gece denize girmek
ay ışığının çok da parlak olmadığı (ya da ay’ın erken battığı) gecelerde yapılması şahane eylem.
sonuçta gece giriyoruz değil mi? ışık minimumda olmalı.
ayrıca 2006 senesinde ilk defa sarımsaklı’da gece denize girmiş biri olarak, hemen üstteki entry sahibi arkadaşla karşılaşmadığımıza seviniyorum.
sonuçta gece giriyoruz değil mi? ışık minimumda olmalı.
ayrıca 2006 senesinde ilk defa sarımsaklı’da gece denize girmiş biri olarak, hemen üstteki entry sahibi arkadaşla karşılaşmadığımıza seviniyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yıllar yılı elimden bir tutanım olmadı
ne talihsiz bir kulum hala çilem dolmadı
şu üç günlük alemde bir sevenim olmadı
vazgeçtim ben sevmekten dostum bile kalmadı
şu üç günlük alemde bir sevenim olmadı
vazgeçtim ben sevmekten dostum bile kalmadı
felek vurdu insafsız sabır kalmadı bende
bilmemki dertten başka ne buldum ben sevmekte
şu gencecik ömrümü yazık boşa harcadım
şimdi haram oldu bana yaşamakta gülmekte
şu gencecik ömrümü yazık boşa harcadım
şimdi haram oldu bana yaşamakta gülmekte
yaktın beni dünya, yıktın beni dünya
gerçek olan neyin varki fanisin dünya
yalansın dünya
müslüm gürses.
ne talihsiz bir kulum hala çilem dolmadı
şu üç günlük alemde bir sevenim olmadı
vazgeçtim ben sevmekten dostum bile kalmadı
şu üç günlük alemde bir sevenim olmadı
vazgeçtim ben sevmekten dostum bile kalmadı
felek vurdu insafsız sabır kalmadı bende
bilmemki dertten başka ne buldum ben sevmekte
şu gencecik ömrümü yazık boşa harcadım
şimdi haram oldu bana yaşamakta gülmekte
şu gencecik ömrümü yazık boşa harcadım
şimdi haram oldu bana yaşamakta gülmekte
yaktın beni dünya, yıktın beni dünya
gerçek olan neyin varki fanisin dünya
yalansın dünya
müslüm gürses.
devamını gör...
allah cezanı versin osman bey
bir atıf yılmaz filmidir. bu filmin senaryosunu ünlü ve büyük yazarımız son komünist vedat türkali yazmıştır. filmin güzelliği de belki bu dev ikilinin bir araya gelmesinden kaynaklanmaktadır.

film tesadüf eseri olmadığı bir kişi olduğu sanılan bir adamın başından geçen olayları anlatır ve benim kurduğum bu saçma cümle kadar da komik ve eğlenceli bir filmdir. başrolde oynayan orhan günşiray bu siyah beyaz filmi renklendirmiş, çolpan ilhan ise müthiş bir zerafet ile arzı endam etmiştir.

filmin asıl ilginç yanı ise ismidir aslında. o dönem atıf yılmaz ile osman seden arasında hem bir dostluk hem de tatlı bir rekabet vardır. ve bu film çekilirken atıf yılmaz filmin adıyla osman seden’e gönderme yapar, sonra da kızdıysa değiştirebileceğini söyler ama seden’in başka bir planı vardır.
osman seden de nerdeyse aynı isimlerle aynı dönemde bir başka film çeker ve filmin ismiyle de bu ikili arasındaki müthiş eğlenceli atışma nihayete ermiş olur. ilk filmi bulmanız zor olabilir ama osman seden filmini bulup izleyebilirsiniz.

film tesadüf eseri olmadığı bir kişi olduğu sanılan bir adamın başından geçen olayları anlatır ve benim kurduğum bu saçma cümle kadar da komik ve eğlenceli bir filmdir. başrolde oynayan orhan günşiray bu siyah beyaz filmi renklendirmiş, çolpan ilhan ise müthiş bir zerafet ile arzı endam etmiştir.

filmin asıl ilginç yanı ise ismidir aslında. o dönem atıf yılmaz ile osman seden arasında hem bir dostluk hem de tatlı bir rekabet vardır. ve bu film çekilirken atıf yılmaz filmin adıyla osman seden’e gönderme yapar, sonra da kızdıysa değiştirebileceğini söyler ama seden’in başka bir planı vardır.
osman seden de nerdeyse aynı isimlerle aynı dönemde bir başka film çeker ve filmin ismiyle de bu ikili arasındaki müthiş eğlenceli atışma nihayete ermiş olur. ilk filmi bulmanız zor olabilir ama osman seden filmini bulup izleyebilirsiniz.
devamını gör...
nazar değdiren insanlar
benim. umarım beni zincirler ile döversiniz cezalandırmak için bebeksilerim. vurun banaaa. vurun. acımayın!
nazarım degiyor sanırım. hemen fark etmedim. sonra fark ettim. bir şeye iyi diyorsam o içten içe çürümeye başlıyor. ailemde insanlar ben bunu dile getirmeden önce en erken 90 yaşında ölüyordu. şimdi çok zor görüyorlar o yaşları. babaannem için ne akıllı kadın diyordum, koşturuyor dedikodu varsa, mahalleden biri geçince koltuktan pencereye ulaşması 1.5 saniye sürüyor, kadın kuantum fiziği hakkında konuşacak kadar acayip bir kafaya sahip diyordum. aynı yıl önce hafıza gitti, sonra ameliyat olup bastona muhtaç hale geldi, hafıza geldi sonra ama eskisi gibi de akıllı değil bence.
sonra dedem için hiç hasta olmadı dedim. müthiş zeki bir adamdı. 70 yıl öncesini saati ve tarihi ile hatırlardı. benim yaşlı halimdi kendisi, o yüzden çok hayrandım zaten. zekasını çok överdim. o da aynı yıl bir anda son evre kanser olduğunu öğrendik, bizi hatırlamıyordu vefat etmeden önce. huzur içinde uyusun. sırf çok gürültüyü sevmiyor diye cenazesine katılmayacak kadar saygı duyduğum biriydi.
geçenlerde aynaya bakarken bi güzel geldim gözüme. ulan dedim ne güzel gözlerim var ha! şu an ilaca cevap vermeyen bir göz mikrobu ile uğraşıyorum. gözlerin altı torba torba, gözlerin içi kırmızı damarlar dolu.
en son çocuğa şey dedim, burnun çok güzellesti senin. eskiden çirkindi. güzelleşiyorsun. birkaç saat sonra sokağa çıktı, direkt burnuna top yemiş. şişti burnu. günlerce çok acıdı diye gezdi.
arkadaşlar varsa kaynananızın fotoğrafı, gönderin. ne güzel eli ayağı var diyeyim felç garanti. ağza bak diyeyim, bal gibi ya çok güzel. ağzı düşer. eski sevgiliniz aldattıysa hemen bildirin, arabasını bulalım millet ne arabalara biniyor diyeyim, en az 8 takla atar.
belki hepsi bir tesadüften ibaret olabilir. bilemem. ancak tesadüf değilse ve pis bir enerji yayıyorsam ortalığa, bana yasıklar olsun. ne diyebilirim, bilemiyorum.
nazarım degiyor sanırım. hemen fark etmedim. sonra fark ettim. bir şeye iyi diyorsam o içten içe çürümeye başlıyor. ailemde insanlar ben bunu dile getirmeden önce en erken 90 yaşında ölüyordu. şimdi çok zor görüyorlar o yaşları. babaannem için ne akıllı kadın diyordum, koşturuyor dedikodu varsa, mahalleden biri geçince koltuktan pencereye ulaşması 1.5 saniye sürüyor, kadın kuantum fiziği hakkında konuşacak kadar acayip bir kafaya sahip diyordum. aynı yıl önce hafıza gitti, sonra ameliyat olup bastona muhtaç hale geldi, hafıza geldi sonra ama eskisi gibi de akıllı değil bence.
sonra dedem için hiç hasta olmadı dedim. müthiş zeki bir adamdı. 70 yıl öncesini saati ve tarihi ile hatırlardı. benim yaşlı halimdi kendisi, o yüzden çok hayrandım zaten. zekasını çok överdim. o da aynı yıl bir anda son evre kanser olduğunu öğrendik, bizi hatırlamıyordu vefat etmeden önce. huzur içinde uyusun. sırf çok gürültüyü sevmiyor diye cenazesine katılmayacak kadar saygı duyduğum biriydi.
geçenlerde aynaya bakarken bi güzel geldim gözüme. ulan dedim ne güzel gözlerim var ha! şu an ilaca cevap vermeyen bir göz mikrobu ile uğraşıyorum. gözlerin altı torba torba, gözlerin içi kırmızı damarlar dolu.
en son çocuğa şey dedim, burnun çok güzellesti senin. eskiden çirkindi. güzelleşiyorsun. birkaç saat sonra sokağa çıktı, direkt burnuna top yemiş. şişti burnu. günlerce çok acıdı diye gezdi.
arkadaşlar varsa kaynananızın fotoğrafı, gönderin. ne güzel eli ayağı var diyeyim felç garanti. ağza bak diyeyim, bal gibi ya çok güzel. ağzı düşer. eski sevgiliniz aldattıysa hemen bildirin, arabasını bulalım millet ne arabalara biniyor diyeyim, en az 8 takla atar.
belki hepsi bir tesadüften ibaret olabilir. bilemem. ancak tesadüf değilse ve pis bir enerji yayıyorsam ortalığa, bana yasıklar olsun. ne diyebilirim, bilemiyorum.
devamını gör...
yazar mahlasları üzerinden başlık açmak
nick altı dururken, gereksiz bir eylem.
bir de vs olanlar var, gerçekten amacını anlayamadığım başlıklar efendim bunlar.
tamam arada foruma gidiyoruz; bir iki gülüp eğleniyoruz ama bu başlıklar o amaca da hizmet etmiyor. ayrıca yazarı da rahatsız eder diye düşünüyorum.
görüp geçiyorum çoğu zaman ama son bir kaç gündür akışı tamamen işgal ettiğini görüyorum. bilmiyorum bakalım ne olacak sonunda.
bir de vs olanlar var, gerçekten amacını anlayamadığım başlıklar efendim bunlar.
tamam arada foruma gidiyoruz; bir iki gülüp eğleniyoruz ama bu başlıklar o amaca da hizmet etmiyor. ayrıca yazarı da rahatsız eder diye düşünüyorum.
görüp geçiyorum çoğu zaman ama son bir kaç gündür akışı tamamen işgal ettiğini görüyorum. bilmiyorum bakalım ne olacak sonunda.
devamını gör...
korku filmi klişesi
- gaipten gelen tıkırtılar
-ansızın açılıp kapanan pencereler
- gulyabani benzeri aniden ortaya çıkan yaratıklar
- perili köşk benzeri bir bina ve bu binanın derinliklerinde dolaşan, intikam almaya çalışan hayaletler
- karanlıkta duvara süzülen gölge.
-ansızın açılıp kapanan pencereler
- gulyabani benzeri aniden ortaya çıkan yaratıklar
- perili köşk benzeri bir bina ve bu binanın derinliklerinde dolaşan, intikam almaya çalışan hayaletler
- karanlıkta duvara süzülen gölge.
devamını gör...
yazarların hoşuna giden başlık türleri
yemekli ,tatlılı ,börekli her başlık direk like sebebimdir.
devamını gör...
kur'an'ın en beğenilen ayeti
ve zamanı geldiğinde rabbin sana kalbindekini verecek, seni hoşnut kılacak.
duha, 5
duha, 5
devamını gör...
hipertermi
halk dilinde güneş çarpması olarak bildiğimiz hastalığın tıbbi ismi. beden sıcaklığını, bedenin sıcaklığını ayarlayan mekanizmanın görev dışı kalması sonucu ortaya çıkan, risk teşkil edecek şekilde yükselmesi durumudur. hastanın ateşi önemli derecede yükselirse, ölüme kadar götürebilecek olan güneş çarpması rahatsızlığı, tedavi altına alınmaya götürebilir. hipertermi tedavisinde ilk amaç, vücut ateşinin düşürülmesi, kontrol altına alınması ve durumu hareketlendirecek dış sıcaklık etkenlerinden korunmaktır.
hipertermi, fazla sürede sıcaklık veya güneşe maruz kalmaktan kaynaklanır. normal koşullarda, beden sıcaklığa maruz kaldığında anatomik soğutma mekanizması devreye girerek terleme yaptırır. terleme sonucunda beden soğur ve bedenin ateşini kontrol altına alır. ama, fazla süre ve aşırı derecede sıcaklığa maruz kalındığında bu sistem kendini kapatır ve işleyişi aksar. maruz kalınan sıcaklık arttığında da, soğutma mekanizmasının yokluğunda vücudun ateşi de doğru orantılı olarak artar ve bu da hipertermi veya sıcak çarpmasına sebep olur.
bunun dışında dehidrasyon da denilen sıvı kaybı da hipertermiye sebep olur. sıvı kaybı esnasında beden, terlemeyi sağlayacak sıvıdan yoksun kalır ve bedenin ateşini düşüremez duruma gelir.
hipertermi, fazla sürede sıcaklık veya güneşe maruz kalmaktan kaynaklanır. normal koşullarda, beden sıcaklığa maruz kaldığında anatomik soğutma mekanizması devreye girerek terleme yaptırır. terleme sonucunda beden soğur ve bedenin ateşini kontrol altına alır. ama, fazla süre ve aşırı derecede sıcaklığa maruz kalındığında bu sistem kendini kapatır ve işleyişi aksar. maruz kalınan sıcaklık arttığında da, soğutma mekanizmasının yokluğunda vücudun ateşi de doğru orantılı olarak artar ve bu da hipertermi veya sıcak çarpmasına sebep olur.
bunun dışında dehidrasyon da denilen sıvı kaybı da hipertermiye sebep olur. sıvı kaybı esnasında beden, terlemeyi sağlayacak sıvıdan yoksun kalır ve bedenin ateşini düşüremez duruma gelir.
devamını gör...
normal sözlük yönetimine açık çağrı
caz yapmayalım. başlık açalım, tanım yapalım denilesi başlık.
devamını gör...
erkeklerin güzel göründüğünü sandığı şeyler
kabadayı tavırlar, küfür etmeler... tabii ki çok şükür her erkek bunları güzel bulmuyor.
devamını gör...
evcil hayvanı olan yazarlar
hollanda lop tavşanım var. kulakları düşük herkes köpek sanıyor.
devamını gör...
eyüp sabri tuncer
özellikle diş macunlarını ve şampuanlarını başarılı bulduğum marka. vegan olmaları; florür, titanyum dioksit, gluten ve paraben içermemeleri ile kalbimi kazandılar. markaların bu tür hassasiyetleri gözetmesi insanı mutlu ediyor.
devamını gör...
bir zamanlar kaliteli olup şimdilerde kalitesiz olan şeyler
lc waikiki.
devamını gör...
gaziantep
ülkemizdeki en iyi baklava ustalarının yetiştiği güzel şehrimiz.
sadece baklavası değil envai çeşit lezzetleri de 10 numara 5 yıldız diyebilirim rahatlıkla.
hele ki insanı, anlatmaya kelimeler yetmez*
sadece baklavası değil envai çeşit lezzetleri de 10 numara 5 yıldız diyebilirim rahatlıkla.
hele ki insanı, anlatmaya kelimeler yetmez*
devamını gör...
genç werther'in acıları
"bazen aklım almıyor; onu yalnızca ben, hem de öylesine içten, öylesine dolu dolu severken, ondan başka hiçbir şey görmez, bilmezken, ondan başka hiçbir varlığım yokken, nasıl olur da onu bir başkası da sever, sevebilir?"
goethe tarafından iki haftada yazılmış ve mektuplardan oluşan harika bir romandır. goethe bu romanı yazdığında henüz 27 yaşındaydı. yazıldığı dönemde çok etkili olmuş, intihar vakalarına konu olmuş bu kitap, yazıldığı 1774 yılından beri popülerliğini hep korumuştur.
yayımlandığı dönemde, bütün gençliği etkisi altına almış olan bu roman, birçok intihara da neden olmuştur. 40 tane genç werther'inkine benzer şekilde hayatına son vermiştir. werther'in giymiş olduğu mavi frak, sarı yelek ve çizmeler döneminde moda olmuştur. bu intihar vakaları, daha sonraları werther etkisi olarak adlandırılır. bu etki yüzünden kitap, italya ve danimarka gibi ülkelerde kitap yasaklanmıştır. daha sonra yürütülen bir araştırmaya göre ünlü bir kişi intihar ettiği zaman, intihar oranları neredeyse %12 artmıştır.
kitabın içeriğine gelecek olursak, kitap genç bir ressam olan werther'in, düşsel dostu wilhelm'e yazmış olduğu mektuplardan oluşmaktadır. kitap werther'in lotte'ye duymuş olduğu aşkı anlatır. bu aşk zamanla bambaşka bir noktalara ulaşmıştır. öyle bir noktadır ki bu werther buna katlanamaz ve hayatına son verir. werther'in lotte'ye duymuş olduğu aşk platoniktir. çünkü lotte evlidir. ve werther'in kendisine karşı beslediği hisler onu pişmanlıklara sürüklemektedir. bu durum werther'in gittikçe bu aşkın içinde boğulmasına ve artık bu acıya dayanamamasına yol açmıştır. artık yaşamanın bir anlamı olmadığını düşünen werther, sevdiği kadına mektup yazarak intihar etmiştir.
goethe tarafından iki haftada yazılmış ve mektuplardan oluşan harika bir romandır. goethe bu romanı yazdığında henüz 27 yaşındaydı. yazıldığı dönemde çok etkili olmuş, intihar vakalarına konu olmuş bu kitap, yazıldığı 1774 yılından beri popülerliğini hep korumuştur.
yayımlandığı dönemde, bütün gençliği etkisi altına almış olan bu roman, birçok intihara da neden olmuştur. 40 tane genç werther'inkine benzer şekilde hayatına son vermiştir. werther'in giymiş olduğu mavi frak, sarı yelek ve çizmeler döneminde moda olmuştur. bu intihar vakaları, daha sonraları werther etkisi olarak adlandırılır. bu etki yüzünden kitap, italya ve danimarka gibi ülkelerde kitap yasaklanmıştır. daha sonra yürütülen bir araştırmaya göre ünlü bir kişi intihar ettiği zaman, intihar oranları neredeyse %12 artmıştır.
kitabın içeriğine gelecek olursak, kitap genç bir ressam olan werther'in, düşsel dostu wilhelm'e yazmış olduğu mektuplardan oluşmaktadır. kitap werther'in lotte'ye duymuş olduğu aşkı anlatır. bu aşk zamanla bambaşka bir noktalara ulaşmıştır. öyle bir noktadır ki bu werther buna katlanamaz ve hayatına son verir. werther'in lotte'ye duymuş olduğu aşk platoniktir. çünkü lotte evlidir. ve werther'in kendisine karşı beslediği hisler onu pişmanlıklara sürüklemektedir. bu durum werther'in gittikçe bu aşkın içinde boğulmasına ve artık bu acıya dayanamamasına yol açmıştır. artık yaşamanın bir anlamı olmadığını düşünen werther, sevdiği kadına mektup yazarak intihar etmiştir.
devamını gör...
fahreddin paşa
osmanlı hükümetinin ve ingiliz hükümetinin teslim ol çağrısına hayır diyen adamdır.
osmanlı hükümeti 30 ekim 1918’de mondros ateşkes antlaşması’nı imzalamış ve ı. dünya savaşı’nda yenilgiyi kabul etmişti. bu antlaşma uyarınca fahrettin paşa’nın en yakın itilaf kuvvetleri komutanlarından birine teslim olarak medine’den çekilmesi gerekiyordu. ancak paşa, teslim teklifleri karşısında “hükümet, medine’nin anahtarlarını bir ingiliz yüzbaşısına teslim et, diyor. böyle bir şey yapmaktansa silahlarımızla dövüşerek ölmek evladır. buranın teslimi için yalnız harbiye nazırının ve hükümetin emri yetmez, mutlaka hilafet ve padişahın bir iradesi olmalıdır.” diyerek direnişe devam ediyordu.
hicaz demiryolu’nun medine’ye yakın istasyonlarının düşman eline geçmesi nedeniyle şehre erzak girişinin kesilmesi ve isyancıların medine kalesi’ni muhasara etmesi üzerine direnişin en zor günleri başlamıştı. medine açlıkla boğuşurken çok ilginç bir olay yaşanır. şehir çekirgeler tarafından istila edilmiştir. herkes durumu endişe ile karşılarken fahrettin paşa, askerlerini toplayarak peygamber döneminde de hicaz’da çekirge istilasının yaşandığını ve sahabenin çekirge yediğini söyleyerek durumu bir fırsata dönüştürmek istemiştir.
fahrettin paşa’nın bu açıklamalarıyla askerimiz kavurma niyetine çekirge yemiş, çekirge unundan ekmek yapmış, çekirge kurusunu da çerez gibi yiyerek bir süre bu şekilde beslenmiştir.
gelinen noktada mesele içinden çıkılamaz bir hal almıştır. zira medine’nin osmanlı devleti ile kara ve demiryolu ulaşımı kesilmiş, askerin cephanesi ve erzağı tükenmişti. bununla beraber osmanlı toprakları da itilaf devletleri’nce işgal edilmişti. bu nazik durum karşısında fahrettin paşa’ya, “eğer medine boşaltılmazsa istanbul’un da itilaf devletleri tarafından işgal edileceği” söylenerek paşa güçlükle ikna edilmiş, medine’nin teslimini öngören antlaşma gönülsüzce imza edilmişti. yani devletin elde kalan menfaatleri göz önünde bulundurularak medine’deki direnişe son verilmişti. ancak fahrettin paşa’nın medine’den ayrılış sahnesi de üzerinde durulması gereken bir konudur: islam toplumu için son derece büyük bir öneme haiz olan medine’yi ingilizlere bırakmamak için her türlü sıkıntıya katlanan, hastalıktan pek çok askerini kaybeden fahrettin paşa, gözyaşları içinde son kez peygamber’in kabrini ziyaret ederek dua etmiştir. kılıcını ingilizlere teslim etmeyip peygamber’in kabrinin başına bırakmış ve oradan ayrılmamıştır. bayrağımı burçlardan indirtmem, efendimiz’i bırakmam, diye haykıran ve ingilizlere teslim olmayan çöl kaplanı fahrettin paşa, sonunda, kendi subaylarının ani bir baskınıyla peygamber’in kabrinden cebren çıkarılabilmiştir.
direniş, fahrettin paşa’nın subaylarından idris bey tarafından şöyle dile getirilmiştir.
yapamaz ertuğrul evladı sensiz,
can verir, canan’ı (s.a.v.) veremez türkler.
ebedi hâdimu’l haremeyniniz,
ölsek de ravzanı ruhumuz bekler.
osmanlı hükümeti 30 ekim 1918’de mondros ateşkes antlaşması’nı imzalamış ve ı. dünya savaşı’nda yenilgiyi kabul etmişti. bu antlaşma uyarınca fahrettin paşa’nın en yakın itilaf kuvvetleri komutanlarından birine teslim olarak medine’den çekilmesi gerekiyordu. ancak paşa, teslim teklifleri karşısında “hükümet, medine’nin anahtarlarını bir ingiliz yüzbaşısına teslim et, diyor. böyle bir şey yapmaktansa silahlarımızla dövüşerek ölmek evladır. buranın teslimi için yalnız harbiye nazırının ve hükümetin emri yetmez, mutlaka hilafet ve padişahın bir iradesi olmalıdır.” diyerek direnişe devam ediyordu.
hicaz demiryolu’nun medine’ye yakın istasyonlarının düşman eline geçmesi nedeniyle şehre erzak girişinin kesilmesi ve isyancıların medine kalesi’ni muhasara etmesi üzerine direnişin en zor günleri başlamıştı. medine açlıkla boğuşurken çok ilginç bir olay yaşanır. şehir çekirgeler tarafından istila edilmiştir. herkes durumu endişe ile karşılarken fahrettin paşa, askerlerini toplayarak peygamber döneminde de hicaz’da çekirge istilasının yaşandığını ve sahabenin çekirge yediğini söyleyerek durumu bir fırsata dönüştürmek istemiştir.
fahrettin paşa’nın bu açıklamalarıyla askerimiz kavurma niyetine çekirge yemiş, çekirge unundan ekmek yapmış, çekirge kurusunu da çerez gibi yiyerek bir süre bu şekilde beslenmiştir.
gelinen noktada mesele içinden çıkılamaz bir hal almıştır. zira medine’nin osmanlı devleti ile kara ve demiryolu ulaşımı kesilmiş, askerin cephanesi ve erzağı tükenmişti. bununla beraber osmanlı toprakları da itilaf devletleri’nce işgal edilmişti. bu nazik durum karşısında fahrettin paşa’ya, “eğer medine boşaltılmazsa istanbul’un da itilaf devletleri tarafından işgal edileceği” söylenerek paşa güçlükle ikna edilmiş, medine’nin teslimini öngören antlaşma gönülsüzce imza edilmişti. yani devletin elde kalan menfaatleri göz önünde bulundurularak medine’deki direnişe son verilmişti. ancak fahrettin paşa’nın medine’den ayrılış sahnesi de üzerinde durulması gereken bir konudur: islam toplumu için son derece büyük bir öneme haiz olan medine’yi ingilizlere bırakmamak için her türlü sıkıntıya katlanan, hastalıktan pek çok askerini kaybeden fahrettin paşa, gözyaşları içinde son kez peygamber’in kabrini ziyaret ederek dua etmiştir. kılıcını ingilizlere teslim etmeyip peygamber’in kabrinin başına bırakmış ve oradan ayrılmamıştır. bayrağımı burçlardan indirtmem, efendimiz’i bırakmam, diye haykıran ve ingilizlere teslim olmayan çöl kaplanı fahrettin paşa, sonunda, kendi subaylarının ani bir baskınıyla peygamber’in kabrinden cebren çıkarılabilmiştir.
direniş, fahrettin paşa’nın subaylarından idris bey tarafından şöyle dile getirilmiştir.
yapamaz ertuğrul evladı sensiz,
can verir, canan’ı (s.a.v.) veremez türkler.
ebedi hâdimu’l haremeyniniz,
ölsek de ravzanı ruhumuz bekler.
devamını gör...


