israil'in mescid-i aksa'ya saldırması
her fırsatta türkleri sırtından vuran araplardan bana ne diyen kardeşlerim gelin sarılalım.
devamını gör...
moderatör olunca yapılacak ufak şımarıklıklar
ben oldum ve yaptığım şımarıklıklar şöyle:
-benjaminin sigarasını çalıyorum.
-
-benjaminin sigarasını çalıyorum.
-
devamını gör...
sadat
genel merkezi istanbul'da bulunan uluslararası savunma danışmanlık inşaat sanayi ve ticaret askeri danışmanlık faaliyetleri diye geçen 28 şubat 2012 tarihinde kurulan şirket.
ordudan emekli olmuş askeri personellere istihdam sağlandığı söyleniyor.
kurucusunun adnan tanrıverdi'nin ''mehdiye ortam hazırlıyoruz'' dediği şirket. tek amacı da iktidarın devamını temin etmek. boşuna demiyorduk bu ülkeyi kolay kolay bırakmayacaklar diye.
adnan tanrıverdi hakkında korgeneral, askeri uzman ve siyasetçi ismail hakkı pekin: '' tsk'da görev yaptığı sürede dini kendi amaçlarına alet eden uygulamalar içinde olmuştur. istanbul maltepe'deki tugay komutanlığı sırasında kışlanın içerisine dini sokmuş, kendine oraya bir grup kurmaya çalışmış kışla içinde toplu namaz kıldırdığı bilgiler doğrultusunda kızak bir göreve çekilerek emekli edilmiştir. ''
adnan tanrıverdi hakkında emekli tümgeneral ahmet yavuz: '' atatürk düşmanı, cumhuriyet düşmanı bir adamla yoluna devam edenler bu ülkeyi bu felaketten kurtaramaz.''
gazeteci can dündar 2015 yılında sadatın gönderdiği silahların türkmenlere değil, (bkz: ışid)e gönderildiğini söylemişti. ve o haberden dolayı 27.5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. gazetecinin iddialarını en önde inkar edip vatan haini ilan eden (bkz: sedat peker) bu sabah yayınladığı videosunda (bkz: 30 mayıs 2021 sedat peker'in 8. videosu) bir nevi itiraf etmiş ve silahların kendisi üzerinden (bkz: el nusra) terör örgütüne gönderildiğini söylemiştir.
ordudan emekli olmuş askeri personellere istihdam sağlandığı söyleniyor.
kurucusunun adnan tanrıverdi'nin ''mehdiye ortam hazırlıyoruz'' dediği şirket. tek amacı da iktidarın devamını temin etmek. boşuna demiyorduk bu ülkeyi kolay kolay bırakmayacaklar diye.
adnan tanrıverdi hakkında korgeneral, askeri uzman ve siyasetçi ismail hakkı pekin: '' tsk'da görev yaptığı sürede dini kendi amaçlarına alet eden uygulamalar içinde olmuştur. istanbul maltepe'deki tugay komutanlığı sırasında kışlanın içerisine dini sokmuş, kendine oraya bir grup kurmaya çalışmış kışla içinde toplu namaz kıldırdığı bilgiler doğrultusunda kızak bir göreve çekilerek emekli edilmiştir. ''
adnan tanrıverdi hakkında emekli tümgeneral ahmet yavuz: '' atatürk düşmanı, cumhuriyet düşmanı bir adamla yoluna devam edenler bu ülkeyi bu felaketten kurtaramaz.''
gazeteci can dündar 2015 yılında sadatın gönderdiği silahların türkmenlere değil, (bkz: ışid)e gönderildiğini söylemişti. ve o haberden dolayı 27.5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. gazetecinin iddialarını en önde inkar edip vatan haini ilan eden (bkz: sedat peker) bu sabah yayınladığı videosunda (bkz: 30 mayıs 2021 sedat peker'in 8. videosu) bir nevi itiraf etmiş ve silahların kendisi üzerinden (bkz: el nusra) terör örgütüne gönderildiğini söylemiştir.
devamını gör...
seni seviyorum sözünün anlamını yitirmesi
“seni seviyorum!” cümlesi mi anlamını yitirdi? yoksa biz mi o duyguya değer kişilere söylemiyoruz ya da her önümüze gelene söylediğimizden kaynaklı mı değersizleşti? sorularını düşündüren bir başlık.
altın, çamura düşünce değerinden birşey kaybeder mi? asla kaybetmez! “seni seviyorum!” cümlesi de böyle bişeydir aslında. genel olarak zaman geçtikçe asıl kıymetli şeyin değerini yitirdiğini, gerçek duyguların anlamsızlaştığını, maddi değerlerin daha fazla önem arzettiğini görüyoruz. eskiden böyle değildi. önemli olan duygulardı, manevi değerlerdi ama şimdi öyle mi? şimdi bu manevi değerlerin yerini maddi değerler aldı. ondandır ki bir zamanlar önemli olan şeyler şimdi önemini yitirmeye başladı. önceden dürüstlüğe, gerçek değere saygı varken şimdi lüks arabalara, paraya, villalara saygı var. ne üzücü değil mi? bizim aslında varoluşumuzu oluşturan duygularımızın değerini zamanla kaybetmeye mahkum olması. şimdi başlığı görünce aklıma bir hikaye geldi. hep anlatılır ya belki siz de biliyorsunuzdur ama ben paylaşmak istedim.
hikaye şöyledir ki;
bir gün bir baba oğlunu yanına çağırır ve: “biliyorsun artık yaşlandım. baban olarak sana hayatım boyunca hep doğruları öğretmeye çalıştım. neyse ki sen de öğrettiklerimi iyi belledin ve hep iyi bir çocuk oldun. bunun için sana bir hediye vermek istiyorum” diyerek cebinden bir saat çıkartır. “bu saat 200 yıldan fazla bir geçmişe sahip. dedemin babasından dedeme, ondan babama, babamdan da bana aile yadigarı. ailemizin bu mirasını, ona gözün gibi bakacağından hiç şüphem olmadığı için ölmeden önce sana vermek istiyorum. bir şartla! önce, sokağın başındaki saatçiye gidip saatin değerini öğreneceksin” der. babasının sözlerinden çok etkilenen oğul saati alır ve saatçiye gider. saatçi saati göz ucuyla inceledikten sonra “çok fazla para edecek bir şey değil, komşuluk hatırına 20 lira vereyim” der. oğul; saati geri alır, cebine yerleştirir ve doğruca babasının yanına döner. kendisini bekleyen babasına saatçi ile aralarında geçen konuşmaları aktarır. baba: “vay be, demek 20 lira. bir de çarşıdaki antikacıya sor bakalım” der. oğul, babasının bu isteğini de yerine getirmek için tereddüt etmeden antikacının yolunu tutar. antikacı saati inceler, inceler, inceler… sonra: “orijinal bir parça, sana bunun için 2 bin lira öderim” der. oğul yine babasının yanına döner ve bu kez de antikacının söylediklerini anlatır. baba: “hmmm… demek 2 bin verdi. madem öyle, o halde son olarak bir de şu şehir merkezindeki müzeye göster bakalım saati” diyerek son isteğini dile getirir. oğul, babasına lafını ikiletmeden hemen yola çıkar. iki saat sonra geri döner. döndüğünde, yüzündeki şaşkınlığı gizleyemeden olanları anlatmaya başlar: “saati önce görevliye gösterdim, biraz inceledikten sonra hemen müdürüne haber verdi. müdürü geldi ve saati bir büyüteç ile inceledi. inceledikçe gözleri büyüdü. sonra saati bana geri verdi. benimle hiç konuşmadan hemen birkaç kişiye telefon etti. yarım saat sonra odaya iki bey daha girdi. müdürle ayak üstü bir şeyler konuştuktan sonra benden tekrar saati istediler. verdim. sonradan öğrendim ki bu beyler saat konusunda uzman kişilermiş. saati epey bir inceledikten sonra hep beraber başka bir odaya geçtiler ve kapıyı kapatıp bir şeyler konuşmaya başladılar. görüşmeleri bitince tekrar benim bulunduğum odaya geldiler ve bana saat için tam 2 milyon teklif ettiler” der. baba, tüm hikayeyi dinledikten sonra oğluna döner ve: “yaaa oğul gördün mü? sana öğretmek istediğim de zaten tam olarak buydu! yaşamda senin gerçek değerini bilenler, her zaman sana en çok kıymet verenlerdir! asla sana layık olmayan, hak ettiğin değeri sana vermeyen yerde durma ki sana değer verilmediği zaman üzülmeyesin!”
“seni seviyorum!” cümlesinin aslında anlamını kaybettiği yok sevgili dostlar. sadece onu hakedene, ona layık olana, ona en çok kıymet verene söyleyin. her önünüze gelene değil !
gerçekten değer verdiklerinize, hayatınızı anlamlandıran insanlara, varlığına şükür edecek kadar çok sevdiklerinize, bir huzur arayıp sığındıklarınıza, sizi siz olduğunuz için sevenlere ve kalbinizi tereddütsüz emanet edebileceklerinize söyleyin.
ve öyle söyleyin ki; gözleriniz bu cümleyi söylerken adeta güneş gibi olsun ışıl ışıl yansın, kalbiniz yerinden çıkarcasına çarpsın, elleriniz heyecandan titresin terlesin. bir rüyadaymışcasına, bir manzara karşısında şaşkınlıkla kaybolurcasına o denli tutkuyla söyleyin, söyleyin ki sözün anlamı yerini bulsun!
kocaman söyleyin bağıra bağıra!
“seni seviyorum!” diye.
her zaman gerçek değerinizi bilenlerle olmanız dileğimle...
altın, çamura düşünce değerinden birşey kaybeder mi? asla kaybetmez! “seni seviyorum!” cümlesi de böyle bişeydir aslında. genel olarak zaman geçtikçe asıl kıymetli şeyin değerini yitirdiğini, gerçek duyguların anlamsızlaştığını, maddi değerlerin daha fazla önem arzettiğini görüyoruz. eskiden böyle değildi. önemli olan duygulardı, manevi değerlerdi ama şimdi öyle mi? şimdi bu manevi değerlerin yerini maddi değerler aldı. ondandır ki bir zamanlar önemli olan şeyler şimdi önemini yitirmeye başladı. önceden dürüstlüğe, gerçek değere saygı varken şimdi lüks arabalara, paraya, villalara saygı var. ne üzücü değil mi? bizim aslında varoluşumuzu oluşturan duygularımızın değerini zamanla kaybetmeye mahkum olması. şimdi başlığı görünce aklıma bir hikaye geldi. hep anlatılır ya belki siz de biliyorsunuzdur ama ben paylaşmak istedim.
hikaye şöyledir ki;
bir gün bir baba oğlunu yanına çağırır ve: “biliyorsun artık yaşlandım. baban olarak sana hayatım boyunca hep doğruları öğretmeye çalıştım. neyse ki sen de öğrettiklerimi iyi belledin ve hep iyi bir çocuk oldun. bunun için sana bir hediye vermek istiyorum” diyerek cebinden bir saat çıkartır. “bu saat 200 yıldan fazla bir geçmişe sahip. dedemin babasından dedeme, ondan babama, babamdan da bana aile yadigarı. ailemizin bu mirasını, ona gözün gibi bakacağından hiç şüphem olmadığı için ölmeden önce sana vermek istiyorum. bir şartla! önce, sokağın başındaki saatçiye gidip saatin değerini öğreneceksin” der. babasının sözlerinden çok etkilenen oğul saati alır ve saatçiye gider. saatçi saati göz ucuyla inceledikten sonra “çok fazla para edecek bir şey değil, komşuluk hatırına 20 lira vereyim” der. oğul; saati geri alır, cebine yerleştirir ve doğruca babasının yanına döner. kendisini bekleyen babasına saatçi ile aralarında geçen konuşmaları aktarır. baba: “vay be, demek 20 lira. bir de çarşıdaki antikacıya sor bakalım” der. oğul, babasının bu isteğini de yerine getirmek için tereddüt etmeden antikacının yolunu tutar. antikacı saati inceler, inceler, inceler… sonra: “orijinal bir parça, sana bunun için 2 bin lira öderim” der. oğul yine babasının yanına döner ve bu kez de antikacının söylediklerini anlatır. baba: “hmmm… demek 2 bin verdi. madem öyle, o halde son olarak bir de şu şehir merkezindeki müzeye göster bakalım saati” diyerek son isteğini dile getirir. oğul, babasına lafını ikiletmeden hemen yola çıkar. iki saat sonra geri döner. döndüğünde, yüzündeki şaşkınlığı gizleyemeden olanları anlatmaya başlar: “saati önce görevliye gösterdim, biraz inceledikten sonra hemen müdürüne haber verdi. müdürü geldi ve saati bir büyüteç ile inceledi. inceledikçe gözleri büyüdü. sonra saati bana geri verdi. benimle hiç konuşmadan hemen birkaç kişiye telefon etti. yarım saat sonra odaya iki bey daha girdi. müdürle ayak üstü bir şeyler konuştuktan sonra benden tekrar saati istediler. verdim. sonradan öğrendim ki bu beyler saat konusunda uzman kişilermiş. saati epey bir inceledikten sonra hep beraber başka bir odaya geçtiler ve kapıyı kapatıp bir şeyler konuşmaya başladılar. görüşmeleri bitince tekrar benim bulunduğum odaya geldiler ve bana saat için tam 2 milyon teklif ettiler” der. baba, tüm hikayeyi dinledikten sonra oğluna döner ve: “yaaa oğul gördün mü? sana öğretmek istediğim de zaten tam olarak buydu! yaşamda senin gerçek değerini bilenler, her zaman sana en çok kıymet verenlerdir! asla sana layık olmayan, hak ettiğin değeri sana vermeyen yerde durma ki sana değer verilmediği zaman üzülmeyesin!”
“seni seviyorum!” cümlesinin aslında anlamını kaybettiği yok sevgili dostlar. sadece onu hakedene, ona layık olana, ona en çok kıymet verene söyleyin. her önünüze gelene değil !
gerçekten değer verdiklerinize, hayatınızı anlamlandıran insanlara, varlığına şükür edecek kadar çok sevdiklerinize, bir huzur arayıp sığındıklarınıza, sizi siz olduğunuz için sevenlere ve kalbinizi tereddütsüz emanet edebileceklerinize söyleyin.
ve öyle söyleyin ki; gözleriniz bu cümleyi söylerken adeta güneş gibi olsun ışıl ışıl yansın, kalbiniz yerinden çıkarcasına çarpsın, elleriniz heyecandan titresin terlesin. bir rüyadaymışcasına, bir manzara karşısında şaşkınlıkla kaybolurcasına o denli tutkuyla söyleyin, söyleyin ki sözün anlamı yerini bulsun!
kocaman söyleyin bağıra bağıra!
“seni seviyorum!” diye.
her zaman gerçek değerinizi bilenlerle olmanız dileğimle...
devamını gör...
yalnız yaşamak
bir dönem gerçekleştirdiğim ve halen bana çekici gelen bir yaşam tarzı. bazı konularda zorlanabiliyor olsanız da genel olarak karışan eden olmaması, kendi düzeninize kendinizin karar veriyor olması en olumlu yönleri.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlükçüğüm..
böyle güzel insanlar oldukça mümkün mü tersimizden kalkmak yahu. ne haddime.
yüzümü gülümseten, kalbimi ısıtan entarisiyle beni mutlu eden umurumda bile olmaz nükleer denemeler cancağızım beni kendime getirdi bile. yapılsın kahveleeeerrr *
güne kötü mü başladın sevgili dostum? tostunun kaşarı mı erimedi? yumurtalı ekmek yapmaya karar verdin ve yumurtan mı bitmiş? evet evet sen, mutsuz musun? uzun bir amaaaann çekip kahveleri höpürdetiyoruz.*
çünkü gülümsemek bulaşıcı.. çünkü kız kardeşlik kazanacak.* booolca gülücük, kalpler çiçekler bırakıyorum buraya. sebastiaaan bugün kahveler de benden!
böyle güzel insanlar oldukça mümkün mü tersimizden kalkmak yahu. ne haddime.
yüzümü gülümseten, kalbimi ısıtan entarisiyle beni mutlu eden umurumda bile olmaz nükleer denemeler cancağızım beni kendime getirdi bile. yapılsın kahveleeeerrr *
güne kötü mü başladın sevgili dostum? tostunun kaşarı mı erimedi? yumurtalı ekmek yapmaya karar verdin ve yumurtan mı bitmiş? evet evet sen, mutsuz musun? uzun bir amaaaann çekip kahveleri höpürdetiyoruz.*
çünkü gülümsemek bulaşıcı.. çünkü kız kardeşlik kazanacak.* booolca gülücük, kalpler çiçekler bırakıyorum buraya. sebastiaaan bugün kahveler de benden!
devamını gör...
su içmek
bir türlü alışamadığım şey. su içmenin sağlık için gerçekten önemli ve gerekli olduğunu bilsem de sevemiyorum. hatta sırf su içiyo olmak için limonlu suya alıştırmaya çalışıyorum kendimi.*
devamını gör...
doğru insanı bulma olasılığı
olasılıksız demek istiyor. pozitif kelime kullanıp insanlara boş umut vermeyin ulan.
t: imkansız ihtimal.
t: imkansız ihtimal.
devamını gör...
edirne antlaşması
osmanlı hanedanı ile avusturya tahtına ship olan habsburg hanedanı arasında 1568 yılında yapılan antlaşmadır. 1562 yılında bozulan barış üzerine malum kanuni sultan süleymanın saltanatının son yıllarında bir osmanlı avusturya savaşı patlak vermiş ve bu zigetvar kalesinin fethi ile son bulmuştu. 1566'dan 1568'e kadar süren görüşmeler sonucu taraflar anlaşmaya vardılar.
bu anlaşmaya göre: avusturya imparatoru osmanlı sadrazamına denk sayılacak
ve habsburg hanedanlığı senelik 30.000 düka altını olan vergisini ödemeye devam edecekti
bu antlaşma neticesinde 1606 zitvatorok antlaşmasına kadar osmanlı imparatorluğu avusturya imparatorluğuna karşı diplomatik olarak üstünlük elde etmiştir.
bu anlaşmaya göre: avusturya imparatoru osmanlı sadrazamına denk sayılacak
ve habsburg hanedanlığı senelik 30.000 düka altını olan vergisini ödemeye devam edecekti
bu antlaşma neticesinde 1606 zitvatorok antlaşmasına kadar osmanlı imparatorluğu avusturya imparatorluğuna karşı diplomatik olarak üstünlük elde etmiştir.
devamını gör...
köpeksiz sokaklar istiyoruz
bir köpek siz ona kötü davranmadığınızda bir şey yapmaz. sokaktaki köpekleri saldırgan hale getiren tamamıyla toplanıp götürülen hayvan toplama yerlerindeki insanların kötü davranışları veya sokakta kendi halinde duran köpeğe durup dururken saldıran, döven insandır. artık saçmalamayın lütfen, kendi iradesi dahi olmayan hayvanları suçlamaktan vazgeçin.
devamını gör...
sigaramatik

böyle bir otomattır. bazı arkadaşım türkiyede görmediklerini söylediler fakat ben bir migrosta kasanın hemen arkasında gördüğüme eminim. hangi şehirdi söylemeyeyim, ama var. içtiğiniz sigarayı seçiyorsunuz, banka kartınızı gösterip iki saniyelik yaş taramasından +18 olduğunuz doğrulandığında kartı uzaklaştırıyorsunuz ve bir saniye bekleyip ödeme yapmak için yeniden kartı makineye tutuyorsunuz. sonrasında sigara aşağı düşüyor.
yaşı tutmayanlar makinenin yanında pusuda bekliyor biri gelse de kart gösterse, yaş doğrulamasını geçeyim, parayıda kart sahibine vereyim diye. şahsımdan kaç kez böyle bir talepte bulunuldu bense yaşasın kötülük modumu açarak, 18 olunca alırsınız diyip yeni paket sigaramla uzaklaşıyorum olay yerinden.
devamını gör...
tentation
çevirisi yaklaşık olarak suça/günaha eğilim olan kelime aynı zamanda bir özdemir asaf şiiridir.
bana yaşadığın şehrin kapılarını aç.
sana diyeceklerim söylemekle bitmez
yıllardır yaşamamdan çaldığım zamanlar
adına düğümlendi.
bana yaşadığın şehrin kapılarını aç.
başka şehirleri özleyelim orada seninle.
bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar
ikimize yetmez.
bana yaşadığın şehrin kapılarını aç.
sana diyeceklerim söylemekle bitmez
yıllardır yaşamamdan çaldığım zamanlar
adına düğümlendi.
bana yaşadığın şehrin kapılarını aç.
başka şehirleri özleyelim orada seninle.
bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar
ikimize yetmez.
devamını gör...
selam ve dua lipa ile
mesajın ya da mailin sonuna yazılabilecek güzel temenni.
devamını gör...
bir kez gelinen dünyada günde 8 saat çalışmak
aklımın almadığı olay. haftanın 6 günü, günde 8 saat çalışmaya kim ikna etti dünyadaki insanlığı? ilk kim dedi ''günün yarısını çalışarak geçirelim'' diye? hadi biri dedi, kimler onayladı? kesin almanlar yapmıştır. çalışmaktan zevk alıyor adamlar. ama çalışma şartlarının da adabını biliyorlar. örnek alan ülkeler sadece kötü yanlarını alıyor.
devamını gör...
eş cinsellerden nefret etme hakkı
yapıp yapıp bir de üstüne toplum mühendisliği demiyorlar mı kanım çekiliyor.
dejenere ve ahlaktan yoksun görmek istiyorsanız az da başka yerlere bakın yahu.
bana din, ahlak, düzen dayatmaya çalışırken iyi, senin standartlarına uymayan insan görünce tu kaka.
ettiğin nefret genel olarak suça da eğilimli oluyor. sevmek zorunda değilsin ama kimsenin hayatına karışma hakkın yok. muğlak, milli değerler, aile yapısı tanımınızı da alıp gitseniz artık.
nefret suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi nedenlerle duyulan önyargıyla işlenen, doğrudan ve dolaylı şiddet içeren suç- lar olarak tanımlanabilir. nefret suçları literatürde bazen "önyargı suçları" olarak adlandırılmaktadır.
not: eşcinsellik aa ne güzel bir şeymiş deyip etkilenerek olunabilecek bir şey değil ki. ama homofobik olmak öyle.
dejenere ve ahlaktan yoksun görmek istiyorsanız az da başka yerlere bakın yahu.
bana din, ahlak, düzen dayatmaya çalışırken iyi, senin standartlarına uymayan insan görünce tu kaka.
ettiğin nefret genel olarak suça da eğilimli oluyor. sevmek zorunda değilsin ama kimsenin hayatına karışma hakkın yok. muğlak, milli değerler, aile yapısı tanımınızı da alıp gitseniz artık.
nefret suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi nedenlerle duyulan önyargıyla işlenen, doğrudan ve dolaylı şiddet içeren suç- lar olarak tanımlanabilir. nefret suçları literatürde bazen "önyargı suçları" olarak adlandırılmaktadır.
not: eşcinsellik aa ne güzel bir şeymiş deyip etkilenerek olunabilecek bir şey değil ki. ama homofobik olmak öyle.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
burası gerçek bir aşık atışması
nizanim ile afillibirbey çalar sazı
arada uğrar bir kaç mani yazar kafa sözlük halkı
buyur ederiz vişneyi,bilemedimi,diş'i her biri farklı farklı...
nizanim ile afillibirbey çalar sazı
arada uğrar bir kaç mani yazar kafa sözlük halkı
buyur ederiz vişneyi,bilemedimi,diş'i her biri farklı farklı...
devamını gör...
insan sevmeli
sevgi gerçekten çok güzel bir şeydir. bu hayatın olmazsa olmazıdır. insanın içi baharda açan çiçekler gibi olur, gözleri gece parlayan yıldızlar misali.
insan bir kokuyu sevmeli, bir çiçeği, içtiği sıcacık kahveyi, sevdiği müziği, yemeği... insan insanı sevince harap olup üzülecekse bu kısa dünyada onu yapmamalıdır. insan birinin acı verişini bile sevmemelidir. ahh duygular esir etme beni desem de sarmalanmışım.
insan bir kokuyu sevmeli, bir çiçeği, içtiği sıcacık kahveyi, sevdiği müziği, yemeği... insan insanı sevince harap olup üzülecekse bu kısa dünyada onu yapmamalıdır. insan birinin acı verişini bile sevmemelidir. ahh duygular esir etme beni desem de sarmalanmışım.
devamını gör...
türkiye'de 9 milyon suriyeli mülteci olması
burada suriyelileri koruyan üstelik bizi suçlayan bir kesim var ben anlamıyorum çıkalım mı biz kardeş? plansız ve denetimsiz nüfuslanmayı savunmaktır asıl aptallık. sanki olması gereken bir şey de biz garipsiyormuşuz gibi. 9 milyondan fazlalar sicilleri belirsiz. bir de konforcu bencil damgası yemişiz özür dilerim ya ülkemde yaşamımı düşündüğüm için.
devamını gör...


