akşam elektrik kesintinde sokaktan geçmek
adrenalin salgılanan durumdur.
oldukça korkutur, akla ruhani varlıkları getirir.
oldukça korkutur, akla ruhani varlıkları getirir.
devamını gör...
son zamanlarda ortaya çıkmış saçma kelimeler
müko
devamını gör...
spontane radyo yayını
buradayım ve pür dikkat dinliyorum sizleri! * sizler konuştukça yüzüm gülüyor.
yayınlarınızın süper ötesi geçmesi dileğiyle!
biraz da pazartesim renklensin. *
yayınlarınızın süper ötesi geçmesi dileğiyle!
biraz da pazartesim renklensin. *
devamını gör...
yazarların en türk özelliği
trafikte biri hata yaptığında kolumu camın dışında sallayarak, çek kenara diye bağırmak.
devamını gör...
insanlığa güncelleme gelse ilk istenecek özellik
empati kurabilme ve muhakeme kapasitemizi bir tık daha geliştirme.
devamını gör...
(tematik)
bomba imha uzmanı
gerçekten de oldukça zor olan meslektir. giydikleri kalın kıyafet de bombadan korunmak için değildir. eğer bomba imha edilemez ve patlarsa vücut parçalarının dağılmaması içindir.
devamını gör...
antinatalizm
çok çok kabaca üreme karşıtlığı denilse de, temelleri ve açıklamaları mantıklı ve etik sebeplere oturtulmuş felsefi bir görüştür.
bu konuyu tartışmak için önce insanı nereye konumlayacağımıza karar vermek gerekir. eğer insanı içgüdülerinin kölesi olan bir canlı olarak düşünürsek, yaşam amacını hayatta kalmak ve üremek olarak varsayarak konuyu basitçe kapatmak mümkün. fakat insan aklının içgüdüleri ile savaşa girdiğine kani olduysak konu artık tartışmaya açıktır. bir de dini temellerle konuyu tartışmak çok zor olacaktır. çünkü ahiret inancı yaşamın zorluklarına katlanmanın karşısında bir ödül vadeder ve konuya etik olarak yaklaşmak kolay olmaz.
antinatalistler üremeye ahlaki açıdan baktıklarında etik bulmazlar. çünkü ortada söz hakkı olmayan yeni doğacak olan birey vardır. ve yaşama fırlatılmak büyük riskleri de beraberinde getirir.
yaşamdan alınabilecek iki karşıt duyguyu baz alırsak, bunlar haz ve acı olacak, acı çoğu insan için terazide ağır basan kefede olacaktır. acıyı her zaman büyük buhranlar olarak düşünmek hatalı olur. yaşadığımız ufak stresler de acı kefesini yavaşça dolduracaktır. kendi yaşamına uzaktan bakmayı başarabilen insanların çoğu bu iki duygu arasındaki kıyasta hangisinin kazandığını görebilecektir.
bu görüşü düşünürken ana merkeze yaşayanı değil, yaşayan adayını koymak gerekir. çünkü yaşayan için artık geç kalınmıştır. henüz yaşamda olmayan için ise haz ve acıdan bahsedilemez. hiçlik vardır. ve eğer doğmazsa , farkındalık olmayacağından yaşayacağı hazlardan mahrum olması söz konusu olamaz. evet haz yoktur ama bir mahrumiyet de yoktur. aynı zamanda acı da yoktur. bu ise mazoşist bireyler haricinde kimse için sorun olmayacaktır.
peki neden hep üreme desteklenir. bunun en büyük sebebi çoğu insanın hala çok içgüdüsel davranarak konunun üzerinde hiçbir şekilde düşünememesidir. bile isteye değil, çoğu insan neden ürediğini düşünemez. sadece ister ve ürer. bu mekanizmaya ise en büyük katkıyı devletler sunar. tüm uygulamaları ile üremeyi destekler. çünkü devletin ihtiyacı tarih boyunca işgücü, asker ve vergi olmuştur.
konunun derinlerine inmek isteyenler için son dönem antinatalistlerden olan david benatar’ın better never to have been: the harm of coming into existence ( türkçeye, keşke hiç olmasaydık :var olmanın kötülüğü, olarak çevrildi) kitabını öneri olarak bırakayım. bir de kitap içerisinde geçen bir sözü;
"hayata varolmayışın kutsal sükunetini bozan, faydasız bir zaman dilimi olarak da bakabilirsiniz."- arthur schopenhauer
bu konuyu tartışmak için önce insanı nereye konumlayacağımıza karar vermek gerekir. eğer insanı içgüdülerinin kölesi olan bir canlı olarak düşünürsek, yaşam amacını hayatta kalmak ve üremek olarak varsayarak konuyu basitçe kapatmak mümkün. fakat insan aklının içgüdüleri ile savaşa girdiğine kani olduysak konu artık tartışmaya açıktır. bir de dini temellerle konuyu tartışmak çok zor olacaktır. çünkü ahiret inancı yaşamın zorluklarına katlanmanın karşısında bir ödül vadeder ve konuya etik olarak yaklaşmak kolay olmaz.
antinatalistler üremeye ahlaki açıdan baktıklarında etik bulmazlar. çünkü ortada söz hakkı olmayan yeni doğacak olan birey vardır. ve yaşama fırlatılmak büyük riskleri de beraberinde getirir.
yaşamdan alınabilecek iki karşıt duyguyu baz alırsak, bunlar haz ve acı olacak, acı çoğu insan için terazide ağır basan kefede olacaktır. acıyı her zaman büyük buhranlar olarak düşünmek hatalı olur. yaşadığımız ufak stresler de acı kefesini yavaşça dolduracaktır. kendi yaşamına uzaktan bakmayı başarabilen insanların çoğu bu iki duygu arasındaki kıyasta hangisinin kazandığını görebilecektir.
bu görüşü düşünürken ana merkeze yaşayanı değil, yaşayan adayını koymak gerekir. çünkü yaşayan için artık geç kalınmıştır. henüz yaşamda olmayan için ise haz ve acıdan bahsedilemez. hiçlik vardır. ve eğer doğmazsa , farkındalık olmayacağından yaşayacağı hazlardan mahrum olması söz konusu olamaz. evet haz yoktur ama bir mahrumiyet de yoktur. aynı zamanda acı da yoktur. bu ise mazoşist bireyler haricinde kimse için sorun olmayacaktır.
peki neden hep üreme desteklenir. bunun en büyük sebebi çoğu insanın hala çok içgüdüsel davranarak konunun üzerinde hiçbir şekilde düşünememesidir. bile isteye değil, çoğu insan neden ürediğini düşünemez. sadece ister ve ürer. bu mekanizmaya ise en büyük katkıyı devletler sunar. tüm uygulamaları ile üremeyi destekler. çünkü devletin ihtiyacı tarih boyunca işgücü, asker ve vergi olmuştur.
konunun derinlerine inmek isteyenler için son dönem antinatalistlerden olan david benatar’ın better never to have been: the harm of coming into existence ( türkçeye, keşke hiç olmasaydık :var olmanın kötülüğü, olarak çevrildi) kitabını öneri olarak bırakayım. bir de kitap içerisinde geçen bir sözü;
"hayata varolmayışın kutsal sükunetini bozan, faydasız bir zaman dilimi olarak da bakabilirsiniz."- arthur schopenhauer
devamını gör...
başarıyı engelleyen faktörler
harekete geçememek.
devamını gör...
eti portakallı topkek
topkek'in şahı, kralı ve ilk göz ağrısı meyveli olanı, ikinci sıradaki de kakaolu olanı. yokluğunda portakallı olanla idare edilebilir. yine de üstü kakaolu ve muzlu popkek kadar da ağır değildir.
devamını gör...
cumhurbaşkanlığı başdanışman şoförünün uyuştucuyla yakalanması
başka memleketlerde hükümet düşürecek skandallar bizde yaprak kıpırdatmıyor. galiba beynimiz alınmış.
devamını gör...
sadece türkiye'de karşılaşılabileceği düşünülen şeyler
ahşaptan yapılmış yangın merdivenleri.yer trabzon.
devamını gör...
fakir olmanın bateri çalmak için bir engel olmaması
engel tabiiki, engel ama engelleri aşanlar var, iyi şartlarda yetenekleri ortaya çıkanlar ne olacak..
peki ya oldurmaya çalışırken geçen zaman, emek...
bir şey istiyorsun, imkan yok, önce imkana nasıl ulaşacağını bul, imkanı da sen yarat, yapmak istediğin şeye giden yolu inşa et, yolu da sen yap, sonra o yola gir et, imkanları sağladıktan sonra, sabırla sıcak tuttuğun hevesini yaşa... herşeyi halletmek için yorulup üzüldükten sonra...
bir çocuğa verecek hiçbir şeyi olmayanlar, ne kadar da çok çocuk yapıyor ya,
bir konu bu kadar mı gerçeğiyle tezat olur..
inanılır gibi değil...
peki ya oldurmaya çalışırken geçen zaman, emek...
bir şey istiyorsun, imkan yok, önce imkana nasıl ulaşacağını bul, imkanı da sen yarat, yapmak istediğin şeye giden yolu inşa et, yolu da sen yap, sonra o yola gir et, imkanları sağladıktan sonra, sabırla sıcak tuttuğun hevesini yaşa... herşeyi halletmek için yorulup üzüldükten sonra...
bir çocuğa verecek hiçbir şeyi olmayanlar, ne kadar da çok çocuk yapıyor ya,
bir konu bu kadar mı gerçeğiyle tezat olur..
inanılır gibi değil...
devamını gör...
tüm yazarların profilinde kurucu yazması
yönetimin çocuk bayramını fantastik bir şekilde kutlama yöntemi. profilime bakınca bir an şok geçirdim. 41 yaşındaki adama da bunu yapmazsın be benjamin.
kardeşime bak herkesi koltuğuna oturtmuş. orgy meraklısı galiba.
kardeşime bak herkesi koltuğuna oturtmuş. orgy meraklısı galiba.
devamını gör...
tecumseh
tecumseh shawnee kabilesinin, panter koluna mensuptur. shawnee'lerin bu kolu savaş konusunda ciddi bir tecrübeye sahiptir. kendilerini shawnee'lerin askeri gücü olarak tanımlayabiliriz.
sciota nehri kıyısında, savaştan önceki gece yıkanarak arınırlar, savaş boyalarını sürerken, kutsal ruha zafer için yakarırlardı.
babası pukeshinwah bir savaş reisiydi ve panter klanının önemli savaşçılardan birisi olarak gösteriliyordu. point pleasant savaşı'nda oğlu henüz 6 yaşındayken öldürüldü.
babasını küçük yaşta kaybeden tecumseh'i ağabeyi chiksika ve shawnee'lerin ruhani lideri ''kara balık'' yetiştirdi.
kabilesine yapılan onlarca baskını küçük bir çocuğun gözlerinden gördü. kabilesiyle birlikte defalarca yer değiştirmek zorunda kaldı. çocukluğundan gençliğine kadar geçen dönem onun için ölüm ve sürgün demekti.
tabi bu dönem onun fikirlerinin oluşmasında da önemli bir evre olmuştur. küçük husumetler yüzünden birbirleriyle savaşan kabilelerin beyaz adam tarafından kolayca alt edilebildiğini gördüğü için, birlik fikri kafasında gençlik yıllarında yeşermeye başlamıştır.
katıldığı savaşlarda başlarda gözcülük görevini yerine getirmiş, sonrasında ise savaşlarda aktif olarak yer almaya başlamıştır.
tecumseh'in siyasi birlik fikri, katıldığı savaşlar sonrasında iyice pekişmiş ve neredeyse tüm kızılderili kabilelerini gezerek, onlara birliğin şart olduğunu anlatmaya çalışmıştır.
ona göre; ata toprakları bir bütündür. tüm kuzey amerika yerlilerine aittir. hiç bir kabile diğerlerini yok sayarak, topraklarını elden çıkaramaz veya terk edemez, bu sebeple tüm kabileler tarafından topluca müdafaa edilmelidir.
tecumseh'in bu fikirleri özellikle genç kızılderililer arasında hızla yayılmaya başladı. diğer kabilelerin reisleri, genç savaşçılardan gelen talepleri görmezden gelemediler ve kabilelerin ortak kararı ile bir kurultay toplanmasına karar verildi.
tecumseh bu toplantıda, yılanın kutsal toprakları sinsice dolaştığını, toprakların satılması konusunda kabileleri sincice soktuğunu söyleyerek, etkileyici bir konuşmaya imza attı.
yine bu konuşmasında ilk kez ''beyaz şeytan'' tabirini kullanarak, kızılderililer arasında bu tabirin yaygınlaşmasına sebep olmuştur.
birlik fikri çığ gibi büyüyordu...
her ne kadar karşıt görüşler ortaya çıkmış olsa da, ezici bir çoğunluk tecumseh'in arkasındaydı.
bu fikir ''beyaz şeytan''a da iletildi. tecumseh bu talebin kabul edilmeyeceğini bilse dahi, yine de meselenin barışçıl bir yolla çözülebilmesi için elinden geleni yapmıştır.
elde bir avuç kalan ata topraklarının kızılderili kanı akıtılmadan korunabilmesini sağlamak için eşsiz bir diplomasi mücadelesi vermiştir.
''beyaz şeytan''ın bitmez tükenmez açgözlülüğü ve acımasızlığı karşısında savaşmak zorunda oldukları kesinleştiğinde, tecumseh atalarının savaş boyalarını sürdü. ''gökyüzündeki panter'' artık savaş alanındaydı...
beyaz şeytan'ı defalarca küçük muharebelerde yenmiş olsa da, bu durum asla yeterli olmuyordu. yeni bir yol düşünmeliydi. tekrar diplomasiyi devreye soktu ve ingilizlerden siyasi ve lojistik destek alarak savaşmaya devam etti.
5 ekim 1813 günü ''thames river'' savaşında ingilizler savaş alanını terk edince, beraberindeki kızılderililerle birlikte yalnız başına kaldı.
çekilmeyi düşünmediler. son ana kadar savaştılar.
savaş alanında düşen sadece tecumseh'in bedeni değildi...
birlik hayali ve kabilelerin özgürlük isteği de orada toprağa karıştı.
bu büyük adamın, bedeni asla kabilesine iade edilmedi. ''beyaz şeytan'' onun ölüsünden bile korkmuştu. ölüm haberi, küçük çaplı direnişlerinde bir süre durmasına neden oldu.
''babam ! benim babam güneştir. benim annem topraktır; onun bağrına yatacağım! ''diyen ''gökyüzündeki panter'' her ne kadar onun bağrına düşmüş olsa da, bedeninin yerinin bilinmemesi kabilesi arasında büyük bir acıya sebep olmuştur.
derler ki, geriye kalan bir avuç shawnee, ne zaman başını göğe çevirse, usulca onun adını fısıldarmış...
dibine not: başlığı açan değerli yazar arkadaşımın söylediği gibi tecumseh'e dair türkçe'ye çevrilmiş bir kitap yok. bu cidden büyük eksiklik. yabancı kaynaklardan okumak isteyenler james laxer'ın ya da john sugden'ın onunla ilgili yazdığı kitapları okuyabilirler. her ikiside tecumseh'i ve mücadelesini ayrıntılarıyla anlatmıştır.
dibine not 2: başlığı açan değerli yazar arkadaşıma ayrıca teşekkürü bir borç bilirim. zira kendisi bu alanda, sözlükteki boşluğu doldurmaya gayret ediyor. meşguliyetler trenimden her inişimde kendisine katkı sağlamaya çalışacağım. var olsun.
sciota nehri kıyısında, savaştan önceki gece yıkanarak arınırlar, savaş boyalarını sürerken, kutsal ruha zafer için yakarırlardı.
babası pukeshinwah bir savaş reisiydi ve panter klanının önemli savaşçılardan birisi olarak gösteriliyordu. point pleasant savaşı'nda oğlu henüz 6 yaşındayken öldürüldü.
babasını küçük yaşta kaybeden tecumseh'i ağabeyi chiksika ve shawnee'lerin ruhani lideri ''kara balık'' yetiştirdi.
kabilesine yapılan onlarca baskını küçük bir çocuğun gözlerinden gördü. kabilesiyle birlikte defalarca yer değiştirmek zorunda kaldı. çocukluğundan gençliğine kadar geçen dönem onun için ölüm ve sürgün demekti.
tabi bu dönem onun fikirlerinin oluşmasında da önemli bir evre olmuştur. küçük husumetler yüzünden birbirleriyle savaşan kabilelerin beyaz adam tarafından kolayca alt edilebildiğini gördüğü için, birlik fikri kafasında gençlik yıllarında yeşermeye başlamıştır.
katıldığı savaşlarda başlarda gözcülük görevini yerine getirmiş, sonrasında ise savaşlarda aktif olarak yer almaya başlamıştır.
tecumseh'in siyasi birlik fikri, katıldığı savaşlar sonrasında iyice pekişmiş ve neredeyse tüm kızılderili kabilelerini gezerek, onlara birliğin şart olduğunu anlatmaya çalışmıştır.
ona göre; ata toprakları bir bütündür. tüm kuzey amerika yerlilerine aittir. hiç bir kabile diğerlerini yok sayarak, topraklarını elden çıkaramaz veya terk edemez, bu sebeple tüm kabileler tarafından topluca müdafaa edilmelidir.
tecumseh'in bu fikirleri özellikle genç kızılderililer arasında hızla yayılmaya başladı. diğer kabilelerin reisleri, genç savaşçılardan gelen talepleri görmezden gelemediler ve kabilelerin ortak kararı ile bir kurultay toplanmasına karar verildi.
tecumseh bu toplantıda, yılanın kutsal toprakları sinsice dolaştığını, toprakların satılması konusunda kabileleri sincice soktuğunu söyleyerek, etkileyici bir konuşmaya imza attı.
yine bu konuşmasında ilk kez ''beyaz şeytan'' tabirini kullanarak, kızılderililer arasında bu tabirin yaygınlaşmasına sebep olmuştur.
birlik fikri çığ gibi büyüyordu...
her ne kadar karşıt görüşler ortaya çıkmış olsa da, ezici bir çoğunluk tecumseh'in arkasındaydı.
bu fikir ''beyaz şeytan''a da iletildi. tecumseh bu talebin kabul edilmeyeceğini bilse dahi, yine de meselenin barışçıl bir yolla çözülebilmesi için elinden geleni yapmıştır.
elde bir avuç kalan ata topraklarının kızılderili kanı akıtılmadan korunabilmesini sağlamak için eşsiz bir diplomasi mücadelesi vermiştir.
''beyaz şeytan''ın bitmez tükenmez açgözlülüğü ve acımasızlığı karşısında savaşmak zorunda oldukları kesinleştiğinde, tecumseh atalarının savaş boyalarını sürdü. ''gökyüzündeki panter'' artık savaş alanındaydı...
beyaz şeytan'ı defalarca küçük muharebelerde yenmiş olsa da, bu durum asla yeterli olmuyordu. yeni bir yol düşünmeliydi. tekrar diplomasiyi devreye soktu ve ingilizlerden siyasi ve lojistik destek alarak savaşmaya devam etti.
5 ekim 1813 günü ''thames river'' savaşında ingilizler savaş alanını terk edince, beraberindeki kızılderililerle birlikte yalnız başına kaldı.
çekilmeyi düşünmediler. son ana kadar savaştılar.
savaş alanında düşen sadece tecumseh'in bedeni değildi...
birlik hayali ve kabilelerin özgürlük isteği de orada toprağa karıştı.
bu büyük adamın, bedeni asla kabilesine iade edilmedi. ''beyaz şeytan'' onun ölüsünden bile korkmuştu. ölüm haberi, küçük çaplı direnişlerinde bir süre durmasına neden oldu.
''babam ! benim babam güneştir. benim annem topraktır; onun bağrına yatacağım! ''diyen ''gökyüzündeki panter'' her ne kadar onun bağrına düşmüş olsa da, bedeninin yerinin bilinmemesi kabilesi arasında büyük bir acıya sebep olmuştur.
derler ki, geriye kalan bir avuç shawnee, ne zaman başını göğe çevirse, usulca onun adını fısıldarmış...
dibine not: başlığı açan değerli yazar arkadaşımın söylediği gibi tecumseh'e dair türkçe'ye çevrilmiş bir kitap yok. bu cidden büyük eksiklik. yabancı kaynaklardan okumak isteyenler james laxer'ın ya da john sugden'ın onunla ilgili yazdığı kitapları okuyabilirler. her ikiside tecumseh'i ve mücadelesini ayrıntılarıyla anlatmıştır.
dibine not 2: başlığı açan değerli yazar arkadaşıma ayrıca teşekkürü bir borç bilirim. zira kendisi bu alanda, sözlükteki boşluğu doldurmaya gayret ediyor. meşguliyetler trenimden her inişimde kendisine katkı sağlamaya çalışacağım. var olsun.
devamını gör...
gece gündüz
öğrencilerin dikkatini güçlendirmek ve uyarılara doğru tepkiler vermesini sağlamak amaçlı sınıf içi bir oyundur.
devamını gör...
ilk defa bir sözlük ortamına girenlere tavsiyeler
evet bu başlığı açarken bile doğru yapıp yapmadığıma emin değilim. bundan önce herhangi bir sözlük ya da platformda yazmadım. kafasözlüğe de başka bir sözlükte denk geldim (üye olmadan dolaştığım), gördüm, beğendim kayıt oldum. lâkin başlıkta da belirttiğim gibi olaya çok hakim değilim. belli ki bayağı bir tecrübeli yazarlarımız var. genel manada yapılan yanlışları ve yapılması gerekeni yazabilirlerse, ben ve benim gibi yeniler için yazma fırsatı veren kafasözlüğe daha düzgün, güzel bir başlangıç yapmış oluruz. şimdiden teşekkürler. arz ederim.
edit: entry aynı minvalde açılan başlığa taşınmış. teşekkürler uğraşan mod
edit: entry aynı minvalde açılan başlığa taşınmış. teşekkürler uğraşan mod
devamını gör...
erik satie
--- alıntı ---
alfred eric leslie satie(d.17 mayıs 1866 honfluer- ö.1 temmuz 1925 paris) fransız besteci,piyanist.
piyano eserleri,tiyatro ve bale müzikleri bestelemiştir.besteleri orijinal,mizahı minimalisttir.müzikte mizahın babası olarak tanınır.mizahçı kişiliği parçalarına verdiği adlarda(“armut biçiminde parça”)ve müziğe koyduğu anlatım biçimlerinde (“dişi ağrıyan bir bülbül gibi”) görülür.
--- alıntı ---
dinlemekten keyif aldığım eserleri:
gnossienne no 1
jazzopedie
alfred eric leslie satie(d.17 mayıs 1866 honfluer- ö.1 temmuz 1925 paris) fransız besteci,piyanist.
piyano eserleri,tiyatro ve bale müzikleri bestelemiştir.besteleri orijinal,mizahı minimalisttir.müzikte mizahın babası olarak tanınır.mizahçı kişiliği parçalarına verdiği adlarda(“armut biçiminde parça”)ve müziğe koyduğu anlatım biçimlerinde (“dişi ağrıyan bir bülbül gibi”) görülür.
--- alıntı ---
dinlemekten keyif aldığım eserleri:
gnossienne no 1
jazzopedie
devamını gör...
impostor sendromu
impostor sendromu (sahtekar sendromu) ilk olarak 1978 yılında psikolog suzanne ımes ve pauline rose clance tarafından tanımlanıyor. başlangıçta bu çalışmalarda ımpostor sendromu’nun yalnızca profesyonel iş yaşamına sahip kadınları etkilediği düşünülse de ikili cinsiyet yaklaşımıyla yapılan son araştırmalar, her iki cinsiyetten de bu sendromu yaşayan insanların, geniş bir aralığa sahip olduğunu ortaya koyuyor. farklı cinsiyet kimlikleri, meslek grupları ve hatta öğrencilerde de bu sendroma rastlamak mümkün. sendroma sahip bireyler, yaşadıkları duygu durum yoğunluğuna göre depresyon ve anksiyete de yaşayabiliyor ve bazen başarılı kariyerlerinden de vazgeçebiliyorlar.
başarılı insanlar başta olmak üzere, geniş bir yelpazede, insanları bu kadar etkileyen ımpostor sendromu hakkında ilk bilinmesi gereken şey, bu durumun patolojik bir hastalık olmadığı. ımpostor sendromuna sahip bireyler, genellikle başarılı ancak başarılarını içselleştiremeyen; başarısının kendi yetenek ve çabasından ziyade tesadüfen ve şans eseri olduğuna inanan ve tesadüfe dayalı kariyerinin, bir gün fark edileceği suçluluğu ile sürekli şüphe ve kaygı içerisindedirler. sendromun “sahtekar” olarak kavramsallaştırılması da “şans eseri” elde edilen başarının, kişi tarafından, bir gün fark edilecek bir sahtekarlık olarak algılanmasına dayanıyor ve bu sebeplerle sahtekar sendromuna sahip bireyler için başarı, mutluluk kaynağı olmaktan ziyade kaygı ve rahatsızlık verici bir hal alıyor.
devamını gör...

