tevazu göstermediğiniz konular
şiir.
hayatında şiir okumamış insan*bana şiir öğretmeye çalışıyor, ben 7 yıldır şiirle yatıp kalkıyorum zaten, çok iyi biliyorum demiyorum ama kendi şiirimi, kendi üslubumu, bana benden başkası öğretemez. şiir düşündüğüm kadar hiçbir şeyi düşünmedim hayatta.
o yüzden hiç tevazu gösteremediğim bir konu...hemde hiç!
zed's dead baby ukdesi.
hayatında şiir okumamış insan*bana şiir öğretmeye çalışıyor, ben 7 yıldır şiirle yatıp kalkıyorum zaten, çok iyi biliyorum demiyorum ama kendi şiirimi, kendi üslubumu, bana benden başkası öğretemez. şiir düşündüğüm kadar hiçbir şeyi düşünmedim hayatta.
o yüzden hiç tevazu gösteremediğim bir konu...hemde hiç!
zed's dead baby ukdesi.
devamını gör...
bir abinizin normal sözlük gözlemleri
başlığı açan yazarın gözlemlerine kesinlikle katılmakla beraber iki üç kelamda ben edeyim diyorum. başlığa birden çok entry girdiğimde modlar tarafından spam diye uyarılırken bazı yazarların sabahtan veya akşamdan toplu olarak başlık açmasına müsaade edilebiliyor. burada sorun ne diyeceksiniz akışın sabit kalamaması, önemli başlıkların kaybolmasına sebep oluyor. ayrıca bu toplu başlık açan yazarlar bilgileri wikipedia’dan alıp buraya yazmasında yazmasında bir emek göremiyorum. tabi burada sorun ne diyeceksiniz. arkadaşlar bu başlıklar en hızlı şekilde kitap kodu almak için yapılıyor ve sözlüğün imajını düşürüyor bence. çünkü bir yazarın amacının kitap kodu almak değil, sözlüğe bilgilerini aktarması yeni bilgiler almasıdır diye düşünüyorum. eyyorlamam bu kadar rahatsız ettiysem affola.
devamını gör...
1 kilo tulum peynirinin 70 lira olması
çay kaşığı ile verilen zammın, kazan kepçesiyle geri alınacağının göstergesi olan durum. ya ne bekliyordunuz ki? en basitinden tuvalet kağıdına bakın, neydi ne oldu?
devamını gör...
sözlük yazarlarının tanışmak istedikleri normal sözlük yazarları
bütün sözlük yazarları olabilir aslında. hepinizi merak ediyorum. kimsiniz kimlerdensiniz? kafamda deli sorular.
devamını gör...
neden felsefe yayını yok sorunsalı
7. yüzyılda bile felsefenin ilk defa ortaya çıkıyor oluşunun sebebi milet’in kozmopolit bir yapıya sahip olmasına rağmen halkın büyük bir açık görüşlülüğe sahip olması değil mi zaten? ayrıca o dönem halkın refah seviyesi ortalamanın üstünde olup hepsi temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumdaydı. ve tüm bunların ardından en önemli faktör insanoğlunun düşünmeye ve diğerlerini düşünmeye davet edişindeki büyük hevesiydi. genelleme yapmak gibi olmasın lakin bahsetmiş olduğum şeylerin kaç tanesi günümüzde mevcut?
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz
kuklacı felek usta, kuklalar da biz
oyuna çıkıyoruz birer ikişer
bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz
söz: ömer hayyam #1102924
beste: vedat sakman
şarkı için
kuklacı felek usta, kuklalar da biz
oyuna çıkıyoruz birer ikişer
bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz
söz: ömer hayyam #1102924
beste: vedat sakman
şarkı için
devamını gör...
efkar
ülkemizde neredeyse her insanın ağzında sakız olmuş olan bir kelimedir.
devamını gör...
hatay sandık içi
her şeyin alternatifinin evde yapılabileceğini gösteren youtube kanalı. kanalın sahibi eser abinin izleyicilerinden gelen önerileri dikkate alması ve tariflerin aslına uygun olması için ciddiyetle araştırma ve deneme yapması* muhtemelen bu kadar takdir görmesinde etkili olmuştur. yemek yapmayı ve yeni şeyler denemeyi gerçekten seviyor olsa gerek.
devamını gör...
why do you care
hoş tanımları olan ve takibe aldığım yazar arkadaşımızdır.
nice güzel tanımlara.
nice güzel tanımlara.
devamını gör...
sözlük yazarlarını en çok eğlendiren başlıklar
devamını gör...
kırmızı oje
bordo, vişne çürüğü guzel durur.
edit:erkegim ulan
edit:erkegim ulan
devamını gör...
bursa'da sebepsiz yere kadına tekme atan suriyeli
tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
devamını gör...
kafa sözlük renk modu güncellemesi
(bkz: biz dark moddan devam)
devamını gör...
online yazarlara abuk sabuk mesaj yazmak
can sıkıntısından yapılan eğlenceli aktivitedir. kafa birine denk gelince tadından yenmez.
aman adminlere ve moderatörlere atmayın gece gece boğazınıza takılır, boğulur gidersiniz.
aman adminlere ve moderatörlere atmayın gece gece boğazınıza takılır, boğulur gidersiniz.
devamını gör...
sedat peker'in açıklamalarının yalan olma ihtimali
ben tam tersini düşünüyorum. hatta çoğu şeyi eksik bile anlatıyor bence.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
açılışımı kısa zaman önce yazdığım rüyaya ağıt isimli kısa hikayem ile yapıyorum.
karşılaşmalarının üstünden çok da fazla zaman geçmemişti. yollarını kesiştiren irade ona daha büyük sürprizler hazırlıyordu ama celil bu durumun pek de farkında değildi. arzu ile geçirdiği günlerin keyfini çıkarmakla meşguldü. yıllardır hayalini kurduğu mutluluk belki de bu sefer onu bulmuştu. normal zamanda çok da hareketli sayılmayan bir hayatı vardı celil'in. hayatını kitaplarıyla paylaşıyor, arada sokak hayvanlarını beslemeye çıkıyor, sahilde kısa günlük yürüyüşlerini tamamlayıp dışarıda çay bile içmeden evine yollanıyordu. asosyal denilebilecek bir tipti. liseden kalma birkaç yakın arkadaşı ve askerlikten samimi olduğu birkaç tertip dışında düzenli görüştüğü kimi kimsesi yoktu. ailesinden ayrı tek başına kadıköy'de ufak eski bir artı bir dairede yaşıyordu. bu aralar iş arıyordu bir yandan da, babasından kalma parası yavaş yavaş suyunu çekiyordu. eski işinde yaptıklarından memnundu ama etrafındaki insanların dedikoducu, çıkarcı tavırları ve onun alttan alta kuyusunu kazmaları canına tak etmişti. sürüden biri olmayı çocukluğundan beri kabullenemiyordu. sürüden ayrılınca da haliyle kurt kaptı. annesinden gelme bir özellikti idealistliği, ona göre insanlar belli bir ideal üzerine yaşamalıydı. başka insanların haklarına riayet etmeli, onları konfor alanlarına dan dun girmemeliydi. saygı ve sevgi çerçevesinde iş ilişkileri düzenlenmeliydi. ama bizim ülkede işler pek de öyle işlemiyor azizim. aradığın ütopya evrenini bulursan bize de haber ver celil. arkadaşlarının onun ortamlardan(iş, okul, arkadaş çevresi) kopuk hallerine karşı ona böyle takılıyorlardı. sahiden de ütopya benim bu aradığım düzen diye hak da veriyordu onlara ama huylu huyundan vazgeçmez. kafasına yatmadığı noktada ceketini alıp gidiyordu bulunduğu ortamdan. yanında rahat hissedebildiği sınırlı sayıda insan vardı. bunların arasına son zamanlarda gönlünü çiçek bahçesine çeviren arzu da eklenmişti. şans eseri gittiği bir tiyatro oyununda yanındaki koltukta bulmuştu onu celil, sanki yıllar öncesinde orada bırakmıştı da yeniden kavuşmuşlar gibiydi. çoğunlukla sinema, tiyatro yalnız gidilen aktivitelerdi onun için. tevafuk bu ya, arzu da öyle bir kızdı. modadaki oyun atölyesinde gregory gorin'in kundakçı oyununda yolları kesişmişti. oyun sonrası laf lafı açtı ve kendilerini karşılıklı kahve içerken buldular, telefonlar alındı, mesajlaşmalar devam etti. normal celil hızına göre her şey ışık hızında ilerliyordu. bunları asker arkadaşı taner'e anlattığında sen ne ara böyle girişken oldu diye hayretle dinlenmişti. ama olmuştu, belki de yıllardır içinde biriktirdiği duygular önündeki setin aniden çekilmesiyle sel misali akıp onu da beraberinde sürüklüyordu. günlerden bir gün kadıköy boğa'da tekrar buluştular. her ne kadar uzun sayılabilecek- iki ay - bir süredir tanışıyor olsalar da hala birbirlerinin hayatlarının detaylarını tam da bilmiyorlardı. iki gün öncesinde celil rüyasında arzu'yu görmüştü ama bu pek de iç açıcı bir rüya değildi, daha çok kabus denebilirdi. onun fotoğrafını ama çok değişmiş bir şekilde ekranda görüyor ve altında aranan terör sempatizanı olarak haber başlığını okuyordu. kabusunda arzu terör saldırıları düzenleyen bir grubun kadıköy temsilcisiymiş. bunu ona anlatmadı tabi ama seni geçen gün rüyamda gördüm diyerek geçiştirdi. ister istemez rüya olsa da etkilenmişti bu durumdan. davranışlarına sirayet eden bir korku vardı. iki aydır ilk kez doğru dürüst konuşmayıp sadece dinledi celil. ben sana inandım arzu diyordu içinden, sana güvendim. rüyanın etkisinde saçmalıyordu düpedüz, aklı başında adamın rüya ile amel etmesi olur iş değildi ama elinden gelmiyordu aksi. bir rüya uğruna hayatının aşkına tavır mı alacaktı, kafası çok karışmış ne yapacağını bilemez haldeydi. aradan geçen günlerde bu konu aralarında mevzu olmadı belki ama celil hala rüyanın etkisini atlatamamıştı. mevzuyu yakın arkadaşı taner'e açmaya karar verdi, ona anlattıktan sonra alacağı tepkiyi aslında az çok tahmin edebiliyordu. anlatmadan önce rüya tabirlerinde baktığı yorumlar da endişesini bir nebze daha arttırmıştı, olumsuz gelişmelere yoruyordu düpedüz tabirler. taner bu yaptıkların akıl alır değil, bir rüya uğruna sevdiğin kızla arana mesafe koymak olur iş değil dese de pek tesiri olmadı bu lafların celil üzerinde. yoksa rüya bahane miydi, celil zaten bir ilişkiyi doğru dürüst yürütebilecek bir adam değildi de bahanesi bu mu olmuştu. aslında bilinçaltı ona bu oyunu bilerek oynamıştı, sen zaten asosyal, kendi kendine yalnız ölüp gidecek bir adamsın celil, ne işin olur aşkla meşkle. evet beklenen oldu, kafasına yatmayan bu ilişkiden de ceketini alıp gitti celil, ortada mantıklı hiçbir açıklaması olmadan terketti arzu'yu. o gece tekrar rüyasında arzu'yu gördü, bu sefer neler gördüğünü sabah hatırlayamadı. uyandığında taner'in onu on yedi kere aradığını gördü, telefonu gece sessizde kalmıştı. neyin nesi bu ilgi acaba diye düşünerek geri döndü arkadaşına. taner'in sesi boğuk bir o kadar da hüzünlüydü. söylediklerinden sadece birkaç kelimeyi doğru dürüst anlayabildi, arzu , boğanın orası, bomba patlamış, çok üzgünüm celil, başımız sağolsun.
karşılaşmalarının üstünden çok da fazla zaman geçmemişti. yollarını kesiştiren irade ona daha büyük sürprizler hazırlıyordu ama celil bu durumun pek de farkında değildi. arzu ile geçirdiği günlerin keyfini çıkarmakla meşguldü. yıllardır hayalini kurduğu mutluluk belki de bu sefer onu bulmuştu. normal zamanda çok da hareketli sayılmayan bir hayatı vardı celil'in. hayatını kitaplarıyla paylaşıyor, arada sokak hayvanlarını beslemeye çıkıyor, sahilde kısa günlük yürüyüşlerini tamamlayıp dışarıda çay bile içmeden evine yollanıyordu. asosyal denilebilecek bir tipti. liseden kalma birkaç yakın arkadaşı ve askerlikten samimi olduğu birkaç tertip dışında düzenli görüştüğü kimi kimsesi yoktu. ailesinden ayrı tek başına kadıköy'de ufak eski bir artı bir dairede yaşıyordu. bu aralar iş arıyordu bir yandan da, babasından kalma parası yavaş yavaş suyunu çekiyordu. eski işinde yaptıklarından memnundu ama etrafındaki insanların dedikoducu, çıkarcı tavırları ve onun alttan alta kuyusunu kazmaları canına tak etmişti. sürüden biri olmayı çocukluğundan beri kabullenemiyordu. sürüden ayrılınca da haliyle kurt kaptı. annesinden gelme bir özellikti idealistliği, ona göre insanlar belli bir ideal üzerine yaşamalıydı. başka insanların haklarına riayet etmeli, onları konfor alanlarına dan dun girmemeliydi. saygı ve sevgi çerçevesinde iş ilişkileri düzenlenmeliydi. ama bizim ülkede işler pek de öyle işlemiyor azizim. aradığın ütopya evrenini bulursan bize de haber ver celil. arkadaşlarının onun ortamlardan(iş, okul, arkadaş çevresi) kopuk hallerine karşı ona böyle takılıyorlardı. sahiden de ütopya benim bu aradığım düzen diye hak da veriyordu onlara ama huylu huyundan vazgeçmez. kafasına yatmadığı noktada ceketini alıp gidiyordu bulunduğu ortamdan. yanında rahat hissedebildiği sınırlı sayıda insan vardı. bunların arasına son zamanlarda gönlünü çiçek bahçesine çeviren arzu da eklenmişti. şans eseri gittiği bir tiyatro oyununda yanındaki koltukta bulmuştu onu celil, sanki yıllar öncesinde orada bırakmıştı da yeniden kavuşmuşlar gibiydi. çoğunlukla sinema, tiyatro yalnız gidilen aktivitelerdi onun için. tevafuk bu ya, arzu da öyle bir kızdı. modadaki oyun atölyesinde gregory gorin'in kundakçı oyununda yolları kesişmişti. oyun sonrası laf lafı açtı ve kendilerini karşılıklı kahve içerken buldular, telefonlar alındı, mesajlaşmalar devam etti. normal celil hızına göre her şey ışık hızında ilerliyordu. bunları asker arkadaşı taner'e anlattığında sen ne ara böyle girişken oldu diye hayretle dinlenmişti. ama olmuştu, belki de yıllardır içinde biriktirdiği duygular önündeki setin aniden çekilmesiyle sel misali akıp onu da beraberinde sürüklüyordu. günlerden bir gün kadıköy boğa'da tekrar buluştular. her ne kadar uzun sayılabilecek- iki ay - bir süredir tanışıyor olsalar da hala birbirlerinin hayatlarının detaylarını tam da bilmiyorlardı. iki gün öncesinde celil rüyasında arzu'yu görmüştü ama bu pek de iç açıcı bir rüya değildi, daha çok kabus denebilirdi. onun fotoğrafını ama çok değişmiş bir şekilde ekranda görüyor ve altında aranan terör sempatizanı olarak haber başlığını okuyordu. kabusunda arzu terör saldırıları düzenleyen bir grubun kadıköy temsilcisiymiş. bunu ona anlatmadı tabi ama seni geçen gün rüyamda gördüm diyerek geçiştirdi. ister istemez rüya olsa da etkilenmişti bu durumdan. davranışlarına sirayet eden bir korku vardı. iki aydır ilk kez doğru dürüst konuşmayıp sadece dinledi celil. ben sana inandım arzu diyordu içinden, sana güvendim. rüyanın etkisinde saçmalıyordu düpedüz, aklı başında adamın rüya ile amel etmesi olur iş değildi ama elinden gelmiyordu aksi. bir rüya uğruna hayatının aşkına tavır mı alacaktı, kafası çok karışmış ne yapacağını bilemez haldeydi. aradan geçen günlerde bu konu aralarında mevzu olmadı belki ama celil hala rüyanın etkisini atlatamamıştı. mevzuyu yakın arkadaşı taner'e açmaya karar verdi, ona anlattıktan sonra alacağı tepkiyi aslında az çok tahmin edebiliyordu. anlatmadan önce rüya tabirlerinde baktığı yorumlar da endişesini bir nebze daha arttırmıştı, olumsuz gelişmelere yoruyordu düpedüz tabirler. taner bu yaptıkların akıl alır değil, bir rüya uğruna sevdiğin kızla arana mesafe koymak olur iş değil dese de pek tesiri olmadı bu lafların celil üzerinde. yoksa rüya bahane miydi, celil zaten bir ilişkiyi doğru dürüst yürütebilecek bir adam değildi de bahanesi bu mu olmuştu. aslında bilinçaltı ona bu oyunu bilerek oynamıştı, sen zaten asosyal, kendi kendine yalnız ölüp gidecek bir adamsın celil, ne işin olur aşkla meşkle. evet beklenen oldu, kafasına yatmayan bu ilişkiden de ceketini alıp gitti celil, ortada mantıklı hiçbir açıklaması olmadan terketti arzu'yu. o gece tekrar rüyasında arzu'yu gördü, bu sefer neler gördüğünü sabah hatırlayamadı. uyandığında taner'in onu on yedi kere aradığını gördü, telefonu gece sessizde kalmıştı. neyin nesi bu ilgi acaba diye düşünerek geri döndü arkadaşına. taner'in sesi boğuk bir o kadar da hüzünlüydü. söylediklerinden sadece birkaç kelimeyi doğru dürüst anlayabildi, arzu , boğanın orası, bomba patlamış, çok üzgünüm celil, başımız sağolsun.
devamını gör...
2021 bit artık
ileri görüşlülükle yerimi alıp, kemerimi bağlayıp rezerve ettiğim cümledir. *
devamını gör...
solaris
stanislaw lem tarafından 1961'de kaleme alınan bilim kurgu romanı. andrei tarkovsky'nin 1972 sinema uyarlamasıyla da bilinir.
yüzeyi okyanusla kaplı bir gezegeni araştırmaya giden bir grup bilim insanını konu alır. ana karakterimiz istasyondaki diğer karakterlerin garip davranışlarını anlamaya çalışırken kendi zihninde de sıra dışı olaylar vuku bulmaya başlar.
kitap sürükleyici bir hikayeye ve güzel karakterlere sahip. aynı zamanda bazı bölümlerde inanılmaz detaylı betimlemeler var. kesinlikle okunmaya değer bir eser.
yüzeyi okyanusla kaplı bir gezegeni araştırmaya giden bir grup bilim insanını konu alır. ana karakterimiz istasyondaki diğer karakterlerin garip davranışlarını anlamaya çalışırken kendi zihninde de sıra dışı olaylar vuku bulmaya başlar.
kitap sürükleyici bir hikayeye ve güzel karakterlere sahip. aynı zamanda bazı bölümlerde inanılmaz detaylı betimlemeler var. kesinlikle okunmaya değer bir eser.
devamını gör...

