edebiyat dedikoduları
cahit sıtkı tarancı galatasaray lisesi'nde okurken kendini çok yalnız hissedermiş. çünkü herkese mektup gelir ama ona gelmezmiş. o da çareyi kendine mektup yazıp postalamakta bulmuş. mektuplar eline ulaştığında başkasından gelmiş gibi sevinip mutlu olurmuş fakat bu geçici çözümler mutsuzluğunu gidermeye yetmemiş olacak ki şiirlerinde ölüm temasını sıkça işleyen, karamsar bir şair olup çıkmış.
devamını gör...
komşu kızına yürüme yöntemleri
anamgil anangilden bir kase toz şeker istiyor de.
devamını gör...
erdoğan'ın kanal istanbul’a karşı çıkanlar atatürk ve cumhuriyet düşmanıdır sözü
pudra şekerinden oluyor bunlar
devamını gör...
kupa ile çay içmek
muhtemelen ilk yudumu çay içmek olan eylemdir sonrası zaten ılık su gibi bişey oluyor.
devamını gör...
trevanian
şibumi isimli kitabı tek kelime ile enfes olan yazar.bir kitabındaki soygun planının gerçek hayatta uygulandığı söylenir.şibumi isimli kitabın sansürsüz versiyonunu bulmak neredeyse imkansızdır.istanbulda falan yaşayan yazar arkadaşlar bir ara sahaflara falan gittiklerinde sorarlarsa çok memnun olurum.
devamını gör...
israil denilince akla gelenler
iş ahlakı ve dürüstlük.
devamını gör...
atatürk'ün en sevilen sözü
türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. en doğru, en hakiki tarikat,medeniyet tarikatıdır..
devamını gör...
banucabirhayat
kısa süreli mahalle dışındaydım ve döndüğümde yaptığım ilk şey kahvenin önüne taburemi atıp gelen geçeni izlemek oldu. çaycı yine köyden getirdiği otlardan yapmış olduğu deneyvari bir içecek getirdi. zorla da olsa içtim ama konumuz bu değil başka zaman anlatırım bu durumu. baktım kimse yok ortada yapılacak en doğru şeyi yaptım ve doğruca berberin yolunu tuttum mahallede ben yokken neler olduğunu öğrenmek için.mahalli haber alma ajansı müsteşarımız berber ile dedikodu içerikli sohbetimizin ardından dükkandan çıkıyordum ki sana bir not var dedi ve bir zarf uzattı.kimden diye sormaya gerek bile duymadım çünkü zarfın üzerindeki pati izlerinden tüylerden anladım kime ait olduğunu. bu olsa olsa fionaydı. teşekkür edip çıktım. eve gittim sandınız değil mi tabii ki de hayır. doğruca özlediğim tabureme gittim yeniden. zarfın içinden at resimleri ve acayip acayip espriler yazdığı bir not çıktı. içimden " ah fiona yabancı dilim yok sizin memleketin lisanını öğrenmeden geri dönmek zorunda kaldım bunu sende biliyorsun " diyorum ama yazan yazmış esprileri.kıyamıyorum da şimdi benim için "ilk arkadaşım" yazmış yüreğimden yakalamış. biraz şevkatle ve sevgiyle dolacakken içim yine olmuyor. sebebi ise notta yazdığı tehdit mesajları. yok tarumar edermiş yok şunu yaparmış. ah fiona ah sen kralın kızısın olmaz bu iş şansını zorlama diyorum.
bir selam vereyim dedim evde yoktu. yan komşusundan öğrendim ki akrabalarını ziyarete gitmiş.mahalle postasında neler yazmış merak ettim yazdıklarını inceledim. ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gitti yazdıkları. aklıma çocukken okuduğum gazetelerin sinema sayfaları geldi

bilen bilir sinema seanslarını gazetelerden öğrenirdik. ah be ne günlerdi. bu şekilde yazdıklarını okumaya devam edeceğimi söylemek isterdim kendilerine.
"mesaj atmaya çalışırken mesajımın gitmemesiyle hayretlere düştüm" demiş. nickaltlarını hunharca tarumar ederken böyle bir şey ile karşılaşman neticesinde hayrete düşmen daha hayret verici.
kapıcılar kralı filmindeki "seyit" karakteri gibisin fiona.maşallah her iş geliyor elinden.çok zengin olacaksın çook. uzaktan eğitimler,sabah sporları,kedi bakımı, hayat koçluğu, sözlük yazarlığı vb.
seni alan yaşadı diyemem çünkü sen kesin yukarıda bahsettiğim filmdeki "albay" karakteri gibi emir eri yaparsın yanındaki zatı muhteremi.
ayrıca yıldız tozu ile bir fotoğraflarını ele geçirdim ortak bir tanıdık vasıtasıyla.

apartman yöneticisi olacak yıldız tozu ve fiona.
neyse çok uzun tutmuyorum sonuç olarak inceleme yazısı değil. hoşbuldum demeye geldim.ziyaretinin kıssası makbulmüş.
uygun bir şeyler bulamadım bir ramazan davulcusu edasında dörtlük ile son veriyorum mesajıma.
gitmelerinde arkandan su dökenlerinin
geri dönmelerinde yüzü gülenlerinin
ağladığında gözyaşını silenlerinin
bol olduğu güzel günlerinin
hiç bitmemesi dilekleriyle...
oldu oldu bal gibi oldu bu beşlik görünümlü dörtlük.
bir selam vereyim dedim evde yoktu. yan komşusundan öğrendim ki akrabalarını ziyarete gitmiş.mahalle postasında neler yazmış merak ettim yazdıklarını inceledim. ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gitti yazdıkları. aklıma çocukken okuduğum gazetelerin sinema sayfaları geldi

bilen bilir sinema seanslarını gazetelerden öğrenirdik. ah be ne günlerdi. bu şekilde yazdıklarını okumaya devam edeceğimi söylemek isterdim kendilerine.
"mesaj atmaya çalışırken mesajımın gitmemesiyle hayretlere düştüm" demiş. nickaltlarını hunharca tarumar ederken böyle bir şey ile karşılaşman neticesinde hayrete düşmen daha hayret verici.
kapıcılar kralı filmindeki "seyit" karakteri gibisin fiona.maşallah her iş geliyor elinden.çok zengin olacaksın çook. uzaktan eğitimler,sabah sporları,kedi bakımı, hayat koçluğu, sözlük yazarlığı vb.
seni alan yaşadı diyemem çünkü sen kesin yukarıda bahsettiğim filmdeki "albay" karakteri gibi emir eri yaparsın yanındaki zatı muhteremi.
ayrıca yıldız tozu ile bir fotoğraflarını ele geçirdim ortak bir tanıdık vasıtasıyla.

apartman yöneticisi olacak yıldız tozu ve fiona.
neyse çok uzun tutmuyorum sonuç olarak inceleme yazısı değil. hoşbuldum demeye geldim.ziyaretinin kıssası makbulmüş.
uygun bir şeyler bulamadım bir ramazan davulcusu edasında dörtlük ile son veriyorum mesajıma.
gitmelerinde arkandan su dökenlerinin
geri dönmelerinde yüzü gülenlerinin
ağladığında gözyaşını silenlerinin
bol olduğu güzel günlerinin
hiç bitmemesi dilekleriyle...
oldu oldu bal gibi oldu bu beşlik görünümlü dörtlük.
devamını gör...
frank schatzing
frank schätzing, en çok satan bilim kurgu romanı the swarm, türkçeye geçmiş hali "sürü" ile tanınan alman bir yazardır.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
tavsiyeyi al bildiğini oku.
devamını gör...
benim hocam
#50509 bu yazıya ithafen yazıyorum. üniversite mezunu olarak askere gelmiş "tuvaletin deliğini tutturamayan, ellerini yıkamaktan aciz,çöpleri "çöp kutusu" yerine çevreye atan" insanların olduğu bir ortamda bu şekilde anlatmalarını çok doğal karşılıyorum. iktisat kelimesinin anlamını öğrenemeden, iktisat mezunu olup kpss ye hazırlanan üniversite öğrencileri olduğunu vurgulamak dahi istemiyorum çünkü yüreğim elvermiyor bu duruma. lütfen bu yazdıklarım yanlış anlaşılmasın ,niyetim kimseyi kırmak ya da incitmek değil. bunları acı dolu yakarışlarım olarak görebilirsiniz dediğim başlıktır.
devamını gör...
boney m
garip bir gruptur şöyle ki,
grubu kuran kişi frank farian olup kendisi batı almanyalıdır.
grubun vokali bobby farrell arubalı ve diğer kadın vokaller ise jamaikalı ve montserratlı idi.
grup bu enternasyonalite ile birlikte, 70'li yılların sonunda başladıkları kariyerlerine, yerleri doldurulamaz hitler sığdırmışlardır.
grubun erkek vokali bobby farrell'in değişik dansları, grubun giydiği kostümler, şarkıların teknik alt yapıları dönemlerinin çok çok ilerisindeydi. sahne aldıkları hemen her konserde, bobby farrel playback yapar, ama canlı performansları ve dansları ile bu eksikliği kapatırdı.
en çok bilinen sahne performansları 1979 tarihli sopot festivali performansıdır. burada bobby yaşadığı enerji patlamasıyla sahneyi tek başına sırtlamıştır. ilgili kayıtları youtube üzerinden rahatlıkla izleyebilirsiniz. rivayet odur ki bobby farrel bu konser süresince bir aylık uyuşturucuyu üç günde tüketmiştir.
grup ile ilgili yazılabilecek bir çok şey mevcut, buna grubun disko kültürünün karakter kazanmasına sebep olması sayılabilir.
vokal bobby farrell ile ilgili bir küçük anektod da şöyledir, kendisi 2010 yılında, grubun en büyük hiti rasputin’de bahsettikleri grigori rasputin’in öldüğü şehirde, ve aynı tarihte (30 aralık) ölmüştür. orada bulunma sebebi konser vermekti.
grubu kuran kişi frank farian olup kendisi batı almanyalıdır.
grubun vokali bobby farrell arubalı ve diğer kadın vokaller ise jamaikalı ve montserratlı idi.
grup bu enternasyonalite ile birlikte, 70'li yılların sonunda başladıkları kariyerlerine, yerleri doldurulamaz hitler sığdırmışlardır.
grubun erkek vokali bobby farrell'in değişik dansları, grubun giydiği kostümler, şarkıların teknik alt yapıları dönemlerinin çok çok ilerisindeydi. sahne aldıkları hemen her konserde, bobby farrel playback yapar, ama canlı performansları ve dansları ile bu eksikliği kapatırdı.
en çok bilinen sahne performansları 1979 tarihli sopot festivali performansıdır. burada bobby yaşadığı enerji patlamasıyla sahneyi tek başına sırtlamıştır. ilgili kayıtları youtube üzerinden rahatlıkla izleyebilirsiniz. rivayet odur ki bobby farrel bu konser süresince bir aylık uyuşturucuyu üç günde tüketmiştir.
grup ile ilgili yazılabilecek bir çok şey mevcut, buna grubun disko kültürünün karakter kazanmasına sebep olması sayılabilir.
vokal bobby farrell ile ilgili bir küçük anektod da şöyledir, kendisi 2010 yılında, grubun en büyük hiti rasputin’de bahsettikleri grigori rasputin’in öldüğü şehirde, ve aynı tarihte (30 aralık) ölmüştür. orada bulunma sebebi konser vermekti.
devamını gör...
drone
uzaktan kumanda ya da bilgisayar aracılığıyla yönlendirilen, ilk başta askeri amaçlarla, yani silah olarak üretilmiş olsa da, sonradan birçok farklı alanda kullanılmaya başlanmış olan insansız hava aracı.
sanılanın aksine drone'ların tarihi çok eskidir ve fikir bazında bakılırsa 1849'a kadar uzanır. o tarihte avusturya, venedik'e saldırmak için patlayıcı yüklü balonlar kullanmıştı. bu fikir, askeri amaçlı drone'ların temeli oldu.
drone'a balondan daha çok benzeyen ilk teknoloji 1907'de fransa'da çıktı ortaya. ancak tabi ki bugün bildiğimiz anlamda bir drone değildi bu. 4 pervaneli bir çeşit helikoptere benzeyen bir araçtı. uzaktan idare ediliyordu ve sürücüsü yoktu.
biraz daha yakın bir teknoloji, 1916'da çıktı piyasaya. bu kez kökeni ingiltere'ydi. her ne kadar bu pilotsuz uçağın geliştiricisi olan ingiliz mühendisi kendi hükümeti pek ciddiye almadıysa da, almanlar kendisine 2 kez suikast düzenlediler. daha sonra benzer araçları amerikan ve alman orduları da üretti.
80'li yıllara kadar üretilen bu insansız araçların hepsi birer uçak görünümündeydi.
1
2
3
ancak ilk gerçek drone benzeri araç 1986'da amerika - israil ortaklığıyla geliştirildi. rq2 pioneer deniyordu bu araca.
tıklayıp görelim
bu tarihten sonra güneş enerjili drone'lar da geliştirildi. 90'lı ve 2000'li yılların başında predator ve raven gibi modeller tanıtıldı. predator'ın yapılış amacı afganistan mevzuları ve usame bin ladin'di.
şu anda çoğu yerde rastladığımız ve hepimizin bildiği mini boyutlu drone'lar, 2010'dan itibaren yaygınlaştı.
bu tarihten sonra, özellikle askeri amaçla üretilecek olanların pil ömrünün daha uzun olması ve daha hafif olmaları yönünde çalışmalar hızlandı. yine acil durumlar için, mesela nakil yapılmak için kullanılan organların taşınmasında kullanılacak tipte olan dronle'ların da iyileştirilmesi planlanıyor. büyük ihtimalle ileride casusluk için kullanılacak mikro boyutlu drone'ları da göreceğiz ortalıkta.
sanılanın aksine drone'ların tarihi çok eskidir ve fikir bazında bakılırsa 1849'a kadar uzanır. o tarihte avusturya, venedik'e saldırmak için patlayıcı yüklü balonlar kullanmıştı. bu fikir, askeri amaçlı drone'ların temeli oldu.
drone'a balondan daha çok benzeyen ilk teknoloji 1907'de fransa'da çıktı ortaya. ancak tabi ki bugün bildiğimiz anlamda bir drone değildi bu. 4 pervaneli bir çeşit helikoptere benzeyen bir araçtı. uzaktan idare ediliyordu ve sürücüsü yoktu.
biraz daha yakın bir teknoloji, 1916'da çıktı piyasaya. bu kez kökeni ingiltere'ydi. her ne kadar bu pilotsuz uçağın geliştiricisi olan ingiliz mühendisi kendi hükümeti pek ciddiye almadıysa da, almanlar kendisine 2 kez suikast düzenlediler. daha sonra benzer araçları amerikan ve alman orduları da üretti.
80'li yıllara kadar üretilen bu insansız araçların hepsi birer uçak görünümündeydi.
1
2
3
ancak ilk gerçek drone benzeri araç 1986'da amerika - israil ortaklığıyla geliştirildi. rq2 pioneer deniyordu bu araca.
tıklayıp görelim
bu tarihten sonra güneş enerjili drone'lar da geliştirildi. 90'lı ve 2000'li yılların başında predator ve raven gibi modeller tanıtıldı. predator'ın yapılış amacı afganistan mevzuları ve usame bin ladin'di.
şu anda çoğu yerde rastladığımız ve hepimizin bildiği mini boyutlu drone'lar, 2010'dan itibaren yaygınlaştı.
bu tarihten sonra, özellikle askeri amaçla üretilecek olanların pil ömrünün daha uzun olması ve daha hafif olmaları yönünde çalışmalar hızlandı. yine acil durumlar için, mesela nakil yapılmak için kullanılan organların taşınmasında kullanılacak tipte olan dronle'ların da iyileştirilmesi planlanıyor. büyük ihtimalle ileride casusluk için kullanılacak mikro boyutlu drone'ları da göreceğiz ortalıkta.
devamını gör...
nazım hikmet ran
bir süre önce hakkında şu anekdotu okuduğum ekmek kadar temiz, su gibi aydın şairimizdir.
"cezaevi denetimine adalet bakanlığı'ndan bir müfettiş gelir. birkaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
- nazım (hikmet) da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir, der. nazım'ı odaya getirirler. müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş nazım'ı tepeden tırnağa süzer ve:
- demek nazım hikmet sensin, der.
nazım'a oturması için yer göstermez. kısa bir konuşma sonrası "gidebilirsiniz," der. nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
- ömer hayyam adını duydunuz mu?
der.
müfettiş hemen atılır:
- kim bilmez ki hayyam'ı?
nazım devam eder:
- hayyam zamanında iran hükümdarı kimdi?
diye sorar. müfettiş şaşırır. nazım konuşmasını sürdürür:
- görüyorsunuz, sanatçıyı hatırladınız ama hükümdarı anımsamadınız. yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin adalet bakanını ve sizi kimse anımsamayacak.
der ve çıkar. *
ilgili post
"cezaevi denetimine adalet bakanlığı'ndan bir müfettiş gelir. birkaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
- nazım (hikmet) da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir, der. nazım'ı odaya getirirler. müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş nazım'ı tepeden tırnağa süzer ve:
- demek nazım hikmet sensin, der.
nazım'a oturması için yer göstermez. kısa bir konuşma sonrası "gidebilirsiniz," der. nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
- ömer hayyam adını duydunuz mu?
der.
müfettiş hemen atılır:
- kim bilmez ki hayyam'ı?
nazım devam eder:
- hayyam zamanında iran hükümdarı kimdi?
diye sorar. müfettiş şaşırır. nazım konuşmasını sürdürür:
- görüyorsunuz, sanatçıyı hatırladınız ama hükümdarı anımsamadınız. yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin adalet bakanını ve sizi kimse anımsamayacak.
der ve çıkar. *
ilgili post
devamını gör...
sex education
başlarken "vakit geçireyim de kafam dağılsın" diye başlamıştım ama beni baya ters köşe yaptı. tamam çerezlik bir dizi olarak görülebilir, eğlencelidir de ama salt komedi demek haksızlık olur bence. dizide bölümler ilerledikçe karakterlerin değişen psikolojisi ve bakış açısı gayet yerinde ve etkileyici anlatılmış. en dikkat çekici olan nokta benim için, eric'in babasının muhafazakar ve koyu katolik birisi olmasına rağmen cinsel yönelimi konusunda, her şeye rağmen oğlunun arkasında durması...
devamını gör...
misafirin sinir eden davranışları
çocuğuna “dur” dememesi. çocuğu tatlı dille uyarsanız dahi kendi sorumsuzluğunu görmezden gelip sizin söylediklerinize alınması, göz devirmesi, kendisine batması.
bize bir gün gelen misafir çocuk telsiz telefonun olduğu odada kapıyı kapatmış telefonla diğer odada ki babasının cebini arayıp kihkihkih gülüyor. baba “bu sizin numara” dedi. olayı fark edince oğlunun aradığını söyledim be adam bi kalk yerinden değil mi? bir şey söyle. çocuk benim hattımdan sürekli birilerini arıyor. anasının, babasının hiiiiiç umuru değil zaten. e iş başa düştü. kestim hesabını yapacak bir şey yok. çocuk falan dinlemem. az disiplin öğretin veletlerinize.
bize bir gün gelen misafir çocuk telsiz telefonun olduğu odada kapıyı kapatmış telefonla diğer odada ki babasının cebini arayıp kihkihkih gülüyor. baba “bu sizin numara” dedi. olayı fark edince oğlunun aradığını söyledim be adam bi kalk yerinden değil mi? bir şey söyle. çocuk benim hattımdan sürekli birilerini arıyor. anasının, babasının hiiiiiç umuru değil zaten. e iş başa düştü. kestim hesabını yapacak bir şey yok. çocuk falan dinlemem. az disiplin öğretin veletlerinize.
devamını gör...



