rick and morty'nin "evil morty theme" bölümünde çalan, dizinin harikulade şarkılarından biri.
bölümün üzücülüğü mü beni etkiledi, yoksa şarkı mı bilemiyorum fakat ilk üç gün üst üste on kez dinledim şarkıyı.

şarkıyı seslendiren blode redhead bu arada. bilen bilir, bu dizide çalan en iyi şarkılardan biridir.


edit: düzeltme.
devamını gör...

5 yaşındaki yeğenimle evcilik oynarken birden, '' güneş gibisin biliyor musun, sana sarılınca çok ısınıyorum.. '' demişti. bunun üstüne çıkan daha olmadı hayatımda.
devamını gör...

eskiden iş imkanı oldukça geniş idi ukrayna'da. pek çok türk ve azeri yatırımcı var. kiev sokaklarında sürüsüyle türk'e denk gelirsiniz. zaten ukrayna'da yabancı direkt belli oluyo.

türk parası bu kadar değer kaybetmeden önce 7 grivna 1 liraya eşitti. sanırım şimdi 4 grivna 1 liraya eşit. hala yaşamak için uygun bi yer bence. yalnız ülkede ciddi bi dil problemi var. yaşamak için rusça bilmek şart. turistik yerlerde bile ingilizce bilen yok denecek kadar az. yemek kültürüne yabancılık çekmezsiniz. domuzdan sakınanlar dikkat etmeli ama. bi de eğer dönmeyi düşünüyosanız gitmeyin bence. eğer ilk görüşte aşka inanmıyorsanız, inanacaksınız. bir aşktan diğerine yelken açma süresi 10 saniye. ukrayna'dan sonra türkiye'ye dönecekseniz, hindistan aktarması yapın ki zihin güzellik standardını dengelesin arkadaşlar.
devamını gör...

bir başkasına ilgili sevgilidir. sizi sepetleyecektir. önce davranıp siz sepetleyin.
devamını gör...


elazığ'da 2 bin 340 rakımlı haroğlu dağı'nın zirvesinde tesadüfen bir böcek türü keşfedildi. türkiye'de çok nadir görülen "glaphyridae" ailesinden olan böceğe kürklü düğün adı verildi.

kentte yaşayan aynı zamanda müzisyenlik yapan yukarı fırat kültür, sanat ve arkeoloji derneği başkanı aygün çam, beste yapmak için çıktığı dağın zirvesinde düğün çiçeklerinin üzerinde renkleriyle göz kamaştıran böcek türünü fark etti. aygün çam, böceklerin fotoğraflarını çekerek, fırat üniversitesi biyomühendislik fakültesi öğretim üyesi entomolog prof. dr. inanç özgen ile paylaştı.

özgen, yaptığı incelemede, türkiye`de çok nadir görülen endemik türün uluslararası literatürde "pygopleurus koniae" olarak isimlendirilen "glaphyridae" familyasından bir böcek olduğunu tespit etti.


kaynak

işte küçük yaramazlar.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

benim için 2009’da otel odasında cep telefonumun kaybolmasıdır.

kemer’e arkadaşlarımın yanına tatile gitmiştim. nemden gece gündüz neredeyse odadan dışarıya adım atamıyorum, 2-3 günde bir arkadaşların çalıştığı club’a gidiyorum sadece, bazen de sabah kahvaltı yapıyoruz.

bir sabah kapım resmen yumruklanıyordu da, ona uyandım. arkadaşlar bana ulaşamamış cep telefonumdan, delirmişler. telefonumun nerede ve neden kapalı olduğunu soruyorlar, ben telefon yatakta diyorum. neyse çok uzatmayayım, telefonu aradık ettik (iğne deliğine kadar) bulamadık. şaşkınız hepimiz. aslında daha çok tırstık. en son uyumadan önce telefonu kurcaladığıma adım gibi emindim, hala da eminim.

o gece dışarı çıkmamıştım. yanımda kimse yoktu, yalnızdım (ki bu yüzden telefonla uğraşıyordum zaten). alkol sıfır. hiçbir şekilde uyuşturucu madde kullanımı yok (hiçbir zaman), antidepresan gibi uyku yapan ilaç yok. her şey sıfır. odaya giren yok, olsa duyarım, ne kadar derin uyursam uyuyayım kapı sesine karşı hassasım.

sonuç; telefon yok. buhar olup gitti.
devamını gör...

insanın başına her an her şey gelebilir, gücünü ve yüceliğini yitirmeyen tek varlık allah'tır anlamına gelen atasözü.
devamını gör...

günah keçisi kavramının tam karşılığı bu adamdır. cehennemi dünyada yaşamıştır. 1950 dünya kupası finali başlığında kendisinden biraz bahsetmiştim. lakin bu adamın yaşadıkları ve ona yapılanlar ciddi anlamda bir başlığı hak ediyor. işin aslına bakarsanız barbosa 1950 dünya kupasının parlayan yıldızlarından biriydi. ben kendisini sadece bizim maçta * yani brezilya-uruguay maçında izlemedim. kupa boyunca brezilya'nın maçlarını izleme fırsatım olmuştu ve barbosa'yı takip etme imkanına erişmiştim. adam tam anlamıyla bir kara panterdi. zaten brezilya milli takımının ilk siyahi kalecisidir kendisi ve takımı finale gelene kadar da çok ciddi kurtarışlara imza atmıştır. ne demişler? futbolda atanın da tutanın da iyi olacak. işte o brezilya milli takımının atanı da tutanı da iyiydi. ademir atıyor, barbosa tutuyor brezilya güle oynaya finale doğru gidiyordu. her şey tıkırındayken adam kahramandı. barbosa'nın şanssızlığı o gün bizim kaptan varela'nın, schiaffino'nun ve özellikle ghiggia'nın insan üzeri performans göstermesiydi. bu üçlüye kalecimiz maspoli tanrı modunu açarak destek olunca brezilya'nın mağlubiyeti kaçınılmaz oldu. kimse ademir'e laf söylemedi. oysa ilk yarım saatte en az üç net pozisyon harcamıştı. forvetler böyle durumlarda bir şekilde yırtıyor ve ihale hep kalecilere kalıyor. kaleciler zaten yalnız adamlardır. arkalarını kollayacak, onlara destek olacak kimseleri yoktur. direkler desen onlara da güvenemezsin, kariyer katilidir onlar. albert camus bile o üç direğin önünde durmuş olmanın verdiği psikoloji ile hayatına ve eserlerine yön vermiş bir adamdır. ne diyor kendisi bu konuda; ''ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.''

neyse işte futbol tanrıları kaleci şansı vermezse cehennemi barbosa gibi dünya'ya taşıyorsunuz. bakın o gün orada iki brezilya taraftarı intihar ederek öldü ve bunun tüm yükünü de bu adamın sırtına yüklediler. teknik direktör flavio costa kadın kılığında stattan kaçarken, barbosa böyle atraksiyonlara hiç girmedi. diğerleri unutuldu ama barbosa asla unutulmadı! kendisi ile rio de janeiro'da izbe bir barda karşılaşmıştım. yüz bana tanıdık geliyordu ama onun olacağına ihtimal vermemiştim. şüpheyle barmene sordum? sormaz olaydım. ''evet o!'' diye yanıtladı beni! tanrının gazabı bu gece de barımda!'' yavaşça yanına doğru ilerledim. kendimi tanıttım. büyük hayranı olduğumu ve kendisini 1950 dünya kupası boyunca gıpta ile izlediğimi anlattım. hafifçe gülümsedi. yıllardır böyle güzel sözler duymadığını söyledi ve beni yanına buyur etti.

''biliyor musun?'' dedi ''tanrının lanet olası her günü ghiggia'dan aynı golü yiyip, dizlerimin üzerine çöküp kalıyorum. yıllar boyu kendi ülkemde sokağa çıkmaya korktum. herkes bana vebalı muamelesi yaptı. onu geçtim takım arkadaşlarım bile benim hakkımda zehir zemberek açıklamalar yaptılar. oysa futbol bir takım oyunu. beni aslanların önüne attılar resmen!''

''zizinho'dan mı bahsediyorsunuz?'' diye sordum. sakince başını salladı.

''adam bana bir albatros gibi uğursuz olduğumu söyledi. bunu her yerde dile getirdi. milli takıma bir daha çağırılmamam gerektiğini bütün basın önünde haykırdı. daha fenası ne biliyor musun?'' nedir diye soru ile cevapladım kendisini...

''benim yüzümden brezilya milli takımının kalesine 35 yıl boyunca bir daha siyahi bir kaleci geçemedi. başkalarının önünde de engel oldum anlayacağınız.'' hüzünle birasından bir yudum aldı. kendi kendisine belirli belirsiz bir şeyler söyledi ve sözlerine devam etti; ''bir gün alışveriş merkezine gitmiştim bir şeyler almak için, bakın aradan 20 yıl geçmiş. bir kadın karşıma geçti. yanında torunu vardı. çocuğa parmağıyla beni göstererek; 'ona iyice bak! bütün brezilya’yı yasa boğan adam, işte bu!'' diye bağırdı bana. yerin dibine girmiştim resmen. o an yok olmak istedim, bu lanet bitsin istedim, yer yarılsaydı da yerin dibine girseydim...'' gülümsedi. komik değil mi? başımla onayladım kendisini.

barbosa anlattıkça ben şişiyordum. şiştikçe de mideyi şişiriyordum. bir bira daha istedim. barbosa bira içtiği için bende farklı bir şey istemedim. yeterince kaba davranılmıştı kendisine. düşünsenize insanlar hayallerini, hayatlarını çalan, ülkelerini altlarından çekip alan liderlerin peşinden bile sorgusuz sualsiz giderken, yediği bir gol yüzünden kendi halindeki bir kaleciye itibar suikastı yapıp, ona hayatı zindan etmekten geri durmuyordu. yaman çelişki bu insanoğlu. hani bukowski, ''kitlelerin dehası'' şiirinde diyor ya;

ortalama insanda
herhangi bir günde herhangi bir orduya
yetecek kadar ihanet,
nefret, şiddet
ve saçmalık vardır.


barbosa'nın yaşadıklarının özeti buydu. bende tam yerine rast geldi manzarayı koydum. şiirin bu bölümünü kendisine ezberden söyleyiverdim. öyle bir şen kahkaha attı ki anlatamam size. belki yıllardır bu şekilde gülmemişti. bira bardağını havaya kaldırdı ve şerefinize diye bağırdı. bu sefer gülümseyerek devam etti;

''bakın dedi ben bu lanetten kurtulmak için maracana stadı personeline rüşvet verip, o golü yediğim zamanki direkleri yerlerinden söktürüp yaktırdım. yaptım bunu. gerçekten yaptım.'' bir kahkaha daha attı. ''sonrasında arda kalan üç beş arkadaşımla birlikte o direklerin ateşi üzerinde mangal yaptık.''

bu sefer ben gülüyordum. lanetli direklerin mangalı da ne güzel olmuştur deyiverdim. karşılıklı kahkahalar atmaya başladık. adamın keyfini yerine getirmiştim.

''aslında bende de var biraz. bakın belli artık bunlar beni şeytanın yeryüzündeki büyük elçisi olarak görüyorlar. hatta ta kendisi olarak bile görüyor olabilirler. ama ben inatla koşulları hep zorladım. 1994 dünya kupasında brezilya milli takımının kampını ziyaret etmek istedim. kapılarına kadar gittim. ne oldu dersiniz.''

-e almadılar tabiki sizi.

''almadılar tabi. niye alsınlar yahu? o dünkü çocuk romario bile hakkımda ileri geri konuştu; 'başarının peşinde koşarken uğursuz olmak istemeyiz.' dedi benim için. neyse attığı güzel gollerin hatırına affettim ben onu. umarım oğlu kaleci olur.'' güzel bir kahkaha daha patlattı.

o gece 3 saate yakın bir sohbetimiz oldu barbosa ile. sene 1998'di. kendisi ile o barda tanışmamdan tam 10 yıl sonra vefat etti. gazeteler ''barbosa'nın ikinci ölümü.'' diye manşet attılar arkasından. bende usulca ''ölü adamla konuşmalar'' adlı hikayemi çekmeceme yerleştirdim. halen orada duruyor...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sadece sözlükte değil, her ortamda ve durumda yapmamış olsanız da yapmış sayılacağınız eylemdir. maalesef yaşamımızın her alanına öyle veya böyle girmiş bir şeydir siyaset. yanlış gördüğünüz bir şey için yanlış buluyorum diyemezsiniz çünkü hain olmaktan korkarsınız. doğru gördüğünüz bir uygulamayı övemezsiniz çünkü akçomar olmaktan korkarsınız. yeni yılın gelişini kutlamak istersiniz hristiyan özentisi olursunuz. yakıt almak istediğimde bile "bir sonrakinden alalım bu firma x gruba ait." diyeni gördü bu gözler. okuyacak gazete, izleyecek haber bulamazsınız, neyse uzatmayayım. bu kadar fanatizm içinde istemeseniz de bir yere çekileceksiniz. normal, dürüst, objektif birisi mi olmak istiyorsunuz? hep susacaksınız.
devamını gör...

giritadasında bir şehir. "görürsün hanya'yı konya'yı " sözünde bahsi geçen şehirdir.
devamını gör...

birinci sınıf müzik dersinde herkes sırayla şarkı söylüyordu.
bütün çocuklar mini mini bir kuş şarkısını söylerken ben çıkıp evlerinin önü boyalı direk söylemiştim. bütün sınıf baya eylenmiştik.ilk ve son konserimi hiç unutmam.
devamını gör...

sen bana nasıl karı dersin diyerek trip atan feministtir. evlenip evinin hanımı çocuklarının anası olacak olması, onu bu içler acısı durumdan kurtarmaya yetmeyecektir.
devamını gör...

(bkz: midnight in paris)
devamını gör...

edebiyatçı hakkında salah birsel şöyle demiş :
" fransızca'nın en elenikasını bilir. gece gündüz okur. bu yüzden gözlerinin gücünü her gün biraz daha yitirmiştir. ne var ki, o buna hiç aldırmaz. odasında masasının üstüne sandalyeyi koyar, kendi de sandalyeye çıkarak kitabını, ampule otuz santim uzaklıkta okur. bunu elektrik ampulunu aşağıya değin iletecek kordona verecek parası olmadığı için yapar. bunca parasız oluşunun nedeni ise eline geçen paranın tümünü kitaba yatırmasıdır. "
devamını gör...

"abi ne varsa eskilerde var, retro adamım ben abi yaa." diyen doğal seçilime uğrayası insan modelidir.
devamını gör...

hayatta daha önemli şeylerin olduğunu fark etmiş olabilecek insan.

herkes hayatının her döneminde sevgili edinmek zorunda değil. işine gücüne, okuluna falan odaklanmayı seçen akıllı insanlar var bu dünyada.

sevgili edinmek akılsızlık değil tabi ki. fakat "sevgiliii, sevgiliii..." diye sayıklayıp kafayı bununla bozmak derseniz evet, işte o bir akılsızlık.

kaderinizde olanı yaşarsınız ve o sizi bir şekilde bulur; siz onu aramasanız da. olmayan için ise kendinizi yırtmanıza gerek yok. bu nedenle bu tür işleri bir parça oluruna bırakın ve öyle yapanlara da "niye yalnız ki bu?" diye gerekçe aramayın.
devamını gör...

atamazsın o mesajı. atmamalısındır.
devamını gör...

değildir dediğim sorunsaldır. çok kısaca yazmak irdelemek istedim.

allah dediğimiz varlığı geçmişin, geleceğin ve şimdinin sahibi olarak görürüz. kader dediğimiz kavramı bir dere olarak hayal edelim ve bu dere durmadan akıyor. üstünde rastgele yerleştirilmiş taşlar var. hangi taşa basacağımız bizim irademiz dahilindedir. ama oraya türlü türlü taşlar da önceden koyulmuştur. yaptığımız ve başımıza gelenler aslında bizim seçimlerimizin sonucudur. ne diyor: "başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki allah birçoğunu da bağışlar." (şura 30)

biz insanlar, hiçbir zaman sorumluluk almak istemedik. ve hep sorunu başka şeylerde aradık. bunca kötülüğün temelinde de insan var. aç birini gördüysen ve o kişi acı çekiyorsa, sana onu gösteren allah'tır; o halde ona yine allah'ın sana verdiği nimetler ile yardım etmen gerekir. yapmıyorsan o insanın acı çekmesi senin suçundur. sen de aynı şekilde başka bir sebepten acı çekiyorsundur. mesela diyelim ki hastasın ve iyi hissetmen için tıp ilmini bir başkasına vermiştir. o kişi de sana yardım edecektir.

allah, her şeydir. allah, "başka" değildir. hiçbir şeyden bağımsız değildir.
devamını gör...

damadı bulmadan önce anasını bulma durumunda olması gereken kıstaslar bütünüdür.

ikide bir oğlumun evi deyip gelmesin çünkü oğlunun evi değil geleceği yer. oğlu artık başka biriyle yaşıyor.
fesatlık düşünmesin.
ben bilirimci tavra bürünmesin. gerçekten çekilmez.
makas alınmaya çalışıldığında ele gelir bir yanağı olsun. isteğe bak ulan neyse.
ee şey. bir de üstüne çikolata sosu lütfen!
devamını gör...

kim istemez ki tanımı artı yağmuruna tutulsun. yazarların daha fazla tanım yazmalarına sebebiyet verecektir, zararı olmadığı gibi faydası çoktur. ellerinizi korkağa alıştırmayın, yazarlar şevke gelsinki tanım girsinler yoksa nasıl olacak bu işler.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim