insanın zoruna giden şeyler
insanların kafalarına atılan çayları umarsızca havada yakalayıp sevinerek evlerine götürmeleri zoruma gidiyor.
devamını gör...
aile şerefi
1976 yapımı olup, televizyonda ayda mutlaka bir sefer denk gelinen türk filmlerindendir. türk filmi denince, boş bir film değildir, mesajı vardır. ertem eğilmez' in yapım firması olan arzu filme ait olan yönetmenliğini orhan aksoy'un üstlendiği yeşilçam klasiğinde münir özkul, adile naşit, ıtır esen, şevket altuğ ve ayşen gruda gibi isimler yer alır. zaten bizim "turşucu" münir özkul ve adile naşit' in varlığı bile başlı başına bir olaydır.
--! spoiler !--
fakir ama gururlu bir adam olan rıza, işportada çeşitli işler yaparak karısı adile ve 5 çocuğundan oluşan kalabalık ailesini kıt kanaat geçindirmeye çalışan biridir. ailenin tüm fertleri, işportacılık, fabrikada işçilik gibi işlerde çalışıp geçinme derdindedirler. kızları ayşe evlenince yeni damat zihni de onların evine iç güveysi taşınır. zengin bir babanın tek çocuğu olan oktay ailenin en küçük oğlu olan murat' a araba ile çarpar ve rıza'nın kızını kaçırır.
film boyunca oktay denen it kılıklı çocuktan çok oğluna tapan, onu bu denli şımartan, oktay için bütün dünya ölsün diyen gıcık, zengin babasına laf saydırıp dururum. bizde babayız, insan evladını böyle mi yetiştirir?
filmin sonunda oktay'ın babası "öldürdün oğlumu" der. "onu ben değil sen öldürdün" der rıza baba.
"niye yaptın niye" sorusuna "ailemin şerefi için" der rıza baba ve film biter.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
fakir ama gururlu bir adam olan rıza, işportada çeşitli işler yaparak karısı adile ve 5 çocuğundan oluşan kalabalık ailesini kıt kanaat geçindirmeye çalışan biridir. ailenin tüm fertleri, işportacılık, fabrikada işçilik gibi işlerde çalışıp geçinme derdindedirler. kızları ayşe evlenince yeni damat zihni de onların evine iç güveysi taşınır. zengin bir babanın tek çocuğu olan oktay ailenin en küçük oğlu olan murat' a araba ile çarpar ve rıza'nın kızını kaçırır.
film boyunca oktay denen it kılıklı çocuktan çok oğluna tapan, onu bu denli şımartan, oktay için bütün dünya ölsün diyen gıcık, zengin babasına laf saydırıp dururum. bizde babayız, insan evladını böyle mi yetiştirir?
filmin sonunda oktay'ın babası "öldürdün oğlumu" der. "onu ben değil sen öldürdün" der rıza baba.
"niye yaptın niye" sorusuna "ailemin şerefi için" der rıza baba ve film biter.
--! spoiler !--
devamını gör...
gaipten sesler duymak
işitsel halüsinasyonlar gibi duran durumdur. çok da takılmamak lazım. yeni icatlar çıkarmamak lazım. nitekim taktıkça stres faktörü devreye girer ve sesler daha çok artabilir. eğer ekstra nörolojik belirtiler de* eşlik ediyorsa bir nörolojiye görünmekte fayda var.
devamını gör...
clubhouse
mantıklı bulmadığım uygulama.
başta yüz yüze konuşuyorduk. üstümüzü başımızı tiril tiril giyinip çıkardık sokağa, birini gördüğümüz an selam verirdik muhabbet başlardı.
sonra hayatımıza telefon girdi, birine selam verebilmek için o kişinin bizim konuşma talebimizi kabul etmesi gerekiyordu artık. konuşma sırasında ise yüz yüze konuşurkenki alışkanlıklarımız aynen devam ediyordu. kıyafetlerimize ihtiyacımız yoktu ama artık. pijamalarımızla bile konuşabiliyorduk.
hemen akabinde "mesajlaşma/chatleşme" girdi hayatımıza. biri ile konuşmak için ondan izin alma fikri diyaloğun iki tarafında bulunan kişileri psikolojik olarak alt-üst ilişkisine sokuyordu. bu rahatsız ediciydi dönem gençleri için. fakat mesajlaşmada böyle bir şey yoktu, direkt gönderiyordun ve karşıdaki istemese de alıyordu bu mesajı. bu yöntemin güzel bir diğer yönü de o anda bir fikir üretip hemen konuşma zorunluluğun olmamasıydı, sabah gelen bir mesaja ne cevap yazacağını akşama kadar düşünebiliyordun.
ardından bu mesajlaşma işi herkesin çok hoşuna gitti, mahalledeki arkadaş ortamlarını neredeyse tamamen buraya taşımıştı artık gençler. fakat sistem toplu mesajlaşmaya/paylaşıma müsait değildi ve ilk toplu paylaşım mecraları ortaya çıkmaya başladı.
tam bu noktada ikiye bölünme oldu: grupça konuşmak ve toplu paylaşım yapmak. konuşma kısmı bugünün whatsapplarına/telegramlarına kadar evrilirken diğer kısım facebook ve instagram olarak kendini öne çıkardı.
bu sırada bir şeyi toplu olarak konuşma fikri gelişti, neden tanımadığın insanlarla da konuşmayasın, mahalledekileri arkadaşlarının da ötesindekilerle? işte bu noktada özellikle twitter gibi mecralar öne çıktı. ana tema fikir paylaşmaktı, o fikir etrafında ülkenin dört tarafındaki insanlarla toplanabiliyor ve fikir alışverişinde bulunabiliyordun.
iletişimin gelişme aşamalarına bakarak insanın bunlara tepki olarak geliştirdiği birkaç davranışa bakalım.
tahammülsüzlük: her an ulaşılabilir olmanın hoş bir şey olmadığının farkına vardık, bize verilen selamı istediğimiz zaman alma özgürlüğü hoşumuza gitmişti. gerçek zamanlı bir iletişimdense sıra tabanlı bir iletişimi yeğlemiştik.
hızlı tüketim alışkanlığı: iletişimi de diğer her şey gibi hızlı tüketmeye alıştık, bir el hareketi ile dünyadaki yüzlerce fikire erişebiliyor onları çekirdek çitler gibi okuyabiliyorduk. dolayısıyla bir kişi ile iletişmekten ziyade tüm dünya ile iletişmek daha makul oldu. fakat koca bir kase çekirdeği çitlemek gibiydi bu, aralarında illa ki tadı acı olan vardı ve bu yediğimiz onca tatlı çekirdeğin tadını alıp götürüyordu. bu noktada da bize duymak istediğimizi söyleyen topluluklara dahil olmaya başladık. fakat bu topluluklar da kâr etmedi.
beğenilme/takdir edilme/üstün görülme: zaman zaman bir profil fotoğrafının arkasına sığınıp dilediği şeyleri yazan birinin yazdıklarını okuyor ve sinirleniyoruz, ardından belki içimizden belki dışımızdan laf ediyor/küfrediyoruz. bunu neden yapıyoruz? çünkü bir geri dönüşü yok, çünkü o kişiyi o an zihnimizde devasa bir gübre topu olarak hayal ediyoruz, o kişi gerçek bir insan değil. bütün kötü şeyleri ona yakıştırıyor, böylece o profil fotoğrafını* yererken kendimizi de gizliden övmüş oluyoruz.
şimdi bu üç ilkeye bakarak konuşalım, clubhouse neye karşılık geliyor?
hızlı tüketimi kolaylaştırıyor belki bir nebze.
peki tahammül? iletişimi gerçek zamanlı bir eylemden sıra tabanlı bir eyleme çevirmişken clubhouse alıyor bunu gerisin geri gerçek zamanlı bir eyleme çeviriyor. bu ne kadar mantıklı?
peki sizce cidden başkalarının ne düşündüğünü bu kadar önemsiyor muyuz? ben söyleyeyim, hayır. önemsediğimiz şey başkalarının fikrini okuyup onların ne kadar aptal olduğuna kanaat getirmek.
ayrıca siz zannediyor musunuz ki içeri giren herkes kültür orgazmı yaşıyor? ülke ne ise clubhouse da o*. kişi sayısı azken bir nebze göze batmıyorken sayı arttıkça toplumun ortalaması orada da karşılığını bulacak, belki de buldu bile. günlük hayatta sokakta-iş yerinde-çarşı pazarda tahammül edemediğiniz insanlar ses dalgasına dönüşüp evinize giriyor*. üstelik gübre topu olarak hayal edebileceğinizden fazla gerçekler. dolayısıyla bu uzun vadede can sıkıcı. üstelik günlük hayatta evinize kaçarak bunlardan kurtulabiliyorken bu uygulamada o da mümkün değil. tek çözüm uygulamayı kapatmak.
clubhouse pandemideki iletişim yoksunluğunun dijital, geçici bir çözümünden ibaret. pandemiden sonra rağbet göreceğini sanmıyorum. ha görürse de %95'i reel tinder, %4'ü birbirine şov yapma peşinde olan herbokolog tayfa*, %1'i de arkadaş grupları olmak üzere varlığını sürdürür.
sosyal medya platformlarının gelişimine bakarak geleceğin nasıl olabileceğini aşağı yukarı kestirebiliriz. insanlar yarattığı sanal karakterler ile alter egolarını dışavurmayı sevdiler. yarattıkları bu personalar da hayallerindeki* mesleğe, tipe, sese, karaktere sahip. onda gerçekten kendilerinden bir parça olmasını isteyeceklerini sanmıyorum, en azından gidişat bunu gösteriyor.
işbu giriyi okuyan kişi: sen, evet evet sen, ordaki, hey görebiliyorum seni. bunlar dümdüz bir internet kullanıcısının yorumu haberin olsun, psikoloji msikoloji hak getire, dümdüz insan yorumu.
başta yüz yüze konuşuyorduk. üstümüzü başımızı tiril tiril giyinip çıkardık sokağa, birini gördüğümüz an selam verirdik muhabbet başlardı.
sonra hayatımıza telefon girdi, birine selam verebilmek için o kişinin bizim konuşma talebimizi kabul etmesi gerekiyordu artık. konuşma sırasında ise yüz yüze konuşurkenki alışkanlıklarımız aynen devam ediyordu. kıyafetlerimize ihtiyacımız yoktu ama artık. pijamalarımızla bile konuşabiliyorduk.
hemen akabinde "mesajlaşma/chatleşme" girdi hayatımıza. biri ile konuşmak için ondan izin alma fikri diyaloğun iki tarafında bulunan kişileri psikolojik olarak alt-üst ilişkisine sokuyordu. bu rahatsız ediciydi dönem gençleri için. fakat mesajlaşmada böyle bir şey yoktu, direkt gönderiyordun ve karşıdaki istemese de alıyordu bu mesajı. bu yöntemin güzel bir diğer yönü de o anda bir fikir üretip hemen konuşma zorunluluğun olmamasıydı, sabah gelen bir mesaja ne cevap yazacağını akşama kadar düşünebiliyordun.
ardından bu mesajlaşma işi herkesin çok hoşuna gitti, mahalledeki arkadaş ortamlarını neredeyse tamamen buraya taşımıştı artık gençler. fakat sistem toplu mesajlaşmaya/paylaşıma müsait değildi ve ilk toplu paylaşım mecraları ortaya çıkmaya başladı.
tam bu noktada ikiye bölünme oldu: grupça konuşmak ve toplu paylaşım yapmak. konuşma kısmı bugünün whatsapplarına/telegramlarına kadar evrilirken diğer kısım facebook ve instagram olarak kendini öne çıkardı.
bu sırada bir şeyi toplu olarak konuşma fikri gelişti, neden tanımadığın insanlarla da konuşmayasın, mahalledekileri arkadaşlarının da ötesindekilerle? işte bu noktada özellikle twitter gibi mecralar öne çıktı. ana tema fikir paylaşmaktı, o fikir etrafında ülkenin dört tarafındaki insanlarla toplanabiliyor ve fikir alışverişinde bulunabiliyordun.
iletişimin gelişme aşamalarına bakarak insanın bunlara tepki olarak geliştirdiği birkaç davranışa bakalım.
tahammülsüzlük: her an ulaşılabilir olmanın hoş bir şey olmadığının farkına vardık, bize verilen selamı istediğimiz zaman alma özgürlüğü hoşumuza gitmişti. gerçek zamanlı bir iletişimdense sıra tabanlı bir iletişimi yeğlemiştik.
hızlı tüketim alışkanlığı: iletişimi de diğer her şey gibi hızlı tüketmeye alıştık, bir el hareketi ile dünyadaki yüzlerce fikire erişebiliyor onları çekirdek çitler gibi okuyabiliyorduk. dolayısıyla bir kişi ile iletişmekten ziyade tüm dünya ile iletişmek daha makul oldu. fakat koca bir kase çekirdeği çitlemek gibiydi bu, aralarında illa ki tadı acı olan vardı ve bu yediğimiz onca tatlı çekirdeğin tadını alıp götürüyordu. bu noktada da bize duymak istediğimizi söyleyen topluluklara dahil olmaya başladık. fakat bu topluluklar da kâr etmedi.
beğenilme/takdir edilme/üstün görülme: zaman zaman bir profil fotoğrafının arkasına sığınıp dilediği şeyleri yazan birinin yazdıklarını okuyor ve sinirleniyoruz, ardından belki içimizden belki dışımızdan laf ediyor/küfrediyoruz. bunu neden yapıyoruz? çünkü bir geri dönüşü yok, çünkü o kişiyi o an zihnimizde devasa bir gübre topu olarak hayal ediyoruz, o kişi gerçek bir insan değil. bütün kötü şeyleri ona yakıştırıyor, böylece o profil fotoğrafını* yererken kendimizi de gizliden övmüş oluyoruz.
şimdi bu üç ilkeye bakarak konuşalım, clubhouse neye karşılık geliyor?
hızlı tüketimi kolaylaştırıyor belki bir nebze.
peki tahammül? iletişimi gerçek zamanlı bir eylemden sıra tabanlı bir eyleme çevirmişken clubhouse alıyor bunu gerisin geri gerçek zamanlı bir eyleme çeviriyor. bu ne kadar mantıklı?
peki sizce cidden başkalarının ne düşündüğünü bu kadar önemsiyor muyuz? ben söyleyeyim, hayır. önemsediğimiz şey başkalarının fikrini okuyup onların ne kadar aptal olduğuna kanaat getirmek.
ayrıca siz zannediyor musunuz ki içeri giren herkes kültür orgazmı yaşıyor? ülke ne ise clubhouse da o*. kişi sayısı azken bir nebze göze batmıyorken sayı arttıkça toplumun ortalaması orada da karşılığını bulacak, belki de buldu bile. günlük hayatta sokakta-iş yerinde-çarşı pazarda tahammül edemediğiniz insanlar ses dalgasına dönüşüp evinize giriyor*. üstelik gübre topu olarak hayal edebileceğinizden fazla gerçekler. dolayısıyla bu uzun vadede can sıkıcı. üstelik günlük hayatta evinize kaçarak bunlardan kurtulabiliyorken bu uygulamada o da mümkün değil. tek çözüm uygulamayı kapatmak.
clubhouse pandemideki iletişim yoksunluğunun dijital, geçici bir çözümünden ibaret. pandemiden sonra rağbet göreceğini sanmıyorum. ha görürse de %95'i reel tinder, %4'ü birbirine şov yapma peşinde olan herbokolog tayfa*, %1'i de arkadaş grupları olmak üzere varlığını sürdürür.
sosyal medya platformlarının gelişimine bakarak geleceğin nasıl olabileceğini aşağı yukarı kestirebiliriz. insanlar yarattığı sanal karakterler ile alter egolarını dışavurmayı sevdiler. yarattıkları bu personalar da hayallerindeki* mesleğe, tipe, sese, karaktere sahip. onda gerçekten kendilerinden bir parça olmasını isteyeceklerini sanmıyorum, en azından gidişat bunu gösteriyor.
işbu giriyi okuyan kişi: sen, evet evet sen, ordaki, hey görebiliyorum seni. bunlar dümdüz bir internet kullanıcısının yorumu haberin olsun, psikoloji msikoloji hak getire, dümdüz insan yorumu.
devamını gör...
günaydın sözlük
gününüz aydın olsun sevgili sözlük ahali.*
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
odamda biraları yuvarlamak.
devamını gör...
cesaret beşlisi
bir michel faber romanıdır.
müzik insan doğasının ayrılmaz bir parçası. müziksiz bir hayat düşünülemez ama bu romanda o kadar fazla müzik var ki okuduktan sonra bir süre müzik dinlememeyi bile düşündüm. yoruldum müzikten. belki daha profesyonel bir müzik bilgisine sahip olsam kitap beni daha çok içine alırdı ama alamadı asla.
inziva köşesi bir evde, ormanın içinde hepsi kendi travmasını yaşayan bir beşlinin üyelerinin hikayesi bu. hepsi kendi derdine düşmüşken bir de çok zor bir parça üzerinde çalışmak ve birbirleriyle ve onlara yardım etmek üzere gelip giden insanlarla uzlaşmak zorundalar sürekli.
genlerinde intihar eğilimi olduğunu düşünen ve sürekli aklında bir urganla dolaşan bir kadın, her şeyi yönetmek için iyi niyetli bir çaba içinde olan bir adam, kendimi yemek yemeye adamış bir başka adam, cinsel geriliminin esiri olmuş bir diğeri ve sırtına sardığı bebeğiyle özgür bir kadın olan bir başkası.
belki siz okuduğunuz zaman benim aldığımdan daha büyük bir keyfi alırsınız. iyi yazılmış ama benim etkilemekten çok uzak bir romandı.
müzik insan doğasının ayrılmaz bir parçası. müziksiz bir hayat düşünülemez ama bu romanda o kadar fazla müzik var ki okuduktan sonra bir süre müzik dinlememeyi bile düşündüm. yoruldum müzikten. belki daha profesyonel bir müzik bilgisine sahip olsam kitap beni daha çok içine alırdı ama alamadı asla.
inziva köşesi bir evde, ormanın içinde hepsi kendi travmasını yaşayan bir beşlinin üyelerinin hikayesi bu. hepsi kendi derdine düşmüşken bir de çok zor bir parça üzerinde çalışmak ve birbirleriyle ve onlara yardım etmek üzere gelip giden insanlarla uzlaşmak zorundalar sürekli.
genlerinde intihar eğilimi olduğunu düşünen ve sürekli aklında bir urganla dolaşan bir kadın, her şeyi yönetmek için iyi niyetli bir çaba içinde olan bir adam, kendimi yemek yemeye adamış bir başka adam, cinsel geriliminin esiri olmuş bir diğeri ve sırtına sardığı bebeğiyle özgür bir kadın olan bir başkası.
belki siz okuduğunuz zaman benim aldığımdan daha büyük bir keyfi alırsınız. iyi yazılmış ama benim etkilemekten çok uzak bir romandı.
devamını gör...
demirleme etkisi
anchoring bias
odaklanma etkisi olarak da geçer.
insanlar, özellikle de rakamlar söz konusu olduğunda, duydukları ilk bilginin doğru olduğuna inanmaya ya da bu bilgiyi temel olarak kabul etmeye daha meyilli oluyorlar.
bizimle paylaşılan ilk bilgi aklımıza demirlenmiş oluyoruz nasıl mı?
bir deneyde insanlardan sosyal güvenlik numaralarının son iki hanesini söylemeleri istenmiş. daha sonra kendilerine ürünler gösterilmiş. kitap, şarap, bilgisayar parçası gibi. sosyal güvenlik hanesinin son iki rakamı 12 olan kişiye bu ürünlere 12 dolar ödeyip ödemeyeceğini sormuşlar. son iki hanesi daha yüksek rakam olanlar ürünlere daha fazla ücret ödeyeceğini söylemişler. bu deney'e göre tamamen rastgele sayılarda bile demirleme etkisi ortaya çıkabiliyor diye gösteriliyor.
ve tabii ki bu psikolojik yanılgı bir pazarlama stratejisi olarak kullanılıyor. farketmiyoruz ama alışveriş yaparken görülen indirimli fiyatlar üzerinden etki altında kalıyoruz. bir ürünün indirimde olduğunu gördüğünüzde, ürün fiyatının yanında indirimden önceki fiyatı da yazıyorsa o ürünü satın almaya daha meyilli oluruz. ilk fiyatı gördüğümüzde demirleme etkisi işlemeye başlıyor.
ilk bilgi her zaman doğru değildir. ne olursa olsun doğruluğu muhakkak araştırılmalı.
odaklanma etkisi olarak da geçer.
insanlar, özellikle de rakamlar söz konusu olduğunda, duydukları ilk bilginin doğru olduğuna inanmaya ya da bu bilgiyi temel olarak kabul etmeye daha meyilli oluyorlar.
bizimle paylaşılan ilk bilgi aklımıza demirlenmiş oluyoruz nasıl mı?
bir deneyde insanlardan sosyal güvenlik numaralarının son iki hanesini söylemeleri istenmiş. daha sonra kendilerine ürünler gösterilmiş. kitap, şarap, bilgisayar parçası gibi. sosyal güvenlik hanesinin son iki rakamı 12 olan kişiye bu ürünlere 12 dolar ödeyip ödemeyeceğini sormuşlar. son iki hanesi daha yüksek rakam olanlar ürünlere daha fazla ücret ödeyeceğini söylemişler. bu deney'e göre tamamen rastgele sayılarda bile demirleme etkisi ortaya çıkabiliyor diye gösteriliyor.
ve tabii ki bu psikolojik yanılgı bir pazarlama stratejisi olarak kullanılıyor. farketmiyoruz ama alışveriş yaparken görülen indirimli fiyatlar üzerinden etki altında kalıyoruz. bir ürünün indirimde olduğunu gördüğünüzde, ürün fiyatının yanında indirimden önceki fiyatı da yazıyorsa o ürünü satın almaya daha meyilli oluruz. ilk fiyatı gördüğümüzde demirleme etkisi işlemeye başlıyor.
ilk bilgi her zaman doğru değildir. ne olursa olsun doğruluğu muhakkak araştırılmalı.
devamını gör...
piç
hakan günday'ın dört arkadaşın hayatını anlattığı kitabı. ilk cümlesi de gayet etkileyicidir. "insanlık, kendini öldüren ilk insan tarafından ihanete uğramıştır."
hakan.
devamlı hikayeler anlatır ve bu hikayelerin önceden okuduğu kitaplar olduğunu söyler. aslında hepsini kafasından uydurmaktadır ama kimse ondan şüphe duymaz, inanırlar. çünkü piçler her şeyi çok irdelemez.
cenk.
hayatındaki en önemli varlığı üstünde hayata göndermelerin olduğu tişörtleridir.
barbaros.
birleşmiş milletler genel sekresi olmak gibi bir hayale sahip piç.
afgan.
hayatında sadece bir kadına aşık olmuştur.
piç kimdir?
hayatı akışına bırakmış günü gününe yaşayan insanlar. son paralarıyla sigara ve alkol alıp nerde yatacaklarını sonra düşünen, çoğunluğu aşka inanmayan, beğendiği kadın kim olursa olsun elde etmek için elinden geleni yapan, serseri gibi görünseler de aslında kötülük bile yapamayacak kadar bu dünyadan bıkmış ve yaşamaktan yorulmuş insanlar piçler. kendilerini tanımladıkları bu kelime gerçek anlamıyla örtüşmese de hepsinin babasıyla bir derdi vardır. su yerine içki içip hayatla dalga geçerken de aynı anda büyük içsel bunalımlar yaşayabilirler. değişik ve ilginç insanlardır.
kitap akıcı olsa da yazarın en beğendiğim kitapları arasına giremedi malesef. benim için sıralama şu şekilde; daha, az, kinyas ve kayra . okumayı düşünenler daha ile başlayabilir.
şuraya birkaç alıntı da bırakalım sizler için. *
tanıdıkları insanlara yeterince borçları vardı. bir de hayata borçlanmak istemediler. onun için aldıkları her nefesi geri verdiler.
syf. 17
pahalı saatler takan insanların zamanları değerlidir.
syf. 29
bazen dünyanın bir kasa olduğunu düşünüyorum. tanrı'nın parasını sakladığı bir kasa. para biriminin insan olduğu bir evrendeki küçük bir kasa. tanrı'nın paraya ihtiyacı olduğu zaman büyük savaşlar, felaketler, ölümler oluyor. ölenler harcanıyor. kalanlarsa faiz yaratmak için ürüyor.
syf. 38
hakan.
devamlı hikayeler anlatır ve bu hikayelerin önceden okuduğu kitaplar olduğunu söyler. aslında hepsini kafasından uydurmaktadır ama kimse ondan şüphe duymaz, inanırlar. çünkü piçler her şeyi çok irdelemez.
cenk.
hayatındaki en önemli varlığı üstünde hayata göndermelerin olduğu tişörtleridir.
barbaros.
birleşmiş milletler genel sekresi olmak gibi bir hayale sahip piç.
afgan.
hayatında sadece bir kadına aşık olmuştur.
piç kimdir?
hayatı akışına bırakmış günü gününe yaşayan insanlar. son paralarıyla sigara ve alkol alıp nerde yatacaklarını sonra düşünen, çoğunluğu aşka inanmayan, beğendiği kadın kim olursa olsun elde etmek için elinden geleni yapan, serseri gibi görünseler de aslında kötülük bile yapamayacak kadar bu dünyadan bıkmış ve yaşamaktan yorulmuş insanlar piçler. kendilerini tanımladıkları bu kelime gerçek anlamıyla örtüşmese de hepsinin babasıyla bir derdi vardır. su yerine içki içip hayatla dalga geçerken de aynı anda büyük içsel bunalımlar yaşayabilirler. değişik ve ilginç insanlardır.
kitap akıcı olsa da yazarın en beğendiğim kitapları arasına giremedi malesef. benim için sıralama şu şekilde; daha, az, kinyas ve kayra . okumayı düşünenler daha ile başlayabilir.
şuraya birkaç alıntı da bırakalım sizler için. *
tanıdıkları insanlara yeterince borçları vardı. bir de hayata borçlanmak istemediler. onun için aldıkları her nefesi geri verdiler.
syf. 17
pahalı saatler takan insanların zamanları değerlidir.
syf. 29
bazen dünyanın bir kasa olduğunu düşünüyorum. tanrı'nın parasını sakladığı bir kasa. para biriminin insan olduğu bir evrendeki küçük bir kasa. tanrı'nın paraya ihtiyacı olduğu zaman büyük savaşlar, felaketler, ölümler oluyor. ölenler harcanıyor. kalanlarsa faiz yaratmak için ürüyor.
syf. 38
devamını gör...
çocukluktan kalma alışkanlıklar
kendi kendine konuşmak
içinden oyuncak çıkan çikolataları, sakızları almak
simli kalemler kullanmak.
içinden oyuncak çıkan çikolataları, sakızları almak
simli kalemler kullanmak.
devamını gör...
alıngan erkek çekiciliği
en sevmediğim.
alıngan insanı komple sevmem.
sevmem derken, sevdiğim alıngan yengeçler var ama yenilerini ister miyim, hayır.
alınmayın arkadaş.
ben bilakis alıngan olmayan, her denilende bir şey aramayan, keyif almaya yer arayan, insanı çekici buluyorum. yanında durasım, onunla keyif alasım geliyor hayattan.
ölümlü dünya, alınmayın lütfen.
benden alınan varsa, kusura bakmasın.
alıngan insanı komple sevmem.
sevmem derken, sevdiğim alıngan yengeçler var ama yenilerini ister miyim, hayır.
alınmayın arkadaş.
ben bilakis alıngan olmayan, her denilende bir şey aramayan, keyif almaya yer arayan, insanı çekici buluyorum. yanında durasım, onunla keyif alasım geliyor hayattan.
ölümlü dünya, alınmayın lütfen.
benden alınan varsa, kusura bakmasın.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
vay arkadaş; senpolitbaskıcıbizmutsuz kardeşimizin, geçen hafta türküleri satması ve yakması sonrasında halen yayına ses kaydı yollayanları görünce tabiri caizse kabuğumda ters döndüm. bu program, artık bir polit büro projesidir. yoldaş kızıl öfke benjamin'in, sözlük ahalisinin dikkatlerini başka yöne kaydırıp, yapacağı asimetrik psikolojik operasyonları gölgelemek için kullandığı bir perdedir. zaten geçen hafta punduna getirildik. yayın, yoldaşın sesli mesajı ile kapandı. demir yumruğun ineceğini oradan anlamalıydık. zaten nükleer güdümlü benjamin'in ses kaydı göndereceğini biliyor olsak, bizler ses kaydı yollamazdık ama olan oldu. birde konsept olarak neşeli şarkılar seçilmiş. son mesaj yine yoldaşın olacaktır ve neşemize neşe katılacaktır (!) uyan ey ahali sözlükte sessiz ve derinden bir darbe yaşanıyor. vur patlasın çal oynasın ile bunları gözümüzden kaçıramazsınız. büyük resmi görüyoruz biz ne haber? *
yayının hepiniz için güzel geçmesini dilerim. keyfiniz daim olsun. umarım dinleyebiliriz...
yayının hepiniz için güzel geçmesini dilerim. keyfiniz daim olsun. umarım dinleyebiliriz...
devamını gör...
uzaylılar müslüman mı sorusu
uzaylıları bulalım hele dinlerini sonra sorarız be ya.
devamını gör...
troll başlık açmışken entel tanımına gelen beğeni
tokat gibi yüzünüze çarpar efendim. kendine gel dedirtir.
devamını gör...
anasının babasının ilgilenmediği çocuklar
çok zor bir çocukluk geçirir. devamlı travmalarla seneler ziyan olur.
devamını gör...
judith leyster
1609 - 1660 yılları arasında yaşamış flaman ressam. genellikle portreler ve still life resimleri yapmıştır.
yaşadığı dönemde eserleri saygı görmüş olmasına rağmen, ölümünden sonra kendisi neredeyse unutulmuş ve eserleri genellikle kocasına ya da frans hals'a atfedilmiştir. hatta ölümünden önce bile bunun yapılıp hakkının yendiği söyleniyor. 19. yüzyılda ise yeniden hatırlanmış, hak ettiği değeri görmeye başlamıştır.
leyster'in hayatıyla ilgili çok kesin bilgiler yok. resim yapmaya babası iflas ettikten sonra aileye destek olmak için başladığı düşünülüyor. bilinen ilk eseri ise 1629 yılına dayanıyor. 1633 yılında haarlem guild of st. luke sanatçı grubunun bir parçası olmuştur. bazı kaynaklara göre leyster, bu gruptaki ilk kadın sanatçıdır.
1636'da kendisi gibi ressam olan jan miense molenaer ile evlendi.
çoğunlukla (en fazla üç tane) neşe saçan figürden oluşan, düz bir arka planda gösterilen portre benzeri tür sahnelerinde* uzmanlaşmıştır. çocukları ve sarhoş erkek figürlerini resimlerinde sık sık kullanırdı. leyster, özellikle domestic, ev ortamını anlatan tür resimlerinde epey yenilikçiydi. bunları bir kadının bakış açısından anlattığı için çağdaşlarından çok farklıydı. genellikle mum veya lamba ışığında, evdeki kadınların sessiz sahneleri şeklinde resmediyordu.
self portrait

laughing children with a cat

the proposition

a game of cards
yaşadığı dönemde eserleri saygı görmüş olmasına rağmen, ölümünden sonra kendisi neredeyse unutulmuş ve eserleri genellikle kocasına ya da frans hals'a atfedilmiştir. hatta ölümünden önce bile bunun yapılıp hakkının yendiği söyleniyor. 19. yüzyılda ise yeniden hatırlanmış, hak ettiği değeri görmeye başlamıştır.
leyster'in hayatıyla ilgili çok kesin bilgiler yok. resim yapmaya babası iflas ettikten sonra aileye destek olmak için başladığı düşünülüyor. bilinen ilk eseri ise 1629 yılına dayanıyor. 1633 yılında haarlem guild of st. luke sanatçı grubunun bir parçası olmuştur. bazı kaynaklara göre leyster, bu gruptaki ilk kadın sanatçıdır.
1636'da kendisi gibi ressam olan jan miense molenaer ile evlendi.
çoğunlukla (en fazla üç tane) neşe saçan figürden oluşan, düz bir arka planda gösterilen portre benzeri tür sahnelerinde* uzmanlaşmıştır. çocukları ve sarhoş erkek figürlerini resimlerinde sık sık kullanırdı. leyster, özellikle domestic, ev ortamını anlatan tür resimlerinde epey yenilikçiydi. bunları bir kadının bakış açısından anlattığı için çağdaşlarından çok farklıydı. genellikle mum veya lamba ışığında, evdeki kadınların sessiz sahneleri şeklinde resmediyordu.
self portrait

laughing children with a cat

the proposition

a game of cards
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. her yer bana gereksiz geliyor. sadece yatıp uyuyasım var kimse benden bir şey istemesin.
devamını gör...


