yazarların itiraf köşesi
geceleri insana bir cesaret geliyor heralde hep karşıma itiraf başlığı çıkıyor. zor tutuyorum kendimi ben de dökülmemek için buraya.
devamını gör...
tatar
aslında eskiden tatar denilince kastedilen moğollar. cengiz han'ın orduları türk ve arap müslüman devletleri yıkarak gelirken müslüman tarihçiler bu moğollar için kafir tatarlar demiştir çünkü o zamanlar henüz müslüman olmamışlar tam tersi müslüman türkleri katlediyorlardı.
tabi moğollar kendilerine karşı çıkanları öldürüyor ama direnmeyen türk boylarının kendilerine katılmasına izin veriyorlardı. zaten moğolların genelde nüfusları azdı ve bu yüzden bir zaman sonra moğolların yöneticileri, komutanları moğol ama askerlerin çoğu türk kökenli oldu.
müslüman türklerin olduğu yerlere yönetici, komutan olan moğollar bir zaman sonra müslüman oldular ve türk çoğunluk içinde karışıp gittiler. bugün tatar denilenlerin çoğu kıpçak kökenli bir türk boyudur.
tabi moğollar kendilerine karşı çıkanları öldürüyor ama direnmeyen türk boylarının kendilerine katılmasına izin veriyorlardı. zaten moğolların genelde nüfusları azdı ve bu yüzden bir zaman sonra moğolların yöneticileri, komutanları moğol ama askerlerin çoğu türk kökenli oldu.
müslüman türklerin olduğu yerlere yönetici, komutan olan moğollar bir zaman sonra müslüman oldular ve türk çoğunluk içinde karışıp gittiler. bugün tatar denilenlerin çoğu kıpçak kökenli bir türk boyudur.
devamını gör...
kiloda artış fark edildiğinde yapılan ilk şey
heyecanımı yatıştırsın diye tatlı yemek.
devamını gör...
meja (yazar)
yokken merak eden, dönüşümde mesaj atan herkese teşekkür ederim.
domestik'ciğim, seninle ayrıca görüşeceğiz *
domestik'ciğim, seninle ayrıca görüşeceğiz *
devamını gör...
normal sözlük'te kendi halinde yazan yazarlar
gün gelecek "aaa sende mi burdaydın" diyecekler.
devamını gör...
mutluluk
kişiden kişiye değişir. bazıları ufak şeylerle mutlu olurken bazıları ise daha büyük şeylerle mutlu olur.
devamını gör...
yazarların engellediği ilk yazar
sadece mesajını engellediğim bir tane işidçi yobaz var. o da cezalı uzunca bir süredir.
devamını gör...
aşk romanı
herkesin yazamayacağı roamn türüdür.
hane austen, sarah jio gibi usta yazarlar başlıca örneklerini vermişlerdir bence.
hane austen, sarah jio gibi usta yazarlar başlıca örneklerini vermişlerdir bence.
devamını gör...
demiri toz ederler
"benim sevdam muratsız loy" diyen kısmına ayrı yanık olduğum, sadık gürbüz harici kimsenin sesine güzel oturmayan türkü.
devamını gör...
the line
neom'da yer alacak olan; herhangi bir cadde, araba ve karbon emisyonu barındırmayacak olan yerleşim birimi, şehir. 170 km. uzunluğunda bir çizgi* şeklinde olacak ve 1 milyon insan yaşayacak.
proje üç katlı olacak şekilde tasarlanmış. buna göre yaşam alanı olan üst katta, yani yerde, insanların ihtiyaç duyacağı her şey 5 dakikalık bir yürüme mesafesinde olacak. böylece küçük komüniteler elde edilecek. yerin bir alt katı, yani "servis katı", bu komünitelerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere düşünülmüş. en alt kat olan "omurga katı" ise, adı üzerinde, şehrin servislerinin belkemiği olacak ve yapay zekâ tarafından kontrol edilecek ultra yüksek hızdaki ulaştırma ve kargo hizmetlerini sağlayacak. bu sayede de komüniteler arasındaki en uzun ulaşım süresi 20 dakika tutulabilecek.
bütün bu şehir doğayla iç içe bir şekilde, temiz enerjinin ve en gelişmiş teknolojilerin hâkimiyetinde olacak; bu yolla sürdürülecek.
kendisi şöyle bir şey:

katları da şöyle:

daha rahat anlamak için tanıtım videosu:
resmi internet sitesi
proje üç katlı olacak şekilde tasarlanmış. buna göre yaşam alanı olan üst katta, yani yerde, insanların ihtiyaç duyacağı her şey 5 dakikalık bir yürüme mesafesinde olacak. böylece küçük komüniteler elde edilecek. yerin bir alt katı, yani "servis katı", bu komünitelerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere düşünülmüş. en alt kat olan "omurga katı" ise, adı üzerinde, şehrin servislerinin belkemiği olacak ve yapay zekâ tarafından kontrol edilecek ultra yüksek hızdaki ulaştırma ve kargo hizmetlerini sağlayacak. bu sayede de komüniteler arasındaki en uzun ulaşım süresi 20 dakika tutulabilecek.
bütün bu şehir doğayla iç içe bir şekilde, temiz enerjinin ve en gelişmiş teknolojilerin hâkimiyetinde olacak; bu yolla sürdürülecek.
kendisi şöyle bir şey:

katları da şöyle:

daha rahat anlamak için tanıtım videosu:
resmi internet sitesi
devamını gör...
almaktan en çok haz duyulan mesajlar
kızkardeşimin watsup tan,
*yemek söylüyorum bir şey istiyormusun,
satış uygulamalarından
*tebrikler yeni bir siparişiniz var
bu ikisi her gördüğümde mest eder beni :)
*yemek söylüyorum bir şey istiyormusun,
satış uygulamalarından
*tebrikler yeni bir siparişiniz var
bu ikisi her gördüğümde mest eder beni :)
devamını gör...
ege kökenli
hakikaten ege kökenli miymiş? diye düşündüren başlık.
devamını gör...
leyla ile mecnun replikleri
"ben iyi değilim ya.eskisi gibi değilim ben."
devamını gör...
isminde ulama olan ünlüler
gökhan özen,
serdar ortaç,
ekrem imamoğlu,
ırmak arıcı...
serdar ortaç,
ekrem imamoğlu,
ırmak arıcı...
devamını gör...
yabancı dil bilmeden yabancı müzik dinlemek
sanat tümüyle dinler, diller ve ırklar üstüdür.
ne anladığından ziyade, sana, ne hissettirdiği önemlidir.
bütün insanlar güler ve bütün insanlar gözyaşı döker.
ne anladığından ziyade, sana, ne hissettirdiği önemlidir.
bütün insanlar güler ve bütün insanlar gözyaşı döker.
devamını gör...
doğru bir evlilik için gereken şeyler
yolunun çok çok büyük bir yüzdesinin, "kötülükler/anti durumlar, saçmalıklar, hayat ile ilgili pis işler veya angaryaları rahatça paylaşabilmek" adlı kalemden geçtiği şeylerdir.
unutmamak lazım ki; iyi günde herkes kolayca sevgili, dost, arkadaş olabilir.
unutmamak lazım ki; iyi günde herkes kolayca sevgili, dost, arkadaş olabilir.
devamını gör...
18 yaşındayım ilk ilişkime girdim çok mutlu oldum
başlığı açan yazara karşıt düşünüyorum, bize yorum yapmak düşmez. "bana ne?" diyebilmeli insan. ayrıca aklıma sokrat'ın üçlü filtre testini getiren durum. "eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar ya da faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?"
devamını gör...
raptiye rap rap
şifreli sözler, ince anlamlar tam cem karaca'ya özgü bir şarkı. tam sinirlendiniz veryansın edeceksiniz bazı kelimeler yasaklı.orada burada her yerde boşlukları doldurmak için raptiye rap rap zaptiye zap zap diyebilirsiniz. sizi sadece sizin gibi olanlar anlar daha iyi değil mi?
devamını gör...
makale okuma alışkanlığı
bu ülkenin evlatlarının ne bulursa okuması gerekir.
researchgate
academia
google akademik
ulusal tez merkezi
science direct gibi yerlerden alanınızda yapılan araştırmaları okuyabilirsiniz. her ne kadar bilimsel olsalar da eleştirel yaklaşmakta yarar vardır. o nedenle okunan her makalenin sonucu evrene genellenebilir olmayabilir. o nedenle yine de takım tutar gibi savunmamak gerekir.
researchgate
academia
google akademik
ulusal tez merkezi
science direct gibi yerlerden alanınızda yapılan araştırmaları okuyabilirsiniz. her ne kadar bilimsel olsalar da eleştirel yaklaşmakta yarar vardır. o nedenle okunan her makalenin sonucu evrene genellenebilir olmayabilir. o nedenle yine de takım tutar gibi savunmamak gerekir.
devamını gör...
satranç
özellikle yeni oyuncuların - yeni derken en az 1.5 sene oynamış olanlardan söz ediyorum- çok sık aynı hataya düştüğü hint asıllı oyun. hataya gelecek olursak; taşların stratejik değeri ve taş fedası... satrançta taşın değerini kendisi değil oyunun şartları, oyuncunun kurduğu strateji ve taşın bulunduğu mevcut konum belirler. resmi olarak taşların bir sayı değeri vardır evet ve hatta yıllarca ufak bir takım değişikliklere de uğramıştır ama bu durumu yanlış değerlendirip vezir en iyisi kafası yanlış bir kafa yapısıdır ve bu tip oyuncular bir noktada tıkanıp ilerleyemezler. vezir örneğinden gidiyorum çünkü çoğu oyuncu vezirini kaybettiği an oyunu kaybettiği yanılgısına düşüyor. elinizin altında olan vezir kaybettiğiniz filin yerine daha iyi iş yapmayabilir veya yapadabilir bu tamamen oyuncu ve oyunun mevcut şartları ile ilgilidir. bu mantıkla bakıldığında bu insanlar gerektiği yerde vezir fedası yapamazlar ve bir noktada bu yenilgiye sürükleyen büyük bir hataya da dönüşebilir. yakın zamanda yaptığım bir maçtan basit bir örnek vermek gerekirse; mevcut bir piyon terfisinde vezir yerine at tercih ettim. rakibim oyuna girecek ikinci bir rakip vezir olmadığını görünce daha fazla huzursuz olması gerekirken rahat bir nefes verdi ama o at oyunum için kilit bir noktadaydı ve vezirimin sağlayamayacağı bir avantaj ile rakibimi köşeye sıkıştırma olanağı sağladı. demek istediğim eğer orada vezir en iyisi kafası ile vezir tercih edilmiş olsaydı rakibi istediğim pozisyona getirmek bana fazladan en iyi ihtimalle 6 hamleye neden olacaktı ve 6 hamle demek tahtada şartların çok fazla değişmesi demektir. bu da şu noktaya çıkar; en az 3 hamle sonrası üzerine fikir yürütemediğiniz bir maçta neyi ne zaman feda etmeniz gerektiğini veya neyin stratejik değeri olduğunu anlayamazsınız. taşın değerini belirleyen bir diğer nokta da işte bu öngörü durumudur ve bu bizi başka bir konuya götürüyor.
dürüst olmak gerekirse bir kaç parlak ve beklenmedik hamleyi saymazsak eğer satranç uzun zamandır görsel hafıza, ezber ve yapılan alıştırmalar/edinilen tecrübe ile ilgili. açılış ile oyunsonu arasında iyi bir yol izleyen biri nadiren yenilir. şartları kendi lehine çevirecek kadar oyun bilgisi olan biri oldukça zekice yapılmış bir kaç hamlenin bile aleyhine işlemesini kolayca engelleyebilir. bu durumda da notasyon bilmek gerekir çünkü daha önce oynanmış olan maçlar iyi bir yol göstericidir ve bir çok maçı ezberlemek yerine kağıdın üzerinde yazanları ezberlemek daha kolaydır üstelik onlara sanki denklem veya formül gibi yaklaşıyorsanız. ek olarak notasyon okuyamayan biri ne önceki maçları rahatlıkla analiz edebilir ne de eco kodlarına sahip olsa da pek bir şey yapabilir. benim gördüğüm üç tip satranç oyuncusu var; tahtayı savaş meydanı gibi görenler, tamamen matematiksel olarak yaklaşanlar ve ikisi arasındaki dengeyi kurmuş olanlar. ben ikinci tip oyuncu olduğumdan diğerleri hakkında çok yorum yapmadan basitçe kendi oyun mantığımı aktarayım. benim için satranç tahtası önüme gelene kadar af3 sadece af3'dür. o tahtayı yüzlerce kez görmüş olsamda önüme gelene kadar hatta geldiğinde bile bu değişmez. atın hangi kareye ilerleyeceği kafamda olmak zorunda değildir kafamda yalnızca belirli bir sıralamayı tutarım yani kafamda sadece eco kodlarını bulup ezberlediğim sistem vardır benim için at at falan değildir belirli bir örüntüyü bozmadan devam ettirmeye çalışırım oyun boyunca ve oyunun durumuna göre örüntüyü bozmayan en uygun oyunsonu ile bitiririm. elbette tamamen ezber durumu kurtarmıyor ama bu noktada önceki maçlara hakimiyet oyuncuya izleyeceği yol konusunda yardımcı oluyor ki bu maçları hatırlamanın kolay yolu da az önce belirttiğim sistemden geçer. bir maçın her hamlesini akılda tutmak zordur ama notasyon kağıdını bir formül gibi ezberlemek bunu kolaylaştırır. bunu tam olarak açıklamak mümkün değil hangi oyuncu tipini anlatsam da aynı gibi gelecek esasında ama oyuncular rahatlıkla demek istediğim noktayı ve farklılığı yakalayacaklardır. bu sıkıcı bir oyun tipidir çünkü ortada birliklerinizi öne sürdüğünüzü düşünüp gaza geldiğiniz ve gerçekten savaş meydanında bir komutanmış gibi ani ve stratejik kararlar verdiğiniz nadir olur. sadece ezberden sayılar ve harfler vardır önünüzde satranç takımını görmezsiniz ama bu kazanmak için genelde en kesin yoldur yine de zevk almak için en iyi yol olduğu söylenemez. ortada ruhunu kaybetmiş bir oyun vardır demek gayet yerinde olacaktır bence ama kendi adıma zafer kazandığımda bu ruhumu yeterince besliyor zaten.* benim oyunu savaş alanı olarak gördüğüm tek yer kazandığım bir oyunun sonu çünkü rakibin bir piyonunu tamamen centilmenlikten uzak bir şekilde ganimet olarak alıyorum. yani açıkça takımını bozup oynanmayacak duruma getiriyorum ki ganimet olarak toprak almaktan farkı yok bence. utanır mıyım? sanmam.*
şu var ki ben iyi bir oyuncu muyum hiç sanmam ve satranç konusunda akıl verecek son kişiyim çünkü satranç takımı ile değil harf ve sayılarla ilgileniyorum yani dürüstçe kazanmak için sıkıcı ve kısmen hileli yolu tercih ediyorum ama kim ne derse desin çoğumuz o masaya kazanmak için otururuz kaybetmek için değil. ruhumu dinlendirmek istesem go -orada da gelenekselden yola çıkıp sonra agresif oyun sergilemeye başlamamışım gibi.*- oynarım.
sadece ezber yapmak yeterli değil elbette. oyuncunun bilgiye sahip olması onu uygulamada başarılı olup olmayacağına dair güvence vermez. rakip maçı satar gibi her zaman ezber tuzakların içine atlamıyor yaptığı hamleler ile. ya rakibi istediğiniz oyuna yönlendirecek kadar baskı kurabilecek stratejilere sahip olmak gerek ve alexander alekhine değilseniz bu epey zordur ya da oyunu rakibe göre yönlendirebilecek kadar fazla stratejiye sahip olmak. ilki gerçekten zordur çünkü bir gün sert kayaya çarpmak var, her zaman işe yaramaz. ikincisi ise zahmetli ama güvenli bir tercihtir her zaman çünkü rüzgar nereden eserse essin zaten buna uygun bir taktik her zaman sol cepte durur yani tuzağın tuzağı vardır. agresif oyun sergilemek hızlı bir zeka daha pasif kalmak teknik gerektirir işin özeti. bunlar kısmen bilindik ve basit şeyler ama yeni oyuncular sıklıkla es geçiyor. diğer iki oyuncu tipi hakkında çok yorum yapamayacağım çünkü açıkçası benim oyun tarzım ve oyuna bakış açım bu değil onu bilen anlatsın...
ek olarak oynanan kısmen önemli veya zorlama ihtimali olan maçların notasyonlarını okunaklı ve düzgün yazmakta fayda var. o maçlar altın gibidir, bütün hatalarınızı görmek, analiz etmek ve törpülemek için gereklidir. kendi maçlarınızı bitince unutmayın, bittikten sonra da işe yarıyorlar. ayrıca her oyuncunun oyun stili kendine özgüdür ama bence bir büyükusta'nın hatta mümkünse bir kaç tanesinin stilini benimsemekte fayda var. elbette ölü adamların mezarlarının başında ruh çağırma ayini yapın demek değil bu, eski maçları gözden geçirmek analiz etmek ve yapılan analizleri okumak yeterli gelecektir profesyonel oyuncu olacak olsak burada ne ben bunu yazıyor olurum ne siz okuyor olursunuz çiçeklerim.
ben kendi adıma bu oyun tarzı ile eğleniyorum ama diğer iki oyun tipine göre çoğu insan için çok eğlenceli gelmeyebilir. ben de mikhail botvinnik değilim zaten ne diye okudunuz buraya kadar hiç bilmiyorum.
dürüst olmak gerekirse bir kaç parlak ve beklenmedik hamleyi saymazsak eğer satranç uzun zamandır görsel hafıza, ezber ve yapılan alıştırmalar/edinilen tecrübe ile ilgili. açılış ile oyunsonu arasında iyi bir yol izleyen biri nadiren yenilir. şartları kendi lehine çevirecek kadar oyun bilgisi olan biri oldukça zekice yapılmış bir kaç hamlenin bile aleyhine işlemesini kolayca engelleyebilir. bu durumda da notasyon bilmek gerekir çünkü daha önce oynanmış olan maçlar iyi bir yol göstericidir ve bir çok maçı ezberlemek yerine kağıdın üzerinde yazanları ezberlemek daha kolaydır üstelik onlara sanki denklem veya formül gibi yaklaşıyorsanız. ek olarak notasyon okuyamayan biri ne önceki maçları rahatlıkla analiz edebilir ne de eco kodlarına sahip olsa da pek bir şey yapabilir. benim gördüğüm üç tip satranç oyuncusu var; tahtayı savaş meydanı gibi görenler, tamamen matematiksel olarak yaklaşanlar ve ikisi arasındaki dengeyi kurmuş olanlar. ben ikinci tip oyuncu olduğumdan diğerleri hakkında çok yorum yapmadan basitçe kendi oyun mantığımı aktarayım. benim için satranç tahtası önüme gelene kadar af3 sadece af3'dür. o tahtayı yüzlerce kez görmüş olsamda önüme gelene kadar hatta geldiğinde bile bu değişmez. atın hangi kareye ilerleyeceği kafamda olmak zorunda değildir kafamda yalnızca belirli bir sıralamayı tutarım yani kafamda sadece eco kodlarını bulup ezberlediğim sistem vardır benim için at at falan değildir belirli bir örüntüyü bozmadan devam ettirmeye çalışırım oyun boyunca ve oyunun durumuna göre örüntüyü bozmayan en uygun oyunsonu ile bitiririm. elbette tamamen ezber durumu kurtarmıyor ama bu noktada önceki maçlara hakimiyet oyuncuya izleyeceği yol konusunda yardımcı oluyor ki bu maçları hatırlamanın kolay yolu da az önce belirttiğim sistemden geçer. bir maçın her hamlesini akılda tutmak zordur ama notasyon kağıdını bir formül gibi ezberlemek bunu kolaylaştırır. bunu tam olarak açıklamak mümkün değil hangi oyuncu tipini anlatsam da aynı gibi gelecek esasında ama oyuncular rahatlıkla demek istediğim noktayı ve farklılığı yakalayacaklardır. bu sıkıcı bir oyun tipidir çünkü ortada birliklerinizi öne sürdüğünüzü düşünüp gaza geldiğiniz ve gerçekten savaş meydanında bir komutanmış gibi ani ve stratejik kararlar verdiğiniz nadir olur. sadece ezberden sayılar ve harfler vardır önünüzde satranç takımını görmezsiniz ama bu kazanmak için genelde en kesin yoldur yine de zevk almak için en iyi yol olduğu söylenemez. ortada ruhunu kaybetmiş bir oyun vardır demek gayet yerinde olacaktır bence ama kendi adıma zafer kazandığımda bu ruhumu yeterince besliyor zaten.* benim oyunu savaş alanı olarak gördüğüm tek yer kazandığım bir oyunun sonu çünkü rakibin bir piyonunu tamamen centilmenlikten uzak bir şekilde ganimet olarak alıyorum. yani açıkça takımını bozup oynanmayacak duruma getiriyorum ki ganimet olarak toprak almaktan farkı yok bence. utanır mıyım? sanmam.*
şu var ki ben iyi bir oyuncu muyum hiç sanmam ve satranç konusunda akıl verecek son kişiyim çünkü satranç takımı ile değil harf ve sayılarla ilgileniyorum yani dürüstçe kazanmak için sıkıcı ve kısmen hileli yolu tercih ediyorum ama kim ne derse desin çoğumuz o masaya kazanmak için otururuz kaybetmek için değil. ruhumu dinlendirmek istesem go -orada da gelenekselden yola çıkıp sonra agresif oyun sergilemeye başlamamışım gibi.*- oynarım.
sadece ezber yapmak yeterli değil elbette. oyuncunun bilgiye sahip olması onu uygulamada başarılı olup olmayacağına dair güvence vermez. rakip maçı satar gibi her zaman ezber tuzakların içine atlamıyor yaptığı hamleler ile. ya rakibi istediğiniz oyuna yönlendirecek kadar baskı kurabilecek stratejilere sahip olmak gerek ve alexander alekhine değilseniz bu epey zordur ya da oyunu rakibe göre yönlendirebilecek kadar fazla stratejiye sahip olmak. ilki gerçekten zordur çünkü bir gün sert kayaya çarpmak var, her zaman işe yaramaz. ikincisi ise zahmetli ama güvenli bir tercihtir her zaman çünkü rüzgar nereden eserse essin zaten buna uygun bir taktik her zaman sol cepte durur yani tuzağın tuzağı vardır. agresif oyun sergilemek hızlı bir zeka daha pasif kalmak teknik gerektirir işin özeti. bunlar kısmen bilindik ve basit şeyler ama yeni oyuncular sıklıkla es geçiyor. diğer iki oyuncu tipi hakkında çok yorum yapamayacağım çünkü açıkçası benim oyun tarzım ve oyuna bakış açım bu değil onu bilen anlatsın...
ek olarak oynanan kısmen önemli veya zorlama ihtimali olan maçların notasyonlarını okunaklı ve düzgün yazmakta fayda var. o maçlar altın gibidir, bütün hatalarınızı görmek, analiz etmek ve törpülemek için gereklidir. kendi maçlarınızı bitince unutmayın, bittikten sonra da işe yarıyorlar. ayrıca her oyuncunun oyun stili kendine özgüdür ama bence bir büyükusta'nın hatta mümkünse bir kaç tanesinin stilini benimsemekte fayda var. elbette ölü adamların mezarlarının başında ruh çağırma ayini yapın demek değil bu, eski maçları gözden geçirmek analiz etmek ve yapılan analizleri okumak yeterli gelecektir profesyonel oyuncu olacak olsak burada ne ben bunu yazıyor olurum ne siz okuyor olursunuz çiçeklerim.
ben kendi adıma bu oyun tarzı ile eğleniyorum ama diğer iki oyun tipine göre çoğu insan için çok eğlenceli gelmeyebilir. ben de mikhail botvinnik değilim zaten ne diye okudunuz buraya kadar hiç bilmiyorum.
devamını gör...