kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kafası rahat tiptir. hatta günümüzde faturalarının çoğunu otomatik talimatla ödemektedir. devletler için kıyak müşteridir.
devamını gör...

sözcük, eski yunanca'da "akmak" anlamına geliyor. yani bu, ağrıların kemiklerde ve bedende akıp gitmesi demek oluyor.

sosyal olgu durumuna gelmesine karşın, toplumlar nezdinde pek fazla ciddiye alınmayan bir hastalıktır. yani, kanser ile kıyaslandığında, gölgede kalan bir hastalık olmuştur. romatizma öldürmez ama süründürür. insan yaşlanıncaya kadar onunla beraber yaşar. uzun çamaşırlar, kalın yünlü giysiler giymek, boyna atkı dolamak, ilaç yutmak ve masaj yaptırmak zorunda bırakır.

romatizmal ağrılar, bir kemikten diğer kemiğe geçer, kaslar arası geçiş yapar, bir anda kaybolup gitti derken, tekrar dönüşü muhteşem ve korkunç biçimde olabilir. dünyada bu hastalıkla cebelleşen milyarlarca kişi bulunmaktadır. bunlar, önemli derecede hareket kabiliyetinden mahrum kalıyorlar, tedavisi için büyük maddi masrafa giriyorlar.

her hastada belirli bir organı etkisi altına almamasından dolayı, hastalık kolay bir şekilde fark edilmiyor. hastalığın son uğradığı yer ise, elin parmakları. romatizma, kemiğin kireçten oluşan bölümünü eritiyor ve erittikten sonra kemiğin bir köşesinde tümsek biçimine getiriyor. kemiklerin mümkün olduğu kadar, fazla miktarda hareket ettirilmesi gerekiyor. aksi halde, basit tabirle hastalık sahibi pas tutabilir.
devamını gör...

genelleyici olursak ınsani yoran yine insandir. hal ve tavirlariyla,bencilligiyle,kotulukleriyle,kibir ve onyargisiyla. adaletsizligi ve kiskancligina hic girmiyorum bile...
devamını gör...

miladın başlarına kadar tanrının evi sayılan ibadethanelerde rahibeler ikiye ayrılırdı. birincisi halka hizmet eden, kutsayan, baş rahiplere yardımda bulunan ve hayatı boyunca hiç cinsellik yaşamayacak ve evlenmeyecek olan rahibelerdi.

diğeri ise mabed fahişesi olarak bilinen, halka bedenini sunan rahibelerdi. bu rahibeler hiçbir şekilde hakir görülmeyen, aksine halk arasında çok fazla saygı duyulan kişilerdi. mabed fahişelerine diğer rahibelere verilmeyen bir hak olan (o zamanlarda başörtüsü bir elitlik göstergesiydi) örtünme hakkı verilmişti. çünkü bu rahibeler yapabilecekleri en büyük fedakarlığı yapıp bedenlerini tanrıya adamıştı. ücretsiz bir şekilde tapınağa gelen, evli olmayan, evlenme hakkı olmayan papazlarla, savaş gazilerine, eş bulamayanlara bedenlerini sunuyorlardı. bu kadınlar cinsel ilişkiye girseler bile bakire sayılıyorlardı...
devamını gör...

bir sonraki aşamada komple tesettüre girip allah için kapandığını açıklamasını beklediğimiz robotik bacımız.

yaratıcıları programlamıştır onu çoktan.*
devamını gör...

kavuşmalarımız
devamını gör...

boşuna lastik yakmaktır.
devamını gör...

insanolunbiraz ve küçükken halı kenarında araba kullanmış çocuk genel hatları ile gayet güzel anlatmışlar ama bir kaç kelâm da ben etmezsem olmaz *

maçların yapılacağı yer seçimi çok önemlidir. iki mahallenin arasında boş bir arsa yada toprak bir saha varsa, ekseriya bu alan tarafsız saha olması sebebiyle tercih edilirdi. eğer bu tarz bir alan yoksa, maçlar sırayla bir rakip mahallede bir sizin mahallenizde oynanırdı. özellikle deplasman kafilesi mevzusu mühimdir zira orada başınıza ne geleceği belli olmaz. bu sebeple mahallenin abilerinden müsait olanlar muhakkak kafileye dahil edilir ve çiğdem çitleyerek maçı izlemeleri temin edilirdi. kale direkleri yerine genelde taş kullanılırdı lakin bu durum topun gol olup olmadığı konusunda ciddi tartışmalara sebep olduğu için inşaatlardan bir kaç tuğla araklanması bu işin olmazsa olmazıydı. zaten iki takımın müşterek çalıştığı ve ortaklaşa yaptığı tek işte tuğla aşırma işidir. tuğlalar üst üste konur. yarım direk haline getirilir böylece tartışmaların önüne geçilmeye çalışılırdı. maç bitiminde tuğlalar bir daha ki maçta da kullanılsın diye kuytu bir yere konur ve saklanırdı. ancak her ne hikmetse yeni maç yapılacağı zaman bu tuğlalar hep kırılmış olur ve tuğla aşırma mesaisi yeniden başlardı. maçlar genelde gazozuna oynanırdı ve muhakkak gazoz almak istemeyen biri çıkıntı olur ve bu durum bazen ciddi arbedelerin çıkmasına neden olurdu.

evvel zaman içinde kalbur saman içinde bizimde deplasmana gittiğimiz bir günü hiç unutmam. bizim mahallede eko vardı. çocuk inanılmaz yetenekli. maradona eko zaten lakabı. milleti tespih tanesi gibi ipe diziyor. bu çocuk bizim en büyük silahımız. geri kalanlar bende dahil vasat oyuncularız. birde kazmalarımız var ki, onlar ayrı terane. neyse efendim eko maç esnasında yine milleti ipe dizdi, kalenin dibinde bomboş duruyorum verdi pası bana gönderdim kaleye. serde beleşçilik var. çok pis gol koklarım, tanju çolağın uzun boylu versiyonu gibi bir şeyim. ama benim saçlar diğer çocuklara göre biraz uzun olduğu için bana metin tekin muamelesi yapıyorlar. sarı fırtına falan diyorlar. havam bin beş yüz yani. rakip takımın kalecisi golü yedikten sonra topu alıp gelirken, bana doğru pis beleşçi diye çıkışmasın mı, benim şalterler attı. yürüdüm bunun üzerine, ortalık toz duman, millet ikimizi ayırmaya çalışıyor. neyse o arbede bir şekilde geçti gitti. maç devam etti. bizim maradona yine milleti tespih tanesi gibi ipe dizdikten sonra birde kaleciyi çalımladı. ben yine kalenin önünde bomboşum. alışmışız beleşçiliğe hiç sekmiyor, o kale tuğlasının arkasında bitiveriyorum. verdi yine pası bana. kendi de atsa atardı ama çocuk da bencillik namına zerre belirti yok. şimdi düşünüyorum da futbol oynarken bu kadar paylaşımcı olan bir çocuğu bir daha asla görmedim. futbol azizi olabilir. yalnız o esnada benim keçi inadım tuttu. topu beklettim ayağımın altında. atmadım içeri. o sırada kaleci geldi ayağımdan topu alıverdi.

maradona eko sinirlendi. bana doğru el kol hareketi yaparak koşmaya başladı;

maradona: ne yapıyorsun lan sen!
ben: adam bana beleşçi dedi. atmadım işte.
maradona: e beleşçisin!
ben: sensin beleşçi! (sinirle paylaşım noktasında kaf dağına çıkmış adama beleşçi diyorum.)

birbirimizi iteklemeye başlıyoruz. takım içi anlaşmazlık arş-ı alaya çıkmış. birileri bizi ayırmaya çalışıyor. baktık içlerinde karşı mahalleden çocuklar da var. hızlı bir manevra ile ''size ne oluyor lan!'' diyerek bunlara daldık. çocuklar neye uğradığını şaşırdı. sonrasında kavgaya sahadaki herkes katıldı. yalnız çok temiz dövdük adamları demek isterdim lakin anlamadığımız bir şekilde her iki tarafında temiz dayak yediğini söyleyebilirim. yani bize göre biz onları dövmüştük. onlara göre ise onlar bizi dövmüştü. bunun muhabbeti de aylarca sürdü. neyse sonrasında oramız buramız ağrılar içerisinde mahalleye dönerken, eko bana seslendi; ''lan senin yüzünden başımıza gelenlere bak.'' ''adam bana beleşçi dedi, hak ettiler' dedim hafif gülümseyerek. eko tekrar baktı bana, '' eee beleşçisin'' dedi. gülmeye başladık. hatta biraz anırmış dahi olabiliriz. o gün beleş gazoz da alamadığımız için gittik mahalle bakkalımızdan kendi kendimize gazoz ısmarlayıp içtik, üzerine de leblebi tozlarını höpürdettik. güzel günlerdi vesselam...

eko bak buraları okuyorsan benim beleşçilik halen devam ediyor haberin olsun, o zamanlar futbol oynarken vardı, şimdilerde sözlükte yapıyorum bu işi. hazır başlık buldum mu girip, yazıp, çıkıyorum. milleti ipe dizip açtığım başlık sayısı sınırlıdır. allah'tan bu beleşçilik bende sadece bir alanda zuhur ediyor da paçayı sıyırıyoruz. yoksa yandı gülüm keten helva...

tanım: her güzel şey gibi geçmişin tozlu sayfalarında kalan bir etkinlik.
devamını gör...

prensip olarak uzun zamandır kritik görevlerde çalışan kamu personeli olan herkese karşı mesafeli yaklaşıyorum ve bu belgeler de neyse ki bu konudaki hassasiyetimi haklı çıkardı.
allah kimseyi devlet kurumlarının eline düşürmesin, düzene dahil olmadığınız sürece, aralarına girmeyi reddettiğiniz ya da kabul edilmediğiniz sürece işiniz zor.

mesela tc taşra üniversitelerinde görev alan akademisyenlerin alayına değil üniversite emanet etmek kulübe bile emanet etmem ben. hepsi vasıfsız, yeteneksiz, torpille oralara getirilmiş slayt okuyucularıdır.
mesela çevremde hakim savcı olduğunu duyduğum birileri varsa anında soğurum, mümkünse ilişkimi keserim.
mesela polis asker vs. gibi görevlerde çalışan insanlarla çok yakın ilişkiler kurmam.

başkanlık sistemine geçtiğimizden bu yana bu tip spesifik meslekler zaten resmi olarak işgal edilmiş mesleklerdi. bu olay konuyu bir miktar aydınlatmış oldu.

geçen haftalarda bir akrabamla telefonda konuşuyorum. kendisi eski iktidar destekçilerindendi. hali vakti de epey yerindedir. onun bile canına tak etmiş. 1 saat ülkenin ekonomisinin kötülüğünden siyaseten kötü yönetildiğimizden falan bahsetti. laf arasında da savcı olan bir arkadaşından bahsetti. kendisi iyi bir üniversiteden iyi bir dereceyle mezun olmuş vs. o da çok şikayetçi bu durumlardan falan diye alıntılar yapmaya başladı. birden duraksadım. dedim senin bu savcı olan arkadaşın kaç yaşında yav? 32 dedi. dedim o nasıl savcı oldu lan o zaman? normal sıradan torpiller referanslar bile yetmiyor artık bu tip meslekler için baya sağlam bir referans gerekiyor iktidar işini şansa bırakmıyor.
hemen döküldü tabii. ankarada çok kuvvetli tanıdıkları var, baya sağlam mhp ilişkileri falan var demeye başladı. ulan dedim ne güzel istanbul.

sonuç olarak ben şaşırmadım bu olaya. zaten öngörülebilir bir durumdu bu. ama iyice ayyuka çıkması, iktidar yayınlarının vs. iyice tutuşup ortalığı ayağa kaldırması falan güzel gelişmeler. ben biraz gündeme bakınca acayip bir tutuşma sezdim iktidar ortaklarından. ekonomik sıkıntılar, ulusal ve uluslararası siyasi sıkışmalar, anket sonuçları, tabandan gelen çatlak sesler falan derken yavaş yavaş eski arsızlıkları da azalyor. sevindim buna.
korkmayın lan, biziz halk.

ayrıca şu yoruma bayıldım, ağzım sulandı: https://twitter.com/bombadildede/status/1447846724542865408?s=20

ahahahaha
devamını gör...

benim için net "ender" marka çikolata. taş gibiydi. tadı da kötüydü. ucuz diye herkes onu alıyordu sanırım. gittiğimiz her evde onu ikram ederlerdi. mecbur bir tane alırdım. yiyemezdim de. aylar sonra çantamda bulurdum çoğu zaman.
devamını gör...

birkaç yüzyıl sonra alabileceğim ürünlerdir.
bari gideyim de üzerine taze sıkılmış soğuk portakal suyumu içeyim.
devamını gör...

değerli klinik psikolog beyhan budak ın son kitabı. sahi kitap yayın evinden çıkan bu kitap ilk baskı için 100bin adet basılmış. beyhan budak daha önce 2 tane kendine yardım kitabı çıkarmıştı bu üçüncüsü. ilk kitapta kendine iyi davran güzel insan okuyucuya kendine iyi davranmasını öğütlüyordu. ikinci kitabında senin suçun değil geçmişin yüklerinden kurtulma rehberi sunmuştu bizlere. bu üçüncü ve son kitabında ise kabullenerek nasıl güçlenebileceğimizi keşfetmeyi vaad etmiş.
ben beyhan budak'ı ilk olarak podcast'lerinden tanıdım. birbirinden keyifli ve öğretici ve de faydalı bilgileri mükemmel ses tonu ile anlatıyordu. ve gerçekten bir psikologa gidemeyecek durumda olanlar için (maddi sebepler veya başka diğer sebeplerden ötürü) gerçekten mükemmel bir hizmet diye düşündüm. daha sonra youtube kanalında bu podcastlerin videoları olduğunu gördüm. gerçekten dev hizmet dedim. hem de mesleğim ve meslektaşım adıma gururlandım. ve tabi ki bu süreçte sevgili beyhan hem tanınmaya başladı ve takipçi sayısı milyonlara ulaştı hem de bu podcastlerin ve videoların ardından kitaplarla okuyucuya ulaşmak istedi çok da iyi oldu. ben ilk 2 kitabını zevkle okudum ve bir çok danışanıma da gönül rahatlığıyla tavsiye ettim ve de çopk iyi geri dönüşler aldım. şimdi bu 3. kitabı olan 'mutluluğu kaybettiğin yerde arama' kitabını da hemen çıkar çıkmaz aldım ve okumaya başladım. yine harika bilgilerle dolu ve hiç yormadan okunan bir kitap. sevgili beyhan okuyucuyla sohbet eder gibi yazmış bu kitabını da. okurken mutlaka bol bol altını çizeceğiniz yerler çıkacak. hiç çekinmeyin çizin. size yine kitap içinde ve kitap sonunda bazı alıştırmalar verecek ki bunları da mutlaka yapmanızı öneririm.
şunu da söylemeden geçemeyeceğim, beyhan'ın podcast kanalı, 2020 yılında türkiye'de en çok dinlenilen podcast kanalı oldu. ve ben yine hem beyhanla hem de mesleğimle psikolojiyle gurur duydum. umarım bu kitap da bol okuyucuya ulaşır.
devamını gör...

köyde sobalı evde oturma fantezisi (çocukluğunda sobalı evde oturan biri olarak, soba tütme korkusuyla bir gece geçirin veya kömürüyle odunuyla uğraşın, diğer odalarda donmayı yaşayın da o zaman göreyim ben sizin bu yaptığınız saçma sapan güzellemeyi) (bkz: tabi siz sobalı evde bir yerleri yanmamış insanlar olarak her bakımdan yetersiz gördüğünüz güzellemesiz kaloriferli evlerde oturmaya şiddetle karşısınız ama)
devamını gör...

kızıl sakallılar yüksek askeri şurası tarafından kararlaştırılıp onanmış, sözlüğün resmi marşıdır.

bu kutlu günde, bütün yazarları aşağıdaki mother russia silueti eşliğinde 1 dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"her şeye rağmen, mutluluktan ölünebiliyorsa, o zaman kesinlikle bu şekilde öleceğim.ayrıca,ölüm döşeğindeki birisi, mutluluk sayesinde hayata tutunabiliyorsa o zaman ben de hayatta kalacağım..."
milena'ya mektuplar - franz kafka
devamını gör...

elektrik alanı ya da manyetik alan gibi bazı alanlara ilişkin fikir edinmeyi sağlayan, fiziksel olarak var olmayan hayali çizgiler.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı

birim yüzeyden geçen çizgi sayısı bize alanın şiddeti hakkında bilgi verir. eğer birim yüzeyden çok sayıda çizgi geçiyorsa kuvvetli, az sayıda çizgi geçiyorsa zayıf alandan söz edilir. kuvvet çizgileri eşit aralıklarla çizilmişse, o bölgedeki her noktada alan şiddeti birbirine eşittir.
devamını gör...

çalıştığım kurum da suriyeli biri var, abisi konya da çalışıyor, babası yakın zaman kadar farklı şehirlerde inşaat ekibi kurup taşeron iş almış, sonra suriye ye gidip yeni bir ev inşa etmiş.
yani istanbul ankara 3 saat diyerek suriye türkiye arası mekik dokumuş.
+alicim savaş varmı?
-yok abi
+bi zarar gördünüzmü?
-yok abi
+gidip gelmeniz de orda kalmanızda herhangi bir sorun varmı?
-yok abi
+yaşamınızı tehdit eden bir unsur varmı?
-yok abi
+sigortan yok sosyal güvencen yok, çalışma iznin yok, yani sen yoksun bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-yakında kimlik alıcam abi
+gelip hazır sofraya kuruldunuz ve bu ülkenin hiç bir canlı cansız unsura yararınız olmamakla birlikte, tarih boyunca bugün gibi zararınız dokundu.
-nasıl yani!

+peki burada ne yapıyorsunuz? amacınız ne? derdiniz ne? ne oldu da böyle oldu?
-bizmi!!! işte çalışıyoruz başka ne yapalım.
---------
suriyelilerin faydası dokunduğu tek konu! kürt türk meselesi oldu. eskiye nazaran bu konuyu çürütüp kürt ile türkü birbirine biraz daha kenetleyip yaklaştırdı.
şimdi bu giriş bölümüydü, bir kaç sene sonra gelişme konusu. yani lanet olası koltuk-iktidar hevesi uğruna verilen resmi (kimlik) azınlık isyanları başlayacak.
bir sonraki aşama asimilize hissi ile gerçek bölünmeler paeçalanmalar başlar.
ve sonun başlangıcı! suriye türkiye paralelinde yeni bir terör örgütü çıkacak ortaya.
devamını gör...

işte size bizzat dinlediğim bir intihar hikayesi.

"yer ingiltere. oxford üniversitesi'ne yakın bir yerleşkedeyiz. kasvetli hava insanı boğuyor. hele de siz kasvetliyseniz daha da boğuluyorsunuz. her sabah aynı şekilde rutini halledip dışarı çıkıyoruz. ve aslında günler bir nevi aynı. aynı yağmur, aynı insanlar, aynı cadde. boğuk bir hava var. caddenin hemen ilerisinden simsiyah kıyafetli, simsiyah şemsiyeli bir adam geliyor. her sabah bu şekilde ve saniyesi saniyesine aynı. kıyafetleri aynı. yürüyüşü aynı. yakası altından attığı bakış aynı. buz gibi.

bir sabah, adam, öğrenci, gelmemeye başladı. hastalanmıştır belki dedik. günler geçti, haftalar geçti fakat birkaç yıl boyunca aynı şekilde gördüğümüz adam ortalıkta yoktu. sonradan öğrendik ki, adam, öğrenci kendini asmış. zaten o da oxford'da bizimle aynı sınıftaydı. bizim aksimize onun tutunacak bir dalı yoktu muhtemelen."

çok yakın bir arkadaşım anlatmıştı bana bunu. çıkardığımız sonuçsa muhtemelen tekdüzeliğin insanı öldürdüğüdür. tabii bu yazıyı yazarken süslemeye çalıştım basit tutmaya çalışaraktan. tekdüzelik öldürür, evet. dediğine göre, o çocuğun başka hiçbir yaptığı şey yokmuş. dünyanın belki de en gözde üniversitesinde olsan da fark etmiyor. insan illaki bir şeye ihtiyaç duyuyor. işte bu, doğanın yazgısıdır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim