ülkemizde saygı duyulan meslekler
dolandırıcılar.
devamını gör...
yazarları bugün mutlu eden olaylar
bugün huzursuz bir uykuyla uyandım. okula gitmek için evden çıktım. ama öyle bir boşvermişlik var ki pandemi yüzünden sadece pijama altını çıkartıp bir pantolon giydim. zaten vapurda dışarıda, okulda da hava akımı olsun diye tüm canlar açık olduğundan montumu, beremi çıkarmadan geri dönüyorum. bir arkadaşım kapımın önünden alıp geri bırakıyor. özetle evde bile saçımı başını düzeltip, hafif bir makyajla takılan ben yüzümü yıkayıp çıktım tüm boşvermişliğimle. dışarı çıkıyorum diye gösterdiğim tek özen çift maske takmak düşünün.
vapura bindik. biraz ilerledik şehri izliyorum bir yandan da çok sevdiğim denizi. ama hava bir kasvetli sormayın. koyu gri gökyüzü dolayısıyla gri bir deniz. hava hafif puslu olduğu için de şehir de griye çalınmış duruyor. "off, şuraya bak resmen renkleri çalmışlar bugünden." dedim arkadaşıma dönüp. tam o esnada telefonuma bir mesaj geldi. "bugün geleneksel kahve günümüz unutma, çıkışta iskeleden seni alıcam." içimden 'yaaa bugün değil, bugün her günden daha depresif.' diye geçiriyorum. sonra 'amaaan boş ver biraz insan iyidir. ' diyerek kabul ediyorum ama 'beni eve bırakman lazım bugün yürüyecek mecalim yok. ' mesajı ile. yanıt geliyor." deli misin algoritması bozuk kadın, tabii ki bırakırım." yüzüme garip bir sırıtış oturuyor. tek bir mesajla beni çözen arkadaşım için.
okulda işleri halledip karşıya geçiyoruz tekrar. sonra arkadaşımla buluşup kahvemizi alıp sahile geçiriyoruz. "nasıl gidiyor?"diyor." aynıyım bir gün iyi bir gün kötü, bir gün eğleniyorum sonra sıkılıyorum. "diye yanıtlıyorum." aaa demek ki normalsin, değişik bir şey beklemiyordum." türevinde hasbihal ediyoruz.
şu noktada belirtmem lazım arkadaşım dünyadaki en garip insan. bu yüzden seviyorum onu. kendisini şöyle tanımlıyor." hani bir gün uğraşırsın harika bir sofra kurarsın özene bözene, sonra da keyfini çıkararak yersin. işte ben o noktada yemeği yemeyi değil o sofrayı kaldırıp atmayı seviyorum."
benimse onu sevmemin nedeni bu farklılıklarının yanında "tam olarak kendim olabilmem onun yanında, yani maskelere ihtiyaç duymuyorum, üzgünsem ağlarım, mutluysam gülerim,kızgınsam söverim." yani beni doğal olarak karşılaması özetle. kaç kişi bu olgunluğa sahipki ilişkilerinde.
neyse lafı çok uzattım ama kahvemizi içip sohbetimizi ettikten sonra hadi seni evine atayım, git de kendine gel dedi. arabaya bindik. bana çantasından bir defter bir de kalem uzattı. bunu sana hediye aldım, ne olur şu romanını artık yaz. kendini boş şeylerle oyalayıp durma dedi. bir defter, bir kalem ama en güzel hediye ise bana olan inancı idi. o kadar mutlu oldum ki. "lan korona olmasa öperdim seni." dedim. tam o esnada güneş bulutların arasından yüzünü gösterdi ki bu an içimdeki neşeye tam olarak tevafuk etti. işte o andan beridir ki sabahki huysuzluğumdan eser yok. teşekkür ederim troyastreetphotografy. günümü güzelleştirdin.
vapura bindik. biraz ilerledik şehri izliyorum bir yandan da çok sevdiğim denizi. ama hava bir kasvetli sormayın. koyu gri gökyüzü dolayısıyla gri bir deniz. hava hafif puslu olduğu için de şehir de griye çalınmış duruyor. "off, şuraya bak resmen renkleri çalmışlar bugünden." dedim arkadaşıma dönüp. tam o esnada telefonuma bir mesaj geldi. "bugün geleneksel kahve günümüz unutma, çıkışta iskeleden seni alıcam." içimden 'yaaa bugün değil, bugün her günden daha depresif.' diye geçiriyorum. sonra 'amaaan boş ver biraz insan iyidir. ' diyerek kabul ediyorum ama 'beni eve bırakman lazım bugün yürüyecek mecalim yok. ' mesajı ile. yanıt geliyor." deli misin algoritması bozuk kadın, tabii ki bırakırım." yüzüme garip bir sırıtış oturuyor. tek bir mesajla beni çözen arkadaşım için.
okulda işleri halledip karşıya geçiyoruz tekrar. sonra arkadaşımla buluşup kahvemizi alıp sahile geçiriyoruz. "nasıl gidiyor?"diyor." aynıyım bir gün iyi bir gün kötü, bir gün eğleniyorum sonra sıkılıyorum. "diye yanıtlıyorum." aaa demek ki normalsin, değişik bir şey beklemiyordum." türevinde hasbihal ediyoruz.
şu noktada belirtmem lazım arkadaşım dünyadaki en garip insan. bu yüzden seviyorum onu. kendisini şöyle tanımlıyor." hani bir gün uğraşırsın harika bir sofra kurarsın özene bözene, sonra da keyfini çıkararak yersin. işte ben o noktada yemeği yemeyi değil o sofrayı kaldırıp atmayı seviyorum."
benimse onu sevmemin nedeni bu farklılıklarının yanında "tam olarak kendim olabilmem onun yanında, yani maskelere ihtiyaç duymuyorum, üzgünsem ağlarım, mutluysam gülerim,kızgınsam söverim." yani beni doğal olarak karşılaması özetle. kaç kişi bu olgunluğa sahipki ilişkilerinde.
neyse lafı çok uzattım ama kahvemizi içip sohbetimizi ettikten sonra hadi seni evine atayım, git de kendine gel dedi. arabaya bindik. bana çantasından bir defter bir de kalem uzattı. bunu sana hediye aldım, ne olur şu romanını artık yaz. kendini boş şeylerle oyalayıp durma dedi. bir defter, bir kalem ama en güzel hediye ise bana olan inancı idi. o kadar mutlu oldum ki. "lan korona olmasa öperdim seni." dedim. tam o esnada güneş bulutların arasından yüzünü gösterdi ki bu an içimdeki neşeye tam olarak tevafuk etti. işte o andan beridir ki sabahki huysuzluğumdan eser yok. teşekkür ederim troyastreetphotografy. günümü güzelleştirdin.
devamını gör...
insan ilişkilerinden çıkarılmış en önemli ders
eğer şüpheniz varsa doğrudur.
devamını gör...
aile içi siyasi görüş farklılığı
en iyi çözüm apolitik taklidi yapmaktır. (bkz: ben) siyasi partiler yıkılır, liderler gider ama kalp kırıklıkları geçmez. değmez çocuklar... hüzünlendim.
devamını gör...
limon kolonyası
son zamanlarda gittiğimiz her yerde (zorla) ikram edilen bir sıvıdır. kokusu güzeldir, korananın düşmanıdır.
dikkat: ateş vb. uzat tutunuz.
dikkat: ateş vb. uzat tutunuz.
devamını gör...
kız mısın diye mesaj atan erkek yazar
isim vermek istemiyorum ama birisi bana "dişi misin?" yazmıştı.
devamını gör...
bulgaristan göçmenleri
osmanlı devleti'nin toprak kaybetmesi ile ilk önce osmanlı'ya sonrasında da türkiye cumhuriyeti' ne göç eden insanlar. yüz yılı aşkın bir süredir birçok zulme maruz kalmış insanlardır aynı zamanda.
bir de anı gelsin, annemin büyük ninesinin başından geçen.
'93 harbi' ile kaybedilen toprakları terk etmek zorunda kalan bir grup aydoslu, osmanlı topraklarına ulaşmak için önce karadan uzun bir yolculuğu yaya olarak yapar, sonrasında da ülkeye dönmek için bir gemiye binmesi gerekir. uzun meşakkatli yolculuk sonrasında grubun gerisinde kalan nene *, limana geldiğinde geminin hareket etmeye başladığını görür. ağlayıp bağırarak işaret etmektedir, aynı zamanda umutsuz ve korku dolu bir şekildedir. sonra birden onun için mucize gibi bir şey olur. kaptan gemiyi limana tekrar yanaştırır ve büyük ninem yeni bir yolculuğa adım atar, şükran ve minnetle. en başından bir hayat kurar kendine anadolu topraklarında, yeni bir kıtada. *
bir de anı gelsin, annemin büyük ninesinin başından geçen.
'93 harbi' ile kaybedilen toprakları terk etmek zorunda kalan bir grup aydoslu, osmanlı topraklarına ulaşmak için önce karadan uzun bir yolculuğu yaya olarak yapar, sonrasında da ülkeye dönmek için bir gemiye binmesi gerekir. uzun meşakkatli yolculuk sonrasında grubun gerisinde kalan nene *, limana geldiğinde geminin hareket etmeye başladığını görür. ağlayıp bağırarak işaret etmektedir, aynı zamanda umutsuz ve korku dolu bir şekildedir. sonra birden onun için mucize gibi bir şey olur. kaptan gemiyi limana tekrar yanaştırır ve büyük ninem yeni bir yolculuğa adım atar, şükran ve minnetle. en başından bir hayat kurar kendine anadolu topraklarında, yeni bir kıtada. *
devamını gör...
ince memed
türk edebiyatının en iyi romanlarından birisidir çünkü bunu bir cümleyle anlatabilirim ama inceleme yazısı ele alacağım.
(ince memed = türkiye cumhuriyeti)
bu kadar iyi olmasının sebebi kesinlikle türkiye cumhuriyeti ve vatandaşlarını çok iyi temsil etmesidir.bir yabancı bana gelip türkiye hakkında bilgilendirici bir kitap okumak istiyorum dese onun eline ince memed'i veririm.2 haftada türk milletini çözer.yalnız 4 kitabıda okumanız gerek çünkü hepsi birbiriyle bağlantılı.
ikinci bir sebep ise bu romanı okurken fark ettim ki popüler kültür bu kitabı merkezine alarak bir şeyler yapmaya çalışmış(bkz: kibar feyzo) daha fazla örnek sayılabilir.
karakterlerin işlenişi mükemmeldir mesela ince memed aslında insan öldürmek istemez çünkü kendini hep küçük memed olarak görmüştür.ne zaman bir ağa insanlara eziyet eder işte o zaman o küçük bedendeki gözler şimşek çakar ve adaleti aramaya gider.
dikenlidüzü köyü memed'e destek verir ama ne zaman yönetici gelirse doğru olan şeyi bırakırlar çünkü güç doğruluktan öncedir.
ince memed mecbur adamdır çünkü böyle bir sistemin içine mecbur bırakılmıştır.ne kadar susmak istese de susamaz çünkü içinden gelmez. pastoral anadolu ortamında geçen 1984 romanıdır bana göre ince memed.
o kadar iyi tasvirler vardır ki cabbar ile olan eşkiyalık maceralarını okurken kendimizi orada hissederiz , çakırdikenleri bizim ayağımıza batar,ince memed'in meşhur atına onunla bineriz .
vayvay köylülerini takdir ediyorum ali safa bey köylerinide yaksa da onlar doğrudan vazgeçmedi.
ıraz anayla ince memed'in oğluna ne oldu ?
ince memedden bir daha haber alınmadı ,imi timi belirsiz oldu.
(ince memed = türkiye cumhuriyeti)
bu kadar iyi olmasının sebebi kesinlikle türkiye cumhuriyeti ve vatandaşlarını çok iyi temsil etmesidir.bir yabancı bana gelip türkiye hakkında bilgilendirici bir kitap okumak istiyorum dese onun eline ince memed'i veririm.2 haftada türk milletini çözer.yalnız 4 kitabıda okumanız gerek çünkü hepsi birbiriyle bağlantılı.
ikinci bir sebep ise bu romanı okurken fark ettim ki popüler kültür bu kitabı merkezine alarak bir şeyler yapmaya çalışmış(bkz: kibar feyzo) daha fazla örnek sayılabilir.
karakterlerin işlenişi mükemmeldir mesela ince memed aslında insan öldürmek istemez çünkü kendini hep küçük memed olarak görmüştür.ne zaman bir ağa insanlara eziyet eder işte o zaman o küçük bedendeki gözler şimşek çakar ve adaleti aramaya gider.
dikenlidüzü köyü memed'e destek verir ama ne zaman yönetici gelirse doğru olan şeyi bırakırlar çünkü güç doğruluktan öncedir.
ince memed mecbur adamdır çünkü böyle bir sistemin içine mecbur bırakılmıştır.ne kadar susmak istese de susamaz çünkü içinden gelmez. pastoral anadolu ortamında geçen 1984 romanıdır bana göre ince memed.
o kadar iyi tasvirler vardır ki cabbar ile olan eşkiyalık maceralarını okurken kendimizi orada hissederiz , çakırdikenleri bizim ayağımıza batar,ince memed'in meşhur atına onunla bineriz .
vayvay köylülerini takdir ediyorum ali safa bey köylerinide yaksa da onlar doğrudan vazgeçmedi.
ıraz anayla ince memed'in oğluna ne oldu ?
ince memedden bir daha haber alınmadı ,imi timi belirsiz oldu.
devamını gör...
mustafa kemal atatürk
türkiye cumhuriyeti'nin ilk, son, tek ve gerçek lideridir.
devamını gör...
sözlük yazarlarının çocuklarına vermek istedikleri isimler
kız: buğlem,
erkek: berk.
erkek: berk.
devamını gör...
dinin nedir namaz kılıyor musun oruç tutuyor musun soruları
kendi ibadetlerini yerine getirdiğinden başkalarına sorma hakkını kendi gören dini bütün! kişi.
sen benim için yapmıyorsan ibadetini ki elbette yapmıyorsun, ben de senin için yapacak değilim.
sen inancın gereği yapıyorsan yine inancın gereği de soramayacağın sorular bunlar.
sen benim için yapmıyorsan ibadetini ki elbette yapmıyorsun, ben de senin için yapacak değilim.
sen inancın gereği yapıyorsan yine inancın gereği de soramayacağın sorular bunlar.
devamını gör...
çürümenin kitabı
kafa sözlük kitap topluluğu ile beraber okuduğum ve son derece rahatsız olduğum kitaptır.
rahatsızlık derken bu iyi bir rahatsızlık.
fazlasıyla gerçek aforizmalarla dolu kitaptır.
okunması tavsiye edilir.
rahatsızlık derken bu iyi bir rahatsızlık.
fazlasıyla gerçek aforizmalarla dolu kitaptır.
okunması tavsiye edilir.
devamını gör...
çamaşır suyu ile tuz ruhunu karıştırmak
maliyeti maksimum 5 liraya dünyadan toprağa yatay geçiş.
devamını gör...
mutlak idealizm
fichte'nin öznel idealizmini alıp ''her şeyin felsefesi'' olarak mutlak idealizm'i* geliştirmiş*. geçtiğimiz yy'da hangi metafizik tenkidi varsa hepsi hegel'edir.
hegel kendi kavramsal çerçevesiyle -ve özellikle almancanın da etkisiyle- okunması ciddi zorluk içeren bi felsefeci abimiz. felsefesinin başka dillere tercümesi ciddi problemler doğurmakta. zira hegel, kant, heidegger gibileri öyle kavramlar üretmişler ki mabadlarından, almanlar bile trene bakar gibi bakmışlar. biz şimdi gariban gibi tercümelerden okuyup anlamaya çalışıyoruz. millet de çıkmış piyasaya ''tercüme mümkündür'' diyo. salla babacım salla. al sana geisteswissenschaften. hadi çevir bakalım ne diye çeviricen. çevirsen çevirsen beşeri bilimler diye çevirirsin. yok arkadaşlar, bazı kelimelerin ve kavramların diğer dillerde karşılığı yok. şaşırmayalım buna. çok merak ediyosak, ahkam kesmek yerine gidip dilini öğrenelim. neyse çok uzattım. o embesil m.sikkofield'ın yazılarına dönecek sonra allah korusun.
hegel'e göre gerçekliğin tamamı ancak ve ancak mutlak zihinle* anlaşılabilir. -mutlak zihin için (bkz: geist)- her filozof gibi hegel de kendisinden önceki metafizik anlayışlara bi güzel gömer. hepsinde eksiklik vardır. çünkü hegel'e göre geist, kendisini zamanla dünyada daha da anlaşılır kılmaktaydı. bu aynı zamanda determine bi tarih felsefesi de barındırır. geist'in anlaşılır hale gelmesi ise daha sınırlı ve daha sığ olan varoluş biçimlerinin ortadan kaldırılarak daha donanımlı bi varoluşun ortaya çıkışıyla mümkündür. bu açıdan dünya evrimsel bir sürecin içindedir. keza dünyanın farklı evreler boyunca devam eden 'tekamülü' hegel'e göre aklın dünyadaki yolcuğuludur. dünyanın başından bu yana yapılan salt fiziksel olan açıklamalar hep çelişkilere yol açtı. bu sebeple rasyonel bi açıklama için fiziksel olmayan açıklamalar da yapmak gerekir. hegel'e göre dünyadaki her tarihi evrede bu açıklama daha tutarlı bi şekile betimlenmekte. ayrıca geist'in gelişme süreci mantıksal da bir süreçtir. yani diyalektiktir. evrene dair çelişik olan bilgiler diyalektik yoluyla düzenlenir. (çelişen iki teorinin ortak doğruluklarının alınıp bir sentez yapılması gibi(u: kuantum vs genel görelilik = the theory of everything)) evrene dair kavrayışımız işte bu şekilde gerçekleşir. felsefe tarihi işte bu gelişmeyi, diyalektik süreci ve geist'in anlaşılmasını anlatır. geist tamamen rasyonel hale geldiğinde, geist'in doğasını ifade eden bir düşünce sistemi onun olduğu şeyle özdeş hale gelecek, tam düşünce ve tam varlık bir ve aynı olacaktır.
son olarak, hegel kendi düşüncesini, varlığın bütünlüğünü kapsayan nihai anlayış olarak gördüğü gibi, almanları da diyalektik sürecin beşeri düzeydeki nihai topluluğu olarak gördü.
hegel kendi kavramsal çerçevesiyle -ve özellikle almancanın da etkisiyle- okunması ciddi zorluk içeren bi felsefeci abimiz. felsefesinin başka dillere tercümesi ciddi problemler doğurmakta. zira hegel, kant, heidegger gibileri öyle kavramlar üretmişler ki mabadlarından, almanlar bile trene bakar gibi bakmışlar. biz şimdi gariban gibi tercümelerden okuyup anlamaya çalışıyoruz. millet de çıkmış piyasaya ''tercüme mümkündür'' diyo. salla babacım salla. al sana geisteswissenschaften. hadi çevir bakalım ne diye çeviricen. çevirsen çevirsen beşeri bilimler diye çevirirsin. yok arkadaşlar, bazı kelimelerin ve kavramların diğer dillerde karşılığı yok. şaşırmayalım buna. çok merak ediyosak, ahkam kesmek yerine gidip dilini öğrenelim. neyse çok uzattım. o embesil m.sikkofield'ın yazılarına dönecek sonra allah korusun.
hegel'e göre gerçekliğin tamamı ancak ve ancak mutlak zihinle* anlaşılabilir. -mutlak zihin için (bkz: geist)- her filozof gibi hegel de kendisinden önceki metafizik anlayışlara bi güzel gömer. hepsinde eksiklik vardır. çünkü hegel'e göre geist, kendisini zamanla dünyada daha da anlaşılır kılmaktaydı. bu aynı zamanda determine bi tarih felsefesi de barındırır. geist'in anlaşılır hale gelmesi ise daha sınırlı ve daha sığ olan varoluş biçimlerinin ortadan kaldırılarak daha donanımlı bi varoluşun ortaya çıkışıyla mümkündür. bu açıdan dünya evrimsel bir sürecin içindedir. keza dünyanın farklı evreler boyunca devam eden 'tekamülü' hegel'e göre aklın dünyadaki yolcuğuludur. dünyanın başından bu yana yapılan salt fiziksel olan açıklamalar hep çelişkilere yol açtı. bu sebeple rasyonel bi açıklama için fiziksel olmayan açıklamalar da yapmak gerekir. hegel'e göre dünyadaki her tarihi evrede bu açıklama daha tutarlı bi şekile betimlenmekte. ayrıca geist'in gelişme süreci mantıksal da bir süreçtir. yani diyalektiktir. evrene dair çelişik olan bilgiler diyalektik yoluyla düzenlenir. (çelişen iki teorinin ortak doğruluklarının alınıp bir sentez yapılması gibi(u: kuantum vs genel görelilik = the theory of everything)) evrene dair kavrayışımız işte bu şekilde gerçekleşir. felsefe tarihi işte bu gelişmeyi, diyalektik süreci ve geist'in anlaşılmasını anlatır. geist tamamen rasyonel hale geldiğinde, geist'in doğasını ifade eden bir düşünce sistemi onun olduğu şeyle özdeş hale gelecek, tam düşünce ve tam varlık bir ve aynı olacaktır.
son olarak, hegel kendi düşüncesini, varlığın bütünlüğünü kapsayan nihai anlayış olarak gördüğü gibi, almanları da diyalektik sürecin beşeri düzeydeki nihai topluluğu olarak gördü.
devamını gör...
71 yaşındaki adamın kıskançlık yüzünden karısını öldürmesi
70 yaşından sonra bir insanın ihtiyacı olan huzurdur diye biliriz ama ne yazık ki öyle de değilmiş.
devamını gör...
efsane kopya anıları
6. sınıftaydım. ortaokulun ilk yılı. ilk defa sınıf öğretmenini terk etmiş, ders ders değişen branş öğretmenlerine terfi etmiştik.
ilk sınav. tabii tanımıyoruz öğretmenleri bu konularda.
sosyal bilgiler öğretmenimiz "macır hayrullah" aynı zamanda trafik dersimize de giriyordu. trafik sınavında çantadaki defterden baka baka 80'i doğrultmuştuk.
nereden bilebilirim ki adamın asıl branşında külyutmaz kesileceğini.
geldi çattı sosyal bilgiler sınavı. tabi ben döşedim kopyaları. kağıda, silgiye, kaleme, kalemliğe, sıraya.. kafaya koydum bu adam mal, her türlü kopya çeker 100'ü yapıştırırım.
daha sınavın ilk dakikalarında ben malı; çıkarmışım koca a4 kağıdını, katlarını açıyorum haşır huşur sesler çıkıyor dizimin üstüne koyuyorum. neymiş efenim dizime baka baka dolduracakmışım sınav kağıdını! bok doldurursun, daha ilk cümleyi geçirirken bir el uzandı gözümle dizimin arasına. kafayı kaldırmamla hayrullah'ın kulağıma asılıp marsa doğru çekiştirmesi bir oldu. kulağımın kafamdan ayrılmasına engel olmak için çekiştirilen yere doğru koşar adım gitmek zorunda kalmıştım, kendimi tahtanın önünde buldum.
- eyyllahım baa çücuk, sen naa kopya çekarsın baa. (sol yanağa şamar)
- eyyllahım baa bu naasıl şey baa (sağ yanağa şamar-kulakla karışık)
- sen utanmaz mısın baa (sol yanağa ters şamar)
- sen, sen sen nassıı bi çücuksun baa büüle (kulağımdan çekerek kafamı iki kere tahtaya vurdu ibine)
- git yerina baa, git göözümün önünden.
(koşar adım yerime doğru gidiyorum ama dünya dönüyor, yediğim sopanın beynimdeki etkisi hala devam ediyor)
neyse efenim yerime geçtikten sonra, diğer kopya bölgelerime başvurup kağıdı yine dolduruyorum.
böyle bir anı işte.
ilk sınav. tabii tanımıyoruz öğretmenleri bu konularda.
sosyal bilgiler öğretmenimiz "macır hayrullah" aynı zamanda trafik dersimize de giriyordu. trafik sınavında çantadaki defterden baka baka 80'i doğrultmuştuk.
nereden bilebilirim ki adamın asıl branşında külyutmaz kesileceğini.
geldi çattı sosyal bilgiler sınavı. tabi ben döşedim kopyaları. kağıda, silgiye, kaleme, kalemliğe, sıraya.. kafaya koydum bu adam mal, her türlü kopya çeker 100'ü yapıştırırım.
daha sınavın ilk dakikalarında ben malı; çıkarmışım koca a4 kağıdını, katlarını açıyorum haşır huşur sesler çıkıyor dizimin üstüne koyuyorum. neymiş efenim dizime baka baka dolduracakmışım sınav kağıdını! bok doldurursun, daha ilk cümleyi geçirirken bir el uzandı gözümle dizimin arasına. kafayı kaldırmamla hayrullah'ın kulağıma asılıp marsa doğru çekiştirmesi bir oldu. kulağımın kafamdan ayrılmasına engel olmak için çekiştirilen yere doğru koşar adım gitmek zorunda kalmıştım, kendimi tahtanın önünde buldum.
- eyyllahım baa çücuk, sen naa kopya çekarsın baa. (sol yanağa şamar)
- eyyllahım baa bu naasıl şey baa (sağ yanağa şamar-kulakla karışık)
- sen utanmaz mısın baa (sol yanağa ters şamar)
- sen, sen sen nassıı bi çücuksun baa büüle (kulağımdan çekerek kafamı iki kere tahtaya vurdu ibine)
- git yerina baa, git göözümün önünden.
(koşar adım yerime doğru gidiyorum ama dünya dönüyor, yediğim sopanın beynimdeki etkisi hala devam ediyor)
neyse efenim yerime geçtikten sonra, diğer kopya bölgelerime başvurup kağıdı yine dolduruyorum.
böyle bir anı işte.
devamını gör...
biz sizi ararız
telefonun başında çaresiz bekliyorum,bekliyorum ama çalmacak biliyorum.. bu şarkı aslında biz sizi ararız'a itafen yazılmıştır. bunun bir başka versiyonu da,aramazsan arama iş aramazsan arama zaten merhem olmazsın sen benim kariyer hayatıma olucaktır..
devamını gör...
türkiye'nin en iyi dizisi
bende oyumu şahsiyete veriyorum.dizinin çok farklı ambiyansı ,etkileyici anlatimı, ince mesajları ve tabi usta oyunculugu var.aynı ekibin yeni bir iş yaptıklarını duydum heyecanla bekliyorum.
devamını gör...
gökhan semiz
"inanki teksin" isimli şarkısıyla beni benden alan grup vitamin solisti..
23 yıl geçti, halen hatırlarım o elim kazayı. ışıklar içinde uyu gökhan semiz..
23 yıl geçti, halen hatırlarım o elim kazayı. ışıklar içinde uyu gökhan semiz..
devamını gör...
