kırmızı oda sayesinde babasının tacizini ortaya çıkaran 11 yaşındaki kız çocuğu
taciz, tecavüz, cinayet başlıkları görünce küfür yazmamak için kendimi zor tutuyorum. çocuklara zarar vermeyin artık.. kadınlara..hayvanlara..yeter.
devamını gör...
depresyona giren kişiye söylenmemesi gerekenler
-en kötüsünü sen yaşamıyorsun ki herkes ölsün o zaman.
-şükretmeyi öğren.
-rahat battığı için böyle oldun.
depresyondaki bir kimse bana destek olacak sözler lazım demiyor.
siz illa yardım etmek istiyorsanız elinden tutun. yok bir iyiliğiniz dokunmayacaksa da kötülük etmeyin. unutmayın doktor değilseniz dememe gerek var mı bilmiyorum.
-şükretmeyi öğren.
-rahat battığı için böyle oldun.
depresyondaki bir kimse bana destek olacak sözler lazım demiyor.
siz illa yardım etmek istiyorsanız elinden tutun. yok bir iyiliğiniz dokunmayacaksa da kötülük etmeyin. unutmayın doktor değilseniz dememe gerek var mı bilmiyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
merhaba defter. bazen sadece bana ait bir düzeyde kötü, yetersiz, can sıkıcı bir ömre sahip olduğumu düşünürdüm. ama hep burada yazdığım gibi '' gönüllere dokunmak '' niyetimle bir çok kişiyle etkileşime sahip oldum. hepsiyle de tanıştığım için kendimi şanslı hissediyorum. gönüllere dokunmak, insan biriktirmek belki önceleri bu kadar yoğun ilerlemiyordu ama sözlük sayesinde hızla artmaya başladı ki çok mutlu oldum ben de.
bir nebze de olsa yaraya merhem olabiliyorsam ne mutlu bana. yoksa ne hedefleyebilirim ki ? ben istiyorum ki insanlar umutlansın, tebessüm etsin, bir kaç dakikalığına da olsa olumsuzluklar ortadan kayboluyorsa vicdanım hafiflemiş, yüreğim ferahlamıştır.
belki bazılarına garip gelebilir, aksini düşünebilir ama güzel olan ne biliyor musunuz ? başkaları için yaşamak...
bir nebze de olsa yaraya merhem olabiliyorsam ne mutlu bana. yoksa ne hedefleyebilirim ki ? ben istiyorum ki insanlar umutlansın, tebessüm etsin, bir kaç dakikalığına da olsa olumsuzluklar ortadan kayboluyorsa vicdanım hafiflemiş, yüreğim ferahlamıştır.
belki bazılarına garip gelebilir, aksini düşünebilir ama güzel olan ne biliyor musunuz ? başkaları için yaşamak...
devamını gör...
fuzzy lee
tiz moderatör yapın diyeceğim kardeş.
sözlükte bana abla diye mesaj yazan ilk yazar. sevdirdi kendini.
sözlükte bana abla diye mesaj yazan ilk yazar. sevdirdi kendini.
devamını gör...
karma puanı sistemi
dün benim merak ettiğim ve sorumun cevabını aldığım linki buraya bırakıyorum rica ederim.
kafasozluk.com/kafa-sozluk-...
kafasozluk.com/kafa-sozluk-...
devamını gör...
borçluların söylediği yalanlar
bir yerden para bekliyorum. gelsin takdim edicem.
devamını gör...
düğün
özetle evlilik törenidir.
iki insanın bir hayatı birleştirmek için girdikleri yolun bir dönemeci, bir durağı denebilir belkide.
evliliklerini şatafatla, eğlenceyle, ne bileyim bana göre işkenceyle taçlandırmak isteyen insanların tercih ettiği tören şekli.
ortadoğu ülkeleri (ve dahi türkiye dahil) tarafından genelde abartılan, günlerce süren seromonilerle devam eden bir tören.
düğünlere harcanan paralar dudak uçurtacak cinsten. salondu, organizasyondu, gelinlikti, damatlıktı, çalgı çengiydi, yok efendim yemeğiydi ıvırı zıvırı derken akıl tutulması yaşatan paralar harcanıyor.
genelde 'bir kere evleniyoruz canım' cümlesi devamında ucu bucağı olmayan adet ve kültür gösterimi hallerle yapılan organizasyonlar ve o organizasyonlara dökülen paralar.
para benim kırmızı çizgim arkadaş. daha az para harcansa belki katlanabilirim. şaka şaka benim altından kalabileceğim durumlar değil.
tercih eden, seven çok tabi. ama bana hep garip gelir. iki insan evleniyor diye neden bu kadar tantana çıkıyor anlam veremem.
içimde kalmasın diyenler olur belki ne bileyim benim içimde öyle bir şey varsa zaten kalmasın der çeşitli meditasyon teknikleriyle o iç karışıklığı ve tutukluğu dışarı çıkarırım.
pandemi dolayısıyla iki senedir pek göremiyoruz tabi artık. en büyük yeğenim pandeminin başında yaptı coronayı bahane edip gitmedim. bir küçüğü başka ablamdan kendileri onunkine katıldım vallahi ortama ayak uydurup göbek bile attım. sefam olsun oh. küçük olanın ki tabi daha sadeydi. bahçede abartısız daha sakin ve pandemi kurallarına uydurulup daha kısa sürdü. yıllar sonra ben de düğün görmüş oldum.
tercih etmem edene de niye ediyorsunuz demem. ama 'çok para az etmen guzum' derim tabi içimden. düğün yapın yapmayın demiyorum ama lütfen beni çağırmayın. saygılar efem.
iki insanın bir hayatı birleştirmek için girdikleri yolun bir dönemeci, bir durağı denebilir belkide.
evliliklerini şatafatla, eğlenceyle, ne bileyim bana göre işkenceyle taçlandırmak isteyen insanların tercih ettiği tören şekli.
ortadoğu ülkeleri (ve dahi türkiye dahil) tarafından genelde abartılan, günlerce süren seromonilerle devam eden bir tören.
düğünlere harcanan paralar dudak uçurtacak cinsten. salondu, organizasyondu, gelinlikti, damatlıktı, çalgı çengiydi, yok efendim yemeğiydi ıvırı zıvırı derken akıl tutulması yaşatan paralar harcanıyor.
genelde 'bir kere evleniyoruz canım' cümlesi devamında ucu bucağı olmayan adet ve kültür gösterimi hallerle yapılan organizasyonlar ve o organizasyonlara dökülen paralar.
para benim kırmızı çizgim arkadaş. daha az para harcansa belki katlanabilirim. şaka şaka benim altından kalabileceğim durumlar değil.
tercih eden, seven çok tabi. ama bana hep garip gelir. iki insan evleniyor diye neden bu kadar tantana çıkıyor anlam veremem.
içimde kalmasın diyenler olur belki ne bileyim benim içimde öyle bir şey varsa zaten kalmasın der çeşitli meditasyon teknikleriyle o iç karışıklığı ve tutukluğu dışarı çıkarırım.
pandemi dolayısıyla iki senedir pek göremiyoruz tabi artık. en büyük yeğenim pandeminin başında yaptı coronayı bahane edip gitmedim. bir küçüğü başka ablamdan kendileri onunkine katıldım vallahi ortama ayak uydurup göbek bile attım. sefam olsun oh. küçük olanın ki tabi daha sadeydi. bahçede abartısız daha sakin ve pandemi kurallarına uydurulup daha kısa sürdü. yıllar sonra ben de düğün görmüş oldum.
tercih etmem edene de niye ediyorsunuz demem. ama 'çok para az etmen guzum' derim tabi içimden. düğün yapın yapmayın demiyorum ama lütfen beni çağırmayın. saygılar efem.
devamını gör...
ekmeğin fethi
anarko komünist pyotr alekseyeviç kropotkin’in muhteşem eseri. uzun bir zamandır piyasada bulunmayan eser, 2020 yılının sonlarında mazlum beyhan çevirisiyle afrika yayınlarından tekrar basıldı. mazlum beyhan öyle bir çeviri yapmış ki, kitap sanki türkçe yazılmış gibi hissediyorsunuz. son zamanlarda böyle başarılı bir çeviri okumamıştım.
anarşist komünizmin ilkelerini, devrimin başarılı olmasında karın tokluğunun rolünü, anarşist komünizme yöneltilen eleştirilerin cevabını, adeta okuyucu ile sohbet havasında tartışan bu esere, ispanya’da işçilerce “la conquista del pan” yani, ekmeğin fethi ismi verilmiş.
bildiğiniz üzere büyük bir toprak zengini ve soylu olan kont tolstoy, yazdıklarım ve yaşadıklarım birbiri ile çelişiyor diyerekten 82 yaşında evi terk etmiş. biraz geç kalmış olsa da bunca zenginliği elinin tersiyle itip bir tren istasyonunda zatürreye yenik düşen kont’a saygımız vardır. kropotkin ise tolstoy’un yaptığını çok daha genç yaşlarda yapabilmiş, muhteşem bir adam. soylu ve zengin bir prens olmasına rağmen değerleri için hapis yatmış, mücadeleler vermiş ilginç bir anarşist. kitaptan iki güzel alıntıyla bitirelim;
“hazret, artık kentin saygıdeğer simalarından biridir; önce kentin kendisi gibi saygıdeğerleriyle, üst düzey devlet görevlileriyle, valilerle, paşalarla oturup kalkmaya başlar, ardından da servetini bir başka büyük servetle birleştirebilmenin bir yolu olarak varsıl bir kızla evlenir. çocukları için yurtlar yuvalar edinir, sonra bir de bakmışsınız bir devlet ihalesi onda kalıverir: askeriye için çürük çarık çizme ya da yerel hapishane için kurtlanmış un vb. gibi şeyler... servet ha babam katlanır böylece, hele şansına bir savaş çıkıverirse ya da savaşın kendisi değilse bile, söylentisi yayılıverirse, deme gitsin! ya savaşla ilgili bazı gereçlerin üstencisi olacaktır, ya da şöyle esaslı bir banker-borsa üçkâğıdı çevirecek ve tam anlamıyla para babası olacaktır.” (sayfa 90)
“bir yunan yontucu mermeri yontmaya başladığı zaman o sert taşa içinde yaşadığı topluluğun, kentin, cumhuriyetin aklını ve yüreğini katardı. yapıtında geçmişin tüm tutkuları, şanlı söylenceleri canlanırdı. günümüzde ise kent, varlığını bütünsel olarak sürdüren bir organizma olmaktan çıkmıştır. aynı kentte yaşayan insanlar arasında hiçbir ruhsal temas, manevi ortaklaşma kalmamıştır. kentler artık birbirini tanımayan, birbirlerinin sırtından zengin olmak dışında ortak hiçbir şeyleri olmayan rastgele insanların toplandıkları sıradan yerlerdir. eski yunan'da ya da ortaçağda olduğu gibi, orda yaşayan insanların ortak yurdu olma niteliği kalmamıştır kentlerin. öyle ya, uluslararası spekülasyonlarla uğraşan bir bankerin ve bir fabrika işçisinin nasıl ortak yurdu olabilir ki?” (sayfa 184)
anarşist komünizmin ilkelerini, devrimin başarılı olmasında karın tokluğunun rolünü, anarşist komünizme yöneltilen eleştirilerin cevabını, adeta okuyucu ile sohbet havasında tartışan bu esere, ispanya’da işçilerce “la conquista del pan” yani, ekmeğin fethi ismi verilmiş.
bildiğiniz üzere büyük bir toprak zengini ve soylu olan kont tolstoy, yazdıklarım ve yaşadıklarım birbiri ile çelişiyor diyerekten 82 yaşında evi terk etmiş. biraz geç kalmış olsa da bunca zenginliği elinin tersiyle itip bir tren istasyonunda zatürreye yenik düşen kont’a saygımız vardır. kropotkin ise tolstoy’un yaptığını çok daha genç yaşlarda yapabilmiş, muhteşem bir adam. soylu ve zengin bir prens olmasına rağmen değerleri için hapis yatmış, mücadeleler vermiş ilginç bir anarşist. kitaptan iki güzel alıntıyla bitirelim;
“hazret, artık kentin saygıdeğer simalarından biridir; önce kentin kendisi gibi saygıdeğerleriyle, üst düzey devlet görevlileriyle, valilerle, paşalarla oturup kalkmaya başlar, ardından da servetini bir başka büyük servetle birleştirebilmenin bir yolu olarak varsıl bir kızla evlenir. çocukları için yurtlar yuvalar edinir, sonra bir de bakmışsınız bir devlet ihalesi onda kalıverir: askeriye için çürük çarık çizme ya da yerel hapishane için kurtlanmış un vb. gibi şeyler... servet ha babam katlanır böylece, hele şansına bir savaş çıkıverirse ya da savaşın kendisi değilse bile, söylentisi yayılıverirse, deme gitsin! ya savaşla ilgili bazı gereçlerin üstencisi olacaktır, ya da şöyle esaslı bir banker-borsa üçkâğıdı çevirecek ve tam anlamıyla para babası olacaktır.” (sayfa 90)
“bir yunan yontucu mermeri yontmaya başladığı zaman o sert taşa içinde yaşadığı topluluğun, kentin, cumhuriyetin aklını ve yüreğini katardı. yapıtında geçmişin tüm tutkuları, şanlı söylenceleri canlanırdı. günümüzde ise kent, varlığını bütünsel olarak sürdüren bir organizma olmaktan çıkmıştır. aynı kentte yaşayan insanlar arasında hiçbir ruhsal temas, manevi ortaklaşma kalmamıştır. kentler artık birbirini tanımayan, birbirlerinin sırtından zengin olmak dışında ortak hiçbir şeyleri olmayan rastgele insanların toplandıkları sıradan yerlerdir. eski yunan'da ya da ortaçağda olduğu gibi, orda yaşayan insanların ortak yurdu olma niteliği kalmamıştır kentlerin. öyle ya, uluslararası spekülasyonlarla uğraşan bir bankerin ve bir fabrika işçisinin nasıl ortak yurdu olabilir ki?” (sayfa 184)
devamını gör...
japonların kendi harflerini yazamamaları
aşağıdaki videoda görüleceği üzere bazı japonlar kelimelerin nasıl yazıldığını hatırlamıyorlar.
japonca, gramer bakımından türkçe'ye çok benzemektedir. sondan eklemelidir; türkçe'deki gibi yansıma ve ikilemeler vardır; yapım ekleri vardır; durum-hal ekleri vardır. ancak "rırr" sesi gibi bazı harfler japon dilinde yoktur. bu sesi "lıı" olarak verirler. türkler için konuşması kolay olan bu dili yazmak gerçekten zordur. çünkü japonca üç farklı alfabeden oluşmaktadır; kanji, hiragana ve katakana
filologlar arasında en çok kabul gören görüşe göre ilk japon dili lehçeleri 5 bin yıl önce korece'den türemiştir. dilbilimciler, japonca'nın tarihini dört dönemde incelerler: eski japonca (8. yüzyıla kadar), geç dönem eski japonca (9-11. yy), orta japonca (12-16. yy) ve çağdaş çaponca (17. yüzyıl sonrası). bu dönemler boyunca, dilin dil bilgisinde veya diziliminde önemli bir değişiklik olmamıştır. fakat söz dağarcığı önemli ölçüde değişim göstermiştir.
japonya'da dil standartı imparator meiji'nin adını taşıyan meiji restorasyonu'ndan (1868) sonra iletişim gereksinimi için başkent konuşulan dilden türetilmiştir. standart japonca okullarda öğretilir, televizyonda, gazetelerde ve resmî yazılarda kullanılır.
meiji restorasyonları, mustafa kemal atatürk'ün dikkatini çekmiştir. imparator meiji'nin çağdaş japonya fikri türkiye cumhuriyeti'nde neredeyse bire bir uygulanmıştır. ancak imparator meiji harf inkılabını yapmamıştır.
bu 10 yıllık restorasyon süreci tam anlamıyla japonya'yı hollanda'yla ticaret yapan bir liman ülkesiyken şahlandırmış ve japonya ilerleyen yıllarda doğu asya'da rusya ve çin topraklarını işgal edecek güce ulaşmıştır. bu şahlanışın sonu atom bombasıyla bitmiştir ve japonya şu an nüfus-yıllık gelir ile borç oranına göre dünya'nın en borçlu ülkesidir.
not: videoda tatlı bir mesaj var, japonlar "rüşvet" kelimesinin nasıl yazıldığını hatırlamıyorlar.
japonca, gramer bakımından türkçe'ye çok benzemektedir. sondan eklemelidir; türkçe'deki gibi yansıma ve ikilemeler vardır; yapım ekleri vardır; durum-hal ekleri vardır. ancak "rırr" sesi gibi bazı harfler japon dilinde yoktur. bu sesi "lıı" olarak verirler. türkler için konuşması kolay olan bu dili yazmak gerçekten zordur. çünkü japonca üç farklı alfabeden oluşmaktadır; kanji, hiragana ve katakana
filologlar arasında en çok kabul gören görüşe göre ilk japon dili lehçeleri 5 bin yıl önce korece'den türemiştir. dilbilimciler, japonca'nın tarihini dört dönemde incelerler: eski japonca (8. yüzyıla kadar), geç dönem eski japonca (9-11. yy), orta japonca (12-16. yy) ve çağdaş çaponca (17. yüzyıl sonrası). bu dönemler boyunca, dilin dil bilgisinde veya diziliminde önemli bir değişiklik olmamıştır. fakat söz dağarcığı önemli ölçüde değişim göstermiştir.
japonya'da dil standartı imparator meiji'nin adını taşıyan meiji restorasyonu'ndan (1868) sonra iletişim gereksinimi için başkent konuşulan dilden türetilmiştir. standart japonca okullarda öğretilir, televizyonda, gazetelerde ve resmî yazılarda kullanılır.
meiji restorasyonları, mustafa kemal atatürk'ün dikkatini çekmiştir. imparator meiji'nin çağdaş japonya fikri türkiye cumhuriyeti'nde neredeyse bire bir uygulanmıştır. ancak imparator meiji harf inkılabını yapmamıştır.
bu 10 yıllık restorasyon süreci tam anlamıyla japonya'yı hollanda'yla ticaret yapan bir liman ülkesiyken şahlandırmış ve japonya ilerleyen yıllarda doğu asya'da rusya ve çin topraklarını işgal edecek güce ulaşmıştır. bu şahlanışın sonu atom bombasıyla bitmiştir ve japonya şu an nüfus-yıllık gelir ile borç oranına göre dünya'nın en borçlu ülkesidir.
not: videoda tatlı bir mesaj var, japonlar "rüşvet" kelimesinin nasıl yazıldığını hatırlamıyorlar.
devamını gör...
ökse otu
şahitlik ettiği öpüşmelerle bilinen bir bitki. beyaz beyaz meyveleriyle yılbaşı ağacını anımsatır.
neden altında öpüşüldüğüne gelirsek:
odin ve frigg'in oğlu balder rüyasında öldüğünü görür ve bunu annesi frigg'e iletir. frigg panik halinde tüm canlılara balder'a zarar vermeyeceklerine dair kutsal yemin ettirir. bu iş hallolunca akşam festival düzenlenir ve diğer tanrılar balder'a bir şeyler fırlatıp balder'la eğlenirler. bu durumu uzaktan izleyen loki durumdan işkillenir ve ertesi gün yaşlı kadın kılığına girerek frigg'e bazı sorular yönetir.
-sahiden tüm canlılara yemin ettirdin mi?
-hayır, ökse otu zarar veremeyecek kadar güzel ve narindi, onu pas geçtim.
istediği cevabı alan loki hemen ökse otundan bir ok yapar ve bu okla balder'ı öldürür.
bu durum karşısında oldukça üzülen tanrılar loki'yi elleri bağlı, kafasına yılan zehri damlar biçimde mağaraya bağlarlar. loki ragnarok'a kadar o mağaradan çıkamayacaktır.
bu olayın ardından, frigg ökse otunun bundan sonra sadece iyi işler için kullanılacağına dair kendine söz verir ve tüm canlıları ökse otunun altında öperek bu sözünü gerçekleştirmek için elinden geleni yapar.
istiklal marşı ve kapanış.
neden altında öpüşüldüğüne gelirsek:
odin ve frigg'in oğlu balder rüyasında öldüğünü görür ve bunu annesi frigg'e iletir. frigg panik halinde tüm canlılara balder'a zarar vermeyeceklerine dair kutsal yemin ettirir. bu iş hallolunca akşam festival düzenlenir ve diğer tanrılar balder'a bir şeyler fırlatıp balder'la eğlenirler. bu durumu uzaktan izleyen loki durumdan işkillenir ve ertesi gün yaşlı kadın kılığına girerek frigg'e bazı sorular yönetir.
-sahiden tüm canlılara yemin ettirdin mi?
-hayır, ökse otu zarar veremeyecek kadar güzel ve narindi, onu pas geçtim.
istediği cevabı alan loki hemen ökse otundan bir ok yapar ve bu okla balder'ı öldürür.
bu durum karşısında oldukça üzülen tanrılar loki'yi elleri bağlı, kafasına yılan zehri damlar biçimde mağaraya bağlarlar. loki ragnarok'a kadar o mağaradan çıkamayacaktır.
bu olayın ardından, frigg ökse otunun bundan sonra sadece iyi işler için kullanılacağına dair kendine söz verir ve tüm canlıları ökse otunun altında öperek bu sözünü gerçekleştirmek için elinden geleni yapar.
istiklal marşı ve kapanış.
devamını gör...
hiç beklemediğin an gelen mutluluk dolu kısa mesaj
an itibariyle normal sözlük'ten gelen üyeliğimin yazar olarak güncellendiği mesajıdır. büyüklerime saygıda, küçüklerime sevgide kusur etmeyeceğim inancıyla başlıyorum. vira bismillah.
devamını gör...
nazara inanan insan
çok güldüğünde "çok ağlayacağız!" demesi muhtemel, batıl inancının yanında biraz da temkin biriktirmiş insandır.
devamını gör...
düşün ki ahtapotun bunu okuyor
her yere gelmek istiyorsun. ben şimdi seni nasıl pazara götüreyim, abi şuradan iki kadıköy uzatır mısın derken hangi kolunu kullanacağını şaşırırsın ponçik.
devamını gör...
en iyi bilgisayar markası
yoktur.
bilgisayardan anlayan insan donanımını kendi seçer, kendi kurar.
bilgisayardan anlayan insan donanımını kendi seçer, kendi kurar.
devamını gör...
kanser hastası çocuklara yardım etkinliği
ilginin artmasını istediğim başlık. çok değil 1 kitap bile küçük bir çocuğun yüzünde gülümsemeye dönüşebilir, kalbine dokunabilir.
devamını gör...
normal sözlük yaş ortalaması
benim çocukluğumda mavi önlük giyiyorduk beyaz yaka vardı. klasörle okula giderdik simit ayran 250.000 liraydı. mazot 1 lira olcak diyen bir adam vardı. zeki mureni canlı izlerdik tvde. yılbaşlarında tombala oynanırdı. kadınlar kapı eşiklerinde örgü örer dedikodu yapardı. meyhanelerde rakı içilirdi. büyüdük sonra aniden..
devamını gör...
misafirliğe gidilen ev sahibinin sinir eden davranışları
sizin yanınızda hiç durmaması, sürekli mutfakta bir şeyler yapması.. yemek faslında yanına gidip yardım edersiniz falan ama yemek faslı bittiğinde en azından bulaşıkların acilen yıkanması gerekmez, en azından misafir gittikten sonraya ertelenebilir bence.. iki sohbet etmeye gittiğim ev sahibi, yemek de hazırlamasın ama karşılıklı oturup iki muhabbet edebilelim yani yoksa niye geldik ki?
devamını gör...


