enes batur'un tbmm'de konuşma yapacak olması
nasıl olsa kararname ile yönetiliyor ülke . hatta panayır, kermes falan da yapsınlar ki en azından masrafı çıksın .
devamını gör...
aile üyelerinin normal sözlük tanımlarını okuması
ailemde oturup iki saat heisenberg belirsizlik ilkesi tanımımı okuyacak insan varsa yirüm ben onu! keşke okusalar...
bir annem var öyle şeyleri okuyacak olan, ona da zaten kendim okuyorum *
bir annem var öyle şeyleri okuyacak olan, ona da zaten kendim okuyorum *
devamını gör...
yazarların asla yapmam dediği bir şey
ya hayır ya. asla dediğim ne varsa kesin birgün yaparım. biliyorum çünkü kendimi. o yüzden ağzımı açmıycam.
devamını gör...
anadolu halk takvimi
ergün veren'in, halk deyiş ve yakıştırmaları ile, kendi şablonunu bulmuş olan iklim olaylarını, değişim ve zamanlarını incelediği hoş bir kitabı.
kırkikindi yağmurları, kocakarı soğukları, çaylak fırtınası, berdelacuz, karakoncolos, zemheri, hıdırellez, cemreler…
bunlar anadolu insanının uzun yılların deneyim ve gözlemlerine dayanarak oluşturduğu takvimden bazı özel günler ile iklim olayları…
peki, anadolu insanı zamanı nasıl algılar, dilimler, noktalar, adlandırır ve yaşar? yaşarken hangi inançlar ve tecrübeler onun hayatını şekillendirir? doğayı gözlemleyerek geleceği ve hava durumunu nasıl tahmin eder? bütün bunlar hayatını ve kültürünü nasıl etkiler? işte bu kitabın konusu bu.
anadolu insanının kısa yoldan ve nahifçe “sayılı günler”, “çoban hesabı”, “kocakarı hesabı”, “anam babam hesabı”, “eski hesaba göre” yahut “hesaplı” dediği günleri ergün veren, kocakarı soğuklarından zemheriye anadolu halk takvimi’nde topladı.
kırkikindi yağmurları, kocakarı soğukları, çaylak fırtınası, berdelacuz, karakoncolos, zemheri, hıdırellez, cemreler…
bunlar anadolu insanının uzun yılların deneyim ve gözlemlerine dayanarak oluşturduğu takvimden bazı özel günler ile iklim olayları…
peki, anadolu insanı zamanı nasıl algılar, dilimler, noktalar, adlandırır ve yaşar? yaşarken hangi inançlar ve tecrübeler onun hayatını şekillendirir? doğayı gözlemleyerek geleceği ve hava durumunu nasıl tahmin eder? bütün bunlar hayatını ve kültürünü nasıl etkiler? işte bu kitabın konusu bu.
anadolu insanının kısa yoldan ve nahifçe “sayılı günler”, “çoban hesabı”, “kocakarı hesabı”, “anam babam hesabı”, “eski hesaba göre” yahut “hesaplı” dediği günleri ergün veren, kocakarı soğuklarından zemheriye anadolu halk takvimi’nde topladı.
devamını gör...
yazarların unutamadığı film replikleri
- size kendi psikolojimden söz edebilir miyim hocam?
+ istiyorsan tabii.
- kafam karmakarışık hocam. 22 yaşındayım. 22 yıldır etrafıma bakıyorum. nefret, kavga ve ölüm. ölüm diyorum. düşünebiliyor musunuz? bizler edebiyat okuyoruz. yeryüzünde yazılmış en güzel şiirlerden haberimiz var. okuduğum romanları düşünüyorum. insanlar ne güzel şeyler yaşamışlar hocam. inanıyorum ki hâlâ da yaşıyorlar. ya biz hocam, ya ben! ya ben neden o duyguları hiç tanımıyorum. bu beni çok korkutuyor."
bir sonbahar hikayesi (yavuz özkan, 1994)
+ istiyorsan tabii.
- kafam karmakarışık hocam. 22 yaşındayım. 22 yıldır etrafıma bakıyorum. nefret, kavga ve ölüm. ölüm diyorum. düşünebiliyor musunuz? bizler edebiyat okuyoruz. yeryüzünde yazılmış en güzel şiirlerden haberimiz var. okuduğum romanları düşünüyorum. insanlar ne güzel şeyler yaşamışlar hocam. inanıyorum ki hâlâ da yaşıyorlar. ya biz hocam, ya ben! ya ben neden o duyguları hiç tanımıyorum. bu beni çok korkutuyor."
bir sonbahar hikayesi (yavuz özkan, 1994)
devamını gör...
eleştiride üslubun önemi
üslup, biçimsel bir şeyden ibaret değildir. içinin dışına yansımasıdır. o yüzden mühim, çok mühim.
insan, ağzından çıkacakları genelde kontrol altında tutup yalan söyleyebilir veya çarpıtabilir. ama üslubu kontrol altında tutmak daha zordur. zerrelerinizden fışkırır üslup.
insan, ağzından çıkacakları genelde kontrol altında tutup yalan söyleyebilir veya çarpıtabilir. ama üslubu kontrol altında tutmak daha zordur. zerrelerinizden fışkırır üslup.
devamını gör...
helios (yazar)
iş hayatındaki yoğunluğunun sürmesinden sebep, üzülerek kafa sözlük moderasyon liderliği görevine son vermek durumunda kaldık.
kendisi efsane direktör olarak kafa sözlük tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır.
kendisi efsane direktör olarak kafa sözlük tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır.
devamını gör...
maydanoz olmak
olur olmaz her şeye karışmak. etki ve yetkisi bulunmadığı halde konuşmak, eyleme geçmek.
ayrıca (bkz: salça olmak)
ayrıca (bkz: salça olmak)
devamını gör...
annelerin söylediği yalanlar
"iyi o zaman ekmeğe ben gideyim bu yaşımla.. "
zaten gitmeyecekti.
zaten gitmeyecekti.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
devamını gör...
erkekler olarak kıllarımızı almak zorunda değiliz
benim gibi doğallıktan yana saf tutmuş erkeklerin mottosu.
tüysüz tavuk gibi dolaşmakta ne ki? tamam dağ kaçkını, kaptan mağara adamı gibi gezmeyelim ortalıkta fakat tavuk g.tüne dönmenin de pek manası yok.
ayrıca kıllı erkek bakımsız olur pis olur gibi kalıplara da gelmeyelim lütfen. bunlar hep protein çocukları yüzünden.
hem döşü kıllı erkek merhametli olur diyen söz vardır.
tüysüz tavuk gibi dolaşmakta ne ki? tamam dağ kaçkını, kaptan mağara adamı gibi gezmeyelim ortalıkta fakat tavuk g.tüne dönmenin de pek manası yok.
ayrıca kıllı erkek bakımsız olur pis olur gibi kalıplara da gelmeyelim lütfen. bunlar hep protein çocukları yüzünden.
hem döşü kıllı erkek merhametli olur diyen söz vardır.
devamını gör...
1984
an itibariyle kitapyurdu sesli kitap uygulamasından bir hafta boyunca ücretsiz dinleyebileceğiniz kitap.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
biliyorum sana giden yollar kapalı
üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini
sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam olmam bu derde düşeli
şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi…
alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki
çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
- cemal süreya
üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini
sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam olmam bu derde düşeli
şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi…
alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki
çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
- cemal süreya
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
teoman - renkli rüyalar oteli.
devamını gör...
kleptomani
çalma dürtüsüne karşı koyamama ile karakterize dürtü denetim bozukluğudur.
kişi eylemin yanlış ve zararlı olduğunun farkındadır ancak yine de yapar.
genellikle değersiz şeyler olmakla beraber psikiyatrik bir rahatsızlıktır, tedavi edilmelidir.
kişi eylemin yanlış ve zararlı olduğunun farkındadır ancak yine de yapar.
genellikle değersiz şeyler olmakla beraber psikiyatrik bir rahatsızlıktır, tedavi edilmelidir.
devamını gör...
(tematik)
sevdan bir ateş
söz ve müziği murat çelik'e ait olan bir düş sokağı sakinleri şarkısıdır. 1993 yılında düş sokağı albümü ile piyasaya sürülmüştür.
senin alev gözlerin
eritse şu ruhumu
buz olur kesilirim
yanarken içim
sesin bir uçurum
çağırırsa beni
kuş olur uçarım
yanarken içim
sevdan bir ateş oldu bende
gönlüm bir deli
coştu sende
saçların rüzgarından
savururken gönlünü
sürgün olur göçerim
bu diyarlardan
kime dokunur ellerim
kimi görür gözlerim
ölüm çıkar karşıma
yine sen derim
sevdan bir ateş oldu bende
gönlüm bir deli
coştu sende
dinlemek için buradan tık
senin alev gözlerin
eritse şu ruhumu
buz olur kesilirim
yanarken içim
sesin bir uçurum
çağırırsa beni
kuş olur uçarım
yanarken içim
sevdan bir ateş oldu bende
gönlüm bir deli
coştu sende
saçların rüzgarından
savururken gönlünü
sürgün olur göçerim
bu diyarlardan
kime dokunur ellerim
kimi görür gözlerim
ölüm çıkar karşıma
yine sen derim
sevdan bir ateş oldu bende
gönlüm bir deli
coştu sende
dinlemek için buradan tık
devamını gör...
haç
türkçe’ye ermenice’den geçmiş kelimedir. batı dillerinde latince crux köküne dayanan cross*, croix * ve kreuz * kelimeleri kullanılır. grekçe’si stavrosdur. dilimizde istavroz olarak anılır. grekçe’de 'direk, sivri uçlu kazık, sırık' anlamlarına gelen stavros sonradan haç anlamında kullanılmaya başlanmıştır. kelimenin ibranice’si talah, arapça’sı salib, farsça’sı çehar mihtır. bunların hepsi 'dört çivi' anlamına gelir. bu anlamdan dolayı dilimize çarmıh olarak yerleşmiştir.
hristiyanlar 4. yüzyıldan günümüze kadar haça inanç ve fedakarlığın bir sembolü olarak saygı göstermişlerdir. bizans imparatoru konstantin'in hristiyanlığı kabul etmesinden sonra hristiyanlara yapılan zulüm ve işkenceler bitmiş, geniş halk kitleleri arasında dinsel bir sembol olarak yaygınlık kazanmaya başlamıştır. tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar bir çok din ve öğretide sembol halinde gelen haç bir çok şekilde tasvir edilmiştir.
grek haçı*; dört kolu da bir birisine eşit olan haçtır.
latin haçı*; üç kolu eşit, alt kolu diğerlerinden uzun olan haçtır.
tau haçı*; aziz antony haçı da denilmektedir. büyük 't' harfi şeklinde olan haçtır.
aziz andrew haçı*; bir birini çapraz kesen iki koldan oluşan haçtır.
kulplu haç*; latin haçına benzer fakat üst kısmı oval olan haçtır.
gamalı haç*; grek haçına benzemektedir ancak uç kısımları grek alfabesindeki gama harfine benzer.
malta haçı*; dört kolu eşit nacak uç kısımlar çentikli olan haçtır.
lorraine haçı*; yatayda iki kolu bulunan haçtır.
kelt haçı; latin haçı şeklindedir fakat kolların kesiştiği yer bir daire ile çevrilmiştir.
peter haçı; latin haçının tersi şeklinde olan haçtır.
papalık haçı*; yatayda üç kolu bulunan haçtır.
hristiyanlar 4. yüzyıldan günümüze kadar haça inanç ve fedakarlığın bir sembolü olarak saygı göstermişlerdir. bizans imparatoru konstantin'in hristiyanlığı kabul etmesinden sonra hristiyanlara yapılan zulüm ve işkenceler bitmiş, geniş halk kitleleri arasında dinsel bir sembol olarak yaygınlık kazanmaya başlamıştır. tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar bir çok din ve öğretide sembol halinde gelen haç bir çok şekilde tasvir edilmiştir.
grek haçı*; dört kolu da bir birisine eşit olan haçtır.
latin haçı*; üç kolu eşit, alt kolu diğerlerinden uzun olan haçtır.
tau haçı*; aziz antony haçı da denilmektedir. büyük 't' harfi şeklinde olan haçtır.
aziz andrew haçı*; bir birini çapraz kesen iki koldan oluşan haçtır.
kulplu haç*; latin haçına benzer fakat üst kısmı oval olan haçtır.
gamalı haç*; grek haçına benzemektedir ancak uç kısımları grek alfabesindeki gama harfine benzer.
malta haçı*; dört kolu eşit nacak uç kısımlar çentikli olan haçtır.
lorraine haçı*; yatayda iki kolu bulunan haçtır.
kelt haçı; latin haçı şeklindedir fakat kolların kesiştiği yer bir daire ile çevrilmiştir.
peter haçı; latin haçının tersi şeklinde olan haçtır.
papalık haçı*; yatayda üç kolu bulunan haçtır.
devamını gör...
görmek
jose saramago’nun devam kitabıdır.
görmeye başlamak yeniden; bembeyaz bir körlükten kurtulup yeniden tüm renkleriyle dünyayı seyredalabilmek değildir aslında. saramgo’nun körlük romanında bir anda körlük salgınına tutulan şehre geri döneriz ancak “demokrasi”nin rafa kaldılırıldığı, anarşinin hüküm sürdüğü o dönemin üzerinden dört yıl geçmiştir.şehir olağan durumuna dönmüştür, hatta demokrasinin bizlere sunduğu en büyük “özgürlük”lerden biri olan seçim zamanı bile gelmiştir.
kör olduktan sonra yeniden görmeye başladığı yanılgısına kapılan şehir sakinleri asıl uyanışı bu seçim esnasında yaşayacaktır. şehrin hala bir ismi yoktur, bilinmeyen bir kentin başkentidir orası ve doktorun karısı hala orada yaşamaktadır. seçim günü bastıran ve muson yağmurlarını andıran şiddetli yağmur oy sandıkları başında bekleyen insanları önce sıradan bir doğa olayının etkileyeceği kadar etkiler.
ama saatler ilerledikçe ve oy kullanmaya bir avuç insandan fazlsı gelmeyince arada bir görevlilerden biri kafasını uzattıp merak ve endişeyle gelip giden var mı diye bakmak için kapıya yönelir ancak gelen yoktur. saat 4 olduğunda, yani sandıkların kapanmasına 1 saat kala insanlar oy kullanmaya gelir ve merak ve endişe böylelikle giderilmiş olur.
ancak bu rahatlama sadece oy sayımı başlayana kadar süre zira kullanılan oyların %70’i boş çıkmıştır. hükümet, devlet aciln toplantılar yapar ve bunun bir komplo olduğuna hükmettikleri için de seçimleri yenilerler ancak bu sefer alınan sonuç daha vahimdir, zira oyların %83’ü boş çıkmıştır.
bunun üzerine önce sorumlular aranmaya başlanır ve şüphelilerin başında 4 sene önce kör olmayan tek kişi olan doktorun karısı vardır. sorguya alınır ancak 4 sene önce kargaşa esnasında olanlarla ilgili yapılan tehditlere rağmen bir sonuç çıkmaz. hiçbir sonuç elde edemeyeceğine inanan hükümet kenti yalnız bırakmaya karar verir. bu, şehrin sonu olacak ve anarşiyle başa çıkamayan şerhir yola girecektir. manasızlığı kendinden menkul bir olağanüstü hal ilan edilir. medya her zaman yaptığı gibi çarptırılmış haberler sunar. suç yaratarak kendine durumdan vazife çıkartan polis ve asker şehri terk etme hazırlıklarına başlar. hükümetin bir gece yarısı sessizce şehri terk etme planı şehir sakinlerinin “ışıkları” ile sekteye uğratılsa da şehirden ayrılmayı başarırlar.
ancak umdukları olmaz ve şehir devlet ve hükümet olmadan da kendi kendini idare etmeye devam eder hem de eskisinden daha iyi bir şekilde.
saramago,devleti, hükümetleri, polisi, askeri ve medyayı, yani iktidarın elebaşlarını bize umut verecek şekilde ve alabildiğine sertçe eleştirir bu romanında ve bizler anlarız ki körlükten kurtulmanın yolu sadece görmek değildir, körlük illeti ancak ve ancak “görmek”le alt edilebilir.
görmeye başlamak yeniden; bembeyaz bir körlükten kurtulup yeniden tüm renkleriyle dünyayı seyredalabilmek değildir aslında. saramgo’nun körlük romanında bir anda körlük salgınına tutulan şehre geri döneriz ancak “demokrasi”nin rafa kaldılırıldığı, anarşinin hüküm sürdüğü o dönemin üzerinden dört yıl geçmiştir.şehir olağan durumuna dönmüştür, hatta demokrasinin bizlere sunduğu en büyük “özgürlük”lerden biri olan seçim zamanı bile gelmiştir.
kör olduktan sonra yeniden görmeye başladığı yanılgısına kapılan şehir sakinleri asıl uyanışı bu seçim esnasında yaşayacaktır. şehrin hala bir ismi yoktur, bilinmeyen bir kentin başkentidir orası ve doktorun karısı hala orada yaşamaktadır. seçim günü bastıran ve muson yağmurlarını andıran şiddetli yağmur oy sandıkları başında bekleyen insanları önce sıradan bir doğa olayının etkileyeceği kadar etkiler.
ama saatler ilerledikçe ve oy kullanmaya bir avuç insandan fazlsı gelmeyince arada bir görevlilerden biri kafasını uzattıp merak ve endişeyle gelip giden var mı diye bakmak için kapıya yönelir ancak gelen yoktur. saat 4 olduğunda, yani sandıkların kapanmasına 1 saat kala insanlar oy kullanmaya gelir ve merak ve endişe böylelikle giderilmiş olur.
ancak bu rahatlama sadece oy sayımı başlayana kadar süre zira kullanılan oyların %70’i boş çıkmıştır. hükümet, devlet aciln toplantılar yapar ve bunun bir komplo olduğuna hükmettikleri için de seçimleri yenilerler ancak bu sefer alınan sonuç daha vahimdir, zira oyların %83’ü boş çıkmıştır.
bunun üzerine önce sorumlular aranmaya başlanır ve şüphelilerin başında 4 sene önce kör olmayan tek kişi olan doktorun karısı vardır. sorguya alınır ancak 4 sene önce kargaşa esnasında olanlarla ilgili yapılan tehditlere rağmen bir sonuç çıkmaz. hiçbir sonuç elde edemeyeceğine inanan hükümet kenti yalnız bırakmaya karar verir. bu, şehrin sonu olacak ve anarşiyle başa çıkamayan şerhir yola girecektir. manasızlığı kendinden menkul bir olağanüstü hal ilan edilir. medya her zaman yaptığı gibi çarptırılmış haberler sunar. suç yaratarak kendine durumdan vazife çıkartan polis ve asker şehri terk etme hazırlıklarına başlar. hükümetin bir gece yarısı sessizce şehri terk etme planı şehir sakinlerinin “ışıkları” ile sekteye uğratılsa da şehirden ayrılmayı başarırlar.
ancak umdukları olmaz ve şehir devlet ve hükümet olmadan da kendi kendini idare etmeye devam eder hem de eskisinden daha iyi bir şekilde.
saramago,devleti, hükümetleri, polisi, askeri ve medyayı, yani iktidarın elebaşlarını bize umut verecek şekilde ve alabildiğine sertçe eleştirir bu romanında ve bizler anlarız ki körlükten kurtulmanın yolu sadece görmek değildir, körlük illeti ancak ve ancak “görmek”le alt edilebilir.
devamını gör...

