mandıra filozofu
tam benim kafada. teknolojiden, paradan, hazır ürünlerden, şehir hayatından nefret ediyorum.
devamını gör...

emeğinin karşılığını alamayan, alamadığı gibi gerek fiziksel gerek mobbing yoluyla psikolojik şiddet gören her meslek grubu mutsuzdur. ömrümüzün yarısından çoğunu işimizde geçiriyoruz ve işimizde mutsuz olmamız demek ömrümüzün yarısından fazlasını mutsuz tüketmişiz demektir.
dilerim emekçiye hakkının verildiği, mobbing mağdurlarının da hakkını aradığı bir ülke oluruz, en azından ileride bir gün.
devamını gör...

gün içinde defalarca içebildiğimiz, onsuz edemediğimiz, kültürümüze işleyen (bkz: çay)ı ısrarlı bir şekilde karadeniz'e yar eden egeli bir ziraatçidir.

1880 yılında muğla'da doğdu. 1904'te halkalı ziraat mekteb- alisinden mezun oldu.

zirai alanda öğretmenlikler ve idarecilikler yaptı.

1921 nisanında bakanlıklar temsilciliklerinin katıldığı bir komisyona, dönemin ziraat genel müdürü olarak, iktisat bakanlığı adına temsilci olarak katıldı. komisyonda rize ve çevresinin huzurlu bir yaşama kavuşabilmesi için öncelikle insanların geçimini sağlayacak iş ve çalışma imkanına kavuşturulması gerektiğini ileri sürdü. komisyon bu görüşü kabul etti ve zihni derin'in bölgede inceleme yapması kararlaştırıldı.

1923 yılında rize'ye geldi. eski adı garal dağı olan hazineye ait bir bölgede 15 dekarlık arazi fidanlık işine tahsis etti. bölgede yaptığı incelemelerde bazı meraklıların batum'dan dönüşlerinde getirdikleri ve diktikleri gayet iyi gelişmiş çay fidanlarıyla karşılaştı.

daha sonra, batum'a düzenlenen geziye katıldı, batum ve çevresinde ruslar tarafından kurulmuş olan çay bahçelerini, çay fabrikasını ve astropikal bitkiler araştırma istasyonu'nu inceleyerek gerekli bilgilerle rize'ye döndü.beraberinde çay tohumu, ve fidanları, narenciye ve bazı meyve çeşitleri, bambu rizomları ve bir rus bahçıvanı ile rize'ye geldi.

getirilen bitkiler ile bir fidanlık kurdurttu.
fidanlığı bir rus bahçıvanına emanet etti ve ankara'daki görevine geri döndü.
ancak gerek halkın gerek devletin konuya yeteri eğilmemesinden teşebbüsü başarısızlıkla sonuçlandı.

zihni derin, kafasında tasarladığı gibi yürümeyen çay tarımı için bir kanun teklifi hazırlamak gerektiği kanaatine vardı.
hazırladığı kanun teklifini bakanlık kanalıyla meclis'e sundu.
bu tasarı, o dönemin rize mebuslarının desteğiyle 6 şubat 1924 tarih ve 407 sayıyla kanunlaştı ve "rize vilayeti ile borçka kazasında; fındık, portakal, limon, mandalina, çay yetiştirilmesi hakkındaki kanun" adıyla yürürlüğe girdi. kendisi de işini bitirmiş bir memur edası ile oradan diğer görev yerine geçti.

aradan geçen yıllar, rize hakkına onu unutturmamış bilakis daha da gönlünde yer etmesine sebep olmuştur.
çayı rize'ye yar etmeyi başarmış birisidir o rize haklının gözünde. rize halkı onu daha çok görmek ister başında ve 1950 seçimlerinde zihni derin'e milletvekili olmasını istediklerini iletirler. zihni derin kabul eder ama seçim propagandası yapmaz. haliyle de seçilemez. çay konusundaki ısrarı siyasi olmak konusundaki ısrarı arasındaki 180 derecelik açı, onun hayata bakışını da gösterir. idareci olmak gibi bir derdi olmadığını rizeliler'e onları kırmadan gösterir.

1065 yılında vefat eden zihni derin'e 1969 yılında tübitak hizmet ödülü vererek adını ölümsüzleştirir. ölümsüzleştirmede iyi olduğumuz kadar yaşarken de kıymet verenlerden olabilen bir millet olabilsek keşke.

en azından her çay içişte, bu kültürü zihni derin 'in kurguladığını hatırlamayalım, bu kültürün 100 sene öncesi olmadığını, inşa edilen bu kültürün aynı zamanda ciddi bir geçim kaynağı olduğunu unutmayalım.
devamını gör...

peki şeyhler, şıhlar ne olacak?
ya ağalar,aşiretler ve töreler?
kumalık, çocuk gelin, berdel ve başlık parası?
şunu izleyip hala seküler diyecek kimse var mıdır?
ne zaman izlesem ağlarım o kadınlara içim yanar.
bu ülkede seküler bir kesim yok. semt olarak seküler insanların yaşadığı yerler var. fakat ülke, genel olarak bağnaz insanlarla dolu.
eğer türkiye'de olanlardan dışarı çıkarsak ırak'ta kadın sünnetini yapanlar kim?
bu da linki...
devamını gör...

kredi kullanarak konut alma eylemi.

ne kadar mantıklı bilemedim. 2013 yılında 100 bin peşinat + 160 bin kredi ile aldığım ev 450 binden alıcı bulmuyor.

halbuki aldığım gün sadece verdiğim 100 bin peşinatı 90tl/gr'den altın yapıp unutsaydım. evin değerinden daha fazla param olacaktı. boşuna kredi ödedim.

oturacağınız evi alacaksanız amenna.
yatırım olsun diye alıyorsanız yanmayın.

edit: kira getirisi kredi ödemelerini kısmen karşıladı. yine de parayı altında tutmanın yanına yaklaşamaz.
devamını gör...

insanımızın insan olmaktan ne kadar uzak olduğunun kanıtı...
kaç kişiyle konuştum anlatamadım derdimi. bu asgari ücret tartışmaları sırasında hep gıda, kira, fatura vb. konuları konuşuyorlar.
daha bir günden bir güne, diş macunu, diş fırçası, şampuan, diş ipi, ped, tıraş bıçağı, tıraş köpüğü, epilasyon ürünü, çamaşır suyu, detarjan, gibi sadece hayati temizlik ürünlerini bile bu sepete ekleyemiyoruz. sadece karnımız doysun bir de barınalım kafi kafası ile bu şekilde insanca yaşamak imkansız.
devamını gör...

her sabah, bir önceki gün ne olmuş olursa olsun, neşe ve heyecanla uyanmak.
devamını gör...

işsizlik beraberinde promosyon olarak bir sürü sorun getirir. parasızlık-depresyon-işe yaramama hissi vesaire ama rte nin hayal ettiği türkiyedir. türkiyeyi küçük çin yapmak için yıllardır en az 3 çocuk yapın, suriye'den, ırak'tan, afganistan'dan, afrika'dan milyonlarca işsiz ithal edin... edin ki, nüfus artsın, artsın ki günde 1 dolara 12 saat çalıştırabileceğimiz milyonlarca kölemiz olsun... olsun ki, tıpkı çin gibi dünyanın en büyük firmalarının üretim bantlarına talip olalım. adidasların, iphoneların, philipslerin üzerinde made in turkey yazsın. devletin tepesindeki kaymak tabaka servetine servet katarken, sen, ben, sıradan halk, günde 1 dolara 12 saat çalışabilmek için birbirimizle kıyasıya bir rekabete girelim.
devamını gör...

bir varmış bir yokmuş, çok eski zamanlarda, uçsuz bucaksız ormanlarda, yıkık dökük bir evin içinde yaşayan büyülü bir kadın varmış. ev o kadar eski, yıkık dökük ve karanlıkmış ki herkes oraya bakarken bile ürperirmiş.
kadın ilk başlarda buna çok içerlemiş, cok  üzülmüş oysa ki orman çok güzelmiş ve evinin manzarası dünyada başka hiçbir yerde olamayan bir manzaraya sahipmiş.
ama insanlar ormanın korkutucu olduğunu düşünür ve evinden hoşlanmazlarmış. ayrica kadının büyülü olduğu tüm insalar taranfindan da bilinirmiş. kadıncağaz da bir süre sonra alışmış yalnız yaşamaya. hatta o kadar alışmış ki, ormanın kenarından geçen insanların sesini bile duymak istemezmiş artık.
günlerden bir gün bu büyülü ve lanetli kadın her zamanki gibi müthiş bir manzaraya sahip evinin balkonunda güneşin doğuşunu bekliyormuş. hergün güneşin doğuşunu ve batışını izler, "insanlar bu güzelliği nasıl olur da görmek istemez?" diye düşünür ama yine de anlayamazmiş. oysa ormanda korkulacak hiçbir şey yokmuş ve evi de oldukça büyükmüş.
saatler geçmekte, güneşin doğuş saati yaklaşmaktaymış. lakin bu büyülü kadının içinde kötü bir his varmış. kadın beklemiş, beklemiş ama hiç geçmemiş bu his derkeeen kapının çaldığıni duymuş."kim olur da buraya gelir?" diye düşünmüş. korka korka merdivenlerden aşağı inmiş, kapının arkasına geçmiş ve dinlemeye başlamış. kapı çalmaya devam ediyormuş. kadın kendini tutamayıp seslenmiş yabancıya.
"kimsin sen?"
"ah çok şükür buldum birilerini. lütfen korkmayınız benden madam, yolunu kaybetmiş bir gezginim ben."
"nereden buldun burayı?" diye sertçe sormuş kadın.
"burada böyle bir yerin olduğundan bile haberim yoktu, ormanda ilerlerken yolumu kaybettim. aç ve susuzum bana yardım eder misiniz madam?" diye sormuş tüm nezaketiyle adam.
kadın hem şaşırmış, hem de korkmuş. kim büyülü ve lanetli bir kadına bu şekilde nazik davranirmiş ki? hem korkmamış mı bu evden ve kadından?
kadın yavaşça açmış kapıyı, biraz geri çekilmiş. karşısındaki adamda farklı bir şeyler varmış. kadın bu farklılığı anlayamamiş.
"buraya giremezsiniz bayım" demiş kadın. kehaneti anlatması gerekiyormuş.
"neden?" diye sormuş adam.
" yıllar yıllar önce bir kehanetin esiri oldu bu beden. eğer bu eve girersen bu kehanet ikimizi de yok eder."
"ne kehanetiymiş bu?" diye sordu adam tüm merakiyla.
"eğer bu manzarayı sonsuza kadar izlemek ve huzurlu olmak istiyorsam bu karanlık evde, sonsuza kadar tek başıma ve yalnız yasamaliyim. yoksa bu eve giren yabancı da ben de sonsuz mutsuzluğun esiri olacagız" diye açıklamış kadın.
adam buna çok şaşırmış lakin bu kadının halinden o kadar etkilenmiş ve manzarayi o kadar çok merak etmiş ki kendisine engel olamayıp içeri girmiş.
"ne yapıyorsun sen?" diye sormuş kadın. "ikimizi de mutsuz mu etmek istiyorsun?"
"hayır madam fakat bu manzarayı sizinle izlemek için tüm her şeyimi verebilirim. bırakın bu manzarayı izlerken mutsuz olalım, en fazla ne olabilir ki?"
kadının bir şey demesine gerek kalmadan adam girmiş içeri. içerisi olabildiğince karanlık ve soğukmuş. adam ürperdiğini hissetmiş.
"neden bu kadar karanlık ve soğuk burası? "diye sormuş kadına.
"çünkü buna mecburum. hem alıştım artık, seviyorum burayı." demiş kadın.
adamın şaşkınlığı ve kadına olan merakı artıyormuş.
"ne zaman görebilirim manzarayı?" diye büyük bir merakla sormuş genç adam.
"yukarı balkona geçelim, görmemiz an meselesi" diyerek merdivenlerden çıkmaya başlamış kadın. hem yıllardan sonra ondan korkmayan birileri olduğu için mutluymuş hem de olacakları bildiği için korkuyormuş bu lanetli kadın.
birlikte balkona çıkmışlar. kadın sandalyelerden birine oturmuş ve adamın da oturması için karşısındaki sandalyeyi göstermiş. adam sakin ve yavaş adımlarla ilerleyerek oturmuş kadının gösterdiği yere. kadın adama bir fincan kahve koymuş ve adamdan bir şarkı rica etmiş. iki sessiz ruh bu eşsiz manzarayı beklemeye başlamış. manzara yavaş yavaş yükselirken adam manzaraya aşık olmuş. bu ne güzel manzaraymiş böyle? kadın "çok alışmayin ve sevmeyin bu manzarayi yoksa ikimiz için de çok zor olur"demis.adam kadının bu dediklerini bir türlü anlayamıyormuş.güneş tamamen doğana kadar izlemisler bu manzarayı. kadın bir yandan çok mutlu bir yandan da çok rahatsızmış bu durumdan.

 adam gün batımıni da izlemek istediğini söylemiş. kadıncagiz kıramamış ruhu güzel adamı. gün batmaya başlayana kadar sohbet etmişler, şarkılar dinlemişler, danslar etmişler ve gün batımı başladığında oturup izlemeye başlamışlar bu mükemmel manzarayı. tam o sırada adamın aklına gitmek zorunda olduğu gelmiş. adam gitmek zorundaymiş çünkü onu bekleyen küçük bir kızı ve işleri varmış. kadın da biliyormuş adamın gidecegini, çünkü belliymiş kehanetin neler getireceği.
taa en başında söylemisti bu gönlü kara kadın kehaneti ama dinlememisti adamın meraklı kalbi. iki aciz ruh, sabaha kadar ayrılacaklarini bilerek, nasıl ayrılacaklarini düşünmeye başlamışlar. adam bilmiyormuş eve girerken bu manzaraya aşık olacağını, bu kadına alışacağını. kadın ise biliyormuş olacakları fakat karşı koyamamış bu hayran olunası kişiye. zar zor gözleri buluşmuş bir anda. ağlamaya başlamış yarım olan bu ruhlar. ayrılacak olmalarına, kaderlerine, kehanete, aciz ve çaresiz olmalarına...
hiçbir şey diyemeden, sessizlikleri ile konuşarak ağlamaya başlamışlar. derken güneş aydınlatmaya başlamış etrafı lakin artık bu iki ruhun tek manzarası karşısındaki aciz bedenden başka bir sey değilmiş. birbirlerinden daha güzel bir manzara bulamayacaklarini ikisi de biliyormuş çünkü. ne adam kalkıp gidebilmiş yerinden ne de kadın kovabilmis bu adamı. sonra kader belirivermiş birden. kadını sonsuz bir uykuya yatırmış, adamı da alıp kapı dışarı etmiş ve rivayete göre bir daha hiçbir zaman orada güneş doğmamış.
devamını gör...

bide farkındalık projesi yaratmaya çalışmış. moderasyona çağrı yapıyoruz şunları uçurun artık artık kardeşim. jurassic parka çevirdiler iyice ortalığı.
devamını gör...

bilim denilince akan sular durur benim için.
her ne kadar meteoroloji olmasa da merakla beklediğim yayındır.
şimdiden verdiğiniz emekler için teşekkürler.
9'da görüşürüz.*
devamını gör...

“önemli olan kendinize yalan söylememeniz. kendi kendine yalan söyleyip, söylediği yalana inanan kimse sonunda işi, kendi içindeki, çevresindeki gerçekleri tanımamaya, bunun sonucu olarak da kendisine ve çevresindekilere saygı duymamaya dek vardırır. kendi kendine olan saygısını yitirince içinde sevgi diye bir şey de kalmaz insanın. içinde sevgi olmayınca oyalanmak, eğlenmek için kötü tutkulara, iğrenç şehvete bırakır kendisini, hayvanca yaşamaya başlar. bütün bunların tek nedeni insanın, çevresindekilere ve kendi kendisine yalan söylemesidir.”*
devamını gör...

okumaz ki...

edit: okuyormuş.
devamını gör...

(bkz: iko'nun yine çalışması)
(bkz: yoldaş'ın ikoyu çok çalıştırması)

beyaz tema geleceğimden daha aydınlık ya hu*.
açık gri ve koyu griyi pek sevdim.
ellerinize sağlık iko bey.
devamını gör...

"ve nelere baskın gelmezdi ki seni düşünmenin tadı." ahmed arif

"sen gülünce gün cumartesi olur,bir kuş havalanır gökyüzünde." özdemir asaf

"ben aşk nedir bilmem. /eski kafalıyım. bir seni bilirim. /bir de adın geçince sıkışan kalbimi." attila ilhan

"yedi tepeli şehrimde /bıraktım gonca gülümü/ne ölümden korkmak ayıp /ne de düşünmek ölümü.". nazım hikmet ran

"sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız./ ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız.". attila ilhan
devamını gör...

losing my religion çalıyor arkadaşlar. program her dinden bahsetti sonunda ateistlerin sesi oldu....
tek sıkıntı, “yahudiler çakal bir millettir” cümlesinin kullanılmış olması. sizi dinleyen musevileri arkadaşların olabileceği ihtimalini atlamış olmanız.....
devamını gör...

yöresel ağız yaparak konuştuğunda komik olduğunu sanan kişi ile aynı kişidir.
devamını gör...

pek etkilenmediğim olay. en sevdiğim hayvanlar sıralamasında ilk 5'te çünkü.

öldürmeye asla kıyamam. mümkün olduğu zaman camdan atarım. görmemişsem, bir yerlerde saklanmışsa (ki moralinizi bozmak istemem ama nerede olursanız olun en fazla birkaç metre ötenizde bir böcek vardır mutlaka) bir ara doğuruyorlar. ordan burdan topluyorum ufacık yavruları. birkaç kez başıma geldi. fakat siz yapmayın tabii. edit: yani çok fazla yüz vermeyin ama öldürmeyin de.

yalnız şöyle bir şey var; evde örümcek olması, diğer böcekleri yedikleri için sizin adınıza faydalı bir şey. o yüzden düşman bellemeyin bu hayvanları. zaten ev örümceklerinin genellikle insana zararı yoktur. elime alıp dışarı attıklarım bile oluyor. irkilebilirsiniz tabi ama korkmayın.
devamını gör...


ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında
devamını gör...

ben karışmam babanla anlaşın.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim