çocukken aşık olunca yapılanlar
bisiklet yarışı, su savaşı yapardık.
o benim sokağa inmemi beklerdi, ben de onu futbol oynarken izlerdim.
cezalı olursam camdan aşağı bakar beni gözlediğini görürdüm.
o bana bahçelerden çiçek toplar, ben ona aşk mektupları yazardım el yazısıyla.
sonra taşındılar, bir daha da göremedim...
tanım: yazarların çocukken aşık olduğunda yaptıklarını paylaştığı başlık.
o benim sokağa inmemi beklerdi, ben de onu futbol oynarken izlerdim.
cezalı olursam camdan aşağı bakar beni gözlediğini görürdüm.
o bana bahçelerden çiçek toplar, ben ona aşk mektupları yazardım el yazısıyla.
sonra taşındılar, bir daha da göremedim...
tanım: yazarların çocukken aşık olduğunda yaptıklarını paylaştığı başlık.
devamını gör...
ali erbaş'ın bayram hutbesini kılıçla okuması
bayram hutbesini roketatarla okumasından daha tercih edilesidir.
devamını gör...
herkes mahlasına yakışanı yapsın
ibrahim tatlıses'in kötü şanını devralmak istemem.
devamını gör...
goruk
küçükken bütün kuzenlerimle anneannemin bahçesinde birleşip topladığımız, yüzümüzü türlü mimiklere sokan meyve.
(bkz: nostalji 101)
(bkz: nostalji 101)
devamını gör...
izzy stradlin
guns n' roses grubunun ritim gitaristi aynı zamanda axl rose'un çocukluk arkadaşı. grubun gerçek maestrosu her zaman izzy idi ve gittiğinde de bu durum ayyuka çıkmıştı. zira kendisinden sonra da slash ve duff mckagan da gruptan ayrılmıştır. kendisi aynı zamanda besteci özelliği ile de ön plana çıkıp solistliğe soyunduğu parçalar da (bkz: double talkin' jive) (bkz: 14 years) olmuştur.
ayrıldıktan sonra kariyerine solo devam etmiş ve 1992 yılında izzy stradlin and the ju ju hounds adında albüm çıkarmıştır. bu albümdeki shuffle it all ve somebody knockin' parçaları çok sevilmiş ve radyolarda en çok çalınan parçalar olmuştur.
ayrıldıktan sonra kariyerine solo devam etmiş ve 1992 yılında izzy stradlin and the ju ju hounds adında albüm çıkarmıştır. bu albümdeki shuffle it all ve somebody knockin' parçaları çok sevilmiş ve radyolarda en çok çalınan parçalar olmuştur.
devamını gör...
çöpünü elinde taşıyabilmek
babamdan öğrendiğim davranış biçimi. eğer yakında çöp atacak bir kutu yoksa kıyıya köşeye bırakmak yerine ne yapıyoruz? bir çöp kutusu bulana kadar elimizde taşıyoruz. çok basit bir şey. *
devamını gör...
suriyeli gençlerin türkiye'deki hayat pahalılığına isyanı
bir ara finlandiya'ya giden mülteciler "bu ne biçim memleket yav çok soğuk, soğuktan etrafta kızlar gezmiyor, bizi ispanya'ya gönderin" diyorlardı.
en azından bizden bin kat şanslılar, bizim hayaller kurduğumuz yerleri beğenmeyip, daha iyisine gidebiliyorlar. galiba en şanssızları türkiye'ye gelenler.
en azından bizden bin kat şanslılar, bizim hayaller kurduğumuz yerleri beğenmeyip, daha iyisine gidebiliyorlar. galiba en şanssızları türkiye'ye gelenler.
devamını gör...
esrarlı ada
fransızca adı l'île mystérieuse olan fransız yazar jules verne'nin 1874 yılında yayımlanan romanıdır. kitapta beş kişinin bir balon kazası sonucu ıssız bir adaya düştükten sonra adada yaşadıkları maceralar anlatılıyor. çocukluğumda okumaktan bolca keyif aldığım ve bir kaç kez okuduğum kitabın hayal gücümün gelişmesine çok katkısı olmuştur.
devamını gör...
en sevilen ressam ve eseri
en sevilen yazdığı için çok stres oldum hangi birini seçeyim.

frederic edwin church - aurora borealis (1865)
ayrıca (bkz: en sevilen tablolar)

frederic edwin church - aurora borealis (1865)
ayrıca (bkz: en sevilen tablolar)
devamını gör...
ayrılan kızdan tek taş yüzüğü geri istemek
o yüzük takılacak başka parmakları arar durur artık.
haktır geri istenir, zaten istenmeden geri verilmesi daha caiz olur.
haktır geri istenir, zaten istenmeden geri verilmesi daha caiz olur.
devamını gör...
online 385 yazar ne yapıyor sorunsalı
tanım girebileceğim başlıklar arıyorum.
devamını gör...
puslu kıtalar atlası
kelime dağarcığınızın gelişmesi için birebirdir. ihsan oktay anar çok detaylandırarak tasvirler her şeyi, e haliyle bunu yaparken de alışık olmadığımız kelimelerden yararlanır bolca. ama bu "süslü" kelimeler sizi korkutmasın. bir kere yazarın diline alışınca kitabı elinizden bırakmak istemeyeceksiniz.
devamını gör...
normal sözlük 1. yılbaşı hediyeleşmesi
pandemi sürecinde madem toplanamayacağız o zaman neden olmasın diyerek desteklediğim kampanyadır ama bence birbirimizi sevindirmek yerine kafa sözlük köy okuluna kitap yardımı etkinliğine seçeceğimiz herhangi bir yazar adına kitap bağışıda fena durmuyor.
devamını gör...
kingdom come: deliverance
bir rol yapma oyunu. oyunun en temel amacı, olabildiğince gerçekçi bir rol yapma amacı sunması. bir demircinin oğlu olarak başlıyoruz ve bu yüzden hiçbir becerimiz yok. herhangi bir şeyde iyi olmayarak başlıyoruz. diğer birçok oyunun aksine seçilmiş insan değiliz. bu yüzden gidip rastgele köylülere saldırırsanız görürsünüz ki dayak yiyorsunuz. bu çok gerçekçi atmosferde karakterimizi bir dizi aksiyondan geçirerek geliştirmeye çalışıyoruz. oyunun bu çok gerçekçi olma çabasına bir örnek vereyim, mesela elinize bir kitap geçerse harfler rastgele gözüküyor çünkü okuma bilmiyorsunuz. eğer bir script bulursanız ve o size okumayı öğretirse ilk başta zor okuyorsunuz. bunu da bazı kelimeleri karıştırarak yapmışlar. mesela: bne gidioyrum yazıyor çünkü okuma seviyeniz düşük. daha sonra, okudukça bu düzeliyor. bence gayet güzel bir yaklaşım olmuş okumayı öğrenmeyi gösterme açısından. oyundaki diğer özellikler de böyle. herhangi bir alanda hiç iyi değiliz ve ancak o alana yoğunlaşırsak gelişebiliyoruz. mesela, bu bir oyun diyip iki hayduta dalarsanız işiniz anında biter.
oyun, 13. yy bohemya'sında geçiyor. bohemya, günümüzde çek cumhuriyetidir, oyun o bölgelerde geçiyor. yanlış hatırlamıyorsam başta sigismund var ancak ülke bir savaş içinde. bu savaş, tabi ki bizi de etkiliyor. savaşın vahşetini görme şansı elde ediyoruz. aynı zamanda, bohemya'da o zaman yaşamak nasıl bir his ve şehirler nasıl bunları da görme şansı elde ediyoruz. tarih sevenler için çok güzel bir oyun. o anın dokusunu gerçekten iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
oyunu yapan şirketin indie olmasından dolayı animasyonlar rezil rüsva seviyede. sanki kuklalarmış gibi ve hiçbir hareket doğal değil ancak küçük bir stüdyonun motion capture yapmasını beklemek mümkün olmaz. bu yüzden, bunu görmezden gelmeniz lazım.
son olarak, hayatımda gördüğüm en ama en aptal dizayn fikrini bu oyunda gördüm ve bunu paylaşmak istiyorum. oyun ilk çıktığında saviour schnapps denen içkiye sahip değilseniz oyunu kaydedemiyordunuz. yani, sadece içki içerek kaydoluyordu. hayatımda bu kadar aptalca bir şey ne gördüm ne duydum gerçekten. sonra oyundan çıkarken kaydet ve çık seçeneği eklediler neyse ki.
en son olarak, modlanabilir bir oyun. sevmediğiniz özellikleri modlayabilirsiniz.
oyun, 13. yy bohemya'sında geçiyor. bohemya, günümüzde çek cumhuriyetidir, oyun o bölgelerde geçiyor. yanlış hatırlamıyorsam başta sigismund var ancak ülke bir savaş içinde. bu savaş, tabi ki bizi de etkiliyor. savaşın vahşetini görme şansı elde ediyoruz. aynı zamanda, bohemya'da o zaman yaşamak nasıl bir his ve şehirler nasıl bunları da görme şansı elde ediyoruz. tarih sevenler için çok güzel bir oyun. o anın dokusunu gerçekten iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
oyunu yapan şirketin indie olmasından dolayı animasyonlar rezil rüsva seviyede. sanki kuklalarmış gibi ve hiçbir hareket doğal değil ancak küçük bir stüdyonun motion capture yapmasını beklemek mümkün olmaz. bu yüzden, bunu görmezden gelmeniz lazım.
son olarak, hayatımda gördüğüm en ama en aptal dizayn fikrini bu oyunda gördüm ve bunu paylaşmak istiyorum. oyun ilk çıktığında saviour schnapps denen içkiye sahip değilseniz oyunu kaydedemiyordunuz. yani, sadece içki içerek kaydoluyordu. hayatımda bu kadar aptalca bir şey ne gördüm ne duydum gerçekten. sonra oyundan çıkarken kaydet ve çık seçeneği eklediler neyse ki.
en son olarak, modlanabilir bir oyun. sevmediğiniz özellikleri modlayabilirsiniz.
devamını gör...
rte'nin biraz daha fedakarlık yapmamız gerekiyor çağrısı
fedakarlıkları toplama bürosu nerde? donumu teslim etmek istiyorum.
devamını gör...
sorunlu aile hayatı
bütün hayatın sorunlu geçeceğinin en büyük delilidir.
devamını gör...
ırk saçmalığı
bunun hakkında epeydir düşünüyorum ve hala çözemedim. neden ırklar var? yani tamam belki eski insanlar kabileler halinde yaşıyorlardı ve kendilerine bi isim verdiler. ama artık böyle bir şeye ihtiyaç var mı?
aslında insanlık çok güzel bir şekilde kaynaşarak* yaşıyordu. fakat 1789'da tek sevmediğim devrim olan fransız devrimi oldu ve milliyetçilik akımı tekrardan yükselişe geçti. milliyetçilik dediğime bakmayın ırkçılığın süslenmiş hali. bunların sebebi ne biliyor musunuz? evrende yalnız olduğumuzu düşünmeleri. neandertalleri öldürmeselerdi onlar bir ırk,biz bir ırk olacaktık. fakat artık kimse bunun bilincinde değil. ama takdir ettiğim bir ülke var.amerika birleşik devletleri. siyahilere yapılan şey ırkçılık değil dışlama. o çok daha iğrenç bir şey boşverin onu. amerika'da ırkçılık olayları neredeyse hiç yok. çünkü onlar ırkını değil vatandaşı olduğu ülkeyi savunmayı öğrenmişler. böylece iç karışıklılıklar olmadan istediklerini yapabiliyorlar.
aslında ırkların ne kadar saçma olduğunu şöyle gösterebilirim. ben bundan sonra kendi aileme tartarus ırkından olduğumuzu söyleyeceğim. sonra 20 çocuk yapıp kendi çocuklarımında çok çocuk yapmasını sağlayacağım. böylece bir kaç yüzyıla 1000'lerce tartarus ırkından insan olacak. peki bunun bana bir faydası var mı? akrabalar arası çatışmalar mı? ırk savaşları mı? yoksa akraba evliliği ile doğacak engelli çocuklar mı?
hepimiz insanız sadece. saçma etiketlere gerek yok. bizi ilgilendiren tek şey yaşamak ve gelecek nesilleri güven altına almak. eğer bu şartlar sağlanırsa diğer amacımız onların refah içinde yaşaması için uğraşmak. ve bunları yaparken hep daha ileriye gitmek. ne olur bu yazıyı okuyan bir kaç kişi bile dediğimi anlayıp ırkların saçma olduğu bilincine kavuşsa,benim için yeter.
aslında insanlık çok güzel bir şekilde kaynaşarak* yaşıyordu. fakat 1789'da tek sevmediğim devrim olan fransız devrimi oldu ve milliyetçilik akımı tekrardan yükselişe geçti. milliyetçilik dediğime bakmayın ırkçılığın süslenmiş hali. bunların sebebi ne biliyor musunuz? evrende yalnız olduğumuzu düşünmeleri. neandertalleri öldürmeselerdi onlar bir ırk,biz bir ırk olacaktık. fakat artık kimse bunun bilincinde değil. ama takdir ettiğim bir ülke var.amerika birleşik devletleri. siyahilere yapılan şey ırkçılık değil dışlama. o çok daha iğrenç bir şey boşverin onu. amerika'da ırkçılık olayları neredeyse hiç yok. çünkü onlar ırkını değil vatandaşı olduğu ülkeyi savunmayı öğrenmişler. böylece iç karışıklılıklar olmadan istediklerini yapabiliyorlar.
aslında ırkların ne kadar saçma olduğunu şöyle gösterebilirim. ben bundan sonra kendi aileme tartarus ırkından olduğumuzu söyleyeceğim. sonra 20 çocuk yapıp kendi çocuklarımında çok çocuk yapmasını sağlayacağım. böylece bir kaç yüzyıla 1000'lerce tartarus ırkından insan olacak. peki bunun bana bir faydası var mı? akrabalar arası çatışmalar mı? ırk savaşları mı? yoksa akraba evliliği ile doğacak engelli çocuklar mı?
hepimiz insanız sadece. saçma etiketlere gerek yok. bizi ilgilendiren tek şey yaşamak ve gelecek nesilleri güven altına almak. eğer bu şartlar sağlanırsa diğer amacımız onların refah içinde yaşaması için uğraşmak. ve bunları yaparken hep daha ileriye gitmek. ne olur bu yazıyı okuyan bir kaç kişi bile dediğimi anlayıp ırkların saçma olduğu bilincine kavuşsa,benim için yeter.
devamını gör...
kitap alıntıları
hayır, insan sade ölürken ayrılmıyor, arkada bırakmıyordu. belki bütün ömrünce her an birçok şeyler onu arkada bırakıyordu. sonra olduğu yerde birdenbire kabuklaşıyor, çok ince, görünmez bir şeyle o anda etrafında olanlardan ayrılıyordu, "biz mi gidiyoruz, onlar mı?" sual buydu...
huzur - ahmet hamdi tanpınar
huzur - ahmet hamdi tanpınar
devamını gör...

