bu platformda güzel vakitler geçirmeme katkıda bulunan, alkolsuz kafa olmamı sağlayan, bir türlü nicki'ni telafuz edemeyip cabbar dediğim, 100 miyon bana çıktığı zaman hayatına el atacağım nadide yazar tanesi.
devamını gör...

para olan milyarsa değerlidir, dolar olan milyarsa daha değerlidir.
devamını gör...

cep telefonları ilk çıktığında, her mesaja 2 kontör giderdi. 'çağrı atmak' yerine göre nasılsın, seni düşünüyorum, iyi geceler, günaydın gibi anlamlara gelirdi.
devamını gör...

forma derken, beşiktaş forması varsa ben varım.

bu başlığı açabilen yazar yazım hatalarından şikayetçi.
allah'ım tamam, sınandık artık pes, alabilirsin bunları.
devamını gör...

demokrasinin açıkları olduğunu ve eğitimsiz halkın demokrasi nedeniyle büyük zararlar göreceğini düşünmesi nedeni ile yaptığı eylemdir.
en bilindik eleştirisi şu şekildedir.

"eğer ki deniz yoluyla bir yolculuk yapmak isteseydin, geminin kontrolünün kimde olacağına nasıl karar verilmesini isterdin? rastgele ve herhangi bir grup insan tarafından mı, yoksa deniz seyahatleri konusunda deneyimli, bilgili ve eğitimli insanlar tarafından mı?

ademantus'un cevabı çok açıktır: elbette ki ikincisi! sokrates'in buna cevabı ise şu şekildedir:

peki bu durumda nasıl olur da, bir ülkedeki yetişkin insanların rastgele ve herhangi bir grubunun bir ülkeyi kimin yöneteceğine karar verebilecek donanımda olduğunu düşünebilmekteyiz?"
devamını gör...

(bkz: emekliye zam müjdesi)
devamını gör...

ilk olarak mavi'yi izleyip bir ciğer feda ettiğimden mütevellit diğer iki filmini izleyemediğim üçlemedir. mavi gerçekten çok etkileyici bir filmdir. bir insanın kaybını, yas sürecini ve içine düştüğü o garip karanlığı, orada kendini nerelere vurduğunu ve oradan çıkma çabasını inanılmaz başarılı bir biçimde anlatıyor. sarsıcı ama bir yandan da çok zenginleştirici bir film. film bittiğinde boğazımda koca bir yumru ile kalkmıştım, ama şahit olmaktan son derece memnundum da hikayeye. filmin en az kendisi kadar etkileyici müzikeri de var. hazır olduğum bir vakit üç filmi de izlemek istiyorum peş peşe günlerde.
devamını gör...

zarfına el değdirmeden, gelişmiş teknolojik yöntemlerle dış kısmından ve açılmadan okunan, rönesans dönemine ait olan mektup.

mektup, x ışını dediğimiz elektromanyetik dalgaların kullanıldığı bir yöntemle, zarfına el değdirilmeden okunmuş. elbette bir kenarından yırtılabilirdi ancak bu da mektuba zarar vereceği ve belki de okunmasını tamamen engelleyeceği için tercih edilmeyen bir yöntem.

mektubun jacques sennacques adlı bir adam tarafından pierre le pers adlı kuzenine gönderildiği ve 31 temmuz 1697'de yazıldığı görülmüş. içeriği pek de ilginç değil; bir defin izni isteğiymiş.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(görsel, webtekno. com'dan alıntıdır.)

***

bu güzel bilgi için urlalı'ya teşekkür ediyorum.
devamını gör...

bu sabah aldığım en güzel haberdir. (umarım köstek olmak için bir şey yapmazlar.)

ve gençler! kimin yanınızda, kimin karşınızda olduğunu unutmayın!
devamını gör...

t: akıldan çıkmayan aksiyon veya korku dolu anımızı merak eden başlık. toplanın dostlarımm. büyük bir zevkle anlatmaya başlıyorum:

lise son'dayız. temel lise olduğu için okul küçük, o gün üniversite sınavındaki bir değişiklikle ilgili haber alıyoruz. zaten her gün 9 saat ders, 2 saat soru çözümü derken 11 saat ders çalışmaktan gına gelmiş. müdüre ailemizi aramasını ve eve gitmek istediğimizi söylüyoruz bir türlü izin vermiyor. bilendik ama o gün illa o okuldan çıkacağız. bir de sigara içenler için bir teneffüs belirlenirdi ve o saatte içmeye çıkarlardı. onlar geri okula dönerken bir kalabalık oldu, biz o kalabalıktan faydalanarak okulun çıkış kapısına kadar geldik fakat müdür var ve çıkmamızın imkanı yok. girişte de bir masa var, 3 arkadaş masanın altına saklandık, müdür yardımcısının gitmesini bekliyoruz* bir de lise lise değil hapishane resmen, müdür kapıdan ayrılsa, müdür yardımcısı var, hizmetliler var, güvenlik de cabası.

neyse, bomba kısma geliyorum. hoca masanın önünde duruyor biz de arkasında saklanıyoruz. sağ olsun hizmetliler bizi gizledi, ispiyonlamadılar. bir de birisi diyor ki ''müdür yardımcısı geliyor sakın ses çıkarmayın.'' o dakikalar nasıl geçti ve hoca bizi nasıl yakalamadı cidden bilmiyorum. en son hoca ayrılırken hemen haber verdi ve olduğumuz yerden pıt pıt çıkarak okuldan ayrılmıştık. eh hocam, düzgünce izin isterken vermezseniz kendi çapımızda böyle aksiyon yaşar ve yaşatırız biz de.
devamını gör...

kopan ip bağlanabilir yeniden
tutar tutmasına ama
kopmuştur işte bir kere
belki karşılaşırız yine
ama orda
beni terkettiğin yerde
bulamazsın beni bir daha

bertolt brecht
devamını gör...

kendisinde olmayan özellikleri bile kendisinde varmış gibi hisseden ve bunu lanse etmekten çekinmeyen kişiye megolaman denir. bu özelliklerini daha çok söylediğinde buna inancı daha artmaktadır ve egonun çok çok üstünde bir davranışa sebebiyet verir.

(bkz: megolamani) olarak tıbbi bir hastalık terimidir. kendini beğenmişlik olarak da lanse edilir. fakat, bu çok hafif bir tasvir olacaktır. kendini her şeyden ve herkesten üstün görme. kendini sürekli övme ve ön planda gösterme hastalığı gibi öne çıkartan belirtileri vardır.

sıra dışı bir pozitif etkisi iş hayatında gerçekleşmektedir. bir çok araştırmada bu kişilerin iş hayatında başarılı olduklarını saptamışlardır. fakat, gösterdiği tavırlar ve davranışlar ile sosyal hayatında ciddi sıkıntılar yaşarlar. arkadaş, dost, sevgili edinmekte zorlanırlar ve yalnızlık makus kaderleri olacaktır. bunun bir hastalık olarak anılmasının en büyük sebebi ise zamanla insanı fazlaca yıpratmasıdır.

yine bir takım araştırmalarda bu kişilerin bazı konularda ciddi yetenekleri olduğu ve bundan doğan takdir görme ve üstünlük sağlayabilme duygularıyla yüzleşmesi başlangıç noktası olmaktadır. bunu daha çok sanatçılarda ve ünlülerde görebilirsiniz. bir konuda yetenekli ama çok daha fazlasını iddia eden, öyle gösteren ve kendini önceleyen tavırlar sergileyen kişiler olarak sınıflandırılabilir.

en basit tabirle egonun çığır aşmış boyutu, mütevaziliğin tam tersidir.
devamını gör...

ingilizce bir kelime olup ; bazı asya ülkelerinde kaşık ya da çatal yerine kullanılan yemek çubuklarına verilen ad. japoncası waribashi’dir. kimileri hashi de der.birçoklarına göre eski çin’de icat edildiği düşünülmektedir ama bu konuyla ilgili kesin bir bilgi yoktur. odundan, altından, gümüşten, fildişinden, bambudan ya da plastikten yapılırlar. altın ve gümüş yemek çubukları hem ağır hem de pahalı olduğundan sadece süs eşyası olarak kullanılırlar.
devamını gör...

1590 - osmanlı devleti ve iran arasında ferhat paşa antlaşması imzalandı.
1914 - başyazarlığını nigar hanım'ın yaptığı "kadınlık" adlı dergi haftalık olarak yayımlanmaya başladı.
1937 - tunceli'de dersim isyanı başladı.
1964 - boulanger müzik ödülü'nü türk piyanist idil biret kazandı.
1965 - martin luther king 3.200 kişilik bir grupla, insan hakları yürüyüşü için selma, alabama'dan montgomery, alabama'ya doğru yola çıktı.
1993 - nevruz kutlamaları olaysız geçti. aynı gün antalya'da yapılan türklük kurultayı kutlamalarına cumhurbaşkanı turgut özal ve başbakan süleyman demirel de katıldı.
2008 - ergenekon çetesi suçlamasıyla ilhan selçuk, doğu perinçek, kemal alemdaroğlu gözaltına alındılar.
devamını gör...

sokakta gülümsediği bir yabancının karşılık verdiği andaki gibi bir his taşıyan yazardır.
devamını gör...

kadıköy, ataşehir, kartal ve maltepe'nin ardından bugün itibariyle beşiktaş belediyesinin disk'e bağlı genel-iş sendikasının başlattığı grevler silsilesidir. son seçimde oy vermeme rağmen beşiktaş'ta sırf chp organize olamadı diye çöpler içerisinde yaşayacaksam şu pandemi döneminde, başlarım böyle işe!

ortada ilginç rakamlar dönüyor. belediyelerin twitter hesapları tüm yan ödemeler hariç yaklaşık 5000₺'lik maaşın kabul edilmediğini öne sürüyor. grev sonucunda bu ilçelerden dağ gibi çöp yığını olmuş sokak görüntüleri gelmeye başladı.

bir yandan yıllarını eğitimine harcamış, dil öğrenmiş ve özel sektörün baskısı altında ezilen ve çok daha düşük maaşlarda çalışmak zorunda kaldığı için söz konusu maaşları duyunca içinde infial oluşan kesim; öbür yanda "işçinin parasında niye gözünüz var, rahatsız oluyorsanız siz de grev yapın" diyen, sorunu yüksek işçi maaşında değil düşük özel sektör maaşında gören diğer kesim var.

ben burada chp'yi yürekten kutluyorum, eline biraz güç geçip de oylarını yükseltmeye başlamışken sokakların rezalet bir şekilde çöp dolduğu görüntülerin verilmesini engelleyemediği için. abuk sabuk sol gerici marjinal grupları pışpışlamanın cezasını çekiyorlar.

istediğiniz kadar bunun diğer partilerini oyunu olduğunu, kabahatin chp'de olmadığını savunun. sen işçinin kışkırtılmasını engelleyemeyip, yıllardır aktrollerin "sokaklar cehabe döneminde çöbdoluydu" argümanını destekleyecek tuzağa düşüyor ve benim sana verdiğim oyun değerini koruyamıyorsan; seni seçmiş halka ne olursa olsun çöp dolu sokaklar ile karşılık veriyorsan, atatürk'ün kurduğu partiyi belirli mezhep ve memleketlilerin dayanışma lokaline çeviriyorsan, iktidar olduğunda oyunun büyüğü ile mücadele edemeyeceksin demektir. dilerim mevcut durumdan bir ders çıkartırlar.

ben burada bir oyun olmadığını iddia etmiyorum. o kadar güçlü ve kontrollü olunmalıydı ki, oyun olsa bile tuzağa düşülmemeliydi. sonuçta bu tehlikeli güreşten galip çıkamayınca cezayı sana oy verenler çekiyor.
devamını gör...

varoluşçu psikoterapi bireyin varoluşundan kaynaklanan kaygılara odaklanır. yaşamın bir gün sona erecek olması, tek başınalık, kendi hayatının belirleyicisi olmak ve tüm bunlara bir dayanak olarak yaşam için anlam oluşturmak kaygı yaratır. varoluşsal kaygılar olarak tanımlanan ölüm, yalıtılmışlık, özgürlük ve anlamsızlık, tükenmesi veya azaltılması gereken türden kaygılar değildir. aksine hayatta olduğumuz sürece varlığını sürdürecek olan ve yaşamı anlamlı kılan, hayattan ne istediğimizi belirlememize yardımcı olan türden kaygılardır. yalom, ölümün yaşamımızın bir parçası olduğunu ve kaygı olmadan ölümle yüzleşmenin mümkün olmadığını ifade eder. o halde kaygı yaşam boyunca sürmektedir. insan ölümlü bir varlık olduğu gerçeğiyle yüzleştiğinde de kendi istekleri doğrultusunda -otantik- bir yaşam sürer ancak kişinin kendi hayatını kendi seçimlerine göre yaşaması ürkütücüdür. çünkü bu durumda sorumluluk yalnızca kişinin kendisine aittir. böyle de olmalı aslında çünkü varoluş tek başına başlar ve tek başına sona erer. insan bu gerçekle yüzleşmediği ve kendisini bu kaygıdan başkalarının varlığıyla kurtarmaya çalıştığı sürece otantik benliğini keşfedemez. böylesi bir ihtiyaçla ilişkilere başlamak kısa süreli bir bütünleşme hissi yaşatır. ancak insan ihtiyaç odaklı etkileşimler kurduğunda, iletişim kurduğu insanla etkin bir şekilde ilgilenemez. yalnızlığına katlanamayan kişinin diğerleriyle ve kendisiyle sağlıklı etkileşimler kurabilmesi pek mümkün değildir. dolayısıyla varoluşçu psikoterapinin amacı otantik varoluştur.

bir soru: insan seçimlerinde özgürdür diyebilir miyiz?
devamını gör...

matematik zekası desen var...
devamını gör...

birbirinden güzel şarkılar çalan radyo kanalı. özellikle 90 lar pop müziğinin en güzel şarkılarını dinlememizi sağlıyor.
devamını gör...

1995 yılında çıkan bir nazan öncel albümü.

tüm şarkıların söz ve müziği nazan öncel'e aittir. perdesiz gitar* ve akustik gitar kullanımının kusursuzluğu albümün her parçasında hissedilir bunun nedeni de erkan oğur etkisidir. çoğu müzik eleştirmenine göre, türk pop müziğinin en iyi albümü olarak kabul edilse de bu tartışmaya açıktır, tartışmaya açık olmayan şey ise en hüzünlü tınılara sahip olan albümlerden biri olduğudur.
her parçasını dinlemekten ayrı keyif alsam da gönlümde taht kuran parçalar; ağlama gönlüm, gidelim buralardan, bir şarkı tut, göç.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim