gustave courbet
tam ismi jean desire gustave courbet. 18. yüzyılda yaşamış fransız reailst ressam.
courbet’in yüzyıllardır süren beğeni ve estetik anlayışa uymayan, sıradan sayılan insanları sanatın merkezine yerleştirmesinin yanı sıra, kendisinin başlattığı bir akıma isim babalığı yapmış olması da sanat tarihinde bir ilk sayılır. zira sanat tarihinde adı anılan pek çok akım ismi, çoğunlukla ya bir nitelemeden hareketle ya da bir eleştirmenin bir resim ya da grubu küçümsemek amacıyla kullandığı bir sözcüğün akım ismi olarak yerleşmesiyle günümüze kadar gelmiştir. courbet’in içerik belirlemenin yanı sıra adını da koyarak başlattığı gerçekçilik akımı, süreç içinde yeni adlar altında ve yeni açılımlarla zenginleşerek, uzun yıllar hatta günümüze kadar varlığını ve etkinliğini sürdürmeyi başarmış bir sanatsal tavır alış olmuştur.
“beni sosyalist ressam olarak adlandırıyorlar. bu sıfatı memnuniyetle kabul ediyorum. ben sadece bir sosyalist değilim, aynı zamanda bir demokrat ve bir cumhuriyetçiyim. kısacası tüm devrimin bir partizanı ve hepsinin üzerinde bir realistim. realist, samimi, katışıksız, gerçek düşkünü anlamına geliyor.”
benim yine de bakmaya doyamadığım, her baktığımda nefis ayrıntılarla ilgimi çeken, 1845 yılında yaptığı the desperate man (çaresiz adam) otoportresidir.
(link:
)
courbet’in yüzyıllardır süren beğeni ve estetik anlayışa uymayan, sıradan sayılan insanları sanatın merkezine yerleştirmesinin yanı sıra, kendisinin başlattığı bir akıma isim babalığı yapmış olması da sanat tarihinde bir ilk sayılır. zira sanat tarihinde adı anılan pek çok akım ismi, çoğunlukla ya bir nitelemeden hareketle ya da bir eleştirmenin bir resim ya da grubu küçümsemek amacıyla kullandığı bir sözcüğün akım ismi olarak yerleşmesiyle günümüze kadar gelmiştir. courbet’in içerik belirlemenin yanı sıra adını da koyarak başlattığı gerçekçilik akımı, süreç içinde yeni adlar altında ve yeni açılımlarla zenginleşerek, uzun yıllar hatta günümüze kadar varlığını ve etkinliğini sürdürmeyi başarmış bir sanatsal tavır alış olmuştur.
“beni sosyalist ressam olarak adlandırıyorlar. bu sıfatı memnuniyetle kabul ediyorum. ben sadece bir sosyalist değilim, aynı zamanda bir demokrat ve bir cumhuriyetçiyim. kısacası tüm devrimin bir partizanı ve hepsinin üzerinde bir realistim. realist, samimi, katışıksız, gerçek düşkünü anlamına geliyor.”
benim yine de bakmaya doyamadığım, her baktığımda nefis ayrıntılarla ilgimi çeken, 1845 yılında yaptığı the desperate man (çaresiz adam) otoportresidir.
(link:
)
devamını gör...
emisizumab
faktör 8 fonksiyonunu düzelten hemofili a tedavisinde kullanılan ajandır.
(bkz: hemofili)
(bkz: hemofili)
devamını gör...
yazarlar ülkeyi yönetse yapacakları işler
üretimden yoksun bir ülkeyiz. bu kadar verimli toprakarı olup buğdayı pamuğu bile ithal ediyoruz. fındığı en pahalı biz tüketiyoruz. sizi bilmem de bana çok dokunuyor. önceliklerimden biri kesinlikle çiftçinin yanında olmak olur.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
(bkz: ankara beni bulsun)
devamını gör...
çayı kaynar şekilde içebilen insan
benim bu.kaynar çay bile ılık gelir.çorbayı da aynı şekilde içerim.
yakınlarım tarafından "ağzına teneke mi döşettin" sorusuna maruz kalmışımdır.
"ne ara içtin ben daha bir yudum almadım" sitemini de duyarım sık sık.
yakınlarım tarafından "ağzına teneke mi döşettin" sorusuna maruz kalmışımdır.
"ne ara içtin ben daha bir yudum almadım" sitemini de duyarım sık sık.
devamını gör...
hayattan zevk alıyorum aktiviteleri
kitap okumak, filtre kahve eşliğinde kafa sözlükte takılmak, dışarı çıkıp yürüyüş yapmak.
devamını gör...
susurluk kazası
bir diğer adı ile "susurluk skandalı" 3 kasım 1996 yılında susurluk uçakyolu mevkinde mercedes marka bir lüks aracın öndeki seyir halindeki kamyona arkadan çarpması ile meydana gelen trafik kazasının aslında öyle sıradan bir trafik kazası olmadığını göstermiştir. devlet- mafya ilişkisini açığa çıkaran kazada çarpışma sonucu hayatını kaybeden üç isim tespit edilir: istanbul eski emniyet müdür yardımcısı hüseyin kocadağ, üstünde mehmet özbay adına düzenlenmiş bir kimlik bulunan abdullah çatlı ve sevgilisi gonca us. yaralanan ve hastaneye kaldırılan kişi ise dyp şanlıurfa milletvekili sedat edip bucak’tır. kaza da devlet-polis-mafya ilişkisinin ortaya çıkmasına rağmen üstü kapatılmıştır. siyasetin ne kadar kirli olduğunu, körü körüne siyasi düşüncelerin savunulamamasını gerektiğini bir kez daha anlayan anlamış oldu.
devamını gör...
esnaf battı mutlu musunuz
çok mutluyum.işi düzgün yapma ama parayı al.arayıp böyle böyle dediğimde şans de.beter olun.dürüst esnaflar hariç.
devamını gör...
güne bir alıntı bırak
''daha şimdiden her türlü sevgiden yoksun bırakılmıştım, hiçbir şeyi sevemezdim; oysa doğa ,seven bir yürek vermişti bana."
-vadideki zambak
az önce vadideki zambak başlığını görünce yine 'mıh gibi' saplandı kalbime...
-vadideki zambak
az önce vadideki zambak başlığını görünce yine 'mıh gibi' saplandı kalbime...
devamını gör...
raistlin majere
raistlin majere karakteri bir roman karakteri olarak yaratılmamıştır. dostlar meclisinde ortaya çıkmış bir fantasy role playing karakteridir. o oyunda karakteri margaret weis ve tracy hikcman'ın yakın dostları terry phillips canlandırmış. ikili phillips'in performansına hayran kalmışlar ve böyle bir karakterin muhakkak romanlarında yer almasına karar vermişler. raistlin'in doğumu bu sebeple bir şans olmuştur. tabiri caizse phillips yumurtaya can veren mevla moduna bürünmüştür.* tabi sonrasında bu karakter azami itina ile ilmek ilmek işlenmiş ve biçimlendirilmiştir ki, fantastik kurgu eserler arasındaki en muazzam karakterlerden birisi ortaya çıkmıştır. raist, bana göre fantastik kurgu dünyasındaki kutsal üçlüden birisidir. diğerleri ise melnibone'lu elric ve drizzt do'urden'dir. daha önce elric başlığında da altını çizdiğim üzere, raistlin karakterinin inşası sürecinde, elric'ten esinlenildiğini söylersek yanlış olmaz. esinlenilmiştir ama bu durum raist'in başka bir mecrada ve bambaşka özelliklere sahip harikulade bir karakter olduğu gerçeğini değiştirmez.
raist'in çocukluğu cehennem azabı gibi geçmiştir. doğduğu andan itibaren hastalıklarla boğuşmuş, güçsüz, çelimsiz ve dalga geçilen bir çocuk olmuştur. o dönemlerde raist'in en büyük destekçisi ikizi caramon majere'dir. caramon raist'i her daim korumuş, kollamış yeri geldiğinde onun için canını ortaya koymuştur. bu durum raistlin'de ikili bir ruh hali yaratmıştır.. kardeşini hem çok sevmekte hem de ona inanılmaz derecede öfkelenmektedir. zira caramon, onun yapamadığı her şeyi kolaylıkla yapabilmekte, üvey ablası kitiara uth matar'dan aldığı kılıç dersleri sayesinde iyi bir silahşor olma yolunda ilerlemektedir. o ise dışlanmışlığın verdiği hissiyatla kendisini daha da geri çekmektedir. yalnızlaşma sürecinde büyü ile haşır neşir olmaya başlamıştır. büyü ile yaptığı ufak numaraları dahi çevresindekilerin ona ilgi göstermesine ve saygı duymasına katkı sunmamıştır. çevresi tarafından basit bir hokkabaz olarak görülmüştür.
işte bu durum raist'in öfkesini iyice büyüttü. öfkesi büyüdükçe, içindeki büyü ateşi harlandı ve kor bir alev haline geldi. yetenek avcısı bir büyücü tarafından keşfedilmese belki de bu ateşle kendisini yakacak ve küle çevirecekti. yetenek avcısı diyorum zira bu büyücünün vazifesi tüm kryn'ı taramak ve yetenekli bulduğu gençleri yüksek büyücülük kulesinde eğitim almak için yönlendirmekti. raist bu fırsatı iyi değerlendirdi. annesini kaybettiğinden beri içinde büyüyen boşluğu, öfke ve büyü ile doldurmaya çalışan genç adam okulun en parlak ve korkulan öğrencisi haline gelmişti. bu noktada yüksek büyücülük kulesi içinde bir parantez açmak lazım. kule de verilen eğitim sonrası büyücüler bir sınavdan geçerler ve kendileri ile sınanırlar. en büyük korkuları onların düşmanı haline gelir ve bununla savaşmak zorunda kalırlar. ayrıca bu sınavın geçilmesi sonrasında büyülerinin kaynağı olacak uygun büyü tanrısının neferi olurlar. yani cübbe renkleri belli olur. bu üç büyü tanrısının adı solinari, lunitari, nuitari'dir. ancak bu, o kadar da kolay bir sınav değildir. öğrencilerin büyük bölümü bu sınavı geçemezler ve sınavı geçememek demek, ölüm demektir!
raist'in sınavı ise hepsinden daha korkunç oldu. önüne çıkan tüm engelleri tabiri caizse yıkıp geçti. ama bir yerde karşısına çok güçlü bir kara elf çıktı. tükenmişti ve kara elf ile baş edemiyordu. bu sırada caramon ortaya çıktı. caramon enteresan bir şekilde büyü kullanıyordu. raist'in, o yarım ve hasta bedeni ile yapmak için bin bir güçlük çektiği, hayatını vakfettiği büyü, caramon'un damarlarında dolaşıyordu. hiddeti büyüdü. hiddeti büyüdükçe gözü bir şey görmez oldu. kardeşini o an oracıkta öldürmek istedi. onun her zorlukta yardımına koşan iyilik sever caramon, onun yaşama sebebini elinden almak üzereydi. ama raist, aynı zamanda inanılmaz bir zekaya sahipti. içindeki dürtüleri serbest bırakmaz ve kardeşini öldürmezse sınavı geçemeyeceğini biliyordu. ona olan öfkesi ve sevgisi arasında kaldı. ıstırabı onu tıpkı bir mengene gibi sıkıyor ve hamle yapacak gücü kendinde bulamıyordu. ne olduysa o anda oldu. fistantantulus*'un sesini duydu, raist'e büyünün fedakarlık istediğini fısıldadı büyücü... ondan bedenini istedi ve karşılığında kardeşini öldürecek gücü ona bahşedebileceğini söyledi. yoksa ömür boyu büyüye veda edecekti. raist, fistantantulus'un teklifini kabul etti. caramon'u öldürdü ve sınavını başarıyla tamamladı. sınav caramon'a izlettirilmişti...
işte kardeş katili raistlin majere, böylece başladı büyücülük yaşamına ve daha da çok yaklaştı ''elric akraba katili'' karakterinin yaşadıklarına. kuleye döndüğünde büyük bir bedel ödediğini anlamıştı. saçları artık bembeyazdı. gözleri altın sarısı olmuş ve kum saati şeklini almıştı. sürekli kan kusturan öksürük nöbetleri ise bu sınavın onda bıraktığı bir başka yan etki olacaktı. sınav sonrasında ona kırmızı cübbe layık görüldü. sınavdaki başarısından ötürü ise efsane büyücü magius'un asası onun hizmetine verildi. asa ile birlikte ''shirak'' ve ''dulak'' replikleri de hayatımıza girdi. asanın büyülü aydınlığını yayması için ''shirak'' tabiri kullanılıyordu. ''dulak'' ise büyü işi bitince söylenmesi gereken sözdü. raist asanın ışığını yakana kadar akla karayı seçmiştir. ''ışık ver lanet olası'' diye bağırdığında asa kendiliğinden parlayıvermiş böylece shirak tabirini bulmuştur.
tüm bu yaşananlardan sonra dahi kardeşler ayrılmadı. caramon, gördüklerini bir daha konusu açılmamak üzere zihninin derinliklerine gömdü. bunu kardeşine söyledi ve yollarına devam ettiler. sonrası ise uzun hikaye...
raistlin majere karakterini anlamak ve ona dair hikayeyi kavramak için elbette ejderha mızrağı serisi okunmalıdır. ancak raist'in hemen hemen tüm hayat hikayesi için; ikizlerin zamanı, ikizlerin savaşı, ikizlerin sınavı kitaplarından oluşan efsaneler üçlemesi muhakkak okunmalıdır. böylece raist, caramon ilişkisini net bir şekilde algılayabilir ayrıca diğer mızrak kahramanlarına ilişkin başka bilgileri ve tamamlayıcı olayları öğrenebilirsiniz. tabi işin olmazsa olmazı ''raistlin tarihçeleri''dir. bu seride ''ruhdöveni'' ve ''silah kardeşliği'' kitapları ile birlikte raist'i daha iyi tanıyabilirsiniz diye düşünüyorum.
raist'in çocukluğu cehennem azabı gibi geçmiştir. doğduğu andan itibaren hastalıklarla boğuşmuş, güçsüz, çelimsiz ve dalga geçilen bir çocuk olmuştur. o dönemlerde raist'in en büyük destekçisi ikizi caramon majere'dir. caramon raist'i her daim korumuş, kollamış yeri geldiğinde onun için canını ortaya koymuştur. bu durum raistlin'de ikili bir ruh hali yaratmıştır.. kardeşini hem çok sevmekte hem de ona inanılmaz derecede öfkelenmektedir. zira caramon, onun yapamadığı her şeyi kolaylıkla yapabilmekte, üvey ablası kitiara uth matar'dan aldığı kılıç dersleri sayesinde iyi bir silahşor olma yolunda ilerlemektedir. o ise dışlanmışlığın verdiği hissiyatla kendisini daha da geri çekmektedir. yalnızlaşma sürecinde büyü ile haşır neşir olmaya başlamıştır. büyü ile yaptığı ufak numaraları dahi çevresindekilerin ona ilgi göstermesine ve saygı duymasına katkı sunmamıştır. çevresi tarafından basit bir hokkabaz olarak görülmüştür.
işte bu durum raist'in öfkesini iyice büyüttü. öfkesi büyüdükçe, içindeki büyü ateşi harlandı ve kor bir alev haline geldi. yetenek avcısı bir büyücü tarafından keşfedilmese belki de bu ateşle kendisini yakacak ve küle çevirecekti. yetenek avcısı diyorum zira bu büyücünün vazifesi tüm kryn'ı taramak ve yetenekli bulduğu gençleri yüksek büyücülük kulesinde eğitim almak için yönlendirmekti. raist bu fırsatı iyi değerlendirdi. annesini kaybettiğinden beri içinde büyüyen boşluğu, öfke ve büyü ile doldurmaya çalışan genç adam okulun en parlak ve korkulan öğrencisi haline gelmişti. bu noktada yüksek büyücülük kulesi içinde bir parantez açmak lazım. kule de verilen eğitim sonrası büyücüler bir sınavdan geçerler ve kendileri ile sınanırlar. en büyük korkuları onların düşmanı haline gelir ve bununla savaşmak zorunda kalırlar. ayrıca bu sınavın geçilmesi sonrasında büyülerinin kaynağı olacak uygun büyü tanrısının neferi olurlar. yani cübbe renkleri belli olur. bu üç büyü tanrısının adı solinari, lunitari, nuitari'dir. ancak bu, o kadar da kolay bir sınav değildir. öğrencilerin büyük bölümü bu sınavı geçemezler ve sınavı geçememek demek, ölüm demektir!
raist'in sınavı ise hepsinden daha korkunç oldu. önüne çıkan tüm engelleri tabiri caizse yıkıp geçti. ama bir yerde karşısına çok güçlü bir kara elf çıktı. tükenmişti ve kara elf ile baş edemiyordu. bu sırada caramon ortaya çıktı. caramon enteresan bir şekilde büyü kullanıyordu. raist'in, o yarım ve hasta bedeni ile yapmak için bin bir güçlük çektiği, hayatını vakfettiği büyü, caramon'un damarlarında dolaşıyordu. hiddeti büyüdü. hiddeti büyüdükçe gözü bir şey görmez oldu. kardeşini o an oracıkta öldürmek istedi. onun her zorlukta yardımına koşan iyilik sever caramon, onun yaşama sebebini elinden almak üzereydi. ama raist, aynı zamanda inanılmaz bir zekaya sahipti. içindeki dürtüleri serbest bırakmaz ve kardeşini öldürmezse sınavı geçemeyeceğini biliyordu. ona olan öfkesi ve sevgisi arasında kaldı. ıstırabı onu tıpkı bir mengene gibi sıkıyor ve hamle yapacak gücü kendinde bulamıyordu. ne olduysa o anda oldu. fistantantulus*'un sesini duydu, raist'e büyünün fedakarlık istediğini fısıldadı büyücü... ondan bedenini istedi ve karşılığında kardeşini öldürecek gücü ona bahşedebileceğini söyledi. yoksa ömür boyu büyüye veda edecekti. raist, fistantantulus'un teklifini kabul etti. caramon'u öldürdü ve sınavını başarıyla tamamladı. sınav caramon'a izlettirilmişti...
işte kardeş katili raistlin majere, böylece başladı büyücülük yaşamına ve daha da çok yaklaştı ''elric akraba katili'' karakterinin yaşadıklarına. kuleye döndüğünde büyük bir bedel ödediğini anlamıştı. saçları artık bembeyazdı. gözleri altın sarısı olmuş ve kum saati şeklini almıştı. sürekli kan kusturan öksürük nöbetleri ise bu sınavın onda bıraktığı bir başka yan etki olacaktı. sınav sonrasında ona kırmızı cübbe layık görüldü. sınavdaki başarısından ötürü ise efsane büyücü magius'un asası onun hizmetine verildi. asa ile birlikte ''shirak'' ve ''dulak'' replikleri de hayatımıza girdi. asanın büyülü aydınlığını yayması için ''shirak'' tabiri kullanılıyordu. ''dulak'' ise büyü işi bitince söylenmesi gereken sözdü. raist asanın ışığını yakana kadar akla karayı seçmiştir. ''ışık ver lanet olası'' diye bağırdığında asa kendiliğinden parlayıvermiş böylece shirak tabirini bulmuştur.
tüm bu yaşananlardan sonra dahi kardeşler ayrılmadı. caramon, gördüklerini bir daha konusu açılmamak üzere zihninin derinliklerine gömdü. bunu kardeşine söyledi ve yollarına devam ettiler. sonrası ise uzun hikaye...
raistlin majere karakterini anlamak ve ona dair hikayeyi kavramak için elbette ejderha mızrağı serisi okunmalıdır. ancak raist'in hemen hemen tüm hayat hikayesi için; ikizlerin zamanı, ikizlerin savaşı, ikizlerin sınavı kitaplarından oluşan efsaneler üçlemesi muhakkak okunmalıdır. böylece raist, caramon ilişkisini net bir şekilde algılayabilir ayrıca diğer mızrak kahramanlarına ilişkin başka bilgileri ve tamamlayıcı olayları öğrenebilirsiniz. tabi işin olmazsa olmazı ''raistlin tarihçeleri''dir. bu seride ''ruhdöveni'' ve ''silah kardeşliği'' kitapları ile birlikte raist'i daha iyi tanıyabilirsiniz diye düşünüyorum.
devamını gör...
şu an duymak istediğiniz söz
sevgiyle alakalı herhangi bir şey nolursa
devamını gör...
ders çalışmak
şu hayatta en nefret ettiğim eylem. nasıl beceriyorsunuz saatlerce oturup ders çalışmayı aklım almıyor. 1 saat bile dayanamıyorum hiperaktifim galiba.
devamını gör...
kahve
bugün avuç avuç yesem kesmeyecek içecektir. metinler dosyalar ile savaşırken kafanı kaldırdığında elinle uzanabileceğin bir mesafede ise hayat kurtarıcı, enerji kaynağıdır.
devamını gör...
normal sözlük'ün adeta chp'nin arka bahçesi olması
(bkz: cenk'in arka bahçesi) de olabilir. chp yi direkt cenk diye okudum.evet geç oldu yatmalıyım. (bkz: swh)
devamını gör...
gençlerde işsizlik diye bir kaygının bulunmaması
belki de işsiz kalacakları garanti olduğu için böyle bi kaygı sahibi değillerdir. zaten daha üniversiteye adım atmadan önce işsiz kalacaklarını göze alarak okuyorlar, bi ihtimal iş bulabilirsem ya da kendime yatırım yapmış olurum şansımı deniyim diyerek atılıyorlar hayata. siz emin olduğunuz bi durum hakkında yine de kaygı duyar mıydınız? bi de böyle düşünün isterseniz.
devamını gör...
hep bi' şey eksik
gonca vuslateri'nin seslendirdiği, sözleri sezen aksu'ya ait bir şarkıdır. ben çok severim, klasik pop müzik listemde yer almakta. bazen durup dururken söylüyorum da... garip, hem mutlu hem de mutsuz anlarımda eşlik eden bir şarkıdır.
''kendim yazdım, kendim bozdum, mesulüm olan bitenden
unutmak en büyük arzum ama ne mümkün be bi' tanem''
spotify
''kendim yazdım, kendim bozdum, mesulüm olan bitenden
unutmak en büyük arzum ama ne mümkün be bi' tanem''
spotify
devamını gör...
en son yaşanılan ilişkiden öğrenilen şeyler
özsaygımı hiç kimse ve hiçbir sey için feda etmemem gerektiğini öğretti.
devamını gör...
ara ara açıp kendi yazdıklarını okuyan yazar
mantıklı bir hareket yapan yazardır.
çoğunlukla düşünmeden, o anki ruh halimle yazarım. daha sonradan dönüp okuduğumda, tanımın girildiği zamanki psikolojimle alakalı az çok bilgi sahibi oluyorum. ek olarak insan fevri ya da anlık yazınca çok farklı bakış açılarına sahip olabiliyor. bu fevrilik düşünceyi daha saf, ağdasız bir şekilde yazmayı sağlıyor. sonradan okuduğumda şaşırdığım bile oluyor. ama faydalı buluyorum. iyidir. okuyun. kendi yazdıklarınızı bile.
edit: yoldaşın formatlı bülbüllü başlığından gekdim. gerçekten tanım yapmıyormuşum çoğu zaman. şu başlığa yapmazdım heralde. sağol yoldaş, şamarın işe yaradı.*
çoğunlukla düşünmeden, o anki ruh halimle yazarım. daha sonradan dönüp okuduğumda, tanımın girildiği zamanki psikolojimle alakalı az çok bilgi sahibi oluyorum. ek olarak insan fevri ya da anlık yazınca çok farklı bakış açılarına sahip olabiliyor. bu fevrilik düşünceyi daha saf, ağdasız bir şekilde yazmayı sağlıyor. sonradan okuduğumda şaşırdığım bile oluyor. ama faydalı buluyorum. iyidir. okuyun. kendi yazdıklarınızı bile.
edit: yoldaşın formatlı bülbüllü başlığından gekdim. gerçekten tanım yapmıyormuşum çoğu zaman. şu başlığa yapmazdım heralde. sağol yoldaş, şamarın işe yaradı.*
devamını gör...

