dünyadaki öncü kadınlar
sosyal hizmet disiplininin tarihsel gelişim sürecinde sıklıkla karşımıza çıkan kadınlardır.
(bkz: jane adams)
(bkz: jane adams)
devamını gör...
sobalı odaya başka odadan getirilen yorgan
buz gibidir. içine girince ayaklarla ısıtma çabası içine girilir.
devamını gör...
eleştiri ve hakaret arasındaki fark
eleştiri karşındakini iyileştirmeye yöneliktir. “ayakkabı bağcıkların açılmış, dikkat et düşme” demek gibidir. hakaret ise çelme takmak, kişinin yaralarıyla dalga geçmek gibidir. “bak düştün! sen zaten hep düşersin” demektir.
devamını gör...
bu da geçer ya hu
anadolu'nun işgal dönemlerinde "bu da geçer ya hu" sözü halk arasında çok söylenmiştir. elbet bu topraklar düşman işgalinden kurtulacaktır. her sevindirici olay gibi her üzüntü verici olayın da üzerinden zaman geçtikçe verdiği acı zamanla azalacaktır.
hikayesine gelince, sultan mahmut kendisine bir yüzük yaptırmak ister. öyle bir yüzük olsun ki “üzgün iken bakayım mutlu olayım. çok mutlu iken bakayım bu dünyanın geçici mutluluğuna aldanmayayım.”
kimse böyle bir yüzük yapamayınca sultan'ın adamları bir dervişten yardım ister. yüzük yapılır, üzerinde “bu da geçer ya hû” yazmaktadır. sultan sözün anlamını sorunca derviş başından geçenleri anlatır...“çok uzun zaman önce yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaştım. oranın en zengini şakir’in evinde kaldım. yola koyulma zamanı gelip şakir’e teşekkür ederken, “böyle zengin olduğun için hep şükret” dedim. şakir ise “hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir. bu da geçer…” dedi.
bir kaç sene sonra yolum yine aynı bölgeye düşünce şakir’e uğradım. o zengin şakir’in fakirleştiğini, eskiden oranın en fakiri haddad’ın yanında çalıştığını öğrendim. haddad’ın çiftliğine gidip, şakir’i buldum. eski ihtişamından eser kalmamıştı. bir sel felaketinde her şeyini kaybetmişti. şakir, kuru ekmeğini benimle paylaştı. ayrılırken haline üzüldüğümü söylediğimde şakir’den şu cevabı aldım: "üzülme…bu da geçer…”
aradan zaman geçti ve yolum yine o bölgeye düştü. haddad ölmüş, ailesi olmadığı için bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve dostu şakir’e bırakmıştı. şakir yine yörenin en zengin insanı olmuştu. bir zaman sonra şakir öldü ve mezar taşında: “bu da geçer…” yazıldı. “ölümün nesi geçecek?” diye düşündüm ama sonra büyük bir sel geldi ve şakir’in mezarını aldı götürdü.". sultan dervişe teşekkür eder.
her zaman bulunduğumuz durumun gelip geçici olabileceğini aklımızdan çıkarmamak gereklidir. bazen o kadar basit şeyler için üzülüyoruz ki. peki bu üzüldüğümüz şey bir hafta sonra önemli olacak mı ? birkaç ay sonra önemli olacak mı? peki birkaç yıl sonra?
küçükken yürümeyi öğrenirken kaç kere düştük, dizlerimiz kanamadı mı? şimdi koşmuyor muyuz? yavru kediler ile civcivden bile öğreneceğimiz çok şey var.
hikayesine gelince, sultan mahmut kendisine bir yüzük yaptırmak ister. öyle bir yüzük olsun ki “üzgün iken bakayım mutlu olayım. çok mutlu iken bakayım bu dünyanın geçici mutluluğuna aldanmayayım.”
kimse böyle bir yüzük yapamayınca sultan'ın adamları bir dervişten yardım ister. yüzük yapılır, üzerinde “bu da geçer ya hû” yazmaktadır. sultan sözün anlamını sorunca derviş başından geçenleri anlatır...“çok uzun zaman önce yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaştım. oranın en zengini şakir’in evinde kaldım. yola koyulma zamanı gelip şakir’e teşekkür ederken, “böyle zengin olduğun için hep şükret” dedim. şakir ise “hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir. bu da geçer…” dedi.
bir kaç sene sonra yolum yine aynı bölgeye düşünce şakir’e uğradım. o zengin şakir’in fakirleştiğini, eskiden oranın en fakiri haddad’ın yanında çalıştığını öğrendim. haddad’ın çiftliğine gidip, şakir’i buldum. eski ihtişamından eser kalmamıştı. bir sel felaketinde her şeyini kaybetmişti. şakir, kuru ekmeğini benimle paylaştı. ayrılırken haline üzüldüğümü söylediğimde şakir’den şu cevabı aldım: "üzülme…bu da geçer…”
aradan zaman geçti ve yolum yine o bölgeye düştü. haddad ölmüş, ailesi olmadığı için bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve dostu şakir’e bırakmıştı. şakir yine yörenin en zengin insanı olmuştu. bir zaman sonra şakir öldü ve mezar taşında: “bu da geçer…” yazıldı. “ölümün nesi geçecek?” diye düşündüm ama sonra büyük bir sel geldi ve şakir’in mezarını aldı götürdü.". sultan dervişe teşekkür eder.
her zaman bulunduğumuz durumun gelip geçici olabileceğini aklımızdan çıkarmamak gereklidir. bazen o kadar basit şeyler için üzülüyoruz ki. peki bu üzüldüğümüz şey bir hafta sonra önemli olacak mı ? birkaç ay sonra önemli olacak mı? peki birkaç yıl sonra?
küçükken yürümeyi öğrenirken kaç kere düştük, dizlerimiz kanamadı mı? şimdi koşmuyor muyuz? yavru kediler ile civcivden bile öğreneceğimiz çok şey var.
devamını gör...
yalancı paradoksu
yalan söyleyemeyen kişinin yalan teşebbüsüyle yalancı durumuna düşmesi durumudur. yalanı söyleyebilen ve yakalanmayan kişi ise yalancı olmasına rağmen yalancılıkla itham edilememektedir. yani yalancı; yalanı söyleyebilen değil söyleyemeyen kişiye denmektedir.
edit: bu vesile ile sözlükte çaylakların bkz üzerinden başlık açabildiğini keşfetmiş bulunmaktayım.
edit 2: hemen test ediyorum. test başarısız. bu durumda 2'inci olasılık; bu başlık bir şekilde önceden açılmış ama açan kişi uçurulmuş.
edit: bu vesile ile sözlükte çaylakların bkz üzerinden başlık açabildiğini keşfetmiş bulunmaktayım.
edit 2: hemen test ediyorum. test başarısız. bu durumda 2'inci olasılık; bu başlık bir şekilde önceden açılmış ama açan kişi uçurulmuş.
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
bir star wars karakteri.
ben böyle lanet bir karakter görmedim arkadaş. kendi türü zaten enteresan bir görünüme sahip. jabba ise daha da enteresan bir yaratık. kanımca nal hutta'dan çıkan en pis varlık budur. ama esasen tatooine çocuğudur. bu mafya babası kılıklı dev sümüklü böcekte her yol vardır. bir de kafayı han solo abimize takmıştır. onunla yaptığı akçeli işler sonrasında her daim han solo abimizin ümüğüne basma eğilimi göstermiştir. çok pis kokar. jabba kokusu diye bir gerçeklik var. jean baptiste grenouille sıkıysa jabbanın kokusunu alsın da ondan parfüm yapsın! görelim bakalım hünerini. boğazından geçen tek bir helal lokma olduğunu sanmıyorum. o yüzden de yedikçe şişmiş, şiştikçe daha da pis bir hale bürünmüştür. sarayında sürekli alemler düzenler. eğlencenin dibine vurur.
adamda boyun yok. ayak yok. jöle gibi koca göbekli bir şey. gözleri ve ağzı da insanda tiksinti yaratıyor. belki iyi bir tipleme olsa sevimli bir jöle olarak değerlendirme imkanımız olurdu ama hergelenin yediği haltlar buna da mani oluyor. evlat olsa sevemezsiniz yani. lan oğlum günde 9 öğün yemek yemek ne demektir? aksırıncaya tıksırıncaya kadar yemiş haysiyet yoksunu. buna oruç tutturacaksın ki işkence neymiş anlayacak ama geçti tatooine'nin pazarı, kalmadı öyle bir şansımız. bu rezili rüsvan yaratığın hakkından leia gelmiştir. dolamıştır zinciri boynuna, son duasını edemeden hergeleyi tahtalı galaksiye yollamıştır. bu ahlak yoksununun bir de dansçı kız zaafı vardı. şimdilerde galaksi cehenneminde 300-500 yapmak suretiyle sith zebanileri ile birlikte takılıyordur. ne oldu jabba, saklandın saraylara, zevk-i sefa içinde yaşadın, şiştikçe şiştin. götürebildin mi öbür tarafa?
aklıma gelmişken yazayım; bir de sanat sevdası vardı bu değişiğin. bu tarz manyak ve psikopatlarda neden sanata karşı bir zaaf oluyor onu da sorgulamak lazım.
tipe gelin yahu;

ve içimizin yağlarının eridiği sahne, onunkiler erimez tabi mümkün değil;
ben böyle lanet bir karakter görmedim arkadaş. kendi türü zaten enteresan bir görünüme sahip. jabba ise daha da enteresan bir yaratık. kanımca nal hutta'dan çıkan en pis varlık budur. ama esasen tatooine çocuğudur. bu mafya babası kılıklı dev sümüklü böcekte her yol vardır. bir de kafayı han solo abimize takmıştır. onunla yaptığı akçeli işler sonrasında her daim han solo abimizin ümüğüne basma eğilimi göstermiştir. çok pis kokar. jabba kokusu diye bir gerçeklik var. jean baptiste grenouille sıkıysa jabbanın kokusunu alsın da ondan parfüm yapsın! görelim bakalım hünerini. boğazından geçen tek bir helal lokma olduğunu sanmıyorum. o yüzden de yedikçe şişmiş, şiştikçe daha da pis bir hale bürünmüştür. sarayında sürekli alemler düzenler. eğlencenin dibine vurur.
adamda boyun yok. ayak yok. jöle gibi koca göbekli bir şey. gözleri ve ağzı da insanda tiksinti yaratıyor. belki iyi bir tipleme olsa sevimli bir jöle olarak değerlendirme imkanımız olurdu ama hergelenin yediği haltlar buna da mani oluyor. evlat olsa sevemezsiniz yani. lan oğlum günde 9 öğün yemek yemek ne demektir? aksırıncaya tıksırıncaya kadar yemiş haysiyet yoksunu. buna oruç tutturacaksın ki işkence neymiş anlayacak ama geçti tatooine'nin pazarı, kalmadı öyle bir şansımız. bu rezili rüsvan yaratığın hakkından leia gelmiştir. dolamıştır zinciri boynuna, son duasını edemeden hergeleyi tahtalı galaksiye yollamıştır. bu ahlak yoksununun bir de dansçı kız zaafı vardı. şimdilerde galaksi cehenneminde 300-500 yapmak suretiyle sith zebanileri ile birlikte takılıyordur. ne oldu jabba, saklandın saraylara, zevk-i sefa içinde yaşadın, şiştikçe şiştin. götürebildin mi öbür tarafa?
aklıma gelmişken yazayım; bir de sanat sevdası vardı bu değişiğin. bu tarz manyak ve psikopatlarda neden sanata karşı bir zaaf oluyor onu da sorgulamak lazım.
tipe gelin yahu;

ve içimizin yağlarının eridiği sahne, onunkiler erimez tabi mümkün değil;
devamını gör...
sosyoloji bölümünde okumak
keyifli.
tavsiye ederim.
tavsiye ederim.
devamını gör...
istanbul sözleşmesi istanbul'un yeniden işgal edilmesidir
(bkz: y.a b.i s.g)
devamını gör...
bu kadar insan aptal olamaz
geçen bir arkadaş yazmıştı , siz bu ülkenin cahilliğini hafife alıyorsunuz diye.
yapılan yanlışlara istinaden sarf edilen hayretler cümlesi.
yapılan yanlışlara istinaden sarf edilen hayretler cümlesi.
devamını gör...
avustralya
aristotales, batlamyus, ve cicero gibi antik çağ filozofları, kuzeyi dengelemek için güney yarım kürede devasa bir kara kütlesi olması
gerektiğine inanıyordu. batlamyus, bu varsayımsal kıtaya "terra australis ıncognita" veya 'bilinmeyen güney ülkesi' adını verdi . keşifler çağında hollandalılar yeni kıtanın ismini new holland olarak adlandırdılar. daha sonraları ingilizlerin kıtanın güneyini ele geçirmesiyle birlikte, ingiliz denizci matthew flinders, 1800'lerin başında new holland yerine, avustralya ismini kullanmaya başladı ve bu isim kulağa daha iyi geldiği için daha çok kullanılır oldu. ingilizler 1824'te isim değişikliğini resmen kabul ederek adanın ismini avustralya olarak değiştirdi.
gerektiğine inanıyordu. batlamyus, bu varsayımsal kıtaya "terra australis ıncognita" veya 'bilinmeyen güney ülkesi' adını verdi . keşifler çağında hollandalılar yeni kıtanın ismini new holland olarak adlandırdılar. daha sonraları ingilizlerin kıtanın güneyini ele geçirmesiyle birlikte, ingiliz denizci matthew flinders, 1800'lerin başında new holland yerine, avustralya ismini kullanmaya başladı ve bu isim kulağa daha iyi geldiği için daha çok kullanılır oldu. ingilizler 1824'te isim değişikliğini resmen kabul ederek adanın ismini avustralya olarak değiştirdi.
devamını gör...
beğeni bildirimlerini kapatan yazar
öksürsek beğeni alıyor, cihaz çöktü arkadaşlar sağolun.
devamını gör...
sabah aç karnına tatlı yemek
akşamdan kalan pasta yeniyorsa normaldir, akşamdan kalan pasta kahvaltıda yenir zaten genelde.
devamını gör...
winnebago
kendilerine ho-chunk diyen ama komşuları potawatomi'ler tarafından, kirli suyun halkı anlamında winnebago denilen, siouan dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
beyazlar geldiğinde wisconsin, minnesota, iowa, illinois civarlarında, bölgedeki algonkin dili konuşan kabileler gibi yaşıyorlardı. onlarla birlikte fransız'larla ticaret yapmış, salgın hastalıklar kapmış ve önce ingiliz sonra a.b.d'ye karşı savaşlar verdiler. salgın hastalıklar ve savaşlar yüzünden topraklarını yavaş yavaş kaybettiler ve her antlaşmayla daha batıya gittiler.
bugün wisconsin ve nebraska'daki rezervasyonlarda yaşıyorlar.
beyazlar geldiğinde wisconsin, minnesota, iowa, illinois civarlarında, bölgedeki algonkin dili konuşan kabileler gibi yaşıyorlardı. onlarla birlikte fransız'larla ticaret yapmış, salgın hastalıklar kapmış ve önce ingiliz sonra a.b.d'ye karşı savaşlar verdiler. salgın hastalıklar ve savaşlar yüzünden topraklarını yavaş yavaş kaybettiler ve her antlaşmayla daha batıya gittiler.
bugün wisconsin ve nebraska'daki rezervasyonlarda yaşıyorlar.
devamını gör...
türklerin en başarılı olduğu konu
oğuz atay'ın dediği gibi..
"bir tek trafik kazalarında birinciyiz. buyrun bakalım. binde dört onda iki. gururumuza dokunuyor. selim kadar olamıyoruz. ayrıca, büyük şehirlerde bir bakıma yüksek görünen bu oran, köylere doğru gittikçe azalıyor. milli gelirin dağılımı gibi."
"bir tek trafik kazalarında birinciyiz. buyrun bakalım. binde dört onda iki. gururumuza dokunuyor. selim kadar olamıyoruz. ayrıca, büyük şehirlerde bir bakıma yüksek görünen bu oran, köylere doğru gittikçe azalıyor. milli gelirin dağılımı gibi."
devamını gör...
sözlük radyosunun yayına başlaması
o gün bu gün arkadaşlar!
devamını gör...
bir demet tiyatro
hatırlıyorum bir demet tiyatro var diye saatlerimize filan bakıp, kadıköyü bırakıp eve giderdik, onu izliycez diye...
ilk aklıma gelen sahnelerden,
lütfiye, kapıda duran kişiye,
kışın soba yakılan bölümlerden biri
"kapıyı kapatıcam çünkü dışarısı ısınıyor"
gibi birşey söylüyordu.
*yılmaz erdoğan ve demet akbağın birlikte bir demet tiyatro izlediği bir video var youtube da tavsiye ederim
edit : o zamanlar o kadar izlendiğine göre, mizah anlayışı, güldüğümüz espriler, zakice, kaliteli, yazması da, gülmesi de zeka isteyen işlermiş diye de düşündürdü beni şimdi...
birde şimdiki dizilere bakın, özellikle trt dekiler, aman allahım, 0-6 yaş resmen, yanlışlıkla denk gelince bile izleyemiyorum, bilen bilir eski trt2 nin belgeselleri, sanat programları hala izlenir.
ilk aklıma gelen sahnelerden,
lütfiye, kapıda duran kişiye,
kışın soba yakılan bölümlerden biri
"kapıyı kapatıcam çünkü dışarısı ısınıyor"
gibi birşey söylüyordu.
*yılmaz erdoğan ve demet akbağın birlikte bir demet tiyatro izlediği bir video var youtube da tavsiye ederim
edit : o zamanlar o kadar izlendiğine göre, mizah anlayışı, güldüğümüz espriler, zakice, kaliteli, yazması da, gülmesi de zeka isteyen işlermiş diye de düşündürdü beni şimdi...
birde şimdiki dizilere bakın, özellikle trt dekiler, aman allahım, 0-6 yaş resmen, yanlışlıkla denk gelince bile izleyemiyorum, bilen bilir eski trt2 nin belgeselleri, sanat programları hala izlenir.
devamını gör...
bremen mızıkacılarının sokağa çıkma yasağı yüzünden aç kalması rezaleti
almanya muasır medeniyetler seviyesine ulaşalı çok olduğundan, sorun kendilerine bağlanan sosyal yardımlarla çözülmüştür. ayrıca bir bağış kampanyası başlatacakları ve bu yolla sanatlarını icraya devam edecekleri yönünde bilgi vermişlerdir. rezalet değil, dış güçler tarafından türkiye'yi kötülemek için yapılan bir algı operasyonudur. yazıklar olsun.
devamını gör...
psikolojik şiddet
birini duygusal olarak aşağılayarak zarar verme şekli. fiziksel şiddetten daha acı vericidir. çünkü fiziksel şiddete maruz kalırsanız, acı geçer. ama psikolojik şiddet olunca olayı unutmak pek mümkün değildir. ayrıca fiziksel şiddete maruz kaldığınızda, bu psikolojik şiddete de yol açabilir.
devamını gör...
sanrı
ortak karar verilmiş bir kararın aksini savunabilecek, doğru olduğu bir çok kişi tarafından onaylansa da, olayın hakkında kanıtlar dahi olsa körü körüne inanılan yanlış inançlar.
delüzyon veya hezeyan da denmektedir. gerçeğe uymayan, gerçek dışı düşünceyi tanımlayan terimlerdir. hatta o kadar ileri boyutları vardır ki duyu organlarının bile gerçekte var olmayan, olmamış ve olmayacak algıları algılaması durumudur. beyindeki sistematik bir bozulma sonucu uydurma boyutuna geçme halidir.
sanrılar genelde nörolojik bir bozulma olarak görülsede nedeni tam olarak anlaşılmamıştır. herhangi bir hastalıkla ilişkinlendirilmemiş bir neden ya da sebeptir.
babam gitmeden 4, 5 sene önce bu tarz bir olay başımıza gelmişti. yaşı 70 civarıydı çok yorulmuş ve uykusuz kalmıştı. eve gelip uyuyacağım dedi. biraz uyuduktan sonra annemi yanına çağırdı ve şu malzemeleri bana ver dedi. annem hangilerini diye sordu. görmüyor musun avanak kadın karşıda malzemeler duruyor dedi. ben de kapıdan onlara bakıyorum. 15 dakika kadar anneme bağırdı çağırdı. etrafta aletler olduğunu ve o aletleri vermesi gerektiğini söylüyor ve hakaretler ediyordu. (normalde tercih etmediği bir hitaptır hakaret.)
beni çağırdı. kızım şu aletleri, malzemeleri getir şu işi halledelim geç kaldık dedi. pantolonunu işaret ettiğini gördüm. ve yanına getirdim. tut şimdi şunu dedi. tuttum garip şeyler yapmaya başladı. katlıyor, bürüyor, indiriyor, kaldırıyor. bana bir yandan sende kaldır kaldır ya dur bu kadar hızlı olmaz diyordu. çek şimdi it çocuğum it şunu falan. annemden sivri bir şey istedi. annem korktu getirmeye. ben gidip şiş getirdim. pantolona geçirdi şişi heh şimdi oldu bak dedi. bunları al götür adam teslime gelirse fiyatı 250 lira dedi. tamam bana dedim.
sonra bir yattı ertesi gün akşama kadar uyudu. uyandığında hiçbirini hatırlamıyordu. bilmiyorum belki buna örnek değildir ama o an ne olduysa beyin sanırım başka bir boyuta geçti. uyumuyordu kesinlikle. o 1 saat ömrümüzden 3, 4 ay götürdü. doktor falan çağırdık ama doktor geldiğinde uyandıramadık. ay sinirden saatlerce kahkaha atmıştım o gün. annemin hele aklı çıkmıştı kadının. küfürler falan havada uçuşmuştu çünkü. tamam çok sakin bir adam değildi babam ama böyle bir tavır kolay kolay takınmazdı hele ki anneme.
delüzyon veya hezeyan da denmektedir. gerçeğe uymayan, gerçek dışı düşünceyi tanımlayan terimlerdir. hatta o kadar ileri boyutları vardır ki duyu organlarının bile gerçekte var olmayan, olmamış ve olmayacak algıları algılaması durumudur. beyindeki sistematik bir bozulma sonucu uydurma boyutuna geçme halidir.
sanrılar genelde nörolojik bir bozulma olarak görülsede nedeni tam olarak anlaşılmamıştır. herhangi bir hastalıkla ilişkinlendirilmemiş bir neden ya da sebeptir.
babam gitmeden 4, 5 sene önce bu tarz bir olay başımıza gelmişti. yaşı 70 civarıydı çok yorulmuş ve uykusuz kalmıştı. eve gelip uyuyacağım dedi. biraz uyuduktan sonra annemi yanına çağırdı ve şu malzemeleri bana ver dedi. annem hangilerini diye sordu. görmüyor musun avanak kadın karşıda malzemeler duruyor dedi. ben de kapıdan onlara bakıyorum. 15 dakika kadar anneme bağırdı çağırdı. etrafta aletler olduğunu ve o aletleri vermesi gerektiğini söylüyor ve hakaretler ediyordu. (normalde tercih etmediği bir hitaptır hakaret.)
beni çağırdı. kızım şu aletleri, malzemeleri getir şu işi halledelim geç kaldık dedi. pantolonunu işaret ettiğini gördüm. ve yanına getirdim. tut şimdi şunu dedi. tuttum garip şeyler yapmaya başladı. katlıyor, bürüyor, indiriyor, kaldırıyor. bana bir yandan sende kaldır kaldır ya dur bu kadar hızlı olmaz diyordu. çek şimdi it çocuğum it şunu falan. annemden sivri bir şey istedi. annem korktu getirmeye. ben gidip şiş getirdim. pantolona geçirdi şişi heh şimdi oldu bak dedi. bunları al götür adam teslime gelirse fiyatı 250 lira dedi. tamam bana dedim.
sonra bir yattı ertesi gün akşama kadar uyudu. uyandığında hiçbirini hatırlamıyordu. bilmiyorum belki buna örnek değildir ama o an ne olduysa beyin sanırım başka bir boyuta geçti. uyumuyordu kesinlikle. o 1 saat ömrümüzden 3, 4 ay götürdü. doktor falan çağırdık ama doktor geldiğinde uyandıramadık. ay sinirden saatlerce kahkaha atmıştım o gün. annemin hele aklı çıkmıştı kadının. küfürler falan havada uçuşmuştu çünkü. tamam çok sakin bir adam değildi babam ama böyle bir tavır kolay kolay takınmazdı hele ki anneme.
devamını gör...
ilk bakışta sevilmeyen insan
sanırım o kişi benim... dışarıdan kendini beğenmiş ve soğuk durduğum için ilk başlarda sevilmediğim hep sonradan itiraf edilir.
devamını gör...