falan yerine felan kullanmak
kullanım nedenini asla çözemediğim, insanı aşırı itici gösteren dilbilgisi hatası. buna bu kadar çok sinir olan bir ben mi varım ya, bende resmen (bkz: turnusol) görevi görüyor. "felan" mı kardeşim, o zaman hayatta başarılar. çünkü "felan" dedikten sonra kurduğun hiçbir cümleye odaklanamıyorum. ha odaklanmam gerekir mi, sanmıyorum.
filan bu kadar itici değil bak. o da baya kötü, ama bir felan değil.
filan bu kadar itici değil bak. o da baya kötü, ama bir felan değil.
devamını gör...
yol hipnozu
araç kullananlar için çok tehlikeli olan ve genelde farkedilmediği için çok ciddi sonuçlara sebep olan bir çeşit transa girme olayıdır. sürücünün yol üzerinde bir noktaya kilitlenmesi ve adeta transa geçerek etrafla ilişkiyi kesmesi olarak tanımlanır. araba kullanırken vites değiştirmek gibi arada rutininizi bozacak bir hareket veya nispeten yoğun trafikte araç kullanmak gibi dikkat gerektiren şeyler olmadığında daha fazla karşılaşılır, demek istediğim otomatik vitesli aracınız varsa bir de o aracı otoyolda kullanıyorsanız tehlike x2 x2 şeklinde dahada artmaktadır, çünkü tamamen robot gibi araba kullanıyorsunuz, girdiğiniz transtan çıkmak için ne vites değiştiriyorsunuz ne de frene basıyorsunuz.
videolarda seyrettiğiniz bomboş yolda, yolun kenarında duran arabalara arkadan çarpma olaylarının büyük çoğunluğu bundan ileri gelmektedir. önlem ne peki? yorulduğunuzu hissettiğiniz anda artık benzinciye mi girersiniz, arabayı kenara çekip hava mı alırsınız, size kalmış. dikkatinizi dağıtacak her türlü aktiviteninde yol hipnozuna girmenizi engelleyeceğini unutmayın.
biraz kamu spotu gibi oldu ama trafik kazalarında dünya birincisi olan bir ülkede olduğunuzu unutmayın. iyi sürüşler.
videolarda seyrettiğiniz bomboş yolda, yolun kenarında duran arabalara arkadan çarpma olaylarının büyük çoğunluğu bundan ileri gelmektedir. önlem ne peki? yorulduğunuzu hissettiğiniz anda artık benzinciye mi girersiniz, arabayı kenara çekip hava mı alırsınız, size kalmış. dikkatinizi dağıtacak her türlü aktiviteninde yol hipnozuna girmenizi engelleyeceğini unutmayın.
biraz kamu spotu gibi oldu ama trafik kazalarında dünya birincisi olan bir ülkede olduğunuzu unutmayın. iyi sürüşler.
devamını gör...
profesyonel
bir dušan kovačević tiyatro oyunudur.

sırp oyun yazarı dušan kovačević’in pırıl pırıl dehasını ortaya koyan oyun türkiye’de istanbul devlet tiyatrosu tarafından sahnelenmiş ve yetkin dikinciler ve bülent emin yarar muhteşem performansları ile izleyenleri, en azından oyunu üç kez izlemiş olan beni derinden etkilemiştir.
oyun yugoslavya’da sosyalizmin çöküşünden sonraki bir zamanda geçer. gizli polislerin cirit attığı dönemin sonlarıdır. bir entelektüel, bir sekreter ve elbette artık işinden ayrılmış bir gizli polis arasında geçer hikaye.
gizli polis o kadar gizli ve işinin ehlidir ki bir entelektüel olan teodor teya kray bir gün elinde bir bavulla kapısına gelen luka laban isimli bu polisi hiç görmemiştir daha önce. ancak luka yıllarca teodor teya kray’i adım adım, hem de gittiği her yerde takip etmiş ve yaptığı, söylediği hatta belki de düşündüğü her şeyi yazıp rapor haline getirmiştir.
bu karşılaşma ve sonrasında ağır ağır gelişen samimiyet o karanlık dönemde yaşanan birçok şey ilgili bir aydınlanmaya neden olur. özellikle de teodor için.
hiçbir mutlak iktidar entelektüel insanlardan hoşlanmaz ve hiçbir mutlak iktidar sonsuza kadar sürmez. ve geriye kalan bir bavul birçok şeyin kara kutusu olabilir.

sırp oyun yazarı dušan kovačević’in pırıl pırıl dehasını ortaya koyan oyun türkiye’de istanbul devlet tiyatrosu tarafından sahnelenmiş ve yetkin dikinciler ve bülent emin yarar muhteşem performansları ile izleyenleri, en azından oyunu üç kez izlemiş olan beni derinden etkilemiştir.
oyun yugoslavya’da sosyalizmin çöküşünden sonraki bir zamanda geçer. gizli polislerin cirit attığı dönemin sonlarıdır. bir entelektüel, bir sekreter ve elbette artık işinden ayrılmış bir gizli polis arasında geçer hikaye.
gizli polis o kadar gizli ve işinin ehlidir ki bir entelektüel olan teodor teya kray bir gün elinde bir bavulla kapısına gelen luka laban isimli bu polisi hiç görmemiştir daha önce. ancak luka yıllarca teodor teya kray’i adım adım, hem de gittiği her yerde takip etmiş ve yaptığı, söylediği hatta belki de düşündüğü her şeyi yazıp rapor haline getirmiştir.
bu karşılaşma ve sonrasında ağır ağır gelişen samimiyet o karanlık dönemde yaşanan birçok şey ilgili bir aydınlanmaya neden olur. özellikle de teodor için.
hiçbir mutlak iktidar entelektüel insanlardan hoşlanmaz ve hiçbir mutlak iktidar sonsuza kadar sürmez. ve geriye kalan bir bavul birçok şeyin kara kutusu olabilir.
devamını gör...
mark of the vampire
mark of the vampire veyahut vampires of prague, yönetmen koltuğunda tod browning'in oturduğu, 1935 yapımı korku filmi.
bu korku filmini anlatmadan önce, dönemin korku filmleri içerisinde belki de en sevdiklerimden birisi olduğunu söylemeliyim.
şimdi spoiler vermeden bu filmi biraz anlatayım ve neden en sevdiklerimden birisi olduğunu da açıklayayım madem.
prag'ta bir soylu bir adam ölü bulunuyor ama normal bir ölüm değil bu; boynunda iki minik delik var! bu soylu adamın arkadaşı ve olay yerinde rahmetliye bakan doktor, bu adamın bir vampir tarafından öldürüldüğünü iddia ediyorlar ama prag polis şefini bir türlü ikna edemiyorlar ve film böylece başlıyor.
bu güzel filmin senaryosunu da sevgili tod browning yazmış, e hal böyleyken sadece vampir filmi değil, okültizm de karışmış işin içerisine, daha kapsamlı bir öyküyü sunmuş önümüze.
sadece öykü olarak tatmin etmiyor bu film, dönemin korku filmleri değil, genel olarak dönemin filmlerinden çok daha hoş bir kamera açısına sahip, aynı zamanda oyunculuk kısmı da oldukça hoş ilerliyor, dönemin yazarlarının "katil kim?!" temalı öykülerini okur gibi hissediyorsunuz izlerken.
dahası da var, film her kısmıyla tadında kalmış ve kısa bir yapıt, sadece 1 saat sürüyor, bu da onu sadece kült film yapmıyor, dönemin belki de en ama en iyilerinden birisi haline getiriyor. ayrıca bu güzel film, bugünün korku temalı öyküleri ve filmleri için harika bir öğe yaratıyor; puslu mezarlıklar...
bu korku filmini anlatmadan önce, dönemin korku filmleri içerisinde belki de en sevdiklerimden birisi olduğunu söylemeliyim.
şimdi spoiler vermeden bu filmi biraz anlatayım ve neden en sevdiklerimden birisi olduğunu da açıklayayım madem.
prag'ta bir soylu bir adam ölü bulunuyor ama normal bir ölüm değil bu; boynunda iki minik delik var! bu soylu adamın arkadaşı ve olay yerinde rahmetliye bakan doktor, bu adamın bir vampir tarafından öldürüldüğünü iddia ediyorlar ama prag polis şefini bir türlü ikna edemiyorlar ve film böylece başlıyor.
bu güzel filmin senaryosunu da sevgili tod browning yazmış, e hal böyleyken sadece vampir filmi değil, okültizm de karışmış işin içerisine, daha kapsamlı bir öyküyü sunmuş önümüze.
sadece öykü olarak tatmin etmiyor bu film, dönemin korku filmleri değil, genel olarak dönemin filmlerinden çok daha hoş bir kamera açısına sahip, aynı zamanda oyunculuk kısmı da oldukça hoş ilerliyor, dönemin yazarlarının "katil kim?!" temalı öykülerini okur gibi hissediyorsunuz izlerken.
dahası da var, film her kısmıyla tadında kalmış ve kısa bir yapıt, sadece 1 saat sürüyor, bu da onu sadece kült film yapmıyor, dönemin belki de en ama en iyilerinden birisi haline getiriyor. ayrıca bu güzel film, bugünün korku temalı öyküleri ve filmleri için harika bir öğe yaratıyor; puslu mezarlıklar...
devamını gör...
kitaplıkta olması utanç veren kitaplar
(bkz: alacakaranlık)
devamını gör...
nankörlüğün en üst seviyesi
yapmasaydın.
devamını gör...
komşunun verdiği aşureyi çöpe atmak
bakın inanç açısından değil, oyle bir güzelliği çope atmak gunahtır. ben aşurenin konulduğu kabı bile yiyebilecek insanım. mert olun, delikanlı olun, yiğit olup kendinizi belli edin ve ben almayayım diye söyleyin.
millet aç aç.
millet aç aç.
devamını gör...
beğenileriyle mutlu eden yazar
sözlükte beğeni sınırı 3 ile sınırlı iken bazı nickaltlarında hala “ seri beğenileri ile farkettiğim” veya “ oy vermede bonkör” veya “ seri artılayan ....” gibi tanımlar görüyorum. en fazla 3 oy verebiliyorken bunun neresi seri oluyor? hani eskiden olsa anlarım, beğenide sınır yoktu. eh şimdi o da yok. seri artılama ne alaka?
beğeni için teşekkür etmek istiyorsanız mesaj kutusundan bunu yapabilirsiniz. nickaltına yazmak, yazarın tanımlarına ve emeğine karşı hoş bir davranış biçimi değil. aylar önce şu an profilinde “ kalbimizde yaşıyor” yazan bir yazar nickaltıma gelip öyle bir şeyler yazmıştı. ilk defa onunkinden rahatsız olmuştum çünkü sadece üç tanımını beğenmiştim ve o zamanlar sınırlama yoktu beğenide. bunu bile seri algılayıp oradan ego yapan bir zihniyet olduğunu düşünmüştüm. nornalde hiç takmam. beğendiğim her tanıma beğeni bırakır, oylarım. takibime aldığım yazar arkadaşlarımıda fırsat buldukça okur beğenilerimi bırakırım. bazen hiç ilgi alanım olmayan tanımlarlada karşılaşıyorum ama öyle özenle yazılmış, emek sarfedildiği her halinden belli olan tanımlarki asıl onlara beğenilerimi gururla bırakıyorum. her yazarın okunmaya değer farklı farklı tanımları var. bugüne kadar okumadan bıraktığım bir beğeni olmadı. özellikle okumaya dikkat ederim çünkü beğeni bırakmak bir nevi sanal imzadır. neye beğeni bıraktığımız önemli. “bu düşünceye katılıyorum, onaylıyorum, doğru” anlamına geliyor beğeni. siyaset hariç her konuyu okur, beğendiklerimi de oylamaktan keyif alırım. herkes yazdıkları takdir edilsin ister. nickaltına seri artılardan ziyade tanımları ve övgüye değer davranışları ile bir yazı bırakmak daha doğru olur.
beğeni için teşekkür etmek istiyorsanız mesaj kutusundan bunu yapabilirsiniz. nickaltına yazmak, yazarın tanımlarına ve emeğine karşı hoş bir davranış biçimi değil. aylar önce şu an profilinde “ kalbimizde yaşıyor” yazan bir yazar nickaltıma gelip öyle bir şeyler yazmıştı. ilk defa onunkinden rahatsız olmuştum çünkü sadece üç tanımını beğenmiştim ve o zamanlar sınırlama yoktu beğenide. bunu bile seri algılayıp oradan ego yapan bir zihniyet olduğunu düşünmüştüm. nornalde hiç takmam. beğendiğim her tanıma beğeni bırakır, oylarım. takibime aldığım yazar arkadaşlarımıda fırsat buldukça okur beğenilerimi bırakırım. bazen hiç ilgi alanım olmayan tanımlarlada karşılaşıyorum ama öyle özenle yazılmış, emek sarfedildiği her halinden belli olan tanımlarki asıl onlara beğenilerimi gururla bırakıyorum. her yazarın okunmaya değer farklı farklı tanımları var. bugüne kadar okumadan bıraktığım bir beğeni olmadı. özellikle okumaya dikkat ederim çünkü beğeni bırakmak bir nevi sanal imzadır. neye beğeni bıraktığımız önemli. “bu düşünceye katılıyorum, onaylıyorum, doğru” anlamına geliyor beğeni. siyaset hariç her konuyu okur, beğendiklerimi de oylamaktan keyif alırım. herkes yazdıkları takdir edilsin ister. nickaltına seri artılardan ziyade tanımları ve övgüye değer davranışları ile bir yazı bırakmak daha doğru olur.
devamını gör...
gece gece kokoreç yeme isteği
ansızın gelen bir istektir yakaladımı bırakmaz.
devamını gör...
sapyoseksüel
zekaya yükselen insanlara denir*.
devamını gör...
3 mayıs türkçülük günü
????:????:
''asla şüphem yoktur ki, türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.'' -atatürk-
(*
"türük oguz begleri budun eşiding. üze tengri basmasar, asra yir telinmeser türük budun ilingin törüngin kim artatı udaç erti." -bilge kağan-
''asla şüphem yoktur ki, türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.'' -atatürk-
(*
"türük oguz begleri budun eşiding. üze tengri basmasar, asra yir telinmeser türük budun ilingin törüngin kim artatı udaç erti." -bilge kağan-
devamını gör...
kız sen dulsun su faturan neden yüksek geliyor
o kadar ünivesiteli iş bulamazken bu boş kafalı kişilere veriliyor bu makam ve mevki bize yazık
devamını gör...
eski türkçe kelimeler
(bkz: seçi)
şu an standart istanbul türkçesinde kullanılmıyor olsa da çukurova ağzında hâlâ yaşayan eski türkçe bir sözcüktür. fark anlamına gelmektedir. orhan kemal ve yaşar kemal romanlarında bolca kullanılır.
seçisiz de farksız demektir.
şu an standart istanbul türkçesinde kullanılmıyor olsa da çukurova ağzında hâlâ yaşayan eski türkçe bir sözcüktür. fark anlamına gelmektedir. orhan kemal ve yaşar kemal romanlarında bolca kullanılır.
seçisiz de farksız demektir.
devamını gör...
çocukken kendinizi en havalı hissettiğiniz an
t: özgüvenin pekiştirildiği andır.
ilk defa 8 yaşında tek başıma yolculuk etmiştim. sanki fethe çıkmışım gibi öyle gururluydum. hem her şeyden korkuyor hemde hiçbir şeyden korkmuyordum. ama ne hissedersem hissedeyim tek düşünebildiğim şey: "ben tek başıma yolculuk ediyordum."
büyüyünce insan öğreniyor tek başına yolculuk yapmanın havalı olmadığını, hatta eksik olduğunu. ama yine de cedric'in dediği gibi: "8 yaşındaysanız hayat gerçekten çok güzel".
ilk defa 8 yaşında tek başıma yolculuk etmiştim. sanki fethe çıkmışım gibi öyle gururluydum. hem her şeyden korkuyor hemde hiçbir şeyden korkmuyordum. ama ne hissedersem hissedeyim tek düşünebildiğim şey: "ben tek başıma yolculuk ediyordum."
büyüyünce insan öğreniyor tek başına yolculuk yapmanın havalı olmadığını, hatta eksik olduğunu. ama yine de cedric'in dediği gibi: "8 yaşındaysanız hayat gerçekten çok güzel".
devamını gör...
sek şarap vs meyve sulu şarap
şarap başka bir şey ile kaıştırılmamalıdır. tek başına ve sek olarak tüketilmelidir. bazı kırmızı şarapların yanında çeşitli peynirler tüketebilirsiniz gayet güzel gider.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kendim gibi davranamıyorum bazen. kontrolümü kaybediyorum. çok kızıyorum kendime sonra. çok.
eskiden şey diye düşünürdüm; "mmm hassas olduğumda yönetemiyorum ben galiba kendimi." hassas olduğum zamanlarda, hassasiyetim olan konularda, korumak kollamak istediğim insanlar hakkında... ama yok öyle değil. değilmiş. benim zamanlamalarımdan bağımsızmış. herhangi bir konuda da olabiliyormuş. benim korumama ihtiyacı olmayan insanlar hakkında da olabiliyormuş hatta.
ben sevmeyi beceremiyormuşum. nur topu gibi yeni bir tespitimiz var. 1-2 haftalık kendisi daha. kaç mm bilmiyorum evrende kapladığı alan. ama hiçbir terazi tartamıyor, güvenin bu söylediğime.
hatalar yapıyorum sevdiğimde. sevdiğim insanlara da, sevdiğim zamanlarda kendime de, sevdiklerimi seven/sevmeyen insanlara da, üzenlere de. herkese! genel olarak sevgimin etrafındaki tüm canlılara yanlışlar yapıyorum.
sevmeyi beceremiyorum ben. kusurlu seviyorum.
eskiden şey diye düşünürdüm; "mmm hassas olduğumda yönetemiyorum ben galiba kendimi." hassas olduğum zamanlarda, hassasiyetim olan konularda, korumak kollamak istediğim insanlar hakkında... ama yok öyle değil. değilmiş. benim zamanlamalarımdan bağımsızmış. herhangi bir konuda da olabiliyormuş. benim korumama ihtiyacı olmayan insanlar hakkında da olabiliyormuş hatta.
ben sevmeyi beceremiyormuşum. nur topu gibi yeni bir tespitimiz var. 1-2 haftalık kendisi daha. kaç mm bilmiyorum evrende kapladığı alan. ama hiçbir terazi tartamıyor, güvenin bu söylediğime.
hatalar yapıyorum sevdiğimde. sevdiğim insanlara da, sevdiğim zamanlarda kendime de, sevdiklerimi seven/sevmeyen insanlara da, üzenlere de. herkese! genel olarak sevgimin etrafındaki tüm canlılara yanlışlar yapıyorum.
sevmeyi beceremiyorum ben. kusurlu seviyorum.
devamını gör...
kızların uzun boylu erkek merakı
bir dönem çok fazla tercih edilen bir durumdu. belki hala öyledir emin değilim eskisi kadar sosyal olmadığımdan kimsenin hangi boyda sevgili istediği konusuna eğilemiyorum.
neyse efem bir arkadaşım vardı. (hala var ama işte kafam pek insan kaldırmadığından en son birkaç ay önce görüştüm.) kendileriyle bir diyalogumuz olmuştu başlığı görünce o geldi aklıma.
biriyle tanışmış onun üzerine konuşuyorduk. maddi durumu konuşuldu önce sonra 'ama boyu kısa ya' dedi. 'aa kaç ki?' dedim. bilmem 1.78-1.80 falan dedi. çizgi filmlerde ağız açılır ve çene düşer ya heh işte o an ben de o oldu. ruhumun ağzı açıldı ve çenesi düştü.
'iyi de senin boyun ne ki? adamın boyuna kısa diyorsun' dedim. arkadaş benden bile kısa bakın benden diyorum. ben kısayım o bendende kısa. 1.55 falan herhalde ben 1.60'ım. 'ay canım valla ben uzun seviyorum yanımda şöyle dimdik duracak' dedi.
o zamana kadar böyle bir kriterin varlığını bilmiyordum. sonra bir kaç kişiden daha duydum bunu. tabi geneli 1.60 civarı hatunlar. bir kompleks falan herhalde bu boy olayı emin değilim? boya kadar ooo...
neyse aman banane benim manitu zaten maşallah shrek gibi hahah.
neyse efem bir arkadaşım vardı. (hala var ama işte kafam pek insan kaldırmadığından en son birkaç ay önce görüştüm.) kendileriyle bir diyalogumuz olmuştu başlığı görünce o geldi aklıma.
biriyle tanışmış onun üzerine konuşuyorduk. maddi durumu konuşuldu önce sonra 'ama boyu kısa ya' dedi. 'aa kaç ki?' dedim. bilmem 1.78-1.80 falan dedi. çizgi filmlerde ağız açılır ve çene düşer ya heh işte o an ben de o oldu. ruhumun ağzı açıldı ve çenesi düştü.
'iyi de senin boyun ne ki? adamın boyuna kısa diyorsun' dedim. arkadaş benden bile kısa bakın benden diyorum. ben kısayım o bendende kısa. 1.55 falan herhalde ben 1.60'ım. 'ay canım valla ben uzun seviyorum yanımda şöyle dimdik duracak' dedi.
o zamana kadar böyle bir kriterin varlığını bilmiyordum. sonra bir kaç kişiden daha duydum bunu. tabi geneli 1.60 civarı hatunlar. bir kompleks falan herhalde bu boy olayı emin değilim? boya kadar ooo...
neyse aman banane benim manitu zaten maşallah shrek gibi hahah.
devamını gör...


