kara mizah
son dönemlerde herkes aptalca ve kabul edilmesi mümkün olamayan fikirlerini belirtip ama bu kara mizah der oldu . bilakis kara mizah çok ince bir çizgide ve zeka isteyen birşeydir. dümdüz aşağılamak değildir. bu tipler kadar her mizah unsuruna aşırı duyar kasanlardanda nefret ediyorum .
devamını gör...
yazarların alkol limitleri
her el yıkama sonrası bir avuç kolonya ile ferahlayacak kadar.
devamını gör...
komik ad soyad kombinasyonları
lisede müdür ve müdür yardımcısının soyadları coşkun ve azgın.
devamını gör...
çoğaltmak lazım
insanlarda kahkayı, çocuklarda gamsız gülen bakışları, gençlerde umudu çoğaltmak lazım.
devamını gör...
eski fotoğraflara bakarken hissedilenler
derin bir özlem...
güzel olan her şeyi geçmişte yaşamış gibi hissediyoruz. bugün de yarının geçmişi aslında. ama bugün mutlu hissetmiyoruz, aradan biraz zaman geçince "ahh, eskiden ne kadar da mutluydum.." diyoruz. bence bazı şeyler eskidikçe , anından uzaklaşınca daha da güzelleşiyor, anlam kazanıyor. anılarımızı hapseden fotoğraflar gibi.
güzel olan her şeyi geçmişte yaşamış gibi hissediyoruz. bugün de yarının geçmişi aslında. ama bugün mutlu hissetmiyoruz, aradan biraz zaman geçince "ahh, eskiden ne kadar da mutluydum.." diyoruz. bence bazı şeyler eskidikçe , anından uzaklaşınca daha da güzelleşiyor, anlam kazanıyor. anılarımızı hapseden fotoğraflar gibi.
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
" insafsızlık karşısında iyi kalabilmek incelik ister. "
devamını gör...
narcos
medellin ve cali cartellerini anlatan netflix dizisi. ilk iki sezonda medellin karteli ve pablo escobar anlatılır. üçüncü sezonda ise cali kartelinin bitirilişi anlatılır. ilk iki sezonda steve murphy ile javier peña pablo escobar ve medellin kartelini soruşturur. javier peña üçüncü sezonda cali kartelini bitirmek için mücadele eder. ancak gerçekte javier peña cali carteli soruşturmasına katılmamıştır. dizinin üçüncü sezonunda steve murphy yoktur.
bir de narcos: mexico var. o ise meksika kökenli uyuşturucu karteli guadalajara kartelinin kuruluşunu ve çöküşünü, kartele karşı mücadele eden kiki camerenayı ve onun öldürülüşünü ve kiki kamerana soruşturmasını anlatır.
bu dizilerde amerikan propagandası yok değil. güney amerika'daki uyuşturucu dünyasını merak ediyorsanız izleyebilirsiniz. gerçek olaylar da anlatılmış. gerçekte olan ama dizide değinilmeyen olaylar, yanlış anlatılmış olaylar, gerçekteki ile birebir aynı şekilde aktarılmayan karakterler, gerçekte olmuş olayları yanlış anlatan kısımlar var. yani dizi tamamen gerçekte olanları anlatmıyor. internetten araştırırsanız öğrenirsiniz. pablo escobar'ın oğlunun röportajı var dizi hakkında. bu yüzden puanım 6/10.
dizinin en beğendiğim yönü gerçek görüntülere yer vermesi. bu yönüyle biraz da belgesel gibi sanki ama dizi yönü elbette çok daha ağır basıyor.
ayrıca jeneriği çok güzeldir. jenerik
bir de narcos: mexico var. o ise meksika kökenli uyuşturucu karteli guadalajara kartelinin kuruluşunu ve çöküşünü, kartele karşı mücadele eden kiki camerenayı ve onun öldürülüşünü ve kiki kamerana soruşturmasını anlatır.
bu dizilerde amerikan propagandası yok değil. güney amerika'daki uyuşturucu dünyasını merak ediyorsanız izleyebilirsiniz. gerçek olaylar da anlatılmış. gerçekte olan ama dizide değinilmeyen olaylar, yanlış anlatılmış olaylar, gerçekteki ile birebir aynı şekilde aktarılmayan karakterler, gerçekte olmuş olayları yanlış anlatan kısımlar var. yani dizi tamamen gerçekte olanları anlatmıyor. internetten araştırırsanız öğrenirsiniz. pablo escobar'ın oğlunun röportajı var dizi hakkında. bu yüzden puanım 6/10.
dizinin en beğendiğim yönü gerçek görüntülere yer vermesi. bu yönüyle biraz da belgesel gibi sanki ama dizi yönü elbette çok daha ağır basıyor.
ayrıca jeneriği çok güzeldir. jenerik
devamını gör...
halk neden ayaklanmıyor sorunsalı
"yoksullar bodrumlarında atom bombası yapmayı öğrenene kadar geri kalanımızın sorunu yoktu."
der hiç sevmediğim yazar charles bukowski, hiç sevmediğim bir kitabında.
der hiç sevmediğim yazar charles bukowski, hiç sevmediğim bir kitabında.
devamını gör...
televizyon
vakti zamanında televizyonun icadıyla ilgili sanırım ya okan bayülgen'den ya da başka birinden bir kaç bir şey duymuş ve bu konu hakkında biraz araştırma yapmıştım.
öncelikle tanım olarak çokça kullanılan aptal kutusu tabiri üzerinden gitmekle işe başlayalım.
televizyonda gösterilenlerin insan zekasına adeta hakaret eden şeyler olduğu ya da insan üzerinde zekayı törpüleyici bir etkisi olduğu düşünüldüğünden olsa gerek böyle bir tanım yapılmış fakat her şeyden önce televizyonda gösterilen şeylerin insan üzerinde buyurucu, düşünmesini engelleyen (onun yerine düşünen) yani insanı edilgen kılan bir etkisi olduğundan dolayı böyle bir tanımının olması bana daha mantıklı geliyor.
bu aşamaya gelmesi adım adım olmuş. ilk olarak vakti zamanında amerika'da kapı kapı dolaşan pazarlamacıları düşünün, hani şu elektrik süpürgesi satanlardan. yaptıkları işe ve aldıkları ücretle televizyondaki reklamların yaptığı işi ve maliyetini kıyaslarsak aradaki fark daha belli olur.
pazarlamacılar kapı kapı dolaşır ve sadece bir ya da bir kaç ürünün tanıtımını yaparlar. oysa televizyonlarda reklam yoluyla çok daha fazla ürünün tanıtımı yapılır. vakit ve verim olarak avantajlıdır. ayrıca televizyonda satılabilir bir şey olduğundan reklamcılara kazanç sağlamasının yanında, pazarlamacılara gerek kalmamasına ve haliyle onlara verilecek ücretin cepte kalmasını sağlar.
biraz dağınık anlattım sanrım. onun için televizyonun ürün reklamı konusunda pazarlamacıların önüne geçmiş olma nedenlerini kısa kısa maddelerle tekrardan yazma gereği duyuyorum.
-daha kısa zamanda daha fazla ürün tanıtımı.
-daha az maliyet.
-ekstradan yeni bir ürünün satışı, yani televizyon.
haliyle sadece reklam yayını yapan bir televizyon sıkıcı olurdu. bunun içinde aralara insanların ilgisini televizyonun üzerinde tutabilmek için haber, dizi gibi yayınlar da yapıldı. normalde dizi ve haber gibi içeriklerin izlenmesi sonucunda şirketlerin bunu fırsat bilerek kendi ürünlerinin tanıtımını yapabilecekleri kısa reklamları aralara serpiştirdiğini düşünürüz, fakat işin aslı bunun tam tersi.
zaman içinde yayınlanan dizi ve benzeri içeriklerin de devletler tarafından bir reklam, daha doğrusu bir propaganda aracı olarak kullanılabileceğini keşfetmesi pek de zor bir şey değil.
sonuç olarak televizyon artık insanlara ürün, ideoloji, yaşam tarzı ve benzeri bir çok şey pazarlar oldu. pazarladıkları şeyler birbirini ama dolaylı ama doğrudan destekleyen şeyler tabii. bu kadar çok şeyin pazarlanır olması televizyonların insanlar üzerinde hipnotize edici pek çok taktikle dolu bir kutu haline getirdi. uzun lafın kısası aptal kutusu ya işte. daha fazla yazmak istemiyorum artık. gerisini siz getirin dostlar.
not: görselliğin olması insanı paralize ediyor yahu. ne bileyim, kanlı canlı biri yok elbette karşında ama konuşan biri var karşısında insanın ve o söylenenler sana karşı söylenmediğinden bir cevap vermiyorsun, haliyle pasifleşiyorsun.
öncelikle tanım olarak çokça kullanılan aptal kutusu tabiri üzerinden gitmekle işe başlayalım.
televizyonda gösterilenlerin insan zekasına adeta hakaret eden şeyler olduğu ya da insan üzerinde zekayı törpüleyici bir etkisi olduğu düşünüldüğünden olsa gerek böyle bir tanım yapılmış fakat her şeyden önce televizyonda gösterilen şeylerin insan üzerinde buyurucu, düşünmesini engelleyen (onun yerine düşünen) yani insanı edilgen kılan bir etkisi olduğundan dolayı böyle bir tanımının olması bana daha mantıklı geliyor.
bu aşamaya gelmesi adım adım olmuş. ilk olarak vakti zamanında amerika'da kapı kapı dolaşan pazarlamacıları düşünün, hani şu elektrik süpürgesi satanlardan. yaptıkları işe ve aldıkları ücretle televizyondaki reklamların yaptığı işi ve maliyetini kıyaslarsak aradaki fark daha belli olur.
pazarlamacılar kapı kapı dolaşır ve sadece bir ya da bir kaç ürünün tanıtımını yaparlar. oysa televizyonlarda reklam yoluyla çok daha fazla ürünün tanıtımı yapılır. vakit ve verim olarak avantajlıdır. ayrıca televizyonda satılabilir bir şey olduğundan reklamcılara kazanç sağlamasının yanında, pazarlamacılara gerek kalmamasına ve haliyle onlara verilecek ücretin cepte kalmasını sağlar.
biraz dağınık anlattım sanrım. onun için televizyonun ürün reklamı konusunda pazarlamacıların önüne geçmiş olma nedenlerini kısa kısa maddelerle tekrardan yazma gereği duyuyorum.
-daha kısa zamanda daha fazla ürün tanıtımı.
-daha az maliyet.
-ekstradan yeni bir ürünün satışı, yani televizyon.
haliyle sadece reklam yayını yapan bir televizyon sıkıcı olurdu. bunun içinde aralara insanların ilgisini televizyonun üzerinde tutabilmek için haber, dizi gibi yayınlar da yapıldı. normalde dizi ve haber gibi içeriklerin izlenmesi sonucunda şirketlerin bunu fırsat bilerek kendi ürünlerinin tanıtımını yapabilecekleri kısa reklamları aralara serpiştirdiğini düşünürüz, fakat işin aslı bunun tam tersi.
zaman içinde yayınlanan dizi ve benzeri içeriklerin de devletler tarafından bir reklam, daha doğrusu bir propaganda aracı olarak kullanılabileceğini keşfetmesi pek de zor bir şey değil.
sonuç olarak televizyon artık insanlara ürün, ideoloji, yaşam tarzı ve benzeri bir çok şey pazarlar oldu. pazarladıkları şeyler birbirini ama dolaylı ama doğrudan destekleyen şeyler tabii. bu kadar çok şeyin pazarlanır olması televizyonların insanlar üzerinde hipnotize edici pek çok taktikle dolu bir kutu haline getirdi. uzun lafın kısası aptal kutusu ya işte. daha fazla yazmak istemiyorum artık. gerisini siz getirin dostlar.
not: görselliğin olması insanı paralize ediyor yahu. ne bileyim, kanlı canlı biri yok elbette karşında ama konuşan biri var karşısında insanın ve o söylenenler sana karşı söylenmediğinden bir cevap vermiyorsun, haliyle pasifleşiyorsun.
devamını gör...
hijyenik ped alırken utanan kadın
hijyenik pedi geçtim, iç çamaşırı almak için bile utanan kızlar var. bir erkek ihtiyacı için zorlanmadan prezervatif alabiliyor ama bir kız ihtiyacı için utanmadan iç çamaşırı dahi alamıyor. peki, neyiz biz? gelişmekte olan bir ülke mi? güldürmeyin.
üstelik hiç utanmam, diyen kızlar bile kasaya giderken saklama ihtiyacı hissediyorlar. çok üzülüyorum öyle olduklarını görünce. okulda bile bazı arkadaşlarıma ben alırdım, sen utanmıyorsun, derlerdi. beni yollarlardı. hak mı bu kızlara bu tavır? *
üstelik hiç utanmam, diyen kızlar bile kasaya giderken saklama ihtiyacı hissediyorlar. çok üzülüyorum öyle olduklarını görünce. okulda bile bazı arkadaşlarıma ben alırdım, sen utanmıyorsun, derlerdi. beni yollarlardı. hak mı bu kızlara bu tavır? *
devamını gör...
başkası adına utanmak
bazı başlıkları gördüğümde hissettiğim şey.
devamını gör...
hz. muhammed
enbiya suresi 107. ayette gectigi gibi alemlere rahmet olarak gönderilen son peygamberdir. ayni zamanda kurduğu islam devletiyle kendisi bir devlet adamidir.
devamını gör...
falafel
bir çeşit sebze köftesi.
nohuttan lezzetsiz bir şey çıkmaz arkadaşlar.
falafel, humus, cips... sayısız şey yapabilirsiniz nohutla. ızgara yağlı bir balığın yatağı olarak kullandınız mı hiç mesela? kullanın. salatada? peki pancarla ne kadar yakıştığının farkında mısınız, mor bir humus almak istemez miydiniz efendim?
yalnız nohutun en güzel hali için bakınız topik.
kurşun atmam ama yerim. çok net!
neyse tarif vereyim. zaten çok basit bir yemek.
1 su bardağı nohut (haşlanmış ya da konserve nohut kullanmayın, kolay olsun diye humusta falan da konserve kullanıyorsunuz, kullanmayın abi, deli misiniz acaba? bu tarifte zaten dokulu bir kıvam arıyoruz, dolayısıyla bir gece önceden ıslatmak kafi, haşlanırsa püre gibi oluyor, un basmak zorunda kalıyorsunuz, tadı bozuluyor)
soğan
sarımsak
kişniş - maydanoz
tuz - karabiber - pulbiber
un
karbonat ya da kabartma tozu (ben limonlu karbonat kullanıyorum, fark yarattığını düşünüyorum açıkçası)
yani şimdi klasik tariflerde her şeyi rondodan geçir en son un ile şekillendir falan derler inanmayan açıp baksın da, ben bir ateşe tapar olarak, soğan sarımsağı önden bi’ kavuruyorum valla allah affetsin. çok az yağda ve yüksek ısıda soğan ve sarımsağı bir harladıktan sonra nohutu yeşilliklerle çekip soğan sarımsağı ekliyorum rondoya. en son da işte baharatlar ve karbonat 1 tatlı kaşığı kadar, un ile şekillendirip derin yağda kızartmaca. gibi gibi şeyler... çok basit ve lezzetli bir şey falafel. sosu da tahin, yoğurt, limon. yani*
nohuttan lezzetsiz bir şey çıkmaz arkadaşlar.
falafel, humus, cips... sayısız şey yapabilirsiniz nohutla. ızgara yağlı bir balığın yatağı olarak kullandınız mı hiç mesela? kullanın. salatada? peki pancarla ne kadar yakıştığının farkında mısınız, mor bir humus almak istemez miydiniz efendim?
yalnız nohutun en güzel hali için bakınız topik.
kurşun atmam ama yerim. çok net!
neyse tarif vereyim. zaten çok basit bir yemek.
1 su bardağı nohut (haşlanmış ya da konserve nohut kullanmayın, kolay olsun diye humusta falan da konserve kullanıyorsunuz, kullanmayın abi, deli misiniz acaba? bu tarifte zaten dokulu bir kıvam arıyoruz, dolayısıyla bir gece önceden ıslatmak kafi, haşlanırsa püre gibi oluyor, un basmak zorunda kalıyorsunuz, tadı bozuluyor)
soğan
sarımsak
kişniş - maydanoz
tuz - karabiber - pulbiber
un
karbonat ya da kabartma tozu (ben limonlu karbonat kullanıyorum, fark yarattığını düşünüyorum açıkçası)
yani şimdi klasik tariflerde her şeyi rondodan geçir en son un ile şekillendir falan derler inanmayan açıp baksın da, ben bir ateşe tapar olarak, soğan sarımsağı önden bi’ kavuruyorum valla allah affetsin. çok az yağda ve yüksek ısıda soğan ve sarımsağı bir harladıktan sonra nohutu yeşilliklerle çekip soğan sarımsağı ekliyorum rondoya. en son da işte baharatlar ve karbonat 1 tatlı kaşığı kadar, un ile şekillendirip derin yağda kızartmaca. gibi gibi şeyler... çok basit ve lezzetli bir şey falafel. sosu da tahin, yoğurt, limon. yani*
devamını gör...
sözlüğü pozitif bir ortama dönüştürmek
ecevit başbakan iken "haberler hep kötü haberleri yayınlıyor biraz pembe haberlerden bahsetseler güzel olur" tarzında bir açıklama yapmış, tüm gazeteciler pembe gözlük mü takalım demişti. şimdi bu talep bana o günleri hatırlattı.
devamını gör...
ajan portakal
sözlüğümüzün renginde olan ajandır, şaka şaka.
orjinal adı ile agent orange, abd'nin vietnam savaşı sırasında vietnam'da viet congluların gizleyebileceği orman alanlarını yok etmek, aynı zamanda gıda kaynağı olabilecek bitkileride öldürmek için hazırdıkları 1962'den 1971'e kadar vietnam'da alçaktan uçurulan uçaklarla havadan püskürttükleri bitki öldürücü ilaçtır. adını saklandığı varillerin üzerinde olan portakal rengi şeritlerden alır. ayrıca beyaz, mor, mavi, pembe ve yeşil ajanlarda savaş sırasında püskürtülmüştür, ancak en meşhuru ajan portakaldır.
karışımında bulunan dioxin denen madde nedeniyle daha sonra vietnamlılarda hamilelerde çok yüksek oranda düşük, cilt hastalıkları, kanser, doğan bebeklerde anormalliklere sebep olmuştur. topraktaki ve sudaki etkisi onlarca yıl daha geçmeyecektir. ikinci dünya savaşında iki atom bombası atan ve dünyada bu konuda tek olan abd, vietnam savaşındaki utançlarından birisine daha bu şekilde imza atmayı başarmıştır.
vietnam savaşında çarpışan abd, avustralya ve yeni zelanda askerlerinin savaş sonrası yaşadıları kanser vakalarında da bir numaralı suçludur. vietnam gazileri daha sonra abd hükümetine bunun için dava açmış ve tazminat kazanmışlardır.
konu ile ilgili kısa sayılabilecek belgesel:
orjinal adı ile agent orange, abd'nin vietnam savaşı sırasında vietnam'da viet congluların gizleyebileceği orman alanlarını yok etmek, aynı zamanda gıda kaynağı olabilecek bitkileride öldürmek için hazırdıkları 1962'den 1971'e kadar vietnam'da alçaktan uçurulan uçaklarla havadan püskürttükleri bitki öldürücü ilaçtır. adını saklandığı varillerin üzerinde olan portakal rengi şeritlerden alır. ayrıca beyaz, mor, mavi, pembe ve yeşil ajanlarda savaş sırasında püskürtülmüştür, ancak en meşhuru ajan portakaldır.
karışımında bulunan dioxin denen madde nedeniyle daha sonra vietnamlılarda hamilelerde çok yüksek oranda düşük, cilt hastalıkları, kanser, doğan bebeklerde anormalliklere sebep olmuştur. topraktaki ve sudaki etkisi onlarca yıl daha geçmeyecektir. ikinci dünya savaşında iki atom bombası atan ve dünyada bu konuda tek olan abd, vietnam savaşındaki utançlarından birisine daha bu şekilde imza atmayı başarmıştır.
vietnam savaşında çarpışan abd, avustralya ve yeni zelanda askerlerinin savaş sonrası yaşadıları kanser vakalarında da bir numaralı suçludur. vietnam gazileri daha sonra abd hükümetine bunun için dava açmış ve tazminat kazanmışlardır.
konu ile ilgili kısa sayılabilecek belgesel:
devamını gör...
kedi öpmek
bütün kedilere yapılması önerilmeyen harekettir.
bazılarının hoşuna gitmeyip, yüzünüzü dünya haritasına çevirme ihtimalleri vardır.
bazılarının hoşuna gitmeyip, yüzünüzü dünya haritasına çevirme ihtimalleri vardır.
devamını gör...
eşinin genital bölgesine demir çubuk sokarak öldüren adam
sözlükte küfür yasak olmasa demir çubukla başlayıp çok güzel cümleler kurardım bu tek hücreli canlıya.
devamını gör...
hayat eve sığmıyor
artık isyan ettiğim durumdur. bitsin bu zalım pandemi.
devamını gör...
sözlük yazarlarının yaşları
12 yaşındayım. hepinizden çok gencim. ağlayın. evet.
devamını gör...
