ingilizce do not kelimesinin kısaltılmış halidir. do bir nota olduğu gibi, ingilizce de "yapmak" manasına gelir. "not"ın ingilizce karşılığı "değil"dir.

ikisi birleşince olumsuz bir durum ifade eder. "yapamam" gibi bir anlama çıkar.
okunuşu: dümdüz don't.

ayrıca ed sheeran'ın muntazam bir şarkısıdır.
şarkı için tık tık.
devamını gör...

daha sonra “telefonum sana 7/24 açık” şeklinde ilerleyen cümledir. ve genelde bir şeye ihtiyacın olduğunda çekinirsin ve söyleyemezsin.
devamını gör...

mesela ben. hemen bir örnek vereyim.

ben bu ay araba aldım, ama keşke türke alsaydım.. *
devamını gör...

denizde ahtapotunu yüzdüren bir dalgıç'a denk gelmiştim. birlikte daldıktan sonra alıp evine götürüyordu.şaşırtıcı bir durum ama zamanla o çevredeki herkes alışmıştı o ahtapota.
devamını gör...

eurovision haftasında akıllıca yayın olmuş.bu seneki şarkılar da pek bir keyifliymiş. kim kazanacak acaba? belçika, kıbrıs, litvanya ve türk ezgilerini barındıran şarkısıyla azerbaycan favorim gibi gözüküyor. tabii sahne performansları da çok önemli.
devamını gör...

iskandinav mitolojisinde adalet tanrısıdır. tabi mevzu adalet olunca beyefendinin tanınırlık oranı pek düşük. bakın 12 büyük tanrı var. bunlardan en az tanınanı ne yazık ki forsetidir. oysa adam o kadar yük çekmiş. tanrılar ve insanlar arasındaki davalara bakmış, herkesi uzlaştırmaya çalışmış. barış da barış diye yırtınmış, karşılığını ise üç beş kişinin tanıdığı/itibar ettiği bir tanrı olarak almış. neden? çünkü adam aklı selim bir adam. diğerleri gibi manyaklıklar peşinde koşmuyor. ama vikingler zaten kırık adamlar. aklı selim tanrı ile ne işleri olsun. e dünyadaki diğer toplumlarda onların kırıklıklarına hasta, hal böyle olunca adamı bir köşeye atmışlar işte. koskoca tanrısın ama adını bilen bile yok. işte bu bir dramdır. diğer mitolojilerdeki adalet tanrıları kopmuş gitmiş. themis zaten en ünlüsü, justitia'nın alemde bir şekli var. utu ve şamaş bile kendisine yer edinmiş. bu abimizi umursayan yok. ben kendisine o yüzden çok üzülüyorum. babasının oğlu işte. baldur gibi bahtsız. genetik bahtsızlık diyorlar herhalde buna.

bakın meditasyon denilen şeyde uzak doğululardan önce forseti abimizin ortaya çıkardığı bir şey. o kadar davaya bakıp, mevzu çözmeye çalıştığı için ziyadesi ile yorulurmuş. hal böyle olunca dinlenmek için meditasyon yapar ve kendini toparlarmış. yani adamın imanını gevretmişler yine de yaranamamış millete. lakapları arasında uzlaştırıcı ve öncülük eden kavramları var. ancak öncülük ettiğin şey barış ve hoşgörü olunca, kaile alınmıyorsun işte. tanrı da olsan bu acı gerçekle yüzleşiyorsun. tanrı dediğin kodu mu oturtacak abi. böyle diyalog arayan, sorun çözen tanrı gördü mü insanoğlu, suiistimal ediyor, şımarıyor. kendini bir halt sanıyor. temelden korkuyu salmazsan forseti gibi madara olursun.

abimiz glitnir evinde ikamet eder. glitnir parlayan manasına gelir. yani güzel bir kelime oyunu var orada. adaletin parlaması, ışık saçması falan. ama saçtığı ışık ne kadar yeterli olmuş dediğim gibi tartışılır. şimdi diyeceksiniz ki tyr bu adamdan ünlü. hah işte bende onu diyorum. bu adam her haltı güzellikle çözmeye çalışmış. tyr ise cevval bir adam. fenrir'le, garm'la falan boğuşmuş o yüzden adına destanlar yazılmış, kahraman olarak görülüyor. yani kodu mu oturtan tanrılardan. neyse işte efendi olmayacaksın bu alemde. kıymetin bilinmiyor arkadaş. tanrılığın bile güme gidiyor.
devamını gör...

çoğu zaman sandığım, belki inandığım, belki de kendimi kandırdığım düşünce. ama benim için kesin olan ise her defasında sonucun hüsran olmasıdır.
devamını gör...

ibb'yi kınadığım eylem.

sadece efes mi satılır manyak mısınız? nerede benim bud, carlsberg gibi biralarım?
devamını gör...

profil resmine kurgusal karakterler koyanlar tarafından eleştirilen kişi.kimseyi ilgilendirmedigini düşündüğüm, kendisinden bir parçayı paylaşmayı uygun görmüş ve paylaşmış olan kişi sadece.
devamını gör...

şu dünyada ne enterasan insanlar var dedirten tiptir. sen dragonsreach'i avucunun içi gibi bil. handa ale ne kadara satılır, toprağında patates mi, nirnroot mu, dragontongue mu yetişir, maden ocağından kaç kilo demir cıkar bunları bil. sokaklarını, insanlarını da tanı: ysolda ticaret yapar, nazeem kıl heriftir, maiq yalancı ve müptezeldir, aela bekar companion üyesi bir avcıdır. bak bak ama sen gel kendi köyünün muhtarını, imamını, 30 yıllık yerlisini tanıma. toprağında ney hangi mevsimde yetişir hiçbirini bilme. ayıp değil mi kardeşim?
devamını gör...

çok sevgili yazarımız ve usta ressamımız pablo mellisho ile uzun görüşmelerimiz sonucu gartic phone etkinliği düzenleme kararı aldık. yine aynı günde ve aynı saatte, yani cumartesi günü 22:00'da gerçekleşecek olan bu etkinliğe katılmak için "ben varım" yazmanız yeterli.
oda maksimum 30 kişi olabiliyor aklınızda bulunsun.

oyundan kısaca bahsetmek gerekirse,
tıpkı bugün oynadığımız gartic oyununda olduğu gibi amacımız yine resim çizmek ve çizilen resimleri tahmin etmek lakin ufak bir farkla. bu sefer önce her oyuncunun bir cümlelik bir hikaye başlatması gerekecek. örneğin "trollerden bıkmış kafa sözlük yazarı", "kırmızı oje süren tavşan" gibi. nasıl bir hikaye oluşturacağınız tamamen size kalmış durumda. hayal gücünüzü sonuna kadar kullanın. daha sonra oluşturmuş olduğunuz hikaye rastgele olarak bir başka kullanıcının ekranına gelecek ve o kullanıcı da sizin hikayenizi resmedecek. daha sonra çizilmiş olan resim yine bir başka kullanıcının ekranına gelecek ve o kullanıcı da resimde ne anlatıldığını tahmin edecek. döngü bu şekilde sürüp gidiyor. herkes çizimlerini ve tahminlerini bitirdiğinde odanın yöneticisi çizimleri ve tahminleri bir albüm şeklinde gösterime sunacak. bir bakıma kulaktan kulağa gibi. ortaya çok eğlenceli senaryolar ve çizimler çıkacağına eminim. oyunda ne yazık ki chat yok tek kötü özelliği belki de bu. ve kesinlikle ses kullanma özelliği yok. sesinizi açmak veya konuşmak zorunda kalmayacaksınız içiniz rahat olsun.

katılımcıların adını buraya ekleyeceğim
odayı kurduğumda belirlediğimiz saatten (22:00) 10 dakika önce katılımcılara oda linkini atacağım. böylece tam zamanında başlamış ve beklememiş olacağız.
son olarak herhangi bir sorunuz, aklınıza takılan bir şey olursa portakal atmaktan çekinmeyin.

katılımcı listesi:
devrin
bengaripsengüzeldünyaumutlu
je-
mementomori
evernevergreen
merdumgiriz_
summer queen
devamını gör...

8 mart dünya kadınlar gününde meclis kürsüsünde konuşma yapan sera kadıgil'e müdahale eden m. emin akbaşoğlu'na cevabıdır. seri ve akıcı bir üslupla yapılmış doğaçlama bir konuşmadır.
buradan

edit: pavlov'un göbeği ve the dark knight'ın yardımları ile konuşmayı ekledim.
devamını gör...

para harcamadan hazineye ulaşmak.
devamını gör...

hemen hemen herkes direkt yazar yapılırsa devam edecek olandır. * * * * *

kafa sözlük'e getirilen eleştirilerde hiç doğruluk payı yok mudur sahiden? sözlük başından beri bu şekilde miydi? yani kimilerinin kokuşmuş, iğrendirici olarak adlandırdığı şekilde...

başından söyleyeyim. söyleyeceklerim kişisel görüşümdür. batması taraftarı olmadığım bir gemi için sarf edilen sözlerdir. ayrıca yazılanlara, genel sözlük haline yönelteceğim eleştiriler kendi yazdıklarımın çok iyi, faydalı olduğu anlamına da gelmemelidir. herkes zaman zaman niteliksiz yazabilir ve yazabilmelidir. faydası olmayan her zaman olacaktır. ancak önemli olan bu faydasızlıklar yığınının artıp artmamasıdır. yani iyi ve nitelikli olanın görülmeyip kötü ve niteliksiz olanın görülmesi. yani sol frame'de okunmaya değer bir şey bulunamamasından bahsediyorum.

vasat olan ve vasat olmayan. bir sözlük ortamında elbette her iki kesimden "tanımlar" bulunacaktır. bundan kaçışımız elbette yok. hele de büyümekte olan bir sözlük'te asla imkanı yok kaçmanın. lakin vasat olan, benim birazdan adlandıracağım üzere tanım yığını, günbegün artmakta. bu “tanım yığını”nın içerisine trolleri tam olarak aldığım söylenemez. nitekim troller de çeşit çeşit artık.
troller ve şu sürekli söylenen "nitelikli yazarlar" birbirlerini besliyordu adeta. birbirlerinin varlığından haberdar değildiler belki ama birbirleri sayesinde sözlüğü ayakta tutuyordular. açık konuşmak gerekirse eğlenceliydi de bu dinamik. bir tarafta joker olan troller ve öteki tarafta batman olan nitelikliler... sözlük ortamı böyleydi işte. joker şehirde yağma yaparken çeşitli araçlarla batman bundan haberdar değildi belki ama batman'in varlığıydı joker'in yağmasının nedeni. bir şehir olarak düşünecek olursak sözlük ortamını, bu çok doğaldı işte. kendimi eğer nitelikliler arasında sayacak olursam ben bu tablodan hoşnuttum. ara sıra trollere bakıp gülüyordum. ta ki scarecrow tüm şehre zehrini salana kadar... artık ortalık zombi kaynıyor arkadaşlar. joker bile pişman artık scarecrow'a övgü dizmekten. * nitelikli tanımlar bu zombilerin yazdıkları arasında silinip gidiyor. dahası o eski trollerin tanımları da... silikleşiyor! bu silikleşme olayını birazdan açacağım. şunu söyleyeyim, o kadar fazla boş tanım ve başlık ortaya çıktı ki sol frame'de açtığım zaman sol frame'i okuma zahmetinde bile bulunmuyorum artık. aile üyelerini kapıştıran başlıklar var örneğin. yahu tamam, başlık adına bir noktada eleştiri getirmem mantıksız olabilir, her türden başlık da illaki olacaktır zaten. ama bir tıklayalım bakalım ne varmış okunmaya değer bir şey... hani okunmaya değer diyorum çünkü kafa sözlük diğer sözlükler gibi olmayacaktı. öyle değil miydi? ben mi yanlış biliyormuşum yoksa... ah, bir başlık daha gözüme takıldı şimdi, kadın yazarlardan erkek yazarlara sorular... bu başlık bir yerden tanıdık geliyor da, dur, neydi? her neyse. cevabı zaten tahmin ediyorsunuzdur.

zombiler: vasat olanlar. troller (ki şu okunası trollerden bahsediyorum tartışmaya açık bir şekilde, geri kalanları yozlaşmıştır kanımca) bile bu zehrin altında iş yapamamaya başladı. nitelikli yazarlar da bir bir çekiliyor kabuklarına. bir sözlükte aynı tür yazarların olmasını beklemek doğru olmayacaktır, nitekim insan doğasının farklılıkları bir araya getirme konusunda üstüne yoktur. yozlaşma illaki bir yerde başlayacaktır. mesele bu yozlaşmayı ne kadar durdurabildiğimizle ilgili. fakat bu yozlaşma günbegün artıyor. yalnızca etkileşim çabası içinde olan kimseler var örneğin. ve bu kimseler beğenip beğenisini çekmek gibi davranışlara sahip. sanırım ilgi çekmek istiyorlar... etkileşim çabası içerisine girip takip edilmek vs. vs. tek amaçları sahiden de etkileşim kasmak. böyle yazarların varlığı, tekrar edeceğim üzere, tamamen silinemez. oldukları gibi kabul etmek gerekir onları da. fakat bakteri popülasyonu gibi artıyorlar katlanarak! bu ne anlama geliyor?

bu, nitelikli yazarların ve nitelikli yazarlara karşı cephe alan makul trollerin gittikçe silikleşmesi anlamına geliyor. örneğin: bir bilgi başlığı açıyorum hukukla alakalı, sol frame'de aniden görülüyor! sonraysa ne mi oluyor? birden yok oluyor. çünkü vasat olanlar, yani zombilerimiz -insan doğasının olanca mide bulandırıcılığını bizlere göstererekten- benzer kelimelerle benzer başlıklara benzer tanımlar yazmışlar! bu da haliyle nitelikli olarak adlandırılabilecek tanımların yok olması ve dolayısıyla okunmaması anlamına geliyor.

bu yüzden başlık/tanım engelleme ve rastgele butonunu kullanma opsiyonlarının bize sunulmasını pek mantıklı bulmuyorum. çünkü vasat olan çok fazla. hangisini engelleyeyim ben? sadece sanat kategorisine falan girip de bir şeyler okumak gibi bir derdim de yok ki benim? sevgili romalılar lütfen bir dinleyin, ben gülmek de istiyorum. mantıklı yazılar görmek istiyorum. faydası olan, en azından kişisel yararıma etki edebilen yazılar istiyorum. kayınvalidemle kayınbabam kapışsa kim kazanır görmek istemiyorum. tamam bunu görsem hoş olabilirdi swh. fakat mantıklı ve iyi tanımlar istiyorum işte... ben de yazabilirim öyle başlıklara hem. ama aşırı derecede boş tanımlar gözüküyor. dolayısıyla sayfayı kaydırırken "boş olan" tanımları görmeyi ve aralarında "boş olmayan" tanımları aramaya çalışmak istemiyorum. tabii bu işin bir boyutu. öteki boyutu ise bakteri popülasyonuyla aynı ortamda bulunmanın verdiği huzursuzluk hissi. kirli bir ortamda bulunmak istemiyorum ben. yolun açık olsun diyenlere de selam. yolum oldukça aydınlık, amacım burayı da aydınlık hale getirmek istemem. falanca kirlenmiş sözlükler gibi olmasını istememem.

umarım derdimi anlatabilmişimdir... benim tanımlarım silikleşiyor sayın yazar ve çaylaklar. gözükmüyor, okunmuyor dolayısıyla da. ve ben tanımlarımın okunmasını istiyorum. benim tanımlarımı okumak isteyen beni takip ediyor elbette ona söz yok. ama nitelikli tanım keşfetmek isteyen kimseler ne yapsın? kendime nitelikli bir yazar demekten çekiniyorum, buna ben karar veremem, doğru olmaz. fakat nitelikli yazıyor olduğum varsayılırsa beni nasıl keşfedecekler? sizi nasıl keşfedecekler sayın nitelikli yazarlar? ben nasıl keşfedeceğim? cevap: keşfedilemeyecek. vasat olan o kadar yüksek bir yerden bakıyor ki bizlere artık, durum içler acısı. bu durumu çözmek adına da bir şey yapılmıyor galiba. ne yapılabilir? vasat olmayana övgüler dizerek. yapıldı mı? evet, karma puanı verileceği söylendi vs. vs. yeterli değil. karma puanı için mi yazıyorum ben? ne yapayım rozeti? ufak bir motivasyondan öteye geçemiyor bile. en azından şahsi görüşüm budur. tabii rozetleri sevmiyorum da diyemem. *

bu geçerli bir çözüm değildir. bir çözüm bile değildir aslında bakarsanız. karma puanı dediğiniz şeyi ben iki de bir boş şeyler yazarak kazanabilirim pekala. hani şu okunmayan tanımları yazarım, hiç beğeni de almam ama yazdıkça yazarım. puan toplarım. ama böyle birisi değilim ve böyle birisi de olamıyorum. kendimi ötekileştiriyorum gitgide. birçok nitelikli yazılar yazmaya çalışan yazarımız gibi ben de çekip gitmeye davranıyorum. keyfim kaçtı, zevk alamıyorum. okumaktan da yazmaktan da. okunacak yazı bulmak zorlaştı (takip ettiğim sevgili yazarları bunun dışında tutuyorum elbette), yazmak da zorlaştı çünkü silikleşip gidiyor.

tabii burada şu konuya da değinmek gerek: "ey piyanist, sen bu söylediklerinle etkileşim istediğini söylemiyor musun bizlere? az önce karşı çıkıyordun ya hani!" saygıdeğer romalılar, etkileşim dediğiniz kavramı hangi anlamıyla kullandığımıza bağlı olarak değişir bu sorunun cevabı. şahsım etkileşim istiyor elbette, nitekim hiç kimse salt kendisi için yazmaz. ancak konu burada yazılanların niteliğiyle değişmektedir. kişisel çıkar boyutu sabittir ve temelde insan doğasının bir parçasıdır, inkar edemeyiz bunu. ancak etkileşim denilen şeyi yazılanların niteliğiyle ölçmeye çalışırsak diğer elimizde farklı yollarla etkileşim sağlamaya çalışan kimselere rastlayacağızdır. bir sözlük burası; elbette yazılanlar hakkında konuşacağım ve konuşacaksınız. etkileşim dediğiniz şey de yazılanlar üzerinden kazanılmalıdır. yoksa sözlüğe yeni girip belirli bir profil fotoğrafıyla * ve sevecenlikle * * girip sürekli boş tanım giren insanlar da yok değil. işte bunlara zombi diyordum. tabii gücenmek yok... sizi de anlayabiliyorum sıkılıyorsunuz. ama bu sıkıntınızı keşke başka yerde giderseniz ya? hali hazırda bir sürü ortam vardı zaten ne diye buraya da gelip mahvettiniz bazı şeyleri? bazıları var ki sözlük'e gelir gelmez vasat olan ile yükseliveriyor. yahu yüz küsür takipçiyi sen ne zaman ne yazdın da kazandın? ne ara o kadar beğenildin? ne yazdın yani? hiçbir şey yazmamış. görüp görüp omuz silkiyorum artık. elde tutulur bir şey olmasa bile beğeniliyorlar. elbette demek istediğim benim profilime ve bazı yazarlara yönelimin niçin az olduğu değil. iyi anlaşılmalı bu. beğenilmek derdim değil. söylemek istediğim anlamsız tanımların artışı ve bu artışı da destekleyen beğenilerin fazlalığı. yani bu tarz profillere yönelimin fazla olması… dolayısıyla sözlük paradigmamızın saçmalığa dönüşüşü.

o halde artık diyebilirsiniz: madem beğenmiyorsun, git. bilgi tanımı mı görmek istiyorsun? vikipedi’ye git. burası böyle. en azından ben geldiğim zaman böyleydi. ve ben bu gidişattan memnunum. lakin anlayın lütfen, siz buradayken burası böyle olabilir pekala ama sözlüğün başlangıçta güttüğü politikanın böyle olmadığını biliyorum. bunu engellemek için bir şeyler yapmaya çalıştıklarını biliyorum. (işe yaramasa da pek.) bilgi istesem elbette bilgi sitelerine girerim sayın okur, burası böyle değildi eskiden. (evet, eskiden. eskiden de aynıydı diyenlere katılmıyorum. eskiden vasat olan vardı ama daha azdı. yani bazılarımız yanlış mı görüyor? ana sayfanın hali neydi ve şimdi ne? artan nüfus ile böyle bir sonucu kabullenmek gerek.) ve sizin bilgi için bilgi sitesine git dediğiniz şeyi ben karikatür paylaşımları için de yineleyebilirim. karikatür görmek istiyorsan sen de karikatür sayfalarına git… yok mu? var. ama burası bir sözlük. belli bir gidişata sahip olması gerektiğini düşündüğümüz bir sözlük.

yönetimi de anlayamıyorum, keşke önlem alacak bir şeyler yapsalardı. başlık engellemek bir şey ifade etmiyor anlatmaya çalıştığım ve fikrim üzere. eleştiriler dinlenmelidir. yoksa pek iyi sonlanacağa benzemiyor. elbette bu gidişattan memnun da olabilirsiniz. ve belli bir perde arkasından bizlere kafa sözlük'ün daha farklı olduğunu söylemeye devam edebilirsiniz. ne yazık ki pek tutarlı bulmuyorum bu yaklaşımı. büyüme çalışan bir sözlükte bu tablo olacaktır. büyüme çalışan mı? yani niceliğe önem veren mi? öyle mi dedim ben? sanırım, evet. nitelik belki de umrunuzda değildir. ve bazı yazarların gitmesi, şikayet etmesi de öyle. ancak herkes bir şeyi söylüyorsa bu şeyde bir hikmet vardır. illaki vardır. eleştiriler haksız olunsa bile bu haksızlıktan alınacak bir ders vardır. boşa yazmıyor kimse.

içerik keşke forumsala dönse… bu tablo karşısında bunu diyesim geliyor. çünkü ne yazık ki vasat olan o kadar berbat ki, anlamsız ki! ne diyeyim ben daha... hangi saçma başlığı şikayet edeyim? nereden baksan hemen hemen çoğu şikayet edilmeli. eğlenceli olan da, bilgi verici olan da yok! yok artık, yok! kaç tane var? ben göremiyorum çünkü pek. azınlıktalar ve azalmaya devam ediyorlar.

bu yüzdendir ki sözlük içinde sözlük yaratmak denilen şey de anlamını yitiriyor. öteki boyutu ise bakteri popülasyonuyla aynı ortamda bulunmanın verdiği huzursuzluk hissi demiştim. huzursuzum. mide bulandırıcı bir tablo var karşımızda ve kimse bir şey yapmıyor. büyüyor büyümesine, nitelik nerede? sözlük içinde sözlük yaratılamayacaktır öyle sanıldığı gibi. yaratılabilir elbette ama bu, kafa sözlük’ü diğer sözlüklerden nasıl ayıracaktır? onlarda sanki yok mu “sözlük içinde sözlük”? pekala var. amaç buysa eğer, peki, istediğiniz gibi olsun. başka sözlüklere dönmesi ve bu mide bulandırıcı akışın sürmesi isteniyorsa sizin bileceğiniz iş. lakin ben ve daha tanıdığım birçok yazar bu tablo karşısında hiç mutlu değil. azınlığız belki ama sözlük’ü kafa sözlük ismine taşıyan bir azınlığız. belirli trol kesimi için de bu geçerlidir. artık akış adeta bir çöplük. kimilerimiz bu çöplük karşısında yazmak bile istemiyor.

her neyse. epey yazdım.

epilog. bazı yazarların nickaltına girilen saçma sapan tanımları, yazdıkları bomboş tanımları görmekten de, önümüze defalarca ısıtılıp ısıtılıp konan eski film/kitap * tanımlarından da bıktım. kiminizin kendini ne yolla ifade ettiğiyle ilgilenmiyorum. isterseniz karikatür paylaşıp durun, ister bilgi, ister trolleyin. fakat boş yazmayın. bomboş tanımlar yazarak kendinizi ifade etmek istiyorsanız da etmeyin. sözlük kurallarına da uyduğu falan yok bazılarınızın.

bir kişinin özgürlüğü, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter. her topluluğun dinamiğini oluşturacak bu söze bir bakış atmak gerek. gereksizlikler içinde silikleşip gitmek istemeyen onlarca yazar var. bu yüzden doğru düzgün trollemeyen, “nitelikli” yazmayı bırakan onlarca yazar var.

burayı da falanca platformlara çevirmeye çalışıyorsanız, devam edin.
devamını gör...

shuffle’da ansizin karisma cikip mahveden, kendine has superhero.

sesinin, gitariyla dans edisinin insana hissettirdigi cok baska bir sey; gittigin yerde hala gonlunce solo atabiliyorsundur umarim.

en bi’ sevdigim icin;
devamını gör...

seyyah olmak istiyorum. böyle çokca dile getirirsem olur belki. bir şeyi kırk defa dersen olur.
devamını gör...

istanbul'da fatih ilçesinde intihar eden dört kardeşi hatırlatan olay. dört kardeş evlerinde ölü bulunduklarında, kapıda
" dikkat, siyanür var. " notu nedeniyle polis, özel kıyafetleriyle eve girdi. sherlock holmes hikayesi gibi olaydı ama hikayenin sonu da buz gibi gerçekti.
devamını gör...

dawson’s creek dizisinin türk versiyonudur. ülkede çokça tutmuştur, ilk sezon iyi gidip sonrasında bozan dizidir zannımca.
devamını gör...

30 yaşını aşmış biri olarak karşısına çıktığım herkesten özür dilemek istiyorum. yarından tezi yok emeklilik başvurusunda bulunup ayvalıktaki yazlığa taşınmayı ve hatta orada da evden hiç çıkmamayı planlıyorum. böylelikle karşınıza çıkan 30 yaş üstü yalnız adamları yalnızlıklarından ötürü sağa sola saldıran insanlar olarak görmekten bi nebze de olsa vazgeçersiniz belki. kim bilir belki siz de 30 olur, bana komşu olursunuz. bol bol varendada tavla oynar, "hey gidi günler" nidalarıyla bu günleri yad ederiz.
devamını gör...

güvenilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim