cinsellik konusunda aşırı ısrarcı olması.

kadın veya erkek fark etmez, bu kadar istekli ve ısrarcı olmak aşık usandırır. rutine düşünce anlamı ve heyecanı kalmıyor, görev hissiyati vermesi yerine, o heyecanı ve özeli korumak önemli.
devamını gör...

yeşilmişik, ne güzel sesmişik, teşekkür etmişik yazarı.

"senin için" gibi bişi dediğini okudum, onur duyarak kabul ettim ama ondan öte o nasıl sestir aman allah?

kuzguncuktaki vişne, robnaja filan çekilip az ötede gidip kumlarla oynasın, en güzel sesli sözlük kadını listemde ilk sıramda sen varsın artık.*

teşekkür ederim, tekrar ve tekrar!
devamını gör...

anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
devamını gör...

her şeyin bir yumru olup kişinin boğazına yerleştiği, sözcüklerin sese dönüşemediği anlardır.

"babam cennete gitmiş ama gelecek." diyen minik arkadaşımın biraz büyüyünce "ben babalar gününü sevmiyorum, hiç sevmiyorum." demesi.

işe ihtiyacı olan bir babanın sırf seçemediği ırkından dolayı ötekileştirileceğini bildiği için bir işi reddetmek zorunda kalması.

neye ihtiyacınız var sorusunu yöneltme gafletine düştüğünüz birinin her şeye ihtiyacı olduğunu fark edip kendinizden de o sorudan da utanmak.
devamını gör...

benim gibi, sanki çizmezse o güzel satırlar kaybolup gidecekmiş hissine kapılan tiptir.
devamını gör...

oy kullanacak kadar yaşlı, emekli olamayacak kadar gencim.
devamını gör...

muhabbet kuşum süpürgenin sesinden korkuyor ve ayrıca siyah renk olan hiçbir şeye konmuyor.
devamını gör...

canım ülkem olması.

param anca buraya yetiyor.
şaka şaka hiç yetmedi. dün markete gittim tek alabildiğim poşetti. dedim poşeti ne yapacaksın? dedim alayım zengin durur.
valla durdu herkes fakir gibi evden getirmiş ben gögsümü gere gere sallaya sallaya çıktım poşetle. karnım aç ama olsun poşetim var. canım poşetim.
devamını gör...

malûm gazetede köşe yazarı idi ali ural. o sebeple kitap bana hediye edildiğinde ön yargı ile yaklaşmadım değil. birkaç ay süründürdüm kendisini, yüzüne bakmadım. en sonunda önce kapak yazısı dikkatimi çekti, sonra rastgele pasajlar okudum derken kapıldım gittim.
açar açar okurum arada hâlâ.
velhasıl kitap güzel.

arka kapaktaki yazıyı paylaşayım sizinle.

sevgili dost!

bu sabah kuş sesleriyle uyandım. ne güzel değil mi? hayır, güzel değil! açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.

kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor?
acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?
devamını gör...

şimdiye kadar adına başlık açılmadığına şaşırıp tüm yazarları esefle kınamama sebep olan yemek. bir yemeğin lezzetli olabilmesi için gerekli tüm bileşenlerin içinde bulunduğu yemektir kendisi. bence yemektir adında salata geçtiğine bakmayın, içinde makarna olan her şey yemektir benim nazarımda. en yakınınızdaki mutfağa gidip dünya barışı ve vatan millet uğruna makarna salatası yiyin tam şu an, göreceksiniz her şey daha güzel olacak.
devamını gör...

orijinal adı "bom dia, verônica" olan netflix gerilim dizisi. şu anlık 1 sezon ve 8 bölümü bulunuyor, bölümlerin her biri yaklaşık 40-50 dakika süresinde. 2. sezonunun da bu yıl çıkması bekleniyor.

dizimizin ana kahramanı olan veronica torres, cinayet masasında çalışan bir polis. televizyonda yaptığı bir röportaj sonrasında kendisine ulaşan farklı kişiler oluyor, bunlardan biri de janete isminde, kocası ile çocuk sahibi olmaya çalışan ancak başaramayan ve bu yüzden kocasının yaptığı bir takım eylemlere kafes içerisinden şahit olan bir kadın. bu konu hakkında veronica'dan yardım istemeye çalışıyor, ama kadının kocası da oldukça nüfuzlu biri. o yüzden bu olayın içerisindeki hiçbir şey kolay olmuyor.

dizi gayet akıcı ve bir dahaki bölümde ne olacak merakıyla kendini hemencecik izletiyor. ben ilk sezonunu çok beğenerek ve merakla izledim ama hala açıklanmadığını düşündüğüm* kısımlar var. onların da 2. sezonda açıklığa kavuşacağını umuyorum.
devamını gör...

--- alıntı ---

çünkü büyüdükçe arzularım küçüldü, şaşkınlıklarım küçüldü, beklentilerim küçüldü. büyüdükçe öyle bir küçüldüm ki içimde taşacak bir şey kalmadı. büyümenin bir bedeli varsa işte bu, yarım metre uzadım, yirmi kilo aldım ve dünyadan vazgeçtim.
-emrah serbes, erken kaybedenler

--- alıntı ---
tam olarak bu.
devamını gör...

fazla yağ ve hamur işleri.
devamını gör...

yaşayanların artistlik olsun diye salladığı, yaşayamayanların kıskançlıktan salladığı,
yaşayanların ayrılmak istemediği,
yaşamayanların mutlaka gitmek istediği,
kısaca kimsenin beğenmediği , abartılıyor dediği ama herkesin de emekli olunca yerleşcem dediği yerdir. ne çektin be izmir'im.
devamını gör...

benim eşim çok mantıklı argümanlar sunuyor. hatta bazı zamanlar direkt hata veriyorum. yeniden başlatılmam gerekiyor. tam kendime geliyorum. bir argüman daha patlatıyor. işlem yarıda kalıyor. lakin mevzuyu kaptım. bende onu argümansız bırakmıyorum. bu sefer ikimizin de devreleri yanıyor. arkasından başlıyoruz gülmeye.

bir ara münazara yarışmalarının ete kemiğe bürünmüş haline dönmüştük. kalemi kağıdı elimize alıyor, tartışacağımız konuyu belirliyor ve ondan sonra işe koyuluyorduk ki, aman aman. geçen ne oldu, yanlış aksettirmeyeyim, hah kahve makinesinin kullanımı üzerine bir uyarı aldım. yahu o mesele nasıl oldu da dinozorlara geldi inanın bende bilmiyorum. en son niye yok oldukları üzerine konuşurken bulduk kendimizi. esasen bu işler keyifli işler. üslup mühim. birde karşınızdaki insanı iyi tanımanız lazım. misal biz biliyoruz ki, herhangi bir mevzuda iki lafın belini kırıyorsak, o mevzunun üzerine 3256 konu daha konuşulacak ve en sonunda da gülmeye başlayacağız.

yani öyle işte... çokta sıkmayın böyle şeylere canınızı. güzel güzel argüman sunun birbirinize, ağzınızı korkak alıştırmayın. ha işin içine hakaret vesaire giriyorsa zaten bir arada olmanız saçma demektir. böyle bir saçmalığın içerisinde de, ilişki ve iletişimde ideali yakalama çabasına girmek, ornitorenk'e muz yedirmeye benzer. yalnız ornitorenk'te enteresan yaratık, şimdi kalkar o muzu yer biz rezil oluruz. efendi gibi atalarımızın yaptığı benzetmeye döneyim ben iyisi mi; deveye hendek atlatmaya çalışmayın özetle.

ya da atlatmaya çalışın, deve de o hendeği atlar mı ki acaba? ya azimli bir deveyse? işte böyle böyle mevzular ikircikleniyor. oradan oraya, oradan oraya derken, konu özünden sapıyor. yapmayın işte şöyle şeyler. efendi efendi argümanınızı sunun. sunum kalitesi önemli, daha önce sunum yapmadıysanız, onu da bir zahmet araştırın. bu işlere baştan kafa yormayınca sonra böyle başlıklar oluşuyor. o bana şunu dedi, bu bana şöyle etti, öbürü de yiyin birbirinizi ete para vermeyin dedi falan filan fişman. yalnız et fiyatları da aldı başını gitti. o öneride pek fena gözükmedi şimdi gözüme. ama hiçbiriniz beni tartışmanın özünden koparamayacaksınız. inatla eksende kalmaya çalışıyorum gördüğünüz gibi. ayrıca bu çabalarınızı da esefle kınıyorum. sizi bu tartışmayı sulandırmaktan men ederim! kendinize gelin biraz yahu!
devamını gör...

buna rağmen on insandan on birinin bu dizileri izlemesi
devamını gör...

kim olursa olsun telefonla konuşurken geriliyorum, telefon çaldığı an aha diyorum bir şeyler oldu, aramayın kardeşim sevmiyorum ben konuşmayı çok önemli bir şey var zannediyorum.
devamını gör...

ıstiklal caddesinde bir sokak
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

türkiye cumhuriyeti başkenti, soğuk ve ayazı ile meşhur ilimiz.
devamını gör...

''zenciler prensesi olacağım.
hayat işte asıl o zaman başlayacak”
pippi uzunçorap
çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
bilmiyorsunuz. darmadağın gövdemi
çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
karanlıkta oturuyorum. ışıkları yakmıyorum.
çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
bir yağsam pahalıya malolacağım.
ben bir bodrum kat kızıyım bayım
yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
fakat korkuyorum. birazdan da
kırk üç numara ayakkabılarınızla
bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
bu iyi olmaz bayım!

“gün akşam oldu” diyorum
ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
cam kırıkları yiyorlar
rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde
rengârenk yap-boz parçacıkları
anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
hayır, sanırım sabahı bekleyemem
bilmiyorum.
insanlar rüyalarını acilen anlatmalı.

on dört yaşındaydı ruhum bayım
bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
o ara içimde çiçeklerden oluşmuş
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
sinemalarda da “organzm gıcırtıları” oynuyordu.
kaçmaya çalıştım. olmadı.
bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı
ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
neyse işte
ben her filmi hatırlarım
sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
“sofi’nin tercihini” seyrederken çok ağlamıştım.
öpüşen guramilerle ilgili bir film yapsalar
onu da mutlaka hatırlardım.
insan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
bir “eşya toplayıcısıyım” bayım.

büyük gemiler de yok artık bayım
büyük yelkenler de
büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
işte az önce bir karabatak daldı suya
bir süredir kayıp
dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
bir gül, bir güle derdi ki görse
yalan söylüyorum
güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim