilleri ahlak haline getirerek melekleşmeye çalışmalıdır.
ihvanı safa çok etkili bir grup olmuştur. özellikle yazdıkları risaleler ile kendilerinden sonra gelen kişileri etkilemişlerdir. yeni eflantunculuk ve pisagorculuk onlar sayesinde islam dünyasında tanınmıştır. ayrıca ibn sina ve babasının da bu risalelerden son derece etkilendiği söylenmektedir. ayrıca gazali’de bu gruptan etkilenmiştir. hatta yazdığı bir eserinde ihvanı safa’nın bazı görüşlerini eleştirmiştir.
ihvanı safa tüm evreni yani tüm yaratılmışları anlamaya çalışmıştır. bunu yapabilmek için temelde matematiğe odaklanmışlardır. onlara göre matematiğin amacı insanı duyulur şeylerden akledilir şeylere götürmektir. ayrıca mantık ilmini de son derece önemsemişlerdir. onlara göre mantık filozofların en önemli aleti ve felsefenin ölçütüdür. ayrıca mantık, fizikten metafiziğe geçiş için bir araçtır. böylece ihvanı safa mantığı hem ilimlere ulaşmak için bir alet olarak hem de başlı başına bir ilim olarak kullanmışlardır.
ihvanı safa genel olarak felsefi yaklaşımda pisagorcu ve sokratik anlayıştan etkilenmişlerdir. kendilerine has bir şekilde mistik ve ahlaki bir temel üzerine felsefi anlayışlarını inşa etmişlerdir. felsefe onlar için pratik faydalar da taşımaktadır. onlara göre felsefe insanların davranışlarını ve sözlerini düzenlemesini sağlar. böylece felsefeyi sadece hakikati aramanın dışında yeni alanlara da taşımış olurlar. bu nedenle ihvanı safa felsefeyi hikmet kavramıyla eşit görmüştür.
ihvanı safa felsefe ile dini bir araya getirmiştir. onlara göre nefis eğitimi ve ahlaki eğitim felsefe yolculuğunda son derece önemlidir. bu nedenle nefis eğitimi olmadan felsefe yapmak son derece yanlış ve eksik kalacaktır. böylece en yüksek ahlak seviyesi olan allah’ın ahlakına sahip olmaya çalışmak son derece önemlidir.
buraya kadar genel olarak ihvanı safa’nın felsefesini kısaca inceledik. ancak bu felsefeyi biraz daha iyi anlayabilmek için kısaca bilgi, metafizik ve ahlak anlayışlarına da bakmakta fayda var.
yukarıda nefis terbiyesine ve ahlakın önemine değinmiştik. yani felsefe anlayışının temelinde insan var. ihvanı safa’nın bilgi anlayışının temelinde de insan var. onlara göre insanın bu dünyaya gelmesinin bir kaç amacı var. bu amaçların başında evreni anlamak, insanın kendisini anlaması, eşyaların hakikatini ve onları yaratan şeyi tanıması gerekir. ayrıca ihvanı safa’ya göre insan zihni doğuştan herhangi bir bilgiye sahip değildir. yani tüm bilgiler sonradan elde edilir. onlara göre en önemli ve en temel bilgi edinme yolu duyulardır. ancak duyuların yanı sıra vahiy ve ilham gibi şeyleri de bilgi kaynağı olarak kabul etmişlerdir.
ihvanı safa’nın metafizik anlayışın temelinde tanrıyı bilmek vardır. bu bilgiye ulaşabilmek için öncelikle insan kendisini bilerek başlaması gerekir. çünkü ihvanı safa bu alemi görünen ve görünmeyen olmak üzere ikiye ayırır ve insanın kendisi görünen tarafta olduğu için önce onu inceler. böylece görünmeyene doğru yolculuk başlamış olur. ayrıca sudur teorisi bu metafizik anlayışı için de son derece önemlidir. onlara göre tüm alemi kuşatan melaike adında varlıklar vardır. ayrıca tüm alem yaşayan bir canlı gibidir.
ihvanı safa her şeyin temeline ahlakı yerleştiri. çünkü ahlak insanın özünde yer alır. onlara göre ahlak kişinin düşünmeden orataya koyduğu fiil ve düşüncelerden meydana gelir. onlara göre kötü fiillerin tamamı şeytanlara özgü, iyi fiillerin tamamı ise meleklere özgüdür. insanlar da iyi fiilleri ahlak haline getirerek melekleşmeye çalışmalıdır.
ihvanı safa çok etkili bir grup olmuştur. özellikle yazdıkları risaleler ile kendilerinden sonra gelen kişileri etkilemişlerdir. yeni eflantunculuk ve pisagorculuk onlar sayesinde islam dünyasında tanınmıştır. ayrıca ibn sina ve babasının da bu risalelerden son derece etkilendiği söylenmektedir. ayrıca gazali’de bu gruptan etkilenmiştir. hatta yazdığı bir eserinde ihvanı safa’nın bazı görüşlerini eleştirmiştir.
devamını gör...
erkeklerin eşlerinin çalışmasını istememeleri
bu düzen içinde erkeklerin nerdeyse tamamı çalışan kadın ile evlenmek istiyor. son derece hak veriyorum. mesela diyelim biri benimle evlendi. ya kirayı benim odememi isteyecek ya da faturalar ve mutfak masrafını yüklenmem beklenecek.
benden diğer beklentilerini tek tek yazıyorum.
- sabah kahvaltı hazırlamam beklenecek. o da ben de sabah saatlerinde işe gidiyor olacağız ama kahvaltıyı ben hazırlayacağım. allah korusun beyimiz işe gidip poğaça yemek zorunda kalırsa hem iş arkadaşları hem de ailesi benim kadınlığım konusunda çok katı yorumlar yaparlar.
- akşam eve gelince sıcak yemek bekliyor olacak. çünkü bu da ona göre benim görevim olacak. kendisi erken gelirse 2 gün yemek yapar, sonra kadınlığımı sorgulamaya başlar. hele kendini inandırırsa aldatmak konusunda sıfır vicdan azabı yaşar.
- eve gelince temiz bir ortam görmek ister. ütüsü falan çok düzgün yapılmalıdır. ev temiz olmazsa eline bir süpürge alıp kendisi asla bir şeyler yapmaz, benden bekler.
- tüm bu yoğunluk içinde kusursuz genlerini aktarmaya çalışmayı da asla bırakmaz. çocuk ister. zaten genetik sorunlu bir tipim, daha önce bunu düşündüm, çocuğum en az ikiz oluyor. üçüz bile olabilir. korkunç bir şey. ailemde her evde ikizler ve ölmüş olsalar bile üçüz var. bi de ikizlerim olur. onlara mükemmel anne olmaya çalışırım. her yere işerler.
- hem çalışıp, hem ev işlerini yapıp yemek yaptıktan sonra eşimin bize gelen ailesini çok iyi ağırlamak, el üstünde tutmak zorundayım. daha önemlisi eşimin aldatma bahanesi bulmaması için gece gönlünü hoş etmeliyim.
- 6 7 bin kazanmak için mesaiye kalırsam ve farklı şirketlere toplantılara gidersem, haliyle şirket telefonu susmazsa bi de o kim, bu kim, neredesin, neden geç kaldın sorularına cevap vermek ve bi de onu sakinleştirmek zorundayım.
oldu da ben yetişemiyorum mu dedim, 3 ay sonra ben bu kirayı faturaları tek ödemek zorunda değilim der. inat edip çalışmaya devam edersem benden her şeyi en iyi şekilde beklemeye devam eder.
ki konuştuğum çoğu erkeğin evlilik konusunda önceliği öğretmen. kız kardeşlerim öğretmen, onlar yine bu durumun farkında. yarım gün çalışan bir kadın erkeklere çok çekici geliyor. çünkü kafasındaki düşünce şu. eşim öğleden sonra eve gelir, yemeği yapar, çocuklar ile ilgilenir, zamanı bol olur. çünkü evlilik konusunda kafasında düşünce bu şekilde şekillenmiş durumda. erkeğin korkunç bir hizmet beklentisi var. ama hizmet eden eve aynı zamanda çok para getirsin diye ayrıca düşünüyor.
hadi diyelim temizlik ve çocuk bakımı konusunda bir yardımcı hanım ile anlaşıyorum. bir arkadaşım yapıyor bunu, maaşından yardımcı hanıma para verdikten sonra 1.500 tl falan kalıyor. kadın 1.500 lira için çalışıyor. çünkü çalışmazsa koca parası yiyen olarak etkilenecek ve eşi de saygı duymayacak. bir diğerinin en fazla 2000 kalıyor, onu da yine çocuklarına harcıyor. çocuklarına bir başkası baksın diye para saçıyor, elinde kalan son parayı çocuklarına harcıyor. hakkat korkunç bir mevzu.
bazi kadınları görüyorum, çalışmıyor, çocuğu ile ilgileniyor, resmen bizden özür diler halde çalışmadığı için. koca parası yiyen kadın etiketi yüklenmiş çünkü. bize karşı müthiş mahcup. bir başkasının iki küçük çocuğu var, ortamda çalışan kadınlar onun arkasından korkunç şeyler söylüyor mesele. ise yaramaz bir kadın haline getiriliyor o.
sonra tüm bu kadınlar evleniyor, çalışıyor, çocuklarına başka bir kadın baksın diye para veriyor, eve geliyor sürekli bir toparlama bir şeyler yapmak zorunda. o zaman diğer kadınlar gibi olmuyor. çünkü çalışıyor.
valla biz ne ettiysek kendimize ettik. onu görüyorum. kendi içimizde birini işe yaramaz, diğerini koca parası yiyen, bir diğerini çalışıp evine bakmayan kadın ilan ederken erkeklerin beklentisini yükseltik. şimdi hem en az 6 bin maaş, hem temiz çamaşır, hem 3 kap sıcak yemek, hem seks, hem aileye hizmet hem de dahi çocuklar bekliyorlar.
daha evlenmeden yoruluyorum. bitmiş tükenmiş haldeyim. bıhtım.
benden diğer beklentilerini tek tek yazıyorum.
- sabah kahvaltı hazırlamam beklenecek. o da ben de sabah saatlerinde işe gidiyor olacağız ama kahvaltıyı ben hazırlayacağım. allah korusun beyimiz işe gidip poğaça yemek zorunda kalırsa hem iş arkadaşları hem de ailesi benim kadınlığım konusunda çok katı yorumlar yaparlar.
- akşam eve gelince sıcak yemek bekliyor olacak. çünkü bu da ona göre benim görevim olacak. kendisi erken gelirse 2 gün yemek yapar, sonra kadınlığımı sorgulamaya başlar. hele kendini inandırırsa aldatmak konusunda sıfır vicdan azabı yaşar.
- eve gelince temiz bir ortam görmek ister. ütüsü falan çok düzgün yapılmalıdır. ev temiz olmazsa eline bir süpürge alıp kendisi asla bir şeyler yapmaz, benden bekler.
- tüm bu yoğunluk içinde kusursuz genlerini aktarmaya çalışmayı da asla bırakmaz. çocuk ister. zaten genetik sorunlu bir tipim, daha önce bunu düşündüm, çocuğum en az ikiz oluyor. üçüz bile olabilir. korkunç bir şey. ailemde her evde ikizler ve ölmüş olsalar bile üçüz var. bi de ikizlerim olur. onlara mükemmel anne olmaya çalışırım. her yere işerler.
- hem çalışıp, hem ev işlerini yapıp yemek yaptıktan sonra eşimin bize gelen ailesini çok iyi ağırlamak, el üstünde tutmak zorundayım. daha önemlisi eşimin aldatma bahanesi bulmaması için gece gönlünü hoş etmeliyim.
- 6 7 bin kazanmak için mesaiye kalırsam ve farklı şirketlere toplantılara gidersem, haliyle şirket telefonu susmazsa bi de o kim, bu kim, neredesin, neden geç kaldın sorularına cevap vermek ve bi de onu sakinleştirmek zorundayım.
oldu da ben yetişemiyorum mu dedim, 3 ay sonra ben bu kirayı faturaları tek ödemek zorunda değilim der. inat edip çalışmaya devam edersem benden her şeyi en iyi şekilde beklemeye devam eder.
ki konuştuğum çoğu erkeğin evlilik konusunda önceliği öğretmen. kız kardeşlerim öğretmen, onlar yine bu durumun farkında. yarım gün çalışan bir kadın erkeklere çok çekici geliyor. çünkü kafasındaki düşünce şu. eşim öğleden sonra eve gelir, yemeği yapar, çocuklar ile ilgilenir, zamanı bol olur. çünkü evlilik konusunda kafasında düşünce bu şekilde şekillenmiş durumda. erkeğin korkunç bir hizmet beklentisi var. ama hizmet eden eve aynı zamanda çok para getirsin diye ayrıca düşünüyor.
hadi diyelim temizlik ve çocuk bakımı konusunda bir yardımcı hanım ile anlaşıyorum. bir arkadaşım yapıyor bunu, maaşından yardımcı hanıma para verdikten sonra 1.500 tl falan kalıyor. kadın 1.500 lira için çalışıyor. çünkü çalışmazsa koca parası yiyen olarak etkilenecek ve eşi de saygı duymayacak. bir diğerinin en fazla 2000 kalıyor, onu da yine çocuklarına harcıyor. çocuklarına bir başkası baksın diye para saçıyor, elinde kalan son parayı çocuklarına harcıyor. hakkat korkunç bir mevzu.
bazi kadınları görüyorum, çalışmıyor, çocuğu ile ilgileniyor, resmen bizden özür diler halde çalışmadığı için. koca parası yiyen kadın etiketi yüklenmiş çünkü. bize karşı müthiş mahcup. bir başkasının iki küçük çocuğu var, ortamda çalışan kadınlar onun arkasından korkunç şeyler söylüyor mesele. ise yaramaz bir kadın haline getiriliyor o.
sonra tüm bu kadınlar evleniyor, çalışıyor, çocuklarına başka bir kadın baksın diye para veriyor, eve geliyor sürekli bir toparlama bir şeyler yapmak zorunda. o zaman diğer kadınlar gibi olmuyor. çünkü çalışıyor.
valla biz ne ettiysek kendimize ettik. onu görüyorum. kendi içimizde birini işe yaramaz, diğerini koca parası yiyen, bir diğerini çalışıp evine bakmayan kadın ilan ederken erkeklerin beklentisini yükseltik. şimdi hem en az 6 bin maaş, hem temiz çamaşır, hem 3 kap sıcak yemek, hem seks, hem aileye hizmet hem de dahi çocuklar bekliyorlar.
daha evlenmeden yoruluyorum. bitmiş tükenmiş haldeyim. bıhtım.
devamını gör...
klişe youtube yorumları
'bu şarkıyı dinleyenler olarak çok özeliz' gerçekten insanların kendilerini özel hissetme meyilinin sonu yok.
devamını gör...
din istismarını önlemenin yolları
cemaatler, tarikatlar ve boş yere açılan imam hatipler kapatılmalıdır. dini söylemlerle oy toplamaya çalışan siyasilere siyaset yasağı getirilmelidir.
devamını gör...
sıcak ve nemli ortam
fasulyenin filizlenmesi için ideal ortam. hepiniz ilkokulda fasülye deneyi yapmışsınızdır.
devamını gör...
kalp
kalbin simyasi kitabında geçiyor
"kalp, vücudumuzun içinde hafif sola doğru yerleştirilmiştir. iki kadim dil olan arapça ve ibranice sağdan sola doğru yazılır, yani kalbe doğru. kimilerinin de bildirdiği gibi, bu durum yazma eyleminin maksadını yansıtmaktadır: kalbi etkilemek. bu hususta kâbe'nin etrafında dönülerek yapılan tavaf ibadeti de dikkate şayandır. dönüş, saat yönünün tersine doğru olduğundan, tavaf esnasında kulun kalbi kâbeden tarafta kalır ve oraya yönelerek bize allah'ı (c.c) hatırlatır."
"kalp, vücudumuzun içinde hafif sola doğru yerleştirilmiştir. iki kadim dil olan arapça ve ibranice sağdan sola doğru yazılır, yani kalbe doğru. kimilerinin de bildirdiği gibi, bu durum yazma eyleminin maksadını yansıtmaktadır: kalbi etkilemek. bu hususta kâbe'nin etrafında dönülerek yapılan tavaf ibadeti de dikkate şayandır. dönüş, saat yönünün tersine doğru olduğundan, tavaf esnasında kulun kalbi kâbeden tarafta kalır ve oraya yönelerek bize allah'ı (c.c) hatırlatır."
devamını gör...
sürekli kendini açıklamak
son günlerde çok dikkatimi çekti, zaten sözlükte sürekli uzun yazan, beğeni-madalya sayısı yüksek olan yazarlara karşı sürekli karalama, dalga geçme, yerden yere vurma eylemleri devam etmekteyken bu insanlar sürekli kendini açıklıyor.
çünkü yapılan ciddi bir zorbalık. hadsiz ithamlar, dalga geçmeler, küçümsemeler ne ararsan var. bunu yapan yazar profilleri de belli, aynı içerikte tanımlar başlıklar üreten, popüleriteye tapınan yazarlar. saçmalama sanatını troll ve kafa dağıtma olarak icra edenler.
elbette kimse kendini kanıtlamak, açıklamak zorunda değil. ancak sınırı hakikaten aşıyorsunuz, sanki belaltı hareketler yapılmış gibi öyle bir yaftalıyorsunuz ki, koskoca insanlar kendini açıklamak durumunda kalıyor. düşündüğünüz gibi bir amacım yok diye kendini açıklamaya çalışıyor. böyle seviyorum, ilgi alanım bu, ben böyleyim diye açıklamaya çalışıyorlar. onlara çok hak veriyorum. dalga geçilen yazarların bazı kriterlerine bende uyuyorum çünkü. istemsizce bazen kendimi açıklıyorum, hayır sandığınız gibi tribünlere oynamıyorum demek istiyor, aslında bunu şu yüzden yapıyorum diye göstermek istiyorum ancak kendimi ifade etmekte zorlanıyorum o yüzden bu kendimi açıklama kısmını ne kadar canımı sıksa da bıraktım. bunu başarıyla yapıp karşısındakilerin çenesini kapatan yazarları tebrik ediyorum.
tam olarak ne için rahatsızsınız ve bu derece saldırgansınız gerçekten çözmüş değilim. insanlar başkalarını rahatsız etmeden siteyi bırakın da diledikleri gibi kullansınlar. ne var bunda? yok uzun yazanları okumuyorum, madalyalı tanımları okumuyorum, madalya toplayanlar skora oynuyor bilmem ne.. sizin dilinize doladığınız kadar bu yazarlar sizin hiçbir getirisi olmayan tanımlarınıza bir tane laf etmiyor gördüğüm kadarıyla. bende rahatsız değilim esasen eğlenceli kısa tanımlarınızdan. bir çoğunuzu okuyup gülüyorum oyluyorum, profilinizi ziyaret ediyorum. iş niyeyse uzun yazanlara gelince öyle yürümüyor. niye ki.. gerçekten niye yapıyorsunuz bunu insanlara?
madalya toplamak için tanımı uygun kriterde yazdığımızı anlatan başlık gördüm en son. e ama madalya almamış ve almayacak olan bir sürü uzun yazımız da var onlara ne diyorsunuz acaba? lütfen onlara da edecek bir laf bulun.
çünkü yapılan ciddi bir zorbalık. hadsiz ithamlar, dalga geçmeler, küçümsemeler ne ararsan var. bunu yapan yazar profilleri de belli, aynı içerikte tanımlar başlıklar üreten, popüleriteye tapınan yazarlar. saçmalama sanatını troll ve kafa dağıtma olarak icra edenler.
elbette kimse kendini kanıtlamak, açıklamak zorunda değil. ancak sınırı hakikaten aşıyorsunuz, sanki belaltı hareketler yapılmış gibi öyle bir yaftalıyorsunuz ki, koskoca insanlar kendini açıklamak durumunda kalıyor. düşündüğünüz gibi bir amacım yok diye kendini açıklamaya çalışıyor. böyle seviyorum, ilgi alanım bu, ben böyleyim diye açıklamaya çalışıyorlar. onlara çok hak veriyorum. dalga geçilen yazarların bazı kriterlerine bende uyuyorum çünkü. istemsizce bazen kendimi açıklıyorum, hayır sandığınız gibi tribünlere oynamıyorum demek istiyor, aslında bunu şu yüzden yapıyorum diye göstermek istiyorum ancak kendimi ifade etmekte zorlanıyorum o yüzden bu kendimi açıklama kısmını ne kadar canımı sıksa da bıraktım. bunu başarıyla yapıp karşısındakilerin çenesini kapatan yazarları tebrik ediyorum.
tam olarak ne için rahatsızsınız ve bu derece saldırgansınız gerçekten çözmüş değilim. insanlar başkalarını rahatsız etmeden siteyi bırakın da diledikleri gibi kullansınlar. ne var bunda? yok uzun yazanları okumuyorum, madalyalı tanımları okumuyorum, madalya toplayanlar skora oynuyor bilmem ne.. sizin dilinize doladığınız kadar bu yazarlar sizin hiçbir getirisi olmayan tanımlarınıza bir tane laf etmiyor gördüğüm kadarıyla. bende rahatsız değilim esasen eğlenceli kısa tanımlarınızdan. bir çoğunuzu okuyup gülüyorum oyluyorum, profilinizi ziyaret ediyorum. iş niyeyse uzun yazanlara gelince öyle yürümüyor. niye ki.. gerçekten niye yapıyorsunuz bunu insanlara?
madalya toplamak için tanımı uygun kriterde yazdığımızı anlatan başlık gördüm en son. e ama madalya almamış ve almayacak olan bir sürü uzun yazımız da var onlara ne diyorsunuz acaba? lütfen onlara da edecek bir laf bulun.
devamını gör...
nickaltı zorbalığı
çok sık karşılaştığımız.
bilemiyorum garip olan ben miyim ama hiç tanımadığım, yüzünü görmediğim, neyi neden yaptığını bilmediğim insanlar hakkında bu kadar kesin ve net yargılara varmak ve bunu herkese ilan etmek bana, yapılmaması gereken bir şey olarak görünüyor.
insanız; bazen sebepli bazen sebepsiz birilerine kanımız kaynar, birilerine de durup dururken gıcık olabiliriz. benim de var burada doğru dürüst tanımadığım halde uzaktan uzağa sevdiğim ya da uyuz olduğum insanlar. bana da aynı şeyleri hissedenler vardır. buraya kadar normal çünkü bu kontrol edilebilecek bir şey değil. lakin bir nickaltına girip kelimelerce yazı girmek anlık ya da kontrol edilemez bir şey değil. bilinçli yapılan bir hareket.
şimdi diyeceksiniz ki tanımadığınız kişiler hakkında olumlu şeyler yazarken iyi de olumsuzu yazınca mı kötü? evet. neden biliyor musunuz? yazdığınız olumsuz şeylerin insanları nasıl etkileyeceğini bilemezsiniz de ondan. bir insanı eleştirebilirsiniz tabii ki ve uygun bir dille bunu kendisine söyleyebilirsiniz. fakat bunu hem herkesin içinde hem de saldırganca yaparsanız, tanısanız belki de yaptığınıza pişman olacağınız bir insanı haksız ve gereksiz yere kırmış olursunuz.
herkesin buraya gelme nedeni farklı. mesela öyle bir toplumda yaşıyoruz ki depresyon ilaçları kullanmayan insan yok gibi * bu insanların bazıları belki de doktor tavsiyesiyle böyle ortamlarda takılıp kendilerini toparlamaya çalışıyorlar. kendilerine iyi geleni yapmak ve ruhlarının yaralarını sarmak istiyorlar belki. tam bunu yaparken karşılarına geçip her şeyi bir anda yerle bir etmek size ne kazandıracak? empati çok ama çok değerli bir yetenek. bunu mutlaka kullanın.
özellikle sözlüklerde mümkün olduğunca kaçınılması gereken şey -en azından bana göre- kişilik analizi yapmaktan kaçınmak. yazarlığını övün, eleştirin; o önemli değil ama insanların şahsıyla ilgili yorum yapmaktan kaçının.
hele özel hayatla ilgili hiç kimse hakkında konuşmayın. öncelikle 2 kişi arasında yaşanan bir şeyde üçüncüye ne düşer herkes biliyor. *
sonra biliyoruz ki hayat herkesi kınadığı yerden vurur. asla yapmayacağınızı iddia ettiğiniz bir şeyi hiç hesapta yokken öyle bir yaparsınız ki kendiniz de şaşarsınız bunu nasıl oldu da yaptım diye yahut en yakınlarınız, çoluğunuz çocuğunuz yapar. ister misiniz o zaman herkesin ortasında size ya da en sevdiklerinize özel olan şeylerin konuşulmasını? istemezseniz başkasına da yapmayın o zaman.
***
girin, yazacağınızı yazın ve çıkın arkadaşlar! kimseyi yargılamak, kimse hakkında atıp tutmak sizin göreviniz değil. hem kaliteli sözlük isteyip hem de olur olmaz her şeyi gündeme taşımak ve burayı sözlüğe değil gıybet kazanına çevirmek, kaostan birkaç saat ya da günlüğüne keyif alan birkaç kişi dışında hiçbirimize bir fayda sağlamıyor.
not: aşırı ponçiklik benim de hoşuma gitmiyor. orasını ayrıca tartışabilirim *
not: sözlükte neler olup bittiğini bilmiyorum. başlığı genel anlamıyla değerlendirdim. kimseye taraf ya da karşı değilim. hatta neler olup bittiğini anlatacak varsa mesaj atabilir.
bilemiyorum garip olan ben miyim ama hiç tanımadığım, yüzünü görmediğim, neyi neden yaptığını bilmediğim insanlar hakkında bu kadar kesin ve net yargılara varmak ve bunu herkese ilan etmek bana, yapılmaması gereken bir şey olarak görünüyor.
insanız; bazen sebepli bazen sebepsiz birilerine kanımız kaynar, birilerine de durup dururken gıcık olabiliriz. benim de var burada doğru dürüst tanımadığım halde uzaktan uzağa sevdiğim ya da uyuz olduğum insanlar. bana da aynı şeyleri hissedenler vardır. buraya kadar normal çünkü bu kontrol edilebilecek bir şey değil. lakin bir nickaltına girip kelimelerce yazı girmek anlık ya da kontrol edilemez bir şey değil. bilinçli yapılan bir hareket.
şimdi diyeceksiniz ki tanımadığınız kişiler hakkında olumlu şeyler yazarken iyi de olumsuzu yazınca mı kötü? evet. neden biliyor musunuz? yazdığınız olumsuz şeylerin insanları nasıl etkileyeceğini bilemezsiniz de ondan. bir insanı eleştirebilirsiniz tabii ki ve uygun bir dille bunu kendisine söyleyebilirsiniz. fakat bunu hem herkesin içinde hem de saldırganca yaparsanız, tanısanız belki de yaptığınıza pişman olacağınız bir insanı haksız ve gereksiz yere kırmış olursunuz.
herkesin buraya gelme nedeni farklı. mesela öyle bir toplumda yaşıyoruz ki depresyon ilaçları kullanmayan insan yok gibi * bu insanların bazıları belki de doktor tavsiyesiyle böyle ortamlarda takılıp kendilerini toparlamaya çalışıyorlar. kendilerine iyi geleni yapmak ve ruhlarının yaralarını sarmak istiyorlar belki. tam bunu yaparken karşılarına geçip her şeyi bir anda yerle bir etmek size ne kazandıracak? empati çok ama çok değerli bir yetenek. bunu mutlaka kullanın.
özellikle sözlüklerde mümkün olduğunca kaçınılması gereken şey -en azından bana göre- kişilik analizi yapmaktan kaçınmak. yazarlığını övün, eleştirin; o önemli değil ama insanların şahsıyla ilgili yorum yapmaktan kaçının.
hele özel hayatla ilgili hiç kimse hakkında konuşmayın. öncelikle 2 kişi arasında yaşanan bir şeyde üçüncüye ne düşer herkes biliyor. *
sonra biliyoruz ki hayat herkesi kınadığı yerden vurur. asla yapmayacağınızı iddia ettiğiniz bir şeyi hiç hesapta yokken öyle bir yaparsınız ki kendiniz de şaşarsınız bunu nasıl oldu da yaptım diye yahut en yakınlarınız, çoluğunuz çocuğunuz yapar. ister misiniz o zaman herkesin ortasında size ya da en sevdiklerinize özel olan şeylerin konuşulmasını? istemezseniz başkasına da yapmayın o zaman.
***
girin, yazacağınızı yazın ve çıkın arkadaşlar! kimseyi yargılamak, kimse hakkında atıp tutmak sizin göreviniz değil. hem kaliteli sözlük isteyip hem de olur olmaz her şeyi gündeme taşımak ve burayı sözlüğe değil gıybet kazanına çevirmek, kaostan birkaç saat ya da günlüğüne keyif alan birkaç kişi dışında hiçbirimize bir fayda sağlamıyor.
not: aşırı ponçiklik benim de hoşuma gitmiyor. orasını ayrıca tartışabilirim *
not: sözlükte neler olup bittiğini bilmiyorum. başlığı genel anlamıyla değerlendirdim. kimseye taraf ya da karşı değilim. hatta neler olup bittiğini anlatacak varsa mesaj atabilir.
devamını gör...
mewing
dil hareketleri ile keskin yüz hattına sahip olabilmek için yapılan harekete verilen ad.
devamını gör...
cüzzam hastalığı
--- alıntı ---
cüzzam hastalığı (hansen hastalığı olarak da bilinir) mycobacterium leprae adı verilen bakterilerin neden olduğu bir enfeksiyondur. bu bakteriler çok yavaş büyür ve enfeksiyon belirtileri geliştirmesi 20 yıla kadar sürebilir.
hastalık, sinirlerin hasar görmesine neden olabileceği gibi, cilt dokusunu, gözleri aynı zamanda burun membranını (mukozası) da etkileyebilir. bakteriler cildin altında şişen sinirlere saldırır. bu, etkilenen bölgelerin dokunma ve ağrıyı algılama yeteneğini kaybetmesine neden olabilir. bu da doğrudan doğruya kesikler ve yanıklar gibi yaralanmalara sebebiyet verebilir. genellikle, etkilenen cilt renk değiştirir ve iki şekilde de ortaya çıkabilir:
daha hafif veya daha koyu, genellikle kuru veya pul pul, his kaybı ile
veya
cildin iltihabı nedeniyle kırmızımsı.
tedavi edilmezse sinir hasarı, ellerin ve ayakların felce uğramasına neden olabilir. çok ileri vakalarda, kişi duyu eksikliği nedeniyle birden fazla yaralanmaya maruz kalabilir ve sonunda vücut, etkilenen bölgeleri zamanla yeniden emebilir, bu da görünür şekilde parmak kaybına neden olabilir. yüz sinirleri etkilenirse kornea ülseri ve körlük de ortaya çıkabilir. ileri cüzzam hastalığının diğer belirtileri, burun septumuna verilen hasardan kaynaklanan kaş kaybı ve sırt-burun deformitesini içerebilir.
erken tanı ve tedavi genellikle hastalıktan kaynaklanabilecek sakatlığı önler ve dolayısıyla cüzzam hastalığı olan insanlar çalışmaya ve aktif bir yaşam sürmeye devam edebilir. tedavi başladıktan sonra artık hastalık bulaşıcı değildir. bununla birlikte, doktor tarafından yönetilen tüm tedavi sürecini bitirmek, tedavinin sonuca ulaşması açısından son derece önemlidir.
geçmişte her yıl dünya çapında 250.000 kişi cüzzam hastalığından muzdarip olurdu. oldukça bulaşıcı, yıkıcı bir hastalık olarak biliniyordu ve korkuluyordu ancak şimdi yayılmasının zor olduğunu ve fark edildiğinde kolayca tedavi edilebileceğini biliyoruz. yine de, hastalık hakkında birçok ön yargı halen günümüzde de devam etmektedir ve hastalığa yakalananlar, çevreden izole edilir, ayrımcılığa uğrarlar.
cüzzam hastalığının insanlar arasında nasıl yayıldığı tam olarak bilinmez. şu anda bilim insanları, cüzzam hastalığı olan bir kişi öksürdüğünde veya hapşırdığında ya da sağlıklı bir kişinin bakterileri içeren damlacıkları nefes yoluyla vücuduna aldığında hastalığı kapabileceğini düşünüyor. hastalığa yakalanmak için aylarca tedavi edilmemiş cüzzamlı biriyle uzun süreli, yakın temas gerekli.
cüzzam hastalığı olan bir kişiyle aşağıdaki gibi gündelik temaslardan cüzzam alamazsınız:
el sıkışmak veya sarılmak,
otobüste yan yana oturmak,
birlikte yemek yemek.
ayrıca cüzzam hastalığı hamilelik sırasında anneden doğmamış bebeğine de geçmez ve cinsel temas yoluyla da yayılmaz.
bakterilerin yavaş büyüyen doğası ve hastalığın belirtilerinin ortaya çıkması uzun zaman aldığı için, enfeksiyon kaynağını bulmak genellikle çok zordur.
güney amerika'da, bazı armadillolar doğal olarak insanlarda hansen hastalığına neden olan bakterilerle enfekte olurlar ve bunu insanlara yayabilirler. bununla birlikte, risk çok düşüktür ve armadillolarla temas eden çoğu insanın hansen hastalığına yakalanma olasılığı düşüktür.
genel sağlık nedenleriyle, mümkün olduğunda armadillolarla temastan kaçının. bir armadillo ile temas kurduysanız ve hansen hastalığından endişe ediyorsanız, bir sağlık uzmanınına danışın. doktorunuz zaman içinde sizi takip edecek ve hastalığı geliştirip geliştirmediğinizi görmek için periyodik cilt muayeneleri yapacaktır. eğer cüzzam hastalığınız varsa, doktorunuz tedavi almanıza yardımcı olabilir.
genel olarak, dünyadaki herhangi bir yetişkin için cüzzam hastalığına yakalanma riski çok düşüktür. çünkü tüm insanların %95'inden fazlası hastalığa karşı doğal bağışıklığa sahiptir.
hastalığın yaygın olduğu bir ülkede yaşıyorsanız, hastalık riski altında olabilirsiniz. 2011-2015 yılları arasında dsö'ye binden daha çok hansen hastalığı bildirimi yapan ülkeler şunlardır:
afrika: mozambik, demokratik kongo cumhuriyeti, etiyopya, madagaskar, nepal, nijerya, tanzanya.
asya: myanmar, bangladeş, hindistan, endonezya, filipinler, sri lanka.
amerika kıtası: brezilya.
cüzzam hastalığının tedavisini almayan insanlarla uzun süre yakın temas halinde iseniz da risk altında olabilirsiniz. eğer tedavi edilmezlerse, hansen hastalığına neden olan bakterilere maruz kalabilirsiniz. bununla birlikte, hastalar tedaviye başlar başlamaz, artık hastalığı yaymazlar.
belirtiler yaygın şekilde cilt dokusunu, sinir hücrelerini ve mukoza membranını etkiler.
hastalık verilen cilt semptomlarına sebebiyet verebilir:
uyuşmuş ve renksiz görünebilen ciltte oluşan lekeler,
deride oluşan nodüller (büyümeler)
kalınlaşmış, sertleşmiş yada kurumuş cilt dokusu
ayağın tabanında oluşan ülserler
yüzde ya da kulak memelerinde oluşan ağrısız şişlikler
kaşta dökülme ya da kirpik kayıpları
sinirlere hasar verdiğinde ortaya çıkan semptomlar:
ciltte etkilenen bölgelerde uyuşma görülmesi
kaslarda zayıflık ya da felç (yaygın olarak elde ve ayakta)
genişlemiş sinir hücreleri
kör olmaya yol açabilecek göz hastalıkları (yüzdeki sinirler etkilendiğinde)
mukoza zarında cüzzamın sebep olabileceği semptomlar şunlar olabilir:
burunda tıkanmalar
burunda kanama görülmesi
cüzzam sinirlere zarar verdiğinden dolayı, duyu kaybı ya da his kaybı oluşabilir. duyu kaybı meydana geldiğinde, yanıklar benzeri yaralanmalar anlaşılmayabilir. size zarar verebilecek acıyı hissetmeyebileceğinizden, vücudunuzun etkilenen bölümlerinin yaralanmamasına dikkat edin.
tedavi edilmezse, gelişmiş cüzzam belirtileri şunları içerebilir:
ellerin ve ayakların felci ve sakatlanması
yeniden emilim nedeniyle ayak parmaklarının ve parmakların kısalması
ayakların dibinde iyileşmeyen kronik nodüller
görme kaybı
kaşların dökülmesi
burunda şekil bozuklukları oluşması
nadiren ortaya çıkabilecek başka belirtiler şunlardır:
ağrı verebilen veya hassas sinirler
etkilenen bölgede kızarıklık ve ağrı
deride yanma hissi.
cüzzam hastalığı, normal ciltten daha açık veya daha koyu görünebilecek cilt lekelerinin ortaya çıkmasıyla tanınabilir. bazen etkilenen cilt bölgeleri kırmızımsı olabilir. bu cilt lekelerinde his kaybı yaygındır. iğne ile hafif bir dokunuşu bile hissetmeyebilirsiniz.
tanıyı doğrulamak için, doktorunuz mikroskop altında bakterileri aramak amacıyla cildinizin veya sinirinizin bir örneğini (cilt veya sinir biyopsisi yoluyla) alacak ve diğer cilt hastalıklarını ekarte etmek için testler yapacaktır.
hansen’in hastalığı bir antibiyotik kombinasyonu ile tedavi edilir. tipik olarak, aynı anda 2 veya 3 antibiyotik kullanılır. bunlara rifampisin içeren dapson ve bazı hastalık türleri için klofazimin eklenir. buna çoklu ilaç tedavisi denir. bu strateji, aynı zamanda tedavinin uzunluğu nedeniyle ortaya çıkabilecek bakteriler tarafından antibiyotik direncinin gelişmesini önlemeye yardımcı olur.
tedavi genellikle bir ila iki yıl sürer. tedavi öngörülen şekilde tamamlanırsa hastalık tedavi edilebilir.
cüzzam hastalığı nedeniyle tedavi aldıysanız, aşağıdakileri yapmanız önemlidir:
vücudun belirli bölgelerinde uyuşma veya his kaybı yaşarsanız doktorunuza bildirin. bu, enfeksiyondan kaynaklanan sinir hasarından kaynaklanabilir. uyuşma ve his kaybınız varsa, yanıklar ve kesikler gibi oluşabilecek yaralanmaları önlemek için ekstra özen gösterin.
doktorunuz tedavinizin tamamlandığını söyleyene kadar antibiyotikleri alın. daha önce durursanız, bakteriler tekrar büyümeye başlayabilir ve tekrar hastalanabilirsiniz.
tedavi edilmezse sinir hasarları, ellerin ve ayakların felcine ve sakatlanmasına sebep olabilir. çok ileri vakalarda, kişi duyu eksikliği nedeniyle birden fazla yaralanmaya maruz kalabilir. gözün kornea (dış) duyu kaybı nedeniyle yüz sinirleri etkilenirse kornea ülserleri veya körlük de ortaya çıkabilir.
tedavi sırasında kullanılan antibiyotikler cüzzama neden olan bakterileri öldürecektir. ancak tedavi hastalığı tedavi edebilir ve daha da kötüleşmesini engelleyebilir, ancak tanıdan önce meydana gelebilecek sinir hasarını veya fiziksel bozulmayı tersine çevirmez. bu nedenle, herhangi bir kalıcı sinir hasarı meydana gelmeden önce hastalığın mümkün olduğunca erken teşhis edilmesi çok önemlidir.
--- alıntı --- buradan
cüzzam hastalığı konusunda ülkemizde en büyük farkındalığı yaratan ve en çok mücadele eden kişi çağdaş yaşamı destekleme derneğinin'de kurucusu olan doktor türkan saylan'dır.
cüzzam hastalığı (hansen hastalığı olarak da bilinir) mycobacterium leprae adı verilen bakterilerin neden olduğu bir enfeksiyondur. bu bakteriler çok yavaş büyür ve enfeksiyon belirtileri geliştirmesi 20 yıla kadar sürebilir.
hastalık, sinirlerin hasar görmesine neden olabileceği gibi, cilt dokusunu, gözleri aynı zamanda burun membranını (mukozası) da etkileyebilir. bakteriler cildin altında şişen sinirlere saldırır. bu, etkilenen bölgelerin dokunma ve ağrıyı algılama yeteneğini kaybetmesine neden olabilir. bu da doğrudan doğruya kesikler ve yanıklar gibi yaralanmalara sebebiyet verebilir. genellikle, etkilenen cilt renk değiştirir ve iki şekilde de ortaya çıkabilir:
daha hafif veya daha koyu, genellikle kuru veya pul pul, his kaybı ile
veya
cildin iltihabı nedeniyle kırmızımsı.
tedavi edilmezse sinir hasarı, ellerin ve ayakların felce uğramasına neden olabilir. çok ileri vakalarda, kişi duyu eksikliği nedeniyle birden fazla yaralanmaya maruz kalabilir ve sonunda vücut, etkilenen bölgeleri zamanla yeniden emebilir, bu da görünür şekilde parmak kaybına neden olabilir. yüz sinirleri etkilenirse kornea ülseri ve körlük de ortaya çıkabilir. ileri cüzzam hastalığının diğer belirtileri, burun septumuna verilen hasardan kaynaklanan kaş kaybı ve sırt-burun deformitesini içerebilir.
erken tanı ve tedavi genellikle hastalıktan kaynaklanabilecek sakatlığı önler ve dolayısıyla cüzzam hastalığı olan insanlar çalışmaya ve aktif bir yaşam sürmeye devam edebilir. tedavi başladıktan sonra artık hastalık bulaşıcı değildir. bununla birlikte, doktor tarafından yönetilen tüm tedavi sürecini bitirmek, tedavinin sonuca ulaşması açısından son derece önemlidir.
geçmişte her yıl dünya çapında 250.000 kişi cüzzam hastalığından muzdarip olurdu. oldukça bulaşıcı, yıkıcı bir hastalık olarak biliniyordu ve korkuluyordu ancak şimdi yayılmasının zor olduğunu ve fark edildiğinde kolayca tedavi edilebileceğini biliyoruz. yine de, hastalık hakkında birçok ön yargı halen günümüzde de devam etmektedir ve hastalığa yakalananlar, çevreden izole edilir, ayrımcılığa uğrarlar.
cüzzam hastalığının insanlar arasında nasıl yayıldığı tam olarak bilinmez. şu anda bilim insanları, cüzzam hastalığı olan bir kişi öksürdüğünde veya hapşırdığında ya da sağlıklı bir kişinin bakterileri içeren damlacıkları nefes yoluyla vücuduna aldığında hastalığı kapabileceğini düşünüyor. hastalığa yakalanmak için aylarca tedavi edilmemiş cüzzamlı biriyle uzun süreli, yakın temas gerekli.
cüzzam hastalığı olan bir kişiyle aşağıdaki gibi gündelik temaslardan cüzzam alamazsınız:
el sıkışmak veya sarılmak,
otobüste yan yana oturmak,
birlikte yemek yemek.
ayrıca cüzzam hastalığı hamilelik sırasında anneden doğmamış bebeğine de geçmez ve cinsel temas yoluyla da yayılmaz.
bakterilerin yavaş büyüyen doğası ve hastalığın belirtilerinin ortaya çıkması uzun zaman aldığı için, enfeksiyon kaynağını bulmak genellikle çok zordur.
güney amerika'da, bazı armadillolar doğal olarak insanlarda hansen hastalığına neden olan bakterilerle enfekte olurlar ve bunu insanlara yayabilirler. bununla birlikte, risk çok düşüktür ve armadillolarla temas eden çoğu insanın hansen hastalığına yakalanma olasılığı düşüktür.
genel sağlık nedenleriyle, mümkün olduğunda armadillolarla temastan kaçının. bir armadillo ile temas kurduysanız ve hansen hastalığından endişe ediyorsanız, bir sağlık uzmanınına danışın. doktorunuz zaman içinde sizi takip edecek ve hastalığı geliştirip geliştirmediğinizi görmek için periyodik cilt muayeneleri yapacaktır. eğer cüzzam hastalığınız varsa, doktorunuz tedavi almanıza yardımcı olabilir.
genel olarak, dünyadaki herhangi bir yetişkin için cüzzam hastalığına yakalanma riski çok düşüktür. çünkü tüm insanların %95'inden fazlası hastalığa karşı doğal bağışıklığa sahiptir.
hastalığın yaygın olduğu bir ülkede yaşıyorsanız, hastalık riski altında olabilirsiniz. 2011-2015 yılları arasında dsö'ye binden daha çok hansen hastalığı bildirimi yapan ülkeler şunlardır:
afrika: mozambik, demokratik kongo cumhuriyeti, etiyopya, madagaskar, nepal, nijerya, tanzanya.
asya: myanmar, bangladeş, hindistan, endonezya, filipinler, sri lanka.
amerika kıtası: brezilya.
cüzzam hastalığının tedavisini almayan insanlarla uzun süre yakın temas halinde iseniz da risk altında olabilirsiniz. eğer tedavi edilmezlerse, hansen hastalığına neden olan bakterilere maruz kalabilirsiniz. bununla birlikte, hastalar tedaviye başlar başlamaz, artık hastalığı yaymazlar.
belirtiler yaygın şekilde cilt dokusunu, sinir hücrelerini ve mukoza membranını etkiler.
hastalık verilen cilt semptomlarına sebebiyet verebilir:
uyuşmuş ve renksiz görünebilen ciltte oluşan lekeler,
deride oluşan nodüller (büyümeler)
kalınlaşmış, sertleşmiş yada kurumuş cilt dokusu
ayağın tabanında oluşan ülserler
yüzde ya da kulak memelerinde oluşan ağrısız şişlikler
kaşta dökülme ya da kirpik kayıpları
sinirlere hasar verdiğinde ortaya çıkan semptomlar:
ciltte etkilenen bölgelerde uyuşma görülmesi
kaslarda zayıflık ya da felç (yaygın olarak elde ve ayakta)
genişlemiş sinir hücreleri
kör olmaya yol açabilecek göz hastalıkları (yüzdeki sinirler etkilendiğinde)
mukoza zarında cüzzamın sebep olabileceği semptomlar şunlar olabilir:
burunda tıkanmalar
burunda kanama görülmesi
cüzzam sinirlere zarar verdiğinden dolayı, duyu kaybı ya da his kaybı oluşabilir. duyu kaybı meydana geldiğinde, yanıklar benzeri yaralanmalar anlaşılmayabilir. size zarar verebilecek acıyı hissetmeyebileceğinizden, vücudunuzun etkilenen bölümlerinin yaralanmamasına dikkat edin.
tedavi edilmezse, gelişmiş cüzzam belirtileri şunları içerebilir:
ellerin ve ayakların felci ve sakatlanması
yeniden emilim nedeniyle ayak parmaklarının ve parmakların kısalması
ayakların dibinde iyileşmeyen kronik nodüller
görme kaybı
kaşların dökülmesi
burunda şekil bozuklukları oluşması
nadiren ortaya çıkabilecek başka belirtiler şunlardır:
ağrı verebilen veya hassas sinirler
etkilenen bölgede kızarıklık ve ağrı
deride yanma hissi.
cüzzam hastalığı, normal ciltten daha açık veya daha koyu görünebilecek cilt lekelerinin ortaya çıkmasıyla tanınabilir. bazen etkilenen cilt bölgeleri kırmızımsı olabilir. bu cilt lekelerinde his kaybı yaygındır. iğne ile hafif bir dokunuşu bile hissetmeyebilirsiniz.
tanıyı doğrulamak için, doktorunuz mikroskop altında bakterileri aramak amacıyla cildinizin veya sinirinizin bir örneğini (cilt veya sinir biyopsisi yoluyla) alacak ve diğer cilt hastalıklarını ekarte etmek için testler yapacaktır.
hansen’in hastalığı bir antibiyotik kombinasyonu ile tedavi edilir. tipik olarak, aynı anda 2 veya 3 antibiyotik kullanılır. bunlara rifampisin içeren dapson ve bazı hastalık türleri için klofazimin eklenir. buna çoklu ilaç tedavisi denir. bu strateji, aynı zamanda tedavinin uzunluğu nedeniyle ortaya çıkabilecek bakteriler tarafından antibiyotik direncinin gelişmesini önlemeye yardımcı olur.
tedavi genellikle bir ila iki yıl sürer. tedavi öngörülen şekilde tamamlanırsa hastalık tedavi edilebilir.
cüzzam hastalığı nedeniyle tedavi aldıysanız, aşağıdakileri yapmanız önemlidir:
vücudun belirli bölgelerinde uyuşma veya his kaybı yaşarsanız doktorunuza bildirin. bu, enfeksiyondan kaynaklanan sinir hasarından kaynaklanabilir. uyuşma ve his kaybınız varsa, yanıklar ve kesikler gibi oluşabilecek yaralanmaları önlemek için ekstra özen gösterin.
doktorunuz tedavinizin tamamlandığını söyleyene kadar antibiyotikleri alın. daha önce durursanız, bakteriler tekrar büyümeye başlayabilir ve tekrar hastalanabilirsiniz.
tedavi edilmezse sinir hasarları, ellerin ve ayakların felcine ve sakatlanmasına sebep olabilir. çok ileri vakalarda, kişi duyu eksikliği nedeniyle birden fazla yaralanmaya maruz kalabilir. gözün kornea (dış) duyu kaybı nedeniyle yüz sinirleri etkilenirse kornea ülserleri veya körlük de ortaya çıkabilir.
tedavi sırasında kullanılan antibiyotikler cüzzama neden olan bakterileri öldürecektir. ancak tedavi hastalığı tedavi edebilir ve daha da kötüleşmesini engelleyebilir, ancak tanıdan önce meydana gelebilecek sinir hasarını veya fiziksel bozulmayı tersine çevirmez. bu nedenle, herhangi bir kalıcı sinir hasarı meydana gelmeden önce hastalığın mümkün olduğunca erken teşhis edilmesi çok önemlidir.
--- alıntı --- buradan
cüzzam hastalığı konusunda ülkemizde en büyük farkındalığı yaratan ve en çok mücadele eden kişi çağdaş yaşamı destekleme derneğinin'de kurucusu olan doktor türkan saylan'dır.
devamını gör...
görümce
2016 yapımı yönetmenliğini kıvanç baruönü'nün senaristliğini gupse özay' ın üstlendiği romantik komedi, aile filmidir.
yine bir gubse özay filmi yine aile içi ilişkiler komedisi yakalama çabası. sanırım benim gubse özay'la bir derdim var içten içe ki filmlerini bir türlü beğenemiyorum. yani komik sahneler vardı ama katıla katıla güldüğümü hatırlamıyorum. hafızama kazınan bir diyalogta yok demekki çok fazla beğenmemişim.
oyuncular: gupse özay, buğra gülsoy, eda ece, dilşah demir, zeynep kankonde, danilo zanna..
gubse özay bu sefer tahmin edildiği üzere görümce rolünde. yeliz karakterini canlandırıyor ve kardeşi ahmet'i (buğra gülsoy) gözünün önünden ayırmak istemiyor. aşırı derecede düşkün kardeşine. derken ahmet'in hayatına biri girer ve işler iyice karışır. evlenme kararı almaları son noktayı koyar. yeliz onları ayırmak için elinden geleni yapacaktır.
yeliz arkadaşlarıyla kafa kafaya verip deniz ve ahmet'i ayırma planları yapmaya başlar. deniz hiç bir şeyden habersiz yeliz'le yakınlaşmaya çalışır ahmet deniz'e fark ettirmeden onu korumaya çalışır. yeliz cadoloz görümcelik rolüne soyunurda soyunur.
bilmiyorum arkadaşlar ben gubse özay'ın oyunculuğuna tamam olamıyorum. illa beğenen ve 'evet ya kadın harika' diye vardır. bende oturmayan bir şeyler var. neyse beğenen ve seyretmek isteyenlere iyi seyirler diliyorum.
yine bir gubse özay filmi yine aile içi ilişkiler komedisi yakalama çabası. sanırım benim gubse özay'la bir derdim var içten içe ki filmlerini bir türlü beğenemiyorum. yani komik sahneler vardı ama katıla katıla güldüğümü hatırlamıyorum. hafızama kazınan bir diyalogta yok demekki çok fazla beğenmemişim.
oyuncular: gupse özay, buğra gülsoy, eda ece, dilşah demir, zeynep kankonde, danilo zanna..
gubse özay bu sefer tahmin edildiği üzere görümce rolünde. yeliz karakterini canlandırıyor ve kardeşi ahmet'i (buğra gülsoy) gözünün önünden ayırmak istemiyor. aşırı derecede düşkün kardeşine. derken ahmet'in hayatına biri girer ve işler iyice karışır. evlenme kararı almaları son noktayı koyar. yeliz onları ayırmak için elinden geleni yapacaktır.
yeliz arkadaşlarıyla kafa kafaya verip deniz ve ahmet'i ayırma planları yapmaya başlar. deniz hiç bir şeyden habersiz yeliz'le yakınlaşmaya çalışır ahmet deniz'e fark ettirmeden onu korumaya çalışır. yeliz cadoloz görümcelik rolüne soyunurda soyunur.
bilmiyorum arkadaşlar ben gubse özay'ın oyunculuğuna tamam olamıyorum. illa beğenen ve 'evet ya kadın harika' diye vardır. bende oturmayan bir şeyler var. neyse beğenen ve seyretmek isteyenlere iyi seyirler diliyorum.
devamını gör...
lal
lal, kelimesinin farsçadan dilimize girmiş olanı 'dilsiz' demektir. tevafuk bu ya "dil" de 'konuşma organı' olmanın yanında 'gönül' anlamını da taşır. belki de sessizlikler, gönülsüzlüklerinden olan insanlara da bu sıfat yakışır diye düşündürür beni. dilde en yaygın kullanımı ise bu sıfattır.
kelimenin arapçadan gelen anlamı ise 'parlak kırmızı taş' anlamını taşımaktadır.
aynı zamanda divan edebiyatında 'sevgili' ya da 'şarap' anlamında kullanılan mazmundur.
'lal'in farsça anlamına örnek olarak fuzuli'nin şu beytini gösterebiliriz:
hayret ey büt sûretün gördükde lâl eyler meni
sûret-i hâlüm gören sûret hayâl eyler meni
(ey put gibi güzel sevgili, ben senin suretini gördüğümde hayret
benim dilimi lal eder. benim halimin suretini gören de beni bir resimden
ibaret sanır.)
mazmun olarak kullanılmasına örnek olarak da nedim'in şu beytini bırakayım :
bûs-ı la'lin şöyle sîr-âb-ı zülâl eyler beni
kim gören âb-ı hayât içmiş hayâl eyler beni
(senin lal dudağının bir öpücüğü beni serinletici, billur suya kandırır.
öyle ki beni gören ab-ı hayat içmiş zanneder. )
kelimenin arapçadan gelen anlamı ise 'parlak kırmızı taş' anlamını taşımaktadır.
aynı zamanda divan edebiyatında 'sevgili' ya da 'şarap' anlamında kullanılan mazmundur.
'lal'in farsça anlamına örnek olarak fuzuli'nin şu beytini gösterebiliriz:
hayret ey büt sûretün gördükde lâl eyler meni
sûret-i hâlüm gören sûret hayâl eyler meni
(ey put gibi güzel sevgili, ben senin suretini gördüğümde hayret
benim dilimi lal eder. benim halimin suretini gören de beni bir resimden
ibaret sanır.)
mazmun olarak kullanılmasına örnek olarak da nedim'in şu beytini bırakayım :
bûs-ı la'lin şöyle sîr-âb-ı zülâl eyler beni
kim gören âb-ı hayât içmiş hayâl eyler beni
(senin lal dudağının bir öpücüğü beni serinletici, billur suya kandırır.
öyle ki beni gören ab-ı hayat içmiş zanneder. )
devamını gör...
esogü tıp öğrencilerinin sınav mağduriyeti
esogü yine şaşırtmadı. bu okul benim ömrümü yedi arkadaşlar, belirli bir sistemi oturtamadılar yıllarca. ya yaz okulu olur, ya büt olur. bu okulda ya ikisi birden oluyor ya da ikisi de olmuyor. öbs, enformatik gibi web sistemleri her zaman hata verir. kampüs desen koca bir şantiyedir zaten. mühendislik bölümleri kampüsün sonunda olduğu halde bir ara ringleri kaldırdı bu adamlar.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarını ağlatan filmler
babam ve oğlum.
zaten bu filmi seyredip ağlamamak sanırım zordur.
iftarlık gazoz.
schindler'in listesi. müzikleri sebebiyle daha çok.
zaten bu filmi seyredip ağlamamak sanırım zordur.
iftarlık gazoz.
schindler'in listesi. müzikleri sebebiyle daha çok.
devamını gör...