cin diye bir şeyin olmadığı gerçeği
hakkında konuşuyoruz diyen arkadaşa dünyanın bir çok antik toplumuna ait mitolojiler hakkında da konuşuyoruz, onlar gerçek mi sizce? 3 başlı köpek falan? saçları yılan olan kadın?
devamını gör...
yazarların en sevdiği geçiştirme sözcüğü
amaaaaan
devamını gör...
do me a favour
alex turner'ın şarkı sözleri ile insanın suratına sert bir yumruk attığı arctic monkeys şarkısı. favourite worst nightmare albümü baştan sona efsane fakat bu şarkının başka bir çarpıcı yönü var. bir şeyleri kurtarmak yerine tüm bu durumu acı içinde kabul eden karakterin and do me a favor, and ask, if you need some help kısmında aslında şarkının genel gidişine baktığımızda bir nevi gerçekten gitmemi mi istiyorsun yoksa çabalamamı mı düşüncesi içerisinde son bir işaret beklemesi ve do me a favor, and stop flattering yourself cevabını aldıktan sonra aradaki tüm bağların koptuğunu kabul etmesi benim için büyük hüsrandır çünkü benim gibi anında durumu kabul edip ne halt etmesi gerektiği hakkında tek bir fikri olmayan insanların bir özeti gibidir. bu tamamen "bana bir işaret vermen gerek çünkü tamamen batırdım mı ve gitmem mi gerek yoksa çabalamam mı gerekiyor" anı, şarkı boyunca tamamen kabullenmiş ve acı içinde olan karakterin ilk defa durumu değiştirmek için son anda aklına gelen klasik 'bir şeye ihtiyacın olursa söyle' cümlelerini araya sıkıştırması ve karşılığında basitçe 'kibirli davranma, yağ çekmeye çalışma!' cevabından sonra orada sahiden istenmediğini fark etmesi şarkının vuruculuğunu oldukça yükseltiyor ve basit bir ayrılık şarkısı olmaktan çıkartıyor. şarkının sonunda alex'in dediği gibi: "s****r git dese daha kibar olurdu belki."
well, the morning was complete
where there was tears on the steering wheel, dripping on the seat
several hours or several weeks
ı'd have the cheek to say they're equally as bleak
pekala, matem bitmişti
gözyaşları direksiyondan koltuğun üzerine dökülüyorken
birkaç saat ya da birkaç hafta
biraz küstahlığa ihtiyacım olacak, ikisinin de aynı derecede iç karatıcı olduğunu söylemek için
ıt's the beginning of the end
the car went up the hill and disappeared around the bend
ask anyone, they'll tell you
that it's these times that it tends
to start to break in half, to start to fall apart
hold on to your heart
bu sonun başlangıcı
araba tepeye doğru ilerledi, ve virajın orada gözden kayboldu
her hangi birine sor sana anlatacaktır
genelde böyle zamanlarda eğilim gösterdiğin zaman
dağılmaya ve parçalara ayrılmaya
kalbine tutunmaya çalışırken
and do me a favor and break my nose
or do me a favor and tell me to go away
or do me a favor and stop asking questions
bana bir iyilik yap ve burnumu kır!
ya da bana bir iyilik yap ve defolmamı söyle!
ya da bana bir iyilik yap ve sorular sormayı bırak!
well, she walked away while her shoes were untied
when the eyes were all red
you could see that we'd cried
and ı watched, and ı waited 'til she was inside
forcing a smile and waving goodbye
yürüyüp uzaklaştığı sırada ayakkabıları bağlı değildi
ve gözler kıpkırmızıydı, ağladığımızı tamamen anlayabilirdiniz
ve ben izleyip bekledim o içeri girene kadar
zorlama bir gülüşle el sallayıp veda ederek
curiosity becomes a heavy load
too heavy to hold, too heavy to hold
curiosity becomes a heavy load
too heavy to hold, will force you to be cold
merak ağır bir yüke dönüşür
taşımak için fazla ağır
merak ağır bir yüke dönüşür, taşıması oldukça güç
soğuk olmaya itecek kadar
and do me a favor, and ask, if you need some help
she said, do me a favor, and stop flattering yourself
and to tear apart the ties that bind
perhaps "fuck off" might be too kind
perhaps "fuck off" might be too kind
"bana bir iyilik yap ve yardıma ihtiyacın varsa söyle!"
o "bana bir iyilik yap ve yağ çekmeyi bırak!" dedi
ve birbirine bağlanmış tüm bağları koparmak için
s****r git dese daha nazik olurdu belki
s****r git dese daha nazik olurdu muhtemelen
well, the morning was complete
where there was tears on the steering wheel, dripping on the seat
several hours or several weeks
ı'd have the cheek to say they're equally as bleak
pekala, matem bitmişti
gözyaşları direksiyondan koltuğun üzerine dökülüyorken
birkaç saat ya da birkaç hafta
biraz küstahlığa ihtiyacım olacak, ikisinin de aynı derecede iç karatıcı olduğunu söylemek için
ıt's the beginning of the end
the car went up the hill and disappeared around the bend
ask anyone, they'll tell you
that it's these times that it tends
to start to break in half, to start to fall apart
hold on to your heart
bu sonun başlangıcı
araba tepeye doğru ilerledi, ve virajın orada gözden kayboldu
her hangi birine sor sana anlatacaktır
genelde böyle zamanlarda eğilim gösterdiğin zaman
dağılmaya ve parçalara ayrılmaya
kalbine tutunmaya çalışırken
and do me a favor and break my nose
or do me a favor and tell me to go away
or do me a favor and stop asking questions
bana bir iyilik yap ve burnumu kır!
ya da bana bir iyilik yap ve defolmamı söyle!
ya da bana bir iyilik yap ve sorular sormayı bırak!
well, she walked away while her shoes were untied
when the eyes were all red
you could see that we'd cried
and ı watched, and ı waited 'til she was inside
forcing a smile and waving goodbye
yürüyüp uzaklaştığı sırada ayakkabıları bağlı değildi
ve gözler kıpkırmızıydı, ağladığımızı tamamen anlayabilirdiniz
ve ben izleyip bekledim o içeri girene kadar
zorlama bir gülüşle el sallayıp veda ederek
curiosity becomes a heavy load
too heavy to hold, too heavy to hold
curiosity becomes a heavy load
too heavy to hold, will force you to be cold
merak ağır bir yüke dönüşür
taşımak için fazla ağır
merak ağır bir yüke dönüşür, taşıması oldukça güç
soğuk olmaya itecek kadar
and do me a favor, and ask, if you need some help
she said, do me a favor, and stop flattering yourself
and to tear apart the ties that bind
perhaps "fuck off" might be too kind
perhaps "fuck off" might be too kind
"bana bir iyilik yap ve yardıma ihtiyacın varsa söyle!"
o "bana bir iyilik yap ve yağ çekmeyi bırak!" dedi
ve birbirine bağlanmış tüm bağları koparmak için
s****r git dese daha nazik olurdu belki
s****r git dese daha nazik olurdu muhtemelen
devamını gör...
herkes doğduğu ilde yaşasaydı ne olurdu sorunsalı
nüfus dağılımı şu şeilde olurdu;
2 milyon 839 bin 823 (bkz: şanlıurfa)
2 milyon 603 bin 448 (bkz: konya)
2 milyon 558 bin 75 (bkz: istanbul)
2 milyon 294 bin 58 (bkz: diyarbakır)
2 milyon 16 bin 454 (bkz: ankara)
2 milyon 839 bin 823 (bkz: şanlıurfa)
2 milyon 603 bin 448 (bkz: konya)
2 milyon 558 bin 75 (bkz: istanbul)
2 milyon 294 bin 58 (bkz: diyarbakır)
2 milyon 16 bin 454 (bkz: ankara)
devamını gör...
kadınların hoşlanma belirtileri
bırakın hoşlanmayı o hariç herkesten hoşlanabileceğimi zannetmesi için elimden geleni yapıyorum galiba
devamını gör...
cips sosu tarifleri
yoğurtlu sosa sarımsak eklenirse lezzeti arşa çıkar.
devamını gör...
yoldaş sizi takip etmeye başladı
benim ilk takipçimdir kendisi. sonra zaten arkadaş gibi olduk kendisiyle.
efendi adam her yerde kendini belli eder.
efendi adam her yerde kendini belli eder.
devamını gör...
ülkemizde küçümsenen meslekler
çobanlık ve çiftçilik tarım yani komple küçümsenen bir meslek. temiz iş kafasıyla burun kıvrılan bu sektör bence en iyisi bebeyim.
devamını gör...
güne bir kedi bırak
şu başlığı her okuduğumda bir miyav diyesim geliyor.
alın birde kedi koyayım altına.
kedinin benle bir alakası yok. uzaklardan bir arkadaş attı. kedicik, dünyanın parası verilip alınan, cinsi cins bir kedi değil. yüzde yüz sokak kedisi. fare yiyen, kuş kovalayan, hamamböceği avlayan bir kedi yani.
alın birde kedi koyayım altına.
kedinin benle bir alakası yok. uzaklardan bir arkadaş attı. kedicik, dünyanın parası verilip alınan, cinsi cins bir kedi değil. yüzde yüz sokak kedisi. fare yiyen, kuş kovalayan, hamamböceği avlayan bir kedi yani.
devamını gör...
disleksi
disleksi dehb ile paket halinde gelen (bkz: dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) bilinenin aksine ogrenme guclugu degil bir cesididir. disleksi okuma guclugudur. diskalkuli matematik ogrenmede gucluktur. disgrafi yazma guclugudur. dispraksi koordinasyon guclugudur. dehb'li bireylerde birkaci bir arada gorulebilirken bazen sadece biri de gorulebilir.
burada ele alinan kavram aslinda dehb'dir. bu paketin icinden disleksi, diskalkuli, disgrafi, dispraksi artik hangisi veya hangileri cikarsa. tanida bireyin iyi gozlemlenmesi gerekir. burada sinif ogretmenlerine, ebeveynlere buyuk rol dusmektedir.
gunumuzde gecmiste tanisi koyulmayip yillar boyu 'aptal, tembel' olarak nitelendirilmis 20 yasin uzerinde bircok dehbli birey var. bu yuzden kucuklukten itibaren cocugun cok cok iyi izlenmesi gerekir.
tedaviye gelinecek olursa, aslinda bunu tamamen ortadan kaldiracak bir tedavi yok. semptomlar bastirilabilir yada bilissel davranranisci terapi ile bireyin toplumla uyum saglamasi saglanabilir. ilac tedavisinde uyarici ilaclar recete edilir. en unlusu (bkz: concerta)(bkz: risperdal) gibi. ancak bildigim kadariyla 24-25 yaslarindan sonra devlet bu ilaclari karsilamamakta. evet dehb taniniz olsa dahi. ve de pahali ilaclar.
burada ele alinan kavram aslinda dehb'dir. bu paketin icinden disleksi, diskalkuli, disgrafi, dispraksi artik hangisi veya hangileri cikarsa. tanida bireyin iyi gozlemlenmesi gerekir. burada sinif ogretmenlerine, ebeveynlere buyuk rol dusmektedir.
gunumuzde gecmiste tanisi koyulmayip yillar boyu 'aptal, tembel' olarak nitelendirilmis 20 yasin uzerinde bircok dehbli birey var. bu yuzden kucuklukten itibaren cocugun cok cok iyi izlenmesi gerekir.
tedaviye gelinecek olursa, aslinda bunu tamamen ortadan kaldiracak bir tedavi yok. semptomlar bastirilabilir yada bilissel davranranisci terapi ile bireyin toplumla uyum saglamasi saglanabilir. ilac tedavisinde uyarici ilaclar recete edilir. en unlusu (bkz: concerta)(bkz: risperdal) gibi. ancak bildigim kadariyla 24-25 yaslarindan sonra devlet bu ilaclari karsilamamakta. evet dehb taniniz olsa dahi. ve de pahali ilaclar.
devamını gör...
bana soğuk bir yer söyle
emredersin!
görüyor ve arttırıyorum: klozet kapağı.
görüyor ve arttırıyorum: klozet kapağı.
devamını gör...
bedri rahmi eyüboğlu
"aşk bir eşkiyanın hayata itirazıdır...
susarsa çatışma, konuşursa savaş.
yazarsa destan.
severse devrim olur.
tut ki ben bir eşkiyayım."
kendisini, şiirlerini ve resimlerini çok sevsem de yasak aşkı için yazdığı 'karadut' şiirini -ki en sevdiğim şiiridir- keşke eşi için yazsaymış diyorum. bir gün yasak aşkı ölünce kendisini bu acıdan kurtaran eşi eren hanım olur ve çok sonra istanbul büyük kulüpte şiir okumasını isteyenlere eşi de oradayken bu şiiri okur. gözleri yaşlarla dolu, sesi titriyordur. oradaki herkes de şiirin kimin için yazıldığını biliyor eşi dahil. sonrası eşi oğlu ile birlikte bir süre paris'e gider ve ona bir mektup yazar. mektupta o gece ile ilgili "sanki böğrüme kızgın bir ütü yapışmış gibi olmuştum" der. mektubun sonunda da "allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın" der. sevindiğim nokta duaları kabul olur.bedri rahmi oğluna ve eşine geri döner ve vefatına kadar birlikte yaşarlar. ne kadar herkes bu yasak aşkı konuşsa ne büyük bir aşkmış onlarınki dese de ben bu hikayede hep eren hanıma üzülmüştüm en çok. hep eşini sevmiş ve onun yanında olmuş tabii ne olursa olsun sonunda o da mutlu olmuş. yani ben öyle düşünüyorum.
susarsa çatışma, konuşursa savaş.
yazarsa destan.
severse devrim olur.
tut ki ben bir eşkiyayım."
kendisini, şiirlerini ve resimlerini çok sevsem de yasak aşkı için yazdığı 'karadut' şiirini -ki en sevdiğim şiiridir- keşke eşi için yazsaymış diyorum. bir gün yasak aşkı ölünce kendisini bu acıdan kurtaran eşi eren hanım olur ve çok sonra istanbul büyük kulüpte şiir okumasını isteyenlere eşi de oradayken bu şiiri okur. gözleri yaşlarla dolu, sesi titriyordur. oradaki herkes de şiirin kimin için yazıldığını biliyor eşi dahil. sonrası eşi oğlu ile birlikte bir süre paris'e gider ve ona bir mektup yazar. mektupta o gece ile ilgili "sanki böğrüme kızgın bir ütü yapışmış gibi olmuştum" der. mektubun sonunda da "allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın" der. sevindiğim nokta duaları kabul olur.bedri rahmi oğluna ve eşine geri döner ve vefatına kadar birlikte yaşarlar. ne kadar herkes bu yasak aşkı konuşsa ne büyük bir aşkmış onlarınki dese de ben bu hikayede hep eren hanıma üzülmüştüm en çok. hep eşini sevmiş ve onun yanında olmuş tabii ne olursa olsun sonunda o da mutlu olmuş. yani ben öyle düşünüyorum.
devamını gör...
malkoçoğlu
bir adet yay ve kullandığı üç adet ok ile 4 kişiyi birden vurabilme yeteneğine sahip olan kurgusal karakter. cüneyt arkın tarafından canlandırılmıştır.
devamını gör...
oğlan
bir güzel gök oğuz* türküsü.
bozkırın kokusunu alıyor musun?
bozkırın kokusunu alıyor musun?
devamını gör...
beynin yaratıcılık işlevini kısa süreli yitirmesi sorunsalı
kafatasını yarıp,içinden beyni çıkarıp atma isteği uyandırır insanda.
''ulan ben ki yaratıcılıkta çığır açan bir insanım,ne oldu bana'' dedirtir,sinir bozar, her şey güzel gitse bile sırf bu durumdan tüm gün veya gece çöp olur.
insanlarla konuşma isteği olmaz,resim çizdirmez, envai çeşit müzik dinleyip hayaller kurdurmaz.
edit:ama ağlama isteği uyandırır.
''ulan ben ki yaratıcılıkta çığır açan bir insanım,ne oldu bana'' dedirtir,sinir bozar, her şey güzel gitse bile sırf bu durumdan tüm gün veya gece çöp olur.
insanlarla konuşma isteği olmaz,resim çizdirmez, envai çeşit müzik dinleyip hayaller kurdurmaz.
edit:ama ağlama isteği uyandırır.
devamını gör...
ölüm dışında olabilecek en kötü şey
devamını gör...
doom metal
doom metal, hüzün ve karamsarlık duygularını dinleyicisine sert bir şekilde hissettirmeyi amaçlayan bir heavy metal alt-türüdür. yavaş bir tempoda çalınmaktadır. candlemass türün öncüsüdür. ancak 1990 yılı itibari ile doom metal daha korkutucu bir havaya bürünmüştür. 90 ekolü doom metal ortaya çıkmıştır ve hala doom metal denilince akla gelen en güçlü ekol budur. bu ekolün ilk temsilcisi ise paradise lost isimli gruptur.
90'lı yıllara en büyük etki yapan başlıca albümler ise;
katatonia - brave murder day
paradise lost - gothic
opeth - orchid
novembers doom -amid its hallowed mirth
anathema - serenades
90'lı yıllara en büyük etki yapan başlıca albümler ise;
katatonia - brave murder day
paradise lost - gothic
opeth - orchid
novembers doom -amid its hallowed mirth
anathema - serenades
devamını gör...
eşkışkın
ışkın otu, doğu ve güneydoğu bölgelerindeki tüm illerimizin 1500 –2500 m yüksekliklerinde kayalık ve çakıl yamaçlarda kendiliğinden yetişmektedir. bazı kaynaklarda bu yükseklik 1000- 4000 m. arası olarak verilmektedir. ülkemiz dışında iran,suriye, ırak, ermenistan, azerbaycan, afganistan ve pakistan’da da yetişmektedir.
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
sana gitme demeyeceğim.
üşüyorsun ceketimi al.
günün en güzel saatleri bunlar.
yanımda kal...
üşüyorsun ceketimi al.
günün en güzel saatleri bunlar.
yanımda kal...
devamını gör...
gün doğumu vs gün batımı
ayışığı diyorum, hele dolunayda, gece yaşanan o ışığa, aydınlığa bayılıyorum, istanbul da yüksek bir noktada ve terasta sabaha kadar oturabilirim,
gün batımını da çok abarttıklarını düşünüyorum, akşam olurken benim içim sıkılır, özel olarak sevmem, sevmeyebilirim, buda benim sevmeme özgürlüğümdür, hakkımdır, illaki birini seçmek gerekiyorsa, sabah güneşin doğuşunu tercih ederim, özellikle yaz mevsiminde deniz kenarında harikadır,
bir akşam yazlık bir yerde bir tesisteyiz, çok methedilen bahçeli salıncaklı filan bir yerde yemek yemişiz, kahve içiyoruz, bende haddim olmayarak gün batımına sırtımı dönmüşüm, zaten meraklısı da değilim, orada bulunan kokoş bir teyzemiz, bir iki edebiyat eseri parçaladı, ve bir erkeğin bir kadınla olan randevusunda aynen benim gibi manzaraya sırtını dönen kadına, "gün batımına sırtını dönen bir insan beni nasıl anlayabilir" minvalinde bir şey söylediğinden bahsetti, ve bana da sordu neden izlemiyorsun...
teyzecim sen seviyorsun izliyorsun, ben sevmiyorum, izlemiyorum...
neden?
çünkü istemiyorum...
zevkler ve renkler gerçekten tartışılmamalı, ve sorgulanmamalı,
herkes aynı şeyleri sevecek isteyecek diye bir şey yok, sen seviyorsun, sen sensin...
ben sevmiyorum, ben benim...
gün batımını da çok abarttıklarını düşünüyorum, akşam olurken benim içim sıkılır, özel olarak sevmem, sevmeyebilirim, buda benim sevmeme özgürlüğümdür, hakkımdır, illaki birini seçmek gerekiyorsa, sabah güneşin doğuşunu tercih ederim, özellikle yaz mevsiminde deniz kenarında harikadır,
bir akşam yazlık bir yerde bir tesisteyiz, çok methedilen bahçeli salıncaklı filan bir yerde yemek yemişiz, kahve içiyoruz, bende haddim olmayarak gün batımına sırtımı dönmüşüm, zaten meraklısı da değilim, orada bulunan kokoş bir teyzemiz, bir iki edebiyat eseri parçaladı, ve bir erkeğin bir kadınla olan randevusunda aynen benim gibi manzaraya sırtını dönen kadına, "gün batımına sırtını dönen bir insan beni nasıl anlayabilir" minvalinde bir şey söylediğinden bahsetti, ve bana da sordu neden izlemiyorsun...
teyzecim sen seviyorsun izliyorsun, ben sevmiyorum, izlemiyorum...
neden?
çünkü istemiyorum...
zevkler ve renkler gerçekten tartışılmamalı, ve sorgulanmamalı,
herkes aynı şeyleri sevecek isteyecek diye bir şey yok, sen seviyorsun, sen sensin...
ben sevmiyorum, ben benim...
devamını gör...