hardy-weinberg prensipleri
bir popülasyondaki gen frekanslarını ve genotip dağılımını hesaplayan prensipler. prensiplerin geçerli olması için gereken şartlar başlığın ilk entrysinde mevcut. #687117
popülasyon: belirli bir bölgedeki aynı türe ait birey sayısı. örneğin; kadıköy'deki insanlar.
açıklamak için bizden bir örnek vereyim.
kafa sözlük bir popülasyon olsun.
birey sayısı da 10.000 olsun. (kurala göre herkes üreme potansiyelinde olacak, yasal olarak 18 yaş altı çocuklarımızı ve menopoz, andropoz büyüklerimizi dahil etmiyoruz) ve ortamda sadece mavi gözlü ve kahverengi gözlü yazarlar var. (evet farkındayım bal peteği gözlü yazarlar, elalar, çakırlar, ama anlaşılır olması için, sessizlik lütfen)
akademik olarak yanlış olacaktır ancak kolay anlaşılsın diye bu örnek üzerinden açıklamaya çalışıyoruz:
çekinik mavi göz geninin frekansı, q = 0,2 olsun
baskın kahverengi göz geninin frekansı, p = 0,8 olsun.
p+q =1,0
her iki tarafın parantez karesini alıyoruz
p2 +2pq + q2 = 1,0
p'nin karesi: iki tane kahverengi göz geni taşıyan yazarlar, homozigot kahverengi gözlüler 6400 kişi.
2pq: bir kahverengi bir mavi göz geni taşıyan yazarlar, heterozigot kahverengi gözlüler 3200 kişi.
q'nun karesi: iki tane mavi göz rengi taşıyan yazarlar, homozigot mavi gözlüler 400 kişi oluyor.
şimdi ilk entrye dönüyoruz.
eğer!
mutasyon olmazsa
göç olmazsa (ekşi sözlükten aramıza katılan bal rengi gözlü, aramızdan inciye geçen mor gözlü yazarlar olmazsa)
bireyler rastgele çiftleşirse (mavi gözlüler mavi gözlülerle çiftleşeceğim diye tutturmayacak, sayısı oranında kahve kahve, kahve mavi, mavi mavi çiftleşme oranı aynı olacak)
popülasyon büyük olursa (10 bin iyidir)
doğal seçilim olmazsa ( mavi gözlülerin karması yüksek oluyor bu yüzden mavi gözlüler eş seçmede avantajlı oluyor gibi bir durum olmayacak)
ve ilave olarak izolasyon olmazsa ( karma puanı 2000'in altındakiler çiftleşemez, ya da onlar kendi arasında çiftleşşin gibi)
diyor ki hardy weinberg prensipleri: kaç nesil geçerse geçsin bu oranlar değişmez.
popülasyon: belirli bir bölgedeki aynı türe ait birey sayısı. örneğin; kadıköy'deki insanlar.
açıklamak için bizden bir örnek vereyim.
kafa sözlük bir popülasyon olsun.
birey sayısı da 10.000 olsun. (kurala göre herkes üreme potansiyelinde olacak, yasal olarak 18 yaş altı çocuklarımızı ve menopoz, andropoz büyüklerimizi dahil etmiyoruz) ve ortamda sadece mavi gözlü ve kahverengi gözlü yazarlar var. (evet farkındayım bal peteği gözlü yazarlar, elalar, çakırlar, ama anlaşılır olması için, sessizlik lütfen)
akademik olarak yanlış olacaktır ancak kolay anlaşılsın diye bu örnek üzerinden açıklamaya çalışıyoruz:
çekinik mavi göz geninin frekansı, q = 0,2 olsun
baskın kahverengi göz geninin frekansı, p = 0,8 olsun.
p+q =1,0
her iki tarafın parantez karesini alıyoruz
p2 +2pq + q2 = 1,0
p'nin karesi: iki tane kahverengi göz geni taşıyan yazarlar, homozigot kahverengi gözlüler 6400 kişi.
2pq: bir kahverengi bir mavi göz geni taşıyan yazarlar, heterozigot kahverengi gözlüler 3200 kişi.
q'nun karesi: iki tane mavi göz rengi taşıyan yazarlar, homozigot mavi gözlüler 400 kişi oluyor.
şimdi ilk entrye dönüyoruz.
eğer!
mutasyon olmazsa
göç olmazsa (ekşi sözlükten aramıza katılan bal rengi gözlü, aramızdan inciye geçen mor gözlü yazarlar olmazsa)
bireyler rastgele çiftleşirse (mavi gözlüler mavi gözlülerle çiftleşeceğim diye tutturmayacak, sayısı oranında kahve kahve, kahve mavi, mavi mavi çiftleşme oranı aynı olacak)
popülasyon büyük olursa (10 bin iyidir)
doğal seçilim olmazsa ( mavi gözlülerin karması yüksek oluyor bu yüzden mavi gözlüler eş seçmede avantajlı oluyor gibi bir durum olmayacak)
ve ilave olarak izolasyon olmazsa ( karma puanı 2000'in altındakiler çiftleşemez, ya da onlar kendi arasında çiftleşşin gibi)
diyor ki hardy weinberg prensipleri: kaç nesil geçerse geçsin bu oranlar değişmez.
devamını gör...
alması vermesinden daha keyifli olan şeyler
kilo
devamını gör...
çocukluğu hatırlatan yiyecekler
aydede bisküvi
minti, turbo, mabel vb sakızlar
çokomel *, eti puf
eski dido
minti, turbo, mabel vb sakızlar
çokomel *, eti puf
eski dido
devamını gör...
yehova şahitleri
türkiye'de misyoner faaliyetleri yaparak tanınan bir protestan kilisesidir.
güney afrika cumhuriyetinde de kiliseleri vardır. bir işçi arkadaşımız bunların kilisesine gidiyordu. doğum günü, evlilik yıl dönümü, yılbaşı... kutlamayı kötü görüyorlar ve devamlı "jesus coming soon" diyorlar. diğer protestan kiliselere giden arkadaşlar bunlara aşırı gözüyle bakıyordu.
güney afrika cumhuriyetinde de kiliseleri vardır. bir işçi arkadaşımız bunların kilisesine gidiyordu. doğum günü, evlilik yıl dönümü, yılbaşı... kutlamayı kötü görüyorlar ve devamlı "jesus coming soon" diyorlar. diğer protestan kiliselere giden arkadaşlar bunlara aşırı gözüyle bakıyordu.
devamını gör...
1 haziran 2021 ziya selçuk açıklamaları
biz normal zamanda çocukların alması gereken eğitimi veremedik, adaleti sağlayamadık, çocukların hemen hemen 2 yılı boşa geçti , öğretmenler çalışsın diye saçma sapan bir sistem uydurduk, kendi altyapımız zaten yok , bu başıboşluk durumunu kapatmak için de yazın size şirinlik yapıyoruz. siz saf olduğunuz için buna kanarsınız demek istiyor sanırım
devamını gör...
teselli etmeyen teselliler
"bunu herkes yaşıyor/hissediyor."
bu cümlenin neresinde teselli bulacağımı yıllardır çözemedim. başkalarının da aynı sorunları yaşayıp üzülmesine sevinmeli miyim mesela? bir insanın bu şekilde teselli bulacağının düşünülmesi çok üzücü. "bana yeni şeylerle gel, bunlar sıradan" der gibi.
bu cümlenin neresinde teselli bulacağımı yıllardır çözemedim. başkalarının da aynı sorunları yaşayıp üzülmesine sevinmeli miyim mesela? bir insanın bu şekilde teselli bulacağının düşünülmesi çok üzücü. "bana yeni şeylerle gel, bunlar sıradan" der gibi.
devamını gör...
erkekleri itici yapan detaylar
bacak arası namusçuluğu yapan tüm erkekler.
devamını gör...
her şeye anlam yükleyen insan
hayatın anlamını ararken kendini kaybeden insan.

başta güzel gibi gelebiliyor bazen.
ama bir bakışınıza bir sözünüze alelade bir davranışınıza anlam hele de 'yanlış anlam' yüklüyorsa vay halinize.
şu sıra hayatımın kıyısında bekleyen böyle bir insan var. o da emin değil bu hayata dahil olup olmamaya ben de emin değilim onu hayatıma buyur edip edemeyeceğime.
çünkü o kadar zıtız ki.
ben ne dediysem o. sıfır ima sıfır serzeniş sıfır satır arası...
o sürekli bir alt anlam arama çabasında.
neden öyle dedin? böyle mi demek istedin? bunu mu anlamalıyım?...
o kadar yoruyor ki. sürekli diken üstünde duruyorsun. aman ha yanlış anlamasın diye.
ki ben ne hissettiysem ne düşündüysem doğru yanlış kırmadan hırpalamadan söylerim. ne söylediysem, ne söylüyorsam hep eksik kalıyor ona. ya da hep daha fazlasını arıyor cümlelerde. şaşıp kalıyorum doğrusu.
gereksiz anlam yüklüyor hayata ve çok fazla beklentisi var hayattan, insanlardan...
bir iki gündür orta yolu buluruz belki diye biraz sorguladım kendimi. yok yok bu bile çok fazla. bir haftada böyle çektiyse beni anlam karmaşasına bir ay sonra bu deniz boğar beni.
daha az düşünün ya da şöyle söyleyeyim daha çok düşünün ama daha azını biz insanlara sunun lütfen.
sevgiler...

başta güzel gibi gelebiliyor bazen.
ama bir bakışınıza bir sözünüze alelade bir davranışınıza anlam hele de 'yanlış anlam' yüklüyorsa vay halinize.
şu sıra hayatımın kıyısında bekleyen böyle bir insan var. o da emin değil bu hayata dahil olup olmamaya ben de emin değilim onu hayatıma buyur edip edemeyeceğime.
çünkü o kadar zıtız ki.
ben ne dediysem o. sıfır ima sıfır serzeniş sıfır satır arası...
o sürekli bir alt anlam arama çabasında.
neden öyle dedin? böyle mi demek istedin? bunu mu anlamalıyım?...
o kadar yoruyor ki. sürekli diken üstünde duruyorsun. aman ha yanlış anlamasın diye.
ki ben ne hissettiysem ne düşündüysem doğru yanlış kırmadan hırpalamadan söylerim. ne söylediysem, ne söylüyorsam hep eksik kalıyor ona. ya da hep daha fazlasını arıyor cümlelerde. şaşıp kalıyorum doğrusu.
gereksiz anlam yüklüyor hayata ve çok fazla beklentisi var hayattan, insanlardan...
bir iki gündür orta yolu buluruz belki diye biraz sorguladım kendimi. yok yok bu bile çok fazla. bir haftada böyle çektiyse beni anlam karmaşasına bir ay sonra bu deniz boğar beni.
daha az düşünün ya da şöyle söyleyeyim daha çok düşünün ama daha azını biz insanlara sunun lütfen.
sevgiler...
devamını gör...
novaturient
latince bir kelime. hayatımızda kötü giden şeyleri kökten değiştirmeyi istemek anlamına geliyor.
ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar,
her gün aynı yoldan yürüyenler,
yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler,
giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler,
tanımadıklarıyla konuşmayanlar.
ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar,
beyaz üzerinde siyahı tercih edenler,
gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreğiküt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.
ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler,
bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar,
hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.
ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar,
okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
gönlünde incelik barındırmayanlar.
ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler,
kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler,
ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar,
daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler,
bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar,
bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.
deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden,
anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.
yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.
pablo neruda
ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar,
her gün aynı yoldan yürüyenler,
yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler,
giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler,
tanımadıklarıyla konuşmayanlar.
ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar,
beyaz üzerinde siyahı tercih edenler,
gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreğiküt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.
ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler,
bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar,
hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.
ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar,
okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
gönlünde incelik barındırmayanlar.
ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler,
kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler,
ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar,
daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler,
bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar,
bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.
deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden,
anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.
yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.
pablo neruda
devamını gör...
sözlük yazarlarının tanışmak istedikleri normal sözlük yazarları
larktwain.
yıllardır tanışamadık!
yıllardır tanışamadık!
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
"boşluklarla dolu bir yapı inşa etmek ve böylece kendime sayfada yer açabilmek, içine yerleşebilmek. asla gereğinden fazlasını katmamak, fazla yüklememek, süsleyip püsleyip donatmamak. kapıları, pencereleri açmak. duvarlar inşa etmek, sonra da onları yıkmak."
(bkz: valeria luiselli) (bkz: kalabalıkta yüzler)
(bkz: valeria luiselli) (bkz: kalabalıkta yüzler)
devamını gör...
arada bir gelen instagram'ı kapatma isteği
takip ettiğim bazı profiller var. spor, sokak hayvanları, edebiyat, müzik, karikatür üzerine... son aylarda motivasyon için spor ağırlıklı sayfaları takip ediyorum. bunun dışında eski çevrem mevcut yeni çok az insan ekliyorum ya da kabul ediyorum.
bir ara pek aktif kullanırdım. son yıllarda pek tercih etmiyorum. ara ara işte duruma göre paylaşım yapıyorum. en son bir sokak köpeği sahiplendime ilanı paylaşmışım. birde bir kedi için yardım kampanyası başlattık onu da storiye atmıştım.

böyle şeyler için işe yarıyor gerçekten. bunun dışında sürekli takip isteği gelmesi sinir bozuyor. özellikle takibi kaldırdığınız kişilerin tekrar tekrar atması. sonu engel. mesaj alımım zaten kapalı. açık olduğu zamanlar sürekli merhaba mesajı geliyordu. bu bana ya da kadınlara özel bir durum değil tabi. erkek arkadaşlara da geliyordur illa. garip bir yer. ama evet bu kadar kısıtlı kullanmama rağmen ben bile ara ara kapatıyorum. kapatın gitsin. az kafanızı dinleyin.
bir ara pek aktif kullanırdım. son yıllarda pek tercih etmiyorum. ara ara işte duruma göre paylaşım yapıyorum. en son bir sokak köpeği sahiplendime ilanı paylaşmışım. birde bir kedi için yardım kampanyası başlattık onu da storiye atmıştım.


böyle şeyler için işe yarıyor gerçekten. bunun dışında sürekli takip isteği gelmesi sinir bozuyor. özellikle takibi kaldırdığınız kişilerin tekrar tekrar atması. sonu engel. mesaj alımım zaten kapalı. açık olduğu zamanlar sürekli merhaba mesajı geliyordu. bu bana ya da kadınlara özel bir durum değil tabi. erkek arkadaşlara da geliyordur illa. garip bir yer. ama evet bu kadar kısıtlı kullanmama rağmen ben bile ara ara kapatıyorum. kapatın gitsin. az kafanızı dinleyin.
devamını gör...
her ilde üniversite olması
atıyorum özel hüseyin (insallah böle bu isimde bir ünv.yoktur) üniversitesinin en az 4 yıllık bölümünden mezun olup,verdiği ücret mukabilinde de yüksek lisans,doktoro yapmanın benim gözümde eski devlet üniversitelerinin(2000 lerin başında ki yurdumuzun herhangi bir yerinde eğtitim öğretim veren) 2 yıllık meslek yüksek okulundan mezun olmuş bir insanın diplaması kadar ehemmiyeti yoktur.herkes üniversite okumak zorunda değil.çocuklarımıza çok küçük yaşlardan itibaren mesleki rehberlik sunulmalı,kendini kesfetmesi için alanlar yaratılmalı,liseden itibaren harçlıklarını çıkarabilecekleri işler yapmalılar ki kendilerine güvensinler,para kazanabileceklerinin farkına varsınlar ,farklı bir cevreleri olsun, kendilerini keşfetsinler,ilgileri dogrultusunda çalışma imkanları olsun,bir birey olduğunu hissetsin ki üniversiteyle ilgili üzerinde toplum baskısı olmadan daha gerçekci kararlar alabilsin .(ne uzatmışim ya:) )
devamını gör...
dünyanın en kısa korku hikayesi
kötü bir rüyanın sabahında sevdiklerine bir türlü telefon ile ulaşamamak.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
eksik
10 metrekarelik hapishanenizden çıkıp birtakım hislerden veya yalnızca manevi acılardan kaçmak için yürümeye karar veriyorsunuz. birkaç yüz metre ötedeki bir banka oturuyor, gelip geçen insan yığınlarına bakıyorsunuz, soğuk. sürekli gidip gelen tramvaylar raylarından ayrılıp yığınları ezip geçiyor. tanıdık bir ses duyduğunuzu sanıyorsunuz, oysa yalnızca hayal dünyanızdan gelen gaipten bir ses olduğunu fark ediyorsunuz. kalan altı dalınızdan birini feda edip yakıyor, yalınayaklarıyla ve acı dolu gözleriyle etrafa bakan tartıcı çocuğu görmezden gelmek istiyorsunuz, halbuki dakikalardır gözlerine kilitlenmiş bir vaziyettesiniz. yalınayaklı çocuk, tartısı ve acı dolu gözlerini başka bir tramvay durağına götürüyor, ardından seyrediyorsunuz. tam aksi yöne gitmek için ayağa kalkıyor, bir vakitler sizi en derinden yaralayan bir şarkıyı mırıldanarak sakince yürümeye başlıyorsunuz. sakinlik mutsuzluğunuzu anbean, katbekat arttırıyor, dindirmek için bir sigara yakıyorsunuz. bu kez girmeniz gereken sokağın başındaki konteynırın yanında çöpü karıştıran bir kedi ve yaşlı bir kadın görüyorsunuz, hemen birkaç adım ötedeyse evini market arabasına sığdıran, aylardır orada yokluğunu sürdüren evsiz adamı. bu kez utancınızdan hiçbirinin sisli gözlerine aldırış etmiyorsunuz. bir hışımla hapishanenize kendi rızanızla geri dönüyorsunuz. şimdi ise hem kendinizle hem de adeta sizden kendilerini yıkmanızı talep eden dört duvarla başbaşa kalıyorsunuz. dört duvarın her birinde yaşamınızın ayrı bir anısını görüyorsunuz. o anıları yaşatmak istemiyor, aksine yok etmek istiyorsunuz. herkes zihinde mutlu anılar kalır diyor, bunun kocaman bir yalan olduğunu biliyorsunuz. yılların yükünü paslı ayaklarında saklayan sandalyenize oturuyorsunuz, hapishane dışarıdan daha soğuk, çünkü kendinizle başbaşasınız. yine sigara yakıyorsunuz. bu kez acı ve sisli gözler yok, sadece siz varsınız. zihninde yalandan birkaç mutluluk verici anı kurguluyorsunuz. hayal dünyanızın artık sizi tatmin etmediği gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. sigaranızı söndürüp hakikatten daha fazla kopmak için zulanızı kontrol ediyorsunuz. birkaç gün öncesinden kalan tütünle karışık maddeyi hazırlıyorsunuz. birkaç nefes sonra artık onun da vâdesinin dolduğunu anlıyorsunuz. usulca olduğunuz yerde saatlerce oturup ümitsizce zamanın geçmesini bekliyorsunuz. birden kalp atışınız hızlanıyor, işte o an geldi diyorsunuz, yanılıyorsunuz. sizi gittikçe dibe çeken binanın temellerine karşı koyup yatağınıza giriyorsunuz. bu kez uyuyacağım umuduyla gözlerinizi hayattan koparıyorsunuz. zihninizde aynı anda binlerce kişi konuşuyor, siz yalnızca birini dinlemek istiyorsunuz, yapamıyorsunuz. zaman düpedüz geriye doğru akıyor. bir önceki günü, bir önceki ayı, bir önceki yılı, doğduğunuz anı düşünüyorsunuz. en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz an. şimdi zaman olağan akışına geçiyor. hepsinin en'leri geride kaldı, artık masum, savunmasız ve katlanılmaz değilsiniz. gözlerinizi hayata geri çağırıyorsunuz. karşınızda hiç tanımadığınız soluk yüzlü biri beliriyor aniden, kalp atışınız daha da hızlanıyor, sebebinin korku değil heyecan olduğunu biliyorsunuz. belki de yıllardır beklediğiniz o an bu kez gerçekten gelmiştir diyor zihninizdeki binlerce sesten biri. soluk yüzlü yok olunca bir düş olduğunu anlıyorsunuz. uzun zamandır düş görmüyor, nadirattan gördükleriniz de rehberinizdeki ölü numaralar veya ölümü hatırlatan diğer nesneler. uyuyamayacağınızı anlayınca bu defa zulanızda daha işe yarar bir şeyler arıyorsunuz. aradığınız şeyi buluyor ve kolunuzda ufak bir acıyla yatağa geri dönüyorsunuz. tavan size doğru yaklaşıyor, gökyüzünü görüyorsunuz. gözünüzden nedensiz bir yaş akıyor. silmek için elini götürdüğünüzde kolunuzda bir ağırlık hissediyorsunuz. elinizdeki kimden yadigar olduğunu bilmediğiniz bir 7,65'liği fark ediyorsunuz. işte o an sizi tekrar en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz güne götürüyor. namluyu şakağınıza dayayıp tetiği çekiyorsunuz. uyandığınızda kendinizi sandalyede sallanır bir vaziyette sol elinizin parmakları arasında bir sigarayla buluyorsunuz. tezgah hiç olmadığı kadar düzenli. üzerine düşünmeden terasa çıkıyorsunuz. 10 yıl önce çatı tahtasına bağladığınız muntazam ipi görüyorsunuz. şaşkınlığınız karşısında sakin kalıyorsunuz. sandalyeyi mutfaktan getirip terasın kapısını kilitliyorsunuz. telefonunuz cebinizde, birileri arıyor, aldırış etmiyorsunuz, birileri kapı ardından sizi seyrediyor ve adınızı haykırıyor, aldırış etmiyorsunuz, çatı üzerinize çökmek üzere, aldırış etmiyorsunuz. gözler ve sesler arasında zihninizdeki o bir sesi bu kez dinlemeyi başarıp yavaşça sandalyenin üstüne çıkıyorsunuz. son dileğinizi aklınıza yazıyor, hiçbir yerde aradığınızı bulamayacağınızı bilerek kendinizi boşluğa teslim ediyorsunuz. hâlâ soğuk.
10 metrekarelik hapishanenizden çıkıp birtakım hislerden veya yalnızca manevi acılardan kaçmak için yürümeye karar veriyorsunuz. birkaç yüz metre ötedeki bir banka oturuyor, gelip geçen insan yığınlarına bakıyorsunuz, soğuk. sürekli gidip gelen tramvaylar raylarından ayrılıp yığınları ezip geçiyor. tanıdık bir ses duyduğunuzu sanıyorsunuz, oysa yalnızca hayal dünyanızdan gelen gaipten bir ses olduğunu fark ediyorsunuz. kalan altı dalınızdan birini feda edip yakıyor, yalınayaklarıyla ve acı dolu gözleriyle etrafa bakan tartıcı çocuğu görmezden gelmek istiyorsunuz, halbuki dakikalardır gözlerine kilitlenmiş bir vaziyettesiniz. yalınayaklı çocuk, tartısı ve acı dolu gözlerini başka bir tramvay durağına götürüyor, ardından seyrediyorsunuz. tam aksi yöne gitmek için ayağa kalkıyor, bir vakitler sizi en derinden yaralayan bir şarkıyı mırıldanarak sakince yürümeye başlıyorsunuz. sakinlik mutsuzluğunuzu anbean, katbekat arttırıyor, dindirmek için bir sigara yakıyorsunuz. bu kez girmeniz gereken sokağın başındaki konteynırın yanında çöpü karıştıran bir kedi ve yaşlı bir kadın görüyorsunuz, hemen birkaç adım ötedeyse evini market arabasına sığdıran, aylardır orada yokluğunu sürdüren evsiz adamı. bu kez utancınızdan hiçbirinin sisli gözlerine aldırış etmiyorsunuz. bir hışımla hapishanenize kendi rızanızla geri dönüyorsunuz. şimdi ise hem kendinizle hem de adeta sizden kendilerini yıkmanızı talep eden dört duvarla başbaşa kalıyorsunuz. dört duvarın her birinde yaşamınızın ayrı bir anısını görüyorsunuz. o anıları yaşatmak istemiyor, aksine yok etmek istiyorsunuz. herkes zihinde mutlu anılar kalır diyor, bunun kocaman bir yalan olduğunu biliyorsunuz. yılların yükünü paslı ayaklarında saklayan sandalyenize oturuyorsunuz, hapishane dışarıdan daha soğuk, çünkü kendinizle başbaşasınız. yine sigara yakıyorsunuz. bu kez acı ve sisli gözler yok, sadece siz varsınız. zihninde yalandan birkaç mutluluk verici anı kurguluyorsunuz. hayal dünyanızın artık sizi tatmin etmediği gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. sigaranızı söndürüp hakikatten daha fazla kopmak için zulanızı kontrol ediyorsunuz. birkaç gün öncesinden kalan tütünle karışık maddeyi hazırlıyorsunuz. birkaç nefes sonra artık onun da vâdesinin dolduğunu anlıyorsunuz. usulca olduğunuz yerde saatlerce oturup ümitsizce zamanın geçmesini bekliyorsunuz. birden kalp atışınız hızlanıyor, işte o an geldi diyorsunuz, yanılıyorsunuz. sizi gittikçe dibe çeken binanın temellerine karşı koyup yatağınıza giriyorsunuz. bu kez uyuyacağım umuduyla gözlerinizi hayattan koparıyorsunuz. zihninizde aynı anda binlerce kişi konuşuyor, siz yalnızca birini dinlemek istiyorsunuz, yapamıyorsunuz. zaman düpedüz geriye doğru akıyor. bir önceki günü, bir önceki ayı, bir önceki yılı, doğduğunuz anı düşünüyorsunuz. en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz an. şimdi zaman olağan akışına geçiyor. hepsinin en'leri geride kaldı, artık masum, savunmasız ve katlanılmaz değilsiniz. gözlerinizi hayata geri çağırıyorsunuz. karşınızda hiç tanımadığınız soluk yüzlü biri beliriyor aniden, kalp atışınız daha da hızlanıyor, sebebinin korku değil heyecan olduğunu biliyorsunuz. belki de yıllardır beklediğiniz o an bu kez gerçekten gelmiştir diyor zihninizdeki binlerce sesten biri. soluk yüzlü yok olunca bir düş olduğunu anlıyorsunuz. uzun zamandır düş görmüyor, nadirattan gördükleriniz de rehberinizdeki ölü numaralar veya ölümü hatırlatan diğer nesneler. uyuyamayacağınızı anlayınca bu defa zulanızda daha işe yarar bir şeyler arıyorsunuz. aradığınız şeyi buluyor ve kolunuzda ufak bir acıyla yatağa geri dönüyorsunuz. tavan size doğru yaklaşıyor, gökyüzünü görüyorsunuz. gözünüzden nedensiz bir yaş akıyor. silmek için elini götürdüğünüzde kolunuzda bir ağırlık hissediyorsunuz. elinizdeki kimden yadigar olduğunu bilmediğiniz bir 7,65'liği fark ediyorsunuz. işte o an sizi tekrar en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz güne götürüyor. namluyu şakağınıza dayayıp tetiği çekiyorsunuz. uyandığınızda kendinizi sandalyede sallanır bir vaziyette sol elinizin parmakları arasında bir sigarayla buluyorsunuz. tezgah hiç olmadığı kadar düzenli. üzerine düşünmeden terasa çıkıyorsunuz. 10 yıl önce çatı tahtasına bağladığınız muntazam ipi görüyorsunuz. şaşkınlığınız karşısında sakin kalıyorsunuz. sandalyeyi mutfaktan getirip terasın kapısını kilitliyorsunuz. telefonunuz cebinizde, birileri arıyor, aldırış etmiyorsunuz, birileri kapı ardından sizi seyrediyor ve adınızı haykırıyor, aldırış etmiyorsunuz, çatı üzerinize çökmek üzere, aldırış etmiyorsunuz. gözler ve sesler arasında zihninizdeki o bir sesi bu kez dinlemeyi başarıp yavaşça sandalyenin üstüne çıkıyorsunuz. son dileğinizi aklınıza yazıyor, hiçbir yerde aradığınızı bulamayacağınızı bilerek kendinizi boşluğa teslim ediyorsunuz. hâlâ soğuk.
devamını gör...
şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
bekledim günlerce,yok ki gelen.
devamını gör...
seboreik dermatit
sebamed şampuan öneririm ve sık cilt bakımı yapmanızı .farkı göreceksiniz ve bol bol su için ,yağlılardan kaçının.
devamını gör...


