çok fazla cevabı vardır.

kimi insan seni küçük görür kimi insan senden korkar.
devamını gör...

dün dündür, bugün bugündür.
devamını gör...

gölgesinden başka sığınacak bir şeyi yoktu.
ismi lazım değildi.
güneşten ve diğer şeylerden korunurdu gölgesi sayesinde.
gölgesini almadan yanına bir adım dahi atmazdı dışarı.
hatta karanlıkta uyuyamazdı. illa ki gölge olmalıydı uyuması için. yatağına girdiğinde, dönerdi duvarına, duvara düşen kuş gölgesine bakarken konuşurdu onunla, konuşurken öylece dalardı uykuya.
rüyaları gölgeden ibaretti. gölgeli rüyalar şenlendirirdi uykularını.
devamını gör...

göldeki fincan takımı

babam ağlıyordu,zor duyulan bir sesle konuşuyordu:
- çok su içmiş,iftardan sonra.
bana söylenmiyor,anlamaya çalışıyorum, dört yaşındayım henüz. ölüm ne bilmiyorum.
babannemin yaşadığı eve gidiyoruz ahşaptan yapılmış çok da eski, merdivenleri çıktıkça gıcırdıyor.o, hep köşedeki camda oturur bir tanıdık gördüğünde seslenir.börek varsa -ki bu pul pul dökülen patriyot böreğidir- davet eder, çay koyarız ,hadi gel falanca, der. tombul yüzü beni görünce aydınlanır. bugün gözükmedi ama.
içeride bir sürü insan var,sedirler dolmuş kimi sandalye çekmiş oturuyor.yerde yatak,üstünde biri, beyaz çarşafın altında.
bakmak ister misin ona, diyor halam.çiçek desenli bir başörtü var kafamda,herkes öyle yapmış,başlar sarılı,dua okunuyor bir yandan ben de ellerimi açmışım.
eğiliyorum,bembeyaz bir yüz,zaten pamuk gibidir babannem. gözleri de kapalı,uyuyor mu,ne olmuş ki ona? tekrar örtülüyor çarşaf, yerde yatan beden boyunca.

babannem beğenmezmiş öyle her şeyi. bir keresinde büyük babam bir fincan takımı almış.bunları mı aldın ha! diye diye birer birer göle fırlatmış. (hayalimde tabakları birer frizbi gibi dalgalanarak havada uçuyor.)belki sular tamamen çekilirse bir gün ortaya çıkarlar ve herkes de fikrini söyleyebilir: onları çirkin yapan şeyi.
annemden gizli kahveyi tabağa döküp bana içirttiğini biliyorum ama hatırlamıyorum takımların neye benzediğini,zaten bunlar onun sevdikleri olmalı, ya da razı geldikleri.

beğenileri,sevmedikleri ve onları sevip özleyenlerle göçüp giderler ve bir gün geriye yalnızca anılar kalır.son anı da zihinlerden silindiğinde o kişi artık nerededir? bir hiçlikte mi?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yalnızca kıymetli keyfim böyle istediği için olmasın?
bununla birlikte sizin geceniz benim gündüzüm,sizin gündüzünüz benim gecemdir.
ek olarak sadece yöneticilerin isteğiyle değişiklik yaparım.
bir dahaki sefere gece görselleri için saat 22.00'yi,gündüz için de 10.00'u beklerim.
zamanı gelince"sözlüğün muhtarı"olan siz zat-ı şahanelerinden onay alıp devam ederim.
devamını gör...

gerçekleşmeden önce, üniversite harici alanlara yönelecek insanlara yönelik olarak halihazırdaki eğitim ve istihdam koşullarının düzeltilmesi ve geliştirilmesi gereken taleptir.
devamını gör...

maket bıçağı.
devamını gör...

şeref.izliktir. bir anımı aklıma getirdi başlık. 10-12 yıl olmuştur. ıki arkadaş antalya'ya otobüsle tatile gidiyoruz. beni zaten araba tutar. bunu bildiğim için, ilacımı içtim. hatta aralıklarla 3 tane içtim. ama allahın belası mide bulantımın önüne geçemedim. hazırlıklıyım bir yandan da, kusmaya karşı, siyah sağlam birkaç poşetim yanımda. ne kadar önlemeye çalışsam da kustum. poşete kustum tabi, hiçbir yeri kirletmedim. muavin sürekli cık cıklıyor. ben de istemem böyle olmasını ama oldu bir kere. yapacak bir şey yok, mecbur bitecek bu yol. yolun yarısını böyle bitirdik. molada, daha fazla midem bulanmasın diye tuzlu kreker dışında hiçbir şey yemedim. arkadaşım bu arada mide konusunda çok şanslı bir insan. en pis şeyde bile bulanmayan bir mideye sahip. inanılmaz! bu tabi rahatya mola yerinde yemek yicem dedi ve yedi. tekrar otobüse döndük. az biraz yol gitmiştik ki, arkadaşım olduğu gibi kendi üstüne başına kustu. ben kendimi bildiğim için tedarikliyim her zaman ve kusmamı kontrol edebiliyorum. ama o hayatında ilk kez midesi bulaşmış gibi, poşeti bekleyemedi bile. muavin çıldırmak üzere. tamam adamda haklı, saatlerce yolculuk yaptığın kapalı kutunun içinde birisinin kusması beni de rahatsız ederdi. ama napalım insanlık hali. sanki keyiften yapıyoruz. bu arada gideceğimiz yer terminal değil. bunu binerken de söyledik. ineceğimiz yerde haber vermesini rica ettik, tamam dedi. ıssız bir yolda adam dedi ki: sizin ineceğiniz yer burası. dedik ki:ıssız burası. daha şehir merkezi gibi bir yer olmalıydı. zaten yolun kalanını taksiyle devam edicez. ısrar etti, burası dedi. neyse indik. saat sabahın 5'i. taksi maksi yok. karşı da tek tük evler var, o tarafa gittik bir umut. yok her yer ıssız. yarım saat falan geçti, bir fırın, ekmek dağıtım arabası gibi bir araba gördük, durdurduk. sorduk gideceğimiz yeri. tabii ki şerefsiz bizi alakasız bir yerde indirmiş. sağ olsunlar ekmekçiler siz bekleyin taksi göndericez dediler ve gönderdiler de, gidilecek yere vardık nihayet. ama o gün, o bulantıyla çok iç açıcı küfürler bildiğimi keşfetmiştim.
devamını gör...

sivrisinekler'den korunmak önemli. off kullanabilirsiniz.
devamını gör...

susquehannock, conestoga. a.b.d'nin kuzey doğusunda yaşamış, iroquoi dili konuşan, nesli yok olmuş bir kabiledir.
eskiden, bugünkü new york, pennsylvania, maryland eyaletleri ve adları verilen susquehanna ırmağı civarında yaşamışlardır.
kabilenin kendilerine ne isim verdiği bilinmiyor. fransızlar, isveçliler, hollandalılar ve ingilizler başka isimlerle kaydetmişler. düşmanları powhatan'ların onlar için kullandığı bu kelimeyi ingiliz'ler yazmış ve böyle tanınmışlardır.
kürk ticareti için isveç'li tacirlerle anlaşmış bu yüzden ingiliz'lerle anlaşan iroquoi kabilelerinin saldırılarına uğramışlardır. büyük kayıplar verip, sayıları çok azalmışken, salgın hastalıklar yüzünden geri kalanlar ölmüştür.
sağ kalan son 300 civarı kabile üyesi, misyonerlere sığındı ve hristiyan olup barışa ermek istediler. gerçektende bir zaman huzura erdiler kimseyle savaşmadılar.
pontiac savaşı sırasında, savaşla hiç alakaları olmamasına rağmen, sadece kızılderili oldukları için, pennsylvania'da ırkçı beyazların saldırısına uğradılar ve katliam sonucu kabileden kimse kalmamıştır.
devamını gör...

insanlara güvenmemek.
devamını gör...

türk şiirinin anne kokulu dizelerinin şairi (bkz: didem madak)'ın her okunuşunda yutkunmayı zorlaştıran şiiri. telif hakları nedeniyle şiirin son bölümlerinden bir kesit paylaşıyorum.

--! spoiler !--

iki sigaram kaldı bu gece için
yüzyıl yetecek çocukluğum,
iki muhabbet kuşum,
biraz da ateşim var.
dua ediyorum ateşe
vazgeçsin diye beni yakmaktan bu gece
dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
aman umutsuz bir yer olmasın!

iki kendim varmış maviş anne
biri benmişim biri mutsuz
ben ölürsem maviş anne, mutsuz için
dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al.

ben ölürsem mutsuza iyi bak!

--! spoiler !--
devamını gör...

arjantinli yazar ve şair julio cortázar'ın salvo el crepúsculo isimli şiir koleksiyonun bir parçası olan şaheser. bildiğim kadarıyla şairin bu kitaptaki dilimize kazandırılmış olan tek şiiri ne yazık ki. le ceremonia gibi insanın ruhunu tamamen yakıp kavuran bir şiir yerine soluk bir alevi andıran bu ayrılık şiirini çevirmeyi tercih eden çevirmeni kınamakla beraber yine de çok güzel bir şiirdir bu. kitabın bende bulunan baskısında 23. sayfada yer alıyor. şiirin teması tamamen şairin aşk ve gitmek hakkındaki görüşleri ile tutarlı bundan ötürü şiir cortázar'ın bakış açısının oldukça iyi bir yansıması. bana gelince, şiir beni tutup 1950'lerin sonuna çekiştiriyor. montparnasse'da yağmur bastırmış ama ben ıslanma telaşesinden sıyrılmış ellerim ceplerimde yürüyorum yol boyu. şiirin sonunda geçen kahveden, o hak edilmiş ayrılığa şahit olan yerden çıkıp sokağa karışmışım yalnızca. hüsran yok ama rahatlatmamış beni, zaman hiç durmamış; cebimde yalnızca iki üç metelik, adımlarım koşarak geçip giden insanlara çarpmamak için bile duraksamıyor ama nereye yürüdüğümü de bilmiyorum. bu şiirin beni çekip götürdüğü yer şairin de şiirini yazdığı eski montparnasse ve yitip gitmenin karşı konulamaz bir hafifliğe dönüştüğü bir yer.


evrensel kusurluluk kuşkusuna katkıda bulunur
bana kalıt bıraktığın o kırılgan anı
aynalarla kirli tabaklar arasında bir yüz
güneşin ağulandığının, her bir buğday tanesinde
yıkımın silahının ırgalandığının kesinliğine
karşı savunur gelip çatan son saatimizin kırılganlığı
aslında aydınlıkta, sessizlik içinde geçirilmesi gerekmektedir


a la sospecha de imperfección universal contribuye este recuerdo que me legas, una cara entre
espejos y platillos sucios.
a la certidumbre de que el sol está envenenado,
de que en cada grano de trigo se agita el arma de la ruina, aboga la torpeza de nuestra última hora
que debió transcurrir en claro, en un silencio


söylenecek ne kaldıysa kaçınmadan söyleneceği yerde
ama hiç de böyle olmadı ve ayrıldık
tam da hak ettiğimiz gibi
kasvetli leş gibi bir kahve köşesinde
yanımız yöremiz kurtçuklarla sigara izmaritleriyle çevrilmiş
acınası öpücüklerimizi çöken geceye katarak


donde lo que quedaba por decir se dijera sin menguas. pero no fue así, y nos separamos
verdaderamente como lo merecíamos, en un café mugriento, rodeados de larvas y colillas,
mezclando pobres besos con la resaca de la noche.




devamını gör...

otarşi.
devamını gör...

buyrun benim. izlemedim efenim izlemeyi de düşünmüyorum. kafam yeterince dolu ekstra yerim yok maalesef.
devamını gör...

içgüdüsel olarak erkek kediler kızan zamanlarında işer ya da dışkılar..

dişi kediler ise çok rahatsız edici bir şekilde bağırırlar.

en temizi kısırlaştırma işlemidir, kafan ağrımaz.

kedi mutlu, sahibi mutlu gel keyfim gel.*
devamını gör...

mavinin ve yeşilin yoğun olan tüm tonları.
devamını gör...

her şeyden önemlisi mutlu ölmek isterim. hayatımda hiç olmadığım kadar mutlu... bu yüzden ölümüm denize bakan bir uçurumda olsun isterdim. ama katili 'ben' olmayayım.
devamını gör...

kur’an’da halden hale geçirilme ifadesi vardır. bunu hem madden hem de manen yorumlamak mümkün. ayrıca buradaki ve oradaki zaman ayrımı. dünya altı günde yaratıldı ayetinin önüne arkasına bir bakın, oradaki bir gün buradaki kaç zamanmış. şimdi dünyadaki uzun uzuuun zamanlar (bin yıllar) oradaki bir an’da oluyorsa herkes boşuna konuşuyor. akıl henüz tam kapasite çalışmıyor. bir kere hala konuşuyoruz telapatik bir düzeye geçemedik.

eski efsanevi uygarlıkların mesela mu kıtası ruhbanları, sümer tabletlerinde bahsi geçenler.. ya hu eskiden uçan tipler devler ışınlananlar maddeleri hareket ettirenler hikayeler bitmiyor. azıcık bir doğruluk içeriyorlarsa tüm tarih ve bilimsellik yerle bir. ha tam tersi gerçekten evrim varsa yobazlık hooop çöpe.

bence sağlama şart. hem tümevarım hem de tümdengelim yöntemi ile sorgulamak ve düşünmek gerek.

fıtrat yoktan varolmayı tanımlayan kavram. bir pıhtıdan yaratılma, rahim duvarına asılı kalma, ki burada not düşelim ana rahmi kainata benzer beyin de öyle, yani ana rahminde de bir evrim var doğada da ama insanı bundan ayıran şey ne? yeni nesillerin evrim gereği yirmilik dişlerinin çıkmıyor olmasını kabul edebiliriz ama evrim yok öyle mi? evrim teorisi adı üzerinde teori, her an yeni bir bilgi gelebilir. evrim bahsi geçtiğinde maymun değil de hem uzayda hem dünyada olmazsa olmaz değişim ve dönüşümden bahsedildiğini anlayabilsek belki de bir kaç yüz yıl idare eder bizi bu bilgi ne dersiniz? düşünmek ve sorgulamak bilmediğini bilmekle başlar. çok bilmişlik yerine az ve öz olan basit bilgilerle düşünmenin ne kadar değerli olduğunu anlamak pek çok bilinmez için kafidir.

sanırım insanın akledemediği şeylerden biri akıl kapasitesinin yetmediği konularda kesin yargılarla konuşmak. bunu yapmanın yanlışlığı da yine kur’an’da bahsi geçen önemli bir konudur.

bilim her an bir öncekini yıkarak yeni bir kanıtla geliyor. din ise uyarıcı bir kitap olduğu vurgusu yapılmasına, sürekli akledin üzerine düşünün denmesine rağmen ne yazıyorsa odur algısına sıkışıyor ya da yobazların elinde haklar ve yasaklar kitabı muamelesi görüyor. hele kadın bahsi geçince çok celalleniyorum. ya hu kutsal kitaplar insan içindir, nefsi yenip kamil olma yolunu gösteren bir uyarıcı kitaptır. bunu sağlayacak yaşam felsefesini anlamak ve uygulamak herkesin kendi tercihidir. biyoloji bilmeden, insanın aynı anda iki cinsiyetin de özelliklerini kendi içinde taşıyor olmasına dair gerekli bilgileri toplamadan öldürülmesi dövülmesi gerekeni içinde değil de dışında aramak nasıl bir egonun ürünüdür bilemiyorum. zaten o yüzden olacak ki eskiden belli bir düzeye gelmeyen belli sınavları geçemeyenlere kutsal bilgiler öğretilmezmiş.

neyse mevzuya dönersek tüm kainatı içinde barındırdığına inandığımız bir kutsal kitabı, kainata dair henüz burnumuzun ucunu (arkeoloji tarihi kaç bin yıllık? dünyadan bilim insanları uzayın ne kadarını görüyor?)bile göremiyorken anladığımızı iddia etmek, bu kadar büyük bilmişlik ya da tam tersi bilimin yarın ne diyeceğini bilmeden kitapla ortak bir zeminde buluşamayacağı yargısı. bilemiyorum çok bilgi girişinden beyinler error veriyor olabilir mi acaba? şu ilk başta bahsettiğimiz halden hale geçişi şahsınızı ilgilendiren mikro düzeyde ve manen ele alırsak aman diyim dikkat edin. aşağılara düşmeyin. *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim