6 kelimelik hikayeler
yağmur yağıyor, anlamış herhalde seni özlediğimi.
devamını gör...
e-kitap vs normal kitap
en son ne zaman kitap aldığımı hatırlamıyorum bile. e-kitaplara o kadar alışmışım ki insanlar ne kadar şikayetçi olurlarsa olsunlar birçok yönden avantajı var bana göre. ulaşımı gayet kolay, çoğu zaman ücretsiz, kitap içerisinde bölüm/cümle ya da kolayca kelime aramak mümkün, altını çizdiğiniz yerleri ayrıca görebilme şansı var, saklaması kolay ve kendinizce notlar ekleyebilirsiniz. kimi bunları sever kimi normal kitabı. çok da şey yapmamak lazım.
devamını gör...
şebnem ferah
birileri var diyerek içimdeki umudu yeşerten harika sanatçı.
devamını gör...
normal sözlük'teki aile ortamı
yazar sayısı az, herkesin birbirine aşinalığı var. birkaç ay sonra aile ortamı falan kalmaz. ilişkinin cicim aylarını yaşıyoruz şu an.
devamını gör...
vücudunuzun sizi ele vermesi
vücut dili ile aslında karşı tarafa istemeden de olsa bir çok sinyal göndermemiz ve kimi zaman bunun işin ehilleri tarafından kolayca çözümlenmesi durumudur.
en çok bilinen ve acemilerce yapılan hareket; yalan söylerken gözlerin kaçırılması ya da başka bir tarafa doğru bakılmasıdır.
birkaç örnek vermek gerekirse; konuşma esnasında kollarınızı bağlıyorsanız ( çiçek oluyorsanız (u: swh) ) aslında o an konuşmaya kapalı olduğunuzu ve daha fazla fikir beyan etmeyeceğinizi söylemiş oluyorsunuz.
diyelim ki üç arkadaş ayakta sohbet ediyorsunuz. eğer ayak uçlarınız oluşturulan çemberin merkezine doğru bakıyorsa, konu ve kişiler sizin için önemli demektir. ancak, ayak uçları çemberin dışını işaret ediyorsa, konudan uzak olma ve o anki kişileri pek de tınmadığınız çok büyük bir olasılık.
özellikle iş görüşmelerinde, birçok profesyonel bu hareketleri gözlemleyerek içinde bulunduğunuz ruh halini ve söylemlerinizin tutarlılığını değerlendirebilir.
en çok bilinen ve acemilerce yapılan hareket; yalan söylerken gözlerin kaçırılması ya da başka bir tarafa doğru bakılmasıdır.
birkaç örnek vermek gerekirse; konuşma esnasında kollarınızı bağlıyorsanız ( çiçek oluyorsanız (u: swh) ) aslında o an konuşmaya kapalı olduğunuzu ve daha fazla fikir beyan etmeyeceğinizi söylemiş oluyorsunuz.
diyelim ki üç arkadaş ayakta sohbet ediyorsunuz. eğer ayak uçlarınız oluşturulan çemberin merkezine doğru bakıyorsa, konu ve kişiler sizin için önemli demektir. ancak, ayak uçları çemberin dışını işaret ediyorsa, konudan uzak olma ve o anki kişileri pek de tınmadığınız çok büyük bir olasılık.
özellikle iş görüşmelerinde, birçok profesyonel bu hareketleri gözlemleyerek içinde bulunduğunuz ruh halini ve söylemlerinizin tutarlılığını değerlendirebilir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının meslekleri
sith lorduyum. evet.
devamını gör...
sevgilide olması gerekenler
beyin şart.
devamını gör...
diyafram solunumu
nefes kontrolünün diyafram kası ile sağlanmasıdır. diyafram solunumunda nefes alırken karın şişer, verirken normal haline döner.
doğumdan itibaren aslında içgüdüsel olarak diyafram solunumu yaparız ancak türkiye'de çocuklara verilen yetersiz eğitim ve insanların bu konuda bilinçli olmamasından dolayı bir süre sonra solunum şekli göğüs solunumuna evriliyor. bu da nefes kontrolünün yetersiz sağlanmasına yol açabiliyor.
batılı toplumlarda kiliselerde şarkı/ilahi okutmayla başlayan süreçte çocuklara diyafram solunumu öğretiliyor.* bu yüzden birçoğu seslerinin kontrolünü etkili bir şekilde sağlayabiliyor büyüdüklerinde. bizim de bu konuda çocukları ve hatta şimdi yetişkinleri de bilinçlendirmemiz gerekiyor. bu konu ile alakalı olarak #345399 no'lu tanımda da olayın öneminin anatomik ve fizyolojik alt yapısından anlaşılacak düzeyde bahsetmeye çalıştım.
bol diyaframlı günler.*
doğumdan itibaren aslında içgüdüsel olarak diyafram solunumu yaparız ancak türkiye'de çocuklara verilen yetersiz eğitim ve insanların bu konuda bilinçli olmamasından dolayı bir süre sonra solunum şekli göğüs solunumuna evriliyor. bu da nefes kontrolünün yetersiz sağlanmasına yol açabiliyor.
batılı toplumlarda kiliselerde şarkı/ilahi okutmayla başlayan süreçte çocuklara diyafram solunumu öğretiliyor.* bu yüzden birçoğu seslerinin kontrolünü etkili bir şekilde sağlayabiliyor büyüdüklerinde. bizim de bu konuda çocukları ve hatta şimdi yetişkinleri de bilinçlendirmemiz gerekiyor. bu konu ile alakalı olarak #345399 no'lu tanımda da olayın öneminin anatomik ve fizyolojik alt yapısından anlaşılacak düzeyde bahsetmeye çalıştım.
bol diyaframlı günler.*
devamını gör...
dünyada tek bir ülke olsaydı sanayisi almanlardan ordusu türklerden fahişesi fransızlardan olurdu
güncelleme geldi o orduya artık öyle bir ordu yok.
devamını gör...
215 çocuğun cansız bedeninin okul bahçesinde bulunması
kanada'nın britanya kolumbiyası eyaletinde eski bir yatılı okulun bahçesinde 215 yerli çocuğun cesedinin bulunması.
batının kökenlerine bakınca insan insanlığından utanıyor. kan ve gözyaşı üzerine kurulu bir medeniyet.
kanada'nın britanya kolumbiyası eyaletinde eski bir yatılı okulun bahçesinde 215 yerli çocuğun cesedinin bulunması, geçmişte yerli topluluklara yönelik ayrımcılığı ve şiddeti yeniden gündeme getirdi.
1890 ve 1969 arasında katolik kilisesi'ne bağlı olarak faaliyet yürüten kamloops ındian yatılı okulu'nun arazisinde geçen hafta sonu yapılan araştırma, aralarında üç yaşındaki çocukların da bulunduğu onlarca cesetle birlikte okulda yıllarca süren şiddeti gün yüzüne çıkardı.
kaynak: bundle.app/ugNj8z3Z
batının kökenlerine bakınca insan insanlığından utanıyor. kan ve gözyaşı üzerine kurulu bir medeniyet.
kanada'nın britanya kolumbiyası eyaletinde eski bir yatılı okulun bahçesinde 215 yerli çocuğun cesedinin bulunması, geçmişte yerli topluluklara yönelik ayrımcılığı ve şiddeti yeniden gündeme getirdi.
1890 ve 1969 arasında katolik kilisesi'ne bağlı olarak faaliyet yürüten kamloops ındian yatılı okulu'nun arazisinde geçen hafta sonu yapılan araştırma, aralarında üç yaşındaki çocukların da bulunduğu onlarca cesetle birlikte okulda yıllarca süren şiddeti gün yüzüne çıkardı.
kaynak: bundle.app/ugNj8z3Z
devamını gör...
başarısız yemek yapma anısı
yemek yapmaya basladığım zamanlarda sebze çorbasi yapmak istemistim. buzdolabindaki tum sebzeleri cikardim. biber, domates, karnabahar, mantar. bu dörtlüyü hicbir zaman masada bile yanyana gormeyen ben bunlardan corba yapmaya calistim. domates, biber ve karnabahara kadar corbanin rengi iyidi ancak ne zaman mantar girdi benim corba karardi.
butun bu rezalet yetmezmis gibi corbanin rengi acilsin diye terbiye yaptim. evet evet bildigimiz terbiye limon yogurt un vs iste. tam bir skandaldi.
butun bu rezalet yetmezmis gibi corbanin rengi acilsin diye terbiye yaptim. evet evet bildigimiz terbiye limon yogurt un vs iste. tam bir skandaldi.
devamını gör...
una nocte
benim için kafa sözlük'ün en iyi yazarıdır
devamını gör...
4 kutsal kitap
tevrat-zebur-incil arasında sürekli birbirine göndermeler vardır. peygamberler sürekli isa hakkında peygamberlik eder. uyum içindedirler. tahrif edilmemiştir ve edilmesi mümkün değildir. milyonların inandığı bir şeyin tahrif edildiğine inanmak komik. üstelik elimizde bir sürü el yazması bulunurken hâlâ bunları iddia etmek komik bile değil artık.
tevrat-zebur-incil'in uyumuna karşın kuran bunlarla çelişir.
aşağıda gördüğüm bir tanımın üzerine ek: milyonların okuduğu ve inandığı bir kitap pat diye değiştirilebilir mi anlamında söylemiştim. takdir edersiniz ki ben şimdi kalkıp kuranı değiştirmeye kalksam savaş çıkar. kutsal kitap da aynı şekilde, biri değiştirmeye kalksaydı bu mümkün olamazdı elbette. üstelik inançlı kişiler için söylüyorum, tanrı kendi sözünü koruyamaz mı? böyle bir tanrı'ya mı inanıyorsunuz? müslüman olanlar için özellikle eklemek istediğim bir şey daha var, kuran'da incil değişti yazmaz. aksine kuran'ı okumuş biri şu ayetleri görmüş ve dikkat etmiş olmalıdır. fark etmeden inandığınız kitap ile çelişiyorsunuz sevgili dostlar...
nisa 4:136, ali imran 3:11, yunus 10:94-95, maide 5:43, maide 5:47, enbiya 21:7, ali imran 3:93
elimizdeki el yazmaları da değiştirilmediğini kanıtlıyor zaten...
nuh'un şarap içip sarhoş olması, çıplak uzanması niye bu kadar tepki gördü anlamadım. peygamberler günah işleyebilir, sarhoş olabilir, hata yapabilir. kutsal kitap bunları bizden saklamaz çünkü onların da hata yapabildiğini ve tanrı tarafından cezalandırıldığını görmemizi ister. ancak tanrı'ya döndüklerinde, tövbe ettiklerinde bağışlanırlar. tıpkı bizim gibi. çünkü onlar insandır. bütün insanlar gibi günah işleyebilirler: "çünkü herkes günah işledi ve tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı." romalılar 3:23
tanrı'nın "gönlüme uygun buldum, ne istersem yapar" diye tanıklıkta bulunduğu kral davut bile günah işledi! nuh ya da kutsal kitap'ta geçen başka bir insan neden günah işleyemesin? lütfen üzerine düşünerek okuyalım...
2. ek:
sevgili müslüman dostumun girdiği konulara ben pek girmeyi sevmiyorum. bunların getirisi tartışmadan başka bir şey değildir çünkü. benim inandığım tanrı kendi sözünü koruyan tanrı'dır. ancak bu gibi konularla ilgili bilgi edinmek isteyenler için marc madrigal ve evrensel kilise kanallarını öneriyorum.
ben iman ettiğimde aşırı bilgim yoktu, tarihsel kanıtları da bilmiyordum. ama istediğim tanrı'yı bulmaktı. onu yürekten aradım ve o kendini bana gösterdi. sonra bu konuların da tartışma çıkardığını gördüm. tanrı'nın kulu kavgacı olmamalı. bu yüzden sevgili dostum, eğer kutsal kitap'ın değişmezliğiyle ilgili araştırmak istersen "hüküm gerektiren yeni kanıtlar" isimli harika bir kitabı sana önerebilirim. ama asıl aradığın tanrı'yla bir ilişki değilse yuhannada takılıp kalırsın... esen kal.
tevrat-zebur-incil'in uyumuna karşın kuran bunlarla çelişir.
aşağıda gördüğüm bir tanımın üzerine ek: milyonların okuduğu ve inandığı bir kitap pat diye değiştirilebilir mi anlamında söylemiştim. takdir edersiniz ki ben şimdi kalkıp kuranı değiştirmeye kalksam savaş çıkar. kutsal kitap da aynı şekilde, biri değiştirmeye kalksaydı bu mümkün olamazdı elbette. üstelik inançlı kişiler için söylüyorum, tanrı kendi sözünü koruyamaz mı? böyle bir tanrı'ya mı inanıyorsunuz? müslüman olanlar için özellikle eklemek istediğim bir şey daha var, kuran'da incil değişti yazmaz. aksine kuran'ı okumuş biri şu ayetleri görmüş ve dikkat etmiş olmalıdır. fark etmeden inandığınız kitap ile çelişiyorsunuz sevgili dostlar...
nisa 4:136, ali imran 3:11, yunus 10:94-95, maide 5:43, maide 5:47, enbiya 21:7, ali imran 3:93
elimizdeki el yazmaları da değiştirilmediğini kanıtlıyor zaten...
nuh'un şarap içip sarhoş olması, çıplak uzanması niye bu kadar tepki gördü anlamadım. peygamberler günah işleyebilir, sarhoş olabilir, hata yapabilir. kutsal kitap bunları bizden saklamaz çünkü onların da hata yapabildiğini ve tanrı tarafından cezalandırıldığını görmemizi ister. ancak tanrı'ya döndüklerinde, tövbe ettiklerinde bağışlanırlar. tıpkı bizim gibi. çünkü onlar insandır. bütün insanlar gibi günah işleyebilirler: "çünkü herkes günah işledi ve tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı." romalılar 3:23
tanrı'nın "gönlüme uygun buldum, ne istersem yapar" diye tanıklıkta bulunduğu kral davut bile günah işledi! nuh ya da kutsal kitap'ta geçen başka bir insan neden günah işleyemesin? lütfen üzerine düşünerek okuyalım...
2. ek:
sevgili müslüman dostumun girdiği konulara ben pek girmeyi sevmiyorum. bunların getirisi tartışmadan başka bir şey değildir çünkü. benim inandığım tanrı kendi sözünü koruyan tanrı'dır. ancak bu gibi konularla ilgili bilgi edinmek isteyenler için marc madrigal ve evrensel kilise kanallarını öneriyorum.
ben iman ettiğimde aşırı bilgim yoktu, tarihsel kanıtları da bilmiyordum. ama istediğim tanrı'yı bulmaktı. onu yürekten aradım ve o kendini bana gösterdi. sonra bu konuların da tartışma çıkardığını gördüm. tanrı'nın kulu kavgacı olmamalı. bu yüzden sevgili dostum, eğer kutsal kitap'ın değişmezliğiyle ilgili araştırmak istersen "hüküm gerektiren yeni kanıtlar" isimli harika bir kitabı sana önerebilirim. ama asıl aradığın tanrı'yla bir ilişki değilse yuhannada takılıp kalırsın... esen kal.
devamını gör...
zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü
zürefa kelimesini zürafa olarak anlayan ve karıştıranların çokça olduğu atasözüdür.
buradaki zürefayı, zarif kelimesinin çoğulu olarak kibarlar, nazikler olarak düşünebiliriz. düşkün ise refahını, onur ve değerini yitirmiş, geçim sıkıntısına düşmüş manasında olmalıdır.
buradan hareketle tdk'deki anlamına bakalım: "daha önce iyi bir durumda olan kişi bu konumunu kaybettiğinde uygun olmayan, yersiz davranışlarda bulunur" anlamındaki sözdür.
buradaki zürefayı, zarif kelimesinin çoğulu olarak kibarlar, nazikler olarak düşünebiliriz. düşkün ise refahını, onur ve değerini yitirmiş, geçim sıkıntısına düşmüş manasında olmalıdır.
buradan hareketle tdk'deki anlamına bakalım: "daha önce iyi bir durumda olan kişi bu konumunu kaybettiğinde uygun olmayan, yersiz davranışlarda bulunur" anlamındaki sözdür.
devamını gör...
insanın kendini çaresiz hissettiği anlar
varlığın beni mutlu ediyor ama yokluğunda da hüzünlü değilim denmesi... bir bağlaçla nasıl bu kadar değersiz hissettirilebilir insan ?
devamını gör...
her şey bitti derken çıkagelen insan
hayattan ümidi kestiğiniz o anda, artık ölsem bile arkamda bırakacağım bir şey yok acı çekmekten kurtulurum en azından diye düşündüğünüz hayatınızın o en dip döneminde ortaya çıkar. sizi hayata bağlar. hoş gelmiştir.. iyi ki gelmiştir. hiç gitmesindir.*
devamını gör...
martin heidegger
okuduğum bir kitap heidegger hakkında şunları söylüyordu
"heidegger, teknolojinin ellerimizde edilgen bir araç olduğu düşüncesinin kabul edilemez bir naiflik ve teknolojinin doğasının anlaşılmamasından kaynaklanan tehlikeli bir yanılgı olduğunu söyler. teknoloji kendi iç mantığına ve dinamiğine sahiptir, öyle ki sonuçta kendi kendine işler ve işleyişi içinde de son derece gerçek bir anlamda insana ihtiyaç duymaz. ve teknolojiyi bir yerden sonra kendi varoluş nedeni haline gelir. öte yandan teknoloji kendi iç aksaklığına sahiptir ve fakat bu aksaklığın bizatihi kendisi akıldışıdır. böylece insan, teknoloji sayesinde özgürleşmek bir yana bu teknolojik süreçlerin kölesi haline gelir ve yıkım kaçınılmazlaşır. ve işte bu düşüncelerinden dolayıdır ki heidegger bir nazi'dir ve nazizm'i yürekten savunmuştur. çünkü heidegger nazizmin, teknolojik süreci denetim altına alacak bir toplum yaratacak ve böylelikle insanı özgürlüğe ulaştıracak bir yol olduğuna içtenlikle inanıyordu. ama bu proje gerek tarihsel nedenlerden dolayı gerekse böylesi bir projenin gerçekleşmesi gereken "yeni insan"ı yaratamadığı için başarısızlığa uğradı."
"heidegger, teknolojinin ellerimizde edilgen bir araç olduğu düşüncesinin kabul edilemez bir naiflik ve teknolojinin doğasının anlaşılmamasından kaynaklanan tehlikeli bir yanılgı olduğunu söyler. teknoloji kendi iç mantığına ve dinamiğine sahiptir, öyle ki sonuçta kendi kendine işler ve işleyişi içinde de son derece gerçek bir anlamda insana ihtiyaç duymaz. ve teknolojiyi bir yerden sonra kendi varoluş nedeni haline gelir. öte yandan teknoloji kendi iç aksaklığına sahiptir ve fakat bu aksaklığın bizatihi kendisi akıldışıdır. böylece insan, teknoloji sayesinde özgürleşmek bir yana bu teknolojik süreçlerin kölesi haline gelir ve yıkım kaçınılmazlaşır. ve işte bu düşüncelerinden dolayıdır ki heidegger bir nazi'dir ve nazizm'i yürekten savunmuştur. çünkü heidegger nazizmin, teknolojik süreci denetim altına alacak bir toplum yaratacak ve böylelikle insanı özgürlüğe ulaştıracak bir yol olduğuna içtenlikle inanıyordu. ama bu proje gerek tarihsel nedenlerden dolayı gerekse böylesi bir projenin gerçekleşmesi gereken "yeni insan"ı yaratamadığı için başarısızlığa uğradı."
devamını gör...
27 yaş
24 gün önce girdiğim yaş. yirmi yedi yaşın muhasebesini yaptığım zaman, korkunç bir reçeteyle karşılaşıyorum. 20'lerin başlarındaki kayıtsızlığın olmadığı ama artık yaşlanıp da umutlarınızın bitmediği bir yaştır 27 yaş. biraz da yaşamdan bahsedelim.
içinde bulunduğumuz ülkenin ekonomik şartları bize uymuyor, çoğumuz bu konulardan rahatsızız ve bunu mızmız çocuklar gibi her yerde dile getiriyoruz. lakin yaşamı büsbütün bir sürgün haline getiren, içinde bulunduğumuz şartlar değil. hiçbir dönemde de olmadı. bir yaşamı mahveden şey, insanın var olan potansiyelini öyle ya da böyle harcamasıdır. zamanı yönetemedik, günceli yakalamakta çok zorlandık, riske girmekten korktuk. takım elbiselilere kaderimizi teslim etmekte müthiş bir arzu duyuyoruz ve bu birçoklarının yaşamını cehenneme çeviriyor. sözlerimizde bir devrimci havası varken, elitlere el açıp medet umacak kadar da yolumuzu kaybetmiş durumdayız.
ben, arturo bandini, yirmi yedi senede şunu öğrendim: yaşamak çok zor. ben bu hayatı beceremedim. hastalıklar yaşadım, en sevdiğim insanı, babamı kaybettim. aile düzenim bozuldu, abimle küstüm, evimi terk ettim ve evsiz kaldım. küsüratları da var bu işin ama işin çerçevesi bu. hayat bana zor geldi biraz. çok erken anladım yanık türkülerin hangi hislerle yazıldığını. şımarmanın ne olduğunu unuttum. çünkü bana göre gençlik demek kayıtsızlık demekti, vurdumduymazlık demekti, hata yapma lüksüydü; utanacak işler yapacağımız zamanlardı gençlik, birilerinin arkasını toplayacağımız değil, birilerinin arkamızı toplayacağı zamanlardı. ben böyle tahmin etmiştim çünkü çevremde böyle gördüm ve hala böyle görüyorum.
20'ler demek "ben bir şey yaptım arkadaşlar" deyip, saçma sapan bir şeyden övgü beklemekti. bu arzu, bu beklentiydi. kız arkadaşınla öpüşmekti, onunla gezip tozmaktı. kafaları çekip sabahlara kadar eğlenmekti. gençlik buydu. gençlik, bir elimizi pantolonumuzun cebine sokup sigara içerek kasvetli sokaklarda yürümek değildi. renkliydi be kardeşim. yaşam, bize hiçbir standartın olmadığını, işin içindeysen her türlü boku sana yedirebileceğini, her çeşit senaryoyu sana dayatabileceğini açıkça gösterdi. geri dönüşü olmayan izler bıraktı bizde. yirmi yedi yaşın defterini zorluklarla doldurdu.
artık zorlanıyorum. aşti otogarındayım ve istanbul'a kalkacak otobüsü bekliyorum. bir meçhule doğru yol alacağım. ne getirir, ne götürür bilinmez ama hayatın adamakıllı üstüne bindiği insanlar iyi bilirler ki: artık iyi bir şeyin olmasını istemekten, umut etmekten ziyade daha kötü şeylerin olmaması için temkinli olursunuz. temkinliyim artık, daha ne kadar üzerimize geleceğini bilmediğimiz bir yaşamın tehditi altındayım. 27 yaşındayım ve ben bu hayatı sevenlerden olamadım.
içinde bulunduğumuz ülkenin ekonomik şartları bize uymuyor, çoğumuz bu konulardan rahatsızız ve bunu mızmız çocuklar gibi her yerde dile getiriyoruz. lakin yaşamı büsbütün bir sürgün haline getiren, içinde bulunduğumuz şartlar değil. hiçbir dönemde de olmadı. bir yaşamı mahveden şey, insanın var olan potansiyelini öyle ya da böyle harcamasıdır. zamanı yönetemedik, günceli yakalamakta çok zorlandık, riske girmekten korktuk. takım elbiselilere kaderimizi teslim etmekte müthiş bir arzu duyuyoruz ve bu birçoklarının yaşamını cehenneme çeviriyor. sözlerimizde bir devrimci havası varken, elitlere el açıp medet umacak kadar da yolumuzu kaybetmiş durumdayız.
ben, arturo bandini, yirmi yedi senede şunu öğrendim: yaşamak çok zor. ben bu hayatı beceremedim. hastalıklar yaşadım, en sevdiğim insanı, babamı kaybettim. aile düzenim bozuldu, abimle küstüm, evimi terk ettim ve evsiz kaldım. küsüratları da var bu işin ama işin çerçevesi bu. hayat bana zor geldi biraz. çok erken anladım yanık türkülerin hangi hislerle yazıldığını. şımarmanın ne olduğunu unuttum. çünkü bana göre gençlik demek kayıtsızlık demekti, vurdumduymazlık demekti, hata yapma lüksüydü; utanacak işler yapacağımız zamanlardı gençlik, birilerinin arkasını toplayacağımız değil, birilerinin arkamızı toplayacağı zamanlardı. ben böyle tahmin etmiştim çünkü çevremde böyle gördüm ve hala böyle görüyorum.
20'ler demek "ben bir şey yaptım arkadaşlar" deyip, saçma sapan bir şeyden övgü beklemekti. bu arzu, bu beklentiydi. kız arkadaşınla öpüşmekti, onunla gezip tozmaktı. kafaları çekip sabahlara kadar eğlenmekti. gençlik buydu. gençlik, bir elimizi pantolonumuzun cebine sokup sigara içerek kasvetli sokaklarda yürümek değildi. renkliydi be kardeşim. yaşam, bize hiçbir standartın olmadığını, işin içindeysen her türlü boku sana yedirebileceğini, her çeşit senaryoyu sana dayatabileceğini açıkça gösterdi. geri dönüşü olmayan izler bıraktı bizde. yirmi yedi yaşın defterini zorluklarla doldurdu.
artık zorlanıyorum. aşti otogarındayım ve istanbul'a kalkacak otobüsü bekliyorum. bir meçhule doğru yol alacağım. ne getirir, ne götürür bilinmez ama hayatın adamakıllı üstüne bindiği insanlar iyi bilirler ki: artık iyi bir şeyin olmasını istemekten, umut etmekten ziyade daha kötü şeylerin olmaması için temkinli olursunuz. temkinliyim artık, daha ne kadar üzerimize geleceğini bilmediğimiz bir yaşamın tehditi altındayım. 27 yaşındayım ve ben bu hayatı sevenlerden olamadım.
devamını gör...
klasik batı müziği
avrupa kökenli bu müzik türünü, kısaca klasik müzik olarak biliriz. genellikle yüksek kültür seviyesi üzerinden değerlendirilir. ilk defa rönesans döneminde romen diyojen öncülüğünde ortaya çıktığı söylenir. bu müzik türünde keman, çello, viyola, obua, piyano, flüt gibi enstrümanlar rol oynarlar.
devamını gör...
