onun yerine, dünya vatandaşı olmayı yeğlediğim sıfat.
devamını gör...

yürüyüş bozukluğu, idrar kontinansı ve demansla karakterize hastalıktır.
tanı için minimental test yapılır. test sonuçları normal basınçlı hidrosefali hastalığına ait bir bellek bozukluğu gösteriyorsa hastadan beyin omurilik sıvısı alınır. bu amaçla lomber ponksiyon adı verilen işlem uygulanır.

sıvının alınmasını izleyerek saatler içinde hastanın durumu düzelme göstermesi(özellikle yürütmesinin düzelmesi) tanıda yardımcıdır.

demans bu hastalıkta tedavi edilebilir.
devamını gör...

güzel dostlarımız afiyetle yiyin bol bol oynayın.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
dönem, geçmiş travmasını yüceltenlerin dönemi olmuş. en varlıklısından, en fakirine, en eğitimli aileye sahip olandan en eğitimsiz aileye sahip olana kadar, herkesin baş edemediği bir travması var. neredeyse, senin travmanda travma mı benim yanımda demek üzereyiz.

dönemin kişisel gelişim trendi ise tam bu olaya merhem olacak tespitler yapıyor. duruma yönelik izlediğim ilk film “zeytin ağacı” idi. filmde ki kız arkadaşlık sahneleri, beni verilmek istenen travmadan daha fazla etkiledi. ben o yüzden filmi izledim. yoksa o travmalar falan bana inandırıcı gelmedi.
geçmişten yüklenen travmalara dair, bir başka filmde; “bir başkadır” yönetmeni, berkun oya’nın çektiği “cici” filmi. uzun süredir ilk defa bir filmi izlerken kimsenin beni kesmesine izin vermedim. filmi izlerken, telefona takılmadım. zihnim sürekli sorguladı, sürekli kızdı, en sonunda da ters köşe oldu.

filmde, çalışıp çabalayıp kendine sınıfının üstünde hayat inşa eden bir baba var. benim yaş gurubum babalarına benzeyen, biraz sonradan görme, biraz evlatlarını ayıran, biraz karısını anlayamayan. adamın ondan genç bir karısı var. karısının en büyük zaafı evlatları. çocuklarını severek, eşine hizmet ederek ve örgü örerek yaşayan, kendine eklemeye zamanı kalmayan bir yurdum kadını.
üç çocuklu bir ailenin, geçmiş ile gelecek arası hesaplaşmalarının anlatıldığı, filmin gidişatını değiştiren an ile sıradan anların aynı seyirde gittiği, sadece anlamak isteyenin sevebileceği bir film.

film, ortanca çocukluğun travmatik olması ekseninde, büyük çocuk olmanın fedakarlığının sorgulandığı, küçük çocuk olmanın ihmal edilebilirliğinin sorgulandığı, illa olması gereken arka fon gibi duran annenin, hallerinin anlaşılmasına gerek duyulmaması şeklinde akıyor.

filmin babası klasik bir baba, kendisinin hayalini evlatlarına gelecek belliyor. bakılınca çok masum bir istek. müslüman olan ailenin evladını iyi bir müslüman gibi yetiştirmesi gibi bir şey. sanat sever bir ailenin evladını sanatçı olarak yetiştirmesi gibi bir şey. bir mesleği kutsal gören bir babanın evladına o mesleğin eğitimini alması gibi bir şey. masum görmek istersek çok masum bir şey.
peki masum görmek istemezsek, dindar ailenin çocuğu dindar olmak istemiyorsa, sanatsever ailenin çocuğu sanatçı olmak istemiyorsa, evladı için ideal mesleği seçen ailenin evladı o mesleği sevmiyorsa… en acılısından travma üretmeye aday bir aile. en trajiğinden travma sahibi olmaya vakıf bir evlat.

sonrası gelsin aileyi suçlamalar, gelsin aileye zıt bir hayat yaşamaya merak. ya da pasif direnip, ailenin istediği çocuk olup bir ömür, ama bu benim seçimim değildi diye mutsuz yaşamak.

bence berkun oya, geçmişi sorgulamanın insanı bir yere götürmediğini, hatta geçmişte yaşamanın insanı daha da mutsuz edebilecek pencereler açabileceğini anlatmış. en azından ben öyle anladım.

geçmişi salıp önümüze bakmanın, geçmişle mücadele etmekten daha iyi gelebileceğini anladım.

bu sıralar kafama sokmaya çalıştığım “kişisel almamak” mottosuyla, filmdeki temayı şekillendirmeye çalışıyorum. geçmişimizde bize yapılan yanlış bulduğumuz bir hareketi kişiselleştirmeden, belgesel izler gibi yormaya çalışmak, yormayı bitirince de önümüze bakmak.

kişisel almamak, birçok iletişim kazasının altını çizmemek demek. kısa vadede verimli düşüncelere yer açmak, uzun vadede huzurlu bir hayat sürmek demek.

kişisel almamayı başardığımız keyifsiz yaşantılar, zihnimizde yer edip her moralimiz bozulduğunda zihnimiz tarafından bize servis edilmez. kişisel almak aslında karşımızdaki kişiyi kafamızda en kötü yapar. onu en kötü yaparken de birini farkında olmadan en iyi yaparız. zihin iki zıt üretmeyi sever. jung’a göre bireyin ahlaki hiyerarşinin en tepesinde ne varsa, aslında o kişinin en büyük değeri, tanrısıdır. kişinin dışa vurduğu şeydir. iyi şeyler düşünüyorsa, kendine dünya cenneti tesis etmesi, kötü şeyler düşünüyorsa kendisine dünyayı cehennem etmesi gibi. kişisel almak bir iki kişi yüzünden, dünyayı karşımıza almak aslında. filmdeki ortanca çocuğun yaptığı gibi.

sosyal medyada filmle ilgili bir şeyler okuyayım dedim ve hiç şaşmadığım yorumlar okudum. filmin anlaşılır olmak gibi bir derdi olmadığı için karşı komşunun hayatı gibi aktığı için bir çok kişi filmi anlamamış. bu ne ya, az uğraşsaydınız diyenler olmuş. anlatmak için az daha uğraşsaydınız diyorlar. derin travmalar, keskin sosyal problemler, filme renk katan şuh cinsel sahneler olsaymış bence o kitle filmi daha izlenilir bulurdu.
oysa film; geçmişini sorgulamanın bir hayrı olmadığını, sakin anlatımın huzurunu, her hayatın gözlemlemeyi değer olabileceğini, hayatın dinamik olduğunu anlatmak dışında bir şey vaat etmiyor.

müsaade edin de her film de acılı adana olmasın, şuh olmasın. iki saat kafa dağıtacağız diye tüm değerlerimiz alt üst etmesin.

yolculuk esnasında tanışılan belki de bir daha görülmeyecek olan birinin, yeni tanıdığı insana sunabileceği düzeyde, seviyeli bir anlatımım eşliğinde zihnimizde denk durumlar kurabileceğimiz, bizi bir süre etkisinde bırakacak bir toplumsal film olmuş.

köy manzaraları seven için türkü seven için kavuşulmayan hüzünlü aşkları kabullenenler için iyi olmaya uğraşmayan her insanın çok kolay kötü olabileceğinin kabulü için izlenebilecek yurdum temalı bir film.
devamını gör...

hiçbir verimi olmayan, derste odaklanmakta güçlük çektiğin için sonrasında iki kat daha fazla çalışmak zorunda olduğun bir eğitim. tek iyi yanı erken saatteki derse gitmek için daha erken kalkmamak fakat keşke şu olanlar yaşanılmasaydı da erkenden gidebilseydim dersime. o kadar çok özledim ki sınıflarımızı, kütüphanemizi, çalışma odamızı, sunumlarımızı...
devamını gör...

...

zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
önce beklemekten.
ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
ikisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

...

ümit yaşar oğuzcan-beşinci mektup
devamını gör...

inananların değerlerine saldırmayı, başlık açmak sanan yazar beyanı.
allah ıslah etsin.
devamını gör...

gökhan kırdar-fayton.
devamını gör...

selçuk'tan izmir'e dönerken.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir rakam/sayı.

her ne kadar bugün bildiğimiz şekliyle olmasa da, ilk işaretlerine yaklaşık 5000 yıl önce mezopotamya uygarlıklarında rastlanmış. mesela 307 yazarken ortadaki sıfırın yerine, ilk başlarda boşluk bırakırken, sonra bunun kafa karıştırıcı olduğunu düşünerek, sıfırı sembolize eden farklı işaretler koymaya başlamışlar. ancak onu bir rakam olarak düşünmemişler hiçbir zaman.

bundan birkaç yüz yıl sonra maya uygarlığı da benzer bir yöntem kullanmaya başlamış ama sadece takvimlerde... matematiksel eşitliklerde sıfır kullanılmazmış.

bir rakam olarak ortaya çıkışı ilk kez hindistan'da olmuş. fakat yine bugün kullandığımız 0 şeklinde değil.

günümüzde kullandığımız eliptik şekliyle sıfır, hârizmî olarak bildiğimiz iranlı bilim insanının önerisi. bu sayede cebir konusunda da bolca çalışma yapmış hârizmî.

ardından avrupa'ya taşındı ve fibonacci tarafından aritmetikte bolca kullanıldı.

her ne kadar orta çağ'da kilise tarafından şeytani olarak görülse, italya'da bir dönem kullanımı yasaklansa da günümüzde bildiğimiz haliyle de kabul edilmiş sonunda.
devamını gör...

sağlığa oldukça yararlı bir yiyecektir.
bağışıklık ve sindirim sistemlerinin dostudur.
ayrıca kansızlık rahatsızlığı olanlar için de kan yapıcı özelliği vardır.
devamını gör...

başrollerini tarık akan ve müjde ar’ın paylaştığı, senaryosunu sadık şendil ve suphi tekniker’in yazdığı, nahit ataman’ın yönettiği 1976 yapımı türk filmi.


“- hayatta idealiniz var mı?
- idealim yok, televizyonun taksidi bitsin inşallah onu da alıcaz.”
devamını gör...

sevgiliden gelen bol nli bi gunaydin mesaji* * * * *
devamını gör...

toplanan salkımlar bağ bıçağı ve bağ makası ile kesilerek küfe ve sepetlere doldurulur. toplanan bu üzümler isteğe göre ya kurutulur ya da kullanılır. eskilerin deyişiyle üzümlerin gelin olduğu zamandır.
devamını gör...

makinist ile son istasyon radyo yayınında kullanılacak başlıktır.
cumartesiyi pazara bağlayan gece saat 00:00 da sözlük radyosunda. blog.kafasozluk.com/

çabalıyorsun, çalışıyorsun, istiyorsun, inanıyorsun, bir şekilde motive oluyorsun, bir şekilde pes etmiyorsun, ama olmuyor.

belki başkaları için oluyor, bunu görüyorsun fakat sen ne yapsan da olmuyor.

bakıyorsun, düşünüyorsun, değerlendiriyorsun ve tek bir soru hep cevapsız kalıyor.

neden olmuyor?
devamını gör...

önemli bir problemdir. kontrol edilemediğinde kişinin kendisine veya diğerlerine ve hatta eşyalara zarar verme riski çok fazladır. tabi ki çözümü vardır. çözümler kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ayrılırlar. kısa vadeli çözümler direkt semptomatik olup anlık çözümler üretmemizi sağlar. uzun vadeliler ise zaman içinde kişinin dünyaya, kendisine, diğerlerine farklı bakabilmesini amaçlayan, yeni bir bakış açısı kazandırmaya çalışan ve de kişinin hayatına anlam/amaç kazandırmayı amaçlayan çözümlerdir.
şurası çok önemlidir amacımız kişinin hiç öfkelenmemesi değildir. önemli olan öfkelendiğinde ne yaptığıdır. öfke de diğer bütün duygular gibi ihtiyacımız olan bir duygudur. ve kontrol edilebilir de bir duygudur. eğer hiç öfke olmasaydı muhtemelen şuan olduğumuz versiyona ulaşmadan atalarımız bu zamanlara evrilemezdi.
kısa vadeli çözümler için bir kaç örnek verecek olursam. nefes egzersizi en sık kullanılan ve çok faydalı olan bir yöntemdir. öfke anında nefes alış verişimizin çok hızlı ve düzensiz olması, oksijen alış verişini de etkiler ve bu çeşitli fiziksel semptomların hızla artmasına yol açar. ancak 2-3 dakikalık başarılı bir nefes egzersizi hem nefes alış verişimizi düzenleyecektir hem de olumsuz düşünceleri ortadan kaldıracaktır. bir diğer yöntem bulunduğunuz yeri bir kaç dakikalığına da olsa değiştirmek. time out bu da işe yarayan bir yöntemdir. biraz yürüyüş yapmak, bir müzik dinlemek, komik video izlemek ya da size iyi gelen biriyle telefonda konuşmak da iyi gelecek yöntemlerdir.
uzun vadeli çözüm önerim ise tabi ki iyi bir psikoterapi süreci. bilişsel davranışçı terapiler, varoluşçu psikoterapiler bu noktada işe yarayabilecek psikoterapi yöntemleridir.
devamını gör...

sert delikanlı gibi duran korkaklarız çünkü fiziksel korkularımız yok çünkü kendimizi güçlü sanıyoruz ama duygusal olarak kaslarımızın ya da gücümüzün bir önemi yok fiziksel gücümüzle duygularımıza yön veremeyeceğimizi biliyoruz o yüzden korkuyoruz bu yüzden duygularımızı belli edemiyoruz.
devamını gör...

timur zamanı, bilenler bilirler kadın ve erkek eşitliği diye bir şey yoktur. çünkü eşitlik olması için öncelikle zihinde bir ayrılık olması gerekir. timur'un devletinde kadınlar, erkeklerle her türlü muhabbete girer, avlara katılır, danslara katılır, istediği kadar alkol alır, istediği erkeği seçip birlikte olur, istediğini yapar ve zihinde kadın ve erkek diye bir ayrım olmaz. savaşa giden ve intihar komandosu olma görevini üstlenen kişiler erkeklerdir ama kadınlar da bizzat aynı görevi rahatlıkla yaparlar. çünkü yetişme tarzları erkekle en ufak bir farklılık göstermez. sonra, türkler malum savaş öncesinde de yavaş yavaş araplara yakınlaşmaya başlar ve ilk yakınlaşma sonrasında, devamındaki osmanlı imparatorluğu da dahil, kadının arkalarda kaldığı, yüzünü örttüğü, erkeğin cariyesi olduğu, haddini bildiği yüzyıllarca devam eden dönem gelir. kadın her zaman doğuran, erkeğe itaat eden ve arkada kalan, artık kadın ve erkek ayrımının net ortada olduğu bir dönemin kölesi olmuştur. (bu arada bu bahsettiğim sadece anadolu 'da değil avrupa'da da uzuuun yıllar devam etmiştir. yani tek suçlu türkler değil)

bu şekilde kadının cinsel ihtiyaç, üreme için gerekli malzeme olarak görüldüğü medeniyet olamamış kültürlerden( kültür ve medeniyet farkı) sonra ilk defa türkler bir uygarlığa sahip olmaya çok yaklaşmış ve mustafa kemal, kadınların bir mal değil, sıradan bir vatandaş olduklarını timur dönemine yakınsayan şekillerde adımlar atarak; kadını üretime, eğitime, siyasete sokarak göstermiştir.

günümüzde, kadının bir mal olduğu, kadının erkeğin ereksiyonuna sebep olan ve günaha davet etmemesi için örtünmesini iddia eden mitolojik bir hikayenin müritleri olan kadınlar, kendilerini aşağılayarak, kendilerini aşağılık bir mahluk yerine koyarak edep-haya-ahlak-namus adı altında bir pisliğe çeviriyorlar. sebebi ne? mitolojik yalanlar. yani kadın haddini bilmeli, edebini bilmeli ve erkeğin cinsel organını bağlayıp ereksiyonuna engel olmalı. bunun yolu da kendini örtmekten, toplum içinde oturup kalkmasına dikkat etmekten geçmeli. yorumlarda, timur ve atatürk kadınına ağzının suyu akarak bakan arap mitolojik tapınmacıları vardır. bu tapınmacılar, hayatlarını gün yüzü görmeden toplumun sözde ahlak kurallarına uyarak geçirmiş ve öylece bir erkeğin seks kölesi, bir erkeğin elinin kiri olarak geçirmek için idame ettirirler. timur ve atatürk kadını ise, 65-70 yıllık zaten kısa süren hayatını mitolojik yalanlarla değil, sıradan bir insan olarak geçirir. kıskançlığını ve bastırılmış cinselliğini toplumun sözde ahlakı ile birleştiren günyüzü görmemiş arap zihniyetli erkek egemen toplumun köle kadınları ise(baş kapatmak değil, zihni kapatmaktan bahsediyorum. yorumlarda başı açıklar da, hatta ateistler de elbet var.) bu şekilde yorumlar yapmaya, kadını koruduğunu iddia ederken kendi cinsini aşağılamaya devam ederler.

türk toplumu, arap değildir. hiçbir zaman da olamaz. türk toplumunun atası timur ve mustafa kemal'dir. türklere arap kültürünü dayatmak, türklerin alışık olmadığı mitoloji ürünü kültürleri dayatmak, türk medeniyeti ve uygarlığına hakarettir.
devamını gör...

(bkz: oo kaos alırım bir dal)
yakın zamanda, canım kaos çekiyor dedim, zihinimi okuyan google reklamları gibi, sözlük imdadıma yetişti. şaka bir yana dövüşmen guzum.
bazı yazarların aksine, burada sadece(!) fikirlerimizle var olduğumuzun bilince olarak, yorum yapmadan edemedim.
bal porsuğu, takip ettiğim, okuduğum ve kendi halinde bilgi yazıp duran bir yazar olarak gördüğüm birisiydi. fakat, tabiri caizse sessiz atın çiftesi pek olur gibi bir şaşkınlık yaşadım. kendisiyle bir kelime dahi yazışmam olmadığı için özelinde bir şey demiycem, tanımıyorum. fakat uzun uzun yazmış bir sürü kişi. ağır işsiz olarak, üşenmedin okudum. her türlü görüş var pek tabii ama ben de okuduklarımdan, az buçuk anlam çıkartabilecek kadar yaşadım bu hayatta.
çıkartığım anlam: porsuk haksız.
objektif olarak söylüyorum ki, bir sözlük yönetimi, sözlük girdilerle ayakta kalırken, bilgi(!) ıçerikli girdi yazan birisini fantezi olsun diye banlamaz. belli ki olayların perde arkası var ve yönetim ss mevcut diyor.
kaldı ki benim haklı bir davam olsa, sessiz kalarak ya da bir kaç yazara mesaj atarak vakit harcamam. aleni herkesin görebileceği yere yorumumu yazarım.
ayrıca bunu sadece porsuk özelinde söylemiyorum, bir kısım yazarlar çook fazla her şeyi kişiselleştiriyor. gündemleri sadece troll. troll kelimesinden kusucam az kaldı. 5000 yazar var, 10 tane troll sayarım. hadi sizin güzel hatrınıza 20 olsun. geri kalanlar neden meydanı onlara bırakıyor peki? yazın dostum sizde. her yer sizin yazınızla dolsun ama yok. gündem sabit sizde.
neyse bal porsuğu'na döneyim. hayatında istemediğin bir şeyi, sen istemedin diye, o şeyin hayattan yok edilmesini beklemenin pembe bir rüya olduğunu deneyimlemiş oldun.
sözlükten bir bal porsuğu geçti.
devamını gör...

sözlükte sohbet ettiğim bir kadın arkadaş (18) kendisinin önce kendisine daha sonra tanıdığı tüm kadın yazarlara yürüdüğünü yazmıştı. başlangıçta kendisini sevmiştim ama bu bilgiden sonra epey soğumuştum. ayrıca 40ına merdiven dayamış adamın bu kadar sözlük meselelerine kafa patlatması da (arkadaşlarıyla anlaşıp belli bir yazara nickaltı linci düzenlemesi) ayrı bir makaraymış maalesef.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim