transseksüel
tarihi aslında bilinenden ve tahmin edilenden çok daha eski olan.
"antik avrasya'nın diğer bölümlerinde üçüncü cinsten ruhani insanlar geleneği vardı. hem heredot hem de hipokrat, iskitler'in enareeler'inden, yani erkek cinsinden kadın cinsine geçiş yapmış olan ve genital organlarını işlevsiz hale getirip kadın rollerini benimsemiş olan transeksüel şamanlardan bahseder.
enareeler'in kendi halklarının en güçlü şamanları oldukları söylenmiştir. hatta ovidius, bazı iskit rahibelerinin kızışma dönemindeki kısrakların sidiğini distile ederek "kadın zehri" yapmayı bildiklerini ve bu zehrin dozajını erkekleri feminize edecek şekilde ayarlayabildiklerini iddia etmiştir.
ortalama bir insan bunu saçma bulup bir kenara atabilir, tabii eğer premarin'in yani günümüzde kullanımı en yaygın olan östrojen ilacının ana kaynağının hamile kısrak sidiği olduğunu bilmezse. enareeler ayrıca bol bol meyankökü yerlerdi - bu bitkinin tüketimi iskitlerde o kadar yaygındı ki antik yunanlar bunun ihracatını "iskit kökü" adı altında yapardı - ki meyankökü de bir anti-androjendir."
ergi - the way of the third
enareeler için ayrıca wikipedia'daki tanımı da çevirmeyi uygun gördüm:
"enaree ve ya enarei, efemine ve ya androjen olarak tanımlanan iskit şamanlarına verilen addır. iskit şamanizmi, çeşitli entojenlerin kullanımı vasıtasıyla ulaşılan dini cezbeleri içerirdi; iskitlerin tapınakları yoktu ve onlar doğanın güçlerine taparlardı.
herodot'a göre, aşkelon şehrindeki afrodit tapınağını talan etmiş olan iskitler ve onlardan sonra gelen tüm nesilleri, tanrıçalar tarafından "kadın" hastalığıyla lanetlenmişlerdir: ve bunun sonucunda iskitler kendilerinin bu yaptıkları talan sonucunda lanetlenmiş olduklarını ve bu yüzden iskit topraklarını ziyaret yabancıların aralarındaki enareelerin durumunu gördüklerini söylemişlerdir.
heredot ayrıca onların bazı dini uygulamalarından şöyle bahsetmiştir:
iskit halkının bir çok kahinleri* vardır, bu kahinler söğüt dallarından yapılma asalarıyla kehanetlerde bulunur. büyük asa demetleri getirirler, bu demetler yere serilir ve bağları açılır, ve onlar bu sopaları yere bir bir sererken kehanetlerini dile getirirler; ve hala konuşmaktayken de sopaları tekrar bir araya getirip eskisi gibi yerleştirirler. bu kehanet geleneği onlara atalarından miras kalmıştır. bir ağaç kabuğunu üç parçaya bölerler, ve bu kabuk parçalarını parmaklarının arasında örüp çözerken gaiplerden haber verirler.
büyük tıp adamı hipokrat, enareelerden bahsettiği havalar, sular ve yerler üzerine adlı çalışmasında, her ne kadar iskitler bu efeminizmin ilahi bir sebebi olduğunu düşünseler de kendisinin bunu iskitlerin devamlı olarak ata binmeleriyle ilişkilendirdiği ve bu nedenle kadınsal roller edindiklerini düşündüğü yazar."
"antik avrasya'nın diğer bölümlerinde üçüncü cinsten ruhani insanlar geleneği vardı. hem heredot hem de hipokrat, iskitler'in enareeler'inden, yani erkek cinsinden kadın cinsine geçiş yapmış olan ve genital organlarını işlevsiz hale getirip kadın rollerini benimsemiş olan transeksüel şamanlardan bahseder.
enareeler'in kendi halklarının en güçlü şamanları oldukları söylenmiştir. hatta ovidius, bazı iskit rahibelerinin kızışma dönemindeki kısrakların sidiğini distile ederek "kadın zehri" yapmayı bildiklerini ve bu zehrin dozajını erkekleri feminize edecek şekilde ayarlayabildiklerini iddia etmiştir.
ortalama bir insan bunu saçma bulup bir kenara atabilir, tabii eğer premarin'in yani günümüzde kullanımı en yaygın olan östrojen ilacının ana kaynağının hamile kısrak sidiği olduğunu bilmezse. enareeler ayrıca bol bol meyankökü yerlerdi - bu bitkinin tüketimi iskitlerde o kadar yaygındı ki antik yunanlar bunun ihracatını "iskit kökü" adı altında yapardı - ki meyankökü de bir anti-androjendir."
ergi - the way of the third
enareeler için ayrıca wikipedia'daki tanımı da çevirmeyi uygun gördüm:
"enaree ve ya enarei, efemine ve ya androjen olarak tanımlanan iskit şamanlarına verilen addır. iskit şamanizmi, çeşitli entojenlerin kullanımı vasıtasıyla ulaşılan dini cezbeleri içerirdi; iskitlerin tapınakları yoktu ve onlar doğanın güçlerine taparlardı.
herodot'a göre, aşkelon şehrindeki afrodit tapınağını talan etmiş olan iskitler ve onlardan sonra gelen tüm nesilleri, tanrıçalar tarafından "kadın" hastalığıyla lanetlenmişlerdir: ve bunun sonucunda iskitler kendilerinin bu yaptıkları talan sonucunda lanetlenmiş olduklarını ve bu yüzden iskit topraklarını ziyaret yabancıların aralarındaki enareelerin durumunu gördüklerini söylemişlerdir.
heredot ayrıca onların bazı dini uygulamalarından şöyle bahsetmiştir:
iskit halkının bir çok kahinleri* vardır, bu kahinler söğüt dallarından yapılma asalarıyla kehanetlerde bulunur. büyük asa demetleri getirirler, bu demetler yere serilir ve bağları açılır, ve onlar bu sopaları yere bir bir sererken kehanetlerini dile getirirler; ve hala konuşmaktayken de sopaları tekrar bir araya getirip eskisi gibi yerleştirirler. bu kehanet geleneği onlara atalarından miras kalmıştır. bir ağaç kabuğunu üç parçaya bölerler, ve bu kabuk parçalarını parmaklarının arasında örüp çözerken gaiplerden haber verirler.
büyük tıp adamı hipokrat, enareelerden bahsettiği havalar, sular ve yerler üzerine adlı çalışmasında, her ne kadar iskitler bu efeminizmin ilahi bir sebebi olduğunu düşünseler de kendisinin bunu iskitlerin devamlı olarak ata binmeleriyle ilişkilendirdiği ve bu nedenle kadınsal roller edindiklerini düşündüğü yazar."
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin'e soru sor
t: yoldaş benjamin franklin'e soracağımız sorular.
soru1: bir sözlük açmak aklına ne zaman geldi?
soru2: kafa sözlük'e kaç türk lirası yatırdın?
soru3: neden iko?
soru4: iko'ya maaş veriyor musun yoksa karın tokluğuna mı çalıştırıyorsun?
soru5: recep tayyip erdoğan mı daha yakışıklı yoksa mansur yavaş mı?
soru1: bir sözlük açmak aklına ne zaman geldi?
soru2: kafa sözlük'e kaç türk lirası yatırdın?
soru3: neden iko?
soru4: iko'ya maaş veriyor musun yoksa karın tokluğuna mı çalıştırıyorsun?
soru5: recep tayyip erdoğan mı daha yakışıklı yoksa mansur yavaş mı?
devamını gör...
ilişkilerden edinilen tecrübe
bir yerde inceliyor ilişki ve bu noktada ayrılmayı daha doğrusu "ayrılabilmeyi" bilmek gerekiyor.
sunay akın'ın da dediği gibi:
"eğer inceldiği yerden kopmasına izin vermezsen,
gün gelir en sağlam yerinden kopar.
canın yanar, canını yakar."
sunay akın'ın da dediği gibi:
"eğer inceldiği yerden kopmasına izin vermezsen,
gün gelir en sağlam yerinden kopar.
canın yanar, canını yakar."
devamını gör...
psikolojik şiddet
bazı durumlarda fiziksel şiddetten çok daha kötü sonuçlara yol açabilen şiddet türüdür. çünkü fiziksel şiddette saldırgan sizi öldürme ihtimaline sahipken psikolojik şiddette sizi kendinizi öldürmeye sürükleyebilir.
şöyle bir söz var. kime ait olduğunu bilmem ama çok severim. bu durumu da çok iyi açıklar.
"mesela bir insan sizi cümleleriyle defalarca kez öldürebilir ama dünyanın hiçbir yerinde cinayet sayılmaz bu."
şöyle bir söz var. kime ait olduğunu bilmem ama çok severim. bu durumu da çok iyi açıklar.
"mesela bir insan sizi cümleleriyle defalarca kez öldürebilir ama dünyanın hiçbir yerinde cinayet sayılmaz bu."
devamını gör...
olgunluk belirtileri
küfretmeden, hakaret etmeden derdini anlatabilmek...
kolay öfkelenmemek, öfkelendiğinde bunu kontrol altında tutabilmek...
insanların ne dediğini takmamak ve hayatını kendi isteklerin doğrultusunda şekillendirmek...
dedikodu yapmamak, insanları olduğu gibi kabul etmek, edemiyorsan arkalarından atıp tutmak yerine onlardan uzak durmak...
"kadınlar şöyledir", "erkekler böyledir" gibi aptalca genellemelerden kaçınmak, insanların birbirlerinden farklı olduğunu anlamak...
bir ya da birkaç insandan ağzı yandığında bunun faturasını başkalarına kesmemek...
tek eşli olmayı enayilik olarak değil, insanlık olarak görmek...
yeri geldiğinde alttan alabilmeyi ve özür dilemeyi bilmek...
insanlarla kavga etmemeyi karaktersizlik olarak görmemek, kısacık hayatımızda buna değmediğini anlamak...
...
kolay öfkelenmemek, öfkelendiğinde bunu kontrol altında tutabilmek...
insanların ne dediğini takmamak ve hayatını kendi isteklerin doğrultusunda şekillendirmek...
dedikodu yapmamak, insanları olduğu gibi kabul etmek, edemiyorsan arkalarından atıp tutmak yerine onlardan uzak durmak...
"kadınlar şöyledir", "erkekler böyledir" gibi aptalca genellemelerden kaçınmak, insanların birbirlerinden farklı olduğunu anlamak...
bir ya da birkaç insandan ağzı yandığında bunun faturasını başkalarına kesmemek...
tek eşli olmayı enayilik olarak değil, insanlık olarak görmek...
yeri geldiğinde alttan alabilmeyi ve özür dilemeyi bilmek...
insanlarla kavga etmemeyi karaktersizlik olarak görmemek, kısacık hayatımızda buna değmediğini anlamak...
...
devamını gör...
normal bir kadıköy beyefendisi
söndürün kalbimi
gidiyor gönlümün efendisi
durdurun onsuz olamam artık
yaktığın gururumu
uzaktan uzağa dayanamam
hiç kimselere yaramam artık
bu şarkı benden sana gelsin güzel insan çok duygulandım. elveda güzel insan elveda...
gidiyor gönlümün efendisi
durdurun onsuz olamam artık
yaktığın gururumu
uzaktan uzağa dayanamam
hiç kimselere yaramam artık
bu şarkı benden sana gelsin güzel insan çok duygulandım. elveda güzel insan elveda...
devamını gör...
evli olmayanların çok şey kaybettiği gerçeği
evlisin galiba abicim, bizim de başımızı yakmaya uğraşıyorsun değil mi?
devamını gör...
gorta mór
diğer ismiyle irlanda patates kıtlığı, ya da kısaca büyük kıtlık.
irlanda'da da 1845 yılında başlayıp 1852 yılında süren açlık, sefalet, göç döneminin adıdır. gorta mór, büyük açlık anlamına gelir. bir milyondan insanı kırmıştır, bu kıtlık. irlanda adası'nın demografik, siyasi ve kültürel manzarasını tamamen , ada sahiplerinin ise ingilizlere bakışını ebediyen değiştirmiştir. kıtlığın sebebi halkın temel gıdası olan pateteslere bulaşan phytophthora infestans mantarıdır. bu mantar türü ilk sene ülkedeki patatesin %40'ını, sonraki sene tamamını yok etmiş ve ada kktılıkla boğuşmak zorunda kalmıştır. osmanlı padişahı abdülmecid 1847 yılında yardımda bulunmaya karar vermiştir. padişahın irlanda halkı için 5.000£ yardımda bulunmak istediği ingiliz hükûmetine bildirilmiş, fakat bu yardım isteği kraliçe victoria'nın dahi kendi vatandaşlarına ancak 2.000£ yardımda bulunduğu gerekçesiyle geri çevrilmiştir. yapılmak istenen yardımın 1.000£'e düşürülmesini rica eden ingilizlerin bu isteğini kabul eden padişah 4.000£ değerinde buğdayı da gemilerle irlanda'ya göndermiştir. irlanda halkı bu eşine az rastlanır bonkörlük girişimini asla unutmadı ve bunun sonucunda bayrağımızdaki sembolleri, kurban olduğum yıldızımızı ve hilalimizi bazı bölgelerinin sembolü haline getirdiler. hatta futbol takımını armalarına da türk sembollerini yansıttılar.
drogheda united fc bunlardan biri

bu da kırmızı formaları.

gel de sevme bu insanları şimdi.
irlanda'da da 1845 yılında başlayıp 1852 yılında süren açlık, sefalet, göç döneminin adıdır. gorta mór, büyük açlık anlamına gelir. bir milyondan insanı kırmıştır, bu kıtlık. irlanda adası'nın demografik, siyasi ve kültürel manzarasını tamamen , ada sahiplerinin ise ingilizlere bakışını ebediyen değiştirmiştir. kıtlığın sebebi halkın temel gıdası olan pateteslere bulaşan phytophthora infestans mantarıdır. bu mantar türü ilk sene ülkedeki patatesin %40'ını, sonraki sene tamamını yok etmiş ve ada kktılıkla boğuşmak zorunda kalmıştır. osmanlı padişahı abdülmecid 1847 yılında yardımda bulunmaya karar vermiştir. padişahın irlanda halkı için 5.000£ yardımda bulunmak istediği ingiliz hükûmetine bildirilmiş, fakat bu yardım isteği kraliçe victoria'nın dahi kendi vatandaşlarına ancak 2.000£ yardımda bulunduğu gerekçesiyle geri çevrilmiştir. yapılmak istenen yardımın 1.000£'e düşürülmesini rica eden ingilizlerin bu isteğini kabul eden padişah 4.000£ değerinde buğdayı da gemilerle irlanda'ya göndermiştir. irlanda halkı bu eşine az rastlanır bonkörlük girişimini asla unutmadı ve bunun sonucunda bayrağımızdaki sembolleri, kurban olduğum yıldızımızı ve hilalimizi bazı bölgelerinin sembolü haline getirdiler. hatta futbol takımını armalarına da türk sembollerini yansıttılar.
drogheda united fc bunlardan biri
bu da kırmızı formaları.

gel de sevme bu insanları şimdi.
devamını gör...
şarkılarda geçen etkileyici sözler
"...
beyoğlu'nda bi tramvay
raydan çıkmış vay
sensiz bunca yıl nasıl yaşadım ah
vay ki ömrüme vay.
ağaçlar bizim gibi uyurlar
uyanırlar bizim gibi
şimdi sokaklar buseler ordusunda
çünkü sen geldin aşk sana benzedi
öyle bir rüya öyle."
beyoğlu'nda bi tramvay
raydan çıkmış vay
sensiz bunca yıl nasıl yaşadım ah
vay ki ömrüme vay.
ağaçlar bizim gibi uyurlar
uyanırlar bizim gibi
şimdi sokaklar buseler ordusunda
çünkü sen geldin aşk sana benzedi
öyle bir rüya öyle."
devamını gör...
sadece kadınların anlayacağı şeyler
(bkz: kadın düşmanlığı)
en azından benim gördüğüm kadarıyla erkeklerin büyük bir çoğunluğu hâlen bu durumu idrak edememekte.
en azından benim gördüğüm kadarıyla erkeklerin büyük bir çoğunluğu hâlen bu durumu idrak edememekte.
devamını gör...
köylülük belirtileri
aç kalmamak için çalışmaktan, kendini geliştirmeye vakit bulamamak.
dağlarda çay toplamamış, çapada çıplak yatmamış, odun yapmamış, hayvan gütmemiş, emek nedir bilmeyen insanlar tarafından hor görülmek aşağılanmak.
dağlarda çay toplamamış, çapada çıplak yatmamış, odun yapmamış, hayvan gütmemiş, emek nedir bilmeyen insanlar tarafından hor görülmek aşağılanmak.
devamını gör...
nefret edilen insan tipi
buraya birçok özellik bırakabilirim. siz de bırakabilirsiniz. atladığımız şu ki hepimiz insanız haliyle yer yer hepimiziz. neyiz? işte şu nefret edilen insan tipi. herkesin başka birinin gözünde bu hâle dönüşebileceği durum.
devamını gör...
ilkokul öğretmeniyle halen görüşmek
"senin beyninin içinde saman var" diyen bir öğretmenle neden hala görüşeyim ki? yolda görsem yolumu değiştiririm.
devamını gör...
normal sözlük'te kendi halinde yazan yazarlar
ben değilmişim. görüşürüz.
devamını gör...
ciddiye alınmaması gereken yazarlar
devamını gör...
anksiyete
atakları geçirmemek için mükemmeliyetçi olmaktan vazgeçilmelidir.
yıllarca bu olayı çekiyorum. belki birazcık faydam dokunur diye yazıyorum. mümkün olduğunca az şeyiniz olsun. ve sahip olduğunuz şeylere çok fazla anlam yüklemeyin. bu çocuğunuz olabilir, eşiniz, anne ve babanız da olabilir eviniz, arabanız da olabilir. bu yaşam bir şekilde bitecek ve sizin sahip olduğunuz her şey bir gün artık sizin olmayacak. madem bir gün sizin olmayacak o zaman bu düşünceye kendinizi şimdiden hazırlayın. ve şöyle düşünmeye başlayın. benim gerçekte hiçbir şeyim yok. arabam yok eşim yok. o zaman gereğinden fazla bir şeyleri de önemsemeye gerek yok. işte böyle düşünmeye başladıkça bu mükemmeliyetcilik sorunu azalmaya başlıyor. haliyle ataklar da. umarım faydalı olur.
yıllarca bu olayı çekiyorum. belki birazcık faydam dokunur diye yazıyorum. mümkün olduğunca az şeyiniz olsun. ve sahip olduğunuz şeylere çok fazla anlam yüklemeyin. bu çocuğunuz olabilir, eşiniz, anne ve babanız da olabilir eviniz, arabanız da olabilir. bu yaşam bir şekilde bitecek ve sizin sahip olduğunuz her şey bir gün artık sizin olmayacak. madem bir gün sizin olmayacak o zaman bu düşünceye kendinizi şimdiden hazırlayın. ve şöyle düşünmeye başlayın. benim gerçekte hiçbir şeyim yok. arabam yok eşim yok. o zaman gereğinden fazla bir şeyleri de önemsemeye gerek yok. işte böyle düşünmeye başladıkça bu mükemmeliyetcilik sorunu azalmaya başlıyor. haliyle ataklar da. umarım faydalı olur.
devamını gör...
insanlar ne ister sorunsalı
insanlar herşeyden ama herşeyden önce "değer görmek" ister...
burada kişiyi besleyecek olan şey, değer görmesi beklenen şey, sadece kişinin kendisidir, sahip olduğu fiziksel güzellik, somut varlıklar, para, mülk den bağımsız olarak, değerli olanın kişinin kendisi olduğunu hissetmenin peşinden koşar insan,
bunun için yaşar, bunun için çalışır, bunun için para kazanır, bunun için komiklik yapar, bunun için sever, bunun için fedakarlık yapar, bunun için evlenir, bunun için sözlükte yazar vs....
ve bunu göremediği için küser, bunu göremezse sevgilisinden/eşinden ayrılır, bunu göremezse bırakır, bunu göremezse sevmez, bunu göremezse fedakarlığı bırakır, bırakması da gerekir, sevmemesi gerekir, konuşmaması gerekir, gitmesi gerekir... bir insan değer görmeyen hiçbir emeğini, gram sevgisini, ilgisini, vaktini, sesini bile kimseye karşılıksız bedavaya vermemeli, bedavaya derken aldığının ne kadar kıymetli olduğunun farkında olmayan birine vermemeli, farkında olup görüp, imkanı varken (*....... den) karşılığını vermeyen kadına/erkeğe hiç vermemeli, ama maalesef bizim toplumumuzda herkes ezbere yaşıyor, ezberlediklerini çocuklarına öğretiyor, ve dolayısıyla değer görmenin de, vermenin de, nasıl birşey olduğunu bilmiyoruz, öğrenmiyoruzda, hep bir şeyler olmuyor ilişkilerde, güya yürümüyor, var birşey, var bir sıkıntı hissediyoruz ama bulamıyoruz, çünkü ezberletilen rolleri oynuyor herkes, diyaloglar bile aynı...
bazen bu sokaklardaki şarapçılara bakıyorum, yada youtube da filan izliyorum, o kadar bilge konuşuyorlarki, genelde bu insanlar, hayatlarında öngörmedikleri şanssızlıklar yaşamışlar, ve o halde olmalarından da anlayacağınız üzere, kimsede hiçbirşeyini paylaşmamış onlarla, paylaşmak istememiş, bknz. değer verdiği için kimse yardım etmemiş, ihtiyacı olduğunda iyilik (karşılıksız ve gizli olan) yapmamış (maddi karşılığını alamayacağı için karşılıklı da yardım etmemiş) bu insanlara, velhasıl +-0 belkide - ye düşmüşler, mücadeleyi bırakmışlar, o günki şarabın ekmeğin hesabına indirgemişler hayatlarını, pes etmişler türkçesi, işte o pes etmekten sonra gelişiyor bence insan, o aşama öyle bir noktada ki, yenilgini kendin ilan ediyorsun, bakıyorsunki ölmüyorsun, ölünmüyormuş yani, işte bu insanların bakışlarında ortak bir derinlik görüyorum, hüzünlü değil ama, etraflarında koşturan insanların, ne için tırmaladığını çözmüş olmanın rahatlığını görüyorum, ve o bilince ulaşmak için de gerçekten insanın hayatında bir defa da olsa köşeye sıkışması gerekiyor, net.
ve değer görüp görmediğini anlaması için de, neyin "ne için" olduğunu anlayabilecek farkedebilecek bilince ulaşması gerekiyor... zaten oraları aşıp buralara geldiğinde de, geçmişte olan herşeyle ilgili bütün jetonlar, bozuk para döken atm gibi şakır şakır düşecektir
edit 1 : (*..... den) burayı siz doldurun,
edit 2 : jeton; eskiden telefon kulübelerinde görüşme yapmak için kullanılan madeni para benzeri birşey, 90 ları görmüş kişilerin klişe esprisidir, geç anlamak anlamında kullanılır, söylemek istediğim şeyi daha iyi anlatabilecek birşey gelmedi aklıma :)
burada kişiyi besleyecek olan şey, değer görmesi beklenen şey, sadece kişinin kendisidir, sahip olduğu fiziksel güzellik, somut varlıklar, para, mülk den bağımsız olarak, değerli olanın kişinin kendisi olduğunu hissetmenin peşinden koşar insan,
bunun için yaşar, bunun için çalışır, bunun için para kazanır, bunun için komiklik yapar, bunun için sever, bunun için fedakarlık yapar, bunun için evlenir, bunun için sözlükte yazar vs....
ve bunu göremediği için küser, bunu göremezse sevgilisinden/eşinden ayrılır, bunu göremezse bırakır, bunu göremezse sevmez, bunu göremezse fedakarlığı bırakır, bırakması da gerekir, sevmemesi gerekir, konuşmaması gerekir, gitmesi gerekir... bir insan değer görmeyen hiçbir emeğini, gram sevgisini, ilgisini, vaktini, sesini bile kimseye karşılıksız bedavaya vermemeli, bedavaya derken aldığının ne kadar kıymetli olduğunun farkında olmayan birine vermemeli, farkında olup görüp, imkanı varken (*....... den) karşılığını vermeyen kadına/erkeğe hiç vermemeli, ama maalesef bizim toplumumuzda herkes ezbere yaşıyor, ezberlediklerini çocuklarına öğretiyor, ve dolayısıyla değer görmenin de, vermenin de, nasıl birşey olduğunu bilmiyoruz, öğrenmiyoruzda, hep bir şeyler olmuyor ilişkilerde, güya yürümüyor, var birşey, var bir sıkıntı hissediyoruz ama bulamıyoruz, çünkü ezberletilen rolleri oynuyor herkes, diyaloglar bile aynı...
bazen bu sokaklardaki şarapçılara bakıyorum, yada youtube da filan izliyorum, o kadar bilge konuşuyorlarki, genelde bu insanlar, hayatlarında öngörmedikleri şanssızlıklar yaşamışlar, ve o halde olmalarından da anlayacağınız üzere, kimsede hiçbirşeyini paylaşmamış onlarla, paylaşmak istememiş, bknz. değer verdiği için kimse yardım etmemiş, ihtiyacı olduğunda iyilik (karşılıksız ve gizli olan) yapmamış (maddi karşılığını alamayacağı için karşılıklı da yardım etmemiş) bu insanlara, velhasıl +-0 belkide - ye düşmüşler, mücadeleyi bırakmışlar, o günki şarabın ekmeğin hesabına indirgemişler hayatlarını, pes etmişler türkçesi, işte o pes etmekten sonra gelişiyor bence insan, o aşama öyle bir noktada ki, yenilgini kendin ilan ediyorsun, bakıyorsunki ölmüyorsun, ölünmüyormuş yani, işte bu insanların bakışlarında ortak bir derinlik görüyorum, hüzünlü değil ama, etraflarında koşturan insanların, ne için tırmaladığını çözmüş olmanın rahatlığını görüyorum, ve o bilince ulaşmak için de gerçekten insanın hayatında bir defa da olsa köşeye sıkışması gerekiyor, net.
ve değer görüp görmediğini anlaması için de, neyin "ne için" olduğunu anlayabilecek farkedebilecek bilince ulaşması gerekiyor... zaten oraları aşıp buralara geldiğinde de, geçmişte olan herşeyle ilgili bütün jetonlar, bozuk para döken atm gibi şakır şakır düşecektir
edit 1 : (*..... den) burayı siz doldurun,
edit 2 : jeton; eskiden telefon kulübelerinde görüşme yapmak için kullanılan madeni para benzeri birşey, 90 ları görmüş kişilerin klişe esprisidir, geç anlamak anlamında kullanılır, söylemek istediğim şeyi daha iyi anlatabilecek birşey gelmedi aklıma :)
devamını gör...
isim unutmak
40 yıllık derdim.
simalar kalıyor, isimler uçuyor.
yedin beni, b12.
anonim yazarlar, bana isminizi rahatlıkla söyleyebilirsiniz, emin olun unuturum.
oğlumun arkadaşının annesi ile muhabbet ettik uzun uzun, kadın bana defalarca köylü hanım dedi ben ona bir kere bile adını söyleyemedim. soramadım da, ayıp olur diye.
daha sonra oğluma sordum, evde davetiyeleri vardı, baktık, o saatten beri tekrarlıyorum.
-unutma köylü, kadının adı meryem.
temel'in bir fıkrası var. ben, tam o hesap...
*
temel'i casus yapmışlar.
derken, temel düşman kuvvetlerinin eline geçmiş.
düşman kuvvetleri temel'e işkenceye başlamışlar.
ne yaparlarsa yapsınlar, temel sır vermiyormuş.
-bu nasıl bir casus, demişler.
-şunu izleyelim bakalım, ne yapıyor, demişler.
bakmışlar temel hücrede kafasını duvara vuruyor ve
- hatırla oni, hatırla oni, diye haykırıyormuş.
simalar kalıyor, isimler uçuyor.
yedin beni, b12.
anonim yazarlar, bana isminizi rahatlıkla söyleyebilirsiniz, emin olun unuturum.
oğlumun arkadaşının annesi ile muhabbet ettik uzun uzun, kadın bana defalarca köylü hanım dedi ben ona bir kere bile adını söyleyemedim. soramadım da, ayıp olur diye.
daha sonra oğluma sordum, evde davetiyeleri vardı, baktık, o saatten beri tekrarlıyorum.
-unutma köylü, kadının adı meryem.
temel'in bir fıkrası var. ben, tam o hesap...
*
temel'i casus yapmışlar.
derken, temel düşman kuvvetlerinin eline geçmiş.
düşman kuvvetleri temel'e işkenceye başlamışlar.
ne yaparlarsa yapsınlar, temel sır vermiyormuş.
-bu nasıl bir casus, demişler.
-şunu izleyelim bakalım, ne yapıyor, demişler.
bakmışlar temel hücrede kafasını duvara vuruyor ve
- hatırla oni, hatırla oni, diye haykırıyormuş.
devamını gör...
tanım beğenme kültürünün oluşması
sol frame'de gözünüze kestirdiğiniz başlığa girerek önce yazılanları okumak ardından beğendiklerinizi artılamak sonrasında da kendi tanımınızı girmek suretiyle yapacağınız eylemdir. lütfen...
devamını gör...
