annemi bir daha görebilsem
gercekte yasanmis bir hikayenin ele alindigi zana muhsen kitabi. bu eseri okudugumda tam tamina 12-13 yaslarindaydim sozluk. o yaslarda kolay kolay anlasilacak ya da okunacak bir kitap degil aslinda. lakin sanirim 30'lu yaslarima ragmen dun okumuscasina hafizamda bu kitap adina bircok detayi hatirliyorsam eger, o donem icerisinde yasimdan buyuk sikintilarla beni yuz yuze getirmesinden kaynakli oldugu kanısındayim.
eser bence en az ucurtma avcisi kadar populiterligi hakeden bir kitap ama nedense cok fazla okunduguna ya da bilindigine sahit olmadim.
hikayesi az once de belirttigim gibi yasanmis gercek bir hikaye. olay 1980'li yillarda yemen'de gecer.
zana ve nadia ingiliz bir anne, yemenli bir babanin kizlaridir. aile ingiltere'de yasamaktadir. 14-15 yaslarindaki bu iki kizkardesi babalari bir gun tatil ve akrabalari ziyaret bahanesiyle yemen'e gonderir. tabi amac ne tatildir ne ziyaret. aslinda babalari belirli bir para karsiliginda iki kiz kardesi bir aileye satmistir.
iki kiz kardes, kendileri gibi kardes olan iki adama sozde "es olma" niyetiyle satilmistir. gelin olarak gittikleri ev cehennem cukuru gibidir.
ozellikle zana karakteri itibariyla icinde bulunduklari kosullara karsi direnir, kabullenmez. kabullenmedikce de sindirilme adina her turlu iskenceye ugrar. esi ve ailesi tarafinda dovulur, ac-susuz birakilir, tecavuze ugrar, en zorlu isleri dayak yiye yiye yapar-yapmak zorunda birakilir. yanlis hatirlamiyorsam eger bir yemen gelenegi olarak sunnet dahi edilirler.
nadia ise daha icine donuk, daha sessiz daha uyumludur. sozde esi tarafindan sevilir, korunur. o da esini sever. sozum ona yasamlari daha gercekci bir evlilige benzemektedir. bu arada nadia'nin iki cocugu, zana'nin ise bir cocugu olur (gorsel zana ve nadia'ya aittir. sag taraftaki nadia soldaki kadin zana'dir).

seneleri bu sekilde gecer. gecer lakin anneleri olaylardan habersizdir. cok iyi hatirlamamakla birlikte; babalari onlari gonderdikleri tatil esnasinda, asik olup kendi rizalariyla evlilik yaptiklari gibi bir hikaye anlatir annelerine. lakin kadin gecen seneler icerisinde kizlarina hicbir sekilde ulasamadikca durumun hic de olmadigini yavas yavas idrak etme yoluna gider.
anneleri durum ile ilgili endiselerini yetkili mercilerle paylasir. cok fazla kale alinmaz. bir gazeteci yakiniyla kontak kurup durumu anlatir. ve arkadasinin yardimiyla kizlarinin icinde bulundugu cehennemden haberdar olur. sartlar arkadasinin destegiyle degisir. olay basina yansimasiyla ciddi bir ilgi ceker ve mesele artik ulkeler arasi burokratik bir krize donusur.
sonuc olarak anne kizlarina ulasir. yalniz bir sikinti vardir; zana ve nadia nufuslarina kayitli olmadiklari icin cocuklarini yemen'den cikaramazlar. zana cocugunu yemen'de birakmayi kabul eder. nadia ise bunu kabul etmez ve yemen'de yasamaya cocuklari icin devam eder.
hikaye bununla sinirli degil esasen ama kitap bu noktada biter. bundan sonraki hikayenin devami da nadia’ya sözüm var kitabiyla tekrar ele alinir. bu kitabi henuz okumadim ama internetten gordugum yorumlara gore, ilgili eser de zana'nin kardesini oradan kurtarma mucadelesini ele almaktadir.
iceriginden anlasilacagi uzere okurken fazlasiyla duygu yukleyecek dramatik bir kitap. eserin hafizanizda buyuk bir yer edinecegine eminim. bence "etkileyen" kitap listenizde mutlaka bulunacaktir. kesinlikle tavsiye edilir evet...
eser bence en az ucurtma avcisi kadar populiterligi hakeden bir kitap ama nedense cok fazla okunduguna ya da bilindigine sahit olmadim.
hikayesi az once de belirttigim gibi yasanmis gercek bir hikaye. olay 1980'li yillarda yemen'de gecer.
zana ve nadia ingiliz bir anne, yemenli bir babanin kizlaridir. aile ingiltere'de yasamaktadir. 14-15 yaslarindaki bu iki kizkardesi babalari bir gun tatil ve akrabalari ziyaret bahanesiyle yemen'e gonderir. tabi amac ne tatildir ne ziyaret. aslinda babalari belirli bir para karsiliginda iki kiz kardesi bir aileye satmistir.
iki kiz kardes, kendileri gibi kardes olan iki adama sozde "es olma" niyetiyle satilmistir. gelin olarak gittikleri ev cehennem cukuru gibidir.
ozellikle zana karakteri itibariyla icinde bulunduklari kosullara karsi direnir, kabullenmez. kabullenmedikce de sindirilme adina her turlu iskenceye ugrar. esi ve ailesi tarafinda dovulur, ac-susuz birakilir, tecavuze ugrar, en zorlu isleri dayak yiye yiye yapar-yapmak zorunda birakilir. yanlis hatirlamiyorsam eger bir yemen gelenegi olarak sunnet dahi edilirler.
nadia ise daha icine donuk, daha sessiz daha uyumludur. sozde esi tarafindan sevilir, korunur. o da esini sever. sozum ona yasamlari daha gercekci bir evlilige benzemektedir. bu arada nadia'nin iki cocugu, zana'nin ise bir cocugu olur (gorsel zana ve nadia'ya aittir. sag taraftaki nadia soldaki kadin zana'dir).

seneleri bu sekilde gecer. gecer lakin anneleri olaylardan habersizdir. cok iyi hatirlamamakla birlikte; babalari onlari gonderdikleri tatil esnasinda, asik olup kendi rizalariyla evlilik yaptiklari gibi bir hikaye anlatir annelerine. lakin kadin gecen seneler icerisinde kizlarina hicbir sekilde ulasamadikca durumun hic de olmadigini yavas yavas idrak etme yoluna gider.
anneleri durum ile ilgili endiselerini yetkili mercilerle paylasir. cok fazla kale alinmaz. bir gazeteci yakiniyla kontak kurup durumu anlatir. ve arkadasinin yardimiyla kizlarinin icinde bulundugu cehennemden haberdar olur. sartlar arkadasinin destegiyle degisir. olay basina yansimasiyla ciddi bir ilgi ceker ve mesele artik ulkeler arasi burokratik bir krize donusur.
sonuc olarak anne kizlarina ulasir. yalniz bir sikinti vardir; zana ve nadia nufuslarina kayitli olmadiklari icin cocuklarini yemen'den cikaramazlar. zana cocugunu yemen'de birakmayi kabul eder. nadia ise bunu kabul etmez ve yemen'de yasamaya cocuklari icin devam eder.
hikaye bununla sinirli degil esasen ama kitap bu noktada biter. bundan sonraki hikayenin devami da nadia’ya sözüm var kitabiyla tekrar ele alinir. bu kitabi henuz okumadim ama internetten gordugum yorumlara gore, ilgili eser de zana'nin kardesini oradan kurtarma mucadelesini ele almaktadir.
iceriginden anlasilacagi uzere okurken fazlasiyla duygu yukleyecek dramatik bir kitap. eserin hafizanizda buyuk bir yer edinecegine eminim. bence "etkileyen" kitap listenizde mutlaka bulunacaktir. kesinlikle tavsiye edilir evet...
devamını gör...
yağmur
en çok otlara yakışan hava olayı.

an itibariyle otlar da şu şarkıyı söylesin hatta.
resul dindar
yağarsa yağmur yağar

an itibariyle otlar da şu şarkıyı söylesin hatta.
resul dindar
yağarsa yağmur yağar
devamını gör...
vücut geliştirme yapanların beyninin gelişememesi
hep derim. göbekli erkeklerin kıskançlık lafı bu. ağlayacağınıza siz de vücut geliştirin ya da laf etmeyin.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
hayat niye zor ki bu kadar
ellerimi uzattım gökyüzüne
insanlar ne şiirler şarkılar yazmış be
sen niye çalışmıyorsun sevgili kod?
yağmur damlaları camlara vuruyor
gözlerim bir çıkış yolu arıyor
sonbaharin tatlı hüznü mü varmış neymiş
sen niye çalışmıyorsun sevgili kod?
sigara üstüne sigara yakarım
çalışmayan js koduna yanarım
stackoverflowda bulunamayanım
sen niye çalışmıyorsun sevgili kod?
takim lideri dik dik bakar
iş arkadaşı zam isteyen servisçiye kızar
fazla beklemişim breakpointim kaçar
sen niye çalışmıyorsun sevgili kod?
ellerimi uzattım gökyüzüne
insanlar ne şiirler şarkılar yazmış be
sen niye çalışmıyorsun sevgili kod?
yağmur damlaları camlara vuruyor
gözlerim bir çıkış yolu arıyor
sonbaharin tatlı hüznü mü varmış neymiş
sen niye çalışmıyorsun sevgili kod?
sigara üstüne sigara yakarım
çalışmayan js koduna yanarım
stackoverflowda bulunamayanım
sen niye çalışmıyorsun sevgili kod?
takim lideri dik dik bakar
iş arkadaşı zam isteyen servisçiye kızar
fazla beklemişim breakpointim kaçar
sen niye çalışmıyorsun sevgili kod?
devamını gör...
ay'ın ikiye bölünmesi mucizesi
keşke insanların kutsallarıyla dalga geçilmese. her din için geçerli bu dediğim. müslümanın inancıyla da dalga geçmeyin, ineğe ibadet eden hindistanlı ile de. insanlar yaşamını bunun üzerine dizayn ediyor, bir çoğu psikolojisini dayandığı maneviyat üzerinden sağlam tutuyor benim çok okumuş çok entelektüel her şeyin en doğrusunu bilen arkadaşım geliyor burada bu kutsalları sözlüğe gülmek için meze yapıyor. ifade özgürlüğü falan değil düpedüz saygısızlık bu yapmayın arkadaşlar. gerçekten inanmamanıza saygı duyarım ama dalga geçilmesi çok çirkin ve kimseye bir şey kazandırmıyor gram faydası yok ne geçiyor elinize mutlu mu oluyorsunuz rahatsız etmekten.
devamını gör...
dünya dışı zeki yaşam formuyla karşılaşsanız ona soracağınız ilk soru
her şeyin kuramına göre genel görelilik ve kuantum mekaniğinin birleştirilmesi mümkün mü? eğer mümkünse bütün cevaplar burda mı yatıyor?
devamını gör...
madalya müracaatları
devamını gör...
sözlükte hiçbir kadın yazara yürümemiş yazar
ben yürümedim koştum, sayılır mı?
devamını gör...
takipçisi azalmasın diye gerçek fikirlerini yazmayan yazar
burası zaten fikirlerini açıkça yazabileceğin yer değil mi burada da yazamiyacaksin o fikirleri ne diye düşünüyorlar ki...
devamını gör...
uçakta herkesin içinde ilişkiye giren çift
o uçakta çocuklar da vardır elbet. nasıl örnek oluyorsunuz be?
evinizde ne halt ederseniz edin de, uçakta ilişkiye girmek ne?
insanı insan yapan medeni davranabilmesidir. köpekler gibi ilişkiye girince ne farkınız kaldı hayvanlardan? ayrıca bu mu medenilikten anladığınız? yazıklar olsun!
evinizde ne halt ederseniz edin de, uçakta ilişkiye girmek ne?
insanı insan yapan medeni davranabilmesidir. köpekler gibi ilişkiye girince ne farkınız kaldı hayvanlardan? ayrıca bu mu medenilikten anladığınız? yazıklar olsun!
devamını gör...
tacize uğramak
merhaba, bu entry acı barındırır.
sol frame’de gördüm ve yaşadıklarımı paylaşma gereği duydum. özellikle moronlara ithafen yazmak isterim.
taciz, tecavüz dalga geçilecek, hafife alınacak bir konu değildir.
bir merhaba demeyi, bir boş bakışı, yarım gülüşü de taciz diye adlandırmayınız.
______
yaş beş. bu yaşıma dair ve hayatıma dair en eski hatırladığım tek şeyin taciz olması bile başlı başına bir hüzün.
annem çalışıyor, baba başka ülke de. her çocuk gibi ben de arkadaşımla yaz günü dışarda oynuyodum. aramızda otuz beş- kırk yaş olan bir akrabamız beni görünce arabasını durdurdu ve “annen çağrıyor, seni ona götürmemi rica etti” diyor. bense korkuyorum. annemden bana öyle bir bilgi gelmedi sabah evden çıktığında.
korkuyorum çünkü bu adamla ne zaman yalnız kalsak “kucağıma gel” diyor. anlayamıyorum neyi neden yaptığını fakat beni rahatsız eden bi şey var.
o gün annemi kızdırmamak adına bindim arabasının ön koltuğuna. tek eli direksiyondayken diğer eli ile pantolonunun fermuarını açtı. o tarafa bakmak istemiyorum, bu harekete anlam veremiyorum. bir yandan sol elimi çekiştiriyor. inicem diye bağırmaya başladım ve yavaş giden arabadan adeta atlamak suretiyle kaçtım. şansım varmış, kaçabilmişim. annem eve geldiğinde hiç konuşmamıştım. böyle garip bi şey nasıl anlatılır? ya beni döverse? ya inanmazsa bana? işte asıl o zaman dünyam başıma yıkılır. sustum.
———-
başka bir gün o akrabalarımıza gidiceğimizi duyduğumda dünyam karardı. yine korkuyla uyudum, korkuyla uyandım. annem nereye ben oraya mecburiyetiyle gittik şahsın evine. akraba ya hani. güvenilir(!) akrabadan böyle bir şey beklenilmez, düşüncesi dahi en fesat insan ilan eder seni...
akşam oldu. lanet olası şahsın arabasındayız. bu sefer en küçük çocuğu da yanımızda. annem ve diğer akraba arabadan inip, markete gittiler. yine o iğrenç cümle:
“kucağıma gelsene”
kendi çocuğuna neden yapmıyosun? diyorum, o benim çocuğum ama olmaz ki. iyi ki arka koltuktayım, burda beni yakalayamaz.
———-
aradan yıllar geçti, olayı anneme anlatabildim. inanır mısınız bana inandı.
annem bana inandı. babana söylemeyelim, katil olur, dedi sustuk. fakat o akrabadan hesap sormadı, soramadı çünkü bir evlilik söz konusu idi.
hem ya o akrabanın eşi, anneme değil de akrabaya inanırsa?
sol frame’de gördüm ve yaşadıklarımı paylaşma gereği duydum. özellikle moronlara ithafen yazmak isterim.
taciz, tecavüz dalga geçilecek, hafife alınacak bir konu değildir.
bir merhaba demeyi, bir boş bakışı, yarım gülüşü de taciz diye adlandırmayınız.
______
yaş beş. bu yaşıma dair ve hayatıma dair en eski hatırladığım tek şeyin taciz olması bile başlı başına bir hüzün.
annem çalışıyor, baba başka ülke de. her çocuk gibi ben de arkadaşımla yaz günü dışarda oynuyodum. aramızda otuz beş- kırk yaş olan bir akrabamız beni görünce arabasını durdurdu ve “annen çağrıyor, seni ona götürmemi rica etti” diyor. bense korkuyorum. annemden bana öyle bir bilgi gelmedi sabah evden çıktığında.
korkuyorum çünkü bu adamla ne zaman yalnız kalsak “kucağıma gel” diyor. anlayamıyorum neyi neden yaptığını fakat beni rahatsız eden bi şey var.
o gün annemi kızdırmamak adına bindim arabasının ön koltuğuna. tek eli direksiyondayken diğer eli ile pantolonunun fermuarını açtı. o tarafa bakmak istemiyorum, bu harekete anlam veremiyorum. bir yandan sol elimi çekiştiriyor. inicem diye bağırmaya başladım ve yavaş giden arabadan adeta atlamak suretiyle kaçtım. şansım varmış, kaçabilmişim. annem eve geldiğinde hiç konuşmamıştım. böyle garip bi şey nasıl anlatılır? ya beni döverse? ya inanmazsa bana? işte asıl o zaman dünyam başıma yıkılır. sustum.
———-
başka bir gün o akrabalarımıza gidiceğimizi duyduğumda dünyam karardı. yine korkuyla uyudum, korkuyla uyandım. annem nereye ben oraya mecburiyetiyle gittik şahsın evine. akraba ya hani. güvenilir(!) akrabadan böyle bir şey beklenilmez, düşüncesi dahi en fesat insan ilan eder seni...
akşam oldu. lanet olası şahsın arabasındayız. bu sefer en küçük çocuğu da yanımızda. annem ve diğer akraba arabadan inip, markete gittiler. yine o iğrenç cümle:
“kucağıma gelsene”
kendi çocuğuna neden yapmıyosun? diyorum, o benim çocuğum ama olmaz ki. iyi ki arka koltuktayım, burda beni yakalayamaz.
———-
aradan yıllar geçti, olayı anneme anlatabildim. inanır mısınız bana inandı.
annem bana inandı. babana söylemeyelim, katil olur, dedi sustuk. fakat o akrabadan hesap sormadı, soramadı çünkü bir evlilik söz konusu idi.
hem ya o akrabanın eşi, anneme değil de akrabaya inanırsa?
devamını gör...
axl rose
grand theft auto san andreas oyunundaki radyolardan klasik rock yayını yapan k-dst'nin dj'i tommy "the nightmare" smith'i seslendirmiştir. gerçek hayatta mensubu olduğu guns n roses'in şarkıları ise tommy'nin düşmanı olduğu radio x'te çalar*
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
maviye,
maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine
rüzgarda asi,
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim,
ellere nesi?
haydi gel,
ay karanlık...
itten aç,
yılandan çıplak,
vurgun ve bela
gelip durmuşsam kapına
var mı ki doymazlığım?
ille de ille
sevmelerim,
sevmelerim gibisi?
oturmuş yazıcılar
fermanım yazar
ne olur gel,
ay karanlik...
dört yanım puşt zulası,
dost yüzlü,
dost gülücüklü
cigaramdan yanar.
alnım öperler,
suskun, hain, cıyansı.
dört yanım puşt zulası,
dönerim dönerim çıkmaz.
en leylim gecede ölesim tutmuş,
etme gel,
ay karanlik...
ahmet arif*
maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine
rüzgarda asi,
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim,
ellere nesi?
haydi gel,
ay karanlık...
itten aç,
yılandan çıplak,
vurgun ve bela
gelip durmuşsam kapına
var mı ki doymazlığım?
ille de ille
sevmelerim,
sevmelerim gibisi?
oturmuş yazıcılar
fermanım yazar
ne olur gel,
ay karanlik...
dört yanım puşt zulası,
dost yüzlü,
dost gülücüklü
cigaramdan yanar.
alnım öperler,
suskun, hain, cıyansı.
dört yanım puşt zulası,
dönerim dönerim çıkmaz.
en leylim gecede ölesim tutmuş,
etme gel,
ay karanlik...
ahmet arif*
devamını gör...
başörtüsü
sümer tapınaklarında rahibeler genel kadın görevi yapıyorlardı. bunlar tanrı namına seks yaptıklarından kutsal sayılmış ve diğer kadınlardan ayrılmaları için başları örttürülmüştü.
daha sonraları, i.ö. 1500 yıllarında bir asur kralı, yaptığı bir kanunun 40.maddesi ile evli ve dul kadınları da başlarını örtmeye mecbur etmiştir.
fakat kızlar, cariyeler ve sokak fahişelerinin örtünmesi yasaktır, örtünürlerse cezaya çarptırılmıştır. böylece meşru seks yapan evli ve dul kadınları da mabet fahişeleri düzeyinde saymışlardır.
bu gelenek yahudilere geçmiş, dindar yahudi kadınları evlenince saçlarını tıraş ettirip bir peruk veya başörtüsü ile başlarını örtmüşler.
hristiyanlıkta rahibeler aynı şekilde başlarını örtüyorlar. ilginç olanı tevrat'ın son yazıldığı zamana kadar yahudiler arasında tanrı namına fuhuş yapan kadın ve erkekler varmış. tevrat'ta ''israiloğulları'ndan ve kızlarından kendilerini fuhuşa vakfetmiş kimseler olmayacaktır. kadınlar! fuhuşun ücretini herhangi bir adak için tanrınız rabb'ın mabedine getirmeyeceksin, çünkü bunların ikisi de tanrınız rabb'ın gözünde iğrençtir, mekruhtur.'' şeklinde yazıyor. yahudi fahişeleri yüzlerine peçe koyuyormuş. bunun araplarda da olduğunu duydum; ama yazılı bir kanıt bulamadım.
islam'a örtünme erkekten kaçma şeklinde geçmiş. buna karşın erkeksiz bir yerde kuran okunurken veya dua ederken kadınların başını örtmesi, sümer geleneğinin bir devamıdır.
kaynak: kur'an, incil ve tevrat'ın sümer'deki kökeni- muazzez ilmiye çığ, sf,37-38.
daha sonraları, i.ö. 1500 yıllarında bir asur kralı, yaptığı bir kanunun 40.maddesi ile evli ve dul kadınları da başlarını örtmeye mecbur etmiştir.
fakat kızlar, cariyeler ve sokak fahişelerinin örtünmesi yasaktır, örtünürlerse cezaya çarptırılmıştır. böylece meşru seks yapan evli ve dul kadınları da mabet fahişeleri düzeyinde saymışlardır.
bu gelenek yahudilere geçmiş, dindar yahudi kadınları evlenince saçlarını tıraş ettirip bir peruk veya başörtüsü ile başlarını örtmüşler.
hristiyanlıkta rahibeler aynı şekilde başlarını örtüyorlar. ilginç olanı tevrat'ın son yazıldığı zamana kadar yahudiler arasında tanrı namına fuhuş yapan kadın ve erkekler varmış. tevrat'ta ''israiloğulları'ndan ve kızlarından kendilerini fuhuşa vakfetmiş kimseler olmayacaktır. kadınlar! fuhuşun ücretini herhangi bir adak için tanrınız rabb'ın mabedine getirmeyeceksin, çünkü bunların ikisi de tanrınız rabb'ın gözünde iğrençtir, mekruhtur.'' şeklinde yazıyor. yahudi fahişeleri yüzlerine peçe koyuyormuş. bunun araplarda da olduğunu duydum; ama yazılı bir kanıt bulamadım.
islam'a örtünme erkekten kaçma şeklinde geçmiş. buna karşın erkeksiz bir yerde kuran okunurken veya dua ederken kadınların başını örtmesi, sümer geleneğinin bir devamıdır.
kaynak: kur'an, incil ve tevrat'ın sümer'deki kökeni- muazzez ilmiye çığ, sf,37-38.
devamını gör...
neden normal sözlük sorusu
devamını gör...
meitneriyum
keşfinden önce hafif homologu iridyumla benzerliği nedeniyle “eka-iridyum” olarak da adlandırılmıştır.
almanya hessen eyaletine bağlı darmstad bölgesinde ki ağır iyon araştırma merkezi*nde 1982 yılında ilk kez sentezlenmiştir. bundan 3 yıl sonra rusya dubna’daki ortak nükleer araştırma enstitüsü* tarafından bu elementin varlığı doğrulanmıştır. bizmut'un bir izotopu olan bizmut-209 atomlarının demir izotopu olan demir-58 çekirdekleriyle 10 gün boyunca yüksek enerjili lineer bir hızlandırıcıda bombardımana tutulması sonucu meydana gelmiştir.
çıplak gözle görülemez. gözlemlenebilecek kadar fazla sentezlene bildiğinde renginin soluk gümüş beyaz veya metalik gri olabileceği ayrıca oda sıcaklığında ve normal şartlarda katı bir metal olacağı düşünülmektedir. paramanyetik madde olabileceği de düşünülen bu elementin kristal yapısının da yüzey merkezli kübik olabileceği tahmin edilmektedir.
atom numarası 109, sembolü mt olan sentetik, radyoaktif, transaktinit geçiş metali bir elementtir. doğada saf hali bulunmayan laboratuvarda üretilebilen süper ağır elementlerden birisidir. adı lise meitner* onuruna soyadından esinlenilerek türetilmiştir. ancak uluslararası temel ve uygulamalı kimya birliği* bu elementin adını geçici olarak unnilennium olarak kullanmıştır. 1997 yılında bu element için meitneriyum adından başka bir isim talebi gelmediği için isim kabul görmüştür.
canlılar için bilinen bir biyolojik rolü bulunmayan meitneriyumun radyoaktif olması sebebiyle toksik veya kanserojen olabileceğinden ve fazla miktarda sentezlenememesinden kaynaklı olarak her hangi bir kullanımı ve uygulaması bulunmamaktadır.
almanya hessen eyaletine bağlı darmstad bölgesinde ki ağır iyon araştırma merkezi*nde 1982 yılında ilk kez sentezlenmiştir. bundan 3 yıl sonra rusya dubna’daki ortak nükleer araştırma enstitüsü* tarafından bu elementin varlığı doğrulanmıştır. bizmut'un bir izotopu olan bizmut-209 atomlarının demir izotopu olan demir-58 çekirdekleriyle 10 gün boyunca yüksek enerjili lineer bir hızlandırıcıda bombardımana tutulması sonucu meydana gelmiştir.
çıplak gözle görülemez. gözlemlenebilecek kadar fazla sentezlene bildiğinde renginin soluk gümüş beyaz veya metalik gri olabileceği ayrıca oda sıcaklığında ve normal şartlarda katı bir metal olacağı düşünülmektedir. paramanyetik madde olabileceği de düşünülen bu elementin kristal yapısının da yüzey merkezli kübik olabileceği tahmin edilmektedir.
atom numarası 109, sembolü mt olan sentetik, radyoaktif, transaktinit geçiş metali bir elementtir. doğada saf hali bulunmayan laboratuvarda üretilebilen süper ağır elementlerden birisidir. adı lise meitner* onuruna soyadından esinlenilerek türetilmiştir. ancak uluslararası temel ve uygulamalı kimya birliği* bu elementin adını geçici olarak unnilennium olarak kullanmıştır. 1997 yılında bu element için meitneriyum adından başka bir isim talebi gelmediği için isim kabul görmüştür.
canlılar için bilinen bir biyolojik rolü bulunmayan meitneriyumun radyoaktif olması sebebiyle toksik veya kanserojen olabileceğinden ve fazla miktarda sentezlenememesinden kaynaklı olarak her hangi bir kullanımı ve uygulaması bulunmamaktadır.
devamını gör...




