10 sezon sürmesi en azından seyirci kitlesi yakalayabilmekte başarılı olduğunu gösteriyor. kişiye bir kazanımı olmayacak ama boş vakitleri eğlenceli hale getirebilecek bir dizidir. yıllarca koşturmaca yüzünden tek dizi film dahi izleyemeyip geçtiğimiz mart ayı beraberinde türkiye'ye gelen salgınla oluşan boş vakitlerimde tüm sezonlarını bitirebildiğim dizidir aynı zamanda. favori karakterim ise phoebe olmuştur.
devamını gör...

aslında bugün biraz durgundum. ne bir şey yapasım var ne izleyesim ne okuyasım vardı. böyle bomboş duvarlara bakıyorum. sonra bizim eski kamerayı gördüm baya eski büyük bir şey içine kaset konanlardan. kasetlerde oradaydı. biraz uğraştım açmayı başardım. izledim çoğunu kendi küçüklüğümü gördüm daha doğru düzgün yürüyemiyorum bile annem bana püre veriyor önümde de teyp var onunla oynuyorum. izledim öyle kendimi ne kadar masum bir çocuk dedim ne kadar dünyadan habersiz. sonra dedim kendime ne oldu sana ne oldu oradaki neşeli insana. genelde hep neşeliyim evet ama bu aralar şükrü erbaş'ın da dediği gibi "sebebini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan." böyle boşluk hissi gibi. mutlu desen mutlu değil. üzgün desen üzgün değil. durgun kelimesi tam olarak bu sanırım. çok dalgalanmış da şimdi durulmuş bir deniz gibiyim adeta.
devamını gör...

zaman geçtikçe, birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken, vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık, bu da yetmiyormuş gibi, gözlerimizi içimizi gören birer aynaya dönüştürdük, sonuçta gözlerimiz, ağzımızla inkar etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi. bu genel olguya bir de basit zihinlerde işlenen suçun yol açtığı pişmanlığa çoğu zaman kadım korkular da eklenince, bunun sonucunda, suçlunun işlediği suçun cezası, öyle böyle demeden, hak ettiğinin iki katı olur. * *
devamını gör...

(bkz: stockholm sendromu)
devamını gör...

elle tutamaz ve gözle göremeyiz ama var olduğunu biliriz. sizde yoksa başkasında mutlaka vardır*. herkes kendisine de uğramasını ister. o bir güçtür ki iyi dediğimiz durumlarda insan mutluluktan uçar. kötü dediğimiz tarafta ise çeşitli problemler çıkar. belli ki tesadüfle aralarında henüz çözemediğimiz bir bağlantıya sahip olan kelimeden daha fazlasını ifade eden şey.
devamını gör...

"dili olsa da konuşsa" denesi nesne.

ama dili olsa başına daha kötü işler gelirdi sanırım. vazgeçtim, olmasın.
devamını gör...

tanımları okudum, herkes bir şeyler yazmış.
niçin örnekleri irdelemiyorsunuz.
rahmi koç, güler sabancı ve daha yüzlercesi.
bu adamların hiç birinin (harcamak maksadıyla) paraya ihtiyacı yok.
fakat ömürlerinin son gününe kadar çalışıyorlar.

sizlerin ; çalışmak kavramıyla aranız açılmış.
çalışmak olgusuyla barışın diyorum.

zenginlerin bir farkı var ; istedikleri işi yapıyorlar, istedikleri şekilde çalışıyorlar.
haftanın üç günü işi kırabiliyorlar.
ve geceler çuvala girmedi ya !
gecelere akıyorlar.

şunuda söyleyeyim...
allah ; inşallah kaza, bela, hastalık vermezse ; benimde azımsanmayacak birikimlerim var ve çalışmaya devam ediyorum.
hayat çalışınca, üretince güzel.
devamını gör...

kuşkunun olduğu yerde özgürlük vardır anlamına gelen latince sözdür.
sorgulamak bence her zaman inançsızlik anlamına gelmez. sorgularsin ve açıldıkça açılırsin. ufkun ve olaylara bakış açın genişler ve robotlaşan toplumda herkesten farklı biri olur çıkarsın. belki de özgürsündür. ama bunu hiçbir zaman bilemeyeceksindir..
devamını gör...

için temiz olmadıktan sonra
hacı hoca olmuşsun, kaç para!
hırka, tespih, post, seccade güzel,
ama tanrı kanar mı bunlara?
ömer hayyam
devamını gör...

şu sıralar sakinleşmiştir ancak bu yeni olaylar olmayacağı anlamına gelmemektedir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


şöyle rahat olsak yeter.
devamını gör...

süper lige çıkmasını istediğim takım. kaç senedir direkten dönüyorlar. bu sene gelirler umarım..

edit: artık süper ligdeler. hosgeldiniz mavi şimşekler.
devamını gör...

yarım kalmışlık olsa gerek.

şarkılar, kitaplar, sözler, aşklar, hayaller..
devamını gör...

gerçeğin mutlu edeni de vardır. ayrıca yalanın yalan olduğunu bilmek olanaksızdır. ancak ortaya çıkarsa bir takım olaylara sebep olur. insan zaman zaman ikisine de ihtiyaç duyar.
devamını gör...

hırkası ile meşhur hastalık.
devamını gör...

türkçesi ''4 ay 3 hafta 2 gün'' olan altın palmiye ödüllü roman yapımı film.
öncellikle filmi beğendiğimi ve önerdiğimi belirtmeliyim. kendimi realist bir insan olarak tanımlarım. genel olarak kurgu filmleri pek dikkatimi çekmez. bu filmde de kamera açısından mıdır, oyunculuklardan mıdır bilinmez, kendimi bir anda filmin içinde buluverdim.
uzun zamandır ilk defa bir filmi beğeniyorum. 2 kızın yarım günde yaşadıklarından 1.30-2 saatlik bir film çıkarmışlar ve film boyunca gerginliği, hissedilen hisleri diri tutmayı başarmışlar. bence asıl başarı budur.

film hakkında spoiler nitelikli düşüncelerim de var. onları en sonda anlatacağım. şimdilik o dönemin romanya'sı hakkında bilgi vereyim.

1969 yılında romanya hükümeti nüfus arttırma politikasıyla kürtajı yasaklamıştır.
25 yaşını geçmiş ve hâlâ çocuk sahibi olmayan kadınlara (kısırlar da dahil) %10-20 arası ek vergi koydurtmuş, 5 çocuk annesi kadınlara özel ayrıcalıklar tanımış, 10 çocuk ve fazlası için anneye madalya vermiştir. bu 1989'daki devrime kadar devam etmiştir. bu filmde de 1987 romanya'sına şahit oluyoruz.




özellikle dr. bebe'yle olan sahnede 3. arkadaş bendim. otilia erkek arkadaşının annesinin doğum gününde masada otururken bizzat ben de orada oturuyordum.
film boyunca gerildiğimi de itiraf etmeliyim. hep bir şey çıkacak diye bekledim. çıkmadı. bu da bana hayatın içinden geldi. sonuçta kaçımız filmlerde beklediğimiz şeyleri gerçek hayatta yaşıyoruz ki? üstelik film -evet aslında özellikle o masadaki konuşmada birçok mesaj içerse de- bu amerikan filmlerinde sonda karakterin hayatı tamamen değişir, yeni bir dünyada bulur ya kendini (hiç realist olmayan biçimde)... bu filmde o da yoktu ama sarsmayı başardı, gerçek hayatın ta kendisiydi çünkü.
devamını gör...

hepten kurtulmuş oluruz öyle kampanyalardan. destekliyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

günaydın pıtırcıklarım.

bu canına yandığımın memleketinde hasta olmak da zor, günün aymasını görmek de..
bir bal ve bir iki ot* alayım dedim o da nesiii?hastalar ölse daha iyi gibi sanki.

henüz başlayamadığım iş hayatım da sekteye uğradı tabi hastalık sebebi ile.


yıkılmadım da,dinlenmek için yatıyorum sadece.*
devamını gör...

arabaya büyüklük taslamayan kibar yayadır. ha olması gereken midir, tartışılır ama ortalama ülkelerde görülen davranışlardandır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim