dile takılan şarkı sözleri
mfö nün maske tak mas mas maske tak reklamı dilimden aklımdan düşmüyor. ne kadar büyük sanatçılar oldukları reklam için kamu spotu için yapılmış reklamın güzelliğinden anlaşılabilir.
devamını gör...
öyle bir yerdeyim ki
selda bağcan'ın efsane bir şekilde seslendirdiği efsane şarkıdır. anlayana çok şey anlatır.
devamını gör...
edebiyat dedikoduları
nurullah ataç evliyken bir kadına aşık olur. o sırada kendisi ankara'da, ailesi ise istanbul'da yaşamaktadır. kadının bu durumdan haberi yoktur, kafayı çektiği geceler, sevdiğinin kapısına gider, eşiği öpermiş. bu evin sevgilisinin evi olduğunu da ona orhan veli söylemiş. fakat günün birinde öğrenmiş ki bu ev sevgilisinin evi değil. alaya alındığı için çok kızmış ve orhan veli'ye küsmüş. hatta izmir'de bir konferansta orhan veli ile ilgili bir soruyu "öyle bir şair tanımıyorum ben!" diye cevaplamış. adını anmak istemediği kişilerden söz açıldığında hep böyle söylermiş.
nurullah ataç'ın "ayşe' ye mektup"ları da bu aşktan zuhur etmiş.
nurullah ataç'ın "ayşe' ye mektup"ları da bu aşktan zuhur etmiş.
devamını gör...
yanlış anlaşılan şarkı sözleri
anladığım: haydi gel benimle ol
oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki resmimize
doğrusu: haydi gel benimle ol
oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize
oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki resmimize
doğrusu: haydi gel benimle ol
oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize
devamını gör...
artı sonsuzla eksi sonsuzun toplamı
her ne kadar insana cevabı 0 olacak gibi gelse de, öyle olmayan işlem.
normal şartlarda aynı sayının pozitif ve negatif versiyonları toplandığında, sayı kaç olursa olsun sonuç 0 olur.
1 - 1 = 0
450 - 450 = 0
10²⁰ - 10²⁰ = 0
...
fakat söz konusu sonsuz olduğunda yanılgımız, eksi ve artı sonsuzun birer sayı zannedilmesinden kaynaklıdır.
sonsuz dediğimiz ifade, tek bir sayıya karşılık gelmez. onun yerine sonsuzu, sürekli olarak büyüyen (ya da küçülen) bir sayı topluluğu olarak düşünmeniz gerekir. sürekli büyüyen bir sayı grubundan bir şey çıkarmanız ya da ona bir şey eklemeniz hiçbir şeyi değiştirmeyecek ve sayı grubunun büyümesini önlemeyecektir. bu nedenle bu işlem
klavye + anahtarlık = ?
işlemi kadar anlamsızdır. sonucu da bu nedenle 0 değil tanımsızdır.
edit: ilk entry'i okumadan yorum yapılmasa mı acaba?
normal şartlarda aynı sayının pozitif ve negatif versiyonları toplandığında, sayı kaç olursa olsun sonuç 0 olur.
1 - 1 = 0
450 - 450 = 0
10²⁰ - 10²⁰ = 0
...
fakat söz konusu sonsuz olduğunda yanılgımız, eksi ve artı sonsuzun birer sayı zannedilmesinden kaynaklıdır.
sonsuz dediğimiz ifade, tek bir sayıya karşılık gelmez. onun yerine sonsuzu, sürekli olarak büyüyen (ya da küçülen) bir sayı topluluğu olarak düşünmeniz gerekir. sürekli büyüyen bir sayı grubundan bir şey çıkarmanız ya da ona bir şey eklemeniz hiçbir şeyi değiştirmeyecek ve sayı grubunun büyümesini önlemeyecektir. bu nedenle bu işlem
klavye + anahtarlık = ?
işlemi kadar anlamsızdır. sonucu da bu nedenle 0 değil tanımsızdır.
edit: ilk entry'i okumadan yorum yapılmasa mı acaba?
devamını gör...
dualizm
insan zihninin kategorik olmasından kaynaklanan düşünce biçimi.
dışımızdaki dünyayı tanımlamak anlamak ve onunla beraber yaşayabilmek için zihnimiz, hemen hemen her şeyi ikiye ayırır. bu düalite kişiden kişiye, toplumdan topluma ve zamandan zamana farklılık gösterebilir.
postmodern dünyada anlamın, konuşmanın ve iletişimin derrida, foucault gibi düşünürler tarafından yok edilmesinden sonra bugünün insanları anlam arama gayesini yitirdi. bir yandan bütün hikâyeler ve anlatılar önemli hale gelirken bir yandan da hepsinin önemi yıprandı. bunun faydaları, zararları başka bir girdinin konusu olsun. bugünün anlam karmaşasının çözümünü ise biz çağdaş insanlar tıpkı modern insanlar gibi tıpkı premodern insanlar gibi düalitede bulduk.
her birimiz hayatı farklı bir düalite üzerinden anlamlandırmaya çalışıyoruz. genelde de bunu perspektifimize göre hayatın temel çatışması neyse onun üzerinden tanımlıyoruz. temel çatışma inanç ise konumumuza göre karşıdakini “yobaz” ya da “kâfir” olarak nitelendiriyoruz. eğer çatışma 2022 türkiye’si politikası ise yine konumuza göre “çomar” ya da “terörist” olarak tanımlıyoruz. toplumsal yaşamın merkezini ekonomi tabanlı okuyorsak da “proleter” ve “burjuva”. daha ben-merkezci insanlar ise “ben” ve “öteki” olarak ayırıyor. kültürel sermaye ve perspektif genişledikçe, kültür konusunda uzmanlık arttıkça dünya birden “kültür” ve “doğa” düalitesine göre yorumlanıyor. doğu dinlerine(yaşayış şekillerine) olan ilgi yüksekse ve biraz da spiritüel yaşam pratiklerine aşinaysanız “ying” ve “yang” kendini gösterebilir. new age zımbırtılarıyla ilgileniyorsanız enerjiyi “eril” ve “dişil” olarak algılarsınız. mitolojik arka plan sizin için önemliyse “düzen” ve “kaos”, psikoloji önemliyse “bilinç” ve “bilinçdışı” vs.. özgürlükçü ve devletçi, komünist ve faşist, insan ve dünyanın geri kalanı, tanrı ve evrenin geri kalanı... gündelik hayatta ise bunların çok daha genele yayılmış halini sözlüklerde, twitterda orada burada “kadın” ve “erkek” üzerine olan konuşmalarda görüyoruz. herhangi bir şeyi pazarlarken de hep bu ikilikler kullanılır. bizi, bu düalitelerde var olmamız için sattıkları şeye ihtiyacımız olduğu fikriyle manipüle etmeye çalışırlar.
zannımca bu düaliteler ne kadar çok şeyi kapsarsa ve ne kadar çok şeyi anlamlandırmamızda işimize yararsa o kadar kullanışlılar. bütünlüklü bir evren tasarımı içinse zaruriler.
kendini tanımak istiyorsan –eğer öyle bir şeyin mümkün olduğuna inanıyorsan- şu soruyu sormalısın: “ben etrafımı ve kendimi hangi ikilikler üzerinden tanımlıyorum?”
dışımızdaki dünyayı tanımlamak anlamak ve onunla beraber yaşayabilmek için zihnimiz, hemen hemen her şeyi ikiye ayırır. bu düalite kişiden kişiye, toplumdan topluma ve zamandan zamana farklılık gösterebilir.
postmodern dünyada anlamın, konuşmanın ve iletişimin derrida, foucault gibi düşünürler tarafından yok edilmesinden sonra bugünün insanları anlam arama gayesini yitirdi. bir yandan bütün hikâyeler ve anlatılar önemli hale gelirken bir yandan da hepsinin önemi yıprandı. bunun faydaları, zararları başka bir girdinin konusu olsun. bugünün anlam karmaşasının çözümünü ise biz çağdaş insanlar tıpkı modern insanlar gibi tıpkı premodern insanlar gibi düalitede bulduk.
her birimiz hayatı farklı bir düalite üzerinden anlamlandırmaya çalışıyoruz. genelde de bunu perspektifimize göre hayatın temel çatışması neyse onun üzerinden tanımlıyoruz. temel çatışma inanç ise konumumuza göre karşıdakini “yobaz” ya da “kâfir” olarak nitelendiriyoruz. eğer çatışma 2022 türkiye’si politikası ise yine konumuza göre “çomar” ya da “terörist” olarak tanımlıyoruz. toplumsal yaşamın merkezini ekonomi tabanlı okuyorsak da “proleter” ve “burjuva”. daha ben-merkezci insanlar ise “ben” ve “öteki” olarak ayırıyor. kültürel sermaye ve perspektif genişledikçe, kültür konusunda uzmanlık arttıkça dünya birden “kültür” ve “doğa” düalitesine göre yorumlanıyor. doğu dinlerine(yaşayış şekillerine) olan ilgi yüksekse ve biraz da spiritüel yaşam pratiklerine aşinaysanız “ying” ve “yang” kendini gösterebilir. new age zımbırtılarıyla ilgileniyorsanız enerjiyi “eril” ve “dişil” olarak algılarsınız. mitolojik arka plan sizin için önemliyse “düzen” ve “kaos”, psikoloji önemliyse “bilinç” ve “bilinçdışı” vs.. özgürlükçü ve devletçi, komünist ve faşist, insan ve dünyanın geri kalanı, tanrı ve evrenin geri kalanı... gündelik hayatta ise bunların çok daha genele yayılmış halini sözlüklerde, twitterda orada burada “kadın” ve “erkek” üzerine olan konuşmalarda görüyoruz. herhangi bir şeyi pazarlarken de hep bu ikilikler kullanılır. bizi, bu düalitelerde var olmamız için sattıkları şeye ihtiyacımız olduğu fikriyle manipüle etmeye çalışırlar.
zannımca bu düaliteler ne kadar çok şeyi kapsarsa ve ne kadar çok şeyi anlamlandırmamızda işimize yararsa o kadar kullanışlılar. bütünlüklü bir evren tasarımı içinse zaruriler.
kendini tanımak istiyorsan –eğer öyle bir şeyin mümkün olduğuna inanıyorsan- şu soruyu sormalısın: “ben etrafımı ve kendimi hangi ikilikler üzerinden tanımlıyorum?”
devamını gör...
düğün yapmanın saçma olması
sonuna kadar katıldığım başlık. en uzak akrabanın eğlenmesini sağlamak için edilen bir dünya masrafın ve harcanan onca paranın çift için çok daha yararlı şeyler için kullanılabileceğini düşünüyorum. bence evlenmek için sade bir nikah yeterlidir.
devamını gör...
işkolik olmak
işkolikliği sosyal ilişkileri bozacak derecede çalışmak için kontrol edilemez bir istek
ve ihtiyaç duyma hali olarak tanımlayabiliriz. burada dikkat edilmesi gereken bir husus
vardır. işkoliklik çalışkanlıkla alakalı değildir, iş motivasyonuyla alakalıdır. işkolik olanların
büyük bir kısmı çalışkan bireyler değillerdir.
işkolikler stresli iş hayatını tamamen özümsedikleri için bir süre sonra tükenirler.
karşılaştıkları işle alakalı sorunlarla uğraşırken kendilerini aşırı zorlarlar. bu da hem maddi
hem manevi sorunları beraberinde getirir. işkolikler ilişkilerinde başarısızdırlar. depresyon,
öfke patlamaları, stres gibi problemlerle oldukça içli dışlıdırlar.
kurdukları bu düzen onlar için oldukça önemlidir. düzenlerinin bozulması fikri bile
onları rahatsız eder. düzenlerini kaybettiklerinde her şeylerini kaybedeceklerine inanırlar.
kimileri için sosyal hayat kaçılması gereken bir olgudur ve işkoliklik onlara bu imkanı sağladığı için
durumlarından oldukça memnundurlar. ben bu noktada bir miktar haklılık payı bulmaktayım. çünkü her insanın sığındığı bir şey vardır.
kimisi allah’a, kimisi kitaplara, kimisi insanlara kaçar. bu durumu maalesef ki her insan
faydaya çeviremiyor. o yüzden de maddeye, sigaraya, alkole, işkolikliğe varacak raddede işe
kaçabiliyorlar. nihayetinde her fiilin ardını bir neden doldurur. bu devirde insanlar güzellikler
değil bir şeylerden kaçmak için nedenler biriktiriyor.
ve ihtiyaç duyma hali olarak tanımlayabiliriz. burada dikkat edilmesi gereken bir husus
vardır. işkoliklik çalışkanlıkla alakalı değildir, iş motivasyonuyla alakalıdır. işkolik olanların
büyük bir kısmı çalışkan bireyler değillerdir.
işkolikler stresli iş hayatını tamamen özümsedikleri için bir süre sonra tükenirler.
karşılaştıkları işle alakalı sorunlarla uğraşırken kendilerini aşırı zorlarlar. bu da hem maddi
hem manevi sorunları beraberinde getirir. işkolikler ilişkilerinde başarısızdırlar. depresyon,
öfke patlamaları, stres gibi problemlerle oldukça içli dışlıdırlar.
kurdukları bu düzen onlar için oldukça önemlidir. düzenlerinin bozulması fikri bile
onları rahatsız eder. düzenlerini kaybettiklerinde her şeylerini kaybedeceklerine inanırlar.
kimileri için sosyal hayat kaçılması gereken bir olgudur ve işkoliklik onlara bu imkanı sağladığı için
durumlarından oldukça memnundurlar. ben bu noktada bir miktar haklılık payı bulmaktayım. çünkü her insanın sığındığı bir şey vardır.
kimisi allah’a, kimisi kitaplara, kimisi insanlara kaçar. bu durumu maalesef ki her insan
faydaya çeviremiyor. o yüzden de maddeye, sigaraya, alkole, işkolikliğe varacak raddede işe
kaçabiliyorlar. nihayetinde her fiilin ardını bir neden doldurur. bu devirde insanlar güzellikler
değil bir şeylerden kaçmak için nedenler biriktiriyor.
devamını gör...
uykuya dalamamak
kayıp ruhlar kendilerini hayattan koparan şeyi kafaya takarlar uykuya dalamazlar, kaybolan ruhumu arıyorum
devamını gör...
pame radyo yayını
kalbimi bıraktığım radyo yayını.
fevkalade güzel bir giriş, cezbedici bir konu ve ayrıyeten harikulâde müzikler. galiba müzmin bir dinleyici kazandınız sn yazar.
fevkalade güzel bir giriş, cezbedici bir konu ve ayrıyeten harikulâde müzikler. galiba müzmin bir dinleyici kazandınız sn yazar.
devamını gör...
ilk göz ağrım
bu deyimi duydukça aklıma hep gözümün ilk kez ağrıdığı zaman gelir. 1. sınıf olmalı. aile yadigarı astigmat sebep olmuştu bu ağrıya. sonra “bak güneş ışığının açısına göre pembe ve mor tonlarına dönüşüyor.” diyerek beni kandırmış ve gözlük almışlardı. takmadım tabii ki.
insanlara tarla tapan kalır, hiç olmadı köstekli saat. bize de astigmat kalıyor işte.
insanlara tarla tapan kalır, hiç olmadı köstekli saat. bize de astigmat kalıyor işte.
devamını gör...
renkli mahlas alıp kendini üstün zannetmek
konuştuğum yazarlarda rastlamadığım durum.
devamını gör...
yüzündeki beniyle güzel olan kadınlar
devamını gör...
normal sözlük'te trol olmaması
troll mü olcan çen. hoş geldin. bir otur soluklan.
devamını gör...
cahil insanlarla baş etme yolları
cahille tartışmak zorunda kalmaya mahal vermemek. zira cahille tartışamazsın okur, tartışıyor olduğunu sandığın süre zarfındaki tek tartışma, senin ısrarla birine kendini anlatma mücadelesi veren tarafınla ordan uzaklaşmak isteyen tarafın arasında yaşanan tartışmadır. yapma bunu kendine. cahille tartışılmaz, cahile bir şeyler öğretilir, tabii o da öğrenmeye gönüllüyse.
devamını gör...
like
ing. beğenmek hoşlanmak anlamına gelen sözcük.
günümüzde like kavramı sıradan bir eylemden öte, toplumun kendi kendini, kontrollü bir şekilde kısıtlama aracına dönüşmüş durumda.
like'tan bahsedeceksek önce motivasyon üzerine konuşmamız gerek. sanatçının bir eser ortaya koyup insanların beğenisine sunması anlaşılabilir bir durumdur. sıradan insanların sıradan şeyleri ortaya koyup, bunu insanların beğenisine sunmaları ise sorgulanması gereken bir hadisedir.
gerçek hayatta bir arkadaşımızla anılarımızı, fikirlerimizi, hayallerimizi, dertlerimizi paylaşırken iyi yada kötü bir feedback beklemeyiz. siz ona kendinizi o size kendisini anlatır. bu bir bağ kurma sürecidir. internet denen bu ucube yerde ise hemen her platformda, paylaşılan her içeriğin altında bir like ve unlike butonu mevcuttur. içerik üreticiyi motive etmek dışında hiç bir işlevi bulunmayan bu butonların, üreticiyi etkileşime açık hale getirmesi, içinde bulunulan topluluğun motivasyonunuzu yönlendirmesine ve kontrollü dominasyon kurmasına sebep olur.
like ve unlike butonları toplumun size müdahale etmesidir. çoğunluğun hoşuna giderse beğenilirsiniz, çoğunluk hoşnut değilse unlike ile baskılanırsınız. birey plus pointe odaklandığı için like getirecek şeylerle sınırlar kendini, like zone diyebileceğimiz bir beğenilebilirlik alanı vardır. bu alanın dışına çıkınca toplum sizi unlike ile yadırgamaya başlar. buna kickback'te diyebiliriz.

followers yada takipçiler denen şey ise ensenizde beliren rahatsız edici ve güdüleyici kitlesel varlıktır. içinde yaşadığımız gösteri toplumu bizden şov yapmamızı bekler her zaman. populizm warhol'un kehanetini doğru çıkarmak için çabalayan bir endüstri dinine evrildi. herkes bir gün 15 dakikalığına da olsa ünlü olacak bir şekilde. like, benliğin motivasyon cinsinden yakıtıdır. motivasyonu tatmine dönüştüren bu döngüde birey, daima kendini tamamlamaya oynadığını düşler.

her şey like alabilir, yeterki onu biraz süsleyin, bir kalıba sokun. popülizm her şeyi hızlıca değersizleştiren ve anlamsızlaştıran bir akım. like, "bende burdayım" demenin ve kendini göstermenin bir ihtiyaç haline gelmesiyle tarihteki zirvesini görmüş bir eylem.
aklı başında, sağlıklı düşünebilen hiç kimse, kendini insanların beğenisine sunma ihtiyacı duymaz. sanatçının bile buna ihtiyacı yoktur esasen. insanların tepkisine, ancak kendinden emin olmamakla ihtiyaç duyulabilir. kabul görmek ve aidiyet hissetmek adına yapılan girişimler, kendinden şüpheye düşmek demektir.
günümüz toplumunda, internet dünyasında insanlar, kendine bir avatar seçip arkasında bir karakter kurgulayıp, kendini o karakterle özdeşleştirerek bir tür sanal şahsiyet oluşturmaktan çekinmiyor. kişilik inşa etme becerisi, çok yoğun bir emek ve tecrübe ister. bir nick name ve profil fotoğrafı ile her parçası kişinin özünden uzak sadece dikkat çekmeyi amaçlayan, en iyisi benim kafasıyla, bir kukla karakter inşa edilebilir.
like, izlenme, favori, takip vs hepsi modern insanın kendi değerini ölçümlenebilir hale getirmesidir. kitlelerin beğenisine sunarsak kendimizi, alacağımız tek karşılık toplumsal sağ duyunun en laubali hali olur. bazılarının, ötekini kendine dönüştürme arzusunun, çoğu kişininde bir başkasına dönüşme arzusunun temel dinamiği, ne kadar artılandığıyla belirlenir. like yada unlike büyük bir meseledir. bir red yada kabuldür, bir içe alma yada dışarıda bırakmadır.
like ipe sapa gelmez bir dönüşümdür.
günümüzde like kavramı sıradan bir eylemden öte, toplumun kendi kendini, kontrollü bir şekilde kısıtlama aracına dönüşmüş durumda.
like'tan bahsedeceksek önce motivasyon üzerine konuşmamız gerek. sanatçının bir eser ortaya koyup insanların beğenisine sunması anlaşılabilir bir durumdur. sıradan insanların sıradan şeyleri ortaya koyup, bunu insanların beğenisine sunmaları ise sorgulanması gereken bir hadisedir.
gerçek hayatta bir arkadaşımızla anılarımızı, fikirlerimizi, hayallerimizi, dertlerimizi paylaşırken iyi yada kötü bir feedback beklemeyiz. siz ona kendinizi o size kendisini anlatır. bu bir bağ kurma sürecidir. internet denen bu ucube yerde ise hemen her platformda, paylaşılan her içeriğin altında bir like ve unlike butonu mevcuttur. içerik üreticiyi motive etmek dışında hiç bir işlevi bulunmayan bu butonların, üreticiyi etkileşime açık hale getirmesi, içinde bulunulan topluluğun motivasyonunuzu yönlendirmesine ve kontrollü dominasyon kurmasına sebep olur.
like ve unlike butonları toplumun size müdahale etmesidir. çoğunluğun hoşuna giderse beğenilirsiniz, çoğunluk hoşnut değilse unlike ile baskılanırsınız. birey plus pointe odaklandığı için like getirecek şeylerle sınırlar kendini, like zone diyebileceğimiz bir beğenilebilirlik alanı vardır. bu alanın dışına çıkınca toplum sizi unlike ile yadırgamaya başlar. buna kickback'te diyebiliriz.

followers yada takipçiler denen şey ise ensenizde beliren rahatsız edici ve güdüleyici kitlesel varlıktır. içinde yaşadığımız gösteri toplumu bizden şov yapmamızı bekler her zaman. populizm warhol'un kehanetini doğru çıkarmak için çabalayan bir endüstri dinine evrildi. herkes bir gün 15 dakikalığına da olsa ünlü olacak bir şekilde. like, benliğin motivasyon cinsinden yakıtıdır. motivasyonu tatmine dönüştüren bu döngüde birey, daima kendini tamamlamaya oynadığını düşler.

her şey like alabilir, yeterki onu biraz süsleyin, bir kalıba sokun. popülizm her şeyi hızlıca değersizleştiren ve anlamsızlaştıran bir akım. like, "bende burdayım" demenin ve kendini göstermenin bir ihtiyaç haline gelmesiyle tarihteki zirvesini görmüş bir eylem.
aklı başında, sağlıklı düşünebilen hiç kimse, kendini insanların beğenisine sunma ihtiyacı duymaz. sanatçının bile buna ihtiyacı yoktur esasen. insanların tepkisine, ancak kendinden emin olmamakla ihtiyaç duyulabilir. kabul görmek ve aidiyet hissetmek adına yapılan girişimler, kendinden şüpheye düşmek demektir.
günümüz toplumunda, internet dünyasında insanlar, kendine bir avatar seçip arkasında bir karakter kurgulayıp, kendini o karakterle özdeşleştirerek bir tür sanal şahsiyet oluşturmaktan çekinmiyor. kişilik inşa etme becerisi, çok yoğun bir emek ve tecrübe ister. bir nick name ve profil fotoğrafı ile her parçası kişinin özünden uzak sadece dikkat çekmeyi amaçlayan, en iyisi benim kafasıyla, bir kukla karakter inşa edilebilir.
like, izlenme, favori, takip vs hepsi modern insanın kendi değerini ölçümlenebilir hale getirmesidir. kitlelerin beğenisine sunarsak kendimizi, alacağımız tek karşılık toplumsal sağ duyunun en laubali hali olur. bazılarının, ötekini kendine dönüştürme arzusunun, çoğu kişininde bir başkasına dönüşme arzusunun temel dinamiği, ne kadar artılandığıyla belirlenir. like yada unlike büyük bir meseledir. bir red yada kabuldür, bir içe alma yada dışarıda bırakmadır.
like ipe sapa gelmez bir dönüşümdür.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
insanların kelimenin tam anlamıyla her şeyi iki türe indirgemek gibi bir huyu var. buna en basit örnek iyi ve kötü gibi zıtlıklar. fakat bunlar yalnızca basit zıtlıklar, komplike zıtlıklar dahi aynı kategorizasyona maruz kalıyor. bunun kökenine teolojik diyebiliriz fakat benim ilgilendiğim bu değil. eğer en basitinden iyi ve kötü gibi zıtlıkları "mutlak doğru" olarak kabul etmeyeceksek, en komplike zıtlıkları, örneğin iki ters ideolojiyi de mutlak doğru kabul etmeyeceğiz. tamam, dediğim zaten objektivitenin temeli olarak görülebilir fakat burada bir doğa yasası var gibi ya da gece gece beynim sulandı.
bir argümanı ele alalım. mesela kadın erkek ilişkisine yönelik olsun. örnek olarak kaçan kovalanır mı yoksa kovalanmaz mı ya da kadınlar kötü çocuk mu sever yoksa iyi çocuk mu'yu gösterelim. veyahut kadın erkek ilişkilerinden değil de "doğru nedir" üzerinden gidelim. ama bundan ötesini de soralım: gerçek nedir? kant üzerinden gidip "ölmek üzere olan bir anneye oğlunun gelmek üzere olduğunu mu yoksa oğlunun trafik kazasında öldüğünü mü söylemeli?" örneğini vermeye lüzum yok.
aslında binamızın temeli gerçek ile doğru kavramlarında gizli. o yüzden kadın erkek ilişkisinden de gidebilirdim. yaşam öyle bir şey ki, her şey belirsizlik etrafında dönüp duruyor. bu belirsizliği de şartların bilinemezliği olarak ele alıyorum bu sefer. çevresel, bireysel, toplumsal, evrensel binlerce faktör var. bizlerse belli kalıplara indirgeyip rahatlatmaya çalışıyoruz kendimizi. kadınlar hem iyi çocuk hem de kötü çocuk sever o yüzden! fakat belli sosyokültürel çevrelerde kötü çocuk daha çok sevilebilir, yahut ötekinde iyi çocuk... hem yaş da önemli bir bireysel faktördür. fakat sadece yaşı da ele almamak gerek, toplum ve çevre bir yana, evrensel faktörler de önemli. bu evrensel faktör dediğim de sanırım doğa yasaları.
o yüzden doğru dediğiniz şey yok. gerçekler var ve bu gerçekleri biz insanlar şartlardan sıyrılıp bilemeyiz! belirsizlik deyip duruyorum iki üç yazıdır, budur belirsizlik korkusu ve açtığımız savaş! zihin sadece doğrularla ilgilenir, doğrudur bu. ama gerçekleri bildiğimizi iddia ettiğimiz an, mevcut paradigma bizi öylesine şaşırtır ki!
soyut ve kanıtlanması zor olanlardan örnekledik durumu. daha somut ve bilimsel verilere dayalı kanıtlar ne olacak dediğinizi duyar gibiyim. (hayır, duyduğum yok.) burada da aklıma gödel gelip duruyor. bilim yapan biri değilim o yüzden ben yalnızca işin düşünme boyutuyla ilgileneceğim şimdilik. gödel'i de okurlara bırakıyorum.
evet, hanımlar, baylar; insan uyuyamayınca bunları düşünüyormuş.
sonuç olarak... her zaman üçüncü bir seçenek vardır! o da ilk iki seçeneği dışlamak ve sonsuz seçeneğin kapılarını açmaktır! fakat bu doğrulara, bir diğer deyişle inançlara terstir. o yüzden yapılmaz zaten. ve bu kadar.
bir argümanı ele alalım. mesela kadın erkek ilişkisine yönelik olsun. örnek olarak kaçan kovalanır mı yoksa kovalanmaz mı ya da kadınlar kötü çocuk mu sever yoksa iyi çocuk mu'yu gösterelim. veyahut kadın erkek ilişkilerinden değil de "doğru nedir" üzerinden gidelim. ama bundan ötesini de soralım: gerçek nedir? kant üzerinden gidip "ölmek üzere olan bir anneye oğlunun gelmek üzere olduğunu mu yoksa oğlunun trafik kazasında öldüğünü mü söylemeli?" örneğini vermeye lüzum yok.
aslında binamızın temeli gerçek ile doğru kavramlarında gizli. o yüzden kadın erkek ilişkisinden de gidebilirdim. yaşam öyle bir şey ki, her şey belirsizlik etrafında dönüp duruyor. bu belirsizliği de şartların bilinemezliği olarak ele alıyorum bu sefer. çevresel, bireysel, toplumsal, evrensel binlerce faktör var. bizlerse belli kalıplara indirgeyip rahatlatmaya çalışıyoruz kendimizi. kadınlar hem iyi çocuk hem de kötü çocuk sever o yüzden! fakat belli sosyokültürel çevrelerde kötü çocuk daha çok sevilebilir, yahut ötekinde iyi çocuk... hem yaş da önemli bir bireysel faktördür. fakat sadece yaşı da ele almamak gerek, toplum ve çevre bir yana, evrensel faktörler de önemli. bu evrensel faktör dediğim de sanırım doğa yasaları.
o yüzden doğru dediğiniz şey yok. gerçekler var ve bu gerçekleri biz insanlar şartlardan sıyrılıp bilemeyiz! belirsizlik deyip duruyorum iki üç yazıdır, budur belirsizlik korkusu ve açtığımız savaş! zihin sadece doğrularla ilgilenir, doğrudur bu. ama gerçekleri bildiğimizi iddia ettiğimiz an, mevcut paradigma bizi öylesine şaşırtır ki!
soyut ve kanıtlanması zor olanlardan örnekledik durumu. daha somut ve bilimsel verilere dayalı kanıtlar ne olacak dediğinizi duyar gibiyim. (hayır, duyduğum yok.) burada da aklıma gödel gelip duruyor. bilim yapan biri değilim o yüzden ben yalnızca işin düşünme boyutuyla ilgileneceğim şimdilik. gödel'i de okurlara bırakıyorum.
evet, hanımlar, baylar; insan uyuyamayınca bunları düşünüyormuş.
sonuç olarak... her zaman üçüncü bir seçenek vardır! o da ilk iki seçeneği dışlamak ve sonsuz seçeneğin kapılarını açmaktır! fakat bu doğrulara, bir diğer deyişle inançlara terstir. o yüzden yapılmaz zaten. ve bu kadar.
devamını gör...
how i met your mother'dan akılda kalanlar
robin in şarkılarının klipleri ve barney(tümüyle karakter olarak)
devamını gör...
cahille tartışmak
t: anlamsız ve sonu olmayan bir savaşa girmek.
cahillerin ortak özelliği bağnaz olmalarıdır. yapacağınız tartışmada bilimsel tanımlar bir anlam ifade etmeyeceği gibi dışardan bakan birisi iki aptalın tartıştığını görecektir.
cahillerin ortak özelliği bağnaz olmalarıdır. yapacağınız tartışmada bilimsel tanımlar bir anlam ifade etmeyeceği gibi dışardan bakan birisi iki aptalın tartıştığını görecektir.
devamını gör...

