ara sıra tencerede içmekte fayda var diye düşünüyorum naçizane fikrim.
devamını gör...

deneme tahtasıdır. dikkat ederseniz anne baba ilk çocukta tecrübesiz olduğundan nasıl davranacağını bilemez. bu sebeple ilk çocuk hafiften dengesiz ve terelelli olur. ancak ikinci çocuk hem daha iyi yetiştirilirken hem de daha dengeli olur. sonuç olarak her şey ilk çocuktadır hayatta. bu sebeple her şeyi ona yaptırmaya kalkarlar.
devamını gör...

evrim ağacı'nın kurucusu olan türk evrimsel biyolog çağrı mert bakırcı'nın ''kamyoncular uzun yoldan geliyorlarsa şimdiki uzun yollar neden kamyoncu olmuyor?'' gibi halk arasındaki evrim karşıtı sorulara cevap verdiği bir kitap.
devamını gör...

ben internetten bu kadar kolay zengin olunabileceği gerçeğini kaldırmak istemiyorum ya,sosyal medya devrinde yaşadığımız gerçeğini inkar ediyorum.
devamını gör...

kalabalıkta kimsenin yüzü kendisinin değildir.*
devamını gör...

sürekli oje alma durumu. tırnaklarınızı sevdiğiniz renklerde görmek mutlu ettiği için frenlemenin zor olduğunu yaşayan bilir.
devamını gör...

en büyük bahaneleri insan doğası gereği tek eşli değildir demektir ki bunu genelde erkekler söyler. öyle mi? tamam o zaman sen aldattığın gibi sevgilin de aldatacak seni. ilginç gerçekten. aldatmayı coolluk sanan 15 yaşındaki bad girl/boylar gibiler ancak aldatmayı güzel bir şey sanar.

aldatmak hayatınız boyunca yapacağınız en büyük şerefsizliklerden biridir.
devamını gör...

“yeni bir kategori olması ve moderatörlerin de birer insan olması sebepleriyle zamanla oturacaktır, evham yapmayınız” diyebildiğimiz başlık.
devamını gör...

pitbull konseri biletini seçip, satıp bir sürü tabak mantı almak. en iyisi.
devamını gör...

lovage adlı grubun şarkıları dinlenebilir. bazı şarkılarında orgazm çığlıkları kullanıyorlar, değişik.
devamını gör...

ekose capri bermuda altına çoraplı sandalet giymiş colormatik gözlüklü hacı amcalar, şeklinde spesifik örneklenebilecek olmazsa olmazlardır.

bazen -özellikle erken veya geç saatlerde- öylesine dolaşırlar, alışveriş yaparlar, kahveye takılırlar, bazen de yörenin esnafı olarak görülebilirler.
devamını gör...

böyle siz hızlı hızlı bir şey anlatırken onun elini çenesine koyup size gülümseyerek baktığı an.
devamını gör...

federal emergency management agency yani amerika'daki federal acil durum yönetim kurumu, kısa adıyla fema olan kuruluşun tam olarak neye yaradığı belli olmayan kampları.

aslında kurum olası savaş, küresel afet ya da güvenlik tehditleri durumunda önlem almak için geniş yetkilere sahip. amerika'da 1000'e yakın, 2 milyon kişi kapasiteli kampları ve neden hazırlandığı belli olmayan milyonlarca plastik tabut koruyucu bulundurduğu biliniyor. görünüşte amaç, yukarıda dediğim türden durumlar için hazırlıklı olmak ama bu pek de inandırıcı görünmüyor.

ismi sürekli olarak komplo teorisi malzemesi olduğundan buraya ne yazsam tuhaf kaçacak. o nedenle adını ilk kez duyanların kendileri araştırırsa daha iyi olur.

bu fotoğraf plastik koruyucuları gösteriyor. verilen bilgiye göre tabut değil, tabutları yer altında sudan falan koruyormuş ve ihtiyaç halinde şuraya buraya gönderiliyormuş. ancak şunu da unutmayalım ki amerika her zaman alttan alta farklı işler karıştırırken kullandığı ve bir şekilde insanların gözüne takılan her kanıtı legal bir şey gibi göstermeyi adet edinmiştir.
devamını gör...

kafasına göre özür dileyen yayıncı.* özür dilediği için toptan özür diliyorum.

balkan türküleri off be ne güzel...
yerlerimizi alıp safları sıklaştıralım lütfen.
özür dileyerek önden yer kapıyorum kendime torpil falan demeyin sakın sabahtan bekledik hep. bu şarkılar türküler tam benlik kusura bakmayın arkalara yollayamazsınız beni.
devamını gör...

neisseria gonorrhoeae adlı gram negatif bakterinin neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyondur. klamidyal enfeksiyonlardan sonra abd'de en çok karşılaşılan ikinci enfeksiyondur. insanlar n. gonorrhoeae'nin tek doğal revervuarıdır. yayılımı için genellikle cinsel aktivite sırasında enfekte kişinin mukozası ile doğrudan temas gerektirir. bakteri önce membran ile ilişkili çeşitli adhezyon molekülleri ve pili adlı uzantıları ile mukoza epiteline tutunur. bu tutunma organizmanın idrar ya da servikal mukus gibi vücut sıvılarıyla yıkanıp gitmesini engeller.
enfekte erkeklerin çoğunda enfeksiyon başlangıcından itibaren 2 ile 14 gün içinde işemede ağrı ve yanma, idrar yapmada sıklık ve mukopürülan üretral eksuda ortaya çıkar. tedavi edilmemiş enfeksiyonlar prostat, sperm kanalı, epididim ve testislere kadar yayılabilir.
enfekte kadılarda vajinal ilişki ile alınmış akut enfeksiyon asemptomatik olabileceği gibi işemede ağrı ve yanma, alt pelvis ağrısı ve vajinal akıntı yapabilir. tedavi edilmemiş enfeksiyonlar tuba ve overlerin akut inflamasyonuna neden olan asendan enfeksiyona ilerleyebilir. fallopi tüplerinde oluşan skar doku infertilite(kısırlık)ye ve ektopik (dış) gebelik riskinin artmasına neden olabilir.
üst genital sistemin gonodal enfeksiyonu peritona geçip karın boşluğuna yayılabilir. eksuda(irin) karaciğer kubbesine ulaşıp gonakokal perihepatite neden olabilir.
cinsel alışkanlıklara bağlı olarak primer enfeksiyon bölgesi ağız, orofarinks veya anal bölge olabilir. bu bölgelerde faranjit ve proktit gelişebilir.
gonokok enfeksiyonu, doğum kanalından geçiş sırasında bebeğe de bulaşabilir. etkilemiş olan yenidoğanda görülen pürülan göz enfeksiyonu geçmişte yenidoğan körlüğünün en önemli nedenlerinden biriyken artık rutin olarak uygulanan antibiyotikli merhemlerle bu sorun önemli ölçüde azaltılmıştır.
gonokokkal enfeksiyonların tanısında hem bakteri kültürü hem de organizmaya özgü nükleik asitlerin saptandığı tanı testleri kullanılabilir. bakteri kültürnün avantajı antibiyotik duyarlılığın belirlenmesine olanak sağlar. nükleik asit temelli testler ise daha hızlı ve daha yüksek duyarlılığa sahip olup artan miktarda kullanılmaktadır.
devamını gör...

zenginin ismi bile farklı denilesi.
bu isim soy isim ile halk ekmekten 75 kuruşa ekmek aldığını düşünsene sözlük.
devamını gör...

başıma gelen olay. gerçekten bir şaka değil.

2011 van depremi sonrası yapılan kıyafet yardımlarına katkıda bulunmak istedim. o zamanlar itü 1. sınıf mühendislik öğrencisiyim. annemin tüm yalvarmalarıma rağmen örmekten vazgeçmediği kalın yünlü kazaklarımın hepsini güzelce paketledim. aşırı mutluyum ama, sonunda emek verdiği için atmaya kıyamadığım kazaklar çok güzel bir amaca hizmet edecek. bizim okulda bu konuda düzgün bir organizasyon yoktu. istanbul üniversitesinde okuyan arkadaşım "bizim okulda çok güzel örgütlendiler, hadi gel bizim okula verelim" dedi. laleli, acayip sevdiğim, tam otantik istanbul semti. 12 tercihinden 12 sini istanbul yazan, istanbul'a aşık bir bebeyim, istanbul'un her köşesi bana heyecan veriyor, sultangazi dahil. hele ki laleli.. tabii o zaman her yer yeni saç ektirmiş arap kaynamıyordu, laleli bile. neyse eski istanbul geyiklerini bırakıyorum, ben poşetlerimi alıp koşa koşa arkadaşımla buluştum.

iü laleli kampüsüne vardık. iü yabancı öğrencileri okula almakta sürekli sorun çıkaran bir üniversite olduğu için çok zeki arkadaşım "gel lan seni gizlice arka kapıdan sokucam ben" havalarına girdi. 2 yıldır o okulda okuyor ya, kurdu oldu sanki. o önden ben arkadan tin tin gidiyoruz. aykırı bişey yapıcam ya, bende gaza geldim "ehueehue" diye sırıta sırıta arkasından gidiyorum. yaradanın sevgili kulu arkadaşım kaldırımdan değil yoldan yürüyor, sanki doğrusu oymuş gibi. oymuş ya, bilemedim tabi. ben yürüdüğüm kaldırımdan park eden arabalar yüzünden artık inmek zorunda kaldım. ancak inmeye çalıştığım yerde ince tahta plakalar vardı. ama iki gözüm önüme aksın ki kaldırıma atılmış tahtalar gibi duruyordu. bir uyarı levhası olmasını geç, altında kuyu olduğunu belli eden hiçbir emare yok. kıllı bir durum yoktu arkadaşlar vallahi yoktu ya. 5 dakika önce tramvayda g*tümü pandiklemelerinden son anda kurtulmuşum. yani her şey aşırı olağan.

allah kahretsin ki o tahtanın tam ortasına basarak inmeye kalktım kaldırımdan. bastığım gibi sanki yerküre ikiye ayrılmış gibi beni içine çekmeye başladı. tahta kırılırken çıkan "çat" sesi hala kulaklarımda. beni içine öyle bir çekti ki, size anlatamam, vakumlanıyormuş gibi. normalde düşmek ne kadar sürer, 1-2 saniye. bu 5-6 saniye sürdü. dedim tamam, lağım çukuruna düşüyorum ben. kaderde 20 yaşında lağım çukuruna düşerek ölmek varmış. şaşkınım, ama nasıl güzel karşıladım ölmeyi görmeniz lazım. güzel değil de, okey napalım gibi. kabullendim en doğru kelime. kabullenmeyeceksin de ne yapacaksın, gidiyorsun işte el fatiha.

4-5 saniye ardından çat diye düştüm, dizlerimde ve başımda müthiş bir acı, çok ama çok soğuk bir su ve zifir karanlık. gözlerim sımsıkı kapalı, ellerim kulaklarımda. ne allaha, ne bir dine, dolayısıyla öbür dünyaya inanan bir insan olmadığım için hah diyorum, şimdi sıçtık. ölmek böyle bişey, vücudun yok oluyor ama bilinç lönk diye kalıyor böyle. aşırı eminim öldüğümden ama öldüğüm için değil, o şekilde asılı kalıcam, sıkılıcam diye korkmaya başlıyorum. ölüm ile ilgili en korktuğum şey budur işte. keşke öbür tarafa inansam, mahşer, günah&sevap point hesabı falan gene bir aksiyon. en korktuğum şey vücudun olmadan karanlık bir yerde kalmışsın gibi asılı kalmak. mal gibi böyle. düşüncelerinle ve benliğinle. uyy terledim ha.

neyse tam o sırada boğuk boğuk kendi adımı duymaya başladım. içimden "hay ananı, öbür dünya var mı lan yoksa, din kurallarına göre yargılanacaksak sıçtık, neyse ya içim temiz benim, bok temiz" gibi düşünceler geçerken anlıyorum ki öldüğüm falan yok. belediyenin açtığı genişliği 1x1, ama derinliği 3.5 - 4 metre olan beton bir çukurun içindeyim. belime kadar yağmur suyuyla dolu olduğu için bacaklarımın kırılmasından son anda kurtulmuşum. şunları yazarken diyorum hala kabus muydu lan bu gördüğün, yok vallaha kabus değil. şahitlerim olmasa bende kabus derim.

ondan sonrası tamamen saçmalık. panik içinde adımı sayıklayan arkadaşım, çevre esnafın kuyunun başına toplanması. şaşkınlıktan hiçbirşey söyleyemiyorum, ama arkadaşıma şunu dediğimi hatırlıyorum "ben çıkamıcam galiba buradan" çünkü gerçekten çıkılacak gibi değil. aşırı yüksekte kalmış insanlar, ayakları falan görünüyor en çok. dümdüz duvarları olan bir kuyu, ulan hala aklımda, neden açtınız o kuyuyu ya. ondan sonrası artık trajikomik. esnaf yukarıda "lan nasıl çıkarırız bu kızı" diye brainstorming yapıyor. ben duruyorum öyle sadece. yavaş yavaş kendime geliyorum, suyun içinde el yordamıyla telefonumu, fotoğraf makinemi falan arıyorum sanki çalışacakmış gibi. ve o halde bile o yünlü kazakları elimde sımsıkı tutuyorum. bırak artık ya, yardıma muhtaç olan sensin.

esnafın brainstormingleri ise şaka gibi. ya adamlar da ne yapsın, çare bulmaya çalışıyorlar. şimdi hatırlayınca hepsine tek tek teşekkür ediyorum buradan. ama fikirlerden biri "halat atalım" oldu. hatırlayınca hala gülüyorum, dümdüz duvardan nasıl çıkıcam lan halatla? ayrıca bacaklarım falan da sakat mı değil mi belli değil. titrek bir sesle "halat mı?" diye sordum, vazgeçtiler. şükür ya.

neyse sonra merdiven indirmeyi akıl ettiler. ancak maalesef bana uzattıkları merdiven kısa kaldı. derinliğin boyutunu oradan anlayın işte. merdivenin en ucuna çıkınca bile ellerime erişemiyorlardı. kafasını çarpmış, dizleri mahvolmuş bir şekilde o merdivenden tekrar indim, inşaat ustası edasıyla merdiveni onlara geri uzattım ve katlanabilen daha uzun bir merdiven beklemeye başladım. sonrası yalnızca ellerime ulaşabilecekleri kadar bir mesafeye çıkabildim. 3-4 adam (ve zayıf bir kadın değilim arkadaşlar) iki kolumdan asılarak beni kuyudan çıkarttılar. yaralanmam yetmez gibi bundan sonraki 3-4 gün müthiş kol ağrılarıyla geçirdim.

kuyunun içindeyken, ve çıktığımda ise aklımda tek bir şey var, haber olma korkusu. yani o zamanki kafamda hem büyük rezillik, hem de adımın ve soyadımın baş harflerinin olduğu, "20 yaşındaki üniversite öğrencisi kız, belediye çukuruna düştü" haberlerini düşündükçe annem adına korkuyorum, çünkü abartmıyorum kadın ölür korkudan, ölür yani. ben belime kadar ıslak bir şekilde kuyudan çıktım. polis gelmiş, tutanak falan tutuluyor. benim ise tek bir isteğim var. eve gitmek. ışınlanmak ama, hemen, seri.

belime kadar ıslak olduğum için polisin arabasına binmeyi reddettim, arabayı pisletmemek ve ıslatmamak için. aynı düşünceyle taksiye de binmedim. laleliden şişhaneye otobüsle, şişhaneden evime metroyla gittim. tek kelime etmeden. asla ağlamadan. arkadaşım "cnm iyi misin" falan diye soruyor, benim merak ettiğim tek şey ise kokup kokmadığım. fısıldayarak "kokuyor muyum" diye sordum. o da yalvarırcasına bana "canım yemin ediyorum kokmuyorsun, mis gibi parfüm kokuyorsun hala" falan diyor. ama gözü saçıma takılıyor. dayanamayıp saçıma elini uzatıyor ve bir yaprak çekip çıkarıyor. benim gibi temizlik hastasının düştüğü hale bak. gözyaşım ucunda. ağladım ağlıcam.

evin kapısını açtığım gibi hayatımda ağlamadığım kadar ağladım galiba. hönkürerek. korkudan, öfkeden ve şaşkınlıktan. ev arkadaşım koşa koşa gelip "ne oldu?" diye sordu. benim cevap: "belediye çukuruna düştüm mutlu musun???!!" elbette mutlu değil. hangimiz mutluyuz ki? hala hatırlayınca güldüğümüz soruyu soruyor bana: "ada çayı yapayım mı sana?" he yap. allah aşkına yap. çaresizliğin 50. tonu.

sonrası abartmıyorum 90 derece sıcaklıkla derimi yüzercesine ağlaya ağlaya alınan bir duş, elinde parfüm şişesiyle uyumaya çalışmak. hemen ertesi günü şişmiş dizler ve kafayla fizik lab dersine gidiş. ve düştüğümü kimseye belli etmeme çabası. sanki ayıp bir şey gibi. sanki bu benim ayıbım gibi.

yani arkadaşlar, bastığınız yere dikkat edin. belediye başkanımız imamoğlu olsa da dikkat edin. ben bu hikayeyi yazarken, çevreme anlatırken gülüyorum ama bu olaydan sonra 2-3 yıl hep tedirgin tedirgin yürüdüm. çok sevdiğim istanbul'un sokaklarında yürüme keyfimin içine sıçıldı yani. ama bir taraftan da komik ya. belediye çukuruna düşmek nedir ya.
devamını gör...

hazır olarak içilmemesi gereken gazsız ve alkolsüz içeceklerdir.

mümkünse evde kendiniz sıkıp içiniz.
devamını gör...

(bkz: fifa'nın kendi ayağına sıkması)
devamını gör...

çoluk çocuğa saklayacağım karma puanı.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim