emine erdoğan
(bkz: 50bin dolarlık hermes çanta)
devamını gör...
akıllı ilaç
kanser tedavisinde eskiden beri kullanılan klasik kemoterapilere ek olarak, belirli şartları sağlayan hastalarda kullanılabilen yeni nesil, hedefe yönelik ilaçlar.
- bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini yok etmesini kolaylaştırır,
- kanser hücresinin büyümesini durdurur,
- tümörlü dokudaki damarlanmayı engelleyerek, tümörün büyümesini ve yayılmasını engeller,
- kemoterapinin, vücudun her tarafına değil de, büyük oranda sadece tümörün bulunduğu bölgeyi hedef almasına yardımcı olur, bu özelliği sayesinde de, bu ilaçları kullanabilen hastalarda, saç dökülmesi gibi etkiler görülmez.
bugün farklı kanser türlerinde kullanılan az sayıda da olsa akıllı ilaçlar olup, hangi hastada kullanılıp kullanılamayacağı konusunda, bir dizi test ( tümör mutasyon testi vs.) yapılır, bunun sonucunda akıllı ilacın fayda sağlayıp sağlamayacağı en başta tespit edilir ve buna göre tedavi protokolü içine ilave edilir.
bazı akıllı ilaç isimleri ;
(bkz: transtuzumab) , meme kanseri tedavisinde ,
(bkz: bevacizumab) , kolon kanseri tedavisinde,
(bkz: rituximab) , lenfoma tedavisinde,
(bkz: cetuximab) , kolorektal kanserlerin tedavisinde kullanılan akıllı ilaçlardan bazılarıdır.
- bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini yok etmesini kolaylaştırır,
- kanser hücresinin büyümesini durdurur,
- tümörlü dokudaki damarlanmayı engelleyerek, tümörün büyümesini ve yayılmasını engeller,
- kemoterapinin, vücudun her tarafına değil de, büyük oranda sadece tümörün bulunduğu bölgeyi hedef almasına yardımcı olur, bu özelliği sayesinde de, bu ilaçları kullanabilen hastalarda, saç dökülmesi gibi etkiler görülmez.
bugün farklı kanser türlerinde kullanılan az sayıda da olsa akıllı ilaçlar olup, hangi hastada kullanılıp kullanılamayacağı konusunda, bir dizi test ( tümör mutasyon testi vs.) yapılır, bunun sonucunda akıllı ilacın fayda sağlayıp sağlamayacağı en başta tespit edilir ve buna göre tedavi protokolü içine ilave edilir.
bazı akıllı ilaç isimleri ;
(bkz: transtuzumab) , meme kanseri tedavisinde ,
(bkz: bevacizumab) , kolon kanseri tedavisinde,
(bkz: rituximab) , lenfoma tedavisinde,
(bkz: cetuximab) , kolorektal kanserlerin tedavisinde kullanılan akıllı ilaçlardan bazılarıdır.
devamını gör...
cumhurbaşkanı sezer'in sadece iki oy alan rektörü ataması
o dönemde sistem şöyle işliyordu;
önce öğretim görevlileri sandık başına gidiyordu. en fazla oy alan 6 aday sonuç olarak yök'e bildiriliyordu.
yök'ün değerlendirme kurulu bu adaylarla görüşmeler gerçekleştiriyor ve bir nevi mülakat statüsü ile adayları puanlıyordu.
bu değerlendirme sonucunda ise cumhurbaşkanına 3 isim gönderiliyordu.
cumhurbaşkanı da kendisi için tanımlanan hak ve yetkiler dahilinde, bu üç isimden birini rektör olarak atıyordu.
sezerin, demirel'in hatta ondan önce özal'ın 1. sırada olmayan adaylara rektörlük görevini tevdi ettikleri oldu. ama mesele bu değil.
mesele şu; adını zikrettiğimiz cumhurbaşkanları istisna olarak böyle birkaç atama yaptılar. genel olarak teamüllere uydular ve birinci olan adayı görevlendirme yoluna gittiler. yani istisnalar kaideyi bozmadı.
şimdi ise istisnanın kaide olma riski var. artı atama dışarıdan yapıldı. öğretim görevlilerin iradesine tamamen ket vurulmuş oldu.
olayı bu pencereden değerlendirirseniz daha sağlıklı ve objektif değerlendirme yapabilirsiniz diye düşünüyorum.
önce öğretim görevlileri sandık başına gidiyordu. en fazla oy alan 6 aday sonuç olarak yök'e bildiriliyordu.
yök'ün değerlendirme kurulu bu adaylarla görüşmeler gerçekleştiriyor ve bir nevi mülakat statüsü ile adayları puanlıyordu.
bu değerlendirme sonucunda ise cumhurbaşkanına 3 isim gönderiliyordu.
cumhurbaşkanı da kendisi için tanımlanan hak ve yetkiler dahilinde, bu üç isimden birini rektör olarak atıyordu.
sezerin, demirel'in hatta ondan önce özal'ın 1. sırada olmayan adaylara rektörlük görevini tevdi ettikleri oldu. ama mesele bu değil.
mesele şu; adını zikrettiğimiz cumhurbaşkanları istisna olarak böyle birkaç atama yaptılar. genel olarak teamüllere uydular ve birinci olan adayı görevlendirme yoluna gittiler. yani istisnalar kaideyi bozmadı.
şimdi ise istisnanın kaide olma riski var. artı atama dışarıdan yapıldı. öğretim görevlilerin iradesine tamamen ket vurulmuş oldu.
olayı bu pencereden değerlendirirseniz daha sağlıklı ve objektif değerlendirme yapabilirsiniz diye düşünüyorum.
devamını gör...
eş cinsel sözlük yazarları
hala hastalıktır diyenler var. size referans vermeye bile gerek yok. hastalık falan da değildir.
bütün yoldaşlarımı sevgiyle kucaklıyorum. canlarım benim iyi ki varsınız!
bütün yoldaşlarımı sevgiyle kucaklıyorum. canlarım benim iyi ki varsınız!
devamını gör...
büyük yazarlardan küçük bilgiler
ilk konuğumuz lewis carroll.
~gerçek ismi charles lutwidge dodgson.
~matematik, yazarlık, fotoğrafçılık ve üç tekerlekli bisikletler onun ilgi alanına giriyordu.
~yazı ve matematik kariyerini ayrı tutmaya kararlı olan dodgson, kensine lewis carroll takma adını geliştirdi. bunun için ilk iki isminin yerini değiştirip onları latinceye sonra da yeniden ingilizceye tercüme etti. bu tür tuhaf ve zekice oyunları onun yazı stilinin alametifarikası haline geldi.
~carroll 1862'de arkadaşlarıyla birlikte bir gemi seyahatine çıktı. yolculukta sıra dışı bir dostluk geliştirdiği 10 yaşındaki alice liddell de vardı. carroll, gemide vakit geçirmek için başkahramanı alice olan bir öykü yazdı.*
~carroll ayrıca kütüphanede kolayca bulunabilmesi için kitap adını cildin sırtına yazma fikrini de ilk geliştiren kişiydi.
~"p" ile başlayan o sözcük ölümünün üzerinden yüz yılı aşkın bir süre geçtiği halde lewis carroll'ın yakasını hala bırakmıyordu.
carroll pedofil miydi?
tartışmaların ardı arkası kesilmiyordu. carroll yüzlerce çıplak fotoğraf çekmişti (kendisi değildi çıplak olan kızlardı.) fotoğrafların hiçbiri açıkça cinselliği düşündürmese de kızlardan en azından birinin annesi, kızının başında kimse olmadan fotoğrafının çekilmesi teklifinin ürkütücü bularak reddetmişti.
~carroll'ın "alice harikalar diyarında" kitabının kahramanı alice lidell ile özellikle yakın bir ilişkisi vardı ve bu ilişki 1863'te aniden bitti.
ani bitişin nedenini bilen yoktu. ayrıca carroll günlüklerinde ömür boyu taşıdığı günah ve suçluluk duygusundan söz ediyordu. hangi konuda suçluluk duyduğunu hiç belirtmemişti. acaba fotoğraf çekmekten fazlasını mı yapıyordu?
yakın dönem biyograflarından bazıları carroll'ın sadece willy wonka tipinde, çocuklardan büyülenen ama onları istismar edecek ya da kullanacak bir şey yapmayan biri olduğunu söylüyor. şurası kesinki carroll'ın herhangi birine uygunsuz yaklaştığını gösteren hiçbir delil yok. gerçeği ancak beyaz tavşan bilir.
kaynak: büyük yazarların gizli hayatları.
~gerçek ismi charles lutwidge dodgson.
~matematik, yazarlık, fotoğrafçılık ve üç tekerlekli bisikletler onun ilgi alanına giriyordu.
~yazı ve matematik kariyerini ayrı tutmaya kararlı olan dodgson, kensine lewis carroll takma adını geliştirdi. bunun için ilk iki isminin yerini değiştirip onları latinceye sonra da yeniden ingilizceye tercüme etti. bu tür tuhaf ve zekice oyunları onun yazı stilinin alametifarikası haline geldi.
~carroll 1862'de arkadaşlarıyla birlikte bir gemi seyahatine çıktı. yolculukta sıra dışı bir dostluk geliştirdiği 10 yaşındaki alice liddell de vardı. carroll, gemide vakit geçirmek için başkahramanı alice olan bir öykü yazdı.*
~carroll ayrıca kütüphanede kolayca bulunabilmesi için kitap adını cildin sırtına yazma fikrini de ilk geliştiren kişiydi.
~"p" ile başlayan o sözcük ölümünün üzerinden yüz yılı aşkın bir süre geçtiği halde lewis carroll'ın yakasını hala bırakmıyordu.
carroll pedofil miydi?
tartışmaların ardı arkası kesilmiyordu. carroll yüzlerce çıplak fotoğraf çekmişti (kendisi değildi çıplak olan kızlardı.) fotoğrafların hiçbiri açıkça cinselliği düşündürmese de kızlardan en azından birinin annesi, kızının başında kimse olmadan fotoğrafının çekilmesi teklifinin ürkütücü bularak reddetmişti.
~carroll'ın "alice harikalar diyarında" kitabının kahramanı alice lidell ile özellikle yakın bir ilişkisi vardı ve bu ilişki 1863'te aniden bitti.
ani bitişin nedenini bilen yoktu. ayrıca carroll günlüklerinde ömür boyu taşıdığı günah ve suçluluk duygusundan söz ediyordu. hangi konuda suçluluk duyduğunu hiç belirtmemişti. acaba fotoğraf çekmekten fazlasını mı yapıyordu?
yakın dönem biyograflarından bazıları carroll'ın sadece willy wonka tipinde, çocuklardan büyülenen ama onları istismar edecek ya da kullanacak bir şey yapmayan biri olduğunu söylüyor. şurası kesinki carroll'ın herhangi birine uygunsuz yaklaştığını gösteren hiçbir delil yok. gerçeği ancak beyaz tavşan bilir.
kaynak: büyük yazarların gizli hayatları.
devamını gör...
haz duyulan küçük sapıklıklar
dudaklarımı kanatırcasına ısırmak.
devamını gör...
1 mayıs 2021 yeni fakülteler kurulması
çok garip. siyasal islam fakültesi bekliyordum.
devamını gör...
x olarak yatıp y olarak kalkmak
insan olarak yatıp hamam böceği olarak kalkan gregor samsa'yı aklıma getiren başlıktır. ( dönüşüm romanı ) .
devamını gör...
türkiye'de tartışma kültürü
tartışmanın sonuna doğru tarafların kimlik öğrenme ve kimlik bildirme meraklarını içeren kültürdür.
*sen kimsin yıa?
* sen benim kim olduğumu biliyor musun?
gibi.
*sen kimsin yıa?
* sen benim kim olduğumu biliyor musun?
gibi.
devamını gör...
marcus licinius crassus
ölümü hakkında doğruluğu tartışılan iki kaynak mevcut: plutarch the parallel lives'ın xviii. bölümü olan the comparison of nicias and crassus'da başka bir şey anlatır cassius dio ise dio's rome xl*'ın v. bölümünde* daha sembolik bir ölümden söz eder. bu iki kaynağın hangisinin gerçeğe daha yakın olduğunu tartışmadan önce crassus kadar manipülatif bir politikacı ve askeri anlamda güçlü bir stratejist olan bir figürün nasıl bu kadar basit hatalar yapıp kendi sonunu getirdiğini anlamak gerekir. bunun için ise part'lar ile olan savaşından çok daha öncesine, hırslarının temel kaynağı olan rekabete göz atmak lazım geliyor.
söylenenin aksine crassus kariyerine köle ayaklanmalarından çok daha önce başlamış, ilk kayda değer başarısını collina kapısı muharebesinde yakalamıştır fakat bu muharebe onu hırsları yüzünden ölüme götürecek olan marcus licinius crassus - gnaeus pompeius magnus rekabetinin de görünen başlangıcı olarak tarihte yer alır çünkü bu muharebenin sonucunda lucius cornelius sulla felix ile pompeius arasında gelişen akrabalık ilişkisi - sulla'nın üvey kızının pompeius ile evlenmesine onay vermesi- crassus'u iyiden iyiye genç pompeius'a karşı kışkırtmıştır. köle ayaklanmalarındaki başarısı ise askeri olarak gerçek bir başarı olsa bile kariyeri açısından hüsrandan başka bir şey getirmemiştir. bunun üzerinde de kısaca durmam gerekecek çünkü konu yine pompeius ile bağlantılı.
pompeius başarıları ile yükselmeye devam ederken bu süreçte spartaküs'ün ön ayak olduğu köle isyanını bastırmak ile görevlendirilen crassus isyanı bastırmayı başarsa bile görünürde bitirici hamleyi yapan pompeius pastadan daha büyük bir pay almıştır ve bu durum crassus'un daha da hırslanmasına sebep olur çünkü açıkça isyan birliklerinin direncini kıran crassus olsa bile isyanı tam olarak sonlandıran pompeius'un lejyonları olmuştur ve bu durum crassus'un ondan daha az ödüllendirilmesine ve başarısının gölgelenmesine sebep olur. crassus bunu açıkça itibar saldırısı olarak görse bile içten içe hırslanmaya devam etmiş fakat görünürde bir şey yapmamıştır.
burada ek bir bilgi vermek gerekirse eğer, crassus'un appian yolunda çarmıha gerdiği köleler george r.r. martin'e esin kaynağı olmuş ve a song of ice and fire serisinde meeren'de çarmıha gerilen köleler roma birliklerinin bu uygulamalarından yola çıkılarak yazılmıştır.
bu süreçten sonra pompeius doğu'ya yaptığı seferler ile gittikçe askeri anlamda adından söz ettirmeye devam etti ve daha sonrasında bu iki rakip gaius julius caesar'in ön ayak olması ile beraber first triumvirate ittifakında bir araya geldi ama crassus ne kadar çıkarlarına uyduğu için bu ittifakta yer alsa da içten içe pompeius'a karşı bilenmeye devam eder.
en sonunda kendini kanıtlama çabası, pompeius'a karşı içinde kök salmış olan kıskançlık ve hırs ile gözlerini part imparatorluğuna dikti. düşünülenin aksine crassus rakibini küçümsemiyordu, eğer küçümseseydi bu zaferi istemez ve hiç gerek olmadığı halde partlara saldırmazdı. o pastadaki büyük payın peşinde olduğu için gözlerini bu imparatorluğa dikmişti zaten. asıl mesele kendini olduğundan daha büyük görmesi veya diğerlerinin onu böyle görmesini istemesiydi. neticede hırslarının kurbanı oldu ve hiç lüzumu olmayan bu savaşta kral ii. orodes'in emrinde olan komutan spahbod surena tarafından katafrakt'ların da ezici gücüyle beraber hüsrana uğradı. sırf hırslarından ve pompeius'dan daha yetkin olduğunu kanıtlama çabasından ötürü armenia'nın göndermeyi talep ettiği birlikleri reddetmesiyle beraber de partların oldukça ezici bir zaferle carrhae muharebesi'nden çıkması kaçınılmaz bir hale geldi. plutarch bu muharebenin detaylarını çok anlatmasa bile part'ların nasıl ezici bir üstünlük kurduğundan söz etmiştir.
crassus'u ölüme götüren yol hırslarıydı ama ölümü nasıl gerçekleşti? tanımın başında ele aldığım konuya bu noktada girmek daha uygun olur çünkü öncesi için aktardığım bilgiler kafi. baştan belirtmek gerekirse crassus'un ölümü yüksek ihtimalle plutarch'ın anlattığı biçimde; kafası ve elleri kesilip part kralı ii. orodes'e gönderilmesi ile gerçekleşmiştir ama bu dio'nun anlatısını yanlış veya yalan olarak adlandırmaya yetmez. plutarch ve/veya plutarkhos daha genç yaşında akhaia prokonsülüne elçi olarak gönderilmesinden itibaren roma'da pek çok bilgiye erişebilme şansını elde etmiştir ve eserlerinde de ne inançlarının ne kişisel düşüncelerinin ne de bir millete duyulan yakınlığın izleri görünmez. olabildiğince gerçekçi bir anlatım sunmayı amaçlamış ve tarihi çarpıtmamaya özen göstermiştir. elbette bu demek değil ki birebir bir aktarım söz konusu. edward hallett carr'ın what is history eserinde de altını çizdiği gibi tarihsel gerçekliği objektif bir biçimde aktarabilmek kısmen mümkün değildir bundan ötürü tarih, tarihçinin yazdığıdır yani kısmi bir gerçekliktir yalnızca. yine de plutarch'ın tutumu, roma'da bulunan kaynaklara erişimi ve crassus'un dönemine cassius dio'dan daha yakın olması sebebi ile crassus'un ölümüne dair aktardıkları bu kısmi gerçekliğe en uygun düşen anlatıdır ama dediğim gibi bu cassius dio'nun hatalı bir bilgi verdiğini göstermiyor.
cassius dio'ya baktığımızda görünürde olmayan bir gerçeklikle beraber daha öğütvari bir anlatı ile aktarıyor crassus'un ölümünü ama bu sembolizmde ufak bir yanlışlık söz konusu ama ondan daha sonra bahsedeceğim. dio'nun anlatımına göre crassus boğazına altın dökülerek öldürülmedi, bu başlıktaki yanlış bilgilendirmelerden bir diğeri. cassius dio dio's rome xl - 26. bölümde açıkça belirtir ki crassus ya canlı bir biçimde düşmanın eline geçmesin diye kendi lejyonerlerinden biri tarafından öldürülmüştür ya da oldukça ağır yaralandığından ötürü düşman tarafından öldürülmüştür. yani dio boğazına altın dökülerek öldürüldü diye bir ifade kullanmamış ölümü hakkında kesin bir bilgi olmadığını belirterek öldürüldükten sonra boğazına erimiş altın döküldüğünden söz etmiştir yani iki tarihçi birbirinin söylediğine zıt bir şey dile getirmemiştir esasında sadece dio fazladan bir detay aktarır crassus'un ölümüne dair. bu ise iki ihtimali ortaya çıkarır:
birinci ihtimal dio ve plutarch'ın anlatısı birbirinin uzantısı olabilir yani crassus öldürüldükten sonra gerçekten boğazına erimiş altın dökülmüş ve daha sonra kafası ve elleri kesilerek kral ii. orodes'e gönderilmiş olma ihtimali olasıdır.
ikinci ihtimal ise cassius dio'nun aktardığı bilgi tarihi bir gerçekliği ifade etmese bile carrhae muharebesi sonrası partların veya romalıların arasında dolaşmaya başlayan söylentilerden ileri geliyor olabilir ki bu ihtimal ilkine göre daha olasıdır bana kalırsa. yani dio bir söylentiyi gerçekmiş gibi aktarmış olabilir. eğer romalıların arasında yayılan bir söylenti ise bunun esas sebebi crassus'un pek çok dost edindiği gibi pek çok düşman edinmesinden kaynaklanıyor çünkü crassus yanan evleri söndürmek için sahiplerinden o evleri düşük bir ücrete alıp yeniliyor ve daha yüksek fiyata satıyordu ki zaten zengin bir aileden gelmeyen crassus bu şekilde zenginleşmeye başlamıştır ve savaş ganimetlerini paylaşmaktan sık sık kaçındığı da belirtilir bundan ötürü kendi halkı arasında düşmanlar edinmesi kaçınılmazdı. yine de tarih bize aynı zamanda crassus'un oldukça iyi bir hitabet yeteneğine sahip olduğundan, ne kadar pinti olsa da zaman zaman işine yarayacaksa oldukça cömert davrandığından ve alt tabakada bulunan insanlara dahi muazzam bir kibarlık ile yaklaştığından da söz eder. gerçek bir manipülasyon ustası olduğundan ötürü edindiği düşman sayısı yüksek ihtimalle dost edindiklerinden oldukça azdı. bu yüzden bu söylentilerin partlar arasında yayılması çok daha olası. orduların zaman zaman güç gösterisinde bulunmak için yersiz katliamlar yaptıkları, etrafa ve düşmanlara korku salmak için bunları abartarak aktardıkları bir gerçek. ve yine şu var ki partların krali ii.orodes'in bu savaşı anlamsız bulup crassus'a elçiler gönderdiğini de aktarıyor bize tarih. yani üstünlükle kazandığı savaşı aslında hiç istemiyordu orodes ve böyle büyük bir zaferden sonra; part imparatorluğuna saldırmakta ısrarcı olmuş zengin romalının trajik ölümü söylentisinin yayılması tam bir kazan-kazan durumu oluşturuyordu. eğer tarihi anlatı bir söylentinin ürünü ise belirttiğim sebeplerden ötürü muhtemelen partlardan çıkmış bir söylentiden ileri geliyordur.
ama yine başa dönecek olursak ve dio'nun sembolizm kaygısı ile uydurma bir tarih yaratmaya çalıştığından söz edersek -ki dio her ne kadar roma sevgisinden ötürü objektif kalmayı başaramasa bile bu tarz öğütvari bir üslup hiç benimsememiştir- bu sembolizmin başlı başına hatalı olduğunu söylemekte fayda var. crassus için para yalnızca hırslarının bir uzantısıydı, kendi yıkımını getiren şey paraya olan tutkusu değil hırslarının gözünü boyamasaydı. para onun için amaçtan ziyade araç oldu çünkü o zamanlar roma'da bir roma vatandaşının statüsü ona bağlılığı bulunanların sayısı ile ölçülüyordu ve crassus doğru yerde parayı doğru bir biçimde harcayarak -bağışlar ve yüksek mevkide olan veya olma ihtimali olan kişilere verilen borçlar ile- kendi mevkisini sağlamlaştırma amacı güdüyordu. para onu hırslarının yönlendirdiği yolda daha hızlı ilerlemesini sağlayan bir taşıttan farksızdı.
o yüzden böyle sembolik bir ölüm daha başından hatalıdır çünkü crassus paranın değil hırslarının kölesiydi ve daha 60 yaşında ona tarihe hüsranla geçecek olan bir ölümü getiren de bundan başka bir şey değildi.
yani esasında demek istediğim şu ki, tarih; senin, benim veya onun anlattığı değildir. tarih kısmi bir gerçeklik olarak sunulur ve verilen bu kısmi gerçeklik ile mevcut veriler ışığında gerçekliğe en yakın olan senaryoyu yaratmaktan ileri gelir ama bu yine de onu gerçek kılmaya yetmez. bu sadece gerçeğe en yakın senaryoyu bulma oyunundan ibarettir hepsi bu. crassus'un ölümü hakkında olası gerçek nedir ne değildir -şayet zamanda belirli bir tarihe istemli bir biçimde yolculuk yapabilmek mümkün olmaz ise- hiç bir zaman tam olarak bilinemeyecek bir gizemden ibarettir. ne tarihçilerin tamamen objektif ve tarafsız olduğu kesindir ne de yazılı kaynakların birebir gerçeği hiç çarpıtmadan aktarmış olduğu.
söylenenin aksine crassus kariyerine köle ayaklanmalarından çok daha önce başlamış, ilk kayda değer başarısını collina kapısı muharebesinde yakalamıştır fakat bu muharebe onu hırsları yüzünden ölüme götürecek olan marcus licinius crassus - gnaeus pompeius magnus rekabetinin de görünen başlangıcı olarak tarihte yer alır çünkü bu muharebenin sonucunda lucius cornelius sulla felix ile pompeius arasında gelişen akrabalık ilişkisi - sulla'nın üvey kızının pompeius ile evlenmesine onay vermesi- crassus'u iyiden iyiye genç pompeius'a karşı kışkırtmıştır. köle ayaklanmalarındaki başarısı ise askeri olarak gerçek bir başarı olsa bile kariyeri açısından hüsrandan başka bir şey getirmemiştir. bunun üzerinde de kısaca durmam gerekecek çünkü konu yine pompeius ile bağlantılı.
pompeius başarıları ile yükselmeye devam ederken bu süreçte spartaküs'ün ön ayak olduğu köle isyanını bastırmak ile görevlendirilen crassus isyanı bastırmayı başarsa bile görünürde bitirici hamleyi yapan pompeius pastadan daha büyük bir pay almıştır ve bu durum crassus'un daha da hırslanmasına sebep olur çünkü açıkça isyan birliklerinin direncini kıran crassus olsa bile isyanı tam olarak sonlandıran pompeius'un lejyonları olmuştur ve bu durum crassus'un ondan daha az ödüllendirilmesine ve başarısının gölgelenmesine sebep olur. crassus bunu açıkça itibar saldırısı olarak görse bile içten içe hırslanmaya devam etmiş fakat görünürde bir şey yapmamıştır.
burada ek bir bilgi vermek gerekirse eğer, crassus'un appian yolunda çarmıha gerdiği köleler george r.r. martin'e esin kaynağı olmuş ve a song of ice and fire serisinde meeren'de çarmıha gerilen köleler roma birliklerinin bu uygulamalarından yola çıkılarak yazılmıştır.
bu süreçten sonra pompeius doğu'ya yaptığı seferler ile gittikçe askeri anlamda adından söz ettirmeye devam etti ve daha sonrasında bu iki rakip gaius julius caesar'in ön ayak olması ile beraber first triumvirate ittifakında bir araya geldi ama crassus ne kadar çıkarlarına uyduğu için bu ittifakta yer alsa da içten içe pompeius'a karşı bilenmeye devam eder.
en sonunda kendini kanıtlama çabası, pompeius'a karşı içinde kök salmış olan kıskançlık ve hırs ile gözlerini part imparatorluğuna dikti. düşünülenin aksine crassus rakibini küçümsemiyordu, eğer küçümseseydi bu zaferi istemez ve hiç gerek olmadığı halde partlara saldırmazdı. o pastadaki büyük payın peşinde olduğu için gözlerini bu imparatorluğa dikmişti zaten. asıl mesele kendini olduğundan daha büyük görmesi veya diğerlerinin onu böyle görmesini istemesiydi. neticede hırslarının kurbanı oldu ve hiç lüzumu olmayan bu savaşta kral ii. orodes'in emrinde olan komutan spahbod surena tarafından katafrakt'ların da ezici gücüyle beraber hüsrana uğradı. sırf hırslarından ve pompeius'dan daha yetkin olduğunu kanıtlama çabasından ötürü armenia'nın göndermeyi talep ettiği birlikleri reddetmesiyle beraber de partların oldukça ezici bir zaferle carrhae muharebesi'nden çıkması kaçınılmaz bir hale geldi. plutarch bu muharebenin detaylarını çok anlatmasa bile part'ların nasıl ezici bir üstünlük kurduğundan söz etmiştir.
crassus'u ölüme götüren yol hırslarıydı ama ölümü nasıl gerçekleşti? tanımın başında ele aldığım konuya bu noktada girmek daha uygun olur çünkü öncesi için aktardığım bilgiler kafi. baştan belirtmek gerekirse crassus'un ölümü yüksek ihtimalle plutarch'ın anlattığı biçimde; kafası ve elleri kesilip part kralı ii. orodes'e gönderilmesi ile gerçekleşmiştir ama bu dio'nun anlatısını yanlış veya yalan olarak adlandırmaya yetmez. plutarch ve/veya plutarkhos daha genç yaşında akhaia prokonsülüne elçi olarak gönderilmesinden itibaren roma'da pek çok bilgiye erişebilme şansını elde etmiştir ve eserlerinde de ne inançlarının ne kişisel düşüncelerinin ne de bir millete duyulan yakınlığın izleri görünmez. olabildiğince gerçekçi bir anlatım sunmayı amaçlamış ve tarihi çarpıtmamaya özen göstermiştir. elbette bu demek değil ki birebir bir aktarım söz konusu. edward hallett carr'ın what is history eserinde de altını çizdiği gibi tarihsel gerçekliği objektif bir biçimde aktarabilmek kısmen mümkün değildir bundan ötürü tarih, tarihçinin yazdığıdır yani kısmi bir gerçekliktir yalnızca. yine de plutarch'ın tutumu, roma'da bulunan kaynaklara erişimi ve crassus'un dönemine cassius dio'dan daha yakın olması sebebi ile crassus'un ölümüne dair aktardıkları bu kısmi gerçekliğe en uygun düşen anlatıdır ama dediğim gibi bu cassius dio'nun hatalı bir bilgi verdiğini göstermiyor.
cassius dio'ya baktığımızda görünürde olmayan bir gerçeklikle beraber daha öğütvari bir anlatı ile aktarıyor crassus'un ölümünü ama bu sembolizmde ufak bir yanlışlık söz konusu ama ondan daha sonra bahsedeceğim. dio'nun anlatımına göre crassus boğazına altın dökülerek öldürülmedi, bu başlıktaki yanlış bilgilendirmelerden bir diğeri. cassius dio dio's rome xl - 26. bölümde açıkça belirtir ki crassus ya canlı bir biçimde düşmanın eline geçmesin diye kendi lejyonerlerinden biri tarafından öldürülmüştür ya da oldukça ağır yaralandığından ötürü düşman tarafından öldürülmüştür. yani dio boğazına altın dökülerek öldürüldü diye bir ifade kullanmamış ölümü hakkında kesin bir bilgi olmadığını belirterek öldürüldükten sonra boğazına erimiş altın döküldüğünden söz etmiştir yani iki tarihçi birbirinin söylediğine zıt bir şey dile getirmemiştir esasında sadece dio fazladan bir detay aktarır crassus'un ölümüne dair. bu ise iki ihtimali ortaya çıkarır:
birinci ihtimal dio ve plutarch'ın anlatısı birbirinin uzantısı olabilir yani crassus öldürüldükten sonra gerçekten boğazına erimiş altın dökülmüş ve daha sonra kafası ve elleri kesilerek kral ii. orodes'e gönderilmiş olma ihtimali olasıdır.
ikinci ihtimal ise cassius dio'nun aktardığı bilgi tarihi bir gerçekliği ifade etmese bile carrhae muharebesi sonrası partların veya romalıların arasında dolaşmaya başlayan söylentilerden ileri geliyor olabilir ki bu ihtimal ilkine göre daha olasıdır bana kalırsa. yani dio bir söylentiyi gerçekmiş gibi aktarmış olabilir. eğer romalıların arasında yayılan bir söylenti ise bunun esas sebebi crassus'un pek çok dost edindiği gibi pek çok düşman edinmesinden kaynaklanıyor çünkü crassus yanan evleri söndürmek için sahiplerinden o evleri düşük bir ücrete alıp yeniliyor ve daha yüksek fiyata satıyordu ki zaten zengin bir aileden gelmeyen crassus bu şekilde zenginleşmeye başlamıştır ve savaş ganimetlerini paylaşmaktan sık sık kaçındığı da belirtilir bundan ötürü kendi halkı arasında düşmanlar edinmesi kaçınılmazdı. yine de tarih bize aynı zamanda crassus'un oldukça iyi bir hitabet yeteneğine sahip olduğundan, ne kadar pinti olsa da zaman zaman işine yarayacaksa oldukça cömert davrandığından ve alt tabakada bulunan insanlara dahi muazzam bir kibarlık ile yaklaştığından da söz eder. gerçek bir manipülasyon ustası olduğundan ötürü edindiği düşman sayısı yüksek ihtimalle dost edindiklerinden oldukça azdı. bu yüzden bu söylentilerin partlar arasında yayılması çok daha olası. orduların zaman zaman güç gösterisinde bulunmak için yersiz katliamlar yaptıkları, etrafa ve düşmanlara korku salmak için bunları abartarak aktardıkları bir gerçek. ve yine şu var ki partların krali ii.orodes'in bu savaşı anlamsız bulup crassus'a elçiler gönderdiğini de aktarıyor bize tarih. yani üstünlükle kazandığı savaşı aslında hiç istemiyordu orodes ve böyle büyük bir zaferden sonra; part imparatorluğuna saldırmakta ısrarcı olmuş zengin romalının trajik ölümü söylentisinin yayılması tam bir kazan-kazan durumu oluşturuyordu. eğer tarihi anlatı bir söylentinin ürünü ise belirttiğim sebeplerden ötürü muhtemelen partlardan çıkmış bir söylentiden ileri geliyordur.
ama yine başa dönecek olursak ve dio'nun sembolizm kaygısı ile uydurma bir tarih yaratmaya çalıştığından söz edersek -ki dio her ne kadar roma sevgisinden ötürü objektif kalmayı başaramasa bile bu tarz öğütvari bir üslup hiç benimsememiştir- bu sembolizmin başlı başına hatalı olduğunu söylemekte fayda var. crassus için para yalnızca hırslarının bir uzantısıydı, kendi yıkımını getiren şey paraya olan tutkusu değil hırslarının gözünü boyamasaydı. para onun için amaçtan ziyade araç oldu çünkü o zamanlar roma'da bir roma vatandaşının statüsü ona bağlılığı bulunanların sayısı ile ölçülüyordu ve crassus doğru yerde parayı doğru bir biçimde harcayarak -bağışlar ve yüksek mevkide olan veya olma ihtimali olan kişilere verilen borçlar ile- kendi mevkisini sağlamlaştırma amacı güdüyordu. para onu hırslarının yönlendirdiği yolda daha hızlı ilerlemesini sağlayan bir taşıttan farksızdı.
o yüzden böyle sembolik bir ölüm daha başından hatalıdır çünkü crassus paranın değil hırslarının kölesiydi ve daha 60 yaşında ona tarihe hüsranla geçecek olan bir ölümü getiren de bundan başka bir şey değildi.
yani esasında demek istediğim şu ki, tarih; senin, benim veya onun anlattığı değildir. tarih kısmi bir gerçeklik olarak sunulur ve verilen bu kısmi gerçeklik ile mevcut veriler ışığında gerçekliğe en yakın olan senaryoyu yaratmaktan ileri gelir ama bu yine de onu gerçek kılmaya yetmez. bu sadece gerçeğe en yakın senaryoyu bulma oyunundan ibarettir hepsi bu. crassus'un ölümü hakkında olası gerçek nedir ne değildir -şayet zamanda belirli bir tarihe istemli bir biçimde yolculuk yapabilmek mümkün olmaz ise- hiç bir zaman tam olarak bilinemeyecek bir gizemden ibarettir. ne tarihçilerin tamamen objektif ve tarafsız olduğu kesindir ne de yazılı kaynakların birebir gerçeği hiç çarpıtmadan aktarmış olduğu.
devamını gör...
ay'ın ikiye bölünmesi mucizesi
kuran ı kerim'de, kamer suresi birinci ayette zikredilen hadise, hz. peygamber'in bir mucizesi.
burada alaya alanlar için; sizin inandıklarınız size, bizim inandıklarımız bize.
burada alaya alanlar için; sizin inandıklarınız size, bizim inandıklarımız bize.
devamını gör...
söylemesi keyifli kelimeler
devamını gör...
çorbayla doyan kişi
başıma gelen tuhaf bir olayı hatırlattı bak. 2005 yılı ramazan ayı (ekim ayıydı) selçuk üniversitesinde öğrenciyim. yatay geçişle yeni geçtiğim için arkadaş çevrem çok geniş değil.
ortaokuldan bir arkadaşım sayesinde yatay geçiş tercihimi yapmış ve soluğu konya’da almıştım. onun oradaki ikinci yılıydı. bir öğrenci evinde kalıyordu. ben yurtta kalıyorum tabi.*
dört beş erkek bir ev tutmuş kalıyorlardı. tipik bir öğrenci evi işte. neyse! arkadaşımın sınıf arkadaşları da ev tutmuşlar iki kız, iki de erkek bir evi paylaşıyorlar. iki çift gül gibi de geçiniyorlar.*
arada ayaküstü de olsa karşılaşıp sohbet etmişliğimiz var ama samimi değilim o çiftlerle. tabii arkadaşımla samimiler. ne de olsa aynı sınıftalar. arkadaşımla ikimizi bir gün iftara çağırmışlar…
eli boş gitmek olmaz diyip; gazoz ve meyve suyu alıp gittik iftara. bizim çifte kumrular niyetli de değiller ama iftar hazırlıkları tam gaz devam ediyor. çok şen şakraklar. sohbet muhabbet de gırla. bide birbirlerine yakışıyorlar ki sormayın!
derken geldi ezan vakti. onlar da bizimle yemek için beklemişlerdi. yemek masasına kurulmuş iftar sofrasına geçtik. masanın ortasında biraz salata var. herkesin önüne dilimlenmiş ekmek ve pide konmuş. birer de çorba kasesi.
arkadaşımın erkek kaynayan öğrenci evi yokluktan kırıldığı için garipsemedik. karnımızı aldığımız birer kase takviye çorba kasesi ile* tıka basa doyurduk.**
çifte kumrular da ses etmiyorlar tabi. biz öğrenci evidir inkanları yoktur diye garipsemeden ekmek bana bana doyurduk karnımızı. ellerinize sağlık diyip kalkerken meğer şakalandığımızı öğrenmiş olduk.**
sonra gelsin, köfteler, börekler sulu yemekler. biz, karnımız tok olmasına rağmen biraz daha tıkındık. sonra yemekleri bizim için yaptıklarını ve kesinlikle bizi salmayacaklarını söylediler.
biz de -dünden razıyız aslında ya neyse- ısrarları üzerine yatıya kalıp yemeklerin geri kalanını sahurda gömdük.**
ortaokuldan bir arkadaşım sayesinde yatay geçiş tercihimi yapmış ve soluğu konya’da almıştım. onun oradaki ikinci yılıydı. bir öğrenci evinde kalıyordu. ben yurtta kalıyorum tabi.*
dört beş erkek bir ev tutmuş kalıyorlardı. tipik bir öğrenci evi işte. neyse! arkadaşımın sınıf arkadaşları da ev tutmuşlar iki kız, iki de erkek bir evi paylaşıyorlar. iki çift gül gibi de geçiniyorlar.*
arada ayaküstü de olsa karşılaşıp sohbet etmişliğimiz var ama samimi değilim o çiftlerle. tabii arkadaşımla samimiler. ne de olsa aynı sınıftalar. arkadaşımla ikimizi bir gün iftara çağırmışlar…
eli boş gitmek olmaz diyip; gazoz ve meyve suyu alıp gittik iftara. bizim çifte kumrular niyetli de değiller ama iftar hazırlıkları tam gaz devam ediyor. çok şen şakraklar. sohbet muhabbet de gırla. bide birbirlerine yakışıyorlar ki sormayın!
derken geldi ezan vakti. onlar da bizimle yemek için beklemişlerdi. yemek masasına kurulmuş iftar sofrasına geçtik. masanın ortasında biraz salata var. herkesin önüne dilimlenmiş ekmek ve pide konmuş. birer de çorba kasesi.
arkadaşımın erkek kaynayan öğrenci evi yokluktan kırıldığı için garipsemedik. karnımızı aldığımız birer kase takviye çorba kasesi ile* tıka basa doyurduk.**
çifte kumrular da ses etmiyorlar tabi. biz öğrenci evidir inkanları yoktur diye garipsemeden ekmek bana bana doyurduk karnımızı. ellerinize sağlık diyip kalkerken meğer şakalandığımızı öğrenmiş olduk.**
sonra gelsin, köfteler, börekler sulu yemekler. biz, karnımız tok olmasına rağmen biraz daha tıkındık. sonra yemekleri bizim için yaptıklarını ve kesinlikle bizi salmayacaklarını söylediler.
biz de -dünden razıyız aslında ya neyse- ısrarları üzerine yatıya kalıp yemeklerin geri kalanını sahurda gömdük.**
devamını gör...
ebu leheb
hz. muhammed'in amcası. ateşin babası. birçok ateistin lideri. çünkü çoğu ateist, kendisini öve-öve bitiremez, masum bir adam olduğunu söyler. böyleleri hayatlarında bir kez olsun islam tarihi ile ilgili kitap açmamışlar, bir kez olsun dahi ebu leheb ile ilgili rivayet okumamışlardır.
abdülmutallib'in, ebu leheb'e "abduluzza" yani uzzanın kulu adını vermesi onun* putperest olduğunu göstermez. bu yaygın bir isim olabilir ve bu yüzden ebu leheb'e verilmiş olabilir. bundan ilave, abduluzza, ebu leheb'in gerçek ismi olmayabilir. örneğin abdulmutallib'in gerçek ismi abdulmutallib değildir.
tebbet suresine gelirsek,
1. ebu leheb'in iki eli kurusun! kurudu da.
2. malı ve kazandıkları ona fayda vermedi.
3. o, alevli bir ateşte yanacak.
4. odun taşıyıcı olarak karısı da (ateşe girecek).
5. ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde.
kaldı ki, bu sure bir mucizedir. çünkü ebu leheb ateşle müjdeleniyor. bu olaydan sonra ebu leheb, islam davasını çürütme amaçlı yalandan da olsa iman edebilirdi. ama bunu yapmadı. kur'an'da kesin bir şekilde ebu leheb'in ateşle müjdelenmesi bir mucizedir.
kaldı ki ilk ayette, ebu leheb'e elinin kurumasının söylenmesi, onun hz. muhammed'e "iki elin kurusun!" demesinin karşılığıdır.
ayrıca kur'an'da ebu leheb'in ateşle müjdelenmesi, gayet normaldir. hz. musa firavunla, hz. ibrahim nemrutla savaştığı gibi, hz. muhammed de ebu leheb, ebu cehil gibilerle savaşmıştır. sonunda peygamberlerin düşmanları farklı şekillerde azaba uğramış, helak edilmiştir. ebu leheb de kur'an'da ateşle müjdelenmiş, azaba uğratılacağı, helak edileceği bildirilmiştir. hüküm budur. hak budur.
abdülmutallib'in, ebu leheb'e "abduluzza" yani uzzanın kulu adını vermesi onun* putperest olduğunu göstermez. bu yaygın bir isim olabilir ve bu yüzden ebu leheb'e verilmiş olabilir. bundan ilave, abduluzza, ebu leheb'in gerçek ismi olmayabilir. örneğin abdulmutallib'in gerçek ismi abdulmutallib değildir.
tebbet suresine gelirsek,
1. ebu leheb'in iki eli kurusun! kurudu da.
2. malı ve kazandıkları ona fayda vermedi.
3. o, alevli bir ateşte yanacak.
4. odun taşıyıcı olarak karısı da (ateşe girecek).
5. ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde.
kaldı ki, bu sure bir mucizedir. çünkü ebu leheb ateşle müjdeleniyor. bu olaydan sonra ebu leheb, islam davasını çürütme amaçlı yalandan da olsa iman edebilirdi. ama bunu yapmadı. kur'an'da kesin bir şekilde ebu leheb'in ateşle müjdelenmesi bir mucizedir.
kaldı ki ilk ayette, ebu leheb'e elinin kurumasının söylenmesi, onun hz. muhammed'e "iki elin kurusun!" demesinin karşılığıdır.
ayrıca kur'an'da ebu leheb'in ateşle müjdelenmesi, gayet normaldir. hz. musa firavunla, hz. ibrahim nemrutla savaştığı gibi, hz. muhammed de ebu leheb, ebu cehil gibilerle savaşmıştır. sonunda peygamberlerin düşmanları farklı şekillerde azaba uğramış, helak edilmiştir. ebu leheb de kur'an'da ateşle müjdelenmiş, azaba uğratılacağı, helak edileceği bildirilmiştir. hüküm budur. hak budur.
devamını gör...
sarıyer
marmara denizi'nden karadeniz'e giden yolda, avrupa yakası'nın son ilçesidir.
gerçi eskisi kadar kalmasada, ormana ve denize doyacağınız bir ilçedir.
gerçi eskisi kadar kalmasada, ormana ve denize doyacağınız bir ilçedir.
devamını gör...
annenin namaz kıldığını söylemeye utanmak
kendinden utan .
devamını gör...
bihter ziyagil replikleri
-bırak içiyorum.
-salak mısın cemile?
-salak mısın cemile?
devamını gör...
insanı yoran şeyler
gösterdiğin değer kadar değer görememek.
devamını gör...

