adobe illustrator
adobe tarafından geliştirilen vektörel çizim yapma programıdır. vektörel çizim yapabilenlere her zaman gıptayla bakmışımdır. vektör çizimin, hem küçük boyutlu olması hem de 20 katlı binaya kaplama reklam yapsanız yine formatı bozulmadan, pikselleşme olmadan kullanabilmek artıları sayılabilir. sırf bu sebepten bile kullanılabilir.
çevremdeki grafikle uğraşan dostlarım paint'e benzetiyor bu programı. "yaparsın ya, çok basit." diyorlar. bende mi problem var, yoksa onlar mı çok basite indirgiyor bilmiyorum ama bence bu program çin işkencesinden farksız.
biraz öğrensem severim belki.
(bkz: bilemiyorum altan)
çevremdeki grafikle uğraşan dostlarım paint'e benzetiyor bu programı. "yaparsın ya, çok basit." diyorlar. bende mi problem var, yoksa onlar mı çok basite indirgiyor bilmiyorum ama bence bu program çin işkencesinden farksız.
biraz öğrensem severim belki.
(bkz: bilemiyorum altan)
devamını gör...
en iyi üniversitelerimizin dünya genelinde bir hiç olması
dünya genelinde ki kısmı maalesef doğru. örneğin kimse yunanistan, bulgaristan ya da herhangi bir ülkenin en iyi üniversitesini bilmez. cambridge, yale, oxford gibi üniversiteler isim yapmıştır. çünkü büyük araştırmalar, yayınlar yaparlar. yani bize özgü değil ve daha çok çalışmayla değiştirilebilir bir durum.
devamını gör...
rimel
sürdükten sonra kendisini unutturup gözünüzü ovuşturunca ben tam bir salağım dedirten makyaj malzemesi.
devamını gör...
siyasilerin unutulmayan sözleri
ben haydar bey' e takacağım, haydar bey mehmet bey' e takacak, mehmet bey bana takacak ve yarın gazeteler için haber niteliği olan bir şey çıkacak. - hurşit güneş
ya bi sus be allah' ın belası adam bi sus be! - muharrem ince
ya bi sus be allah' ın belası adam bi sus be! - muharrem ince
devamını gör...
ensest ilişki yaşama özgürlüğü
ne saçma salak şeyler.
devamını gör...
kırmızı oda
psikoloğun karşısındakine yargılayıcı biçimde yaklaşması, hastalarının anlattıklarını arka bahçede diğer psikologlara ve çalışanlara anlatması gibi büyük sıkıntıları barındıran başarısız dizi. desteğe ihtiyacı olan biri bunu izlese ve bu yanlış yansıtılan şeyler sebebiyle destek almaktan vazgeçse kimsenin umurunda değil tabi.
üstelik diziyi yazan kişinin kendi mesleğince etik olmayan bu ayrıntılara dizide yer vermesi kabul edilebilir değil.
üstelik diziyi yazan kişinin kendi mesleğince etik olmayan bu ayrıntılara dizide yer vermesi kabul edilebilir değil.
devamını gör...
normal sözlük'teki kendinizle mesajlaşamazsınız uyarısı
az önce aldığım garip bir uyarı, amerikanın oyunları diyerek geçiyorum.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
bizimkiler beni, mutfaktan bir şey getirmem için sofradan kaldırdığında, ufak çaplı bir isyan çıkarasım geliyor. hatta ne ufağı, büyük çaplı.
hayır ben orada, nasıl daha kısa sürede, daha çok şey yiyebileceğimi ya da "çorbayı önce içsem iştahım kapanır mı? en iyisi çorbayı sonraya bırakayım." gibi şeyler düşünüyorum.
yemek yerken bana karışmayın ya hassas noktam.
hayır ben orada, nasıl daha kısa sürede, daha çok şey yiyebileceğimi ya da "çorbayı önce içsem iştahım kapanır mı? en iyisi çorbayı sonraya bırakayım." gibi şeyler düşünüyorum.
yemek yerken bana karışmayın ya hassas noktam.
devamını gör...
fön
saça şekil verme amaçlı saç kurutma makinesiyle yüksek ısıda yapılan işlem. bir de fön rüzgarları vardı coğrafya dersinden.
devamını gör...
kamp yapmak
pek konforlu sayılmayan ama sabah çadırdan çıkıldığında doğanın mis gibi kokusu, kuşların cıvıl cıvıl ötüşü, hele bir de yanında bir akarsu/göl varsa huzur orgazmı yaşatabilecek aktivite. bayılırız.
devamını gör...
yağmur
şu sıralar en çok özlenen, mevsimlerin dili.
her bir mevsimde ayrıdır anlattığı. sonbaharın geldiğini hafif ıhlamurlu kuru yaprak kokusuyla karışan suyun kokusundan anlar bir yağmur sevdalısı. kış içinde sise ya da kara değerek kalın bulutlardan soğuk soğuk yağışıyla sıcaklığa ne kadar uzak kaldığını gösterir. ilkbaharda renklenen dallar ve çimenli rüzgarıyla ılık bir elin dokunuşunu, yazın da tülü andıran bulutların içinde şehre telaşlı telaşlı şöyle bir uğrayıp geçiverişini andırır. her seferinde anlattığı farklıdır hani, hızıyla çocukları, hüznü, bereketi, kızgınlığını anımsatır. şakacıdır bazen, ya da hiç şakası olmaz üzerinizde ıslanmadık bir parça kalmadığında. gelişiyle toprağın kaynaşması hiçbir şeye vakti olmayanları kızdıradursun, dünyanın kucağındakilerin kanması gereken ab-ı hayattır sicim zarafetindeki damlalar.
ah keşke hiç özletmese kendini bu kadar...
her bir mevsimde ayrıdır anlattığı. sonbaharın geldiğini hafif ıhlamurlu kuru yaprak kokusuyla karışan suyun kokusundan anlar bir yağmur sevdalısı. kış içinde sise ya da kara değerek kalın bulutlardan soğuk soğuk yağışıyla sıcaklığa ne kadar uzak kaldığını gösterir. ilkbaharda renklenen dallar ve çimenli rüzgarıyla ılık bir elin dokunuşunu, yazın da tülü andıran bulutların içinde şehre telaşlı telaşlı şöyle bir uğrayıp geçiverişini andırır. her seferinde anlattığı farklıdır hani, hızıyla çocukları, hüznü, bereketi, kızgınlığını anımsatır. şakacıdır bazen, ya da hiç şakası olmaz üzerinizde ıslanmadık bir parça kalmadığında. gelişiyle toprağın kaynaşması hiçbir şeye vakti olmayanları kızdıradursun, dünyanın kucağındakilerin kanması gereken ab-ı hayattır sicim zarafetindeki damlalar.
ah keşke hiç özletmese kendini bu kadar...
devamını gör...
max planck
alman bilim adamı ve kuantum dünyasının baş mimarı.
devamını gör...
zor
efsane bir nev parçasıdır hangi bir sözünü yazayım ki şuraya? her cümlesi ayrı güzel.
bir gün gelir de bir an,
çokça zamanlardan sonra
geri dönüp baktığında
bilmem anlar mısın?
o senin bir an’ının benim ömrüm olduğunu, ne çok sevildiğini,
artık çok geç olduğunu.
bir gün gelir de bir an,
çokça zamanlardan sonra
geri dönüp baktığında
bilmem anlar mısın?
o senin bir an’ının benim ömrüm olduğunu, ne çok sevildiğini,
artık çok geç olduğunu.
devamını gör...
prenses_aurora
birçok tanımını gerçekten beğendiğim ve takibe aldığım yazar arkadaşımızdır.
devamını gör...
birhan keskin
devamını gör...
ceteris paribus
tr. diğer tüm değişkenler sabitken
"ceteris paribus, hızlı koşan at yavaş koşan attan daha iyidir." denilebilir örnek olarak.
ya da başka bir örnek: "para basarsanız, ceteris paribus, paranız değer kaybeder."
ya da biraz fantezi yapmak icap ederse; "ceteris paribus, ziyaretin kısası makbuldür" de diyebilirsiniz fakat bu yanlış anlamalara yol açabilir. çünkü doğrusu, ziyaretin kısas'ı, yani karşılıklı olanı makbüldür olacaktır. tabi bu yanlışlık ceteris paribus'tan kaynaklanmaz.
ceteris paribus'u anlayan kişi, aslında zihinsel bir sıçrama yaşar. (bkz: leap of faith). tartışmalarda ortak bir sonuca ulaşamayışımızın sebebi işte o seviyede olmayışımızdır. çünkü hep "sana katılıyorum ama şu da var", "haklısın ama buna ne diyorsun" gibi argümanlarla tartıştığımız şeyden uzaklaşır, başka konulara yelken açarız. yaptığımız tartışma, bir açıdan sesli düşünme mastürbasyonu haline gelir. (bkz: beyin fırtınası). özeleştiri yapanlar tartışmalardan zevk alır. ama aşk, bir sahip olma aktivitesine dönüşmüş ise, her zaman objeleştirilen bir taraf da olacaktır. yani tartışmalarda aşağılık duygulara kapılıp seslerini yükseltenler... en sonunda karşıdakine "abi ceteris paribus diyorum anlamıyor musun" serzenişleriyle karşı çıkmak icap etse de, gerçekliğin önüne geçen önyargıların dünyasında hayatta kalmak için sesi çok çıkanın söylediğine katlanarak yaşamaya devam ederiz.
sonuç olarak ceteris paribus önemlidir. severiz kendisini. ama hayatı o denli bilimselleştirdiğimizde rengini kaybeder mi? diye de sormamak, ceteris paribus, hiç de hoş olmayacaktır. o yüzden yaşasın delilik.
"ceteris paribus, hızlı koşan at yavaş koşan attan daha iyidir." denilebilir örnek olarak.
ya da başka bir örnek: "para basarsanız, ceteris paribus, paranız değer kaybeder."
ya da biraz fantezi yapmak icap ederse; "ceteris paribus, ziyaretin kısası makbuldür" de diyebilirsiniz fakat bu yanlış anlamalara yol açabilir. çünkü doğrusu, ziyaretin kısas'ı, yani karşılıklı olanı makbüldür olacaktır. tabi bu yanlışlık ceteris paribus'tan kaynaklanmaz.
ceteris paribus'u anlayan kişi, aslında zihinsel bir sıçrama yaşar. (bkz: leap of faith). tartışmalarda ortak bir sonuca ulaşamayışımızın sebebi işte o seviyede olmayışımızdır. çünkü hep "sana katılıyorum ama şu da var", "haklısın ama buna ne diyorsun" gibi argümanlarla tartıştığımız şeyden uzaklaşır, başka konulara yelken açarız. yaptığımız tartışma, bir açıdan sesli düşünme mastürbasyonu haline gelir. (bkz: beyin fırtınası). özeleştiri yapanlar tartışmalardan zevk alır. ama aşk, bir sahip olma aktivitesine dönüşmüş ise, her zaman objeleştirilen bir taraf da olacaktır. yani tartışmalarda aşağılık duygulara kapılıp seslerini yükseltenler... en sonunda karşıdakine "abi ceteris paribus diyorum anlamıyor musun" serzenişleriyle karşı çıkmak icap etse de, gerçekliğin önüne geçen önyargıların dünyasında hayatta kalmak için sesi çok çıkanın söylediğine katlanarak yaşamaya devam ederiz.
sonuç olarak ceteris paribus önemlidir. severiz kendisini. ama hayatı o denli bilimselleştirdiğimizde rengini kaybeder mi? diye de sormamak, ceteris paribus, hiç de hoş olmayacaktır. o yüzden yaşasın delilik.
devamını gör...
köy hayatının o kadar da güzel olmaması
katılmaktayım, hayatında köyde toplasan 3 gün kalmamış insanlar ya da şehrin az ilerisinde villası olanların köy olayını deli gibi övmesinden çok sıkıldım, elektrik zırt bırt gidiyor, sular kireçli, kışın sobasız odaya gir bakıyım maks. kaç dakika dayanabilirsin.. internet olayından bahsetmiyorum bile. bahçeyle ilgilenmen gerek, bakkal haftada bir gelir.. yazın börtü böcüğü eksik olmaz.. bunlar yine modern köylerde oluyor, yani işin özü köy öyle oturup sadece kitap okuncak, içinize döneceğiniz müthiş bir yer değil.
devamını gör...
platform
güzel filmdi,aklımda kalan ve en güldüğüm sahne
devamını gör...

