global yardım çağrısıdır.
hiç bu kadar sahipsiz ve çaresiz hissettiğim olmamıştı. vatandaşı sakinleştirecek açıklama yapmaktan bile acizler. yangınların başladığı günden itibaren kriz yönetilemedi buna rağmen bir tane dahi istifa gelmiş değil.. toplu akıl tutulması yaşanıyor sanki. allah yardımcımız olsun.
devamını gör...

canlıların kalıtsal özelliklerini inceleyip bunlar üzerinde değişiklik yapılmasını mümkün kılan bilim dalı.

bir canlıda var olan bir geni izole ederek bir başka canlıya aktarabilirsiniz. örneğin akreplerin karanlıkta parladığını biliyoruz. bunun hangi genlerle sağlandığını bilirseniz, bu geni mesela bir kediye aktararak onun da karanlıkta parlamasını sağlayabilirsiniz. örnek fazlasıyla ütopik görünse de imkânı var. zira burada büyük ihtimalle tek bir genin yerini bir başkasıyla değiştirmeniz yeterli. ancak tamamen yeni bir tür oluşturmak için bundan daha fazlasını yapmanız gerekeceği için o biraz daha uzun ve karmaşık bir süreç olur. sonunda ejderha gibi bir yaratığı ortaya çıkarabileceksek buna değer tabii ama onun olumsuz sonuçlarının da iyi hesaplanması gerekir.

homeobox ve hox genleri denen 2 gen çeşidi, canlılardaki özelleşmiş vücut parçalarını oluşturan genlerdir. bunlar özetle, bir canlı vücudunun nasıl bir yapıya sahip olacağını gösteren birer mimari plandır. düşünün ki elinizde kafasının, parmaklarının, ayaklarının nerede ve nasıl inşa edilmesi gerektiğini bildiğiniz 2 adet canlı taslağı ve bunları oluşturabilmek için de bol miktarda malzemeniz var. bu durumda bu 2 canlının birinin ayaklarını diğerinde, diğerinin ellerini ötekinde oluşturabilmeniz mümkün olur ki bu da ortaya yeni melez canlılar çıkarır.

her ne kadar bizim gibi bilimden uzak toplumlara bunlar çok da mümkün olmayacak işlermiş gibi görünse de araştırmacı ülkeler bu tür konulara oldukça geniş kaynak ayırıyor ve epeyce de ilerleme kaydetmiş durumdalar. biz de ucundan kıyısından yararlanıyoruz bazı buluşlarından ve nadir de olsa bizim bilim insanlarımız da birtakım gelişmelere imza atabiliyor. bu mesleğe geleceğin mesleklerinden biri gözüyle bakabilirsiniz. zira son yıllarda insan ömrünü uzatmaya çalışmak ya da insanı çok daha dayanıklı bir canlıya dönüştürmek üzerinde çok sayıda çalışma var.
devamını gör...

timsahların tam olarak neden ağladığı hala gizemini korusa da bazı hipotezler ortaya atılıp gözlemler yapılmıştır. bunlardan bazıları:
- sinüslerden boşalan hava
- bell paralazisi (bell's palsy)'nden sonra fasiyal sinirin yeniden oluşması durumu
- uzun süre sudan uzak kalındığında gözlerin kurumaya başlaması
- yiyecekleri canlıyı yerken ağızlarını fazla açmaları veya hayvanın sertliğinden dolayı acı çekme durumu.
devamını gör...

soyunu devam ettirme güdüsünü kontrol altında tutup mantık kurabilen her birey için anlamsız bulunması normal olabilecek durumdur. çocuk sahibi olma isteği kişisel bir tercihtir. annelik/babalık duygusunu tatmak istediği için bilinçli birer ebeveyn olan kişiler saygıyı hak ediyor. ama maalesef toplumda çocuk sahibi olmak istemeyen bireylere veya çiftlere karşı bir önyargı söz konusudur. bireyin üremeden de hayatını sürdürmesi (hatta belki daha kaliteli bir yaşam sürmesi) mümkündür ve buna da saygı duyulmalıdır.
devamını gör...

insanı utandıran bir durumdur efenim.

ah tanrım, bu hikaye aklıma geldi ki müsebbibi sol frame'e düşen "taekwondo" başlığıdır ve şimdi size, başlamadan biten savunma sporları kariyerimden bahsedeceğim.

sene, başımda buram buram ergenliğin tüttüğü seneler efenim, ben deniz yeni yeni çocukluktan genç kızlığa giriyorum, ortaokul öğrencisiyim ve kesinlikle yaz tatili için camideki kur'an kursuna gitmekten daha farklı planlar içindeyim.

o sıralar tv kanallarında sürekli dönen jackie chan filmlerinden etkilenmiş olacağım ki, yenilmez, yakalanmaz, maymun gibi atlayıp zıplayabilen bir dövüşçü olmaya karar verdim efenim evet. böylece mahallede kim bana sataşırsa onlara önce "dövüşmek istemiyorum" diyecek, sonra zorlamaları sonucunda gireceğim kavgayla ağız burun kırarak hakkından rahatlıkla gelebilecektim. hayal etmesi bile şahaneydi, şu coolluğa bakar mısınız, hadi o "iyi dövüşçü" filmlerini tarayın bir zihninizde:

(kötü adamlar grup halinde iyi dövüşçümüzün etrafını sarmıştır hususi sataşıyorlardır da bizim iyi dövüşçü son ana kadar onlarla dövüşmüyordur, yeneceğinden emindir zaten kavgayı)
-dostum bakın olay çıksın istemiyorum.
-ahhaha olay çıksın istemiyormuş, duyuyor musun jack?

işte bunu istiyordum arkadaşlar. olay çıksın istemiyorum ama yan cebime koyun o olayı!

aileme "dövüş öğrenmek istiyorum!!" çıkışı yapmamla birlikte şiddete meyilli annemin hemen "öğren kızım tabii, kendini koru" diyerek beni mahalledeki taekwondo kursuna yazdırması bir oldu. hevesle başlamıştım, kıyafetlerimi kendim ütülüyor, saçlarımı tarayıp sıkıca toplamadan asla salona adım atmıyordum. jilet gibiydim efenim, çok ciddiye almıştım bu işi, nitekim, beyaz kuşaktan siyah kuşağa uzanacak bu macera boyunca salondaki yenilmez sporcunun ben deniz olacağından çok emindim. çok film izlemiştim çok.

çocuklarınız ne izliyor bi bakın ebeveynler yani, bu kadarı da fazla. çocuğunuz bruce lee, jackie chan, yuri boyka, chuck norris ortak yapımı olsun ister misiniz yani? şu işe bakın, bir çocuğun hayali çıplak elle insanların kemiklerini kırmak olmamalı.

neyse efenim işte o yaz başladım ben kursa. orhan hocamız bizlerle baya ilgili biriydi, önce felsefeyi öğrenmemizi istiyor olmalıydı ki, bizi savunma sporu ahlakı üzerine hazırlanmış bir sayfalık bir yazıyı neredeyse ezberden okuyabilecek hale getirmek için çok uğraştı. tabii ben işin kemik kırma kısmındaydım. kime anlatıyorsun orhan hoca, morticia kan görmek istiyor, morticia kırılan kemiklerin sesini duymak istiyor. sonra da "ben size demiştim, olay çıkarmak istemiyorum diye!" diyerek hava atmak istiyor.

işte gel zaman git zaman kuşak sınavlarına kadar öğrendim bir şeyler efenim. bir iki yaz bu böyle devam etti. elbette orhan hocadan defalarca uyarı da aldım "morticia ısırmak yok!" "kızım rakibin yere düşünce bırak!! kızıım!! şş çocuklar ayrılın!!" ne zamanlardı ama; tüm çocuklar benden nefret ediyordu.

sonra o geldi... zannedersem aramızda bir yaş yardı-yoktu; kuşağı kırmızıydı. ah tanrım, ondan niye hoşlandım bilmiyorum ama o kuşakla çok karizma görünüyordu efenim. güzel dövüşüyordu. şahane dövüşüyordu... onunla süper bir ikili olabilirdik, dünyadaki herkesi birlikte dövebilirdik tanrım.

elbette hoşlandığıma dair hiçbir girişimde bulunamıyordum kendisine karşı çünkü ilk kez böyle bir hissi tecrübe ediyordum. çocukluktan çıkışımmış efenim o işte. karşı cinsten hoşlanmak, ne garip. oysa hep erkekleri dövesim gelirdi. şimdi, bir erkekten hoşlanıyordum işte. kursta gözüm onu arar olmuştu, orhan hoca ise hala daha beni evcilleştirmeye çalışıyordu. kursun mimli genç kızıydım, acaba hakkımda ne düşünüyordu hoşlandığım çocuk?

bir gün molada yanıma gelerek benle sohbet etti efenim:

-merhaba, ben cem.
-morticia.
-müsabakanı izledim, benimle de rakip olmak ister misin?

tanrım hoşlandığım çocuğu nasıl döveyim? ama aramızda bir şeylere vesile olabilirdi bu; kabul ettim. orhan hocamız bizleri ısındırmak için arada böyle dostluk müsabakaları düzenlerdi kendi içimizde. antrenman yaptırırdı. işte o gün biz cem ile birbirimiz karşısına geçmiştik. dizlerim titriyordu. korkudan değil efenim, kalp atışlarım değişmişti, nitekim onla dövüşerek de olsa fiziksel temasta bulunacaktım ve bunu düşündükçe heyecanımı kontrol etmede zorlanıyordum.

nihayetinde başladık; doğru düzgün tekme bile atamıyordum arkadaşlar heyecandan, aşırı hareketlilik, aşırı gereksiz bir saldırı haline girmiştim, sanki ona vurmazsam hoşlandığımı herkes anlayacak gibi geliyordu. o ise atakta değildi, daha çok savunmada duruyordu ve "napıyor bu deli" dercesine izliyordu. bir yumruk bir tekme... o son ap chagiyi atmayacaktım işte... parkede kaydım ve yere düştüm efenim. hem de öyle bir kötü düştüm ki kıçım kırıldı zannettim.

salondaki veletler gülmeye başlamazlar mı efenim, ağzına ettiğimin veletleri ne gülüyorsunuz?

kıçımı tutup ahlayarak yerden kalkarken, cem'in de bana güldüğünü gördüm. ah tanrım rezilliğe bakar mısınız, hoşlandığım çocuğun gözünde cuul dövüşen bi kill bill bride olacakken, sevimsiz anime karakterlerinden birine dönmüştüm. tanrım, utanç... o nasıl bi utanç. genç kızlar kırılgandırlar efenim, her ne kadar insanların kemiklerini kırmak da isteseler, hoşlandıkları çocukların karşısında kalpleri çabuk kırılır ve utanırlar.

ağlamaya başladım. işte rezillik gibi rezillik kısmı burası.
yere düşerek kıçını ağrıtan asabi genç kızın, uzaktan uzağa hoşlandığı çocuğun karşısında hüngür şakır ağlayarak sümüklerini çekmesi. o kadar çok ağladım ki, burnumun mukoza salgılarının kontrolünü kaybettim arkadaşlar, burnumun ucundan sallanıyordu bildiğiniz içindeki her şey. üstüne tüm sümüğümü koluma silerek çantamı toplamaya gittim. orhan hocamız "kızım dur bi, canın çok mu yandı, o kadar kötü düşmedin ama nasıl oldu" filan diye bir şeyler diyordu ancak bu kız kimseyi dinleyecek halde değildi.

çantamı alıp çıktım arkadaşlar ve bir daha da asla o salona adım atmadım.
eve vardığımda gururumdan annemlere hiçbir şey de diyemedim, "niye ağladın sen nooldu kızım?" diye ısrarla soran annem benden cevap alamayınca orhan hocayla filan konuşmaya gitti sonradan ama işte, düştü ağladı olduk efenim yani özetle.

o düşüş, o sümükler... hoşlandığım çocuğun önünde...
utançtan gidemedim salona. sonradan annemin "ne dirayetsiz kızsın morticia, insan bir kere düştü diye kurs mu bırakır?" temalı nasihatlerini dinledim durdum işte.
devamını gör...

harika bir haber. şöyle şeyleri gördüğümde o kadar mutlu oluyorum ki anlatamam. umarım hizmetlerine hep devam ederler ve yardıma ihtiyacı olan minik dostlarımızı yalnız bırakmazlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sadeliğin dayanılmaz hafifliği - courtney carver
devamını gör...

kadının ağlaması kadar doğal bir durumdur. ağlamak, insanların duygusal gerilimi serbest bırakma yoludur
bu kadar açıklama yaptığımıza göre başlığı bir şarkıyla taçlandıralım. yalnız dikkatinizi çekerim bu şarkıda erkekler ağlamaz demek istememiş. erkekler de ağlar tabi ki ama bu şarkıda geçen bu söz bir kadının sevgilisini teselli etmek için söylediği klişe bir söz.
nilüfer& şebnem ferah - erkekler ağlamaz
devamını gör...

kisaltimiyla ven'ler. hatta diger adiyla iğ hucreleri. ilk kez 1926 yilinda avusturalyali norolog konstantin von economo tarafindan bulunmuslardir.
sadece insanlarda ve gelismis memelilerde (maymunlar, balinalar vs) bulunan bir tur sinir hucresi cesitidir. insan beyninin sadece on kisminda bulunmaktadirlar (ön singulat korteks ve ön insular korteks). sekilleri diger sinir hucrelerinden biraz farklidir ve sekli itibariyla da iğ hucreleri olarak da anilmaktadirlar.

vafizeleri oldukca muhimdir. insani insan yapan gelismis bilissel zihnin bu hucreler sayesinde gelistigi soylenir. ozellikle sayilarinin insan beyninde artmasiyla insan zihninin evrimlesebildigi de dusunulmektedir. cevremizi algilama, empati kurabilme, sosyal deneyimlerimizi beynin diger bolgelerine iletme, insani iliskilerimizi yonetme gibi meselelerde onemli rolleri vardir. ven'lerin bir diger ozellikleri de diger sinir hucrelerine nazaran bilgi iletiminde cok hizli olmalaridir. bunun temel nedenleri de aslinda yapilarinin farklarindan kaynaklanmaktadir.

zihinde gelisim/olusum donemleri, anne karninda 35 haftalik bir fetal doneme tekabul etmektedir. bu donemden yaklasik 8-9 aylik bebeklik donemine kadar da gelisimlerini surdurmektediler. asli gorevlerini ise 2 yasindan sonra (bebeklerin ebeveynlerinden sonraki cevreleriyle de iletisime acik olduklari donem icerisinde yani) gostermektedirler.

ven'lerin evrimimiz acisindan oldukca onemli hucreler oldugu soyleniyor ama zihnimizde fazla bulunmalari da ruhsal acidan ciddi sikintilar yasamamiza neden olabilecekleri dile getiriliyor. fazla yapida olmalari demek, ruhsal acidan fazla empatik insan demektir. yani fazla utanan, sucluluk duygusu fazla olan, hassasiyeti yuksek olan insan demektir bu... e burada da ruhsal buhrana meyillilik artiyor tabii. hatta yapilan arastirmalara gore intihara meyilli olan hatta intihar eden insanlarda bu sinir hucreleri yuksek miktarlarda bulunmaktaymis.

kaynak; insanin fabrika ayarlari 2 (sinan canan) syf; 82-83
bir diger; kaynak
devamını gör...

bir gün hata yapıp evlenirsem umarım bu tarz ilişkilere bulaşmamış biri olur çünkü bence hiç hoş değil.
devamını gör...

sanatçı değiliz ki özgün bir şeyler çizelim boyayalım...bizden olsa olsa kopyacı olur. niko guido (necip yanmaz) imzalı bir fotoğrafı kopya ettik.niko guido kim derseniz. özellikle çevre konularında şahaserler yaratan bir fotoğrafçı. bence burada bir başlığı hakediyor.
su altı kirliliğine tepki olarak çektiği fotoğraflardan birinin kopyasıdır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

güya malum iktidar sayesinde "hastanelerde artık sıra beklemiyoruz" yalanını kanıtlayan sistem. randevu tarihlerini en erken her seferinde 7 gün sonraya veriyor. onu da kırk kez deneyerek alabiliyorsunuz. hâlâ sıra bekliyorsunuz ama ayakta değil.
(bkz: geliştirmiş gibi göstermek)
devamını gör...

kafa sağlığı. o iyi olmayınca her şey iyi olsa da mutlu olamıyor insan.
devamını gör...

yalan haber peşinde koşan yandaş medya ekibini , yaptıkları işin çirkinliğini net bir şekilde anlatarak yerin dibine sokan, korkusuz ve mert anadolu kadınıdır.
habere giderken haber olmak böyle bir şey olsa gerek. ibret-i alemlik olmuş.
her ne kadar yüzünüzü görmesek de, orada olduğunuzu bilmek de yetiyor sizlerin değerli güzel insanlar. benim hala umudum var...
twitter.com/45_aevit/status...
devamını gör...

gerçekten başıma gelen duruma konu olan cümle. şöyle:

metin2 adlı oyunu bilenler bilir. suralar, açık ara güçlü karakterlerdi ilk zamanlar.

oyuna başlayışım, benden neredeyse 20 yaş küçük kuzenim yüzünden oldu. biz ailece bilgisayar oyunlarını, yaşımız kaç olursa olsun severiz. o dönemler diablo'ya sarmıştım ben de. küçük kuzen da bize geldikçe beni oyun oynarken görürdü. bir gün gelip "metin2 diye bir oyun var. sen seversin, beraber oynayalım mı?" dedi. bir süre itiraz ettiysem de sonunda girdim, başladım.

gel zaman git zaman tanıştığım insanlar oldu oyunda. arada mesaj atar, hal hatır sorarlardı falan. bir gün kendi oyun karakteri, statüleri ve skilleri yanlış dağıtılmış bir savaşçı olduğu için sürekli dayak yiyen kuzenim "senin sura ile vs atabilir miyim?" dedi. olur diyerek verdim. az sonra bilgisayarın yanına geldim ki, bu birine hararetle bir şeyler yazıyor. "ne oldu?" dedim. başladı söylenmeye, küfürler falan etmeye. bir baktım ki benim suradan adama sektiriyor... sayıp sövdüğü adam da, normalde benimle arada bir yazışan, bana abla diyen, saygıda da kusur etmeyen biri. hemen kaldırdım bunu pc'nin başından, geçtim çocuğa mesaj attım ve klasik "kuzenim yazdı" durumu gerçekleşti. ikna edene kadar da epey uğraştım.

yani demem o ki, her ne kadar birçok kişi kendini kurtarmak için yalan söylemek maksadıyla kullansa da bu cümleyi, siz yine de önce savunmasını dinleyin derim. bazen o cümle gerçek oluyor çünkü.
devamını gör...

kaynak mühendisliği.
türkiyede böyle bir bölüm yok henüz.
odtü gibi bir kaç kurumun dönem dönem açtığı süresi ve ücreti belirli kurslara katılıp, 'kaynak mühendisi ' sertifikası alıyor ve metal imalat sektöründe, çalışmaya başlıyorsun.

belli bir tecrübe ve deneyimden, ayrıca bunun yanına katacağın tahribatsız muayene ( ndt ) uzmanlığı sertifikalarından sonra , bugün türkiyede hiç kimsenin kazanamadığı ücretler karşılığında yurt dışı, özellikle de türki cumhuriyetler ve rusya yolculuğuna başlıyorsun.
devamını gör...

bir insanın doğumundan ölümüne kadar her alanda siyaset önem taşır.
ne kadar vergi ödeyeceğiniz, nasıl eğitim alacağınız, haklarınızın korunması, sosyal yardım, sağlık, emeklilik gibi herkesin hayatını etkileyen konulardır siyaset.
evet herkesin fikri bir partiyle tamamen uyuşmak zorunda değil, ancak ülkenin refahı adına en doğru olanı seçmenin hayati önem taşıdığını düşünüyorum. çünkü siyaset halkın sosyoekonomik, yapısını etkileyen en büyük etkendir. siyaset bir partiye yıllarca sorgulamadan oy vermek değildir. ülkemizde gündem çok hızlı değişiyor yetişmek zor ama yine de apolitik olmak doğru gelmiyor.

şanışer - susamam


ben bi' beyaz türk'üm
yasalarım anglosakson ama kafam ortadoğulu
apolitik büyüdüm, hiç oy vermedim
kafamı tatile, gezmeye, borca yordum
adalet öldü, ucu bana dokunana dek sustum ve ortak oldum
şimdi tweet atmaya bile çekiniyorum
kendi ülkemin polisinden korkar oldum
üzgünüm ama senin eserin ülkedeki umutsuz nesil
senin eserin bu mutsuz kesim ve bu kurşun sesi!
devamını gör...

tuğla misali kitapları başın altına yastık yapmaktır. buna rağmen yine de sürünmektir.
devamını gör...

hong kong' lu ünlü yönetmen wong kar wai filmlerinin eşsiz müziklerinin sahibi japon müzisyen besteci.

özellikle in the mood for love ve 2046 filmlerinin yumeji's theme ve polonaise eserleri klasikleşerek sinema tarihine geçmiştir.



devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim