(bkz: ne diyem mahmut mu diyem)
devamını gör...

en iyi yatırım kendinize yapacağınız yatırımdır.
ytd.
devamını gör...

aşırı güzel hitap şekli.
devamını gör...

affetmem demeyi çok isterdim, tabi affetmediğim durumlarda oldu. fakat hak ettiğine inanıyorsam ve pişmanlık duygusunu görüyorsam son bir şans veririm. çünkü sevgi, aşk, evlilik adına ne derseniz deyin bir anda silebilecek kadar kolay değildir benim için. ben aldatılmaktan sadece duygusal ve tensel açıdan bahsetmiyorum, kandırılmak da aldatılmaktır, size dürüst olunmaması da. bu açıdan ele almak lazım. sonuçta bekara kadın boşamak kolay, sıkıysa evliyken ya da gözünüz aşktan körken bırakıp gidin gidebiliyorsanız.
devamını gör...

orbikülaris oris denilen ağız ve çevresinde bulunan, öpüşmeyi borçlu olduğumuz kas sistemi.
çünkü ağızda büzüşmeyi sağlar. *
''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''
devamını gör...

#705122 barış akarsu bir şarkısında çok güzel anlatmış bu durumu.
'aklını kullan, adını çıkar deliye
her gün bayram, eğlenmek kalır geriye.'
devamını gör...

2009 eurovision şarkı yarışmasında alexander rybak'ın seslendirdiği mükemmel şarkıdır.

devamını gör...

devamını gör...

kafa sözlüğe çabucak ısınmamı sağlayan etkenlerden biridir. bu ortamın ileriki zamanlarda kendini bozmamasını, adı gibi kafa bir yer olmasını ve büyüyüp güzel bir mecra haline gelmesini temenni ediyorum.
devamını gör...

mideniz kaldırıyosa yaşayın "özgürlüğünüzü"!
ha ben asla bir baba ile bir kız arasında yaşanan ilişkiye de özgürlük demem.
devamını gör...

titanic (film) )'in senaristi james cameron'u şaşırtan mezar taşıdır. çünkü senaryoyu yazarken jack dawson isimli birinin gerçek titanic kazasında öldüğünden bir haber olarak senaryoda bu hayali karakteri yazmıştı. evet titanic kazasında ölen gerçek bir jack dawson var ama bu filmden bildiğimiz jack değil.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
işte gerçek jack dawson ve filmdeki jack dawson
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

milliyetçi demokrasi partisi'nin logosundan bu yana gördüğüm en ilginç logo bu oldu. es kaza muharrem bey'in partisine oy verecek olsam, gülerken mührü kesin yanlış yere vururum ve oyum geçersiz sayılır. bu riske giremeyeceğim için muharrem bey beni affetsin. bir oyum var onu da kabinde gülerken zayi etmek istemiyorum.
devamını gör...

yokluk nedir bilmiyoruz oyle mi?

universite mezunlarina sorun. 'ıs yok' diyeceklerdir.

sma'li cocuklarin neden yurtdisinda tedavi olamadığını ebeveynlerine sorun.'para yok' diyeceklerdir.

sokaklarda karton toplayan cocuklara 'neden okula gitmiyorsun' diye sorun. 'okula gitsem ne olacak ki umut yok' diyeceklerdir.

kiracılara neden ev almiyorsun, verdigin kira ile bankaya kredi odeyip ev sahibi olabilirsin diye akil verin. 'pesinat yok' diyeceklerdir.

koltuksever politikacilara gidisati sorun 'erken secim yok' diyeceklerdir. emekli maaslarina 'zam yok' diyeceklerdir. emeklilikte yasa takilanlara 'taviz yok' diyeceklerdir.

yokluk nedir gayet iyi biliyoruz.
devamını gör...

melting allah belayı vermeye, şaşı bak şaşırdım ama yine de anlamadım. koysana kedi kitap el ayak da ne olduğunu bilelim, puh..
vertigom azdı, fotoğrafa bak!

bunu örnek al!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sev, saçmala, aç, dök, saç, eğlen, gül, mutlu ol, iyi ol.

konu neydi, biz kimdik, ne neydi, unut gitsin.

kafa sözlük için konuştuk bugün, döktük saçtık, açtık kapılarını arka bahçemizin.

biz güzel eğlendik, en az bizim kadar eğlenin, gülün isteriz.

öpüyoruz hepinizi, kutlu olsun sevgililer günü.
devamını gör...

an itibarıyla star tv de yayınlanan filmdir.

film hükümet kadın filminin devamıdır.
film 2013 yılında vizyona girmiştir.

filmin yönetmeni ve senaristi sermiyan midyattır.

filmin oyuncuları demet akbağ, sermiyan midyat, gülhan tekin, ercan kesal, bülent çolak, burcu gönder, haki biçici, olgun toker,
bahadır efe, elif erdoğan, levent idem gibi başarılı isimlerdir.

film komik bir film ve başka bir şey vadetmiyor bence. güldüğüm bir filmdi şu an izliyorum hala gülüyorum. sadece şive komedisi yok döneme ait göndermeler yeterince güldürüyor. dönemin vaziyeti aynen aktarılıyor.

filmde günümüze göndermeler yapılıyor lakin çok başarılı değiller.
seçim ve oy muhabbeti çok güzel işleniyor trajikomik bir hikaye ortaya çıkıyor.

demet akbağ müthiş oynuyor. müthiş. harbiden hükümet gibi kadın kendisi.

film ilk filmde anlatılanların 10 yıl öncesini anlatıyor. bir türk filmi serisinde böyle bir şey daha önce görmemiştim. hatırlayanlar varsa eğer portakal atabilirler. garip ve hoş geldi bana.
ercan kesal az görünmesine rağmen keyif veriyor.
sermiyan midyat güldürüyor.

film bence aileyle keyif alınabilecek bir film. açıyorsunuz ailenizle çay içerken izleyip gülüyorsunuz. çok bir anlam yüklemeye veya beklenti içinde olmaya gerek yok.
keyif alarak izlemiştim. herhangi bir televizyon kanalında yayımlandığını görünce kanal değiştirmiyorum öyle bir film.

ilk film gibi eh işte bir film olmuş. tavsiye ederim.
devamını gör...

gerek duymadığım zımbırtı.

insanlara değil benden bir mesaj bırakmak, benden geriye hiçbir şey kalmasın istiyorum komple.

yaşamak, insan olarak yaşamak, içinde yaşadığın evrenin bilincinde olmsk barındırdığı tüm bilimsel olguların ötesinde mucizevi bir şey bana göre ve bu durumun tek kusuru olur olmadık her yerde ve koşulda insanlarla muhatap olmak durumunda kalmak.*

vasiyetim de bedenimin yakılarak küllerimin denize dökülmesi olacak zaten. krematoryum bulunamazsa odunla yaksınlar mq. aslında istediğim şey bir çeşit viking cenazesi ama bakalım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu temsili tabii. genellikle kayıkta ölü yakma şeklinde oluyor. burada görülen bir drakkar.*

inş biriktiririm o parayı. birikim yapabilirsem bir kısmı buna gidecek. gerisini de iklim değişikliğiyle mücadele eden bir kuruluşa bağışlarım. küresel bir sorun açısından gerçekten çok cüzi bir miktar olur muhtemelen ama maksat safımız belli olsun kjkgjffhhchgf.

unutmadan, önemli kişisel eşyalarımın da bedenimle birlikte imha edilmesini istiyorum.* eğer varsa ve benden önce ölürse* kedimin küllerini de benimkilere eklesinler istiyorum denize dökerken.

dipnot: iş bu entry dalga geçmek amacıyla yazılmamış olup tamamen yazarın gerçekleşmesini temenni ettiği dileklerini içermektedir.
devamını gör...

(bkz: kadın yazarların daha fazla oylanması ve takipçilerinin daha fazla olması)

bi arasan daha bir sürü başlık var böyle, inanamazsın?
devamını gör...

1978 yapımı bergman filmi.

bergman'ın alışık olduğumuz tarzında, sade ve yalın bir filmdir. gereksiz hiçbir diyalog, sahne, öylesine geçen bir dakika yoktur. filmin bütünü neredeyse diyaloglardan oluşur. benim bu filme dair en sevdiğim şey ise yüzeysel bir seyir halindeyken bile film değerlidir, gayet anlaşılırdır, derinlemesine incelendiğinde de sayfalar dolusu not çıkarabilmek mümkündür. yani her izleyen bu filmden bir şekilde etkilenir. sadece anne ve kızın piyano başında oldukları sahne bile kendi başına izlenebilir bir şaheserdir, kes al kısa film yap, göster insanlara. muazzam.

konusuna gelirsem, kısaca, 7 yıldır birbirini görmeyen anne ve kızın, annenin kızını ziyaret etmesiyle gerçekleşen hesaplaşmaları olarak özetlenebilir. ihmalkar anneden dolayı sevgiyi hissedememiş kızın anne karşısındaki tutumu, isyanı. ilk bakışta sanki kız tümüyle haklıymış gibi hissediliyor. konunun ve karakterin derinine indiğimizde aslında çok daha fazlası olduğunu görebiliyoruz. bana kalırsa bir haklı da yok gibi. film aynı zamanda yarı otobiyografik de olabilir. zira ingmar bergman protestan bir ailede sert bir disiplinle büyümüştür. bergman'ın birçok eşinden birçok çocuğu olmuştur. kendisi de sürekli sanatla ilgilenerek hayatına yön verdiği için filmdeki anne karakteriyle düşünüp filmi yorumlamamak elde değil. aynı zamanda ingrid bergman'ın da sıkıntılı özel hayatında buna benzer örnekler bulabilmek mümkün. ingrid, roberto rossellini filmlerinden birinde yer almak için italya'ya gitmiştir. ingrid o sıralar petter lindstrom ile evliydi. rosselini de ayrı yaşasalar da başka biriyle evliydi. ingrid ve rosselini, ingrid'in hamile kalmasından dolayı eşlerinden ayrılarak birbirleriyle evlenmiştir. evliliğin hemen öncesinde çocukları roberto'yu doğurmuştu. bu olaylar o dönemde bir skandal yaratmıştı ve ingrid amerika'daki hayranlarının ilgisini epey kaybetmişti. çocuklarıyla aralarındaki ilişkiler tümüyle bilinemese bile yaşantıları çocukları ile aralarına mesafe koymuş olabilir. ​bu bilgiler ışığında filmdeki anneye baktığımızda iki ustadan da yansımalar bulabilmek mümkün.

film hakkında birkaç detaydan bahsetmek isterim ki belki izlemiş olanlar için yeni bir farkındalık yaratabilir belki.

filmin başından sonuna dek izleyici olarak anneden çok kızı eva'ya yakınlık duyarız. sanki o biraz daha haklıymış gibi gelir bize. ihmalkar bir anne tarafından sevgisizce büyütülmüş bir kadın olarak tutumu daha doğru gelir. ama bergman'ın senaryoyu oluştururken ilk bakışta böyle algılanan o şeyi bozduğunu sanıyorum. bir defa bergman'ın hiçbir şeyi öylesine yapmadığını biliyoruz. bir tablo, bir diyalog oradaysa o mutlaka bir anlama, amaca hizmet ediyor, bir kapı aralıyor. eva'nın 4 yaşındaki oğlu gölde boğularak ölmüş. bergman 4 yaşındaki bir çocuk için neden böyle bir ölümü seçmiş olabilir diye düşünmeden edemedim filmi izledikten sonra. sonuçta onu ölümcül bir hastalıkla uykusunda da öldürebilirdi. burada eva'ya da belli bir mesafeden bakmamızı istedi belki. annesinde gördüğümüz ihmalkarlığı belki onda da bulmamızı istedi. sonuçta 4 yaşındaki bir çocuk gölde nasıl ölebilir? tek başına mıydı? annesi neden orada değildi, diye sormamıza sebep oluyor işte bu. eva'nın annesinden daha fazla sevmeye açık olduğu evet tartışılamaz bir gerçek. ama belki bu detay* kardeşine bakması, oğlunu sürekli hatırlamasını onun bu suçluluk duygusunun bir parçasının olduğunu ifade ediyordur. kim bilir.
filmin daha başlangıcında eva'nın gözlüklü olduğunu gördüğümde "aha tamam demek ki bu karakterin bir sığınağı olacak ve bir yerde dökülecek, patlayacak" demiştim. bergman tarzı yönetmenlerde hiçbir detay öylesine değil çünkü. karaktere hiç gözlük taktırmayabilirdi sonuçta. bu açıdan bakınca eva'nın gözlüğü çıkardığı sahnelerde "daha çok kendi" gibi olduğunu gözlemlediğimi söyleyebilirim. bu belki aşırı bir yorumdur bilemiyorum ama filmin açılış sekansındaki "eğer birisi beni olduğum gibi severse, sonunda kendime bakmaya cesaret edebilirim belki" repliğini düşününce bu düşünce bana çok da saçma gelmiyor.
ayrıca "annenin başarısızlıkları kızı tarafından ödenecek" tarzındaki replik de aynı magnolia filmindeki "babalarının günahlarını çocuklar öder" sözü gibi incile yapılmış bir atıf diye düşünüyorum. belki toplumsal değil, daha biricik, bireysel ama benzer bir düşünce.


filmde anlamlandıramadığım iki nokta var. birinicisi, filmin adının güz sonatı olmasına rağmen açılış sekansında bergman'ın özellikleri gülleri gözümüze sokması, masada, kahvaltıda güllerin olması. ikincisi ise anne charlotte'nin filmin ilk çeyreğindeki telefon konuşması. hikayenin bütününü hiçbir şekilde etkilemeyen bu sahne ne anlama geliyor hala anlayamadım. bu sahneyi filmden çıkarttığımda olaylar bütünü hiçbir şekilde değişmiyor benim için, öyleyse neden var diye sormadan edememiştim film bittiğinde. belki ben bir şeyleri kaçırıyorum.

daha da çok şey yazılır ama neyse.* müthiş film, müthiş!
devamını gör...

yapılan bir diğer araştırmaya göre kalan %24 de sormayı unutmuşlar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim