jesse sekidika
galatasaraylı bir futbolcu. az önce denizli maçında ilk golünü attı, umarım devami gelir aslan parçası.
devamını gör...
günaydın sözlük
gunaydin sözlük!
butun depresyomunun sebebi evde olmakmis bunu anladim. aylarrrr sonra dun plazama kavustum. bir beyaz yakali icin oldukca dayanilmaz deneyimler yasadim *
2 gundur evimde degil de can damarımiz olan otelde kahvalti yapıyorum, dun bir ara inanmazsınız avmye gittim. dalga geciyorum saniyorsunuz ama vallahi gecmiyorum.ben de saskinim senelerin aliskanliklarina kavusmak cok da mutlu etti beni...
e hadi bana afiyet olsun madem..
fotografi bilerek yamuk ekleyip size killik yapmiyorum, bu yamugu yapan ben degilim *
butun depresyomunun sebebi evde olmakmis bunu anladim. aylarrrr sonra dun plazama kavustum. bir beyaz yakali icin oldukca dayanilmaz deneyimler yasadim *
2 gundur evimde degil de can damarımiz olan otelde kahvalti yapıyorum, dun bir ara inanmazsınız avmye gittim. dalga geciyorum saniyorsunuz ama vallahi gecmiyorum.ben de saskinim senelerin aliskanliklarina kavusmak cok da mutlu etti beni...
e hadi bana afiyet olsun madem..
fotografi bilerek yamuk ekleyip size killik yapmiyorum, bu yamugu yapan ben degilim *
devamını gör...
karanlıktan korkmak
benimdir bu. daha veletken köy ziyaretinde gece yanan sobanın borusuna asılan ceketin oynayan gölgesini cin zannedip altıma yapmışlığım var. o gün bu gündür korkarım.
devamını gör...
iç enerji
bir sistem içindeki parçacıkların sahip olduğu her türlü hareketten kaynaklanan potansiyel ve kinetik enerjilerin toplamı. bu enerjinin kendisi doğrudan ölçülemez. ancak 2 farklı sistemin 2 farklı durumda ortaya çıkardığı iç enerji değişimi ölçülebilir.
bulunduğu ortamdan ısı alan sistemlerde iç enerji artar. ısı kaybı yaşayan sistemlerde ise iç enerji azalır.
bulunduğu ortamdan ısı alan sistemlerde iç enerji artar. ısı kaybı yaşayan sistemlerde ise iç enerji azalır.
devamını gör...
şimşekler
jean echenoz kitabıdır.
nikola tesla icatlar tarihinin en ilginç karakteri. elbette önünde saygı ile eğiliyorum alternatif akımın mucidinin. ama çok ciddi sorunları olduğunu da göz ardı etmemek lazım bu safdil dahiye hayranlık duyarken.
tesla öyle bir insan ki insan davranışlarını okuyunca bu kadar icadı yapıp yapamayacağı konusunda şüpheye düşüyor. deli desen değil, çocuk desen değil, saf desen değil. belki de dehayı tanımlamaya gücümüz yetmiyordur.
thomas edison’ın her türlü karaktersizliğini sineye çeken, çalıştığı diğer şirketten telif ücreti olarak alacağı milyonlarca doları bir kalemde silen, sonra da parasız pulsuz borç için de ölen bu dahi belki de haddinden fazla idealist davranmış olabilir.
tesla’nın hikayesini bu kez echenoz’un etkileyici anlatımıyla dinlemek iyi gelebilir size. üzülsem mi gülsem mi kızsam mı diyeceğinizin garantisini de bu kitaptan büyük keyif alacağınızın garantisini de ben veriyorum size.
nikola tesla icatlar tarihinin en ilginç karakteri. elbette önünde saygı ile eğiliyorum alternatif akımın mucidinin. ama çok ciddi sorunları olduğunu da göz ardı etmemek lazım bu safdil dahiye hayranlık duyarken.
tesla öyle bir insan ki insan davranışlarını okuyunca bu kadar icadı yapıp yapamayacağı konusunda şüpheye düşüyor. deli desen değil, çocuk desen değil, saf desen değil. belki de dehayı tanımlamaya gücümüz yetmiyordur.
thomas edison’ın her türlü karaktersizliğini sineye çeken, çalıştığı diğer şirketten telif ücreti olarak alacağı milyonlarca doları bir kalemde silen, sonra da parasız pulsuz borç için de ölen bu dahi belki de haddinden fazla idealist davranmış olabilir.
tesla’nın hikayesini bu kez echenoz’un etkileyici anlatımıyla dinlemek iyi gelebilir size. üzülsem mi gülsem mi kızsam mı diyeceğinizin garantisini de bu kitaptan büyük keyif alacağınızın garantisini de ben veriyorum size.
devamını gör...
yazarların unutamadığı film replikleri
“benim bu oyunda unuttuklarımı sen henüz öğrenmedin.”
yıllar evvel paristen sevgilerle filminde duyduğum bu replik hayatımın birçok alanında goygoy malzemesi olarak bana eşlik etmiştir.
yıllar evvel paristen sevgilerle filminde duyduğum bu replik hayatımın birçok alanında goygoy malzemesi olarak bana eşlik etmiştir.
devamını gör...
pencereden bakmak
insana hayat karşısında korunaklı ve görece özgür bir konum sağlayan asosyallik içerdiği kadar merak da içeren bir eylemdir.
franz kafka sokağa bakan pencere isimli bir öyküsünde bunu kendine göre açıklamıştı. kafkaya göre pencereden bakan kişi hem dışarıdan gelecek tehditlere karşı kendini korumaya almış hem de dışarıdaki hayata katılmak için bir imkan elde etmiş olur. pencere bir eşiktir kafka için. bu eşik fikri başka birçok yazısında da karşımıza çıkar.
1954 yapımı bir alfred hitchcock filmi olan rear windowda da pencerenin korunaklı konumunda bir suça şahit olan bir adamı izliyoruz ancak hitchcock pencerenin o kadar büyük bir güvenlik sağladığını düşünmüyor. çünkü pencere o korunaklı ortama açılan tek giriş değil.
büyük öykücü o.henry’nin muazzam öyküsü the last leaf ise pencereden bakmanın bizi hayata bağlayabileceğini anlatıyor. eğer bunu bizim için yapabilecek biri varsa pencereden dışarı bakıp gördüğümüz şey hayatımızı kurtarabilir yazara göre.
bir umur bugay eseri olan kapıcılar kralı ve bu filmden hareketle çekilen bizimkiler dizisinde de hep pencerede birisi vardır. ya meraklı bir mahalle teyzesi ya da olan biteni izlemeye bayılan meraklı bir sarhoş.
demem o ki pencere bize çok şey vaat eder ve vaatlerinin çoğunu da yerine getirir. güvenlik ya da tehdit, merak öğesi ya da bilgi kaynağı.
o zaman pencerenin perdesini aç bana göster yüzünü.
franz kafka sokağa bakan pencere isimli bir öyküsünde bunu kendine göre açıklamıştı. kafkaya göre pencereden bakan kişi hem dışarıdan gelecek tehditlere karşı kendini korumaya almış hem de dışarıdaki hayata katılmak için bir imkan elde etmiş olur. pencere bir eşiktir kafka için. bu eşik fikri başka birçok yazısında da karşımıza çıkar.
1954 yapımı bir alfred hitchcock filmi olan rear windowda da pencerenin korunaklı konumunda bir suça şahit olan bir adamı izliyoruz ancak hitchcock pencerenin o kadar büyük bir güvenlik sağladığını düşünmüyor. çünkü pencere o korunaklı ortama açılan tek giriş değil.
büyük öykücü o.henry’nin muazzam öyküsü the last leaf ise pencereden bakmanın bizi hayata bağlayabileceğini anlatıyor. eğer bunu bizim için yapabilecek biri varsa pencereden dışarı bakıp gördüğümüz şey hayatımızı kurtarabilir yazara göre.
bir umur bugay eseri olan kapıcılar kralı ve bu filmden hareketle çekilen bizimkiler dizisinde de hep pencerede birisi vardır. ya meraklı bir mahalle teyzesi ya da olan biteni izlemeye bayılan meraklı bir sarhoş.
demem o ki pencere bize çok şey vaat eder ve vaatlerinin çoğunu da yerine getirir. güvenlik ya da tehdit, merak öğesi ya da bilgi kaynağı.
o zaman pencerenin perdesini aç bana göster yüzünü.
devamını gör...
optik bilgisayar
çalışmak için elektrik akımı yerine ışık kullanan bilgisayar türü.
sıradan bir bilgisayarda elektrik akımı yani elektronların hareketi iş görür. optik bilgisayar bunun yerine ışığın en küçük birimleri olan fotonları kullanır.
bir optik bilgisayarın avantajları ve dezavantajları neler olabilir?
avantajlarını şöyle sıralayabiliriz:
- ışık demetleri birbirinin içinden geçebildiği için işlemler sırasında sorun çıkmaz.
- işlemler, sıradan bilgisayara kıyasla, çok daha hızlı gerçekleştirilebilir.
- kısa devre ihtimali yoktur.
- ısınma ve güç kaybı sorunu yoktur.
- donanım ömrü uzundur.
- veriler daha kolay işlenir.
dezavantajlarına gelince:
- bileşenlerinin üretimi yüksek maliyetlidir.
- henüz bir bilgisayar kasasına sığacak ölçüde küçük donanım geliştirilememiştir.
- windows, linux gibi işletim sistemlerinin hiçbiriyle uyumlu çalışmayabilir.
gelecek yıllarda bilgisayarların hologram benzeri birtakım teknolojiler kullanılarak monitörsüz şekilde kullanılacağına dair öngörüler ve bu yolda çalışmalar var. böyle bir durumda optik bilgisayarlar, donanım kısmında çıkabilecek uyumsuzluklardan büyük ölçüde kurtulmuş olacağından, optik bilgisayarlara geleceğin bilgisayarları gözüyle bakabiliriz. ancak çalışmalar sadece bu tip bilgisayarlar üzerinde yoğunlaşmıyor. kuantum bilgisayarı ya da dna computing gibi farklı bilgisayar türleri de var. kuantum bilgisayarlara da geleceğin bilgisayarları gözüyle bakabiliriz ancak dna bilgisayarları biraz daha hantal olduğundan bunların kullanım alanı büyük ihtimalle pek geniş olmayacak.
sıradan bir bilgisayarda elektrik akımı yani elektronların hareketi iş görür. optik bilgisayar bunun yerine ışığın en küçük birimleri olan fotonları kullanır.
bir optik bilgisayarın avantajları ve dezavantajları neler olabilir?
avantajlarını şöyle sıralayabiliriz:
- ışık demetleri birbirinin içinden geçebildiği için işlemler sırasında sorun çıkmaz.
- işlemler, sıradan bilgisayara kıyasla, çok daha hızlı gerçekleştirilebilir.
- kısa devre ihtimali yoktur.
- ısınma ve güç kaybı sorunu yoktur.
- donanım ömrü uzundur.
- veriler daha kolay işlenir.
dezavantajlarına gelince:
- bileşenlerinin üretimi yüksek maliyetlidir.
- henüz bir bilgisayar kasasına sığacak ölçüde küçük donanım geliştirilememiştir.
- windows, linux gibi işletim sistemlerinin hiçbiriyle uyumlu çalışmayabilir.
gelecek yıllarda bilgisayarların hologram benzeri birtakım teknolojiler kullanılarak monitörsüz şekilde kullanılacağına dair öngörüler ve bu yolda çalışmalar var. böyle bir durumda optik bilgisayarlar, donanım kısmında çıkabilecek uyumsuzluklardan büyük ölçüde kurtulmuş olacağından, optik bilgisayarlara geleceğin bilgisayarları gözüyle bakabiliriz. ancak çalışmalar sadece bu tip bilgisayarlar üzerinde yoğunlaşmıyor. kuantum bilgisayarı ya da dna computing gibi farklı bilgisayar türleri de var. kuantum bilgisayarlara da geleceğin bilgisayarları gözüyle bakabiliriz ancak dna bilgisayarları biraz daha hantal olduğundan bunların kullanım alanı büyük ihtimalle pek geniş olmayacak.
devamını gör...
uykuya geçiş anının hatırlanmaması
uyku bir süreçtir; anlık olan bir şey değildir. ilk uykuya dalan organ beynin ön kısmı olan frontal lob'dur çünkü diğer organlar mecburen kan dolaşımı, solunum ve boşaltım gibi mecburi faaliyetleri sürdürmelidir. frontal lob aynı zamanda bilincin merkezi olan pre-frontal lob'u da içinde bulundurur. uykuya daldığımız anı hatırlamayız; çünkü bilincin aktif olarak faaliyette bulunmadığı anlarda bilgi kalıcı hafızaya aktarılmaz, yani nöronlar arası bağlar oluşmaz. ayrıca beyin uykuya daldığında gaba isimli bir nörotransmitter de salgılar, vücut sakinleşir ve rahatlar.
devamını gör...
varmış gibi görünen ama aslında var olmayan şeyler
müge anlı'ya çıkan kadının kocasının evi.. yok gerçekten yok tam çıldırmalık.
devamını gör...
bir erkeğin tehlikeli olduğunu gösteren detaylar
bunu ölçmek çok nettir. bir erkeğin hitabı, kendini ele verir. bu yukarıda denilen şeyleri yapmayan ama yine de onlar kadar kötü, kültürsüz ve psikopat olan erkekler mevcuttur.
devamını gör...
akıl çağı
(bkz: akıl çağı)
sartre'ın özgürlüğün yolları üçlemesinin ilk kitabıdır. ayrıca bu kitap ile nobel ödülü kazanmış ve ödülü kabul etmemiştir.
serinin ilk kitabı mathieu karakteri üzerinden hem kendilerini arayan hem kendilerinden kaçan insanların özgürlüğü arayışları seçimleri yada seçimsizlikleri ve hayatlarını anlamlandırma çabaları etrafında geçer.
- " geçmiş günleri mi özlüyorsun" marcelle kuru bir sesle hayır dedi. o günleri değil. yalnızca o günlerde hayalini kurduğum yaşamı özlüyorum. sy 16
- ve birden " ihtiyarladım" diye düşündü. ihtiyarladım. şurada, bir sandalyenin üzerinde, gırtlağıma kadar kendi yaşamıma gömülmüş oturuyor ve hiçbir şeye inanmıyorum. sy 73
- jacques, özentili bir sevecenlikle mathieu dedi, seni, sandığından çok daha iyi tanıyorum ve bu yüzden de korkuyorum. epeydir, böyle bir şeyi bekleyerek üzüntüdeydim zaten: bu çocuk, senin isteyerek, dileyerek yarattığın bir durumun beklenen sonucudur, şimdi onu yok etmek istiyorsun, çünkü hareketlerinin sonuçlarına katlanmak, bu sorumluluğu yüklenmek istemiyorsun. işte sana gerçeği olduğu gibi göstereyim: belki şu anda yalan söylemiyorsun ama senin yaşamın, bütünüyle baştan sona yalan üzerine kurulu!
mathieu "jacques" dedi, " rica ederim, benim için üzülme! söyle bana , şu kendimden sakladığım, saklamak için yalan söylediğim şey neymiş?" gülümsüyordu.
o yalanla saklamaya çalıştığın şu ki dedi jacques, sen, kendinden utanan bir burjuvasın. ben, uzun tereddütlerden, aranmalardan sonra burjuva bir yaşamda karar kıldım, akıllı uslu bir evlenme yaptım, evlenmek gerek diye evlendim. ama sen, yaradılışınla, zevklerinle, içgüdülerinle burjuvasın, seni evlenmeye iten de işte bu içgüdüler. çünkü, sen benim gözümde zaten evlisin mathieu! sy 153
- sana gençlik yılların için tek kelime söylemiyorum, dedi. hatta bazı kötü maceralara sürüklenmeyecek kadar da akıllıca hareket ettin. ama ben kendi geçmişim için de aynı şeyleri söyleyebilirim. aslında ikimiz de, korsan dedelerimizden kalan içgüdülere uymuş olduk. ne var ki, ben bu içgüdüleri bir seferde, sonuna kadar kullandım ve tükettim. sen ise küçük dozlarla, her gün birazını kullanıyorsun, bir dikişte içip bitirmeye gücün yok. belki de sen, bana oranla daha az korsandın, işte senin şanssızlığında bu oldu. yaşayışın, basit bir temele dayanan ama bitmek bilmeyen bir isyan ve anarşi tiryakiliğiyle, seni düzene, ahlak sağlamlığına ve günü gününe diyebileceğim alışılmış yaşama iten derin ve güçlü bir içgüdü arasındaki çatışmadan ibaret! sonuç şu ki sen, sorumluluğu olmayan ihtiyar bir öğrenci olarak kaldın. ama dostum, biraz dur da kendine bak. otuz dört yaşındasın, saçlarına aklar düşmeye başladı. artık körpecik bir delikanlı değilsin anladın mı ve bu özentili bohem hayatı sana hiç yakışmıyor. zaten, bu bohem hayatı denilen şey de nedir ? bundan yüz yıl önce pek güzel, romantik bir fikirdi herhalde ama bugün artık modası geçmiş, ömrünü tüketmiş bir şey... artık akıl çağındasın, mathieu , akıl çağındasın ya da... ya da olmalısın!
mathieu " yok efendim" dedi. senin akıl çağı diye anlattığın şey, kendimden vazgeçme çağı benim için. ben bunu istemiyorum. sy 156-157
-" bütün ömrümce dişleri sökülmüş olarak yaşadım. " diye düşündü." evet, dişleri sökülmüş. asla ısırmadım, bekledim, bekliyor ve kendimi hep daha sonra gelecek günlere saklıyordum ve şimdi, birden gördüm ki hiç dişim kalmamış. sy 271
-
sartre'ın özgürlüğün yolları üçlemesinin ilk kitabıdır. ayrıca bu kitap ile nobel ödülü kazanmış ve ödülü kabul etmemiştir.
serinin ilk kitabı mathieu karakteri üzerinden hem kendilerini arayan hem kendilerinden kaçan insanların özgürlüğü arayışları seçimleri yada seçimsizlikleri ve hayatlarını anlamlandırma çabaları etrafında geçer.
- " geçmiş günleri mi özlüyorsun" marcelle kuru bir sesle hayır dedi. o günleri değil. yalnızca o günlerde hayalini kurduğum yaşamı özlüyorum. sy 16
- ve birden " ihtiyarladım" diye düşündü. ihtiyarladım. şurada, bir sandalyenin üzerinde, gırtlağıma kadar kendi yaşamıma gömülmüş oturuyor ve hiçbir şeye inanmıyorum. sy 73
- jacques, özentili bir sevecenlikle mathieu dedi, seni, sandığından çok daha iyi tanıyorum ve bu yüzden de korkuyorum. epeydir, böyle bir şeyi bekleyerek üzüntüdeydim zaten: bu çocuk, senin isteyerek, dileyerek yarattığın bir durumun beklenen sonucudur, şimdi onu yok etmek istiyorsun, çünkü hareketlerinin sonuçlarına katlanmak, bu sorumluluğu yüklenmek istemiyorsun. işte sana gerçeği olduğu gibi göstereyim: belki şu anda yalan söylemiyorsun ama senin yaşamın, bütünüyle baştan sona yalan üzerine kurulu!
mathieu "jacques" dedi, " rica ederim, benim için üzülme! söyle bana , şu kendimden sakladığım, saklamak için yalan söylediğim şey neymiş?" gülümsüyordu.
o yalanla saklamaya çalıştığın şu ki dedi jacques, sen, kendinden utanan bir burjuvasın. ben, uzun tereddütlerden, aranmalardan sonra burjuva bir yaşamda karar kıldım, akıllı uslu bir evlenme yaptım, evlenmek gerek diye evlendim. ama sen, yaradılışınla, zevklerinle, içgüdülerinle burjuvasın, seni evlenmeye iten de işte bu içgüdüler. çünkü, sen benim gözümde zaten evlisin mathieu! sy 153
- sana gençlik yılların için tek kelime söylemiyorum, dedi. hatta bazı kötü maceralara sürüklenmeyecek kadar da akıllıca hareket ettin. ama ben kendi geçmişim için de aynı şeyleri söyleyebilirim. aslında ikimiz de, korsan dedelerimizden kalan içgüdülere uymuş olduk. ne var ki, ben bu içgüdüleri bir seferde, sonuna kadar kullandım ve tükettim. sen ise küçük dozlarla, her gün birazını kullanıyorsun, bir dikişte içip bitirmeye gücün yok. belki de sen, bana oranla daha az korsandın, işte senin şanssızlığında bu oldu. yaşayışın, basit bir temele dayanan ama bitmek bilmeyen bir isyan ve anarşi tiryakiliğiyle, seni düzene, ahlak sağlamlığına ve günü gününe diyebileceğim alışılmış yaşama iten derin ve güçlü bir içgüdü arasındaki çatışmadan ibaret! sonuç şu ki sen, sorumluluğu olmayan ihtiyar bir öğrenci olarak kaldın. ama dostum, biraz dur da kendine bak. otuz dört yaşındasın, saçlarına aklar düşmeye başladı. artık körpecik bir delikanlı değilsin anladın mı ve bu özentili bohem hayatı sana hiç yakışmıyor. zaten, bu bohem hayatı denilen şey de nedir ? bundan yüz yıl önce pek güzel, romantik bir fikirdi herhalde ama bugün artık modası geçmiş, ömrünü tüketmiş bir şey... artık akıl çağındasın, mathieu , akıl çağındasın ya da... ya da olmalısın!
mathieu " yok efendim" dedi. senin akıl çağı diye anlattığın şey, kendimden vazgeçme çağı benim için. ben bunu istemiyorum. sy 156-157
-" bütün ömrümce dişleri sökülmüş olarak yaşadım. " diye düşündü." evet, dişleri sökülmüş. asla ısırmadım, bekledim, bekliyor ve kendimi hep daha sonra gelecek günlere saklıyordum ve şimdi, birden gördüm ki hiç dişim kalmamış. sy 271
-
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
normalde sinir bozucu derecede pozitif bir insanken yakın geçmişimde hayatın bana ''aynen aynen'' diyerek vurduğu sillelerle biraz sendelemiştim. bugün çok da saçma bir sebepten uzun bir gülme krizine girdim. hiç gülmediğimden falan değil ama gülmeyi özlemişim. böyle bir şey olabilir mi. oluyormuş.
devamını gör...
yazarların takipçilerine söylemek istedikleri
boyum kadar takipçim var :) hepinize sevgiler, hürmetler, var olun!
devamını gör...
sinema tarihinin en iyi oyunculuk performansları
one flew over the cuckoo's nest - jack nicholson
devamını gör...
kimsenin en sevdiği olmamak
üstteki yazarımıza katılıp 1 arttırıyor ve keşke kendimin bir erkek versiyonuyla karşılaşsaydım da onu çok sevseydim. dolaylı yoldan sadece kendimin en sevdiği olurdum galiba en azından. *
devamını gör...
sinirli bir insanı sakinleştirmenin yolları
genelde ilk birkaç dakika huyuna gidecek şekilde davranır, derdinin ne olduğunu anlamaya çalışırım. sorunu bulduğumuzda ise o konu hakkında düşünmesini ve algısını başka bir noktaya yöneltmeye çalışırım.
devamını gör...
kalp kalbe karşı
asli güngör - ferhat göçer ikilisine ait şarkı. dinler dinler olmayan aşkımızla tribe girerdik. *
devamını gör...
avrupa yakası
gülse birsel'in türk sitcom tarihine armağanıdır. her bölümü en az beş kere izlenmiştir. keşke çok çok çok daha uzun sürseydi.
devamını gör...
kuru kuru gitmeyen şeyler
(bkz: adana dürüm)*
devamını gör...