yorgunuz uğraşamıyoruz.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kelime dağarcığı kısıtlı ya da geri zekalı insanlar değillerdir. aksine genelde kelime dağarcığı oldukça fazla ve akıllı insanlardır. bununla ilgili bir sürü araştırma var fakat benim yakın zamanda okuduğum bir tanesinde (aşağıya linkini de koyucam) deneklere bir harf verilmiş ve bir dakika içerisinde o harfle başlayıp küfür olmayan kelimeleri söylemeleri istenmiş. daha sonra yine aynı kişilerin belirli bir süre içinde bildikleri tüm küfürleri etmelerini istemişler. ve tatataaamm. daha çok küfür bilen insanların kelime dağarcığı da diğerlerine kıyasla daha fazla çıkmış. ayrıca 2012’de yapılan başka bir araştırmada fazla küfür eden insanların diğer insanlara kıyasla daha dürüst olduğu tespit edilmiş. yani özetle; küfürbaz dediğiniz insanlar sandığınız kadar da geri zekalı, güvenilmez insanlar değillermiş.

kaynak
devamını gör...

dini bayramlar.
"minareden atlarım,
bayramını kutlarım."
devamını gör...

şarkı seçimleriniz nostaljiden kopamayan bünyeme o kadar iyi geldi ki. teşekkür ediyorum bu güzel akşam için sevgili supportgirl.
devamını gör...

nietzsche'ye dair bir şeyler yazacağım...

15 ekim 1844’te prusya’da doğan friedrich wilhelm nietzsche, sanıyorum ki bu kadar popüler olmasına karşın hakkında çok az şey bilinen ya da çoğunlukla yanlış anlaşılan ender insanlardan biri. sistematik bir öğretisi yok; metaforlarla bezeli edebi metinlerinde tekrar eden güç istenci, üst insan ve bengi dönüş gibi özgün kavramlarından yola çıkarak bir nietzsche felsefesi oluşturuyoruz. annesi, kız kardeşi, anneannesi ve iki teyzesi olmak üzere büyük ölçüde psikolojik sorunları olan beş kadınla birlikte büyüyen nietzsche, 18 yaşında inancından şüphe etmeye başlayana kadar dindar bir protestandı. 20’li yaşlarının hemen başlangıcında tanıştığı arthur schopenhauer’ın “isteme ve tasarım olarak dünya” adlı kitabında insan için istencin yadsınamaz varlığını ve varoluşsal karamsarlığı; wagner’in bestelerinde ise yıkıcı ve yaratıcı gücü buldu. etikten estetiğe eski değerlerin ve uygarlığın çöküşüne şahitlik eden nietzsche metafizik problemleri değil, yaşamı konu edinerek “nasıl yaşanmalı?” sorusunu yanıtlamaya girişti. yıkım ve yaratımın birlikteliği konusu nietzsche’yi nihilist olarak etiketleyenlerin genellikle gözden kaçırdığı bir detay. nietzche, wagner, hatta bu felsefe ve müzikten beslenen adolf hitler dahi var olan her şeyi yıkıp yeni bir ideal sunan kişilerdi. bu idealin doğruluğu her ne kadar tartışmalı olsa da, bu kişiler tarafından özellikle sanatın kudretinin vurgulanması tesadüf değildir; nitekim kendilerini yeni dünyanın yaratıcı sanatçısı olarak görürler. bu yüzden yaşamının son yıllarındaki nietzsche’den oldukça farklı olan onun felsefi insanı, yani üst insan, intihara meyilli veya melankolik değildir. aksine yaşam tutkusuyla doludur, eyleyicidir. peki üst insan kimdir?

1870’de almanya ve fransa arasındaki savaşa gönüllü olarak katılan nietzsche’ye cephedeki deneyimleri, tüm vahşi sonuçlarına rağmen güç ve iktidar arzusunun varlığını göstererek insanın en temel arzusunun sadece yaşamda kalmak olmadığını düşündürdü. bu yüzden geleneksel hıristiyan ahlakın öğütlediği sevgi, merhamet, kanaatkârlık, ölçülülük gibi değerlerin aslında sahte olduğunu, dahası bir çeşit köle ahlakını temsil ettiğini savundu. hıristiyanlık insanın doğasını anlayamamıştı. zayıf olanlar insanın özü olan tutku ve taşkın çoşkunun bastırılmasını bir erdemmiş gibi sunuyordu.

bu yüzden 1872 yılında yayımladığı tragedya’nın doğuşu’nda hıristiyanlık öncesi antik yunan toplumuna değin geri giderek hıristiyanlığın üzerini örtmediği gerçek insan ve doğal yaşam pratiklerini aradı. kitapta kurguladığı apollon ve dionysos ikilemi, akıl, düzen ve uyumun karşısına taşkınlık, çoşku ve tutkuyu koyarak insan yaşamının özü olan gerilimi gösterir. nietzsche’de tanrı, ontolojik bir problemden ziyade hıristiyan ahlakını temsil eder. bu açıdan tanrının ölümü, yeni dünyanın şafağında geleneksel değerlerin ölümüdür. eski iyi ve kötünün ötesinde hayatının sorumluluğunu alarak kendi değerlerini yaratma gücüne sahip üst insanı müjdeler. tanrının ölümüyle, insan kendi dünyasının yasa koyucusu yani tanrısı olur. bu açıdan ironik bir biçimde nietzsche’nin bir ahlak filozofu olduğu bile söylenebilir, tabii tersine-ahlak filozofu olarak… nitekim bengi dönüş kavramıyla davranışlarımızı sınayabileceğimiz hipotetik bir test dahi sunar: hayatın sonsuza dek tekrarlanacak bir döngü olsaydı, her bir günü sonsuza dek tekrar tekrar yaşayacak olsaydın, sen nasıl davranırdın?
devamını gör...

bu kadar mı kötü yazıyorum dedirten başlık.
devamını gör...

ticaret ile uğraşan venedik cumhuriyeti'nde başkent venedik'e gelen gemiler salgın hastalık bulaşmasın diye 40 gün şehir açıklarında bekletilirmiş. karantina kelimesi de italyanca "kırk" anlamına gelen "quaranta" kelimesinden gelir.
devamını gör...

yeni korkusu vücut sağlamken kafanın koyvereceği. unutmak, saçmalamak, evin yolunu şaşırmak, havaalanı yerine sinemaya, tuvalet yerine komşuya gitmek. 21. asrın sağlıklı insanının yaşlılığında kafayı sıyırma korkusu var.
devamını gör...

arnavutluk sınırında, ohrid gölü'nün kıyısında yer alan şehir. aynı zamanda krill alfabesinin mucitleri krill ve methody'nin de memleketiymiş, keza bir dönem bulgar patrikhanesi de burada mukimmiş. hakikaten güzel bir yer o ayrı...

2018'de kalkandelen'den zor bir yolculukla geldiğimiz akşam, şehrin dışında bir motele indik ve yürüyerek indiğimiz bir tavernada makedon gecesinde damat halayı çekip eğlendik, satır köfte yedik. ayrıca yunan uzosuyla beraber makedonların rakı dediği bir şey de vardı ama susuz içilen bu içki epey sertti.

ertesi sabah ise kale içinde gezmeye koyulduk. makedon bayrağının yanında gördüğümüz bizans bayrağı herhalde "biz de bizans torunuyuz" anlamına geliyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

elveda rumeli'nin de çekildiği kale içinde tarihi evlerin yanı sıra birçok da kilise var. bu kiliseler bizans yapısı olsa gerek, kümbet çatıları ve tuğlavari kesme taş yapılarıyla istanbul'daki kilise camilere epey benziyorlar. en büyükleri ayasofya, istanbul'daki adaşı gibi cami olarak da kullanılmış. rehberimiz, yakın zamana kadar minberin de içeride durduğunu ancak artık kaldırıldığını söylemişti. yalnız bazı pencerelerde osmanlı motifleri duruyor.

daha sonra şehir merkezinde biraz gezdik. tıpkı eskişehir gibi bir çarşısı var. taşbaşı çarşısında gezer gibiydim, belki izmirlilere de kemeraltı sokaklarını hatırlatmıştır. çarşının ortasında da minaresi yeniden yapılmakta olan ali paşa camii vardı. öbür uçta da minareli bir yapı, halveti dergahı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yapının önünde bir meydan ve büyük bir çınar ağacı var. altında otururken, 1908'de resneli niyazi hürriyet için dağa çıkıp zaferle indiği vakit bu ağacın altında konuşmuş mudur, bulgar çetecileri bu ağaca mı asmıştır diye düşünmedim değil. ayrıca dergâhı zamanında turgut özal da ziyaret etmiş.

daha sonra krill ve metody heykelleri önünden bir tekne turuna çıktık. ohrid gölü deniz gibiydi, hatta kafilede mayosunu almadığına pişman olanlar vardı. karaya inince de şehirden çıkıp karadrim gölüne gittik. göl yağmur ormanları gibi bakirdi. suyu ayna gibi berrak, havası da tertemiz. özellikle kirlenmesin diye gölde kürekli sandallarla geziliyor, motorlu taşıt bile girmiyormuş. suda kaplumbağalar yüzüyor ama yılan veya timsah yokmuş.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (ohri gölü)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (gölden ohri)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (karadrim gölünden)

gölün alt tarafında da bir ortodoks manastırı varmış. manastır tam bir ortaçağ manastırı, kilise ve sapellerinden rahip ve rahibe odalarına, okuldan kütüphaneye, etrafındaki vakıf arazilerine kadar. ayrıca sarı saltuk türbesi olarak bilindiği için müslüman ahali de ziyaret ediyormuş ama o gün ortodoks yortusu vardı. kurbanlar kesiliyor, manastırın simgesi tavus kuşları ortalıkta geziniyordu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel manastır kapısı
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel bizans üslubundaki şapel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel ziyaretçiler, balkonda da bir tavuskuşu var.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel tavuskuşlarının sesi karga gibi, ciyak ciyak...

manastır gezisinden sonra, uzun bir kontrolü müteakip arnavutluk sınırlarına girdik. enver hoca'nın türkiye'de bile takipçi bulan kendine özgü sosyalizm anlayışından sonra mafyatik bir dönemin başladığını, insanların turistlere karşı çok kaba olduğunu ve doğru dürüst tesis bulunmadığını anlatan rehberimiz bu sebeple bizi salmadı. tiran içinden şöyle bir geçtik, bir de elbasan'da tava yemeye durduk. esnaf lokantalarında yediğimize hiç benzemeyen, beşamel soslu ve soğanlı etten oluşan bir yemekti. yollarda kusmaktan fotoğraf çekemedim, o yüzden maalesef tiran içinde zorunlu olarak yapılmış bunkerleri de çekemedim. karadağ'a geldiğimizde akşam olmuştu. başkentleri podgoritsa'da dört yıldızlı olmasına rağmen beş yıldızdan pek farkı olmayan çok rahat bir otele indik. ertesi günkü rota, adriyatik kıyılarındaki turistik şehirler, kotor ve dubrovnik'ti...
devamını gör...

böyle mis gibi, denize atılmış herhangi bir çapa olmadan, dalgaların üzerinde ayaklar surf tahtası.
devamını gör...

"acı çekmek ruhun fiyakasıdır."

acı çekmek bir bağımlılıktır. nasıl ki bedenimizi terbiye etmek , dinç kalmak, daha iyi görünmek veya daha sağlıklı yaşamak için bedenimizi yormamız; 150 kilogram ile bench press yapmamız , günde 8 km koşmamız veya plates topunun üstünde zıplamamız gerekiyorsa ruhumuzu dinç tutmanın yolu da düzenli olarak acı çekmektir. belirli periyodik aralıklarla yaptığımız fiziksel aktiviteyi yapmayı bir anda kestiğimizde hem fiziksel hem de psikolojik bir boşluğa düşeriz, binaenaleyh acı çekmediğimiz zaman da elimiz ayağımız titreyecek, yoksunluk hissi beynimizin içinde dönüp duracaktır.

acı çekmeye alışmış bir insan, acı çekilen konunun unutulması veya durumun düzelmesi sayesinde bir rahatlamaya ulaşır. bu rahatlama hissi acı çekmesi sayesinde oluşmuştur. bunun tersi durumda, acı çekmeyen insan sürekli keyif halindedir ancak bunun farkında değildir. çünkü acıyı tatmadığı için içinde olduğu durumun güzelliğini içselleştirememiştir. n.ş.a'da periyodik olarak acı çeken insanı ele aldığımızda, acı çekme durumundan kurtulduğu anda keyif parametresindeki ani yükseliş inanılmaz bir haz vermektedir. işte acı çekmediğimiz zaman oraya buraya sataşıp kırılıp paramparça olmaya çalışmamızın sebebi budur.

son olarak konuyla ilgili düşüncelerimin gelişmesinde bana yardımcı olan , serdar ortaç'ın muhteşeme yakın şarkısında söylediği şu sözlerle tanımımı noktalamak istiyorum:

masumum, dışarıdan daha masumum
maalesef, bunun için sana mecburum
yüksek uçan kuşun, yüreği sarhoşun
acı çeker gibi, kölesi olmuşum
devamını gör...

şarap; hem kalbe yararlı hem soğuk ayaklara. için ısının, yanında bir de şiir kitabı okuyun.
devamını gör...

insanoğlu yaradılış gereği acı hissiyatına tepki vermeye programlanmıştır.
çok basittir denklemdir aslında, eğer bir şey acı veriyor ise, ondan uzak dur.
misal, eğer ateş elini yakıyor ise, bir daha dokunma veya yediğin bitki mideni ağrıttı ise bir daha onu yeme.
acı aslında vücudun bir koruma mekanizması olarak da düşünülebilir.
bir yerimizde sıkıntı çıktığında o bölge beyine sinyal yollar ve bu sinyalin karşılığı acı hissidir.
tabi bu her zaman fiziksel olmak zorunda değil, psikolojik ve duygusal kaynaklı çok ağır acılar da vardır.
can da öyle tatlıdır ki, insanlar acıdan korkmaya başlar zamanla.
fakat günümüz modern yaşam şeklinin getirdiği konfor insanları doğal yaşam alanlarından, doğanın içinden alıp betona hapis etmiştir. bunun yüzünden insanın fiziksel ve psikolojik gelişimi de değişime uğramıştır. şehir insanı yemeğini kazanmak için avlamak zorunda olmadığından veya göçebe bir hayat süremediği için ister istemez acının ne olduğunu unutmuştur aslında.
bu sebepten de, artık en ufak bir acı ihtimali bile strese sokar olmuştur onu. artık korkutuğu şey acının kendisi değil, acı yaşama fikridir. tabi burada bahsettiğim, nüfusun çoğunluğunu oluşturan şehir insanları.

bunların yanı sıra yine yaradılıştan gelen adapte olabilme/alışabilme güdüsü vardır insanoğlunun. bu da bizi evrim sürecinde ayakta tutan ve besin zincirinin en üstüne kadar çıkmamızı garantileyen bir hayatta kalma fonksiyonudur.

eğer birey yoğun ve sürekli olarak acı yaşıyor ise, adapte olma fonksiyonu zaman içerisine, yine hayatta kalma güdüsünden ötürü gelen acı fonksiyonunu baypas eder.
yani kişi elini ateşe götürdüğünde, bunun vücuda hasar verdiğini iletmek için uyarı veren, acı sinyalleri gönderen ve bunu koruma amaçlı yapan sistemin gönderdiği sinyali etkisizleştirir.
bunun nedeni ise aslında kişinin elini ateşe sokmaktan başka bir çaresinin olmadığını, adapte olma fonksiyonun algılaması fakat acı/uyarı fonksiyonunun algılayamamasıdır. kişinin akli sağlını korumak için, adapte olma fonksiyonunun, yine koruma amacı güden ama korumaktan çok zarar verdiğinin farkına varmayan acı/uyarı fonksiyonunu etkisiz hale getirmesi acıya alıştıran şeydir aslında.

bu yüzdendir ki zor günler geçiren,zor dönemler atlatmış, kayıplar vermiş insanlar, eğer hala ayaktalar ise kolay kolay yıkılmaz, etkilenmezler körpe acılardan.

üzerine kurulmuş felsefi bir okul da vardır bu düşüncenin stoa isminde.

şöyle güzel bir de sözleri vardır bu stoacıların;

"hayatın tamamı göz yaşları için ağlarken, kısımlarına ağlamak niye."
lucius annaeus seneca
devamını gör...

ısı ile sıcaklık farklı şeylerdir. çoğu zaman yanlış kullanılır, birbiri ile karıştırılır. odanın ısısını ayarla demek yanlış mesela, odanın derecesini yani sıcaklığını ayarla demek gerek.

ikisi arasındaki farkı en basit şekilde aklınızda kalacak şekilde anlatırsak;
ısı ; bir enerji şeklidir. sıcaklık ise enerji olmayıp, maddenin aldığı ısının ölçülen değeridir. yani bir cismin sıcaklık ve soğukluk derecesidir.

ısı; sıcak bir cisimden/ortamdan soğuk bir cisme/ortama doğru akar, yani dışarısı çok soğuk iken sıcacık evinizin kapısını açarsanız aslında dışarıdaki soğuk içeri girmez, sıcak olan evinizden dışarıya ısı kaçar. bu şekilde sıcak olan eviniz soğur, soğuk olan dışarısı nispeten ısınır (evinizin hacmi ile dışarının hacmi farklı olduğu için tabii ki dışarıyı ısıtamazsınız.)

ısı birimi: si birim sistemine göre joule'dür. bununla birlikte btu (british thremal unit) ve kalori de sık sık kullanılmaktadır.
sıcaklık birimi : celcius tur, dediniz ve yanlış bildiniz, çünkü si sistemine göre sıcaklık artık kelvin olarak kabul ediliyor. bkz: #400051

ısı kalorimetre ile ölçülür, sıcaklık ise termometre ile.

ısı büyük q harf ile, sıcaklık ise büyük t harfi ile gösterilir.
devamını gör...

manasız bulduğum bir başlık. cinsellik hayatın gerçeklerinden biridir. seks, sevişmek, penis, vajina bunlar da ayıp ya da günah değildir. toplulukta seks konuşulabilir, pornodan bahsedilebilir. çünkü porno da ayıp değildir.
devamını gör...

(bkz: kafa sözlük kulüpleri oyun kulübü) kulübe sözlük radyosunu getirdik, toplanıp dinliyor, bir yandan sohbet ediyoruz. zaten başlık adı altında 'oyun' kulübü olduğumuz için birazdan kalkıp oynamamız an meselesi! *
devamını gör...

hoş sohbet.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

üniversitede girdiğim ilk bütten 1 almıştım. sadece 1. hani o kadar da yazdım ettim yani. ayıptır be hocam. bütten de kaldım nihayetinde. kötü zamanlardı ama sevimliydi de.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim