pis kokuyormuş gibi duran ünlüler
yıldız tilbe, demet akalın.
devamını gör...
annelerin en güçlü silahı
duygusal terörist olmaları.
devamını gör...
kafayı boşaltma yöntemleri
müzik dinleyerek uzun yürüyüşler.en azından bana iyi geliyor.
devamını gör...
qualia
bir deneyimin öznelliğini ifade eden felsefi terim.
güzel bir manzaraya baktığımızda ya da mesela acıktığımızda, başkalarının da aynı manzaradan keyif alma durumunu veya açlığı (ya da başka duyguları) tecrübe ettiğini bilsek de, bizim hissettiklerimizin aynısını hissettiklerini iddia edebilir miyiz? bizim açlık tanımımızla arkadaşımızınki aynı mıdır örneğin? işte bu tür durumlarda, herhangi bir olay karşısındaki duygusal ya da zihinsel durumumuz bize özeldir. qualia terimi bunu anlatır.
bu zihinsel özelliğimiz nedeniyle, başkalarının yaşadığı olaylara, onların duygularına ve deneyimlerine, kendi bakış açımızla yaklaşıyoruz ve bu nedenle insanların içinde bulunduğu duygu durumlarını her zaman anlamayabiliyoruz. kişi kendisinin hoşlandığı bir şeyden başkalarının da hoşlanacağını düşünebilir ya da tam tersi olabilir. tepkilerini de kendi duygularına göre verdiği için, karşısındakilerle anlaşmazlık yaşayabilir, çelişkiye düşebilir. bazı insanların empati kurmakta yetersiz oluşunu da sanırım bu şekilde açıklayabiliriz.
güzel bir manzaraya baktığımızda ya da mesela acıktığımızda, başkalarının da aynı manzaradan keyif alma durumunu veya açlığı (ya da başka duyguları) tecrübe ettiğini bilsek de, bizim hissettiklerimizin aynısını hissettiklerini iddia edebilir miyiz? bizim açlık tanımımızla arkadaşımızınki aynı mıdır örneğin? işte bu tür durumlarda, herhangi bir olay karşısındaki duygusal ya da zihinsel durumumuz bize özeldir. qualia terimi bunu anlatır.
bu zihinsel özelliğimiz nedeniyle, başkalarının yaşadığı olaylara, onların duygularına ve deneyimlerine, kendi bakış açımızla yaklaşıyoruz ve bu nedenle insanların içinde bulunduğu duygu durumlarını her zaman anlamayabiliyoruz. kişi kendisinin hoşlandığı bir şeyden başkalarının da hoşlanacağını düşünebilir ya da tam tersi olabilir. tepkilerini de kendi duygularına göre verdiği için, karşısındakilerle anlaşmazlık yaşayabilir, çelişkiye düşebilir. bazı insanların empati kurmakta yetersiz oluşunu da sanırım bu şekilde açıklayabiliriz.
devamını gör...
profiline kendi fotoğrafını koyan yazar iticiliği
koymayanlar özgüvensiz olmadığı ya da olamayacağı gibi, koyanların da bir amacının olduğunu düşünmek abesle iştigaldir. ama birde sadece kafasının belli bir kısmını koyanlar var, belli bir noktayı (dudak vs) ön plana çıkaran ezikler. onların genel olarak geri kalan tarafları bir işe yaramadığı için bunu yapıyor olabilirler. eleştiri noktasında yaklaşacaksan ermolettinciğim bu kesime yönelik çalışma yapabilirsin.*
devamını gör...
aşkı anlatan en güçlü söz
"mesela neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken, ya da uyurken, seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim? neden değilim?"
(milena'ya mektuplar)
-franz kafka.
(milena'ya mektuplar)
-franz kafka.
devamını gör...
sıkma
nerde bir mersinli anne görsem yap da yiyelim dedigimdir.
devamını gör...
rastrel
açmış olduğum victor jara başlığını sol frame'de görünce bir an şaşırmadım değil *, baktım gerçekten birisi bir şeyler yazmış. müzik ilgisinin yanında okumuş olduğum güncel ve insani yorumlarıyla da sözlüğe katkı sunacağını düşündüğüm yazar. geleli uzun zaman olsa da, hoş gelmiş kendisi. venceremos!
devamını gör...
100 başlık açan yazar
boş başlıklar açtıysa sözlüğe zararlı, gerekli başlıklar açtıysa sözlüğe yararlı olan yazardır.
devamını gör...
katar'ın tıp fakültelerimize çökmesi
bugün de kendimizi enayi gibi hissettik çok şükür.
devamını gör...
meyhane
émile zola'nın yine kalemini bir ustura gibi kullanmaktan çekinmediği eseri. dilimize meyhane olarak çevrilmiştir. les rougon-macquart'ın( rougon-macquart dizisi) 7.sırada okunması gereken kitabı diyebiliriz meyhane için. ana hikaye bir ailenin çöküşü ekseninde ilerlese bile; gerek ana karakterin ahlaki çarpıklığı gerek sanayileşme devrine karşı sunduğu bakış açısı insanın suratına gerçekliği sert bir tokat gibi çarpıyor. zola'nın bu yönüne bayılıyorum, bizlere takdir edeceğimiz veya onaylayacağımız ana karakterler sunmuyor; tüm gerçekliği ile yalın bir insan profili göz önüne seriyor. toplumun yozlaşması, sanayileşmenin işçi sınıfı üzerine etkisi ve insanın gerekli koşullar sağlandığında neye dönüşebileceği üzerine çarpıcı bir eser. edebi değerden yoksun olduğu düşünülse bile kendi adıma buna biraz bile olsa karşı çıkıyorum; zola sarsıcı betimlemeleri ve gözlemciliğini konuşturduğu tespitleri ile ortaya gerçek bir şeyler çıkarmış. zaten daha azı beklenemezdi. elbette muazzam bir edebi eser beklememek gerekir ki zola'nın niyeti de bu yönde değildi sanıyorum. dönemin fransasına ve işçi sınıfına tuttuğu ayna ile tam olarak edebi bir eser sayılmasa bile zola'nın ortaya koyduğu en iyi eserlerden biri demek yanlış olmayacaktır.
--- alıntı ---
"mon idéal, ce serait de travailler tranquille, de manger toujours du pain, d'avoir un trou un peu propre pour dormir, vous savez un lit, une table et deux chaises, pas davantage..."
"le vin décrassait et reposait du travail, mettait le feu au ventre des fainéants ; puis, lorsque le farceur vous jouait des tours, eh bien ! le roi n'était pas votre oncle, paris vous appartenait avec ça que l'ouvrier, échiné, sans le sou, méprisé par les bourgeois, avait tant de sujets de gaieté, et qu'on était bien venu de lui reprocher une cocarde de temps à autre prise à la seule fin de voir la vie en rose ! hein !à cette heure, justement, est-ce qu'on ne se fichait pas de l'empereur? peut-être bien que l'empereur lui aussi était rond, mais ça n'empêchait pas, on se fichait de lui, on le défait bien d'être plus rond et de rigoler davantage. zut pour les aristos!"
"kararını vermişti; ya hırsızlık yapacak ya da vücudunu satacaktı.
jervez, kararlıydı. vücudunu satarsa, bunun zararı yalnız kendisine aitti. fakat eğer hırsızlık yapacaksa, bu başkasına da dokunacaktı. buna zorunluydu; kendine özgü bir malı kullanacak ve böylelikle, davranışından yalnız kendisi sorumlu olacaktı. evet, yapacağı doğru bir iş değildi. kafasının içi öyle karma karışık bir haldeydi ki, iyiyi kötüyü, hiçbir şeyi ayırt edemiyordu. insanlar açlıktan ölecek bir dereceye geldiği zaman, bunları düşünebilir miydi?"
"herkes, mutlaka bu yoldan geçip gidecek. hiç kimse ne önde ,ne de arkada kalır. toprağın altında herkese yetecek kadar yer vardı. geç kaldım deyip budalalık etmek...bunların hepsi boş şeyler...bana gelince: ben ,her zaman işimi yapmaya hazırım! ey fani dünya, kimisi biran önce gitmek ister; bazıları da senden ayrılmak istemez."
"soluğu öyle tıkanıyordu ki, artık konuşamaz olmuştu; ama sağlam kalan canlı tek gözüyle, insanlara dik dik bakıyordu. bu bakışta da pek çok anlam vardı; gençliğe özlem, yakınlarının kendisinden kurtulma konusundaki sabırsızlığının verdiği acılar."
--- alıntı ---
--- alıntı ---
"mon idéal, ce serait de travailler tranquille, de manger toujours du pain, d'avoir un trou un peu propre pour dormir, vous savez un lit, une table et deux chaises, pas davantage..."
"le vin décrassait et reposait du travail, mettait le feu au ventre des fainéants ; puis, lorsque le farceur vous jouait des tours, eh bien ! le roi n'était pas votre oncle, paris vous appartenait avec ça que l'ouvrier, échiné, sans le sou, méprisé par les bourgeois, avait tant de sujets de gaieté, et qu'on était bien venu de lui reprocher une cocarde de temps à autre prise à la seule fin de voir la vie en rose ! hein !à cette heure, justement, est-ce qu'on ne se fichait pas de l'empereur? peut-être bien que l'empereur lui aussi était rond, mais ça n'empêchait pas, on se fichait de lui, on le défait bien d'être plus rond et de rigoler davantage. zut pour les aristos!"
"kararını vermişti; ya hırsızlık yapacak ya da vücudunu satacaktı.
jervez, kararlıydı. vücudunu satarsa, bunun zararı yalnız kendisine aitti. fakat eğer hırsızlık yapacaksa, bu başkasına da dokunacaktı. buna zorunluydu; kendine özgü bir malı kullanacak ve böylelikle, davranışından yalnız kendisi sorumlu olacaktı. evet, yapacağı doğru bir iş değildi. kafasının içi öyle karma karışık bir haldeydi ki, iyiyi kötüyü, hiçbir şeyi ayırt edemiyordu. insanlar açlıktan ölecek bir dereceye geldiği zaman, bunları düşünebilir miydi?"
"herkes, mutlaka bu yoldan geçip gidecek. hiç kimse ne önde ,ne de arkada kalır. toprağın altında herkese yetecek kadar yer vardı. geç kaldım deyip budalalık etmek...bunların hepsi boş şeyler...bana gelince: ben ,her zaman işimi yapmaya hazırım! ey fani dünya, kimisi biran önce gitmek ister; bazıları da senden ayrılmak istemez."
"soluğu öyle tıkanıyordu ki, artık konuşamaz olmuştu; ama sağlam kalan canlı tek gözüyle, insanlara dik dik bakıyordu. bu bakışta da pek çok anlam vardı; gençliğe özlem, yakınlarının kendisinden kurtulma konusundaki sabırsızlığının verdiği acılar."
--- alıntı ---
devamını gör...
hame
okunası yazıların sahibi, edebi yönü gelişmiş cana yakın kafa sözlük yazarı.
devamını gör...
erkan kolçak köstendil
kendisini ulan istanbul (dizi)sinde karlos karakteriyle tanıdım. beğendiğim bir oyuncudur.
devamını gör...
nedeni nasılı
çok çok güzel bir insan, yazmaya keşke daha çok zaman ayırabilse...
devamını gör...
pozitif
temel bilimlerde artı anlamında kullanılan kelime. örneğin pozitif yük dediğimizde + yük anlaşılmalıdır.
devamını gör...
zevk için sevişmek haramdır
hayat kadınları zevk için değil para için sevişiyolar, o zaman tek helal sevişenler onlar
ulan bunca yıl günahlarını almışız.
ulan bunca yıl günahlarını almışız.
devamını gör...
annesini telefonuna annem diye kaydeden kadın
kelimenin başına birkaç ''a'' daha koyar ki rehberde en üstte kalsın ve kolay bulunsun.
devamını gör...
günaydın sözlük
kafa sözlükteki ilk sabahım, günaydın sözlük! bugün başlığı açılmamış konular hakkında formata uygun entryler girmeyi planlıyorum, ama önce güzel bir kahvaltı yapmalıyım. bir de burada gülücük anlamına gelecek bir kelime ya da kalıp varsa haberdar ederseniz mutlu olurum, noktalama işaretiyle gülücük yapılabiliyor mu diye araştırmadım henüz.
devamını gör...
beyaz zenciler
yeraltı edebiyatının amiyane tabirle en 'temiz' kitaplarındandır ve iyi bir başlangıçtır. bataille'in şiddetli ruh halleri, bukowski'nin 'pislik'leri, burroughs'un madde kullanım yelpazesi olmadan görece 'normal'lenmiş bir norveç alt kültürü yaşantısıdır gözler önüne serilen. yaratıcı (yazar, şair, ressam, müzisyen) gençlerin hayatından olağan kareler gibi görünür olan biten. bir de güzel bir sarıcı, kapsayıcı atmosferi vardır. ne ara aldınız ne ara bitirdiniz fark etmeden kaptırıp gidebilirsiniz rahatça. yolculuktayken, kamptayken, dağda bayırdayken, ya da hayatınız çok hızlı akıyorken okunması çok keyif verebilir.
alışılageldik orta sınıf veya küçük burjuva hayatına, sadece yaşayarak tokat gibi yanıt veren bir avuç insan. yaptıkları, gittikleri yerlerdeki normcu insanlara yer yer şaşırtıcı, yer yer iğrendirici genelde 'görmezden gelinmesi gereken' bir yığın saçmalık ya da ahlaksızlık gibi görünür. işin eğlenceli kısmı da buradadır. okurken yer yer sesli kahkahalar attırabilir kişisine göre.
bu arada karakterlerin bu eğilimleri çoğu kimsenin zannettiğinin aksine zorlama bir marjinallik çabası, 'hadi şöyle olalım' diye üzerine düşünülüp kurulmuş bir planlı hareketten çok, beyaz zencilerin her şeysi gibi doğaçlamadır, içtendir öylece o an filizlenir ve uygulanır. üzerine ne ertesi gün ne de önceki gün konuşulmaz sadece 'yaşanır'
genelde öyküyü, olay akışı modunda aktarmayı sevse de yer yer aşağıdaki gibi paragraflara da yer vermiş ambjörnsen :
''o gece boyunca ılık bir bahar yağmuru yağdı. kaldırımlardaki it boklarının, hani şu sadık iyi dostlarımıza ait güzel atıkların arasından zikzaklar çizerek yürürken, ilkbaharın soyunma zamanı olduğunu düşünüyordum. durup sokaktaki ışığın güzelliğine, karanlığın yumuşak aurasına hayran oluyordum. kentin doğusuna doğru ilerlerken tüm duygularım şiirselleşmişti. her şeyi, evlerin cephelerini, arabaları, telefon kulübelerini, sosis satan büfeleri, tramvay raylarını gerilerdeki bir başka şeyin ifadesi, bir ruhun belki de tanrının mistik bir manifestosu olarak düşünüyordum. insan yaratıcılığının eseri, evet tamam. ama nereden geliyordu düşünceler, itkiler? ve niçin aramızdan yalnızca bazılarına doğuştan armağandı düş gücü? arayıp bulma tutkusu? çünkü böyleydik biz; çok uzaklarda çılgınlığın savanlarında çıktığımız yaşam boyu sürecek olan safaride, varlığına derinden inandığımız altın gergedanın peşinden koşan bir çete.''
birr alıntı da arka kapaktan:
---beyaz zenciler uyku tulumları, sırt çantaları veya bira kasalarıyla çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... beyaz zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler; onları en iyi polisler tanır! beyaz zenciler mahkum edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler. beyaz zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler. bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler. beyaz zenciler gerçekten 'düzen karşıtı'dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada 'imkansızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat' yaşamayı seçmişlerdir. ---
alışılageldik orta sınıf veya küçük burjuva hayatına, sadece yaşayarak tokat gibi yanıt veren bir avuç insan. yaptıkları, gittikleri yerlerdeki normcu insanlara yer yer şaşırtıcı, yer yer iğrendirici genelde 'görmezden gelinmesi gereken' bir yığın saçmalık ya da ahlaksızlık gibi görünür. işin eğlenceli kısmı da buradadır. okurken yer yer sesli kahkahalar attırabilir kişisine göre.
bu arada karakterlerin bu eğilimleri çoğu kimsenin zannettiğinin aksine zorlama bir marjinallik çabası, 'hadi şöyle olalım' diye üzerine düşünülüp kurulmuş bir planlı hareketten çok, beyaz zencilerin her şeysi gibi doğaçlamadır, içtendir öylece o an filizlenir ve uygulanır. üzerine ne ertesi gün ne de önceki gün konuşulmaz sadece 'yaşanır'
genelde öyküyü, olay akışı modunda aktarmayı sevse de yer yer aşağıdaki gibi paragraflara da yer vermiş ambjörnsen :
''o gece boyunca ılık bir bahar yağmuru yağdı. kaldırımlardaki it boklarının, hani şu sadık iyi dostlarımıza ait güzel atıkların arasından zikzaklar çizerek yürürken, ilkbaharın soyunma zamanı olduğunu düşünüyordum. durup sokaktaki ışığın güzelliğine, karanlığın yumuşak aurasına hayran oluyordum. kentin doğusuna doğru ilerlerken tüm duygularım şiirselleşmişti. her şeyi, evlerin cephelerini, arabaları, telefon kulübelerini, sosis satan büfeleri, tramvay raylarını gerilerdeki bir başka şeyin ifadesi, bir ruhun belki de tanrının mistik bir manifestosu olarak düşünüyordum. insan yaratıcılığının eseri, evet tamam. ama nereden geliyordu düşünceler, itkiler? ve niçin aramızdan yalnızca bazılarına doğuştan armağandı düş gücü? arayıp bulma tutkusu? çünkü böyleydik biz; çok uzaklarda çılgınlığın savanlarında çıktığımız yaşam boyu sürecek olan safaride, varlığına derinden inandığımız altın gergedanın peşinden koşan bir çete.''
birr alıntı da arka kapaktan:
---beyaz zenciler uyku tulumları, sırt çantaları veya bira kasalarıyla çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... beyaz zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler; onları en iyi polisler tanır! beyaz zenciler mahkum edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler. beyaz zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler. bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler. beyaz zenciler gerçekten 'düzen karşıtı'dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada 'imkansızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat' yaşamayı seçmişlerdir. ---
devamını gör...
