çaylak olduğu halde tanım girmek
hayatımda ilk defa sözlük kullanmaya başladım sayılır. bu başlığı okuyana kadar daha özgüvenli yazıyordum. ama bu yaklaşımları okuyunca bi tık heves kaçması yaşıyorum denilebilir. :(
devamını gör...
z kuşağının normal sözlük'e girişinin yasaklanması gerekliliği
19 yaşında aklı başında olan da var 49 yaşında aklı bir karış havada olan da . bir yaş kriteri belirlemek bu yüzden oldukça saçmadır .
devamını gör...
komşunun tuhaf davranışları
şimdi size inanamayacağınız bir komşuluk deneyimimi anlatacağım.
üniversiteyi kazandığım ilk yıl, üç gün içinde izmir'e gelip ev tutmuştuk. ve bu acele kararımız bize komşuluğun önemini yaşayarak öğretmişti.
şöyle ki yerleştiğim apartmanda metrekare başına bin tane deli düşüyordu. bakın abartıyorsam siz buyrun mesaj atın.
üst kat komşum okb hastasıydı yaz kış her gün halı yıkıyordu balkonda şaka değil, o halılar hiç bitmedi.
ayrıca günde minimum üç kere en az 1 saat boyunca elektrik süpürgesi tutuyor her hafta cam kapı siliyordu.
bir de evi sildiği suları lavaboya ya da klozete dökmek yerinde camdan döküyordu. kaç kere ıslandım ben bilirim. gidip konuştuğumda o su pis evin lavabosuna, klozetine dökülmez diyordu. teyze olmasa kavga eder insan ama yok ne yaparsın öyle yaşadım bir buçuk yıl.
bitti mi bitmedi, karşı komşum da evden çıkmıyordu.
baya baya bakkalın çırağı geliyordu her gün. bir kere bilmeden kapısını çaldım zincirin arkasından açtı yoohhkk diyip suratıma çarptı kapıyı. ben de ona dokunmadım bir daha. ama kendisi apartmanın en aklıselim delisi sayılabilirdi. kimseye bir zararı yoktu allahtan.
gel gelelim apatmanın premium delisine; yan dairedeki abla.
ablamız dışarıdan çok normal görünüyordu ilk günler, sonra evime gelmeye başladı. ardından ilişkilendik bana kocasının işitme engelli ve dilsiz olduğunu, çocuğunun da hasta olduğunu söyledi nasıl üzüldüm el kadar çocuk.
neyse sonra kocasına engelli olduğu için başkasının suçunu yıktıklarını yakalanmamak için eve gelmediğini çocuğunun ilacı için paraya ihtiyacı olduğunu söyledi. valla verdim para.
ama nasıl üzülüyorum, içime içime batıyor. bir kaç kere para verdim.
sonra bu sefer de incinecek diye alışveriş yapıp gece ikide üçte kapısına asmaya başladım.
neyse sonra kocasını gördüm bir gün. sevindim sorun çözüldü herhalde dedim. neyse bir iki hafta sonra adamla karşılaştım. adam benimle konuşmasın mı yemin ediyorum ödüm koptu. adam engelli falan değil. dedim hadi bakalım lilithinkizi, nasıl bir iş bu, çıkar kokusu. velhasıl sonra ben kadın gelince kapıyı açmamaya başladım. en son bir gün çamaşır asıyorum bir ses duydum.
benim abla ellerini ağzına dayamış bağırıyor.
"dikkat dikkat sayın evka 4 sakinleri bugün beldemizde deprem olacaktır! lütfen sığınaklara ininiz! dikkat dikkat (...)!"
o gün anladık işte ablamızın baya baya deli olduğunu.
hülasa ben evden taşındım en nihayetinde. ve bir daha da komşuları bilmediğim evi tutmamaya yemin ettim. (bkz: ev alma komşu al)
şimdi entryi okuyunca güleceksiniz ama inanın yazarken komik de yaşarken hiç komik değildi.
edit: makine çalıştırıyor falan diye yakınan yazarları hususi olarak bu entryi okumaya davet ediyorum. gidin sarılın komşularınıza.
üniversiteyi kazandığım ilk yıl, üç gün içinde izmir'e gelip ev tutmuştuk. ve bu acele kararımız bize komşuluğun önemini yaşayarak öğretmişti.
şöyle ki yerleştiğim apartmanda metrekare başına bin tane deli düşüyordu. bakın abartıyorsam siz buyrun mesaj atın.
üst kat komşum okb hastasıydı yaz kış her gün halı yıkıyordu balkonda şaka değil, o halılar hiç bitmedi.
ayrıca günde minimum üç kere en az 1 saat boyunca elektrik süpürgesi tutuyor her hafta cam kapı siliyordu.
bir de evi sildiği suları lavaboya ya da klozete dökmek yerinde camdan döküyordu. kaç kere ıslandım ben bilirim. gidip konuştuğumda o su pis evin lavabosuna, klozetine dökülmez diyordu. teyze olmasa kavga eder insan ama yok ne yaparsın öyle yaşadım bir buçuk yıl.
bitti mi bitmedi, karşı komşum da evden çıkmıyordu.
baya baya bakkalın çırağı geliyordu her gün. bir kere bilmeden kapısını çaldım zincirin arkasından açtı yoohhkk diyip suratıma çarptı kapıyı. ben de ona dokunmadım bir daha. ama kendisi apartmanın en aklıselim delisi sayılabilirdi. kimseye bir zararı yoktu allahtan.
gel gelelim apatmanın premium delisine; yan dairedeki abla.
ablamız dışarıdan çok normal görünüyordu ilk günler, sonra evime gelmeye başladı. ardından ilişkilendik bana kocasının işitme engelli ve dilsiz olduğunu, çocuğunun da hasta olduğunu söyledi nasıl üzüldüm el kadar çocuk.
neyse sonra kocasına engelli olduğu için başkasının suçunu yıktıklarını yakalanmamak için eve gelmediğini çocuğunun ilacı için paraya ihtiyacı olduğunu söyledi. valla verdim para.
ama nasıl üzülüyorum, içime içime batıyor. bir kaç kere para verdim.
sonra bu sefer de incinecek diye alışveriş yapıp gece ikide üçte kapısına asmaya başladım.
neyse sonra kocasını gördüm bir gün. sevindim sorun çözüldü herhalde dedim. neyse bir iki hafta sonra adamla karşılaştım. adam benimle konuşmasın mı yemin ediyorum ödüm koptu. adam engelli falan değil. dedim hadi bakalım lilithinkizi, nasıl bir iş bu, çıkar kokusu. velhasıl sonra ben kadın gelince kapıyı açmamaya başladım. en son bir gün çamaşır asıyorum bir ses duydum.
benim abla ellerini ağzına dayamış bağırıyor.
"dikkat dikkat sayın evka 4 sakinleri bugün beldemizde deprem olacaktır! lütfen sığınaklara ininiz! dikkat dikkat (...)!"
o gün anladık işte ablamızın baya baya deli olduğunu.
hülasa ben evden taşındım en nihayetinde. ve bir daha da komşuları bilmediğim evi tutmamaya yemin ettim. (bkz: ev alma komşu al)
şimdi entryi okuyunca güleceksiniz ama inanın yazarken komik de yaşarken hiç komik değildi.
edit: makine çalıştırıyor falan diye yakınan yazarları hususi olarak bu entryi okumaya davet ediyorum. gidin sarılın komşularınıza.
devamını gör...
helis bulutsusu
helis bulutsusu veya helix bulutsusu, ayrıca the helix veya ngc 7293 olarak da bilinir, kova takımyıldızı yönünde bulunan oldukça büyük bir gezegenimsi bulutsu. karl ludwig harding tarafından muhtemelen 1824'ten önce keşfedilmiştir. bu bulutsu, parlak gezegenimsi bulutsular içinde dünya'ya en yakın olanıdır.uzaklığı yaklaşık olarak 215 parsek yani 700 ışık yılıdır. helis, 2003'ten bu yana internette sıklıkla "tanrı'nın gözü" olarak anılır. ünlü tv dizisi battlestar galactica'nın 15 aralık 2006 tarihinde yayınlanan the eye of jupiter bölümünde helis bulutsusuna muhtemelen bir gönderme vardır.
devamını gör...
ester
bir hidroksil grubundaki hidrojen atomunun bir organik grup ile yer değiştirmiş olduğu organik bileşiklerdir.
devamını gör...
the social dilemma

sosyal medyanın gücünü, manipülasyon etkisini anlatan bir netflix belgeseli. apple'da, google'da, facebook'ta çalışmış insanları konuşturtmuşlar. bu yapımdan sonra sosyal medya uygulamalarına eskisi gibi bakmak artık zorlaşabilir.
beni en çok etlileyen kısım ise rohingya müslümanlarına yapılan soykırım öncesinde budistlerin facebook grupları üzerinde örgütlenmesi ve hem facebook'un hem de myanmar hükümetinin buna göz yummasıdır.
buna ek olarak, yapay zeka her kişinin beğenilerini veri tabanında toplayarak onların duygusal değişimlerine uygun kişiye özel otomatik gönderiler, reklamlar vs. sunduğundan bahsediyor. yani aslında biz özgür değiliz, yönlendiriliyoruz demeye çalışmışlar.
iyi seyirler.
devamını gör...
ölmeden önce yapılacak bir şey
kesinlikle hic bilmediğim sokaklarda gecenin bir yarısı, hic tanımadığım bir arkadas grubuyla yarı sarhoş halde bağıra çağıra şarkı söyleyip el ele koşurmak.
devamını gör...
keşişleme
güneydoğu istikametinden esen rüzgar. sıcak rüzgar tipleri arasında yer alır ve havanın kurumasına sebep olur. çoğumuzun samyeli diye bahsettiği rüzgardır.
devamını gör...
yılmaz vural
sağlığına kavuşmasını temenni ettiğim başarılı,sevilen teknik adam.
devamını gör...
anneliğin kutsallaştırılması
''annelik kutsal değildir'' denmez, ''annelik benim kutsalım değildir'' denir. önce neyin bilgi neyin inanç olduğunu bilmek gerek. ifadelerin gramatik ayrımını bilmeden 'kutsal budur' veya 'kutsal bu değildir' demek pek komik... insanların kutsalını kabul etmeyip, saygı göstermeyen insan ne diye saygı bekler, o daha da komik...
devamını gör...
çaresizlik
içine düşme yanılgısının hissedildiği anlarda, yüzünü görmediğimiz, sesini dahi hiç duymadığımız, çok uzaklarda olmasına rağmen nidalarımızı işitebilen insanların iyi dileklerinin ve dualarının her zaman yanıbaşımızda olduğunu bilerek güç toplamamız, topladığımız gücü de çevremizdekilere nakletmemiz gerekendir.
devamını gör...
knight online
bir neslin bilişsel ve fiziksel gelişimini resmen baltalamış olan mmorpg oyunu. başlarda free to play iken pay to win olmuştur.
günümüzde ise astronomik fiyatlarla insanlar çar dizmektedirler. bizim zamanımızda da vardı bu işler. biz lisedeyken en ''wuuuw'' olduğumuz olay oyundaki +8 chitin shield ile tofaş şahin takas edilmişti. günümüzde millet çar dizerken 50 bin lira gibi rakamları falan zikretmekteler. tek bir şey söylüyorum: ''o h a''
hayır işin komik tarafı hala günümüzde knight oynayan tofaş perestişine ''arkadaşım bak wow diye bir oyun var. madem mmo seviyorsun, wow oyna'' dediğinde size vereceği cevap %86.4 oranı ile ''amuğa goduuğm o oyun paralı'' demek olur. ve bunu diyen adam akşamları pilli hesap makinesinde hesap yapıp oğlunun bebek bezi parasından kısıp 30 bin liraya çar dizmeyi planlıyor falan...
herneyse; 2004-2007 arası dönemi gerçekten çok tatlıydı. ben başladığımda cypher ve xigenon yeni açılmış serverlardı. o kadar oldieyiz işte...
ha ama müziği çok güzeldi. hala frp oynarken ya da forgotten realms falan oynarken arkaya açarım arada... alın... ağlayın.
günümüzde ise astronomik fiyatlarla insanlar çar dizmektedirler. bizim zamanımızda da vardı bu işler. biz lisedeyken en ''wuuuw'' olduğumuz olay oyundaki +8 chitin shield ile tofaş şahin takas edilmişti. günümüzde millet çar dizerken 50 bin lira gibi rakamları falan zikretmekteler. tek bir şey söylüyorum: ''o h a''
hayır işin komik tarafı hala günümüzde knight oynayan tofaş perestişine ''arkadaşım bak wow diye bir oyun var. madem mmo seviyorsun, wow oyna'' dediğinde size vereceği cevap %86.4 oranı ile ''amuğa goduuğm o oyun paralı'' demek olur. ve bunu diyen adam akşamları pilli hesap makinesinde hesap yapıp oğlunun bebek bezi parasından kısıp 30 bin liraya çar dizmeyi planlıyor falan...
herneyse; 2004-2007 arası dönemi gerçekten çok tatlıydı. ben başladığımda cypher ve xigenon yeni açılmış serverlardı. o kadar oldieyiz işte...
ha ama müziği çok güzeldi. hala frp oynarken ya da forgotten realms falan oynarken arkaya açarım arada... alın... ağlayın.
devamını gör...
yazarların asla dinlemem dediği müzik türü
heavy metal.
tava ile tencerenin kavgası gibi.
tava ile tencerenin kavgası gibi.
devamını gör...
taburcu
eskiden askerlik yıllar süren bir vazife. siz iyisiniz yine, biz dört sene askerlik yaptık diyen ihtiyarlara şahit olduk. daha eskiden daha uzunmuş. askerlerin iyileşip taburlarına dönmesi, taburcu olarak dilimize yerleşmiş. şimdi askerlik ve savaş kavramlarıyla ilgimiz yok ama yine de taburcu oluyoruz.
devamını gör...
sevişmemiş insan asabiyeti
ben de diyorum niye asabiyim. sağ olun aydınlattığınız için.
devamını gör...
beni boğdu boğdu duvara attı
bana paspasla adam öldürttünüz.
devamını gör...
arkadaşının arkadaşın olmadığını anladığın an
karantinaya girdiğimiz andan itibaren yaşadığım olaydır. üniversite de tanıdığım 3 yıllık arkadaşımdı kendileri. zamanla başkalarının lafıyla hareket edince, ona gösterdiğim değerin ve harcadığım zamanın bir kıymeti olmadığını anladığım an, işin içine sevgili yapıp bir erkek uğruna beni yani dostunu yarıyolda bırakınca, sürekli hayatımdan çık imalarıyla sağda solda konuşunca, dedim ki ben bu insanı neden hayatımda tutuyorum ki ? kimsenin hayatında zorla yer edinemezsin deyip hayatımdan çıkardım. kafam inanılmaz rahat. artık umrumda bile değil,herkes kendi yolunda mutlu olsun.
devamını gör...
kahreden kurşun (1983)
yönetmenliğini aykut düz’ün yaptığı ama filmi yarıda bıraktığı içim yapımcı hüsnü çetiner’in tamamladığı filmdir.
aynı isimde bir yılmaz güney filmi de varmış ama bu filmin başrol oyucusu bulut aras. 1983 yapımı film iki düşman kardeşin hikayesi.

filmi iyi bir film değil; çekimler kötü, olay örgüsü ağır aksak ilerliyor, oyunculuklar vasat ama benim için önemli bir film çünkü çok çok küçük bir yaşta izlediğim ve ne anladıysam artık son sahnesinde ağladığım filmdir. hatta ilkokul yıllarında bir dönem en sevdiğim filmdi. muhtemelen benden başka kimse de izlememiştir filmi.
eskiden yaşanan bir olay yüzünden araları açılan iki kardeşten biri ayrıldığı memleketine geri döner. kardeşi bu şehirde jandarmadır. aralarındaki gerginlik sürerken yıllar önce büyük kardeş cemil’in baltayla sakat bıraktığı para babası adam vurulur cemil’in yanında, cemil adamı vuran kişiyi kovalar ki karda kışta uzun uzun bu sahneleri izleriz. nedense bu esnada suç da cemil’e kalır. tabii ki cemil’in peşine düşen küçük kardeşi olan jandarmadır.
filmde uzun bir sevişme sahnesi var nazan saatçi ile bulut aras’ın ama neden var anlamadım. yönetmen filmi yarıda bırakmış. yadigar ejder çekimler esnasında kalp krizi geçirmiş. nazan saatçi filmi çekerken kör olmuş. tam bir anlamsızlıklar komedisi.

yine de son sahneden o kadar etkilenmiştim ki çocuk aklımla yıllardır aklımdan çıkmaz o sahne. nereden aklıma geldi bilmiyorum ama iyi ki de gelmiş.
film izlenecek bir film değil ama merak ederseniz youtube’da mevcut.
aynı isimde bir yılmaz güney filmi de varmış ama bu filmin başrol oyucusu bulut aras. 1983 yapımı film iki düşman kardeşin hikayesi.

filmi iyi bir film değil; çekimler kötü, olay örgüsü ağır aksak ilerliyor, oyunculuklar vasat ama benim için önemli bir film çünkü çok çok küçük bir yaşta izlediğim ve ne anladıysam artık son sahnesinde ağladığım filmdir. hatta ilkokul yıllarında bir dönem en sevdiğim filmdi. muhtemelen benden başka kimse de izlememiştir filmi.
eskiden yaşanan bir olay yüzünden araları açılan iki kardeşten biri ayrıldığı memleketine geri döner. kardeşi bu şehirde jandarmadır. aralarındaki gerginlik sürerken yıllar önce büyük kardeş cemil’in baltayla sakat bıraktığı para babası adam vurulur cemil’in yanında, cemil adamı vuran kişiyi kovalar ki karda kışta uzun uzun bu sahneleri izleriz. nedense bu esnada suç da cemil’e kalır. tabii ki cemil’in peşine düşen küçük kardeşi olan jandarmadır.
filmde uzun bir sevişme sahnesi var nazan saatçi ile bulut aras’ın ama neden var anlamadım. yönetmen filmi yarıda bırakmış. yadigar ejder çekimler esnasında kalp krizi geçirmiş. nazan saatçi filmi çekerken kör olmuş. tam bir anlamsızlıklar komedisi.

yine de son sahneden o kadar etkilenmiştim ki çocuk aklımla yıllardır aklımdan çıkmaz o sahne. nereden aklıma geldi bilmiyorum ama iyi ki de gelmiş.
film izlenecek bir film değil ama merak ederseniz youtube’da mevcut.
devamını gör...
ahmet kural
her filminde beni çok çok güldüren insan.
yeni dizisini izlemedim, beni affetsin.
yeni dizisini izlemedim, beni affetsin.
devamını gör...
kediyi sıkıştırırsan üstüne atılır
anlamı aşikar olan atasözü. muhtemelen zamanın birinde bir atamız benim yaşadığım olay gibi bir olay yaşadı. benim gibi abarta abarta anlattı. oldu bir atasözü.
tam da böyle;
önceki akşam köpek gezdiriyoruz.
kaldırımın kenarında kendi halinde bulduğu yemeği yiyen çelimsiz bir sokak kedisi var.
bizim köpek aklınca onunla eğlenmek istedi.
bir dakika içinde, köpeğimiz kan revan içinde kaldı. *
o çelimsiz kedi bir büyüttü kendini, sanırsın kaplan.
bir iki pençe attı bizim köpeğe. köpek lan bu da neymiş diye şok yaşarken kedi de vın diye kaçtı.
köpeği bilmem ama bana ders oldu, daha kedilere bulaşmam.
tam da böyle;
önceki akşam köpek gezdiriyoruz.
kaldırımın kenarında kendi halinde bulduğu yemeği yiyen çelimsiz bir sokak kedisi var.
bizim köpek aklınca onunla eğlenmek istedi.
bir dakika içinde, köpeğimiz kan revan içinde kaldı. *
o çelimsiz kedi bir büyüttü kendini, sanırsın kaplan.
bir iki pençe attı bizim köpeğe. köpek lan bu da neymiş diye şok yaşarken kedi de vın diye kaçtı.
köpeği bilmem ama bana ders oldu, daha kedilere bulaşmam.
devamını gör...