konuşamayanlar
kelimelerden alacaklı bir sağırdırlar *. en çok yazanlardır konuşamayanlar. konuşmayı unutmuşlardır çünkü.
bay holmes ukdesi
bay holmes ukdesi
devamını gör...
manga
devamını gör...
gece
kendilerini "bana bir şarkı söyle" şarkılarıyla tanıdığım, vokalinin çok eşsiz bir sese sahip olduğunu düşündüğüm, 2000 yılında ankara'da kurulmuş türk alternatif rock müzik grubu.
--- alıntı ---
grup, ismini üyelerinin baş harflerinden alır. ayrıca grup üyeleri gecenin kozmik bir enerjisi olduğunu düşündükleri ve "gece" isminde bir şarkıları olduğu için de bu ismi benimsemiştir.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
grup, ismini üyelerinin baş harflerinden alır. ayrıca grup üyeleri gecenin kozmik bir enerjisi olduğunu düşündükleri ve "gece" isminde bir şarkıları olduğu için de bu ismi benimsemiştir.
--- alıntı ---
devamını gör...
maskesiz hayatın ilk günü yapılacaklar
bankları yalamak.
devamını gör...
özel mesaj ifşası
duruma göre gerekli olan ifşadır. adam durduk yere sapıkça ve salakça mesaj atıyorsa ifşalanmalı.
devamını gör...
elektrik faturası
(bkz: boru)
kazıklı versiyonu için:
(bkz: doğalgaz faturası)
ha bir de yarısı vergi olan su faturaları var ki onlara hiç girmeyelim.
kazıklı versiyonu için:
(bkz: doğalgaz faturası)
ha bir de yarısı vergi olan su faturaları var ki onlara hiç girmeyelim.
devamını gör...
bedaliza
hayatımda ilk defa babamdan duyduğum, karadeniz civarında, özellikle de trabzon tarafında kelebek anlamına gelen kelime.
muhtemelen eskiden (bkz: trabzon imparatorluğu) diye de bilinen pontus rum devleti'nin bölgedeki varlığı nedeniyle, yunancada kelebek anlamına gelen "petaluda" ya da pontus rumcasındaki "petalitra" kelimelerinden birinden miras kalmış.
muhtemelen eskiden (bkz: trabzon imparatorluğu) diye de bilinen pontus rum devleti'nin bölgedeki varlığı nedeniyle, yunancada kelebek anlamına gelen "petaluda" ya da pontus rumcasındaki "petalitra" kelimelerinden birinden miras kalmış.
devamını gör...
geceye bir anı bırak
zaman: lise sınavından sonra, sonuçlar açıklanmış.
mekan: ev.
olay:
sınav notum çoğu kişinin imrendiği bir not. her ne kadar beklediğim gibi olmasa da yüksek bir not. herkes mutlu gururlu işte.*
her neyse. annem odama geliyor. babam işte, biraz önce telefonla konuşmuş.
bundan sonrası onun ağzından.
-bugün babana işyerinde bi arkadaşı sormuş, oğlun kaç almış diye. baban da söylemiş puanını. adam da sırıtarak benim oğlum şu kadar almış* demiş ve çekip gitmiş.
o kadar üzülmüştüm ki. o gün kafamı toplayamadım.
babam eve geldiğinde bana hiç o olaydan bahsetmedi. o olay hiç olmamış gibi davrandı.
edit: geceye bırakmadım kusura bakmayın.
mekan: ev.
olay:
sınav notum çoğu kişinin imrendiği bir not. her ne kadar beklediğim gibi olmasa da yüksek bir not. herkes mutlu gururlu işte.*
her neyse. annem odama geliyor. babam işte, biraz önce telefonla konuşmuş.
bundan sonrası onun ağzından.
-bugün babana işyerinde bi arkadaşı sormuş, oğlun kaç almış diye. baban da söylemiş puanını. adam da sırıtarak benim oğlum şu kadar almış* demiş ve çekip gitmiş.
o kadar üzülmüştüm ki. o gün kafamı toplayamadım.
babam eve geldiğinde bana hiç o olaydan bahsetmedi. o olay hiç olmamış gibi davrandı.
edit: geceye bırakmadım kusura bakmayın.
devamını gör...
yazarların en sevdiği çocuk kitabı
louisa may alcott-küçük kadınlar. şu kitabı okurken aldığım hazzı hala hatırlıyorum, kaç kere tekrar okuduğumu hatırlamıyorum. kafamda kitabı okurken çizdiğim sıcak ev,mutlu aile, karakterlerin yüzleri hala beynimin bir köşesinde duruyor.
devamını gör...
lisede yaşanmış en garip olay
lisedeki matematik öğretmenimin sınıfta cinnet geçirmesi.kavga ettiği çocuğu cam'a yapıştırıp camı kırması.sınıftakiler çocuğu öğretmenin elinden zor almıştı.(öğretmen 1.55 boyunda kadın,çocuk 1.80 boylarında ) hepimiz şoka girmiştik.
devamını gör...
günaydın sözlük
bir gecede fakirleştik!

analar, babalar, sevgililer... gününde gösteriş yapıp sonra onların yüzlerine bakmayanlara döndüm. (hani nerde kaldı 1 ekim kahve tantanası?) ama benim ki mecburiyet malum bir macchiato olmuş 20 kayme hahah.
günaydın sözlükçüm. ee daha daha nasılsınız? ben bomba gibiyim. aslında sayılmaz dün tam bir günah gecesiydi.
he he allaha şirk koştuk. putlar mutlar havada uçuştu hep, sonra oturduk afiyetle yedik. fazla kaçırmışız şimdi az baş ağrısı mevcut.
neyse canım sözlük buralardayım, gözüm üstüne ona göre ayağını denk al hahah. öpüldünüz cicimler mucukss.

analar, babalar, sevgililer... gününde gösteriş yapıp sonra onların yüzlerine bakmayanlara döndüm. (hani nerde kaldı 1 ekim kahve tantanası?) ama benim ki mecburiyet malum bir macchiato olmuş 20 kayme hahah.
günaydın sözlükçüm. ee daha daha nasılsınız? ben bomba gibiyim. aslında sayılmaz dün tam bir günah gecesiydi.
he he allaha şirk koştuk. putlar mutlar havada uçuştu hep, sonra oturduk afiyetle yedik. fazla kaçırmışız şimdi az baş ağrısı mevcut.

neyse canım sözlük buralardayım, gözüm üstüne ona göre ayağını denk al hahah. öpüldünüz cicimler mucukss.
devamını gör...
sigara ve alkolün dünya çapında tamamen yasaklanması gerekliliği
geçen sene pandemi başladığında güney afrika cumhuriyeti her vatandaşa aylarca maaş verdi ve sadece evde kalın dedi.
sigarayı ve siyahların içki içince biraraya geleceklerini bildiklerinden içki satışını yasakladılar.
bir kaç gün birşey olmadı çünkü herkes kenardaki içkisini içti ama sonra siyahlar içki dükkanlarının camını çerçevesini kırıp içkileri yağmalamaya başladı ve ordu sokağa indi.
bu işleri yasaklayabilirsin ama zorlamayla olmaz, insanları ikna etmek lazım.
sigarayı ve siyahların içki içince biraraya geleceklerini bildiklerinden içki satışını yasakladılar.
bir kaç gün birşey olmadı çünkü herkes kenardaki içkisini içti ama sonra siyahlar içki dükkanlarının camını çerçevesini kırıp içkileri yağmalamaya başladı ve ordu sokağa indi.
bu işleri yasaklayabilirsin ama zorlamayla olmaz, insanları ikna etmek lazım.
devamını gör...
ölü ruhlar ormanı
jean-christophe grange'ın 2009 yılında yayımladığı, ülkemizde ölü ruhlar ormanı adıyla yayımlanmış polisiye-gerilim romanı.
spoiler vermeden romandan biraz bahsetmek istiyorum.
roman, bir hışımda başlayan klasik grange romanlarına sadık bir imajla başlıyor ve bir anda kendinizi parisin ortasında bulabiliyorsunuz, bildiğimiz üzere grange o kadar boş beleş kısımları bile o kadar hoş bir betimlemeyle anlatır ki, paris'in orta yerinde bulunan evinizin ahşap kitaplığını 3 sayfa okuyabilirsiniz ya, hah işte bu romanda o kısımları çıkarmış olsak roman yaklaşık 150 sayfa kadar kısalabilir, şaka yapmıyorum, çok ciddiyim kısalabilir.
roman hızlı bir tempoyla ilerlerken tarih öncesine ait insanlığın gelişme aşaması, bu aşamada "kötü?!" olarak nitelendirdiğimiz şeyin ortaya çıkışı, tabuların nasıl günümüzde şekillendiğine kadar uzanacak bir beyin fırtınası içerisinde bulabiliyorsunuz kendinizi, yetiyor mu? yoo, grange bu kadarıyla yetinmemize izin verir mi hiç...
roman paris'ten güney amerika ülkelerine kada sıçrıyor, nikaraga, arjantin gibi ülkelerin 70-80'lerde yaşadıkları korkunç olayları da bir anlatmaktan geri kalmayan grange hem kendi ülkesine *fransa*, hem de amerika birleşik devletleri'nin o dönemki politikası ve başka ülkelerin iç işlerine karıştıkları olayları çok hoş bir biçimde okuyucuya yediriyor.
bu romanın artı kısımları ciddi anlamda latin amerika ülkelerinin soğuk savaş sürecinde bugünün orta doğusunda geçen kanlı olayların en az yirmi katı leşliğe sahip olduklarını yüzümüze vurmamızla başlıyor ve insanlığın evrimi ve hatta güney amerika nehirlerinin sorunlarınlarına kadar ilerliyor.
eksi kısmı da katilin çok kolay tahmin edilebilir olması ve en son kısımda, klasik grange romanına uygun biçimde leş gibi bitirmesi olabiliyor, daha önce grange'ın okuduğum romanlarını sayacak olur isem, sisle gelen yolcu, taş meclisi, kızıl nehirler, siyah kan, şeytan yemini sisle gelen yolcu, son av. bakın bu okuduğum romanların hemen hepsinin sonu rezalet, leş gibi. bu adamın en büyük sorunu da bu, x files dizisi gibi harika başlıyor, inanılmaz iyi ilerliyor ama en son kısım o kadar oldu bittiye geliyor ve o kadar saçma?! bir biçimde bitiyor ki, ister istemez okuyucu, sevgili grange'ın yedi ceddine büyük küfürler edebiliyor.
an itibariyle okuduklarım arasına ölü ruhlar ormanını da ekledim ve uyumadan önce grange'ın yedi ceddine yine küfürler savuracağım.
aaah, ah
spoiler vermeden romandan biraz bahsetmek istiyorum.
roman, bir hışımda başlayan klasik grange romanlarına sadık bir imajla başlıyor ve bir anda kendinizi parisin ortasında bulabiliyorsunuz, bildiğimiz üzere grange o kadar boş beleş kısımları bile o kadar hoş bir betimlemeyle anlatır ki, paris'in orta yerinde bulunan evinizin ahşap kitaplığını 3 sayfa okuyabilirsiniz ya, hah işte bu romanda o kısımları çıkarmış olsak roman yaklaşık 150 sayfa kadar kısalabilir, şaka yapmıyorum, çok ciddiyim kısalabilir.
roman hızlı bir tempoyla ilerlerken tarih öncesine ait insanlığın gelişme aşaması, bu aşamada "kötü?!" olarak nitelendirdiğimiz şeyin ortaya çıkışı, tabuların nasıl günümüzde şekillendiğine kadar uzanacak bir beyin fırtınası içerisinde bulabiliyorsunuz kendinizi, yetiyor mu? yoo, grange bu kadarıyla yetinmemize izin verir mi hiç...
roman paris'ten güney amerika ülkelerine kada sıçrıyor, nikaraga, arjantin gibi ülkelerin 70-80'lerde yaşadıkları korkunç olayları da bir anlatmaktan geri kalmayan grange hem kendi ülkesine *fransa*, hem de amerika birleşik devletleri'nin o dönemki politikası ve başka ülkelerin iç işlerine karıştıkları olayları çok hoş bir biçimde okuyucuya yediriyor.
bu romanın artı kısımları ciddi anlamda latin amerika ülkelerinin soğuk savaş sürecinde bugünün orta doğusunda geçen kanlı olayların en az yirmi katı leşliğe sahip olduklarını yüzümüze vurmamızla başlıyor ve insanlığın evrimi ve hatta güney amerika nehirlerinin sorunlarınlarına kadar ilerliyor.
eksi kısmı da katilin çok kolay tahmin edilebilir olması ve en son kısımda, klasik grange romanına uygun biçimde leş gibi bitirmesi olabiliyor, daha önce grange'ın okuduğum romanlarını sayacak olur isem, sisle gelen yolcu, taş meclisi, kızıl nehirler, siyah kan, şeytan yemini sisle gelen yolcu, son av. bakın bu okuduğum romanların hemen hepsinin sonu rezalet, leş gibi. bu adamın en büyük sorunu da bu, x files dizisi gibi harika başlıyor, inanılmaz iyi ilerliyor ama en son kısım o kadar oldu bittiye geliyor ve o kadar saçma?! bir biçimde bitiyor ki, ister istemez okuyucu, sevgili grange'ın yedi ceddine büyük küfürler edebiliyor.
an itibariyle okuduklarım arasına ölü ruhlar ormanını da ekledim ve uyumadan önce grange'ın yedi ceddine yine küfürler savuracağım.
aaah, ah
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
bu sarkiyi o kadar seviyorum ki.. hele bu hali..
devamını gör...
normal sözlük'te arınma gecesi
yılın belli bir bölümünde sadece bir saat her şeyin serbest olduğu kurgusal etkinlik.
o kadar yazılımcısın sonra silersin o zaman dilimini ne olacak.
bence gereklidir.
sırf ben bir ton küfrü hak ediyorum. bir tane bile eden yok.
o kadar yazılımcısın sonra silersin o zaman dilimini ne olacak.
bence gereklidir.
sırf ben bir ton küfrü hak ediyorum. bir tane bile eden yok.
devamını gör...
uzaya gönderilen türkçe mesaj
devamını gör...
yazarların gerildiği durumlar
bir şeyle meşgulken birinin benimle konuşmaya çalışması ya da iki kişinin aynı anda benimle konuşmaya çalışması. belli ki iki şeyi aynı anda yapamıyorum.
belki de sorunum insanların benimle konuşmaya çalışmasıdır. o kadar da değil.*
belki de sorunum insanların benimle konuşmaya çalışmasıdır. o kadar da değil.*
devamını gör...
eminönü'nde balık ekmek yemek
emel müftüoğlu'nun o meşhur şarkısındaki balık ekmek, şarkının çıktığı tarihlerde yani doksanlarda güzeldi.. ben de o güzel günleri yad etmek adına geçen sene balık ekmek yeme gafletinde bulundum ve evet son kararım şu ki, doksanlarda öve öve bitiremediğimiz balık ekmek artık yoktur, geçmiş olsun...
devamını gör...
sadece sınav haftası not isteyen arkadaş
kötü bir yazım ile birlikte sanki başka bir alfabe kullanıyormuşum hissiyatını verdiğim için bilerek verirdim notlarımı nitekim anlayan olmamıştır hiç. benim için gurur verici bir durumdur bu.sadece kendim içindir o notlar be be ğim.
devamını gör...
